Berat Kandili

            Berat ne demektir?

            Kelime olarak Berat: Borçtan, suçtan, cenazeden ve hastalık gibi musibetlerden kurtulmak demektir.

Dini terim olarak Berat: Günahlardan kalbin ve nefsin hastalıklarından kurtulmak demektir. Temizlenip, arınmak demektir.

Mübarek aylardan Şaban ayının 14. gününü 15. gününe bağlayan gece Berat gecesidir.

Bu gece, Rabbimizin kulları için mübarek kıldığı gecedir. Ayrıca günahkâr kulları için tanıdığı bir fırsattır. Zaten berat kelime olarak, aklanmak, arınmak ve kurtulmak anlamına gelir. Demek ki, bu gece, günahlardan kurtulma gecesi, af gecesidir. Tevbe ve istiğfarların kabul edildiği gecedir, bu gece.

Bu gece, farklı bir gece, Berat gecesi, kurtuluş gecesidir.

Hal böyleyken “Bu geceleri ihyâ diye bir şey yoktur” diyen kafa karıştıranlar vardır. Bunlar, nasipsiz-lerdir.

Günler içinde cumayı ve bayram günlerini nasıl inkâr edemezsek, geceler içinde de Mevlid Kandilini, Regaip, Miraç, Berat ve Kadir gecelerini diğer gecelerle bir tutamayız. Bu gecelerle ilgili ayet ve hadisler vardır.

Bu gecenin önemi nedir?

            Bu gece, camilerin, minarelerin kandillerle aydın-landığı gibi, kurtuluş dileyen insanların da tevbe ve dualarla aydınlanıp, nurlandığı bir gecedir.

Bu gecenin İslâm tarihinde büyük bir önemi vardır:

1-İnsanlığa rehber olarak indirilen Kur’an-ı Kerim Levh-i mahfuzdan dünya semasına bu gecede indirilmiş-tir.

2-Kıble bu gecede değişmiştir. Daha önce Kudüs’e doğru namaz kılınırken Allah’ın emriyle Kâbeye dönülmüştür.

3-İnsanların bir yıllık işleri bu gecede takdir olunur. insanların yapacakları tevbe, dua ve niyazla haklarındaki hükmü, lehlerine çevirebilirler.

Duhan sûresinin başındaki âyetlerde Rabbimiz: “Apaçık olan kitaba and olsun ki, biz onu kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu biz insanları uyarmaktayız. Katımızdan bir buyrukla her hikmetli iş o gecede hükmedilir” buyurmakla bu gecenin önemini haber vermiştir.

            Peygamberimizin de haber verdiğine göre, bir yıl içinde nelerin olacağı, kimlere ne kadar rızık verileceği, kimlerin dünyaya geleceği, kimlerin bu dünyadan göçeceği bu gecede belirlenir. Geçmiş bir yılın iyi, kötü amelleri bu gecede Allah’a arz olunur.

4-Bu gece rahmet ve mağfiretin sağanak sağanak indiği, Allah Rasulü’ne şefaat hakkının verildiği, yapılan her ibadete karşılık rahmet hazinesinden sayısız hasenatın verildiği bir şefaat gecesidir.

Hz. Aişe (ra) anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalât ü vesselâm buyurdular ki: Allah Teâla Hazretleri, Nısf – u Şa’ban gecesinde dünya semasına iner ve Kelb kabilesi’nin koyunlarının tüyünün adedinden daha çok sayıda günahı affeder.” (Tirmizi, Savm 39)

5-Bu gece bir yıllık ameller değerlendirilir. Bir yıllık işler de tayin ve takdir edilir.

Kur’an-da: “Allahü Teala, dilediği hükmü kaldırır veya değiştirir veya tesbit edip yerinde aynen bırakır. Bütün kitapların anası, esası Allah indindedir.” (Rad Sûresi: 39)

“Her iş bu gecede tayin olunur” (Duhan: 4) buyrularak her şeyin bu gecede tayin ve tesbit olunduğu bildirilmiştir.

