BAZI ÖNEMLİ ŞAHSİYETLER

-İmam-ı Azam Ebu Hanife, Melikşah, Nizamülmülk  Alaaddin Keykubat zehirlenmişlerdir.

– Mareşal Fevzi çakmak ın ölümü şüphelidir. Hanımı Fitnat  hanımın ifadesiyle siyasi hesaplarla paşa doktorun verdiği ilaçlarla  zehirlenmiştir. Doktor bir hafta sonra siyah son model araba sahibi olmuştur.

– Bediuzzaman Sait Nursi  hazretleri kendisinin ifadesiyle pek çok zehirleme girişimleriyle karşılaşmıştır. Ona bir kabri bile çok gördüler.

-8. cumhurbaşkanı  rahmetli Turgut özal limonata ile zehirlendiği iddia edilmiştir. Hastanede otopsi bile yapılmamıştır.

– En çok suikasta maruz kalan zehirleme girişiminde bulunulanlar Abdülhamit, Vahdettin ve Recep Tayip Erdoğan olmuştur.

-İskilipli Atıf hoca, rahmetli Adnan menderes acımasızca idam edilerek şehitlik mertebesine yükselmişlerdir. Birisi şapka giymedi diye diğeri ezanı aslına döndürdü diye idam edilmişlerdi.

-Kendisine her türlü çile reva görülen  Necip Fazıl Kısakürek ömrünü hapishanelerde geçirmiş, ölmeden önceki vasiyeti şu olmuştur:

“Son gün olmasın dostum, çelengim, top arabam, alıp beni götürsün, tam dört inanmış adam.”

–          eserleri hayal gücü ile bile ulaşılamayan  mimar Sinan, çok ve mükemmel eserler vermiştir.

İngiliz yüksek mimar Elvis:20. asır mimarları koca Sinan ın eserlerinin aynısını yapamaz. Demiştir.

Onun yaptığı eserler asırlardan beri kullanılmakta, bundan sonraki asırlarda da kullanılacak durumdadır. Sinan abdestsiz ve besmelesiz  bir taşı bile yerine koymamıştır.

Hoparlo ya ihtiyaç duyulmadan ses caminin her köşesinden duyulmaktadır. Kubbelerde, köşelerde örümcek ağ örmesin diye deve kuşu yumurtaları yerleştirmiş caminin içinde yanan mumların isini toplayan gizli odacıklar yapmıştır.

450 yıl sonra onun bir sırrı daha Mihrimah sultan camiinin restorasyonu  sırasında ortaya çıkmıştır. Cami yi depremin hasar vermesinde korumak için etrafına 100 kadar kuyu kazdırmıştır.

-980 de doğan 10 yaşında Kur-an’ı ezberleyen, 18 yaşında müspet ilimleri öğrenen, 6 asır Avrupa da ders kitabı olarak okutulan El Kanun Fit-Tıp adlı eseri yazan İbn-i Sina orta çağ da ışık olmuştur.

Bu günün insanını şaşırtıcı tespitlerde ve uyarılarda bulunmuştur. Batı onu Aviçenna adı ile anar.

İbn-i Sina mikroptan şöyle bahsetmiştir: her hastalığı yapan bir kurtçuktur. Yazık ki onu görecek elimizde bir alet yoktur. Temizlik, kurtçuklardan ileri gelen hastalıkların önünü alır.

-İnsanı gönülden seven gönüller sultanı Yunus Emre: yaratılanı hoş gördük yaratandan ötürü diyerek bütün dünyaya insanlık dersi vermiştir.

Bugün 93 yerde mezarının olduğu söylenir. Biride Eskişehir in Mihalıçık a bağlı yunus emre köyündedir. 1948 de Ankara-Eskişehir  yolu genişletilmek için yunus’un mezarı kaldırılmak istendiğinde gayretlerin boşa çıktığı görüldü. Nihayet 5 kişilik bir heyet mezarı nakletmek için görevlendirildi. Başkalarının haberi olmadığı halde binlerce kişinin orada toplandığı görüldü. Kabir dikkatlice açıldı 700 yıl geçmiş olmasına rağmen vücudun hiç çürümediği görüldü ve mezar 100 metre ileriye gömüldü.

