ANA BABA HAKKI

İnsan neslinin devamı, insanlığın eğitimi, şeref ve haysiyetinin korunması için Allah, nikâh ve evliliği farz kılmıştır. Kadın-erkek tarih boyunca Allah’ın bu emri doğrultusunda bir araya gelerek insanlığın devamını sağlamıştır. Kendilerinden sonraki nesillerin bireylerini dünyaya getiren çiftler, “ana” ve “baba” gibi ulvi, saygı gerektiren ve sorumluluk gibi kutsal görevleri gerekli kılan ünvanlar almışlardır.

Canlılar arasında en geç gelişen, hayata intibakları ve eğitimleri en zor olan insandır. Bunun için zahmeti de en fazla olandır. Çocuk dünyaya geldikten sonra her bakımdan uzun süre anaya babaya muhtaçtır. Çocuk dünyaya getiren her ana baba hayatları boyunca evlâtları için çalışıp çırpınacaktır. Evlâtları ne kadar büyürse büyüsün her dönemde derdi bitmeyecektir. Bir zaman sonra evlâdının derdine birde torun derdi eklenecektir.

 

  1. YAKIN TARİHE KADAR:

Yakın tarihe kadar bazı istisnalar çıkarılırsa, ana babanın evlât ve görev anlayışı değişmediği halde, evlâdın ana-baba ve görev anlayışı büyük değişiklikler göstermiştir.

Meselâ bazı toplumlarda ihtiyar ana baba, tarlaya, oduna gidemediği, iş yapma gücünü kaybettiği zaman yaşama hakkını da kaybederdi. Ana baba yaşlanınca merhametsizce evlâdı onu evden kovar veya kendi eliyle öldürürdü. Bu aynı zamanda evlâtlık görevi sayılırdı. İhtiyar ana babasının vahşi hayvanların pençesine bırakmak veya onları öldürmekle evlât görevini yapmış olurdu. Bunu evlât yapmayacak olursa ihtiyar ana baba kendisi bu işin yapılmasını evlâdından isteyebilirdi.

Ana babanın evden kovulma veya öldürülmesinde diğer bir neden de genç kadın büyük ananın, genç erkek de büyük babanın yerine geçebilmek ve mirasa konabilmek arzusundan doğuyordu.

Eğer baba ölür de ana geriye kalacak olursa o da babanın bir malı olarak miras telakki edilirdi. Bu durumda kadın, kocasına bağlılığını ispatlayabilmek için ya kendini öldürür yada o evin işlerini gören hizmetçi olarak hayatını sürdürebilirdi. İş yapamaz hale gelince de öldürülürdü. Bu durumu yasaklayan bir emir, bir kural yoktu. Kimse tarafından da kınanmazdı.

Oynayan çocuğun dedesini küfe ile atmaya götüren babasına:” Baba, dedemi at ama küfeyi atma, bir gün bana da lâzım olur” demesi, bu durumun bir gelenek halinde devam ettiğini göstermesi bakımından ilginç bir örnektir.

Anasını sırtına alıp ormana atmaya giderken vahşi hayvanların sesini duyunca ağaca tırmanan oğluna ananın:” Yavrum biraz daha yükseğe çık. Bu hayvanları iyi tanırım, sana bir şey olmasın” demiş olması zaman zaman nakledilen örnekler arasındadır.

Burada iftiharla kaydetmek gerekir ki, Türk kültüründe insanın kutsal sayılması nedeniyle her zaman büyükler, yaşlılar “ata” olarak saygı görmüş, diğer toplumlarda görüldüğü gibi kötü muameleye maruz kalmamıştır.

 

  1. ANA-BABA EVLÂDINI ZAHMETLE DÜNYAYA GETİRİP EZİYETLE YETİŞTİRİR                                                 

Ana çocuğunu dünyaya getirmeden çeşitli eziyet ve ve zahmetlere katlanır. Aylarca karnında taşır. Dünyaya getirirken acı çeker, hayatını tehlikeye atar, onu büyük zahmetlerle dünyaya getirir.

