AĞUSTOS AYI VE MALAZGİRT ZAFERİ

Şanlı tarihimizin altın sayfaları, gurur duyacağımız zaferlerle doludur.

Bütün savaşlarda, biz savaşı başlatan, saldıran, yağma yapan olmadık. Bizi yok etmek isteyen düşmana önce sulh teklifinde bulunduk. Zaferlerden sonrada katliam, yapmadık; dillerini, dinlerini, kültürlerini yok etmedik, kaynaklarını sömürmedik onlara adaletle muamele ettik. Hareketlerinde serbest bıraktık. Dillerine, dinlerine dokunmadık.

Hal böyle iken batı bize “Barbar Türkler” “Yer-yüzünde yok edilmesi gereken varlıklar”, “En iyi Türk, ölü Türk’tür” gibi sıfatlar yakıştırdılar. Tevrat’ta ve İncil bize “goyim” (insanla hayvan arası varlık) dediler.

Şan, şeref ve zaferlerle dolu olan tarihimizi biz yaptık ama biz yazmadık. Yeni nesillere gerçekleri aktarmadık.

Yeni nesil, bu yüzden tarihini ve tarihi olayları bilmiyor. Onun için geçmişini karalıyor. Dedeleri olan Osmanlıya düşmanlık yapıyor. Yabancı hayranlığı duyuyor.

Meselâ; Napolyon’u biliyor, onu dize getiren Cezzar Ahmet Paşa’yı bilmiyor. Noel babayı biliyor Hızır (as)ı, Dede Korkut’u, Yunus’u Mevlana’yı Hacı Bektaş’ı Veli’yi bilmiyor.

Atalarımız: “Kendi türküsünü bilmeyen başkasının havasını söyler” demişlerdir.

“Ya şehit ya gazi” ideali, oldu “Ne şehit ne gazi” düşman her türlü hilelerle varlığımıza göz dikmişken ne yazık ki bazı soysuzlar “Savaşma seviş” diyor istenirse;

Bu gidişle, inanıyorum bu nesil uyanacak kendi-ne gelecek, varlığının sebebi olan ecdadına, tarihine ve ecdadına layık olacak.

 

AĞUSTOS AYI

Türk tarihinde Ağustos ayının önemi büyüktür. Bu ayda vatan, millet, din ve devlet için nice canlar feda edilmiştir.

Bizde vatan kutsaldır. Vatan; bizim namusumuz-dur.  Vatansız olmaz.

Vatan bizim doğup büyüdüğümüz, ekmeğini yediğimiz, suyunu içtiğimiz yerdir. Vatandan asla vaz geçemeyiz. Tarihte bir Girit Adası için on binler şehit vermişiz, 25 yıl savaşmışız. Çanakkale’de 253 bin şehit verdik. Milli mücadelede can, mal düşünmedik top yekün savaştık. Aç kaldık yine düşmanı denize döktük. 15 Temmuzda halkın elinde çakı bile yoktu. Tankların, savaş uçaklarının karşısında korkmadık. 250 şehit, binlerce gazi ile vatanı savunduk. Yoksa haçlı orduları Kıbrıs açıklarında bekliyordu.

İnancımızda vatan sevgisi imandandır. İmanı olmayanların vatan derdi yoktur.

Atalarımız; “Her şeyden vazgeçilir, vatandan as-la!” demişlerdir.

Vatan kimsenin malı değildir. O milletin malıdır. Tarih boyunca bu millet, rahat yatağında yatmadı. Vatan uğruna nice şehitler verdi. Gerekirse her zaman 7’sinden 70 işine hep birlikte şehit olmaya hazırdır.

Geçen 15 Temmuz Zafer Bayramını kutladık. Üç-gün sonra 30 Ağustos Zafer Bayramını kutlayacağız. Bugün de 26 Ağustos Malazgirt Zaferini kutluyoruz. Bütün şehitlerimize gazilerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.

 

AĞUSTOS AYI VE MALAZGİRT ZAFERİ

Ağustos ayı zaferlerle dolu bir aydır. Türk tarihi şanlı zaferlerle doludur. Yeryüzünde hiçbir milletin tarihi, bizim tarihimiz gibi gurur veren zaferlere şahit olmamıştır.

