Aile

AİLE NEDİR?

Eskiden Aile : “Büyük anne, büyük baba, anne, baba, çocuklar ve torunlardan oluşan topluluktur” denilerek tarif edilirdi. Şimdi “Anne, baba ve çocuklardan meydana gelen birliktir” deniliyor. Zannederim böyle giderse, aileyi biraz daha küçültüp “bir kadınla bir erkekten oluşan birliktir” diyeceğiz.

Avrupa ve Amerika’da böyle giderse; “Aile” kalmayacaktır. Yetişkinlerin çoğu bekârlığı, evliliğe tercih etmektedir. Nikâhsız yaşamak daha kolay olduğu için bekâr nüfus, yıl geçtikçe artmaktadır. Batı’da ahlâkın çökmesiyle beraber ailede çökmüştür. Nikâhsız yaşama, lezbiyenlik, homoseksüellik, kadın kadına, erkek erkeğe evlilikler aileyi bitirmiştir.

Bize gelince; inancımızda ve örfümüzde aile kutsaldır. Evlenmek Allah’ın emri, peygamberimizin sünnetidir. Aile için çalışmak ibadettir. Aile için harcanan para sadakadır. Günahtan korunmak için evlilik teşvik edilmiştir.

Aile yuvası, huzurun, mutluluğun tadıldığı bir ortamdır. İslâm peygamberi: “Kişi evlenmekle dininin yarısını tamamlamış olur”, “Rızkı, aile yuvası kurmakta arayın” buyurmuştur.

Aile, alternatif olmayan bir müessesedir. İnsan için insan nesli için bir nimettir. Toplumu ayakta tutan ailedir. Aile, milletin ömrünü uzatır. Geçmişle gelecek arasında köprü kurar. Geleceğin sigortası ve teminatı olan nesiller yetiştirir.

Bugün Batı, dün kaybettiği aile huzurunu, aile mutluluğunu arıyor. Çünkü aile, eş ve çocukların vereceği mutluluğu, sıcaklığı hiçbir ortam veremez.

Aile ortamı bilhassa çocuklar ve kadınlar için en sağlam sığınaktır. Aile, insanın iffetini, onurunu korur. Sağlığını korur.

 

AİLENİN ÖNEMİ :

Aile, insanlık tarihi boyunca vardır. Ailenin dinlerdeki önemi ve anlamı bambaşkadır.

Günümüzde bazı kutsal olan şeyler anlamını kaybederken ailede bundan nasibini almıştır. Aile yuvasını yıkan unsurlar ön plâna çıkmıştır.

Süratli değişim ve batıya anlamsız özenti, değer yargılarımızı alt üst ederken özellikle aileyi olumsuz etkilemiştir. Aile anlayışımız değişmiş, basit olaylar, boşanmayı akla getirmektedir.

Kadının iş hayatına atılmasınında ailenin zayıflamasında önemli rolü vardır.

Ailenin öneminin azalması konusunda en büyük etken, televizyonların ahlâk tanımayan mühtehcen yayınları ve gazetelerin, müstehcen dergilerin tahrikleridir.

Koparılan özgürlük çığlıkları, bilhassa kadını aile yuvasının dışına itmiştir. Böyle insanlar arasında aile, huzursuzluk evleri haline gelmiştir.

Bir başka açıdan da anababalar görülmemiş şekilde evlâtları tarafından ilgisizlik ve saygısızlık görmektedir. Evde huzur bulamayan anababalar huzur evlerine terk edilmektedir.

Atalarımız kadını evin mimarı görmüş: “Yuvayı dişi kuş yapar” demişlerdir. Daha sonra kadınları ayırmışlar: “Kadın vardır çörçöpten aş yapar; kadın vardır pişmiş aşı taş yapar” demişlerdir. Aslında aile yuvasının ayakta durmasında kadının rolü büyük. Fakat kadın yuvadan, yavrudan, kocadan ve kadınlık görevlerinden koparıldığı için yuvayı ayakta tutacak güce ve imkana sahip değildir.

Herşey ailenin aleyhine, bu yüzden aile küçülüyor ve huzur duyulan yerler olmaktan çıkıyor.

Köyden şehre gelen aileler, şehir hayatının ağır şartları karşısında mânevi değerleri terk ediveriyorlar. Ne köydeki hayatı devam ettirebiliyor, ne de şehir hayatına uyum sağlayabiliyor. İkisi arasında bocalayıp duruyor.

Aile diye bir şey tanımayan bir neslin yetişmekte olması da ailenin dezavantajıdır, ayrı bir kayıptır. Gençlere yanlış telkinler yapılıyor. Nikâhsız yaşayanlar, göklere çıkarılıyor, övülüyor ve özendiriliyor, örnek gösteriliyor. Böylece nikâhsız hayat savunuluyor, nikâhsız yaşayanlar âdeta ödüllendiriliyor. Artisti, mankeni, dansözü, şarkıcısı, türkücüsü : ”Sevgililerim var evlenmeyi düşünmüyorum”, “Evliliği, bekâreti çağdışı buluyorum” diyor, alkışlanıyor. Bunlar, neredeyse her gün eş değiştiriyor.

