Başörtüsü – Türban – Örtünmek

Son zamanlarda, esas problemlerimiz unutturularak, sun’i gündemler icad ediliyor. Hayalî tehlikeler var gösteriliyor.

Bir irtica icad edildi. PKK tehlikesini bile unutturdu. İrtica, enflasyon canavarını yuttu, irtica başarısız hükümetlerin elini ayağını bağladı, çalıştırmadı.

Neydi bu irtica? Ne istiyordu? Şimdiye kadar neler yaptı? Sahi bu soruların cevabını bilen var mı?

Şu anda anlattıklarına göre irtica, üniversitelerde İ.H. Liselerinde başını örtmüş, öcü şekline girmiş kendini saklıyor!…

Fedakâr, cefakâr insanlar (!) irtica için şehitler vermeye, hem de milli mücadeledeki şehitler kadar şehit vermeye azm etmiş durumda. İlmi araştırmalar, dersler durdurulmuş, ilim adamları, film adamı olmuş, film çeviriyor.

Yetkililer sağ olsunlar, memleket meselelerini bile bir kenara bıraktı, genelgeler yayınlıyor, başını örtenleri soruşturuyor,araştırıyor, bugün Türkiye sınırları içine sürüyor. Yakında sınır dışı etmeye hazırlanıyor. Okullardaki, dairelerdeki başını örterek baş kaldıranlar halledilince, sıra dükkanlarda çalışan ve evlerinde saklanan isyankârlara gelecek. Başörtüleri çıkarılacak sümüklü böceğe döndürülecek.

Değerli okuyucularım! Kim ne derse desin, kim ne yaparsa yapsın. Örtünmek canlılar arasında insana mahsus bir özellik.

Bütün dinler, örtünmeyi emretmiş, tarih boyunca insan daha fazla örtünebilmek için çaba sarf etmiştir. İnsanlar medenileştikçe örtünmüşler ve özgürlük kazanmıştır.

Ne yazık ki bugün okumak, memlekete, millete hizmet etmek arzusu ile çırpınan kadının okuma hakkı elinden alınıyor, baş örtülü diye okullara sokulmuyor, okuyup bitirse, diploma verilmiyor.

Yetkililer de Türkiye’deki eğitim seviyesini yükseltmeye çalıştıklarını söylüyorlar. Okula sokmamak, okuldan atmakla mı eğitim seviyesini yükselteceksiniz?

 

BAŞ ÖRTÜSÜ ALLAH’IN EMRİDİR

Şöyle gelmişe geçmişe etrafımıza bakma zahmetinde bulunursak herdinde, her toplumda ve her medeniyette örtü vardır. İlkel toplumlarda bile vardır, onların medenileştikçe örtündüklerini tarih kitapları kaydeder.

Sadece köylerde değil, her yerde vardır. Geçenlerde “baş örtülüler köye!” diye kızlarımız üniversiteden kovulmak istenmişlerdir. Bazı yetkililerde : “Başını örteceksen mutfağa git evinde otur” gibi anlamsız söz sarf ediyor. Bunlar bilgisizlik ve hazımsızlıktan kaynaklanan sözlerdir.

1980 yılında Devlet Bakanı Mehmet Özgüneş’in yazısı üzerine Din İşleri Yüksek Kurulu : “Örtünün dini bir emir olduğu ve uygulanması gerektiği” şeklinde fetva vermiştir.

İslâm kadınının örtünmesi, Allah’ın emridir. Emir açıktır. Bunun inkârı kişinin inancına zarar verir. Örtünmeyen dinden çıkmaz, günah işlemiş olur. Dinimizde örtünmeyene baskı yapılamaz. Çünkü zorla yapılan işin Allah katında hiçbir değeri yoktur. Örtünende açtırılırsa vebâli büyüktür.

 

ALLAH NE DİYOR?

-“… ziynet yerlerini el yüz müstesna açmasınlar. Baş örtülerini omuzlarına indirsinler…” (Nur : 31)

-“… açılıp saçılıp sokağa çıkmayın” (Ahzab: 33)

-“Müslüman kadınlar örtülerini sımsıkı örtsünler” (Ahzab: 59)

-“Nikâha ümitleri kalmayan hayızdan çocuktan kesilmiş kadınlar ziynet yerlerini göstermesinler” (Nur : 60) buyuruyor.

Birgün Hz. Peygamberin yanına Hz. Ebu Bekir’in kızı Esma ince ve kısa bir elbise ile gelmişti. Peygamber ondan yüz çevirdi ve :”Ey Esma! Kadın ergenlik çağına yaklaşınca, onun yüz ve ellerinin dışındaki yerlerini göstermesi uygun olmaz” demiştir. (Ebu Davut, libas :31)

Evet görülüyor ki, sadece gençler değil büluğ çağına yaklaşan çocuk dahil, nikâhlanamayacak kadar yaşlı kadınlar bile örtüneceklerdir. Bu dini bir vecibedir. Kimseninde bunu yasaklamaya hakkı yoktur. Kadın kendisi giyinmezse, günah işlemiş olur. Ama zorla açtırılırsa açtıran günaha girer, vebâl açtıranınındır.

Kimsenin bir inananın başını aç, açabilirsin, açmalısın, açıver demeye, izin vermeye hakkı yoktur.

“Efendim kadın başını namazda örter” diyenler oluyor. Evet namaz için kadının tesettürü farz. Ama namazdan sonra açınacak diye bir şey yok. Namaz kadının günlük hayatının bir parçasıdır. İslâm kadını her an örtünecektir.

 

ÖRTÜNEN İNANCININ GEREĞİ ÖRTÜNÜR

Herşeyden önce iman, amel etmeyi gerektirir. İnananın üzerinde imanın eseri görülecektir. Zira amelsiz iman zor korunur. Tek başına iman, insanın kurtulması, dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşması için yeterli değildir.

İnanan neye inanıyor? “Ya Rabbi, buyruklarını yerine getireceğim” diye söz veriyor. Yani inanan, Allah’a teslim olmuş, dinin gereklerini yapmaya söz vermiş demektir.

Unutmayalım; insan yalnız iman etmekle sorumlu tutulmamış, iman ettikten sonra salih amel işlemekle sorumludur. Allah: “İnsanları kulluk için yarattığını söyler. (Zariyat : 56)

Asır Sûresinde kurtuluşa erenlerin, iman ettikten sonra salih amel işyelenlerin olduğu bildirilmiştir.

