Af ve Kurtuluş Gecesi Berat Kandili

Berat gecesi Şaban ayının 15. gecesidir. Bu gece; yaratılanların bir yıl içindeki rızıklarına, zenginliklerine, fakirliklerine, iyi veya kötü hallerine, ecellerine ve bütün bilgilerin Allah tarafından tayin ve takdir olur.

*             *             *

a)       Berat ne Demek?

Kelime olarak Berat: Borçtan, suçtan, cenazeden ve hastalık gibi musibetlerden kurtulmak demektir.

Dini terim olarak Berat: Günahlardan kalbin ve nefsin hastalıklarından kurtulmak demektir. Temizlenip, arınmak demektir.

Mübarek aylardan Şaban ayının 14. gününü 15. gününe bağlayan gece Berat gecesidir.

Bu gece, Rabbimizin kulları için mübarek kıldığı gecedir. Ayrıca günahkâr kulları için tanıdığı bir fırsattır. Zaten berat kelime olarak, aklanmak, arınmak ve kurtulmak anlamına gelir. Demek ki, bu gece, günahlardan kurtulma gecesi, af gecesidir. Tövbe ve istiğfarların kabul edildiği gecedir, bu gece.

Bu gece, farklı bir gece, Berat gecesi, kurtuluş gecesidir.

Hal böyleyken “Bu geceleri ihya diye bir şey yoktur” diyen kafa karıştıranlar vardır. Bunlar, nasipsizlerdir.

Günler içinde cumayı ve bayram günlerini nasıl inkâr edemezsek, geceler içinde de Mevlid Kandilini, Regaip, Miraç, Berat ve Kadir gecelerini diğer gecelerle bir tutamayız. Bu gecelerle ilgili ayet ve hadisler vardır.

Berat gecesi beratı almak için çok ibadet, çok dua ve tövbe etmek gerekir. Zekat verilmediyse, namaz kılınmadıysa, varlık içinde hac ibadeti yapılmadıysa, sıcak bahanesiyle oruç tutulmadıysa, bir gecede berat alınmaz.

Hayatta kıbleye dönmeyenin yüzünü kabirde çevirmek neye yarar? Beratı dünyada alamazsan ahirette kurtulamazsın.

*             *             *

                b) Berat’ın Önemi:

Bu gecenin İslâm tarihinde büyük bir önemi vardır:

1-       İnsanlığa rehber olarak indirilen Kur’an-ı Kerim Levh-i mahfuzdan dünya semasına bu gecede indirilmiş-tir.

2-       Kıble bu gecede değişmiştir. Daha önce Kudüs’e doğru namaz kılınırken Allah’ın emriyle Kâbeye dönülmüştür.

3-       İnsanların bir yıllık işleri bu gecede takdir olunur. İnsanların yapacakları tövbe, dua ve niyazla haklarındaki hükmü, lehlerine çevirebilirler.

Duhan sûresinin başındaki âyetlerde Rabbimiz: “Apaçık olan kitaba and olsun ki, biz onu kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu biz insanları uyarmaktayız. Katımızdan bir buyrukla her hikmetli iş o gecede hükmedilir” buyurmakla bu gecenin önemini haber vermiştir.

Peygamberimizin de haber verdiğine göre, bir yıl içinde nelerin olacağı, kimlere ne kadar rızık verileceği, kimlerin dünyaya geleceği, kimlerin bu dünyadan göçeceği bu gecede belirlenir. Geçmiş bir yılın iyi, kötü amelleri bu gecede Allah’a arz olunur.

4-       Bu gece rahmet ve mağfiretin sağanak sağanak indiği, Allah Rasulü’ne şefaat hakkının verildiği, yapılan her ibadete karşılık rahmet hazinesinden sayısız hasenatın verildiği bir şefaat gecesidir.

Hz. Aişe (ra) anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalât ü vesselâm buyurdular ki: Allah Teâla Hazretleri, Nısf – u Şa’ban gecesinde dünya semasına iner ve Kelb kabilesi’nin koyunlarının tüyünün adedinden daha çok sayıda günahı affeder.” (Tirmizi, Savm 39)

5-       Bu gece bir yıllık ameller değerlendirilir. Bir yıllık işler de tayin ve takdir edilir.

Kur’an-da: “Allahü Teala, dilediği hükmü kaldırır veya değiştirir veya tespit edip yerinde aynen bırakır. Bütün kitapların anası, esası Allah indindedir.” (Rad Sûresi: 39)

“Her iş bu gecede tayin olunur” (Duhan: 4) buyrularak her şeyin bu gecede tayin ve tespit olunduğu bildirilmiştir.

6- Bu gecede af dileyen af olunur.

Sevgili Peygamberimiz, bizim de bu geceyi ibadetle geçirmemizi tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuşlardır: “Şaban ayının 15. gecesini ibadetle geçirin, gündüzünde oruç tutun. Çünkü Yüce Allah, bu gece güneş doğuncaya kadar dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve şafak sökene kadar, Tevbe eden yok mu, affedeyim. Rızık isteyen yok mu, rızık vereyim. Hastalığına şifa isteyen yok mu, şifa vereyim. Daha ne gibi istekleri varsa istesinler, vereyim!” buyurur. (İbn Mâce, İkame 191)

Hz. Aişe (r.anha) validemizin rivayetine göre, Peygamber Efendimiz, Berat gecesini ibadetle geçirmiş ve kıldığı namazın secdesinde şöyle dua etmiştir: “Allah’ım! Azabından affına, gazabından rızana sığınıyorum. Ya Rabbi! Senden yine Sana sığınıyorum. Sen yücelerden yücesin, Seni layık olduğun şekilde medhü sena edemiyorum. Sana layık bir şükürle şükredemiyorum. Sen ancak kendini övdüğün gibisin.” (İbni Mace, C. 1, s. 444)

Hz. Aişe (ra)’dan rivayetle Efendimiz:

–          “Aişe! Bu gece hangi gecedir?” diye buyurdu. Ben de:

–          “Allah ve Resulü en iyi bilir.” dedim. Resulallah:

–          “Bu gece Şaban’ın on beşinci gecesidir. Bu gecede dünya işleri ve kulların amelleri Allah-u Teala’ya arz olunur. Be gecede Allah’ın cehennemden affettiği kimselerin adedi, Beni Kelb kabilesinin koyunlarının kılları sayışıncadır.” buyurdu ve:

–          “Hz. Aişe! Sen bu geceyi benim ibadetle geçirmeme izin verir misin?” dedi. Ben: “Evet, buyurun.” dedim.