Düşmanın hedeflerinden biri ailedir. Yayınlar aileyi yıkmaya yönelik; genci ana babaya, aile kurallarına, kadını kocasına isyan ettiriyor.

Nikâhız yaşama propagandası ve nikâha yapılan saldırılar, hep aile müessesesine zarar vermek içindir.

Kiralık ana veya babasız analık yaygınlaştırılmak isteniyor. Eğer bu yaygınlaşırsa, bu ailenin sonu demektir. Hele erkeğin analık yapması, aile için felâket olur.

Aile anlayışı, insan tabiatına en uygun yaşayış biçimidir. Dikkat edelim, bugün aileyi kaybedenler onu arıyor.

Dün aileyi umursamayan ülkeler, milyonlarca evlilik dışı çocuk karşısında aile yuvalarının zaruretine inanıp aileyi geri getirmek için tedbirler almaya çalışıyor. Bugün Avrupa ve Amerika, aile özlemi içerisinde, köpekle yaşamaya bile razı olmuştur.

Almanya’da bir Türk görevlisi kiralık ev arar. Kendisine “Falan yerde bir ev var, üst katta yalnız bir kadın kalıyor, hiç rahatsız olmazsın” derler. Türk, evi tutar.

Gece üst katta geç vakitlere kadar konuşmalar, sohbetler devam eder. Sabah durumu anlatır : “Hani yalnız bir kadın kalıyordu? der. Arkadaşları şöyle derler :

-Senin dinlediğin konuşmalar, o kadının köpeği ile yaptığı konuşmalardır. İşten gelince onu sever, karnını doyurur, temizler, yıkar…” derler.

-Bu kadının kimsesi yok mu? der. Cevap:

-Var olmasına var da nerede olduklarını oda bilmez” olur. İşte ailesiz hayat…

 

AİLE REİSİ ERKEKTİR

Kadın ve erkek bir çok yönden farklı iki ayrı cinstir. Yapıları, görevleri de farklıdır. Sadece fizikî yapıları değil ruhsal yönleride farklıdır. Bunun için Allah farklı görevler yüklemiş, görev bakımından özel korunmalarını istemiştir.

Kadının erkekten farklı olarak kutsal bir görevi vardır. Kadın milletin anasıdır. Kadının görevini erkek, erkeğin görevini de kadın yapamaz.

İslâm’a göre evin reisi erkektir, kadının sorumluluğu da erkeğin üzerindedir. Evin ihtiyaçlarını, ev halkının ihtiyaçlarını karşılamak, erkeğin sorumluluğundadır. Evlenirken mehir erkeğe aittir. Boşanma halinde nafaka erkeğe aittir. Barınma, sağlık erkeğe aittir.

Kur’an’da : -Erkekler kadınlardan bir derece daha üstünlüğe sahiptirler.” (Baraka : 228)

-“Erkekler, kadınların yönetici ve koruyucusudur. Saliha kadınlar itaatkârdır…” (Nisa : 34) buyrulmuştur.

Allah Rasûlüde : “Erkek, ailenin idarecisidir” buyurmuştur. (Buhari : 2/146)

Tahrim süresinin 6. ayetine göre evin erkeği, çoluk çocuğunu koruyacaktır. Çünkü kadın, korunmaya muhtaçtır. Erkeğin hakimiyetinin kabul edilmemesi halinde ortada ne evlilik kalır ne de aile kalır.

Erkeğin hakimiyeti, kadının lehinedir. Çünkü kadın, erkeğin yaptığını yapamaz. Onun gibi gece gündüz serbest çalışamaz.

Eşler arasında, üstünlük, reislik kavgası, yaptırmak aile yuvalarına yapılabilecek en büyük kötülüktür.

Ailenin reisi erkektir. Cennet ise anaların ayağı altındadır.

Yıllar önce ailede reislik kavgası yaptırılan Avrupa’da aileler başsız kalmış ve ayakta duramamıştır, dağılmıştır. Bu, yuva yıkma ve kadını yalnız bırakma oyunudur.

 

KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ

            Aile yuvalarına zarar vermek isteyenlerin bir fitneside kadın erkek eşitliğidir. “Kadın erkek eşittir” derseniz evde kavga çıkar. Sen-ben kavgası böyle başlar.

Atı bırakıp, koyuna binerseniz, koyun : “Bu benim görevim değil” diyerek isyan eder.

Kadınla erkek, suyu meydana getiren oksijenle hidrojen gibidir. İkisi biraraya gelerek aileyi oluşturur.

İki cinsin görevleri ayrıdır, yaratılışları farklıdır. Erkeği bırakıp kadını askere alırsanız olmaz.

Cenab-ı Allah kullukta ayrım yapmamıştır.