6-Bu gecede af dileyen af olunur.

Sevgili Peygamberimiz, bizim de bu geceyi ibadetle geçirmemizi tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuş-lardır: “Şaban ayının 15. gecesini ibadetle geçirin, gündüzünde oruç tutun. Çünkü Yüce Allah, bu gece güneş doğuncaya kadar dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve şafak sökene kadar, Tevbe eden yok mu, affedeyim. Rızık isteyen yok mu, rızık vereyim. Hastalığına şifa isteyen yok mu, şifa vereyim. Daha ne gibi istekleri varsa istesinler, vereyim!” buyurur. (İbn Mâce, İkame 191)

Hz. Aişe (r.anha) validemizin rivayetine göre, Peygamber Efendimiz, Berat gecesini ibadetle geçirmiş ve kıldığı namazın secdesinde şöyle dua etmiştir: “Allah’ım! Azabından affına, gazabından rızana sığınıyo-rum. Ya Rabbi! Senden yine Sana sığınıyorum. Sen yücelerden yücesin, Seni layık olduğun şekilde medhü sena edemiyorum. Sana layık bir şükürle şükredemiyo-rum. Sen ancak kendini övdüğün gibisin.” (İbni Mace, C. 1, s. 444)

 

BU GECE NELER OLMUŞTUR?

(BU GECENİN KUTSALLIĞI NEREDEN GELİR?)

 

1-      Cenab-ı Allah: “Bütün hikmetli işler, bu gece tayin olunur” buyurmuştur. (Duhan: 4)

2-      Bir yıllık işler (rızık gibi, ecel gibi bütün işler) bu gece tayin ve tesbit edilir.

3-      Geçen yılın işleri de bu gece Allah’a arz olunur.

4-      Kur’an bu gece gök semasına inmiştir. Hz. Peygamber, Kur’an-a gereken değeri vermeyen ve hatta onunla alay edenlerden yakınarak şöyle demişti: “Ey Rabbim! Bunlar Kur’an-ı büsbütün terk ettiler.” (Furkan: 30)

Şimdi soruyorum:

Kur’an bu gece indi. Bize indi mi?

            – Kur’an ayı Ramazan geliyor, bize geliyor mu? Hazır mıyız, hazırlanıyor muyuz?

Bugüne kadarki günahlarımız, bundan sonra hayra vesile olsun. Nasıl?

1-      Pişman olarak,

2-      Tevbe ederek,

3-      Bir daha günah işlememeye söz vererek,

4-      Bu gecede af olunup, Allah’a yaklaşarak,

5-  Kıble bu gecede değişmiştir.

6- Peygambere şefaat hakkının üçte biri 13. gece, üçte biri 14. gece, tamamı ise 15. gece yani bu gece verilmiştir.

7- Bu gece, rahmeti ilâhî tecelli eder.

8- Bu gece, kurtuluş gecesidir. İsteyen kurtulur.

9- Bu geceki ibadetlerin fazileti büyüktür. Sevabı da kat kattır. İsyanın, ilgisizliğin de cezası büyük ve kat kattır.

Çok önemli işlerin olduğu, hakkımızda önemli kararların alındığı geçen amellerimizin Allah’a arz olunduğu bu geceyi diğer gecelerden farklı geçirmek için elden gelen gayreti göstermeliyiz.

 

BU GECE AF GECESİDİR

            Zaman zaman devletin çıkardığı af gibi, Cenab-ı Allah da duaların, tevbelerin daha çok makbul olduğu zamanlar olduğunu bildirmiştir.

Bu gece, günahların en çok af edildiği bir gecedir. Öğretmenin kurtarma sınavı gibi verilen bir fırsattır.