Peygamberimiz (sav) namaz kılmaya başladı. Kıyamı hafif tuttu. Secdesini ise gecenin yarısına kadar uzattı. Sonra ikinci rekata kalktı. Kıraatını hafif ettikten sonra secdeye vardı. Sabaha kadar secdede kaldı. Ben Resulallah’ın o kadar uzun secdede kalmasından ruhu kabzoldu sanmıştım. Bu endişe ile mübarek ayaklarına dokundum. Vefat etmediğini anladım. O secdesinde şöyle dua ediyordu:

“ Ya Rabbi! Sana kendimden geçerek secde ediyorum. Yürekten inandım Sana. Nimetini ikrar, günahımı itiraf ederim. Nefsime zulmettim; Beni affet. Çünkü senden başka günahları bağışlayan yok.

Allah’ım! Cezandan affına sığındım. Gazabından rızana. Seni ancak Senin kendini sena ettiğin gibi sena ederim.”

Ben: “Ya Resulallah! Bu gece secdelerinde başka zamanlarda duymadığım kadar dualar yaptınız.” dedim. Resul-i Ekrem (sav):

–          “Ya Aişe! Sizler de o duaları öğreniniz, öğretiniz ve yapınız. Çünkü o duaları bana secdelerde söylememi Cibril aleyhisselam emretti.” buyurdu.

Bu gecede:

1-       Her iş bu gecede tayin olur.

2-       Bu gece kurtuluş gecesidir.

3-       İlahi rahmet bu gecede iner.

4-       Allah’ın affı herkesi kuşatır.

5-       Bu gece Peygamberimize şefaat hakkı verilmiştir.

*             *             *

                c) Bu Gecenin Kutsallığı Nereden Gelir?

1)       Cenab-ı Allah: “Bütün hikmetli işler, bu gece tayin olunur” buyurmuştur. (Duhan: 4)

2)       Bir yıllık işler (rızık gibi, ecel gibi bütün işler) bu gece tayin ve tespit edilir.

3)       Geçen yılın işleri de bu gece Allah’a arz olunur.

4)       Kur’an bu gece gök semasına inmiştir. Hz. Peygamber, Kur’an-a gereken değeri vermeyen ve hatta onunla alay edenlerden yakınarak şöyle demişti: “Ey Rabbim! Bunlar Kur’an-ı büsbütün terk ettiler.” (Furkan: 30)

5)       Kıble bu gecede değişmiştir.

6)       Peygambere şefaat hakkının üçte biri 13. gece, üçte biri 14. gece, tamamı ise 15. gece yani bu gece verilmiştir.

7)       Bu gece, rahmeti ilâhî tecelli eder.

8)       Bu gece, kurtuluş gecesidir. İsteyen kurtulur.

9)       Bu geceki ibadetlerin fazileti büyüktür. Sevabı da kat kattır. İsyanın, ilgisizliğin de cezası büyük ve kat kattır.

Çok önemli işlerin olduğu, hakkımızda önemli kararların alındığı geçen amellerimizin Allah’a arz olunduğu bu geceyi diğer gecelerden farklı geçirmek için elden gelen gayreti göstermeliyiz.

Resulallah (sav) Hz. Aişe’ye: “Ya Aişe! Regaip gecesinde neler olur biliyor musun?” diye sordu. Hz. Aişe: “Allah’ın Resulü daha iyi bilir.” deyince Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular: “Bu sene zarfında doğacak ve ölecek olanlar bu gecede takdir ve tespit edilir. Ve bu gecede canlıların erzakı tertibi olunur. Onların amelleri ve işleri bu gece Rab Teala’ya arz olunur.” dedi.

*             *             *

                d) Günahlardan Nasıl Korunulur?

Şeytanın vesvese ve hilelerinden kaçtığımız ve korunduğumuz gibi günahlardan da öylece kaçıp korunmalıyız.

Bir kötülükle, bir kötü ile ve bizi günaha sokacak bir şeyle karşılaşınca:

–         Allah’ı hatırlamalıyız.

–         Kabir sorgusunu, cehennem azabını gözümüzün önüne getirmeliyiz.

–         Kaçınıp, korunmanın mükâfatını hatırlamalıyız.

–         Haram olan, günah olan şeyle ilgilenmemeli, onu hemen terk etmeliyiz.

Mevlana şöyle anlatıyor:

Biri, krala sormuş: “Günahtan nasıl korunurum? Kral kızar gibi yapmış, bir tulum zeytinyağını kucağına vermiş yanına da kılıçlı bir adam dikmiş. Bir damla dökerse kellesini uçurun, demiş. Sorduğuna pişman olmuş… Çarşı Pazar dolaşmış gelmiş ama kan ter içinde kalmış. Döktü mü? Hayır. Çarşı pazarda ne ve kimleri gördün? Aman efendim ben kimseyi görmedim. Nasıl görebilirdim” demiş.

–          İşte günahtan korunmanın yolu. Günahla, günah işleyenlerle ilgilenmemek. İlgilenmemiz gereken şeylerle gereği kadar ilgilenemiyoruz. Bunun içindir ki, sıkıntılardan kurtulamıyoruz.

Büyük velî İbrahim Edhem Hazretleri’ne gelen Basra halkı, dualarının kabul olmayışından dert yanarlar. Muhterem zat, Basra halkına şu değerli nasihatta bulunur:

–          Ey Basra ahâlisi, sizde tam on tane kötülük görüyorum ki, bunları terk etmedikçe duâlarımız kabûl olmaz.

            Basra halkı:

–          Nedir bu on kötülük ey Allah’ın aziz dostu? derler.

Şöyle sayar büyük velî:

1)       Allah’ı sevdiğinizi söylüyorsunuz; lâkin emirlerini sevmiyorsunuz.

2)       Peygamberi sevdiğinizi iddia ediyorsunuz; ama sünnetini tutmuyor, sevdiğinizin ispatını yapmıyorsunuz.

3)       Kur’an – ı Kerim’i okuyorsunuz; ama mânâsıyla amel etmiyorsunuz.

4)       Allah’ın size lûtfettiği bunca nimetleri yiyorsunuz; ama şükür de bulunmuyorsunuz.

5)       Şeytan düşmanımızdır, diyorsunuz; lâkin onunla dostluk kurmaktan çekinmiyorsunuz.

6)       Cennet mü’minleri bekliyor, diyorsunuz; ama mü’mini cennete götürecek amelleri işlemiyorsunuz.