-“Kadın olsun erkek olsun, iş yapanın işini boşa çıkarmam” (Al-i İmran : 195)

-“Mü’min erkekler, mü’min kadınlar birbirinin velileridir” (Tevbe : 71)

“Onlar sizin için birer elbise, sizde onlar için birer elbisesiniz” (Bakara : 187) buyrulmuştur.

Kadını kadınlık görevlerinden ayırarak, eşitlik kavgası yaptırırsak, aile yuvaları uzun ömürlü olmaz; huzur ve mutluluk duyulan yerler olamaz.

Bu kavgalar, bize batıdan geçen hastalıklardır. Bu kavgaları batı kadını, önceleri yaptı, sıcak ve koruyucu aile yuvasından oldu…

Batıyı taklit etmekle; ayrı kazanç, ayrı mal ve birbirine yabancı, birbirine borç veren insanlar haline gelinecektir.

Kadınla erkek, iki rakip haline getirilirse, o evde kavga eksik olmaz. “Sen bilirsin”, “peki” diyen olmaz. Kavga durmaz devam eder.

Bir hanım Hz. Peygambere der ki:

-“Savaşa erkekler gidiyor, gazi oluyorlar, ölürse şehit sevabı alıyorlar. Cuma’ya onlar gidiyor sevabı onlar alıyor. Biz kadınlar mahrum oluyoruz. Bu bizim için bir eksiklik ve mahrumiyet değil midir?

Peygamberimiz tebessüm ederek:

-Savaşa giden, Cuma’ya giden erkeği kadın göndermiyor mu? der. Kadın;

-“Evet” der ve :

-“İşte o kadınlar sevaba ortaktırlar” buyurur.

Kadını erkekleştirmeye, erkeği de kadınlaştırmaya hiç gerek yok. Zaten onlar da bunu asla istemezler.

Aile içinde hayat müşterektir. Sorumluluklar müşterektir. Ailede görevler taksim edilmiştir. Acılar, tatlılar paylaşılacaktır. Çocuklar iki tarafın gayretleri ile eğitilip yetiştirilecektir.

Ailede iki tarafında vazgeçilmez hakları vardır. Bu haklara iki tarafta saygı duyup, riayet edecektir.

 

AİLEYİ YIKAN ŞEYLER NELERDİR?

            Aile için en kötü yıllar yaşıyoruz. Gittikçe de durum kötüleşiyor. Aile elden de gidiyor, evdende gidiyor. Ehl-i dünyada aile nimetini kaybediyor, şeklen dindar görünen kimselerde kaybediyor. Taviz vere vere aileyi ayakta tutan ne varsa kaybediyoruz.

Bu durumda biz ne yapıyoruz? Binada açılan çatlakları çamurla, betonla sıvayıp, binayı kurtardığını zanneden ev sahibi gibi geçici çözümlerle aile yuvalarını ayakta tutmaya çalışıyoruz.

Bugün aileler, kuruyapı ve onun içinde birbirlerine nefsi ve maddi menfeatlerle bağlı olan kimselerden oluşmaktadır.

Adam ağlayarak giderken biri ona :

-“Neden ağlıyorsun?” demiş.

-“Evim yandı ona ağlıyorum” demiş.

-“Ağlama, bir ev için ağlanır mı?” demiş.

-“Evimle beraber dükkanımda yandı” demiş,

-“Olsun büyük musibet sayılmaz” demiş.

-“Bütün eşyalarım, paralarım yandı” demiş.

-“Olsun. Ben de zannettim ki, anlayışsız bir kadınla evlendin” cevabını vermiş.

Bir de evini ihmal eden beyini hanım, kadıya şikayet etmiş. “Evin ihtiyacını karşılamyıor” demiş. Adam itiraz etmiş ve:

-“Eve gücümün yettiği kadar getiriyorum” deyince kadı, hanıma dönüp, azarlamış : “gücünün üstünde neden zorluyorsun?” demiş.

Kadın demiş ki:

-“Efendim sorun bakalım, gücü neye yetiyormuş? Kadı sormuş.

Adam : -Çeşmeden su getirmeye yetiyor efendim, bu ekmekte istiyor, aş da istiyor” demiş, hanımına işaret etmiş.

İşte size bir kadın bir de erkek örneği…

Aile yuvaları kurulurken, sağlam temellere oturmasına ve uzun ömürlü olmasına dikkat edilmiyor…

Karşı tarafta inanç, ahlâk, huy güzelliği aranmıyor. Seçim iyi olsa, geçim iyi olacak. Tercih, geçici ve dünyalık şeyler oluyor. Maddi menfaatler, manevi değerlerden üstün tutuluyor. Sonrada manevî eksiklikten kaynaklanan olaylar, ailenin düzenine huzuruna zarar veriyor.