Bu durum Kur’an’da:

“Biz insana anasını babasını tavsiye ettik. Anası onu zahmet çekerek karnında taşımıştır.(Lokman Sûresi:14)

“Biz insana ana babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Anası onu zahmetle taşıdı. Zahmetle dünyaya getirdi.”(Ahkaf Sûresi:15) buyurularak ifade edilmiştir.

Peygamberimiz(SAV) in de Cennetin kadınların ayağı altında değil, anaların ayağı altında olduğunu bildirmiş olması, ananın çektiği zahmetler yüzündendir.

Gerçekten ana çocuğunu zahmetle dünyaya getirdikten sonra yıllarca bağrına basarak uykusunu, istirahatını terk ederek emziriyor. Büyümesi için nice sıkıntılara katlanıyor. Yemiyor, yediriyor, giymiyor giydiriyor, tek kelimeyle fedakarlığın en güzel örneklerini veriyor. Hayatının en verimli yıllarını saçları ağarıncaya kadar yavrusu için harcıyor. Kendisinden çok evlâdını düşünüyor. Evlâdının yemesi, içmesi ve sağlıklı büyümesi, ana için en büyük sevinç ve neşe kaynağı oluyor. Evlâdının hastalanması veya acı çekmesi halinde ise ana yıkılıyor. Bunun için atalarımız:” Ana gibi yâr olmaz” “Ağlarsa anam ağlar, kalanı yalan ağlar” gibi anlamlı sözler söylemişlerdir.

Bir evlât, kendisini nice eziyet ve zahmetlere katlanarak büyüten ana babası için “ne biçim anam, babam var” dememelidir.” Ben nasıl bir evlâdım” demeli ve evlâtlık görevini yapıp yapmadığına bakmalıdır. Şairin dediği gibi:

“Ana başa tâc imiş, her derde ilâç imiş,

Evlât pir olsa da bir anaya muhtaç imiş.”

Ana kadar değilse de bir babanın da evlâdı üzerinde hakkı ve emeği inkâr edilemeyecek kadar çoktur. Bazılarının iddia ettiği gibi hakkı bir tohumdan ibaret değildir.

Baba, yıllarca evinin ve çocuğunun ihtiyacını karşılamak için çırpınır durur. Evlâdını yedirip, içirmek ve bir meslek sahibi yapmak için işini, çalışmasını kendisi için zevk ve mutluluk sayar. Çocuğunu sağlıklı yetiştirip, eğitebilmek için hayatın bütün sıkıntı ve acılarına katlanır. Evlâdı hangi yaş ve meslek sahibi olursa olsun babanın evlâdına olan babalık duygusu ve ilgisi kesilmez.

Bu şartlar altında büyüyen evlât, o hale nasıl geldiğini hiç düşünmez. İhtiyarlık yıllarında kendisine muhtaç olan ana babasına onların yaptığını yapmaz. Bu böyle devam edip gider. Hiçbir evlât ana babasının yaptığını ana babasına yapmamıştır.

Şöyle anlatırlar:

Bir genç annesinin sözünü dinlememişti. Kadının gönlü yandı. Oğlunu yola getirecek kuvveti de yoktu; gidip çocukluk beşiğini getirdi, önüne koydu ve şöyle dedi:

-Ey insafsız ve eski halini unutan çocuğum, hep ağlardın. Küçük ve âcizdin. Senin için geceleri uyumazdım. Şu beşikte yatarken hiçbir şey yapamazdın; üzerine konan sineği bile kovamazdın. Artık büyüdün, güçlendin. Bir gün de öleceksin. Orada bir karıncayı bile kovamayacaksın; böcekler yer gider seni.” deyip evvelini sonunu hatırlattı.

 

  1. C) DİNİMİZİN ANA BABA HAKKINA VERDİĞİ ÖNEM

İslâm’dan önce hiçbir insanın hakkına riayet edilmediği gibi ana babanın da hakkına riayet edilmiyordu. Hatta ana baba, en büyük haksızlığı, zulmü dünyaya getirip kendi eliyle büyüttüğü evlâdından görüyordu. Ana baba evlâdını öldürdüğü gibi evlât da ana babasını acımadan öldürebiliyordu.