Tarihimizde yüzümüzü kızartacak ne bir olay vardır, ne de bir büyüğümüz vardır. Hepsiyle gurur duyuyoruz.

Diğer milletlerin tarihinde olduğu gibi bizim tarihimizde zulüm yoktur. Katliam yoktur. Merhamet vardır, af vardır, hoşgörü vardır. Aman diyene kılıç kalkmamıştır. Onun için kendi yöneticilerinin zulmünden bıkan halk, Türk milletine sığınmıştır. “Türk atları çeşmelerimizden su içmedikçe bize adalet yok-tur, huzur yoktur” demişler, Türk idaresini tercih etmişlerdir. “Kardinal külahı görmektense Türk sarığı görmeyi tercih ederiz” demişlerdir.

 

Zafer Nedir?

Zafer, vatan, millet, din ve devlet düşmanlarına haddini bildirmektir.

Zafer, var oluş mücadelesinde haklının haksıza galibiyetidir.

Zafer, inananın inanmayana üstünlüğüdür.

Zaferi kalabalıklar değil, silahın üstünlüğü değil, zaferi, iman, haklılık, vatan, millet ve bayrak aşkı tayin eder.

15 Temmuz 2016’da elinde hiçbir silahı olmadığı halde, modern silahlara, savaş uçaklarına ve tanklara karşı halkımız göğsünü siper edip, büyük bir zafer kazanmıştır. Böylece Cenab-ı Allah bize son bir zafer daha nasip etmiştir. Rabbimize hamd olsun.

Rabbim Kur’an’da şöyle buyurur:

“İki topluluktan birini, Allah yolunda savaşanlar, diğeri inkârcılardır ki, Allah dileğine yardımı ile destekler” (Al-i İmran:13)

Aziz, milletimiz Malazgirt’te, Kosova’da, İstanbul’un fethinde, Çanakkale’de, Kore’de, Kıbrıs Harekatında, milli mücadelede ve 15 Temmuz’da hep ilahi yardıma şahit olmuştur.

Tarih boyunca İslam’ı yok etmek, Türkleri tarih-ten silip atmak ve Anadolu’ya sahip olmak isteyen haçlı ordularına karşı milletimiz dimdik durmuştur.

Bugünde devam eden haçlı saldırılarına karşı yeni yeni zaferler kazanacaktır, inşallah…

 

MALAZGİRT ZAFERİ

Bu zafer, Müslüman Türk milletine Anadolu’nun kapılarını açan bir zaferdir.

Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan ile Roman Diyojen arasında Malazgirt’te bir savaş gerçekleşti. 200 bin kişilik bir ordu ile Türk akınlarının karşısına çıkmıştı.

Cihad ruhu ve uyguladığı, taktikle Alparslan önemli bir zafer kazandı.

Malazgirt Zaferi, Müslüman Türk milletinin önü-nü açan, geleceğine ışık tutan bir zafer olmuştur. Bu zafer basit bir olay değildir. Yeni bir devrin başlangıcı olmuştur. Çünkü peygamberler ve evliyalar diyarı olan Anadolu, Müslüman Türklere yurt olmuştur.

Bu zafer, inanmış, idealist orduların ve liyakatlı başkomutan Alparslan’ın zaferidir. Bu zafer, imanın küfre galibiyetidir. Bu zafer tarihin seyrini de değiştirmiş bir zaferdir. Bu bakımdan da önemi büyüktür.

Savaşta sayı, güç önemli değildir. Galibiyet ilahi takdire bağlıdır.

Alparslan savaş öncesi askerlerine şöyle demişti:

Muzaffer olursak bilin ki, bu sadece Allah’ın bir nusretidir. (Yardımıdır)”

Alparslan, 1029 da Çağrı beyin oğlu olarak dün-yaya gelmiştir.

Çağrı bey ona, Kahraman Arslan anlamına gelen “Alparslan” adını vermiştir.

Onun yetişmesi, için seferber olundu. Usta eller-de çok iyi yetişti. İnsanları idare etme sanatını öğren-di. Kendi gücünün üstünde Cenab-ı Allah’a güvenmeyi öğrendi. Cihad ruhu ile cihan hakimiyeti ideali ile büyüdü. O, bir ideal sahibi idi. İdeali olmayanlar büyük adam olamazlar. Ve büyük işler yapmazlardı.