İnanan bir insana, inandığını yapmaması dinini yaşamaması, kutsal kitapta emredilen bir şeyi yapmaması söylenemez. Meselâ; namaz kılma, örtünme denilemez. Bu konuda yasak da konamaz. Neden? Çünkü Allah’ın emrine ters emir olmaz. Allah’a isyan olan yerde kula itaat olmaz.

Peki biri, insanın inancına müdahale edebilir mi? Edemez. Allah “şöyle yap” derken o, şöyle yapacaksın diyemez. Derse Âsi olur, fâsık olur, günaha girer.

Dinin bir emrine karşı çıkmak, inkâr etmek, alay etmek insanı küfre götürür.

Örtünmek, dinin apaçık bir emridir. İslâm kimliği içinde büyük bir önemi vardır. İslâm’da örtünmeden bir çok ibadet de yapılamaz.

Hal böyle iken, museviye, Iseviye ve ateiste saygılı olduklarını söyleyenler müslümana gelince ne yapacağını şaşırmaktadır.

Örtüsüz islâm olmaz. İslâm tarihinde ilk savaş, bir yahudinin müslüman kadınının örtüsüne saldırmasıyla çıkmıştır. Milli mücadelede Fransız askerlerinin müslüman kadınların örtülerine el uzatması karşısında, sütçü imamın tabancasını ateşlemesiyle başlamıştır.

Baş örtüsü nazik bir konudur. Fitne unsuru yapılarak insanımız bölünmeye çalışılmamalıdır.

 

BAŞ ÖRTÜSÜ SİMGE MİDİR?

İslâmi tesettür, herhangi bir şekilde sökülüp üniforma, simge yapılamaz. Böyle olduğu da söylenemez.

Bugün baş örtüsü, işaret olmadığı gibi âdet de değildir. Bazılarının iddia ettiği gibi, belli bir zümre ortaya çıkarmamıştır. Allah emretmiştir.

Şimdi biri çıkıp da “Sen Allah emrettiği için örtünmüyorsun” dese doğru olur mu? Nereden biliyorsun? derler adama. “Efendim parti simgesi” dese. “O partiden önce örtü yokmuydu?

Parti rozetinin bile apaçık takılıp, parti propagandası yapılırken, örtüye böyle bir kulp takmak demokratik olur mu? Bizden sonrakiler bu iddiaları nasıl karşılayacaklar bilmiyorum.

Örtünen, örtünmeyen bacılarımız kolkola gezip tozarken, aynı sırayı paylaşırken, lokmasını bölüşürken aralarına girenleri bizden sonrakiler, fitneci, fesatçı ve bölücü diye yazacaklardır.

Baş örtüsünün ideolojik yönü yoktur. Onu ninemizde örtmüştür. Baş örtüsünü, parti yürüyüşünde ayaklarının altına serip çiğneyerek : “kahrolsun şeriat!” diyenler, saptırıyor.

Ayrıca baş örtüsünün çağdaş olmadığı gerekçesini ileri sürenler oluyor. Bugün baş örtüsü çağdaştır. Şık bir şekilde örtünüp, giyinen bacılarımıza neden şaşı bakıyorlar? Hanımlarına bakıyorlar, o güzel görünüm yok, inanın kıskanıyorlar.

Şöyle veya böyle “Başörtüsünü” “Şuyuu vukuundan beter” bir tehlike haline getirmişlerdir.

Müslüman kadını, dünyanın her yerinde başını örter. Bu bizim kadınlarımıza ait bir şey değildir.

Baş örtüsü, boyna dolanıp, omuza atılınca veya bele dolanınca moda oluyor, çağdaş oluyor. İnanç gereği başa alındığı zaman irtica oluveriyor. Ne garip?…

Bir zamanlar Kenan Evren kadınların saçı yemeğe düşmesin diye bağlanmış, âdet olmuştur demişti.

Geçen gün Devlet Başkanımızda “dinin emri değildir, örftür, adettir” dedi.

Biri de çıktı “baş örtüsü değil saç örtüsüdür, dinde böyle bir şey yok” dedi. “Gülerler. Adam hiç mi okuyup araştırmıyor” derler.

 

NEDEN HOŞGÖRÜLÜ BİR TOPLUM OLAMIYORUZ?

Azıcık insan sevgisi olan, hor görmez, hoş görür.

Yunus :”yaratılanı severiz yaratandan ötürü” demiştir.

Bizim inancımızda ve kültürümüzde insanı sevmek esastır. İnsana zulüm haramdır. Gasp, tecavüz, zor kullanmak hatta insanın gıybetini yapmak bile yasaktır. Hatalı olsa bile bağışlamak esastır. Yabancılar bile bunun için Türk idaresini tercih etmişlerdir.

Despot idare, olgun insan işi değildir. Hoşgörü, üstün insanların vasfıdır. Hiçbir âdil yönetim, zulüm üzerine kurulmamıştır. Hiçbir idarede zulüm üzerine devam etmemiştir.

Yüce Allah : “Dinde zorlama yoktur” buyurur.

Hz. Peygamber de : “Kolaylaştırınız zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz” buyurur.

Peygamber, kendini taşlayanlar, yurdundan sürüp çıkaranlar için : “Allah’ım bunları bağışla! Çünkü bilmiyorlar” demiş beddua etmemiştir.

Ankara’da bir Prof. Öğrenciler girerken kapıya dikilmiş başı örtülü olanları sınıfa almış, açık olanları bir müddet bekletmiş, öğrenciler şaşırmış. Millet sonucu beklerken Profösör:

-“Ben böyle bir uygulama yapsam memnun olur musunuz?” demiş. Öğrenciler hep birden : -“Hayır!” demişler. Çünkü ayırmak, bölmek bir ilim adamına yakışmaz.

Demokrasiyi içine sindiremeyenler, demokratik davranamıyor, kendilerine hak olarak gördükleri şeyleri, başkaları için hak olarak göremiyor.

Demokrasi üç temele dayanır; Hürriyet, eşitlik ve âdalet.

Atalarımız :”Zulüm pay-ıdâr olmaz” demiş. Şair : “Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste” demiş.