Baba ölünce, ana miras kalıyordu. Anasıyla evlenenler, anasını hizmetçi olarak kullananlar olurdu.

İslâm Dini evlâtlara kötü davranılmasını, onların öldürülmesini yasaklayıp iyi bir şekilde yetiştirilmelerini emrettiği gibi evlâtlara da ana babalarına iyilik etmelerini, tatlı söz söylemelerini hatta onlara “öf” bile dememelerini emretmiştir.

Yüce Allah şöyle buyurur:

-“Rabbin kesin olarak kendisinden başkasına tapmamanızı ve anaya babaya iyilik etmenizi emretmiştir. Eğer ana babadan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlayacak olursa sakın onlara “öf” deme, onları azarlama, onlara güzel ve tatlı sözler söyle.” (İsrâ Sûresi:23)

-“Onlara acıyarak tevazu kanadını (yerlere kadar) indir. Ve “Ya Rab, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse, sende kendilerini öylece merhamet et” de. (İsrâ Sûresi:24)

Sevgili Peygamberimiz de bu konuda çok hassas davranmış ana babaya ikramda bulunulmasını, sevip saymaya, hizmet etmeye en lâyık kimselerin ana baba olduğunu, ana babanın rızasını kazanmanın en sevimli amellerden biri olduğunu haber vermiştir.

Bu konuda şunları söylemiştir:

-“Allah, anaya babaya âsi olmanızı, vermeniz icabeden şeyi vermemenizi, hakkınız olmayan şeyi istemenizi, kız çocuklarını canlı canlı gömmenizi haram kıldı. Ve sizin için dedikoduyu ve çok soru sormayı, birde israf etmeyi hoş görmez.” (Buhâri)

-“Hiç bir evlât babasına olan borcu tam ödiyemez. Meğer ki, babası başkasının kölesi olup da onu satın alarak âzât etmiş olsun.” (Müslim)

Buhâri ve Müslimin rivayet ettiğine göre:

Peygamberimize:

-Allah katında en sevgili amel hangisidir? diye sorulmuş,

Peygamber Efendimiz:

-Vaktinde kılınan namaz, cevabını vermiştir.

-Namazdan sonra en sevgili amel hangisidir? sorusuna da:

-“Anaya babaya iyilik etmektir” cevabını vermiştir.

-Sonra hangisidir? sorusuna da:

-“Allah yolunda cihaddır” buyurmuşlardır.

-Ebu Hureyra (ra) şöyle anlatır:

Allah’ın Resûlüne bir kimse geldi ve:

-Benim insanlar içinde hizmet etmeme, sevip saymama en lâyık kimdir? diye sordu.

Allah’ın Elçisi:

-“Anandır” buyurdu.

O zat:

-“Sonra kimdir?” dedi.

-“Sonra anandır.”

-“Sonra kimdir?”

-“Sonra anandır” şeklinde üç defa aynı cevabı aldı.

O zat tekrar:

-“Sonra kimdir?” deyince

Allah’ın Rasûlü:

-“Sonra babandır” buyurdu. (Müslim)

Bir gün Hz. Peygamberin hanımı Esma’nın anası yanına gelmişti. Anası iman etmemiş olduğundan Esma Peygambere:

-Ey Allah’ın elçisi anam müşrik olarak bana geldi. Onunla görüşeyim mi? diye sordu. Peygamberimiz hiç tereddüt etmeden:

-Ananla görüş. O seni dünyaya getiren ve üzerinde hakkı olan anandır” buyurdu.

Yine bir gün yeni Müslüman olanlardan bir zat Peygambere gelerek savaşa iştirak etmek istediğini bildirdi. Peygamber ona:

-Anan var mı? diye sordu.