Çağrı beyin ölümü ile Alparslan genç yaşta ideallerle dolu olarak ordunun başına geçti.

Alparslan, insan ömrüne sığmayacak işler başardı. Zaferden zafere koştu. 42 yaşında suikaste uğradı.

Son anlarında şunları söyledi:

– “Türkistan seferin de bir tepe üzerine çıktığım zaman, askerlerimin çokluğundan, ordumun azametinden ayağımın altında yerin titrediğini hissettim.”

Kendi kendime: “Ben dünyanın hükümdarıyım. Hiçbir kuvvet bana karşı çıkamaz” diye düşündüm. Gururum yüzünden bu duruma düştüm. Halbuki ben, her zafere çıkışımda Allah’tan yardım dilerdim.”

Alparslan büyük ideallerin peşindeydi. Başta Anadolu’yu yurt edinme niyetindeydi. Anadolu toprakları için şöyle demişti:

“Sahip olamazsam, mezar damı olamaz.”

Düşman ona sinsi oyununu oynadı ve böylece Alparslan’ın önünü kesti…

Bizans, ahlaken çökmüştü zevk eğlenceye dalmıştı. Ayrıca yöneticilerinin zulmünden bıkmıştı. Böyle bir zamanda Alparslan Anadolu’nun kurtarıcısı ve gerçek sahibi sıfatıyla Bizans’ı Anadolu’dan söküp atmak istiyordu. İstila, yağma ve imha düşüncesi olmadığından Bizans halkı da rahat bir nefes almıştı.

Eğer Savaşı Alparslan kaybetseydi, bu Türklerin sonu olacaktır.

Romen Diyojen muazzam bir ordu hazırlamıştı. Zaferden çok emindi. Sayıları 200 bin kadardı. Hepsi silahlı idi o günün en etkili silahı olan mancınıkları vardı. Bu üstünlüğüne güvenen Diyojen, Alparslan’a meydan okudu. Alparslan’ın 50 bin askeri vardı.

Alparslan’ın ordusunda at, araba, mancınık yok-tu. Askerler yaya idi. Ama hepsi düzenli, disiplinli, ci-had ruhu taşıyan kimselerdi. Allah’ın adını yeryüzüne yaymakla görevliydi.

Alparslan, Türk geleneğine uyarak sulh teklifin-de bulundu. Gönderdiği heyet iyi karşılanmadı ve Alparslan’ın korktuğu zannedildi.

Diyojen: “ne sulhu Alparslan nerede teslim olacak, size kılıçtan başka bir şey yok” diyerek heyeti kovdu. Dedi ki:

Sultanınıza söyleyin, onunla sulhu Rey’de yapa-cağım. Ordumu İsfehan’da kışlatacağım, atlarımı Hemedan’da sulayacağım.”

Heyetin başkanı Savtiğin şöyle karşılık verdi:

Atlarınız Hemedan da sulanır, ama sizin nerede kışlayacağınızı bilemem”

Ebu Cafer Muhammed, Alparslan’a şu tavsiyede bulunur.

“Ey Sultan sen Allah’ın başka dinlere karşı zafer vaad ettiği İslam için cihad ediyorsun. Bütün Müslümanların senin için dua ettiği Cuma günü savaş gir. Ben Allah’ın zaferi senin adına yazdığına inanıyorum.”

Cuma günü namaz kılındı. Dualar edildi. Kur’an okundu. Savaş, cihad temeline dayandığı için bütün İslam alemi zafer için dua etti.

Abbasi halifesi, bütün camilerde Cuma namazın-da okunması için dua metni gönderdi. Dua şöyle idi:

“Allah’ım, İslam’ın sancağını yükseltmek için ha-yatını esirgemeyen mücahitlerini yalnız bırakma! Alparslan’ı muzaffer kıl! Ve askerlerini meleklerle teyit eyle!”

Bütün İslam aleminde Alparslan’ın zaferi için dua edildi. Mü’minler de bu dualara “amin” dediler.

Alparslan’da şu duayı yapıyordu:

“Ya Rabbi! Seni kendime vekil yapıyorum: Aza-metin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum. Allah’ım, niyetim halis, bana yardım et! Beni muzaffer kıl! Güçlükleri kolaylaştır.