İslâm’da insan mağdur, mahrum edilirse, sıkıntıa sokulursa, gasba uğrarsa kul hakkı söz konusu olur. Allah diğer suçları bağışlıyorda kul hakkını affetmiyor. Kul hakkı helallaşılacak ama dünyada ama ahirette mutlaka hak yerini bulacak.

“Boynuzsuz koyun bile boynuzlu koyundan hakkını alacak” (Müslim, Birr : 60)

Demek ki, mutlaka hesaplaşacak. Öyleyse haklara saygılı olmak gerekmez mi?

Başka milletlerin insanımıza gösterdiği hoşgörüyü kendi insanımıza gösterebilmeliyiz.

 

ZORLAMA VE BASKI İNSAN FITRATINA AYKIRIDIR

Örtünmeyene bir şey denmediği halde, örtünene denmedik söz, yapılmadık hakaret ve verilmedik mağduriyet kalmıyor. Örtü düşmanı, saldırıyor. “İnandım” diyende saldırıyor. ”Açıverin” diyor “okuyacaksa açacak” diyor. Yabancılar, “insanların inançlarına karışamayız” derken bizdeki uygulamalar tiksinti veren hal almıştır.

Baş örtüsü neye mani? Diyoruz bize çağdaşlığın ölçüsünden bahsediyor. Baş örtüsünü çıkarsak ne değişecek? diyoruz. Cevap yok. Kafanın içimi değişecek?

Üniversitede Prof. öğrecisine saldırıyor. Türbanlı öğrencisini iskeletle hapsediyor. Talebesiyle cinsi ilişkiye girenler unutuluyor, türban çilesi bitmiyor…

Allah örtün dediği için örtünene baskı yapılamaz. Örtünmeyene de baskı yapılamaz. Bu inanç işidir. Örtünmek, inananın en tabi hakkıdır.

Medeni insan, saygılı olur. Meseleyi insan hakları, inanç özgürlüğü açısından ele almak gerekir.

Dinde, inançta zorlama yoktur. Bugüne kadar yapılan baskı, gösterilen şiddet, örtünenlerin sayısını arttırmaktan başka bir işe yaramamıştır.

Amerikanın Türkiye’deki anketinden iki ilginç sonuç çıktı. (06.06.2003 Vakit Gazetesi)

“Amerikan Pev Şirketinin 21 ülkede hem kendileri ve hem de o ülkeye özel sorunlarla ilgili yaptığı anketin bir sonucu da bu idi. Başörtüsü için halkın %91 bu kadınları ilgilendirir diye cevap vermişti. Hemen bütün gazetelerde, konjoktür icabı “Amerika’yı sevmiyoruz” yargısı üzerine oturtulan anketin başka ilginç sonuçları da vardı Ve mesela;

Başını örtme kararı kadını ilgilendirir, diyenlerin oranı : %91

Ahlâklı olmak için Allah’a inanmak gerekir diyenlerin oranı : %84 şeklindeydi.”

Aslında insan fıtratına uygun olmayan, örtünmek değil, açıklıktır. Bugünkü anlayışa göre örtünmemek nasıl özgürlük ise, örtünmek de haktır ve örtünmeye zorlamak nasıl insan hak ve hürriyeti ile bağdaşmıyorsa örtünen birini de açınması için zorlamak da insan hak ve hürriyeti ile bağdaşmaz.

Soruyorum örtünen ne suç işlemiştir? Siz Nene Hatun’un, sütçü imamın ve Zübeyde Hanımın yüzüne nasıl bakacaksınız?

Hani Türkiye insan haklarına saygılı idi, insan hakları beyannamesinin altına imza atmıştı? Hani Anayasanın 12. maddesine göre kişiliğe bağlı haklar dokunulmazdı? Hani 24. maddeye göre inanç ve kanaat hürriyeti vardı? Hani kimse inancından dolayı kınanamazdı?

Adalet istiyorum, neredesin adalet?

Neredesiniz demokratik kuruluşlar?

Neredesiniz hak ve özgürlük havarileri?

Neredesiniz kedi, köpek, kaplumbağa, kelaynak kuşları savunucuları.

Neredesiniz ey çağdaşlar, siz neredesiniz?

 

BAŞ ÖRTÜSÜ YASAĞI YANLIŞ KONMUŞ BİR YASAKTIR

Hukuk devleti; halkının baş örtüsünden rahatsız olmayan bir devlettir.

Sosyal hukuk devletinde, insanların hakları sosyal güvence altına alınıp korunur.

Sosyal hukuk devletinde kimsenin keyfi uygulamalarla özgürlükleri yok etme hakkı yoktur. Bunu yapan suç işlemiş olur.

Kılık kıyafet kanununun 2547 sayılı yüksek öğretim kanununun ek 17. maddesinde :”Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydıyla, yüksek öğretim kurumlarında kılık kıyafet serbesttir.” denilmiştir.

Buna rağmen konulan yasaklar, hukuki değil, keyfidir. Baş örtüsü, kapıdan kovacak, derse almayacak kadar büyük bir suç olmasa gerek.

Devletin yöneticilerin, bunca ağır görevleri varken, baş örtüsüyle bu kadar ilgilenmeleri uygun düşmez. Devletin görevi, inançları,mezhep ve meşrefleri soruşturmak olmamalıdır. Yoksa inananlar rencide edilmiş olur.

Laiklik, demokrasi ve özgürlük gerektirir. Sonra inançlara müdahale etmek, kimsenin yetkisi dahilinde olmaması gerekir.

İnsanın kafasının içi önemlidir yok bıyığı var, sakalı var, kot pantolon giymiş, başı açıkmış, örtülüymüş bu ilme, ilim öğrenmeye mani değildir. Başka ülkelerin üniversite öğrencilerini görüyoruz. Bizde okumayıp, başka ülkelere gidenleri görüyoruz.

 

LAİKLİK İSTİSMAR EDİLİYOR

“Laik olan, olmayan” diye milleti bölmeye kalkanlar, laiklik adına inananların üzerine yürüyenler, laikliği istismar ediyor.

Laiklik din hürriyetidir, dinsizlik hürriyetidir. Bunu beceremiyoruz.

Laiklik, herkesin inancı doğrultusunda ibadetini yapabilmesi, inancını yaşayabilmesidir. Bunda sınır olmaz, baskı olmaz.