7)       Cehennem günahkârları bekliyor, diyorsunuz; ama cehennemlik günahları işlemekten geri kalmıyorsunuz.

8)       Ölüm haktır, diyorsunuz; ölümden sonra varacağınız ahiret için hazırlık yapmıyorsunuz.

9)       Başkalarının kusurlarını çok kolay görüyor, sayıp döküyorsunuz; ama kendi kusurunuzu hiç hatırınıza getirmiyorsunuz.

10)   Sık sık cenaze peşinden gidiyor, ölümün hak olduğunu bizzat görüyorsunuz; lâkin bir gün sizin de cenazenizin peşinden gidileceğini hatırınıza getirmiyor, öleceğinizi düşünmüyorsunuz.

İbrahim Edhem Hazretleri sözünü şöyle bağlar:

–          İşte bu gafletlerinizden dolayı, dualarınız kabul olmuyor, ey Basra ahâlisi!

Aslında bu bizim halimiz.

Kur’an-da şöyle buyruluyor:

İman edip Rasul’ün hak olduğuna şehadet getirdikten ve kendilerine apaçık deliller geldikten sonra inkârcılığa sapan bir kavme Allah nasıl hidayet nasip eder ki? Allah zâlimler topluluğunu doğru yola hidayet etmez. (Âl-i imrân, 3/86)

Abbasilerin ünlü halifesi Harun Reşid zamanında yaşamış olan Behlül Dana (VIII. YY) dönemin evliyasındandı. Zaman zaman aklından zoru olan kimselere has tavırlar takınır. Herkes de bundan dolayı kendisini deli sanırdı. Ama O bunu maksatlı yapardı. Behlül daima Harun Reşid’in yakınında bulunur, çeşitli sebepler hasıl ederek onu uyarırdı. Bir gün Behlül, üstü başı toz toprak içinde uzun bir yolculuktan gelmiş olmanın belirtileri ile Harun Reşid’in huzuruna çıktı. Harun Reşid sordu:

–          “Bu ne hal Behlül? Nereden geliyorsun?”

–          “Cehennemden geliyorum ey hükümdar.”

–          “Ne işin vardı cehennemde?”

–          “Ateş lazım oldu da, ateş almaya gittim.”

–          “Peki getirdin mi bari?”

–          “Hayır efendim getiremedim. Cehennem bekçileriyle görüştüm, onlar “Sanıldığı gibi burada ateş bulunmaz, herkes ateşini dünyadan kendisi getirir.” dediler.

*             *             *

                e) Geceyi Nasıl Geçirelim?

Bu gecenin kadrini bilmeliyiz. Bu gecede nasıl ibadet edilmesi, nasıl dua ve tövbe edilmesi gerekiyorsa öylece kulluk görevlerimizi yerine getirmeliyiz. Çünkü bu gecede yapılacak duaların, ibadetlerin, edilecek tövbe ve istiğfarların kabul olunacağı müjdesi verilmiştir.

Şeytanın fitne ve hileleriyle her an karşı karşıya olanlar için bu gece, kurtuluş gecesi ve kurtuluş vesilesidir. Kadir gecesi gizli tutulmuştur, insan o fırsatı yakalayamayabilir. Fakat böyle bir fırsatı değerlendirmemek büyük hata olur. Bu gecede Cebrail Peygamberimize gelmiş “Kalk, namaz kıl, dua et. Bu gece Şabanın 15. gecesidir” demiştir.

Bu gecede kaza namazları, tesbih namazı kılmalıyız. Bol bol dua etmeliyiz, tövbe etmeliyiz, zikretmeliyiz. Kur’an okumalıyız. Kur’an dinlemeliyiz. Camide namaz kılmalı, Müslüman kardeşlerimizin kandilini kutla-malıyız. Haramdan, şüpheli şeylerden Allah’a sığınmalıyız.

Bu gecede, yapılan her şeyin özel bir değeri vardır. Bunu bilerek ve inanarak Rabbimize yönelelim. Bilelim ki, samimi olarak yaptığımız iyi amelleri Rabbimiz için en büyük lütuftur.

Kısacası bu gece, feyz ve bereketi bol bir gecedir. Tövbesi bile tövbe etmeyi gerektiren günümüz insanı, bu gecenin feyzinden, bereketinden istifade etmek için azami gayret sarf etmelidir. Geçmişini gözden geçirmeli, geleceği için iyi kararlar vermeli ve gelecek berât gecesine ulaşamayacağını düşünerek hareket etmelidir. Geçen yıl aramızda olan ve ayrılanları düşünmelidir.

Hz. Peygamber: Hz. Aişe’ye: “Bu gece Şabanın 15. gecesi” diyor ve namaz kılmak için izin istiyor. Namaz kılarken secdede öyle kalıyor ki, Hz. Aişe öldüğünü zannettim, ayağına dokundum, o zaman yaşadığını anladım, diyor.

Sakın bu geceyi günah sayılan işlerle geçirmeyelim, hele sakın bu geceyi TV başında geçirmeyelim. Sabaha kadar Süleyman Çelebi ve Yunus şiirleri okunsa ne olur? Şimdi bunları dinleseniz ne olur? Hiçbir kazancınız olamaz.

Bakın fişleniyoruz, filme alınıyoruz. Sağımızda ve solumuzda yazıcı melekleri var. Her amelimizi yazıyorlar…

İnsanın kendi kendini kurtarması yetmez… Bu gece eşimizin, yavrularımızın da dikkatini çekmeliyiz…

Bir de bu gece bir şeyler yapıp kimse kurtulduğunu sanmasın. Ameller devamlıdır. Peygamberimiz: “Makbul olan amel az da olsa devamlı olandır” diyor.

Allah da: “Müslümanlar olarak can verin” (Ali İmran: 102) “Ölünceye kadar ibadet edin” (Hıcır: 99) buyuruyor. İbadetler sadece bu geceye ait değildir.

Şöyle bir düşünelim. Allah’ın istediği, Peygamberin gösterdiği biçimde değil de, şeytanın arzusu üzere yaşayan, sonra da Azrail’e yenik, düşüp, bugün toprak altında yaşayan insan ne kazanmıştır? Eğer o kişi dileseydi Allah’ın affına mazhar olamaz mıydı? İsteseydi olurdu. Fakat bu fırsat onun elinden çıkmıştır. Fırsat dirilerin elindedir. Allah’ın bildirdiğine göre; kendine yazık edenler, iyi olmak ve iyilik yapmak için tekrar dünyaya dönmek isteğinde bulunacaklar ve kendilerine “Şimdi mi aklınız başınıza geldi?” denilecektir.