-“Eve var” cevabını verince

-Öyle ise ona hizmet et. Zira Cennet anaların ayağı altındadır.” buyurdular.

Anaya babaya iyilik ve ihsanda bulunmak evlât üzerine farzdır. Bunun için hiçbir evlât, islâm inancına ters düşmeyen her konuda an ve babasına itaatsizlik etmemelidir.

 

D)ANA VE BABAYA İTAATSİZLİĞİN CEZASI:

Peygamber Efendimiz, ana babasının rızasını kazanmayanın amellerinin boşa gideceğini, bu yüzden cennete giremeyeceğini, Allah’ın rızasını ana babanın rızasını kazanmakla mümkün olacağını haber vermiş, ana babasına âsi olanlara beddua ederek, âsi evlâdın Allah’ın rahmetinden uzak kalacağını bildirmiştir.

Câbir bin Semüre (ra) nin anlatığına göre:

“Allah’ın Rasûlü minbere çıktı, üç defa “âmin” dedi. Sonra da bize:

-Bana Cebrail geldi:” Ya Muhammed, ana babasının ihtiyarlığına yetişip de rızalarını kazanmayıp Cehenneme giren kimse Allah’ın rahmetinden uzak kalsın” dedi ve benim de “âmin” dememi istedi. Bende “âmin” dedim. “Ramazan ayına yetiştiği halde günahı bağışlanmayacak Cehenneme atılan kimse, Allah’ın rahmetinden uzak kalsın dedi” bende “âmin” dedim.” Yanında senin ismin anılıp da selavât getirmeyip sonra da Cehenneme giren kimseyi Allah rahmetinden uzak kılsın” dedi “âmin” dedim” buyurmuşlardır.

Müslimin diğer bir rivayetine göre Peygamberimiz:

“Burnu toprağa sürtülsün! Burnu toprağa sürtülsün! Burnu toprağa sürtülsün! Diye beddua etmiştir.

-Ey Allah’ın elçisi, kimin burnu toğrağa sürtülsün? denilince:

-“Ana babasına veya ikisinden birine yetişip de onlara iyilik yaparak Cennete girmeyen kimsenin” buyurmuşlardır.

Tirmizinin naklettiği bir hadislerinde de Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Allah’ın rızası ana ve babanın rızasındadır. Allah’ın gazabı da ana ve babanın gazabındadır.”

Kendisine büyük günahların neler olduğu sorulunca Peygamberimiz:

“Allah’a şirk koşmak, ana babaya âsi olmak, haksız yere adam öldürmek, yalan yere yemin etmektir” buyurmuşlardır.

Hz. Sevban (ra) dan rivayet edilen bir hadiste:

“Üç şey vardır ki, bunlar ile yapılan amelin faydası olmaz:

“1-Allah’a şirk koşmak, 2-Ana babaya âsi olmak, 3-Savaş meydanından kaçmak” olduğu bildirilmiştir.

İbni Ömer(ra) rivayet etmiştir. Peygamberimiz şöyle buyurur:

“Üç kişi vardırki, kıyamet günü Allah onlara rahmet nazarıyla bakmaz:

“1-Ana babasına âsi evlât, 2-Devamlı içki içen ayyaş, 3-Verdiğini başa kakan kimse.”

“Üç kişi de vardır ki, Cennete giremez”:

“1-Ana babasına âsi evlât, 2-Karısını başkasına teslim eden deyyus, 3-Kendisini erkeklere benzeten kadın.”

Bir gün Peygamberimize ölüm döşeğinde yatan bir gencin “Lâ ilâhe illallah” diyemediğini haber verdiler. Allah’ın elçisi namaz kılıp kılmadığını sordu.” Kılardı” dediler. Peygamberimiz, gencin hayatta isyan ettiği bir annesinin olduğunu öğrenince onu çağırttı ve şöyle dedi:

-Şuraya bir ateş yakarak oğlunu yakmak istesek müsade eder misin? Deyince kadın, rıza göstermeyeceğini bildirdi. Bunun üzerine Peygamberimiz:

-O halde oğlunu Cehennem ateşinden kurtarmak için hakkını ona helâl et” buyurdu.