Laiklik, din ile devlet işlerinin ayrılmasıdır, devletin dine, dinin devlete karışmamasıdır.

Din serbest, dindarlık yasak, hindi gibi düşünmek serbest, konuşmak yasak. Nasıl hürriyet bu. Milletin namazı, milletin baş örtüsü ile uğraşmak laiklik değildir. Laiklik güvence olması gerekirken laiklik adına din düşmanlığı yapılamaz. Çünkü laiklik dinsizlik demek değildir.

Laiklik, farklı inançlara katlanmak demektir. Biz tarih boyunca her dine katlanmış milletin evlatlarıyız. Kendi insanımıza niye katlanmayalım?

“Efendim falanlar, dine dayalı devlet düzeni kuracakmış” Adam, günlük hayatını, evinin düzenini dine uyduramamış, nasıl dine dayalı devlet düzeni kuracak. Dine tam uyan kaç hacı, kaç hoca var? Allah aşkına? Bunlar bahane.

Örtü yasağı laikliğe aykırıdır, Kur’an’a aykırıdır, din ve vicdan hürriyetinede aykırıdır, demokrasi düzeninede ayrıkıdır.

Batıda laiklik hiçbir zaman elden gitmez. Her hak kullanılır, isteyen örtünür, isteyen beden eğitimine soyunmadan katılabilir, dersten önce dua edilir ondan sonra derse başlanır.Herkes dinine göre yaşar. Okullarda hac asılıdır. Âyin günü tatildir. Orduda papaz subaylar vardır. Kilise veya kiliseye bağlı kurumlarda çalışarak askerlik yapılabilir. Amerikan ordusunda türbanlı subay vardır. Türban dini sembol olduğu için Amerika türbana saygı duyar. Parlementoda incil üzerine yemin edilir. Dr. Sadık Ahmet Yunan Parlementosunda 1989’da Kur’an’a el basarak yemin etmiştir. Hiç de laiklik elden gitmemiştir.

14.05.1997 Türkiye’nin Bir Haberi :

Kur’an üzerine yemin etti . Amsterdam – Hollanda’da, yerel seçimlerde belediye meclisine girmeye hak kazanan bir Türk, müslüman olması dolayısıyla Kur’an-ı Kerim üzerine yemin ederek göreve başladı. Belediye Meclisi üyeliğine seçilen Mehmet Aközbek, düzenlenen törenle Kur’an-ı Kerim üzerine yemin etti.

Bizde, üniversite kapılarından içeri alınmayan türbanlı bacılara turistler bile şaşırıp kalıyor. İslâm dinide laik bir dindir.

-“Sizin dininiz size benim dinim bana de” (Kâfirun Sûresi)

-“Dinde zorlama yoktur.” (Bakara 256)

-“Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin.” (Kehf : 29)

-“İnsanları inanmaya zorlama” (Yunus : 99)

-“İnanmıyorlar diye neredeyse kendini mahvedeceksin.” (Şura:3)

-“Dünya hayatının geçici menfaatına göz dikerek “Sen müslüman değilsin” demeyin. (Nisa : 93)

İşte islâm’daki laiklik. Bu ülkede her hırıstiyan her yahudi, tarih boyunca dini hayatını sürdürmüştür.

 

BAŞ ÖRTÜSÜSÜ ATATÜRK İLKERİNE AYKIRI MIDIR?

Başörtüsünün yasaklanmasının temel dayanağı atatürk ilke ve inkılâpları olarak gösterilemez ilke ve inkılâplara  bakılacak olursa böyle bir yasağın olmadığı görülecektir. Ayrıca genel ahlâka ve anayasaya aykırı olmayan her türlü kıyafet, ilke ve inkılâplara da aykırı değildir.

Atatürk’ü kendi düşüncelerine âdet etmek isteyenlere en güzel cevap sanırım Atatürk’ün kendi sözleridir.

-“Dinimizin tavsiye ettiği tesettür, hem hayata hem fazilete uygundur” (Söylev ve demeçler : 2/150)

-“Samsun Milli Eğitim Müdürünü baş örtülü öğretmenin başını açtırdığı için Atatürk onu görevden almıştır. (Çınar Dergisi, Şubat 1998, Sayfa:16)

Atatürk baş örtüsüne karşı değildir. Onun anası örtülüdür, hanımı örtülüdür. Eğer Atatürk, baş örtüsüne karşı olsaydı önce hanımının, anasının başını açması lâzımdı. Atatürk’ün baş örtüsünü yasaklamadığını Başbakan yardımcısı Bülent Ecevit : “Baş örtüsünün laiklikle ilgisi yoktur. Atatürk başörtüsünü yasaklamamıştır.” demiştir. (9.3.1998 Zaman)

Atatürk, dinin emri olan örtünün hayatta bir engel olmadığını, ilim tahsilinde de bir engel teşkil etmediğini, ahlak ve âdâba aykırı olmadığını ifade etmiştir. (Atatürkçülük 1. kitap, Genel Kurmay Başkanlığı 1982 Sayfa 126)

Atatürk baş örtüsünü mahsur görmezken, onun adına konuşmak, Atatürk’ü tanımamak ve Atatürk’e saygısızlıktır, istismardır.

 

ÖRTÜ YASAĞI ANAYASAYA AYKIRIDIR

Anayasanın teminat altına aldığı haklardan biri de, kişinin inancını yaşama hakkıdır.

-2. maddede; Türkiye Cumhuriyeti’nin insan haklarına saygılı olacağı zikredilmiştir.

-10. maddede herkesin eşit olduğu,

-24. maddede herkesin vicdan, inanç, kanaat hürriyetine sahip olduğu, hiç kimsenin dini inanç ve kanaatinden dolayı kınanamayacağı bildirilmiştir.

Anayasa güzel hazırlanıyor, uygulama ona uymuyor, hoş olmuyor.