Bu gece, İlâhî rahmet coşar, yapılan ibadetler Allah’a yükselir. Rabbimizin: “Yok mu af dileyen, affede-yim” buyurduğu bir gecedir.

Bu gece, sevgili Peygamberimize ümmetine şefaat etme hakkının tamamı verilmiştir. Bu hak daha önce hiçbir peygambere verilmemiştir. Peygamberlerin “Nefsim, nefsim” dediği bir zamanda Peygamberimiz “Ümmetim, ümmetim” diyecektir.

Berat gecesi, mağfiret gecesidir. Hz. Aişe(ra) Peygamberimizin şöyle buyurduğunu nakleder:

“… bana Cebrail geldi, bana dedi ki: Bu gece Şabanın 15. gecesidir. Allah bu gece, Kelp Kabilesi koyunlarının tüyleri sayısınca insanı cehennemden âzâd   eder. Ancak Allah’a şirk koşanların, buğzedenlerin, ana ve babasının haklarına riayet etmeyenlerin, içki ve zinaya düşkün olanların bu gece Allah yüzlerine bakmaz. Meğerki tevbe etmiş olsunlar.” Bundan sonra Allah’ın elçisi müsaade istedi, geceyi ibadetle geçireceğini söyledi. Kalktı namaza durdu. Secdeyi öyle uzattı ki, korktum, ruhunu Allah’a teslim etti sandım. Hafifçe dokundum, kımıldayınca rahatladım. Dinledim, secdede şöyle dua ediyordu: “Allah’ım! Azabından affına, gazabından rızana sığınıyorum. Ya Rabbi: senden yine sana sığınıyorum. Sen bütün yücelerden yücesin. Seni lâyık olduğun şekilde methü senâ edemiyorum.”

Hz. Aişe devam eder: Bu duayı iyi öğrenmemi ve başkalarına da öğretmemi istedi, der.

Geçen fırsatları bir daha yakalama şansımız yok. Öyleyse bu geceleri gafletle geçirmemeliyiz.

Allah Rasulü: “Berat gecesi ibadetle kâim olun, gündüzünü oruç tutun. Bu gece Allah’ın rahmeti iner ve şöyle buyurur: “Agah olun ey kullarım, istiğfar eden yok mu mağfiret edeyim, rızık isteyen yok mu rızıklandırayım. Bir derde dücar olan yok mu ona afiyet vereyim, bir şey isteyen yok mu, istediğini vereyim” bu nidâ tanyeri ağarıncaya kadar devam eder” (Ramuz: 61/5) + (Taç: 2/28) + (İbnimace ikinme: 19)

Bu gece ay gecesidir. Bir af ihtimali olan mahkûm nasıl af ümit ederse, biz de daha fazla bir bekleyişle af beklemeliyiz. Mahkûmun ümitleri boşa çıkabilir. Ama Rabbim, bu gece açılan elleri geri çevirmez.

Allah’a sunabileceğimiz bir hayatımız yok.

“Bugün Allah için ne yaptın” levhaları duvarlarımızı süslüyor! Ama gönüllerimiz çorak. Levhaları kalbimize ve gönlümüze taşımalıyız, oradan da hayatımıza taşımalıyız. Gözümüzü dünyaya dikmişiz, bir çok şeyi göremez, düşünemez hale geldik. Dünya ön plânda, dünya adamı olmuşuz.

            Bir önemli husus da kurtuluşumuzu geciktiriyoruz. Bekli bazı şeyler geciktirilebilir, ama kurtuluş asla geciktirilmez. Depremde, yangında gecikiyor muyuz? Kurtulmayı geciktiriyor muyuz?

Ömür kısa, Azrail ensemizde, çabuk hareket etmeliyiz. Acele etmeliyiz. Sonra geç kalmış oluruz.

Şeytan, son anda kelime-i şehadet getirir, kurtuluveririm deyince Peygamber üzülmüş. Cenab-ı Allah:

– Sen üzülme! Biz ona unuttururuz, demiş.