Allah’ım, günahlarımdan dolayı beni cezalandırma! Bu âciz kulundan yardımı esirgeme!” Bu duadan sonra orduya dönerek şunları söylemiştir:

“Ne kadar az olursak olalım, Bizanslılar ne kadar çok olursa olsun. Bütün Müslümanların dua ettiği şu anda kendimi düşman üzerine atmak istiyorum. Ya zaferi kazanırız, ya da şehit olur cennete gideriz. Be-nimle kalmak isteyenler kalsın ayrılmak isteyenler ayrılsın. Burada emreden komutan, emredilen asker yoktur. Bende sizinle beraber savaşacağım. Ayrılanlara ahrette ateş, dünyada da zillet beklemektedir”

Bunun üzerine askerler hep bir ağızdan:

Sultanımız! Biz senin askerleriniz, senin yanındayız” dediler.

Alparslan kefenini giydi; atının kuyruğunu bağladı, kılıcını kuşandı “Şehid olursam kefenim bu dur” dedi.

Bizans ordusunda paralı askerler vardı. Peçenekler ve uzlar savaş başlamadan Müslüman olup saf değiştirdiler.

Hilâl-haç savaşı başladı, bitti….

Bizans ordusunda ruhlara hitap etmeyen anlam-sız gürültüye karşılık:

Bir Cuma sabahı, Allah’a karşı,

Malazgirt’te elli dört bin er,

Bestelediler en güzel marşı,

Allah’ü ekber, Allah’ü ekber. “Tekbir sesleri ile nal sesleri birbirine karıştı ve Cenab-ı Allah Anadolu’nun kapılarını Müslüman Türklere açan zafer nasip etti. Böylece Anadolu Türkleşecek ve İslamlaşacaktı.

Alparslan çadırına çekilmiş şükür secdesine kapanmıştı.

Bu arada savaş öncesi Nizamü’l-Mülk orduyu teftiş ederken, zayıf bir askeri geri hizmete almak istemişti. Asker ısrar edince: “Kal öyleyse, belki bize Diyojeni esir alırsın” demişti. İlâhi takdire bakın ki, o asker Romen Diyojeni önüne katmış, Alparslan’ın huzuruna getirmişti. Adı Gulem idi.

Alparslan nezaketle Diyojeni karşıladı ve misafir muamelesi yaptı. Ona yaptığı savaş hatalarını anlattı ve sulh teklifini red ettiği için kınadı. Ona sordu:

Tarih okur musun?

Djyojen:

Hayır “Cevabını verdi. Alparslan:

İşte tarih bilmeyenlerin akıbeti böyle olur” dedi ve Bizans imparatoru Diyojene şöyle teselli etti:

“İmparator! Müteessir olmayın. Korkmayın size bir esir gibi değil, bir hükümdar muamelesi yapılacak-tır.”

Diyojen:

Sizi yenmek ve yok etmek için büyük bir ordu hazırladım. Ne yapılması gerekiyorsa yaptım. Ama zafer sizden yana oldu. Lafı uzatmayalım. Beni ne yapacaksan yap!” dedi…

Alparslan:

Sen beni yenseydin, sen bana ne yapadın, diye sordu:

Diyojen:

“Düşmana yapılması gerekeni yapardım” dedi.

Alparslan tekrar sordu:

Benim sana nasıl davranacağımı sanıyorsun? Dedi.

Diyojen:

Üç ihtimal düşünüyorum:

Beni öldürebilirsin.

Zaferini ilân için elimi, kolumu bağlayıp şehir-şehir dolaştırabilirsin.

Üçüncüsünü düşünmek hayal olur. Söylemek bile delilik olur” dedi.

Alparslan Peygamber (as)ın şu hadisini zikreder:

“Bir kavmin büyüğü zelil olmuş olursa, ona iyi muamele edin!” emrine uyacağını söyler. “Ben sana iyi davranacağım ve üçüncü dediğin olacak” dedi ona ikramda bulundu, hediyeler verdi. Muhafızlarla memleketi olan Kostantiniyye’ye gönderdi. “Yine orduların başına geç, bize yeni zaferler kazandır” dedi.