Anlaşmaların  altına imzayı kolay atıyoruz, bununla da övünüyoruz, ama ona ayak uyduramıyoruz. Devlet, attığı imzaya sahip çıkmıyor. Bakın nelerin altına imza atmışız;

Devlet; attığı imzaya sahip çıkmalı

Ataseven, 1995 yılında Pekin 4. Dünya Kadın Konferansı’nda alınan Türk Hükümeti’nin de imzaladığı sözleşme eğitim kurumlarındaki bu tür baskılar ile mücadele kararı alındığını hatırlatıyor. İşte kararlardan bazıları

Madde 80-a Fıkrası : “Eğitimin bütün düzeyinde, cinsiyet, dil, din gibi ayrımcılığı ortadan kaldıracak önlemler alınmalıdır.”

f. Fıkrası : “Din, ırk veya kültüre dayalı ayrımcılığı yasa ve tüzükleri iptal etme yolu ile eğitim kurumlarında kadın ve kız çocuklarının vicdan ve din özgürlüğü hakkına saygı sösterilmesini sağlayarak, kızların okula kayıt ve okulu bitirme oranları arttırılmalıdır.”

p. Fıkrası : “Toplumsal cinsiyet eşitliğinin ve kültürel, dini ve diğer farklılıkların eğitim kurumlarında saygı ile karşılanması sağlanmalıdır.”

Son yıllarda dünyamızda yükselen değerler arasında din ve ailenin başta geldiğine dikkat çeken Ataseven, Amerika’da Başkan Clinton’un yaptığı gibi fert, aile, toplum mutluluğu ve insanların verimliliği açısından dini hayatı kılık, kıyafet dahil tüm özgürlükleri genişleten çalışmaların uluslar arası ve ulusal hukukun gereği olduğunu belirtiyor.

Birleşmiş Milletler Bildirgesi Madde 1:

“Her insan din ve düşünce özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, istediği dini seçme ve değiştirme, bu dinin gereklerini bireysel veya toplu olarak halk içinde veya özel yerlerde, inandığı usül ve yöntemle yerine getirme hakkını da kapsamaktadır.”

Anayasa Madde 14:

“Anayasa’nın hiçbir hükmü, Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şeklinde yorumlanamaz.”

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Madde :18

“Her şahsın fikir, vicdan, düşünce hürriyetine hakkı vardır. Bu hak din ve kanaat değiştirme hürriyetini, dinini veya kanaatini tek başına veya topluca, açık olarak veya özel suretle öğretim, tatbikat, ibadet ve ayinlerle izhar etme hürriyetini verir.”

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 9:

“Her ferdin fikir, din, vicdan hürriyetine hakkı vardır. Bu hak din ve kanaat değiştirmek hürriyetinin olduğu gibi dinini ve kanaatini tek başına ve toplu olarak açıkça veya özel surette ayin, öğretim, ibadet ve dini adâbının icrası suretiyle izhar eylemek serbestliğini tazammum eder.”

Baş örtüsü yasağı BM kararına aykırıdır:

Bizim insanımız özgürlüğün hepsine lâyıktır. Dünyayı kendimize güldürmeye gerek yoktur.

 

BAŞKA ÜLKELERDE DURUM

Başka ülkelerde, durum başka…

Baş örtüsü yasağı üzerine Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde ihtisasa hak kazanan Kenya’lı Ümmü Gülsüm; “Başım örtülü diye dilekçemi bile kabul ettiremedim, kaydımı yaptıramadım. Kenya’daki aileme ve arkadaşlarıma yaşadıklarımı anlatamıyorum, inandıramıyorum. Türkiye demokratik bir ülke, sen yalan söylüyorsun diyorlar.” (30.101997 Zaman) demiştir.

Belçika’da : Haklar, Anayasa garantisi altındadır. Türbanlı diye bir kıza pasaport vermeyen belediye, mahkemece 3,5 milyon lira cezaya çarptırılmıştır. (18.12.1993 Türkiye)

Danimarka’da : Dini inançlar, diğer ülkeler gibi teminat altına alınmıştır. Somali’li bir öğrenciyi derse almayan öğretmen, disiplin kuruluna sevk edilmiş, derhal okul yönetimi meseleye hemen el atmıştır. (30.10.1997 Zaman)

Fransa’da : Fransa’nın Nancy kenti idare mahkemesi “Türban yasağı din ve vicdan özgürlüğüne aykırıdır” demiş, okuldan uzaklaştırılan Salwa’yı okula iade etmiştir. 50 bin frank tazminat ödenmesine karar vermiştir. (7.10.1995 Zaman)

İngiltere’de : Hollanda’da, Almanya’da, İtalya’da sakalla bıyıkla baş örtüsü ve kıyafetle ilgili bir yasak yoktur. Anayasalarında inançlara saygılı oldukları yazılır ve saygılı davranılır.

Amerika’da : Bütün inançlar teminat altına alınmıştır. Florida eyaletinde yeni müslüman olan bir kız için küçültücü ifadeler kullanan 32 yıllık polis’e, disiplin cezası verilmiştir. Olaydan sonra da polis memuru kızdan ve ailesinden özür dilemiştir. (10.11.1997 Zaman)

Başkan Clinton, dini tezahürleri serbest bırakan bir kararname yayınlayıp işyerine cübbeyle, türbanla, dinsel her türlü sembol ve giysi ile gelinebileceğini, herkesin ibadet edebileceğini dinini propaganda yapabileceğini, masasının üstünde kutsal kitabını bulundurabileceğini özel bir törenle kamu oyuna duyurmuştur. (16.8.1997 Yeni Şafak)

“Parola inancın neyi, gerektiriyorsa yap” Amerika’da müslüman işçilerin baş örtüsü ve sakalla çalışma izni verildi; çalışma saatleri içinde namaz kılmak için ara verilmesi kabul edildi.” (4.12.1997 Zaman)

Amerika’da Cumhuriyetçi parti tarafından hazırlanan ve adalet komisyonunda kabul edilen tasarıya göre; kamu kuruluşlarında ve okullarda herkesin kendi dininin emrettiği şekilde giyinebileceğini hükme bağlamıştır. Ayrıca bu tasarıya göre; işyerlerinde ve okullarda dua yapılabilecek, dini kuruluşlara yardım edilecek, inançlara hiçbir şekilde karışılmayacaktır. (21.3.1998 Türkiye)

Rusya’da bile inançlara özgürlük vardır. İnanca müdahale yoktur. Kızıl meydanda kocaman cami yaptırılmıştır. Tabular Rusya’da bile yıkılmıştır.

Tabuların yıkılmadığı tek ülke biz mi kaldık?