Peygamber nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle haşrolunursunuz, buyurmuş.

Ölüm, ömrün devamıdır…

Gözümüzü dünyaya dikmişiz, kopamıyoruz, doya-mıyoruz.

Bir hadiste Rasûlullah buyurdular ki:

Dünya sevgisiyle birlikte kişinin kalbine şu üç şey de yerleşir.

Birincisi: Sürekli bir meşguliyet ki, dert ve meşakkat ondan ayrılmaz. İkincisi; fakirlik ve yoksulluk korkusu ki, bunun giderilmesi imkânsızdır. Üçüncüsü; doymak bilmeyen bir ihtiras ki, dünya ve herşeye sahip de olsa o kişi yine fakirdir.

İşte şimdi bu hastalıklara mübtelayız.

Gelin bu gece kendimize gelelim değişelim, değiştirelim.

Rabbimiz bir gece bir semtin zelzele ile belaya uğratılmasını emreder meleklerine. Ancak melekler o semte vardıklarında halkı ibadet üzere bulurlar. Dönüp niyaz ederer:

Rabbimiz, belaya müstahak oldukları için zelzeleye maruz bırakılmalarını emir buyurduğunuz semt halkı, bizim vardığımızda ibadet halindeydiler. Onun için belaya maruz bırakmaya gönlümüz razı olmadı, aflarını niyaz etmek üzere geldik, derler.

Rabbimizin cevabı şöyle olur:

Madem ki onlar durumlarını değiştirmişler. Öyleyse ben de onlara takdirlerimi değiştiriyor, aflarını kabul ediyorum, içinde bulundukları iyi halleri hürmetine.

İsteyen için kurtuluş kolay.

Kabir azabı görene:

Sen hiç Berat gecesine rastlamadın mı? denile-ceği bildirilmiştir.

Bizi aldatan önemli bir husus da şöyle:

İlerde ibadet ederim, sonra tevbe ederim düşüncesi, insanın helâkına neden olur.

Adam, “Ben şeytanı görmek istiyorum” demiş. Ne yapacaksın onu görüp de demişler. Israr etmiş, görmüş. Arayan mevlasını, arayan belâsını bulacak ya. Şeytan ona: “Daha 40 yıl ömrün var” demiş. Adam, 20 yıl daha hayatımı yaşayayım, 20 yılda ibadet ederim, demiş. Ama 19 yıl sonra ölmüş. Şeytan onu amelsiz götürmeyi başarmış.

Kurtuluş geciktirilmez. Örtünmek için geciken, kefenle örtünür. Namaz da geciken kendini musalla taşında bulur, cenaze namazı kılınır. Tevbede geciken, günahlarının narına yanar.

Gel kardeşim, gencim daha var deme, ilerde yaparım, ederim deme. Yarına çıkacağını bilemezsin. Nice genç insanlar mezara giriyor.

Sen gel, kendini kurtararak bu dünyadan ayrılanlardan ol.

 

AFFA UĞRAMAYANLAR KİMLERDİR?

            Af ve mağfiret gecesi olan bu gecede bazı kimselerin affa uğramayacağı, bu gecenin feyzinden yararlanamayacakları bildirilmiştir.

Bunlar, Allah’ın haram ve yasaklarından sakınmayan, şüpheli şeylerden kaçınmayan, Allah’a ortak koşan, içki içmeye devam eden, zinadan vazgeçmeyen ana – babaya isyan eden, müslümanlar arasında fitne ve fesat çıkaran ve hatalarında ısrar edip tevbe etmeyen kimseler olduğu haber verilmiştir.

Her isteyen bu geceden nasibini alırken, birkısım insanın bundan mahrum kalması acıdır. Aslında böyle zamanlar, sapıklık içinde olan, kötü alışkanlıklara devam eden, yaptıkları kötülükler yüzünden azap çeken kimseler

için bir fırsattır. Daha çok böyle insanların kurtulmaya, arınarak huzura kavuşmaya ihtiyaçları vardır.