Evlilik öncesi, yanlış ilişkilere, yanlış alışkanlıklara ve yanlış arkadaşlıklara dikkat edilmiyor. Hani üç kafadar canları sıkılıyor, kız kaçırıyor, üçüde beraber oluyor, sonra da biri mecburen o kızla evleniyor. İşte bugünün evliliği bundan farksızdır. Bu ailede uyum, güven, sevgi, saygı ve bağlılık olur mu?

Düğünlerde eğlence şekillerimiz, özentilerimiz, aile yuvalarının ömrünü kısaltıyor.

Alkol, kumar, ihanet, müstehcenlik, aile fertlerinin başkaları ile sınır tanımayan ilişkileri, ailede patlayan bir bomba oluyor.

Ailede kızıştırılan reislik, eşitlik, özgürlük, cinsellilğin ön plâna çıkarılması aileler için birer tuzak oluyor.

Moda asrilik çağdaşlık gibi söylentiler, aileleri geleneksel yapısından koparıp otel yapısına döndürüyor.

Aile yuvalarının en çok zarar gördüğü konu; aileler kurulurken ve daha sonra dinin evden sürülüp çıkarılmasıdır. Makinayı yapan “bunu nasıl kullanırsanız kullanın o çalışır” demiyor.. Bir kitapçık sunuyor. “Buna uyarak çalıştırın” diyor. Ailenin uzun ömürlü olması ve mutluluk yuvaları olması için yaratıcı da bir talimat göndermiş, uyulmayınca ne olur?…

Bugünün aileleri gerek kuranlar, gerekse kuruluş şekilleri itibariyle çok zayıf, çok cılızdır. En ufak bir sebep ailenin yıkılmasına neden olmaktadır.

Aileden dini, ahlâkı ve bunların koyduğu kuralları, yüklediği sorumlulukları kaldırıp atarsanız, geriye ne kalır? Yuvayı ayakta tutacak, aile fertlerini birbirlerine bağlayacak ortada ne kalır?

İslâm’da ailenin korunması esastır. Konulan kurallara uyulacak ve yuvaya zarar veren her türlü davranıştan kaçınılacaktır. İhânetin cezası ağırdır. Boşanmak kınanmıştır. Aile içinde görevlerden kaçılmayacak, hak hukuka riayet edilecektir. Kocası kendisinden razı olarak ölen kadın, cennetle müjdelemiştir. Kıskançlık, ancak ailenin korunmasında hoş görülmüştür. Kıskanmayan “kalbi ters dönmüş” olarak kınanmıştır.

Bizden önceki büyüklerimiz, uzun ömürlü, mutlu aile örneğini yaşamıştır. Ömür boyu aynı yastığa baş koymuşlar ve onları ölümden başka bir şey ayırmamıştır.

 

Özet olarak aileyi yıkan hususlar şunlardır :

-Yanlış seçim,

-Uyumsuzluk,

-Güvensizlik,

-Ahlâksızlık,

-Müstehcenlik,

-Yersiz kıskançlık,

-Baskı-şiddet,

-İhânet-şüphe,

-Geçim sıkıntısı,

-Manevi noksanlık,

-Mutlu ailelerin örnek alınmaması,

-Öğüt, nasihat kabul edilmemesi ve

-Gençlerin kendilerinin karar vermesi aile yuvalarının ömrünü kısaltıyor.

 

MUTLU AİLE İÇİN NELER YAPILMALIDIR?

            Herşeyden önce inançlı, arlı, hayalı, iffetli, onurlu, çocukların anası olabilecek, ailenin reisi olabilecek eş seçmek, birinci şart bu. Bundan sonra : “gözümüzü aydınlatacak evlatlar ver” (Furkan : 74) “Soyumuzdan gelenleri namaz kılanlardan eyle” (İbrahim :40) diye hayırlı evlât için dua edilmelidir.

Bir hadiste peygamberimiz : “Sizden kim hanımına yaklaşırsa, Allah’ın adını ansın. Şöyle desin : “Bizi şeytandan, şeytanı bizden uzak tut Allah’ım!” Böyle olunca şeytan doğan çocuğa zarar veremez” buyurmuştur. (Prof. Dr. İ. Canan Hadis Ans : 15/412)

Doğumda ebenin dindar olması, ağzı besmeleli olmasada önemlidir. Doğunca : “İnşallah sağlıklı ve hayırlı insan olur” demesi bile yeterlidir.

Annenin hamile iken kötü şeyler düşünmemesi, haramdan kaçınması ve helâl süt emzirmesi, çocuğu terbiye edilebilir hale getirir.

Atalarımız ne güzel demiş : “Haram yiyenin haramı evladı olur” diye. Hayırlı evlatları, hayırlı ana babalar yetiştirir.

Çocuk dünyaya geldikten sonra; ezanla, kâmetle, ağzı dualı bir insanın çocuğa ad vermesi de çok önemlidir.