-Dürüstlüğü, ilkeli ve tutarlı bakışıyla   bir Mehmet Akif Ersoy O dosdoğru bir insandı. Haksızlığa dayanamazdı. Merhamet timsaliydi. Fakir, fukara dostuydu. Akif Çanakkale destanını,  istiklal marşının şairidir. Ne mutlu bana Peygamberimizin yaşında öleceğim derdi ve öyle oldu.27 Aralık 1936 da 63 yaşında hakkın rahmetine kavuştu.

Akif’in unutulmaması için birkaç hatırası ile analım:

Akif sözünün eridir:

Hasan Tahsin, Mehmet Akif’in okul arkadaşıdır. Daha öğrenci iken aralarında şöyle bir anlaşma yaparlar; “Hangimiz önce ölürse, geri kalan ölenin çocuklarına bakacak.” Aradan 20 yıl geçer H.Tahsin ölür.Akif verdiği sözü zaman aşımına uğratmaz ve hemen H.Tahsinin çocuklarına bir baba şefkati ile sahip çıkar; kendi evine getirir. Oturduğu yer dardır. Ekonomik durumu iyi değildir ama söz vermiştir, yerine getirmek zorundadır.

Bir dostu (M.Cemal) evindeki kalabalık çocuklara bakarak sorar; bunlarda kim? Verdiği cevap: “onlar benim çocuklarım, H.Tahsin öldü de…” diyerek  öksüz yavruları kucaklar.

Ahde Vefa:

Ahde Vefa örneğini Fatih Gökmen den dinleyelim: Akifle bir öğle yemeği yiyip sohbet etmek için sözleştik, bize gelecekti. O gün öğle yağmur yağdı ki artık gelemeyeceğini hükmetti. Yakın komşularından birine geçmiştim. O arada Akif sırılsıklam gelmiş. Beni bulamayınca bütün ısrarlara rağmen geçmeyip “selam söyleyin” deyip dönmüş. Ertesi gün özür dilemek istediğinde bana :

-Bir söz, ya ölüm veya ona yakın bir felaketle yerine getirilmezse ancak o zaman mazur görülebilir!” dedi, bana 6 ay kırgın kaldı.

Artık ölebilirim:

Akif Berlin de görevde iken Çanakkale ye saldırı başlar. Yorgun, bitkin millet Çanakkale ye koşmuştur.

Akif arkadaşı Ömer Lütfi Bey e sık sık sorar:

-Çanakkale ne olacak?

Aldığı cevap:

-Allah bilir vaziyet iyi değil. Ümit yok. Ancak fen kaidelerinin dışında fevkal beşer bir şey olmalı ki dayanılabilsin. Bu sözler Akif’i çok üzer ve:

-Eyvah! Son dayanağımız da yıkılırsa ne olur? Diyerek ağlar.

Fevkal beşer bir şeyler olmuş, Allah bu millete yardım etmiş, üstün kılmıştır.

Çanakkale nin geçilmez ilan edilmesinden sonra akif çocuklar gibi bir daha ağlamıştır. Ama bu defa sevinç göz yaşlarıdır.

Nihayet Çanakkale destanını yazdıktan sonra yanındakilere şöyle demiştir:

-Artık ölebilirim, gözlerim açık gitmez!

Haydi Gidiyoruz:

İzmir in işgali haberini alan Akif çok üzülmüş, ardından direniş haberini alınca da o kadar sevinmişti. Anadolu da ki halkın direnişini desteklemek üzere Anadolu ya geçmeye karar verdi.

Vakit kaybetmeden Sebilürreşad  idarehanesine gelir, mecmuanın müdürü eşref edip e:

-Haydi hazırlan gidiyoruz! Der.

Eşref edip heyecanlanır:

-nereye üstat ? diye sorar.

Akif:

-Harekat-ı Milliye nin başladığı yere! Artık buralarda duramam. Der.