Peygamberimiz bir defasında bu gecenin feyz ve bereketinden mahrum kalacak olanları şöyle ifade etmiştir:

“İçinde kin ve düşmanlık saklayanlar, tevbe etmeyenler, katiller, içki içmeye devam edenler, zina edenler, kibirlenip gururlananlar, ana – babasına âsi olan ve azgın devenin sahibinden kaçtığı gibi, Allah’ tan uzaklaşanlar.”

            Demek oluyor ki, bu kişiler tevbe edip, yapmakta oldukları işleri terk etmedikçe, herkesin affolunduğu bu gecede onlar mahrum kalacaklardır.

Kulun cennette de cehennemde de yeri vardır. Kul, dilediğini seçer. Dilediği yere gider. Kendini yakacak ateşi de buradan götürür.

Bir de insan, şeytana mahkûm değildir. şeytan insana zorla kötülük yapamaz. İnsan onu davet eder.

Peygamberimiz (SAV) Af gecesinde affa uğra-mayacak olanları şöyle bildirmiştir:

1-      “Berat gecesi Allah (cc) her dileyeni af eder. Yalnız müşrikleri ve din kardeşine karşı bozuk yürek taşıyanı affetmez.” (Ramuz u Ehadis: 90/2)

2-      Berat gecesinde “La ilâhe illallah” sözünü Allah’tan hiçbir şey men edemez, ancak içki içen bir kimsenin veya gözünü dünyaya dikmiş olanın ağzından çıkan müstesna. (Ramuz u Ehadis 484/6)

3-      Berat gecesinde beş haslet vardır:

1-      Her mühim iş bu gece tayin olur.

2-      Bu geceki ibadetin sevabı büyüktür.

3-      Bu gece ilâhi rahmet iner.

4-      Bu gece peygambere şefaat hakkının tamamı verilmiştir. Bu şefaatten mahrum olanlar, devenin ürküp kaçtığı gibi Allah’tan kaçanlar-dır. (K. Sitte 3/288)

4- “Tevbe etmedikleri takdirde şunlar affa uğramaz;

1-      Allah’a şirk koşanlar,

2-      Kin besleyenler,

3-      Zina edenler, nikâhsız yaşayanlar,

4-      Hırsızlık yapanlar,

5-      Akraba ile ilişki kesenler,

6-      Hayat ve ihtişama mağrur olanlar,

7-      Ana babasına asî olanlar,

8-      Haksız yere müslümanı öldürenler,

9-      İçkiye düşkün olanlar.” (Tergip ve Terhip: 4/359)

 

Günahlardan Nasıl Korunmalıyız?

Şeytanın vesvese ve hilelerinden kaçtığımız ve korunduğumuz gibi günahlardan da öylece kaçıp korun-malıyız.

Bir kötülükle, bir kötü ile ve bizi günaha sokacak bir şeyle karşılaşınca:

Allah’ı hatırlamalıyız.

Kabir sorgusunu, cehennem azabını gözümüzün önüne getirmeliyiz.

Kaçınıp, korunmanın mükâfatını hatırlamalıyız.

Haram olan, günah olan şeyle ilgilenmemeli, onu hemen terk etmeliyiz.

Mevlana şöyle anlatıyor:

Biri, krala sormuş: “günahtan nasıl korunurum? Kral kızar gibi yapmış, bir tulum zeytinyağını kucağına vermiş yanına da kılıçlı bir adam dikmiş. Bir damla dökerse kellesini uçurun, demiş. Sorduğuna pişman olmuş… Çarşı Pazar dolaşmış gelmiş ama kan ter içinde kalmış. Döktü mü? Hayır. Çarşı pazarda ne ve kimleri gördün? Aman efendim ben kimseyi görmedim. Nasıl görebilirdim” demiş.