 

DÜŞMANLIĞA GEREK YOK

Din düşmanlığı bugünün meselesi değildir. Daha önce İnönü zamanında din yok sayılmı, çeşmelerdeki, eski eserlerdeki Besmeleler bile kazınmıştır. Resmi din olarak, hıristiyanlığın kabulu bile teklif edilmiş, resmi yeminlerde dini ibareler kaldırılmıştır.

Bir yazar “sultanla birlikte Allah’ıda tahtan indirdik” diye yazmış, yetkililerden “Aferin” almıştır.

1967 yılında İlâhiyat Fakültesi’nde kız çocuklarının başlarını örtmesine müsaade edilmemiştir.

1987’de YÖK, derslere başörtüsü ile girilmesini yasakladı.

1991 kanuna ek 17. madde eklendi. Kılık kıyafet serbest bırakıldı. İnönü’nün oğlu İnönü, bunun iptali için mahkemeye başvurdu.

İslâm tarihinde ilk bir yahudi müslüman kadınının baş örtüsünü yırtmıştır. Milli mücadaeleye kıvılcım olan olayda Kahraman Maraş’ta olmuştu. Fransız askerler, örtümüze el uzatmıştı. Daha sonra baş örtüsü ile okuma veya çalışmaya ilk karşı çıkan, Feride adlı yahudi asıllı bir kadın olmuştur. (Niyazi Berker, Türkiye’de Çağdaşlaşma : s.437)

Son zamanlarda irtica diye bir şey çıkardılar, ne olduğunu, tanımını bile kimse bilmiyor. Öcü diye bazılarıda karşı çıkmaya başladı. Cuma, bayram namazı kılanlar bile irtica adı ile baş örtüsüne karşı oldu. “Açıversinler” diyenler olmuştur. Bu hayali düşman kim? Bunu tanımak zorundayız.

Gerçek şu ki, kimse dini yeterince bilmiyor. Bu manasız düşmanlık da bilmemezlikten kaynaklanan bir davranıştır.

Bazıları, örtünen gördümü laiklik elden gidiyor, şu elden gidiyor, bu elden gidiyor” diyor. Bu telaş, belirli bir kesimin telaşıdır. Kimse korkmasın hiçbir şey elden gitmez. Bugüne kadar gitmediği gibi. Hiçbir baş örtülü, devlet millet düşmanlığı yapmamıştır.

Bazılarına göre; inanmak serbest, yaşamak yasak. Bakın kıyılarımızda altsız, üstsüz turistler. Üniversitelerimizde mağdur bacılarımız. Bu adalet değildir. Oraya neliklerle geldi. Maddi, manevi sıkıntıların vebalini hangi babayiğit üstlenecek?

Birinciliğe kadar yükselene başı örtülü diye diploması verilmiyor. Cumhuriyet bayramı ile ilgili yarışmada dereceye giren İmam Hatip’li Kızlara ödülleri verilmiyor, okullar arası yarışmaya alınmıyor, neden?…

En büyük ve en eski üniversitenin Rektörü, türbanlı öğrencelerle mücadelede prof.lara “gerekirse bilme araverin” talımatını vermiştir. (15.3.1998 Zaman)

Bakın bu tarihi düşmanlık ilminde önüne geçirilmiştir. Bu tavırlar inanan dindar çevreleri rahatsız eden, küstüren bir tavırdır.

Bugüne kadar hakları gasp edilen zulme uğrayan, okumaktan başka niyetleri olmayan o kızlarımız korkulacak insanlar değildir.

Prof. Dr. Elisabeth Özdalga’dan başörtüsü araştırması…

Başörtüsü korkuları yersiz.

“Din sosyoloğu Prof. Dr. Elisabeth Özdalga, Türkiye’de başörtüsü konusundaki ilk bilimsel kitabı yazdı. Özdalga’nın tespitleri, başörtüsü konusundaki hurafeleri ve yanlış inanışları yerle bir edecek nitelikte.

Başörtülülerin, düzeni değiştirme hedefi yok.

Başörtülüler, gelenekçi, gerici değildir.

Başörtüsü bir simge değil.

Başörtülüler, her partiye oy veriyor.

Baskı görseler bile radikalleşmiyorlar.

Bu insanlar sisteme entegre edilmeli.

Başörtüsü baskılarını artık kaldırmanın zamanı geldi de, geçti bile.

Türkiye’de dindarlık kamu alanından itilerek eve hapsedilmek isteniyor.

Aslında, kişisel özgürlüklerini, onurlarını, mesleki hırslarını savunuyorlar.”

“Baş örtüsü konusunda laiklik kavgası yapıldığını belirten Bakan Sungurlu, “Biz bu tartışmalarla uğraşırken, dünya ilim ve irfanda başını alıp gidiyor” dedi. (10.04.1998 Zaman)

 

BU BÖLME OYUNUDUR

Böyle bir yasağı, idari basiretsizlik olarak görüyorum. Türkiye’nin bunca probleminin arasında esas problemler dururken baş örtüsünün ön plana geçirilmesi, çok düşündürücüdür.

Baş örtüsü yasağı;

-İç barışı bozacak durumda bir yasaktır. Birliğimize beraberliğimize zarar vermesi muhtemeldir.

-İnsanımızı tedirgin edecektir, amirle memuru, öğrenci ile hocasını, birbirine yakın olması gereken insanları birbirine düşürecektir.

-Devletle milletin, halkla yöneticilerin kaynaşmasını engelleyecektir. İnancına bağlı olan çevreleri küstürecektir.

-Baş örtüsü yasağı ile ne olacak? Bir çok öğrenci okuldan ayrılacak hayatı kararacak, bir çok memur sıkıntıya düşecek, sürülecek, görevinden ayrılacak çoluk çocuk sıkıntaya düşecek, sadece başını örten değil, çevresi de zarar görecektir.

-Ülkenin eğitim seviyesini yükseltelim derken okumayan, okutulmayan kızlar olacak, evlerine kapanacaktır.

-Açan, açmayan, açtıran, açtırmayan diye insanımız bölünecek. Açılır açılmaz tartışmaları başlayacak Hülasa örtü, insanımızın arasına perde çekilir gibi çekilecek. İnsanları birbirinden ayıracak örtü kutuplaşmanın kaynağı haline getirilecektir.

-Laik, laik olmayan, örtünen, örtünmeyen, inanan, inanmayan, çağdaş olan, olmayan, ilerici, mürteci diye insanımızı bölmek suçtur.