Bu gece üç defa Yasin Sûresi okunmalıdır.

Birinci Yâsin-i Şerifden sonra dua okunurken Allah’ın saîd kullarından olmak niyetiyle okunacaktır. İkinci defa okunurken hayırlı ömür uzunluğu niyetiyle okunacaktır. Üçüncü defa okunurken kaza ve belâlardan emin olup hayırlı rızık için okunacaktır.

–          Bu gece Kuran gecesidir. Kuran okuyalım. Allah’la olalım, Allah’la konuşalım. Allah’ı zikredelim, Allah da bizi zikretsin.

–          Bu gece tesbih namazı kılalım. İbrahim (AS) miraçta Peygamberimize: “Ey Nebi ümmetine söyle cennete fidan diksinler” demiş. Peygamberimiz: Nasıl fidan diksinler? Sübhanellahi velhamdülillahi vela ilâhe … desinler, diyor.

Peygamberimiz, amcası Abbas’a her hal ü kârda tesbih namazı kılmasını tavsiye etmiştir.

–          Bu gece kaza namazları kılalım? Zikredelim, dua edelim, tövbe edelim.

–          Zaman zaman soruyorlar. Ay hali olan bacılarımız bu geceyi nasıl geçirebilirler diye. Onlar, namaz kılıp, Kur’an okuyamazlar, camiye gidemezler. Ama dua ederler, tövbe istiğfar ederler, zikrederler, salavat getirirler.

Bu gece uyanık olmak, ibadetle meşgul olmak, güzel şeylere vesile olacaktır.

Bağışlanmak, vicdanını rahatsız eden günahlardan kurtulmak isteyenler, bu geceyi fırsat bilmelidir.

*             *             *

                f) Kabri Hiç Düşünmüyor muyuz?

Peygamber (sav): “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe yada cehennem çukurlarından bir çukurdur.” (Tirmizi Zuhal: 4) demiştir. Müslüman, müslüman olmayanlar gibi karşılanmayacaktır.  Sorulan sorulara cevap veren mü’minin kabri cennet olur, ona melekler şöyle der:

–          “Sen iman ettin, inandığını yaşadın ve mü’min olarak öldün. İnşallah kabirden bu iman ile kaldırılacaksın. O zamana kadar rahat uyu.” (Tirmizi, Cenaiz: 71)

Kabirde soruların cevaplarını veremeyenler için azap vardır.

Bir gün Peygamber (sav) kabirler görür ve:

–          “Bunlar imtihan oluyorlar. Birbirinizi defnedeceğinizden emin olsaydım, benim şu anda işittiğim kabir azabını size de duyurması için Cenab-ı Allah’a dua ederdim. Kabir azabından Allah’a sığınınız.” buyurdu. (Müslim, Cennet: 67)

Bir gün de mezarlıktan geçerken iki kabir gösterip: “Bunlar azap görüyorlar. Biri idrar sıçramalarından, diğeri de gıybet etmekten.” buyurdu.

Birçok defa Peygamberimiz, “Kabir azabından Allah’a sığınınız.” tavsiyesinde bulunmuştur. (Buhari, Cihad: 25, Nesei İstiaze: 5, Müslim, Mesacid: 130-134)

Kabirde Münker ve Nekir melekleri neler soracaklar:

–          Rabbin kimdir?

–          Dinin nedir?

–          Kitabın nedir?

–          Peygamberin kimdir?

Bir hadiste de: “Gördüğüm manzaraların hiçbiri kabirdeki kadar dehşet verici ve ürkütücü değildir.” (Tirmizi Zuhd: 2308) buyurdu.

Kabir ehli için Allah Resulü şöyle bilgi veriyor.

–          “Kabir ahiret duraklarından ilk duraktır. Kim ki kabirde işi kurtardı, arkası iyidir. Kimse kabirde işi kurtaramadı, gerisi kötüdür.” (Ramuz el-Ehadis: 105/12)

–          “Kardeşleriniz için Allah’tan mağfiret isteyiniz ve kendisine sükunet vermesini dileyiniz. O şimdi sorguya çekilmektedir.” (Riyaz üs-Salihin: 2/301)

–          “Kabirdeki boğulmak üzeredir. Dua bekler. Dua edilirse sevinir.” (Ramuz el-Ehadis: 368/10)

–          “Ölülerinize Yasin okununca azabı hafifler.” (Age: 422)

*             *             *

                g) Bakın Kabirler Bize Ne Diyor:

–         Her şey fani, ancak Allah baki.

–         Her doğan, yaşayan bir gün mutlaka ölecek.

–         Dünya bir misafirhane, bir yolcunun mola yeri, bir gün bana geleceksin.

–         Öncekilere ne olduysa, size de o olacak. Buradakiler gibi sıra bir gün size de gelecek.

–         “Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacak.” (Rahman: 26)

–         Sen rüyadasın, ölünce uyanacaksın. Bak şu dikili taşlara; “doğdu – öldü” yazıyor. İkisi arasında bir çizgi var.

–         Bak yaşlanıyorsun, saçın, sakalın ağarıyor.

–         Birkaç günde bir yakınlarını buraya bırakıp gidiyorsun ama kendinin de bir gün geleceğini hiç düşünmüyorsun., buraya geleceğin için hazırlık yapmıyorsun, burada sana gerekli olan şeyleri hazırlamıyorsun, neden?

*             *             *

                h) Bu Gece Tövbe Gecesidir:

Kur’an-da: “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Ancak kâfir olanlar Allah’ın rahmetinden ümit keserler.” diyor.

Herkesin günahı vardır. Bu, kul olmanın aczidir. Hz. İsa: “İlk taşı günahı olmayanınız atsın” demiş taş atan olmamıştır.

Adam 99 kişiyi öldürmüş, ümidini kesen kişiyi de öldürmüş, 100  olmuş. İslâm âlimine gelmiş “Tövbe kapısının açık olduğunu öğrenmiş.”

Biri Hz. Ali’ye sormuş:

–         Günah işledim ne yapayım?

–         Tövbe et.

–         Tövbe ettim, gene de günah işledim, ne yapayım?

–         Gene tövbe et, demiş.

–         Ne zamana kadar tövbe edeyim? diye sorunca da:

–         Şeytan senden ümidini kesinceye kadar, demiş.

Şeytan, nasuh (dönülmeyecek) tövbe etmeyenin peşini bırakmaz, günahtan günaha sürükler durur.