Kadın hakkını helâl ettiğini bildirince Peygamberimiz gence Şehadet getirmesini emretti. Gencin rahatlıkla şehadet getirmesi üzerine Resûl-i Ekrem (SAV):

-“Allah’a hamd olsun ki, benim vasıtam ile bu genci Cehennem ateşinden kurtardı” buyurmuşlardır.

Aşağıdaki hadislerde de anaya babaya iyilik etmenin, izzet ve ikramda bulunmanın insanın ömrünü uzatacağını, rızkının artmasına vesile olacağı ve öldükten sonra da Cennete girmesine sebep olacağı bildirilmiştir.

Enes bin Mâlik Allah’ın elçisinin:

-“Rızkının çoğalmasını ve ömrünün uzamasını isteyen ana babasına ihsan ve ikramda bulunsun, akrabalarını ziyaret etsin” buyurduğunu rivayet eder.

Hz. Sevban (ra) da Peygamberimizin:

-“Kişi işlediği günahtan dolayı rızıktan mahrum olur (geçim darlığına uğrar) Mukadder olan musibeti ancak dua durdurur. Ömrü ancak ana babaya itaat ve güzel ahlâk uzatır.” dediğini rivayet etmiştir.

Ebu Hureyra (ra) Peygamberimizin şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Üç dua vardır; bunların kabul olunacağında şüphe yoktur:

1-Mazlumun duası, 2-Misafirin duası, 3-Ana babanın evlâdı için yaptığı dua.”

Bir adam Peygamberimize sordu:

-Ana babanın çocukları üzerindeki hakkı nedir?

Peygamberimiz:

-“Onlar senin ya cennetin ya da cehennemindir” buyurdular.

Anaya babaya itaatsizlik, ancak İslâm’ın prensiplerine uygun olmayan konularda bir mazeret olabilir. Lokman Sûresinin 15. âyetinde ana baba Allah’ın rızasına uygun olmayan bir şey için zorlarsa kendilerine itaat edilmemesi emredilmekle beraber gene de onlarla iyi geçinilmesi tavsiye edilmiştir. Buda gösteriyor ki, ne olursa olsun ana baba terk edilmeyecektir. Her zaman gönülleri alınacak ve kendileriyle iyi geçinilecektir.

Her evlât şunu iyi bilmelidir ki, kimse ana babasına etmediğini evlâdından göremeyecektir. Yani ana babasına ne ettiyse, evlâdından da onu görecektir.

Peygamberimiz bir hadislerinde ana babaya isyanın cezasının dünyada da görüleceğini:” Allah günahlardan dilediğinin cezasını kıyamet gününe tehir eder. Yalnız ana babaya yapılan isyanın cezasını ölmeden önce dünyada da verecektir” buyurarak haber vermiştir.

Bir başka hadislerinde de:

“Başkalarının kadınlarına iffetli ve namuslu davranın ki, sizin hanımlarınız da iffetli ve namuslu olsunlar. Ana babanıza iyilik edin ki, çocuklarınız da size itaatkâr davransınlar ve iyilik etsinler” buyurarak insanın başkalarına ve ana babasına ne ettiyse aynıyle mukabele göreceğini haber vermiştir.

Ana babaya karşı evlâtlar görevini sözle değil, yalnız bayramlarda el öpmekle de değil, ana babanın çektiği sıkıntı ve eziyeti düşünerek yapmalıyız. Kutadgu Bilig’de: “Ana babanı hoşnut eyle; onlara hizmet et; bu hizmet karşılığı bir çok fayda elde edeceksin” denilmiştir.

Bir babanın evlâtları, babalarına kötü davranmışlar ve kolundan tutup dışarı atmak için kapıya kadar sürüklemişlerdi. Baba evlâtlarına yüksek sesle haykırdı ve şöyle dedi:

-Yeter zalimler! Yeter! Ben de babamı buraya kadar sürüklemiştim.”