İşte günahtan korunmanın yolu. Günahla, günah işleyenlerle ilgilenmemek. İlgilenmemiz gereken şeylerle gereği kadar ilgilenemiyoruz. Bunun içindir ki, sıkıntılar-dan kurtulamıyoruz.

Büyük velî İbrahim Edhem Hazretleri’ne gelen Basra halkı, dualarının kabul olmayışından dert yanarlar. Muhterem zat, Basra halkına şu değerli nasihatta bulunur:

            – Ey Basra ahâlisi, sizde tam on tane kötülük görüyorum ki, bunları terk etmedikçe duâlarımız kabûl olmaz.

            Basra halkı:

– Nedir bu on kötülük ey Allah’ın aziz dostu? derler.

Şöyle sayar büyük velî:

1-      Allah’ı sevdiğinizi söylüyorsunuz; lâkin emirlerini sevmiyorsunuz.

2-      Peygamberi sevdiğinizi iddia ediyorsunuz; ama sünnetini tutmuyor, sevdiğinizin ispatını yapmıyorsunuz.

3-      Kur’an – ı Kerim’i okuyorsunuz; ama mânâsıyla amel etmiyorsunuz.

4-      Allah’ın size lûtfettiği bunca nimetleri yiyorsunuz; ama şükür de bulunmuyorsunuz.

5-      Şeytan düşmanımızdır, diyorsunuz; lâkin onunla dostluk kurmaktan çekinmiyorsunuz.

6-      Cennet mü’minleri bekliyor, diyorsunuz; ama mü’mini cennete götürecek amelleri işlemi-yorsunuz.

7-      Cehennem günahkârları bekliyor, diyorsunuz; ama cehennemlik günahları işlemekten geri kalmıyorsunuz.

8-      Ölüm haktır, diyorsunuz; ölümden sonra varacağınız ahiret için hazırlık yapmıyorsunuz.

9-      Başkalarının kusurlarını çok kolay görüyor, sayıp döküyorsunuz; ama kendi kusurunuzu hiç hatırınıza getirmiyorsunuz.

10-  Sık sık cenaze peşinden gidiyor, ölümün hak olduğunu bizzat görüyorsunuz; lâkin bir gün sizin de cenazenizin peşinden gidileceğini hatırınıza getirmiyor, öleceğinizi düşünmüyorsunuz.

 

İbrahim Edhem Hazretleri sözünü şöyle bağlar:

İşte bu gafletlerinizden dolayı, dualarınız kabul olmuyor, ey Basra ahâlisi!

Aslında bu bizim halimiz.

Kur’an-da şöyle buyruluyor:

İman edip Rasul’ün hak olduğuna şehadet getirdikten ve kendilerine apaçık deliller geldikten sonra inkârcılığa sapan bir kavme Allah nasıl hidayet nasip eder ki? Allah zâlimler topluluğunu doğru yola hidayet etmez. (Âl-i imrân, 3/86)

BU GECE TEVBE GECESİDİR

            Bir gün ağzımızın tadı bozulacak, ölüm gelip çatacak, zevkleri, ihtirasları bıçak gibi kesecek. Onun için kötü olmanın, kötü yaşamanın bir anlamı yoktur.

Teslim alınmadan teslim olmak gerek. Allah Firavunu teslim aldı. O, teslim olmuştu ama, geç kalmıştı. Biz de geç kalanlardan olmayalım.

Hz. Peygamber: “Hacer u’l esved, cennetten indiğinde sütten beyazdı. Onu insanların günahları kararttı” demiştir. (K. Sitte: 12/4577)

Günahkâr bizim de kalbimizi karartıyor. Eğer önemsemediğimiz günahların kokusu olsaydı yanımıza yaklaşılır mıydı? Eğer küçük gördüğümüz günahların rengi olsaydı yüzümüze bakan mı olurdu?