Eğer Akif Varsa:

Akif, arkadaşları tarafından ittihat terakki cemiyetine girmeye zorlanır. O zamanlar cemiyete girenler kayıtsız şartsız cemiyetin kararlarına uyma yemini ettikleri için Akif e de aynı yemini teklif ederler. Akif böyle bir yemin edemeyeceğini, ancak emribilma’rufa  uygun kararlarına ittiba edeceğine dair yemin edebileceğini söyler. Kabul ederler, öyle yemin eder. Daha sonra ittihatçılardan ayrılmak zorunda kalır. Bu sırada bir muhbir kara Kemal e ittihatçılar aleyhinde bir fesat cemiyetinin kurulduğunu haber verir. Habere göre cemiyetin içinde Akif de vardır. Kara Kemal durumu haber vermek üzere iken Akif adını duyunca irkilir.  Muhbire aynen şöyle der:

-Eğer içlerinde Akif varsa bu cemiyet bir fesat cemiyeti değildir!

Cevap Vermek Vazifemdi:

“Yırtılır ey kitabı köhne yarın

Maktel-i fikir olan sayfaların.” Diyen Fikret’e

“ bugün Allah a söver, sonra biraz bol para ver .

Hiç utanmaz Protestanlara zangoçluk eder.” Diye cevap veren Akif, düşmanlığının sebebini şöyle açıklamıştır:

-Allah şahidim, Fikret bana, eserime, yakınlarıma sövmüş olsaydı hiç sesimi çıkarmam, cevapta vermezdim. Fakat milletime, tarihime, Allah’ıma, Kur-an’ıma sövdü.

Cevap vermek vazifemdi.”

Cömertliğin Böylesi:

Hasan Basri Çantay dan dinleyeli:

“ Akifle bir gün kararlaştırdık. Akşam çayını 10 da içecektik.akşam üstü çıkageldi. Kapıyı çaldı ve:

-Akşam çayını sizde içeceğiz, dedi. Ben bu değişiklikten memnun olmuştum, bir şey sormadım. Sonradan öğrendim ki, Akif o gün kapısını çalan fakir birine evinin oturma odasında ki kilimini vermiş.”

Akif’i İnkar

Nurullah Ataç, Erzurum halk evinde “Türk Edebiyatı” konulu bir konuşma yaparken M.Akif’e dil uzatır. Onun inancını hafife alır. Türkiye de şiir anlayışının Akif’i inkar ile başlayabileceğini söyler. Fakat dinleyicilerden beklediği ilgiyi bulamaz.  Ataç alkış beklerken aksine hava birden gerginleşir. İki genç subay ayağa kalkıp istiklal marşını söylemeye başlar. Diğer dinleyiciler de katılır. Bütün salon inim inim inler. Ataç cevabını alır. Konuşmasını devam ettiremez. Konuşmayı bırakarak kürsüden yavaşça inip gider.

O Milletindir:

M.Akif’in yakın dostlarından M.Celal Kuntay hastalığında Akif’i ziyarete gider. Sohpet sırasında istiklal marşını kast ederek:

-Bu şiiri Safahata niçin koymadın? diye sorar.

Bu soruya Akif’in cevabı şu olur:

-O, benim değil, milletimindir!

Allah Bir Daha İstiklal Marşı Yazdırmasın!

Yıl 1936 M.Akif son  günlerini yaşıyor. Ziyarete gelen misafirlerden  biri M.Akif’e istiklal marşı için:

-Acaba yeniden yazılsa daha iyi olmaz mı? der.

Yatağında bitkin halde yatan Akif birden bire doğrularak:

-O benim değil, milletimindir.Allah bir daha bu millete istiklal marşı yazdırmasın. Niyazında bulunur.

-Akif döneminin unutulmayan bir şairi de Tevfik Fikret’tir Oda şiirler yazmıştır. Yazdığı tarih-i kadim manzumesi ile mukaddesatına sövmüş, Akif’in ifadesi ile Protestanlara zangoçluk etmiştir. Kütüphanesini misyonerlik yuvası olan Robert kolejine bağışlamıştır. Fikret, oğlu Haluk’u papaz olarak yetiştirmiştir.