Ne yazık ki: halkı onu iyi karşılamamış, gözlerini oyarak, eza-cefa ile Diyojeni öldürmüşlerdir.

Malazgirt zaferi gurur duyabileceğimiz zaferler-den biridir. Onun komutanı da dünya tarihinin yetiştirdiği ender komutanlardan biridir. Anadolu topraklarını bize vatan yapmıştır. Anadolu’da kurulacak olan cihan devletinin temelleri bu zaferle atılmıştır.

Anadolu’nun içlerine doğru beş yüz askeri ile ilerleyen Efruz beyi,

Elinde ayran bakracı ile bir Türk Anası durdurur:

İç evlat! Der.

Efruzbey:

Ana, bakracında birkaç tas ayran var? Benim ise 500 askerim var” der.

Anadolu kadını:

Evlat hele sen iç, seni içiren Rabbim ordunu da içirir” der.

Efruz bey “Bismillah” der içer. Sırası ile bütün ordu içer, bakraç boşalmaz.

Ana tekrar Efruzbey’e:

İç evlat iç” der. Aralarında şu konuşma cereyan eder:

Ana doydum.

İç evlat!

Ana dolu

Biraz daha iç evlat!

Ana dolu, Ana dolu, Ana dolu selleri yankılanır. O günden sonra bu toprakların adı Anadolu olarak kalır.

Malazgirt zaferi anlamlı mesajlarla dolu bir zaferdir.

O günden bugüne Hıristiyan aleminin gözü Ana-dolu topraklarında olmuştur. Anadolu’yu Hıristiyanlaştırmak için tekrar tekrar haçlı orduları, misyoner orduları ve içten de hain saldırılar seferber olmuştur.

 

Anadolu’yu bize yurt yapan sır:

Bu zafer, sadece sınırsız cesaretin ve Alparslan’ın üstün dehası ile kazanılmıştır.

Bu zafer, Anadolu’da ilk hilal ve haç kavgasıdır. Bu kavgada hakkın ve iman gücünün üstünlüğüdür.

Malazgirt zaferi 200 bin küfür ordusuna karşı 54 bin İslam ordusunun zaferidir. Bu ordu, dua ordusudur. İslâm aleminin dualarıyla hakkın, batıla üstün gelmesidir.

Bize Anadolu’nun kapılarını açan askerlere ve komutanlara Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Ayrıca daha sonra bu topraklar için şehitlik ve gazilik ünvanı alan yiğitlere selam olsun. Allah rahmeti ile muamele etsin. Bundan sonra da peygamberler şehitler ve evliyalar yatağı olan bu toprakları savunacak olanlara da Rabbim yardımını esirgemesin. Yeni yeni zaferler nasip etsin inşallah.

Bundan sonra da vatanımıza göz diken düşmanlara, vatanına ihanet edenlere de Rabbim fırsat vermesin.

Malazgirt şehitleri dahil bütün şehitlerimizi bir Fatiha üç ihlas ile yâd edelim, buyurun.

 

ALPARSLAN

Torunlarım dört, yana kol, kol gitsin

Malazgirt’ten İstanbul’a yol gitsin

Gelip sana çarpan gücü, yavaştan

Anlamazsa, haritadan sil gitsin!

 

Şehitlerim Allah’a al, al gitsin.

Yaralıma su verene bal gitsin.

 

Taçlarını bir şey sanan gururlar,

Tahtlı gelip, taçlı gelip kul gitsin

Fakat harp bu kalmak da var ölmek de:

Esir olup kalmaktansa, öl gitsin!

 

Çekilirmiş gibi davran merkez de:

İki yandan sağ gitsin, sol gitsin!

Olsa da son saatin son dakikası,

Senden aman dileyeni sal gitsin!

 

Şehitlerim Allah’a al, al gitsin;

Yaralıma su verene bal gitsin!

 

Ve gönlünden kopup, bize bir yaprak,

Bir tomurcuk gönderene, gül gitsin!

Düğünlerle tadı gelsin barışın,

Kızlarıma duvak gitsin, tel gitsin!

 

Şehitlerim huzura al, al gitsin;

Yaralıma su verene bal gitsin!

Arif Nihat Asya


Bu yazıyı 17 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.