Bir hayat yaşıyoruz ki, biz de nasıl yaşadığımızı bilmiyoruz. Kimin hayatını yaşadığımızı da bilmiyoruz. Müslümanın bir hayat anlayışı vardır, hayat tarzı vardır. Kâfirin de, münafığın da kendine göre bir yaşayışı vardır. Kendimize soralım. Biz hangi hayatı yaşıyoruz? Kime benziyoruz?

Adam bir ömür boyu “müslümanım” iddiası ve kuruntusu ile yaşıyor. Ama son nefesinde “lailahe illallah” diyemiyor. Neden? Nasıl yaşarsa öyle ölecek de ondan…

Ölünce daracık yere gireceğiz, düşünemiyoruz. Kabir “gel” deyip durur. Toprak ağzını açıp durur, göremiyoruz. Hayatımızı değiştirmek, değiştirmek zorundayız, tevbe etmek zorundayız.

Hz. Peygamber(SAV): “Günah işleyenin kalbinde siyah bir nokta oluşur, tevbe etmezse karaltı yayılır” diyor.

Kur’an-da: “Onların kazandıkları günahlar kalpleri-ni sarmış kaplamıştır.”buyruluyor. (Mutaffifin: 14)

“Siz günah işleyip tevbe etmemiş olsaydınız, Allah sizi yok eder yerinize günah işleyip tevbe edecek insanlar yaratırdı“ diyor.

Cenab-ı Allah: “Tevbe edin “ diyor.

Hz. Peygamber de: “Günahlarından dolayı tevbe eden günahsız gibidir.”buyuruyor.

İslâmda ümitsizlik de yoktur.

Kur’an-da: “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Ancak kâfir olanlar Allah’ın rahmetinden ümit keserler.”diyor.

Herkesin günahı vardır. Bu, kul olmanın aczidir. Hz. İsa: “İlk taşı günahı olmayanınız atsın” demiş taş atan olmamıştır.

Adam 99 kişiyi öldürmüş, ümidini kesen kişiyi de öldürmüş, 100  olmuş. İslâm alimine gelmiş “tevbe kapısının açık olduğunu öğrenmiş.”

Biri Hz. Ali’ye sormuş:

Günah işledim ne yapayım?

Tevbe et.

Tevbe ettim, gene de günah işledim, ne yapa-yım?

            – Gene tevbe et, demiş.

            – Ne zamana kadar tevbe edeyim? diye sorunca da:

            – Şeytan senden ümidini kesinceye kadar, demiş.

Şeytan, nasuh (dönülmeyecek) tevbe etmeyenin peşini bırakmaz, günahtan günaha sürükler durur.

 

KİMLER TEVBE ETMELİDİR?

            – Hatasız kul olmadığına göre, her günahkâr tevbe etmelidir. Günahlarından dolayı tevbe etmek her kula  vaciptir.

Hz. Peygamber: “Ben günde yüz defa tevbe ediyorum” demiştir. O, günde yüz defa tevbe ederken biz neden tevbe etmeyelim?

Nefsime uydum diyen herkes tevbe edecek,

            – Allah’a isyan eden, tevbe edecek.

            – İbadetlerini geciktiren, tevbe edecek.

            – Allah’ını unutan, isyan eden tevbe edecek.

            – Gaflete düşen, günah işleyen tevbe edecek.

            – Yanlış düşünen herkes tevbe edecektir.

Tevbeyi geciktiren herkes tevbe edecektir. Onun için Allah ve Rasulü hepimizi tevbeye davet ediyor.

Kulun Allah’a iki esaslı görevi vardır:

1-      Farzları, vacipleri yerine getirmek

2-      Günahlardan kaçınmak, kaçınamadıklarından tevbe istiğfar ederek rabbine sığınmak.