 

  E)BUGÜNKÜ DURUM:

Ana babanın yıllarca çektikleri çileye ve sarf ettikleri emeğe karşılık bir evlâdın ana babasına aynı derecede iyilikte bulunması hem dini hem de insanî görevidir. Daha fazlasını yapması ise evlâtlık görevidir.

Ne yazık ki, günümüz insanı, çeşitli nedenlerle kendisini var eden ana babasını unutuyor. Civcivin içinden çıktığı yumurtanın kabuğuna ihtiyaç duymadığı gibi, ana babasına ihtiyaç duymuyor. Kendine yeter hale gelince ana babasına dönüp bakmıyor. Kendisi rahat ve bolluk içinde yaşarken ana babasını geçim sıkıntısı içinde iken onları terk ediyor, hor görerek itip kakıyor.

Günümüzde yaşlılık kusur sayılıyor. Evlâdı için kendini feda eden, evladını canı kadar seven yaşlı ana babaya canın çıksın deniliyor. Durum ilkel toplumlardan pek de farklı değil. Evlâdı için gece uyumamış, gündüz istirahatini terk etmiş nice ana babalar, bizzat evlâtları tarafından kimsesizler yurtlarına gönderiliyor.

Başkalarının yanında babasını tanımayanların, adreslerini ana babalarından gizleyenlerin, ana baba olmaya pek niyetleri yok gibi. Nöbetin bir gün kendilerine geleceğini hiç düşünmüyorlar.

 

 

F)ANA BABAMIZA KARŞI GÖREVLERİMİZ:

İnsan, dünyaya geldiği andan itibaren her bakımdan ana ve babasının ilgisine muhtaçtır. Ana baba da yavrusunun sağlıklı bir şekilde büyümesi ve hayata intibak edebilmesi için elinden geleni esirgemez. Yıllarca ana ve babalık görevini kusursuz bir şekilde sürdürerek evlâdının hem acısını hem de sevincini paylaşır.

Ana babanın bu fedakârlıklarına karşılık evlâdın da ana babasına karşı evlatlık görevleri vardır.

Bu konuda Peygamber Efendimiz, ana babaya karşı görevlerin neler olduğunu ve bu görevlerin nasıl yerine getireleceğini şöyle ifade etmiştir:

Abdullah bin Amr şöyle anlatır:

“Rasûlü Ekrem (SAV) e bir adam geldi ve şöyle sordu:

-“Ya Rasûlâllah, yurdunu terk ederek sizin emrinize girmeye geldim, anamı babamı da ağlayarak bıraktım.”

Rasûlü Ekrem:

-“Öyle ise onlara dön de, ağlattığın gibi onları güldür” buyurdu.

Başka bir gün de Rasûlü Ekrem’e biri gelerek:

-“Ya Rasûlâllah, büyük bir günah işledim. Benim için tevbe var mıdır? diye sorunca:

Peygamberimiz ona:

-Anan hayatta mıdır? diye sorar. O kişi de :

-“Hayatta değildir” diye cevap verince, Allah’ın elçisi tekrar sorar:

-Teyzen var mıdır? “Evet” cevabına karşılık:

-“Ona saygılı ol” buyurur.

Ebû Davud’un rivayetine göre Yemen’den bir adam memleketini terk ederek Peygamberimize gelir, savaşa katılmak istediğini söyler. Peygamber Efendimiz kendisine:

-Yemen’de kimsen var mı?

-Annem babam var.

-Sana müsade ettiler mi?

-Hayır.

-Öyleyse onlara dön, müsade iste. Müsade ederlerse, savaşa katıl. Etmezlerse, onların yanında kal, onlara hizmet et.” buyurdu.

Peygamberimizin bu hadislerinden anlaşıldığına göre ana babanın hakkına riayet edilecek ve hizmette kusur edilmeyecektir.