Hz. Peygamber: “Hacer u’l esved, cennetten indiğinde sütten beyazdı. Onu insanların günahları kararttı” demiştir. (K. Sitte: 12/4577)

Günahkâr bizim de kalbimizi karartıyor. Eğer önemsemediğimiz günahların kokusu olsaydı yanımıza yaklaşılır mıydı? Eğer küçük gördüğümüz günahların rengi olsaydı yüzümüze bakan mı olurdu?

Bir hayat yaşıyoruz ki, biz de nasıl yaşadığımızı bilmiyoruz. Kimin hayatını yaşadığımızı da bilmiyoruz. Müslümanın bir hayat anlayışı vardır, hayat tarzı vardır. Kâfirin de, münafığın da kendine göre bir yaşayışı vardır. Kendimize soralım. Biz hangi hayatı yaşıyoruz? Kime benziyoruz?

Adam bir ömür boyu “Müslümanım” iddiası ve kuruntusu ile yaşıyor. Ama son nefesinde “lailahe illallah” diyemiyor. Neden? Nasıl yaşarsa öyle ölecek de ondan…

Ölünce daracık yere gireceğiz, düşünemiyoruz. Kabir “gel” deyip durur. Toprak ağzını açıp durur, göremiyoruz. Hayatımızı değiştirmek, değiştirmek zorundayız, tövbe etmek zorundayız.

Hz. Peygamber(SAV): “Günah işleyenin kalbinde siyah bir nokta oluşur, tövbe etmezse karaltı yayılır” diyor.

Kur’an-da: “Onların kazandıkları günahlar kalplerini sarmış kaplamıştır.” buyruluyor. (Mutaffifin: 14)

–          “Siz günah işleyip tövbe etmemiş olsaydınız, Allah sizi yok eder yerinize günah işleyip tövbe edecek insanlar yaratırdı“ diyor.

Cenab-ı Allah: “Tövbe edin “ diyor.

Hz. Peygamber de: “Günahlarından dolayı tövbe eden günahsız gibidir.”buyuruyor.

Kimler tövbe etmelidir?

Hatasız kul olmadığına göre, her günahkâr tövbe etmelidir. Günahlarından dolayı tövbe etmek her kula  vaciptir.

Hz. Peygamber: “Ben günde yüz defa tövbe ediyorum” demiştir. O, günde yüz defa tövbe ederken biz neden tövbe etmeyelim?

–          Nefsime uydum diyen herkes tövbe etmelidir.

–          Allah’a isyan eden, tövbe etmelidir.

–          İbadetlerini geciktiren, tövbe etmelidir.

–          Allah’ını unutan, isyan eden tövbe etmelidir.

–          Gaflete düşen, günah işleyen tövbe etmelidir.

–          Yanlış düşünen herkes tövbe etmelidir.

*             *             *

                Yarın Kimler “keşke” diyecek?

–          Amel defteri solundan verilenler der ki: “Keşke kitabım bana verilmeseydi!” (Hakka: 25)

–          “Eyvah malım da bana fayda vermedi.” diyecek. (Hakka: 28)

–          “Keşke rabbime hiçbir şeyi ortak koşmasaydım.” diyecek. (Kehf: 42)

–          “Keşke bir imkan, bir dönüş olsaydı da inananlardan olsaydık.” diyecek. (Şuara: 102)

–          Şeytana uyan: “Keşke seninle benim aramda doğu ile batı kadar uzaklık olsaydı.” der. (Zuhruf: 38)

–          Ateşin karşısında inkarcı: “Keşke dünyaya bir daha gönderilsek de, inkar etmesek, inananlardan olsak.” der. (En’am: 27)

–          Ahirette inanmayan: “Keşke toprak olsaydım.” diyecek. (Nebe: 40)

–          Bazıları: “Keşke burası için dünyada bir şeyler yapıp gönderseydim.” diyecek. (Fecr: 24)

–          İnkarcı: “Keşke ben de inansaydım.” diyecek. (Hicr: 2)

–          Kendisine zulmeden azabı görünce: “Keşke ben de peygamberle beraber yol tutsaydım.” diyecek.  (Furkan: 27)

–          Kötü insanları dost edinen: “Keşke falancayı dost edinseydim.” diyecek. (Furkan: 28)

–          Ateş karşısında: “Keşke Allah’a itaat etseydik, Peygambere itaat etseydik.” diyecek. (Ahzab: 66)

Keşke diyenlerden olmak yada olmamak insanın elindedir.

*             *             *

                I) Bu gece Af Gecesidir:

Zaman zaman devletin çıkardığı af gibi, Cenab-ı Allah da duaların, tövbelerin daha çok makbul olduğu zamanlar olduğu bildirilmiştir.

Bu gece, günahların en çok affedildiği gecedir. Öğretmenin yaptığı kurtarma sınavı gibi verilen bir fırsattır.

Bu gece, İlâhî rahmet coşar, yapılan ibadetler Allah’a yükselir. Rabbimizin: “Yok mu af dileyen, affedeyim” buyurduğu bir gecedir.

Bu gece, sevgili Peygamberimize ümmetine şefaat etme hakkının tamamı verilmiştir. Bu hak daha önce hiçbir peygambere verilmemiştir. Peygamberlerin “Nefsim, nefsim” dediği bir zamanda Peygamberimiz “Ümmetim, ümmetim” diyecektir.

Berat gecesi, mağfiret gecesidir. Hz. Aişe(ra) Peygamberimizin şöyle buyurduğunu nakleder:

“… bana Cebrail geldi, bana dedi ki: Bu gece Şabanın 15. gecesidir. Allah bu gece, Kelp Kabilesi koyunlarının tüyleri sayısınca insanı cehennemden âzâd   eder. Ancak Allah’a şirk koşanların, buğz edenlerin, ana ve babasının haklarına riayet etmeyenlerin, içki ve zinaya düşkün olanların bu gece Allah yüzlerine bakmaz. Meğerki tövbe etmiş olsunlar.” Bundan sonra Allah’ın elçisi müsaade istedi, geceyi ibadetle geçireceğini söyledi. Kalktı namaza durdu. Secdeyi öyle uzattı ki, korktum, ruhunu Allah’a teslim etti sandım. Hafifçe dokundum, kımıldayınca rahatladım. Dinledim, secdede şöyle dua ediyordu: “Allah’ım! Azabından affına, gazabından rızana sığınıyorum. Ya Rabbi: senden yine sana sığınıyorum. Sen bütün yücelerden yücesin. Seni lâyık olduğun şekilde methü senâ edemiyorum.”