Sevgili Peygamberimiz : “Çocuğun sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunursa, çocuklardan ayrılmayan bir şeytan vardır ki, ona zarar veremez” buyurur. (Age : 1/309)

Analar çocuklarına abdestsiz süt emzirmemelidir. Rahatsız olan bacımız, meme ucunu yıkayarak, abdest alarak emzirmelidir. Yabancı, huyu kötü kadınlara emzirtilmemelidir. Çocuk besmelesiz yatırılıp kaldırılmamalı, besmelesiz yedirilip içirilmemelidir. Kadın her türlü huydan, doğumdan önce ve sonra kaçınmalıdır. Kaçınmazsa, kadının huyu çocuğa tesir edecektir. (Sünnette Terbiye İ. Canan : 96)

Peygamber (AS) : “Çocuklarınızı ahlâksızlara emzirtmeyin” buyurmuştur.

İbn-i Sina’da : “Çocuğu emziren kadın, sağlıklı, iyi huylu olmalı” der.

İ. Gazali’de : “Haram yiyen kadından süt emen çocuk, kötülüğe meyleder. Çocuğun hamuru necasetle yoğrulmuş gibi olur” demiştir.

“Çocuğun ilk sözü : “Lâ ilâhe illallah olsun” , “yedi yaşında namazı öğretin, on yaşında kıldırın” diyor peygamberimiz. (R. Salihin : 1/338) Cenab-ı Allah’da “Namazı emret” diyor. (Tâhâ : 132)

Bir hadiste : “Çocuğu üç sevgi ile yetiştirin : Allah sevgisi, peygamber sevgisi ve Kur’an sevgisi” buyrulmuştur. Kur’an’da da : “ Cehennem ateşinden koruyun” emri yer alır. (Tahrim : 6)

Çocuklara dinlerini öğretmek her anababanın başta gelen görevidir. Ana baba, hayır duayı da çocuğundan eksik etmeyecektir.

“Her çocuk anababa için imtihandır” (Tegabün : 15-Münafikun) : 9 Enfal : 27)

Her yönü ile çocuklarımıza sahip çıkmalıyız. Hayvanlar bile yavrularını bırakıvermez. Yaşaması için korunması için ne lazımsa yapar.

Çocukların maddî ihtiyaçlarının karşılanması yeterli değildir. Karınlarını doyurduğumuz gibi ruhlarını da zihinlerini de doyurmamız gerekir. İç dünyasını güzelleştirmemiz lâzımdır.

Evlât, ana babanın ya cenneti olacak ya da cehennemi olacaktır. Hamuru karıp, şekillendirip, pişirmeyi beceremeyenlerin pasta yiyemeyeceği gibi çocuklarını güzel terbiye edemiyenlerinde evlat mürüvveti göremeyeceği muhakkaktır.

17.04.2003 tarihinde bir bacı telefonda şöyle bir soru sordu.

-Buluğ çağına girmeden çocuk ölse nereye gider? “Cennete” dedim. Bunun üzerine dedi ki:

-Benim çocuğum kötü olacak, ben çocuğum cehenneme gitmesin diye onu öldüreceğim!” Dedim ki :

-Peki o cennete gitti, sen ne olacaksın? Onu güzel yetiştir; hem o cennetlik olsun hem de sen.” Dedim.

Bir kardeşimiz de şöyle yakınıyor ve soruyordu :

Yıllarca eşimle çalıştık yemedik içmedik ev yaptırdık. Ama evde hiç huzurumuz yok. Çocuklarımıza söz geçiremiyoruz. Ne yapalım?

-“Ev, para derken çocukları kaybettik desene” dedim

-“Evet” dedi.

Bir kadın çocuğunu yetiştirmeye kararlı. Düzenlenen konferansa katılıyor. Konu : “Çocuk yetiştirmek” konferans sonrası kadın soruyor :

-Çocuğumu ne zaman terbiye edeyim? Adam soruyor:

-Çocuğunuz kaç yaşında?

-Bey yaşında” deyince adam :

-Hanım efendi derhal evinize gidin, 5 yıl gecikmişsiniz” diyor.

Terbiye ana karnında başlar. Her günün, her ayın ve her yılın terbiyesi vardır. Bu konuda ihmal olursa, kolay kolay telafi olmaz. Ailede ananın vereceği terbiye başka, babanın vereceği terbiye başkadır.

23 Eylül 2002 okullar yeni açıldı. Emekli olduğum okuldan bir öğretmene :

-Hayırlı olsun, nasıl okul, çocuklar nasıl? demiştim. Bana:

-İyi değil, 2800 öğrenci var, 750’sinin anası babası boşanmış…” dedi “sen anlayıver” demek istedi.

Hiçbir insan ahlâklı veya ahlâksız doğmaz. Kötülüklerle mücadele, hastalıklarla mücadele gibidir. Çocuğu hastalıklardan nasıl koruyorsak, kötü ahlâktan ve kötü alışkanlıklardanda öylece koruyabiliriz. İyi olsun demek ve iyi olmasını istemek yeterli değildir. Çocuğun iyi olması için çalışmak gerekir.