Kurân-ı Kerim’de Cenab-ı Allah:

-“Anaya babaya, yoksullara, yetimlere iyilik yapın” Bakara Sûresi:83)

-“Allah’a ibadet edin. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya, öksüzlere, yoksullara, yakın ve uzak komşulara, yolculara, elinizin altında bulunanlara iyilik edin. Allah gururlanan insanları sevmez.” (Nisâ Sûresi:36)

-“Biz insana ana ve babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Eğer onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa bu huhusta onlara itaat etme.” (Ankebut Sûresi:8) buyurarak anaya babaya onların yakınlarına ve ihtiyaç sahiplerine iyilik etmemizi kendisine hiçbir şekilde ortak koşmamamızı emretmiştir. Ayrıca ana babaya itaatsizliğin ancak inançsızlık ve Allah’a ortak koşma konusundaki isteklerine karşı olabileceğini bildirmiştir.

Ana babaya karşı evlâtlık görevi sadece onlar hayatta iken değil, ölümlerinden sonra da devam etmelidir. Onların kemiklerini sızlatacak davranışlardan ve amel defterlerine kötü şeyler yazdırmaktan kaçınılmalıdır.

Hayırlı evlât, sağlıklarında terk etmediği gibi ölümlerinden sonra da ana babasını unutmaz. Mezarlarını ziyaret eder, onlar için mevlid, Kur’an okutur, hayır ve hasenatta bulunur. Onların yakınları ve dostları ile de ilişkiyi kesmez.

Ebû Davud’un naklettiğine göre Peygamberimiz:

-“Beni Seleme Kabilesinden bir adam geldi de: Ya Rasûlâllah, ana babamın ölümlerinden sonra onlara yapabileceğim bir iyilik var mı? diye sordu. Rasûlü Ekrem:”evet, onlar için mağfiret dilemek, vasiyetlerini ve taahhütlerini yerine getirmek, onların yakınlarını ziyaret etmek ve onların dostlarına ikramda bulunmaktır” buyurdu.

Maalesef günümüzde bir çok evlât, ana babasına hürmet etmek, saygı göstermek, görev yapmak şöyle dursun, son insanî görevlerini bile yapamaz durumdadır. Bir evlât düşünün ki, ana babasının cenaze namazını kılamaz, cenazeye çelenkle katılıp, başkaları namazı kılarken köşe taşı gibi bir kenarda bekleyip sonra da cenazenin ardından yürüyen, ölümlerinden sonra ana babasını hiç hatırlamayan, hayatta kaldığı müddetçe ana babasının azabını arttıran evlât, evlât değildir.

Anne babası hayatta iken yılda bir gün anneler günü, bir gün de babalar günü ilân ederek sadece o günlerde ellerini öpüp hediye sunmakla veya mektup gönderip, telgraf çekerek, telefon ederek günah çıkarmakla evlâtlık vazifesinin bittiğini zanneden, ana babasına yılda yalnız bir gün ayırabilenlerin sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Kediden, köpekten ana babaya evde yer kalmıyor.

Zannederim böyle giderse bugünkü nesil, ana baba olduğu zaman çocuklarının kendilerini hatırlaması için anneler, babalar günü de kâfi gelmeyecek, mutlaka ana babaya saygı günü ilân edilecektir.

Rabbim evlâdını ,ihmal eden ana babalardan, ana babasını ihmal eden, bu yüzden azap görenlerden etmesin.

 

G)ANNELER GÜNÜ:

Her yıl Mayıs ayının ikinci pazar günü belirli çevrelerde anneler günü olarak ilân edilerek kutlanmaktadır.

Anneler günü ilk defa 1906 yılında Amerika’da ilân edilmiştir. Bizde de 1956 yılından bu yana kutlanmaktadır.

Ancak yılın 365 gününün sadece bir gününü anneleri için ayırabilenler, bugünde annelerini ve annelik hakkını hatırlamakta, bir evlât olarak annelerini mutlu edebilmek için hediyeler sunmaktadırlar.