Hz. Aişe devam eder: Bu duayı iyi öğrenmemi ve başkalarına da öğretmemi istedi, der.

Geçen fırsatları bir daha yakalama şansımız yok. Öyleyse bu geceleri gafletle geçirmemeliyiz.

Allah Rasulü: “Berat gecesi ibadetle kâim olun, gündüzünü oruç tutun. Bu gece Allah’ın rahmeti iner ve şöyle buyurur: “Agah olun ey kullarım, istiğfar eden yok mu mağfiret edeyim, rızık isteyen yok mu rızıklandırayım. Bir derde dücar olan yok mu ona afiyet vereyim, bir şey isteyen yok mu, istediğini vereyim” bu nidâ tanyeri ağarıncaya kadar devam eder” (Ramuz: 61/5) + (Taç: 2/28) + (İbnimace ikinme: 19)

Bu gece ay gecesidir. Bir af ihtimali olan mahkûm nasıl af ümit ederse, biz de daha fazla bir bekleyişle af beklemeliyiz. Mahkûmun ümitleri boşa çıkabilir. Ama Rabbim, bu gece açılan elleri geri çevirmez.

Allah’a sunabileceğimiz bir hayatımız yok.

“Bugün Allah için ne yaptın” levhaları duvarlarımızı süslüyor! Ama gönüllerimiz çorak. Levhaları kalbimize ve gönlümüze taşımalıyız, oradan da hayatımıza taşımalıyız. Gözümüzü dünyaya dikmişiz, birçok şeyi göremez, düşünemez hale geldik. Dünya ön plânda, dünya adamı olmuşuz.

Bir önemli husus da kurtuluşumuzu geciktiriyoruz. Bekli bazı şeyler geciktirilebilir, ama kurtuluş asla geciktirilmez. Depremde, yangında gecikiyor muyuz? Kurtulmayı geciktiriyor muyuz?

Ömür kısa, Azrail ensemizde, çabuk hareket etmeliyiz. Acele etmeliyiz. Sonra geç kalmış oluruz.

Şeytan, son anda kelime-i şehadet getirir, kurtuluveririm deyince Peygamber üzülmüş. Cenab-ı Allah:

– Sen üzülme! Biz ona unuttururuz, demiş.

Peygamber nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle haşrolunursunuz, buyurmuş.

Ölüm, ömrün devamıdır…

Gözümüzü dünyaya dikmişiz, kopamıyoruz, doyamıyoruz.

Bir hadiste Rasûlullah buyurdular ki:

Dünya sevgisiyle birlikte kişinin kalbine şu üç şey de yerleşir.

Birincisi: Sürekli bir meşguliyet ki, dert ve meşakkat ondan ayrılmaz. İkincisi; fakirlik ve yoksulluk korkusu ki, bunun giderilmesi imkânsızdır. Üçüncüsü; doymak bilmeyen bir ihtiras ki, dünya ve her şeye sahip de olsa o kişi yine fakirdir.

İşte şimdi bu hastalıklara müptelayız.

Gelin bu gece kendimize gelelim değişelim, değiştirelim.

Rabbimiz bir gece bir semtin zelzele ile belaya uğratılmasını emreder meleklerine. Ancak melekler o semte vardıklarında halkı ibadet üzere bulurlar. Dönüp niyaz ederler:

– Rabbimiz, belaya müstahak oldukları için zelzeleye maruz bırakılmalarını emir buyurduğunuz semt halkı, bizim vardığımızda ibadet halindeydiler. Onun için belaya maruz bırakmaya gönlümüz razı olmadı, aflarını niyaz etmek üzere geldik, derler.

Rabbimizin cevabı şöyle olur:

– Mademki onlar durumlarını değiştirmişler. Öyleyse ben de onlara takdirlerimi değiştiriyor, aflarını kabul ediyorum, içinde bulundukları iyi halleri hürmetine.

İsteyen için kurtuluş kolay.

Kabir azabı görene:

– Sen hiç Berat gecesine rastlamadın mı? denileceği bildirilmiştir.

Bizi aldatan önemli bir husus da şöyle:

İlerde ibadet ederim, sonra tövbe ederim düşüncesi, insanın helâkına neden olur.

Adam, “Ben şeytanı görmek istiyorum” demiş. Ne yapacaksın onu görüp de demişler. Israr etmiş, görmüş. Arayan Mevla’sını, arayan belâsını bulacak ya. Şeytan ona: “Daha 40 yıl ömrün var” demiş. Adam, 20 yıl daha hayatımı yaşayayım, 20 yılda ibadet ederim, demiş. Ama 19 yıl sonra ölmüş. Şeytan onu amelsiz götürmeyi başarmış.

Kurtuluş geciktirilmez. Örtünmek için geciken, kefenle örtünür. Namaz da geciken kendini musalla taşında bulur, cenaze namazı kılınır. Tövbede geciken, günahlarının narına yanar.

Gel kardeşim, gencim daha var deme, ilerde yaparım, ederim deme. Yarına çıkacağını bilemezsin. Nice genç insanlar mezara giriyor.

Sen gel, kendini kurtararak bu dünyadan ayrılanlardan ol.

*             *             *

                i) Kimler Bu Gece Affa Uğramaz?

Af ve mağfiret gecesi olan bu gecede bazı kimselerin affa uğramayacağı, bu gecenin feyzinden yararlanamayacakları bildirilmiştir.

Bunlar, Allah’ın haram ve yasaklarından sakınmayan, şüpheli şeylerden kaçınmayan, Allah’a ortak koşan, içki içmeye devam eden, zinadan vazgeçmeyen ana – babaya isyan eden, Müslümanlar arasında fitne ve fesat çıkaran ve hatalarında ısrar edip tövbe etmeyen kimseler olduğu haber verilmiştir.

Her isteyen bu geceden nasibini alırken, bir kısım insanın bundan mahrum kalması acıdır. Aslında böyle zamanlar, sapıklık içinde olan, kötü alışkanlıklara devam eden, yaptıkları kötülükler yüzünden azap çeken kimseler için bir fırsattır. Daha çok böyle insanların kurtulmaya, arınarak huzura kavuşmaya ihtiyaçları vardır.

Peygamberimiz bir defasında bu gecenin feyz ve bereketinden mahrum kalacak olanları şöyle ifade etmiştir:

“İçinde kin ve düşmanlık saklayanlar, tövbe etmeyenler, katiller, içki içmeye devam edenler, zina edenler, kibirlenip gururlananlar, ana – babasına âsi olan ve azgın devenin sahibinden kaçtığı gibi, Allah’ tan uzaklaşanlar.”