Birde terbiyenin esası, çocukları kötü arkadaştan korumaktır. Kutatgu Bilig de : “Arslanların yanında köpek, arslanlaşır. Köpeklerin yanında arslan köpekleşir” demiştir. Ashab-ı Kehfin yanında köpeğin aziz olması gibi…

İ. Gazali : “Terbiyenin esası, çocuğu kötü arkadaştan korumaktır” demiştir. Kötü arkadaştan korursanız, kötü alışkanlıklardan korumanız kolaylaşır.

Peygamber (AS) şöyle der : “Hiçbir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha güzel bir hediye bağışlamış olamaz.” (Tirmizi Birr : 33) Mal, dünya sevdası, uğruna, çocuğuma mal, miras bırakacağım” derken, çocuklarımızı kaybetmeyelim.

Son zamanlarda ne yazık ki, aileler çocuklardan, çocuklarda ailelerden koparılmıştır. “Çocuksuz aile”, “Bir bebek bir köpek veya köpekle yetinme sevdasına düşülmüştür. Doğum sezeryanla olacak, çocuğu süt anası emzirecek, çocuğu bakıcılar büyütecek… Böyle nasıl aileler korunacak?

Ailelerin sigortası çocuklardır. Onların iyi yetişmesi aileler için artı puandır.

Aile yuvalarını ayakta tutmak için iki tarafın anlayış ve uyumlu olması gerekir. Aile fertleri olaylar karşısında kendini eşinin yerine koymayı becerebilirse, bir çok pürüz kendiliğinden hallolacaktır.

Aile fertleri, her bir problem için “özür dilerim, ben hatalıydım” demesini becerebilirse, hiçbir problem büyümez. Aile içinde insan “bende hiç suç yok mu? der, olanları gözden geçirirse fazla hırçın ve inatçı olmayacaktır.

Hatasını kabul edip özür dilemek kimseyi küçültmez. Aksine insanı büyütür. En önemlisi aileyi kurtarır.

Zaman zaman “seni seviyorum” demek, aile bağlarını sağlamlaştırır, bazen nikâhı bile kurtarır.

Mutlu bir aile için aile fertlerinin rollerini iyi oynaması ve görevlerini noksansız yapması lâzımdır.

Kavga gürültü ve geçimsizliklere çoğu zaman incir çekirdeğini doldurmayan basit şeyler sebep oluyor. Hiç yoktan büyüyor. Hele karşı taraf cevap verirse, susmasını bilmezse, iş çığrından çıkıyor. Problemi büyütmemek, büyük görmemek esastır.

Her ailede mutlaka bir problem vardır. Hatasız kul olmaz. Önemli olan hatada ısrar etmemektir. Hoşgörülü olmaktır.

Bir gün karı koca olarak bir aile Hz. Peygambere ziyarete gelmişlerdi. Beyefendi, konuşma sırasında : “Biraz geçimimiz dar, zorlanıyoruz” deyivermişti. Hanımefendi söze karıştı, kocasına:

-Sen Allah’ı Rasûlüne şikayete mi geldin? diyerek şikayetin uzamasına mani olur.

Hepimize ders olacak Allah Rasûlünün bir hadisi var : “Kendinizden üsttekilere bakıp imreneceğinize, üzüleceğinize kendinizden aşağıdakilere bakıp halinize şükrederek mutlu olun”

Herşeyin ölçüsü para, mal ve dünya menfaati değildir. Huzur ve mutluluk, maneviyat ve fedakârlıklar üzerine kurulur.

Bir evde iyilik de güzellik de, mutsuzluk da paylaşılmalıdır. “Senin, benim” olmamalı, hiçbir şey gizli tutulmamalıdır. Devamlı karşı tarafa güven verilmelidir.

Evlerinde huzur isteyenler, evlerinde her an manevi bir hava estirmelidir. Her şeyde temizlik helâllik ve meşruluk gözetilmelidir. Evde günah ortamı oluşmasına müsaade edilmemelidir. Evdeki manevi havayı bozacak giyim, davranış ve alışkanlıklardan kaçınılmalıdır.

Aile yuvasında; giyim kirliliği, gıda kirliliği, söz kirliliği, ekran kirliliği, gazete dergi kirliliği, internet kirliliği olmamalıdır.

Önemli bir husus da, kadının haklarının gözetilmesidir. Çünkü kadın Allah’ın emanetidir. Allah adına söz verilerek alınmıştır. Kadınla iyi geçinmek, ona iyi davranmak Allah’ın emridir. (Nisa:19) Cezalandırmak Allah’a mahsustur. Hata anında öğüt ve nasihat Hz. Peygamberin sünnetidir.

Sadece erkeğin kadında hakkı yoktur. Kadınında erkekte hakkı vardır.

Kur’anda : “Hanımlarınız sizin için bir örtü, sizde onlar için bir örtüsünüz” (Bakara : 187) buyrulmuştur.