Açıkça ifade etmek gerekirse toplumumuza yabancılaşmış kimselerin ilân edip, kutladığı anneler günü yabancı bir âdet olarak kabul görmemiştir, denilebilir. Ancak belirli bir kesim, yılda bir defa hatırlayabildiği annesine hediyeler sunmaktadır. Eğer ana, analık yapmamış ise, evlât iyi bir insan olarak yetiştirilmemişse bir gün olarak ilân edilen anneler günü ve o günde verilen hediyeler neyin ifadesi olabilir?

Anneler günü, bugünkü kutlanan anlamıyla bir sene boyunca ihmâl edilmiş, anaya karşı 365 günün bir gününde hatırlayarak, günah çıkartma hareketinden ifade ettiği  anlamdan başka bir şey değildir. Zaten bugün Batı’da ilân edilirken analığı unutulmuş kadının şerefini kurtarma hareketi olarak ilân edilmiştir.

1956 dan buyana bizde de anneler gününde analık ve kadın hakları üzerine nutuklar çekilir, sütunlar dolusu yazılar yazılır, her gün çıplak resimlerle kadın ticareti yapan gazeteler sayfalar ayırır. Yani kadın açıkça istismar edilir. Vitrinler süslenir. İhtiyaç olmayan hediyelerin alınıp sunulması için reklâmlar yapılır. Aslında yalnız bu işin kârlı ticaretini yapanlar kazanır.

Hürriyet, hak iddialarıyla kadını yuvasından, analıktan koparılması için senenin diğer bütün günlerinde kadınlığa, analığa düşman olanların, kadınlara verebildikleri tek şey, “anneler günü” adı ile sadece bir gündür.

Anneler gününün analarımızın ve insanımızın lehine olmadığı açıktır. Çünkü Müslüman Türk toplumunda anaların günü, bir yılın sadece bir günü değildir. Allah’ın her günü anaların günüdür. Her gün, günün her saatinde ana hatırlanır, ananın hakkında riayet edilir. Evlâtlık görevi her an yerine getirilir. Anaya isyan Allah’a isyan sayılır.

Din, örf-âdet ve geleneklerimize ters düşen “Anneler günü” Batı kültürünün bir parçasıdır. Kendisini bize kabul ettirdikten sonra, bizim için ana ve evlâtların birbirine olan vazgeçilmez görevlerini kısıtlamak, maddîleştirmek gibi bir felâket hazırlamıştır. Fedâkârlık, sevgi, saygı, yerini ferdiyetçiliğe ve para ile alınan bir paket içinde sunulan hediyeye bırakıştır.

Belki Anneler günü, evlâdını fazlalık kabul eden, çocuk bakıcısına, kreşe, anaokuluna verip kurtulan, köpeğini çocuğundan daha çok ilgi duyan analar için geçerli olabilir.

Anneler günü, analığını lâyıkıyla  yerine getirememiş annelerin, analarını unutmuş, kendilerini dünyaya getiren, eziyet ve kahırla büyüten kadına evlâtlık görevlerini yerine getiremeyenlerin bir arayışıdır.

Türk toplumunda anaya verilen değer, bir güne sığdıralamayacak kadar büyüktür.

“Ana başa tâç imiş, her derde ilâç imiş,

Evlât pîr olsa da, bir anaya muhtaç imiş.”

“Ağalarsa anam ağlar, kalanı yalan ağlar…”

“Ana gibi yâr olmaz.”

“Cennet, anaların ayağı altındadır” gibi sözler ana ve analığa ne ölçüde değer verildiğinin ifadesidir.

Gerçek şudur ki, ana evlâdını dünyaya getirip büyütürken sadece bir gün fedekârlık göstermemiştir. Eğer böyle olsaydı ancak o zaman bir günde hakkı ödenebilir, o gün elinin öpülmesi, bir hediyenin sunulmasıyla anaya hak ettiği, lâyık olduğu değer verilmiş olabilirdi.

Sonuç olarak, anneler günü ile kadına bir şey verilmiş değildir. Aksine ananın her an beklediği ilgiyi, saygıyı senede bir güne indirmiştir.


Bu yazıyı 267 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.