-Bu tür uygulamalar dine ve inançlara da zarar verir, itikadı zedeler, dinin bozulmasına neden olur.

-Anayasanın 2. maddesine göre milletimizin dini, islâm’dır. Her milletin bir dini vardır, bizim dinimizde islâmdır. Her inananın da inancını yaşama hakkı vardır.

Sonuç olarak böyle devam ederse dışarıya beyin göçü olacak, yetişenlerde geri dönmeyecektir.

 

BAŞI AÇIK FOTOĞRAF KULLANILABİLİR Mİ?

Resmi belgelere yapıştırılmak üzere zorunlu olarak açık resim istenirse ne yapılır?

-İnsan saçından olmayan peruk kullanılabilir.

-Resim asıl, resim gerçek değildir. Eğer fotoğrafı bir kadın fotoğrafçı çekerse, o resmi istenilen yere vermekte bir sakınca yoktur.

-Halil Günenç hoca şöyle der :

“Resim hakiki değildir. Avret sayılmaz. Bir yerden zorunlu olarak baş açık resim istenirse, fotoğraf kadına çektirilerek verilir.” (GMF 2/160)

Bu durum, kimlik, pasaport, diploma veya bir yere kayıt için geçerlidir.

 

BAŞI AÇIK ÇALIŞILABİLİR VE OKUNABİLİR Mİ?

Nur Sûresi 31. Ahzab Sûresi 33., 53. ve 59 ayetlerinde kadının başını, ziynetlerini ve ziynet taktığı yerleri örtmesi ve göstermemesi emredilmiştir.

Zaruret olmadıkça kadın, ayet, hadis ve mezhep imamlarınca avret olan yerlerini göstermez.

Zaruret, ciddi şekilde zarar görme halidir. Halil Günenç, hocaya göre: “İslâm’da yasak olana mutlaka uyulacaktır. Fayda temin edeceğim diye yasak çiğnenmez. (GMF : 2/176)

Yasak getirildi diye, kimsenin “açınabilirsiniz, açın” demeye hakkıda yoktur, yetkisi de yoktur. Bu çok büyük vebâlli bir durumdur.

-Allah “örtün” derken, biz “aç” diyemeyiz.

-Yeni vahiy gelmedi, Kur’an’ın hükmü değişmedi.

-Bir kızımız, “güvendiğim falan aç dedi” derse biz ne cevap veririz. O yolda tavizimizi, çığır açmamızı nasıl izah ederiz? Vebalinin altından da nasıl kalkarız?

İslâm kadını, inancına uygun şekilde çalışmanın yollarını aramalıdır. İslâm kadınının, inancını yaşaması kadar çalışmak da hakkıdır.

Keyfi açma ile zaruri açma arasında fark vardır. Kadın yıllarca okumuş, eğer çalışmaya ihtiyacı varsa çalışır. Öğretmenlik gibi, sağlık mesleği gibi önemli mesleklerde çalışır. Kadın, kendi işinde de çalışır.

 

NE YAPALIM?

Önce Allah’ın tesettür emrinin yerine getirilebilmesi için her yol denenmelidir. Bütün çaralere başvurulmalıdır. Hemen kaçmak, bırakıvermek veya açıvermek olmaz. Başörtüsü düşmanlarının istediği bu zaten. Akıllı insan, onların tuzağına düşer mi? Bırakıp kaçıvermekle, işlerini kolaylaştırmış olmaz mıyız?

Türban, kurban olmamalı…

Günah, sadece bir tane değildir. Günahların bir çoğunu yapıp dururken onu sadece bire indirmek yanlış olur.

Rüşvet vermek nedir, günahtır. Peki mala, cana ciddi bir tecavüz söz konusu olunca, mağdur olunacaksa, kerhen rüşvet verilir mi? Verilir. Bunda günah var mıdır? Allah affetsin, tevbe istiğfar edilir.

Diyelim ki, kadının eli avret midir? Hayır. Ama tahrik söz konusu ise ele eldiven giyilecektir. Bugün toplumda çoğu kadının başı açıktır…

Böyle bir ortamda çare olarak;

-Başörtüsünü bağlamanın şeklini değiştirebiliriz.

-Peruk takabiliriz.

Peruk nasıl takılır? Hz. Peygamber der ki:

“İğreti saç takan ve taktıran dövme yaptıran vücudunu boyatanları Allah lânet etti” (Riyazüs Salihın 3/1673) buyurarak peruk takmayı yasaklamıştır.

İnsan kutsaldır, insana ait şeyde kutsaldır. Alınıp satılamaz. Peruk, insan saçından olursa, kesin haramdır.

Şayet insanın kendi saçındansa, deve tüyünden veya naylondan, sun’i şeylerden ise, zaruret de varsa, peruk takılmasında sakınca yoktur.

Bu tam bir tesettür olmaz. Ama bir çaredir.

Peruğa karşı çıkanlar, tam örtünmüyor ve görünüm olarak açık kadın görünümü oluyor, bir de peruk süstür diyorlar.

Tam örtmesede tamamen açınmaktan iyidir, ortada bir zaruret vardır.

Birde, ten rengi kalın çorap giyilse, bakan ten zannetse, örtünmüş olunmaz mı? olunur.

Halil Günenç, insan saçı olmamak kaydı ile peruk takılır diyor. Zaruret varsa satışı da caizdir diyor. (GMF 1/231-232)

“Said bin Cübeyr der ki: “İpek veya yün ipliklerinden yapılmış örgülerin takılmasında mahsur yoktur. Bunların kullanılmasının caiz olduğuna İmam-ı Ahmed de hükmetmiştir” (Yusuf El Kardavi, İslâm’da Helal ve Haram, S.95-96)

“Kadının başına naylon, bitki veya hayvan deri ve kıllarından yapılmış peruk takması, ya da saça ek yapılması caiz görülmüştür. (Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Aile İlmihali : 574)

Demek ki, insan saçı olmazsa, mecburiyet varsa ve güzelleşme maksadı yoksa peruk takılabilir. Başa yasak olan eşarp da boyna takılabilir.

Burada niyet de çok önemlidir. Hz. Peygamber : “Mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır” buyurur.

Elden gelen herşey yapıldıktan sonra, meşru yollar denendikten sonra vebâl, şiddet ve zorlama yapanlarındır.