Allah Rasûlüde : -“Kadınlar hakkında hayırlı olup, nezaketle muamele etmenize dair vasiyetime uyunuz”, buyurmuştur. (Buhari Enbiya : 1)

– Bir hadiste de : “Onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onları dövmeyin, onlara “çirkin” demeyin, fena söz söylemeyin” buyrulmuştur. (Müslim:4/385)

-“En hayırlınız eşine ve çocuklarına hayırlı olanınızdır.” (Riyaz us-salihin : 2/148) demiştir.

Veda Hutbesinde de : “Kadınlar hakkında Allah’tan korkun. Zira onları Allah’ın emaneti olarak aldınız. Sizin onlar üzerinde hakkınız olduğu gibi, onlarında sizin üzerinizde hakları vardır” diyerek sıkı sıkı tembih etmiştir.

Aile yuvalarının devamı için önce çocuklara, seven ana baba imajı verilmelidir. Görevler noksansız yapılmalı, asla ihmal edilmemelidir.

Ayrıca büyük anne, büyük babaya karşı görevlerde kusur edilmemelidir. Her zaman ihtiyaçları karşılanmalı, gönülleri alınmalıdır. Onlarla istişare edilmeli, hayır duaları alınmalıdır. Çocuk ana babasının bu görevini yaptığını mutlaka görmelidir.

Eşin ana babası da ana baba yerine konmalıdır.

Diğer akraba bağları da sağlamlaştırılmalıdır. Ziyaret, ikram, saygı, sevgi eksik edilmemelidir. İhtiyaçları giderilmelidir.

Hatta komşu hakkına da riayet edilmelidir. Onlarla iyi geçinilmeli, üzüntü ve sevinçleri paylaşılmalıdır.

Aile geçimsizliklerinin giderilmesinde anaya, babaya, yakın akraba ve komşulara büyük görevler düştüğü unutulmamalıdır. Yangını başta söndürmek çok daha kolaydır. Büyüklerin uyarı ve yol gösterme görevi vardır. Maddi ve mânevi destek olunmalıdır.

Eskiden ana baba : “Kapıdan kovarsa, pencereden, bacadan gir” der ümit vermezdi. Ya şimdi : “kapım açık”, “sofrada yer ver”, “o olmazsa başkası olur” gibi sözlerle ateşe benzin sıkılıyor, körükle gidiliyor. Yangın çıkarılıyor ve seyrediliyor… Sonuçta yuva yıkılıyor.

 

AİLE YUVASINDA GENÇLER ANNE VE BABALARIYLA NEDEN ANLAŞAMIYORLAR?

            -Baştan serbest bırakıyorlar. İhmâl veya biraz büyümelerini bekliyorlar, sonrada anlaşamıyorlar.

-Bazı anababalar devamlı eleştirdiği için, başkalarının yanında hatasını yüzüne vurduğu için genç isyan ediyor.

-Ana baba çocuğunun genellikle tıpatıp kendisi gibi olmasını istiyor. Aradaki yaş farkını unutuyor. Kültür farkını unutuyor.

-Ana baba, çocuğun herşeyine karışıp onu bunaltıyor.

-Aşırı baskıcı olmak da yanlış, aşırı himayeci olmak da yanlış, ısrarcı olmak da yanlış…

-Çocuğa güvenmemek, yalan söylediğini imâ etmek…

-Devamlı öğüt vermek, sürekli nasihat etmek çocuğu bıktırıyor.

-Hep yanlış anlamak, yanlış değerlendirmek…

-Çocuk hakkında tek başına karar vermek, tek başına  kural koymak…

-Çocuğu dinlememek, fikrine saygı duymamak, vs…

Bunlar çocuğu ve gençleri üzen, zıtlaştıran isyan ettiren hususlardır.

Aileyi ayakta tutmak ve devamını sağlamak, eşlerin elindedir. Evlilik menfaate dayalı, kuru bir aşkla yürümez. Aşkın gözü kördür.

Adamın biri evlenmiş, başta eve hiç boş gelmemiş, hanım kapıda karşılar elindekileri alır, derken adamın maddi durumu biraz sarsılmış, boş gelmeye başlamış, kadın karşılamaz olmuş, kapıyı bile açmamış, adam kapıyı açıp girmiş, selâm vermiş, hanım mutfaktan çıkmamış. Adam sormuş:

-Hanım hasta mısın?

-“Hayır” demiş hanım. Adam :

-Peki ne var söylesene? deyince kadın beyine bakmış ve:

-“Adam senin gözünün biri körmüş ya!” demiş.

Baştan bazı şeyleri aramıyoruz. Ama evlilik onlarsız olmuyor. Aile onlar olmadan devam etmiyor.

Bugün herşey ailenin aleyhine işliyor. Sadakati bozuyor, ihaneti arttırıyor ve boşanmayı körüklüyor.