Abdülhamit han’a bomba atılmış, ölmediği için şöyle demiştir, bombayı atan Ermeniler’e:

Ey şanlı avcı, damını bi hude kurmadın,

Attın, fakat yazık ki yazık ki, vurmadın!

Fevfik, Cenab-ı Allah’a ilanı harp açmış bir kimsedir. Fikret Tarih-i Kadiminde şöyle haykırmıştır:

“Yırtılır ey kitab-ı köhne yarın,

Maktel-i fikir olan sahifelerin” demiş Kur-an’ı kerime saldırmıştır.

-Aslında hafız olan Aziz Nesin, hafızlığını hem kazanç için hem de ideolojisi için kullanmıştır.

“Ben dinsizim, kitaba inanmam. 1400 yıl önce yazılmış eski bir kitab olan kur-an’a neden inanayım?” demiştir. (4 temmuz 1993 milliyet)

Aynı gazetede : “Kur-an’ın sözleri eskimiştir. Kim yazdı ise o zamana göre yazmıştır,” demiştir.

1915 yılında doğan Nesin harp okulunu bitirmiş, Subay’ken hırsızlık suçundan ordudan atılmıştır.

Nesin, islamı değerler aleyhinde yayın yapmayı, yapanları desteklemeyi politika haline getirmiştir. İslam düşmanı Salman Rüştü’nün şeytan ayetleri adlı kitabını izinsiz gazetesinde yayınlarken İngiliz yayın evinin girişimi ile durduruldu.

1993 te yazdığı vasiyette dini tören istememiş mezarlığa gömülmesi yerine kurduğu vakfın bahçesine gömülmesini istemişti.

Diyanet işleri: “İslam’i hükümler ancak Müslümanlar için geçerlidir. Ancak müslümanın cenaze namazı kılınır. Aziz Nesin Müslüman olmadığını beyan etmiştir. Onun cenaze namazı kılınmaz” demiştir. (07.07.1995 türkiye)

Aziz Nesin ölünce vakfın bahçesinde yedi çukur açılmış bilinmeyen kişilerce bilinmeyen bir çukura gömülmüştür.

-Nazım Hikmet’te bu ülkede yaşamak istemediği için kaçmıştır. Zaman zaman “Ah ben ne eşeklik etimde Moskova’ya sığındım.Keşke şimdi Türkiye’nin herhangi bir hapishanesinde bulunsaydım da burada yaşamasaydım” demiştir.

Nazım Hikmet öldüğü zaman cenazesi Rus usülüne göre hazırlanmış büyük bir salona konmuştur. Eşi münevver hanım ve oğlu Mehmet’te cenazenin yanından geçmiş, bir ara Mehmet ağlamaya başlayınca münevver hanım oğlunu sarsmış: “Ağlama deymez” demiştir. (23.05.1992 türkiye)

-Garip bir olay: Bir gecede bir millet cahil bırakıldı. Harf değişimi ile o gece yatağa okuryazar olarak yatıldı. Sabahleyin yataktan okuyamaz-yazamaz birer cahil olarak kakıldı. Fakat bazıları özel hayatlarında Osmanlıca yazmaya devam etti.

-Hala unutturulmayan bir olay var, Menemen olayı. Bu Kubilay olayı diye de anılır. Bu olay tamamen tertip ve çarpıtılmış bir olaydır. Devlet arşivlerinde “esrar keşlerin işi” denmesine rağmen, her yıl irtica gösterileri yapılır.

Olayın cereyan etmesi gariptir. O günün siyasileri, bu olaya zemin hazırlamış ve olayı bahane ederek temizlik harekatına girişmiştir. Kelleler alınmıştır.

Bu olay Cumhuriyete karşı bir olay değil, birkaç kendini bilmezin hezeyanlarıdır. Derviş Mehmet kendini meht ilan eden bir ajandır. Asteğmen Kubilay üç beş sapığın sergilediği olaya müdahale ediyor ve öldürülüyor. Daha sonra bu olayla alakası olmayan temiz insanların adları karıştırılıyor. İşte sergilenen senaryo bu…


Bu yazıyı 290 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.