Ehzer Üniversitesi Başsorumlusu Muhammed Seyyid Tantavi : “Kadın, islâm’ın emrettiği gibi giyinmezse kendisi günah işlemiş olur. Şayet yetkililer başörtüsünü yasaklarlarsa o zaman  Allah yanında mes’ul olunmaz. Yasaklayanlar mes’uldur. Bu arada örtünmek isteyen örtünebileceği bir ortam arayışı içinde olmalıdır” der. (20.10.1997 Akit)

Ahmet Şahin’in ifadesiyle : (11.4.1998 Zaman)

Bilindiği üzere mahşerde kullar günah-sevap hesabına maruz kalacaklar, sevaplarıyla günahlarını tarttıracak, ona göre muâmele görecekler. Bunda kimesnin şek ve şüphesi yoktur zaten. Ayetlerde Rabb’miz böyle buyurmaktadır.

Sahabeden bir zat bir günaha maruz kalmış, sonra da aklı başına gelip pişmanlık duyarak Efendimiz (s.a.s.)’e müracat etmiş.

-Ne olacak benim halim? Ben böyle bir günah işledim!

Bunun üzerine gelen âyette Rabb’imizin mesajı şu mealde olmuştur:

-Namazlarınızı kılın, diğer günahlardan kaçının, sevabınızı da çoğaltın. Bilin ki sevaplar günahları giderir, yok eder!.. (Hûd Sûresi/114)

Evet, size baskıyla istemediğiniz şeyleri yaptırmak suretiyle vebale maruz bırakanlara mukabil, hizmetinizi daha da çoğaltınız, sevabınızı fazlalaştırın, daha fazla mesai sarf edin, daha kaliteli faaliyette bulunun ki günahlarınızı alıp götürsün.

İslâm’da ülülemre itaat meselesi vardır.

Allah’ın emirleri arasında ilim öğrenmek, öğretmek, Allah’ın emirlerini tebliğ etmek, cihad etmek, bir nesle sahip çıkmak da vardır.

Yetkiyi başkalarına bırakmanın, meydanı boş bırakmanın da, görevlerden kaçmanın da vebâli vardır.

Ahmet Şahin 25.3.1998 tarihli zaman gazetesinde şunları yazmıştı :

“Son sınıflara gelmiş “okuyacaksan açacaksın” denmiş yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakal. Gerçi ne bıyık kaldı ne sakal ya…”

-Hizmet etmeyi esas alıyor, yahut bulunduğnuz görevde hizmet etmeyi düşünüyorsanız hizmetinizi terk etmeyin, görevinizi bırakmayın…

-Eğer hizmeti düşünmüyor, böyle bir zaruretin olmadığına inanıyorsanız, yine vicdanınıza göre hareket edin, Kararı kendiniz verin.

-Bu devrin geçici olduğu söylenebilir. Bugün kazanmak üzere olduğunuz haklarınızdan bir çırpıda mahrum kalırsanız, sonra şartlar değişip de, ortam müsaid hale gelince verdiğiniz karardan üzüntü duyar, pişman olur musunuz? Size böyle karar verdirenlere saygı ile bakar mısınız?

-Mücadele sürmelidir. Hak alma azmi devam etmelidir.

-Şurası da muhakkak ki : istiyerek işlenen yanlışla zulmen maruz bırakılan yanlışın sorumluluğu aynı olmaz…”

Evet örtünmek Allah’ın emridir. Kimse kimseye “aç” diyemez. “Aç” diyen günaha girer. Açtırmanın hesabını Allah’a verir.

Müslümman bir işi yaparken, iyi düşünmeli, istişare etmeli, sorumluluklarını iyi düşünmeli, yarınların hesabını da iyi yapmalıdır. Böyle zamanlarda en az zararla durumu geçiştirmeye çalışmalıdır. Pişman olacağı bir karar vermemelidir.

Kur’an’da : “Gelebilecek zararlardan kaçının” (Al-i İmrân:28) Nahl Sûresinin 106. ayetinde de: “Zorlanan başka” buyrulur.

Önemli bir husus da yapmaktan kaçtığımız işlerin hesabının verileceğidir.

 

SONUÇ

Baş örtüsü, inanan kadının çilesi olmaktan çıkarılmalıdır. Baş örtüsü için gösterilen çabanın, ülkenin eğitim seviyesinin yükseltilmesi için gösterilmesi, milli çıkarlarımız için daha uygundur.

Bütün milletler ileriye koşarken biz dönüp dönüp aynı yere geliyoruz, getiriliyoruz.

Bir cenazede, bir mevlid okunurken örtünmez bu.

Şair : “Alma mazlumun âhını çıkar aheste aheste” demiş, hiçbir zulüm bâki kalmaz. Bu zulüm bitmelidir. Mazlumun âhı, insanların kulaklarına gelmeyebilir. Ama unutulmasın Allah’a yükselir.

Bize sorsalar : “insan hakkı, hangi insanlar içindir? Cevabımız ne olur? Hiç düşündünüz mü?

İnsan hakları günü geldiği zaman bugünü ne yüzle kutlayacağız? Eğer inancından dolayı horgörülüp, insan hakaret ediliyorsa, o zaman insan hakları ayaklar altına alınmış demektir.

İslâm Peygamberi şöyle der :” Güçsüzün inciltilmeden hakkını almadığı toplumun yücelemez” (İbn-i Mace Sadakat:17)

İnsan hakları ile oynayanlar, insanın kılık kıyafetiyle oynayanlar, ateşle oynarlar.

Rusya bile, Çin bile tektip insan yetiştiremedi. Şekille uğraşırken şekilcilikten kurtulamadık.

Biz baş örtüsü, sakal, bıyıkla uğraşırken dünya ilimde teknikte başını almış gidiyor. Bu millete zaman kaybettiriyorlar. Boşuna oyalıyorlar, yerinde saydırıyorlar.

Devlet, dinle barışmalıdır. Devlet halkı ile barışmalıdır. Milleti ile bütünleşemeyen devlet ayakta duramaz.

Devletle milletin arasını açmaya çalışan iç ve dış düşmanlara karşı uyanık olmalıyız. Allah fitnecilere fırsat vermesin devletimizi, milletimizi, cumhuriyetimizi korusun.

 


Bu yazıyı 981 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here