Kadın sığınma evleri, herif sığınma evlerinin açılması bile aileler için dezavantajdır.

Başta gençlerimizi, yalancı ve sahte mutluluklar aldatıyor. Evliliğe gençler kendileri karar verdikleri gibi, boşanmaya da kendileri karar veriyor.

Özün özü, müslüman Türk aile yapımını yozlaşmaktan, yıkılmaktan korumazsak, bu gidiş toplum yapımıza zarar verecektir.

Aile yuvalarımızın kıymetini bilelim, unutmayalım; bir şeyin kıymeti, kaybetmeden anlaşılmıyor.

Mutlu aile, ahirette de devam edecektir. Eşini kaybedenler, onun hatırasını yaşatsın, eşini mutlu edecek sevaplar göndersin. Ahirette yüzyüze gelince mahçup olacakları iş yapmasın.

Şu anda beraber olanlar da birbirlerine güzel davransın. Birbirlerinin yüzüne Allah rızası için baksın. Şahitlerin huzurunda verdikleri söze sadık kalsınlar. Allah’a söz vererek aldıkları emaneti korusunlar. Yuvayı yıkacak her türlü saldırıya beraberce karşı koysunlar. Böylece iki cihan saadetini yaşasınlar.

Asla tek taraflı kavga olmaz. Kırgınlık anında eşler : “Benim suçum yok mu?” “Acaba ben ne kadar suçluyum?” diyecek olursa, yuvalar daha az yıkılacaktır.

Her ailede eşler, kendini bir yarım, eşini de bu yarımı tamamlayan bir başka yarım görürlerse, ailede uyum ve ahenk bozulmayacaktır.

Sonuç olarak ;

İslâm’da ailenin devamı için evlenmek emredilmiş, çocuk edinilmesi istenmiş, Allah’ın hakkından hemen sonra ana baba hakkına riayet istenmiş, eşlere görevler verilmiş ve birbirinden sorumlu tutulmuş, iyi geçinmeleri ve birbirinin haklarına uymaları istenmiştir.

Aile için, çocuklar için çalışmak ibadet, harcamak sadaka olarak kabul edilmiştir.

Kur’an’da : “Ey inananlar kendinizi ve aile fertlerini yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun” buyrulmuştur. (Tahrim Sûresi:6)

İnsan fıtratına en uygun aile hayatıdır.

Bugün dağılmış aileler, aile dışına itilmiş yaşlılar, yuvayı terk etmiş gençler, çocuklar, sokaklara düşmüş, mal gibi alınıp satılan, özgürlük sevdalısı kadınlar göz önüne getirilecek olursa, evliilğin ve aile ocağının değeri daha iyi anlaşılacaktır.

Aileyi kaybetmiş kişi ve toplumlara özenilirse , geleneksel aileye bağlı kimseler kınanırsa, aile yuvalarımızı ayakta tutamayız. Manevi değerleri inkârla bir şey elde edemeyiz.

Medyamızın görevi, sanki aile yuvalarını yıkmak. Herkesten çok çalışıyor, yayınlar reklâmlara kadar ailenin aleyhine, aileyi oluşturan, fertleri birbirine bağlayan değer yargıları gün geçtikçe zayıflıyor. Şöyle bir örnek vermek istiyorum :

Bir şehirli köye gitmiş, yanında pilli cep feneri varmış. Köylü sigarasını fenere dayamış, yakmak ister gibi durmuş. Şehirlide “ne kadar cahil” diye düşünerek uzun süre lambayı tutmuş ve köylüye : “Sen bunun sigara yakmayacağını bilmiyor musun?” demiş. Köylü : “Bilmez olur muyum, ben senin pilini bitiriyorum” cevabını vermiş. Biz farkında olmadan pilimizi bitiriyorlar, canımızı okuyorlar.

Siyanizmin gizli tamiminin 2. maddesinde : “Aile hayatını yıkınız” emri vardır.

Şer kuvvetleri, mutluluk adına, mutluluk vâdederek yuva yıkıyor…

Mustafa Necati Özfatura’nın bir makalesinde okumuştum. “Siyanizmin yan kuruluşu olan ve merkezi New York’ta bulunan “Dünya Milletlerini Tanıma Enstitüsü’nün 1987 Genel Kurulu’nun Türkiye’deki sağlam aile yapısını yıkmak için medya ve bilhassa TV yayınlarıyla Türk Ahlâkının çökertilmesi kararı alınmıştır. Ve bu karar basın, film, tiyatro ve bilhassa bazı özel TV’lerce icra edilecektir:”

Mehmet Akif şöyle diyordu :

“Biz ki her mevcudu yıktık, gayesiz bir fikir ile, yıkmadık bir şey bıraktık… sade bir aile.”

Ne yazık ki bu gün oda tehlikede, o da elden gidiyor. Aile giderse çok şey gider. Onun için aileyi gözden çıkarmamamız lâzım.


Bu yazıyı 2.023 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.