Demek oluyor ki, bu kişiler tövbe edip, yapmakta oldukları işleri terk etmedikçe, herkesin affolunduğu bu gecede onlar mahrum kalacaklardır.

Kulun cennette de cehennemde de yeri vardır. Kul, dilediğini seçer. Dilediği yere gider. Kendini yakacak ateşi de buradan götürür.

Bir de insan, şeytana mahkûm değildir. Şeytan insana zorla kötülük yapamaz. İnsan onu davet eder.

Peygamberimiz (SAV) Af gecesinde affa uğramayacak olanları şöyle bildirmiştir:

1)       “Berat gecesi Allah (cc) her dileyeni af eder. Yalnız müşrikleri ve din kardeşine karşı bozuk yürek taşıyanı affetmez.” (Ramuz ul Ehadis: 90/2)

2)       Berat gecesinde “La ilâhe illallah” sözünü Allah’tan hiçbir şey men edemez, ancak içki içen bir kimsenin veya gözünü dünyaya dikmiş olanın ağzından çıkan müstesna. (Ramuz u Ehadis 484/6)

3)       Berat gecesinde beş haslet vardır:

  1. Her mühim iş bu gece tayin olur.
  2. Bu geceki ibadetin sevabı büyüktür.
  3. Bu gece ilahi rahmet iner.
  4. Bu gece peygambere şefaat hakkının tamamı verilmiştir. Bu şefaatten mahrum olanlar, devenin ürküp kaçtığı gibi Allah’tan kaçanlardır. (K. Sitte 3/288)

4)       “Tövbe etmedikleri takdirde şunlar affa uğramaz;

  1. Allah’a şirk koşanlar,
  2. Kin besleyenler,
  3. Zina edenler, nikâhsız yaşayanlar,
  4. Hırsızlık yapanlar,
  5. Akraba ile ilişki kesenler,
  6. Hayat ve ihtişama mağrur olanlar,
  7. Ana babasına asi olanlar,
  8. Haksız yere Müslümanı öldürenler,
  9. İçkiye düşkün olanlar.” (Tergip ve Terhip: 4/359)

Herkes yaşadığı hayatın sonunda bir karne alacak. Biz nasıl karne alacağız acaba?

Cenab-ı Allah soruyor:

–          “Ey İnsan! Seni yaratıp, düzgün ve dengeli kılan… İhsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?” (İnfitar: 6-8)

*             *             *

                j) Nasıl Dua Edelim?

Bu gece, duaların kabul olacağı müjdesi vardır. Yeter ki, helal yiyen ağızla yapılmış olsun.

Peygamber (sav): “Beş gece vardır ki dualar kabul olunur:

1-       Regaip gecesi,

2-       Berat gecesi,

3-       Cuma geceleri,

4-       Ramazan bayramı gecesi,

5-       Kurban bayramı gecesi.” buyurmuştur.

Peygamberimiz (sav) geceleyin yatmaya gittiği vakit: “Allah’ın adı ile yattım. Ey Allah’ım! Günahlarımı mağfiret et, şeytanımı kov, uzaklaştır, üzerimde olan her haktan beni kurtar ve beni en yüksek bir topluluk içinde kıl.” derdi.

Aişe validemiz Peygamberimizin kendisine şu duayı tavsiye ettiğini bildirmiştir: “Allah’ım! Ben hayrın her çeşidini; acil olanı ve geç olanı, bildiğim ve bilmediğim her türlü iyiliği Sen’den istiyorum. Her türlü şerden; acil olanından ve geç olanından, bildiğim ve bilmediğim tüm kötülüklerden de Sana sığınıyorum. Allah’ım! Ben Sen’den, kulun ve Peygamberinin istediği hayrı istiyorum. Kulun ve Peygamberinin sığındığı şerden de Sana sığınıyorum. Allah’ım! Ben Sen’den cenneti ve cennete yaklaştıran söz ve ameli diliyorum. Cehennem ateşinden ve cehenneme yaklaştıran söz ve amelden de Sana sığınıyorum. Benim için hükmettiğin her kaza (ve kaderi) de hayırlı kılmanı niyaz ediyorum.” (İbni Mace, Dua: 4)

Hz. Aişe (ra), Hz. Peygamber’in (sav) Berat gecesi kıldığı namazın secdesinde şöyle dua ettiğini anlatıyor:

“Allah’ım! Gazabından rızana sığınıyorum. Cezandan affına sığınıyorum. Allah’ım! Senden, yine sana iltica ediyorum. Sana yaptığım senayı (övgüyü), senin kendine yaptığın sena ölçüsünde yapmaktan aciz olduğumu itiraf ederim. Senin komşuluğun ve yakınlığın, azizliktir. Senin sena ve övülmen yücedir. Senin ordun mağlup edilemez. Sen, vaat ettiğin şeyde, vaadinden dönmezsin. Senden başka tanrı, senden başka mabud yoktur.” (Müslim, Salat: 222)

Hz. Peygamber’in (sav) bu duası, Berat Gecesi’nde çok yakışan, tam bir iltica, sığınma ve bağışlanma duasıdır. Benzer bir duayla, Yüce Yaratan’a sığınıp her türlü günah ve kötülükten bol bol ve içtenlikle tövbe istiğfar edebilir.

8 Ağustos 1389 tarihinde Berat Gecesi, Kosava ovasında bir fırtına çıkar. Göz gözü görmez. Padişah Murat Han iki rekat namaz kılar ve gözyaşları ile şöyle dua eder: “Ya Rabbi! Bu fırtına Murat kulunun günahları yüzünden çıktıysa, masum askerlerini cezalandırma! Onlar buraya senin adını yaymak için geldiler…” Biraz sonra fırtına diner.

Bu gece alemlerin Rabbi olan Cenab-ı Allah’a şöyle dua edebiliriz:

Allah’ım! Benim Rabbim sensin.

Senden başka ilah yoktur. Beni sen yarattın. Senin kulunum ben.

Gücüm yettiğince sana verdiğim söz ve ahitte duruyorum.  Yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım.

Bana verdiğin nimetleri ikrar ve günahlarımı itiraf ederim. Beni bağışla. Zira senden başka günahlarımı bağışlayacak yoktur Allah’ım.

*             *             *

                Elhamdülillahi Rabbil alemin. Esselatü vesselamü ala Rasülina Muhammedin ve ala elihi ve sahbihi ecmain.

Allahümme ağni ala zikrike ve şükrike ve husni ibadetike.

Allahümme inneke affüvvün kerimün tuhibbul affe feğfü anni.

Allahümmağfirli velivalideyye velil mü’mine yevme yegunül hiseb.

Ya müfettihul ebvab iftahlene hayralbab.

Allahümme ecirma ninennar.

Rabbena Atina fiddünya haseneten vefil ahreti haseneten ve gına azabennar. Birahmetike ya erhamerrahimin.

Ey merhametlilerin en merhametlisi! Ey tövbeleri kabul eden ve dualara cevap veren Rabbimiz! Sana yöneldik efendimizi şefaatçi yapıyor, ellerimizi O’nun mübarek ellerinin altında tutuyor ve isteklerimizi böylece istiyoruz.

Ey Rabbimiz! Ettiklerimize binlerce tövbeler olsun!

Günahımız  çoktur ama, senin rahmetinde her şeyi aşkındır, her şeyi kuşatmıştır. Rahmetin gazabını geçmiştir. Bize rahmetinle muamele eyle.

Ey Rabbimiz! Bazı yüzlerin ağarıp, bazı yüzlerin kararacağı günde bize yardım et.

Allah’ım! Bizim için hayırlar ihsan eyle! Hayırlı ömür ver, hayırlı ölüm ver. Kimselere muhtaç etme, imanla Kur’an’la bu dünyadan ayrılan, Müslüman olarak ölen sevgili kullarından eyle.

Arkasından hayırlı anılan, kendisi için Kur’an okunan kullarından olmak nasip eyle.

Ya Rabbi! Kabir azabından ve cehennem azabından sen bizleri koru. Kabrin darlığından, azabından, karanlığından sana sığınırız. Kabrimizi cennet bahçelerinden bir bahçe yap. Kabirden cenneti gören, cennetin kokusunu duyanlardan eyle.

Ya Rabbi! Sıratı kolay geçen, amel defteri sağ tarafından verilen, hesabı kolay görülenlerden eyle. Kıyamet günü rezil olan, zelil olan, amelleri boşa giden ve pişman olanlardan etme Allah’ım! Peygamber Efendimizin sancağı altında toplanan, havzı kevserinden içen, şefaatinden istifade eden, affına mazhar olan, nur cemalini gören ve cennete giren kullarından eyle Allah’ım!

Allah’ım! Beni Müslüman olarak yarattın, Müslüman olarak yaşat ve canımı da Müslüman olarak al!

Bilerek bilmeyerek işlediğim günahlarımı bağışla.

Ya Rabbi! Kötü ahlaktan, kazadan, beladan, acizlikten, tembellikten, zelil olmaktan, zulmetmekten, zulme uğramaktan sana sığınırım.

Allah’ım! Müsriflikten, cimrilikten, sapıttıran zenginlikten, isyan ettiren fakirlikten sen koru.

Rabbim! Şirke düşmekten, küfre girmekten sana sığınırım.

Rabbim! Ben günahkarım sen günahları bağışlayansın.  Benim günahlarımı affet. İki cihanda aziz eyle. İki cihanda yüzümü güldür. Dünya da ve ahiretten iyilik ver. Dünyanın sıkıntılarından, ihtiyarlık hastalığından, ölümün acılarından, kabir azabından, cehennem azabından sen koru.

Allah’ım! Verdiğin nimetlere şükürler olsun, nimetlerini bizeden eksik etme, helalinden ver.

Allah’ım! Boş, anlamsız işlerle uğraşmaktan, seni unutturacak işlerden, sorumlu olacağım işlerden sen koru. Doğru sözlü olmayı, doğru işler yapmayı nasip et.

Allah’ım! Dünyaya yönelip ahireti unutanlardan etme, pişman olacağımız işlerden sen koru.

Allah’ım! Helalinden kazandır, helal yedir içir, hayra sarfettir, son nefesimizde iman nasip et.

*             *             *

                k) Sonuç:

Çok ihmalkârız, çok unutkanız.

Bu gece, Azrail’e öleceklerin listesi verilmiş, şöyle bir bakmış, hayret etmiş.

– Ne oldu, demişler.

– Falanca bir saat sonra ölecek, hâlâ dünya için çırpınıp duruyor, demiş.

– Bu gece fırsatı değerlendiren kurtuluş berâtını alır.

– Dönüşü olmayan bir yolculuktayız. “Keşke” demek fayda vermez.

– Çoğumuz zevksiz, tatsız, tuzsuz bir hayat yaşıyoruz. Bu gece dönüm gecesi olmalıdır. Alışkanlıklardan kurtulma gecesi olmalıdır. Günahları terk gecesi olmalıdır.

Bu gece gelin söz verelim Allah’a. Diyelim ki:

– Bu geceden itibaren gaflete son, isyana son ya Rabbi! diyelim.

– Kötü alışkanlıklara günahlara son. (Sigaraya, içkiye, kumara, zinaya, haram lokmaya, yalana dolana, ikiyüzlülüğe son diyelim.)

– Bu geceden itibaren ibadetsizliğe, itaatsizliğe son, diyelim.

– Bu geceden itibaren “Ya Rab! Rızana uygun yaşamam için bana yardım et, bana hidayet ver” diyelim.

          – Ya Rabbi! Bu geceyi bizim hakkımızda, Müslümanlar hakkında hayırlara vesile kıl. Bizim için hayırlı kararlar alınmasına, hayırlı yazılar yazılmasına vesile kıl.

Şair şöyle niyaz ediyor:

Berat gecesidir bugün,
Berat Allah’ım berat.
Kalbimizde korku hüzün,
Berat Allah’ım berat.

Bu gece Berat gecesi,
Hak’kın bize var müjdesi.
Tövbe eden kullarına,
Verir berat belgesi.

Günahlar yığılmış kat kat,
Taşımaya yoktur takat,
Olmak istiyoruz azat,
Berat Allah’ım berat.

İsteyecek yok yüzümüz,
Kapalıdır kalp gözümüz,
Tövbeyle yanar özümüz,
Berat Allah’ım berat.

Mağfiret sahibi Gaffar,
Sana geldik biz günahkar,
Bu gece berat vaadin var,
Berat Allah’ım berat.

Bu gece af deryan taşar,
Yıkanırlar tövbekarlar,
Kullar sana avuç açar,
Berat Allah’ım berat.


Bu yazıyı 4.338 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here