İnsanı iki şey mahveder:

1-      Tevbe ederim ümidiyle günah işlemek, işlemeye devam etmek,

2-      Sonra, yaparım diye tevbeyi geciktirmek, günaha dalmasına günahtan kurtulmamasına neden olur.

Sahabeden biri, günah işlerse, tevbe sütununa kendilerini bağlarlar, kendilerini affettirinceye kadar tevbe ederlerdi. Ancak içleri rahat olursa, kendilerin çözerlerdi.

Günah, insanın kalbini kararttığı gibi, “günahkârım psikolojisi” insanı mahveder. Öyleyse bir an önce günahları terk etmek ve günahlardan kurtulmak için tevbe etmek gerekir.

Tevbe etmenin faydaları şunlardır:

İnsanın vicdanını rahatlatır,

İnsanı günah kirlerinden temizler,

Affolma ümidi insanı rahatlatır,

Tevbe etmek, kötülüğü sona erdirir,

Tevbe etmek, günahkârım psikolojisinden kur-tarır, insanı Allah’a yaklaştırır,

Tevbe ile günahlardan kurtulan, cennete gider.

 

BU GECE DUA EDEREK ALLAH’A YAKLAŞALIM

            Bu gece güneşin batmasından, yeryüzünün ağar-masına kadar Cenab-ı Allah:

            – Yok mu af dileyen af edeyim!

            – Yok mu dua eden duasını kabul edeyim, der durur.

Bu gece, duaların kabul olacağı müjdesi vardır. Yeter ki, helâl yiyen ağızla yapılmış olsun.

Peygamber (SAV): “Beş gece vardır ki dualar kabul olur:

1-      Regaip gecesi,

2-      Berat gecesi,

3-      Cuma geceleri,

4-      Ramazan bayramı gecesi

5-      Kurban bayramı gecesi” buyurmuştur.

 

BU GECEYİ BAŞKA NASIL GEÇİRELİM

            Bu gecenin kadrini bilmeliyiz. Bu gecede nasıl ibadet edilmesi, nasıl dua ve tevbe edilmesi gerekiyorsa öylece kulluk görevlerimizi yerine getirmeliyiz. Çünkü bu gecede yapılacak duaların, ibadetlerin, edilecek tevbe ve istiğfarların kabul olunacağı müjdesi verilmiştir.

Şeytanın fitne ve hileleriyle her an karşı karşıya olanlar için bu gece, kurtuluş gecesi ve kurtuluş vesilesidir. Kadir gecesi gizli tutulmuştur, insan o fırsatı yakalayamayabilir. Fakat böyle bir fırsatı değerlendirme-mek büyük hata olur. Bu gecede Cebrail Peygamberimize gelmiş “Kalk, namaz kıl, dua et. Bu gece Şabanın 15. gecesidir” demiştir.

Bu gecede kaza namazları, tesbih namazı kılmalıyız. Bol bol dua etmeliyiz, tevbe etmeliyiz, zikret-meliyiz. Kur’an okumalıyız. Kur’an dinlemeliyiz. Camide namaz kılmalı, müslüman kardeşlerimizin kandilini kutla-malıyız. Haramdan, şüpheli şeylerden Allah’a sığınma-lıyız.

Bu gecede, yapılan herşeyin özel bir değeri vardır. Bunu bilerek ve inanarak Rabbimize yönelelim. Bilelim ki, samimi olarak yaptığımız iyi amelleri Rabbimiz için en büyük lütuftur.

Kısacası bu gece, feyz ve bereketi bol bir gecedir. Tevbesi bile tevbe etmeyi gerektiren günümüz insanı, bu gecenin feyzinden, bereketinden istifade etmek için azami gayret sarf etmelidir. Geçmişini gözden geçirmeli, geleceği için iyi kararlar vermeli ve gelecek berât gecesine ulaşamayacağını düşünerek hareket etmelidir. Geçen yıl aramızda olan ve ayrılanları düşünmelidir.

Hz. Peygamber: Hz. Aişe’ye: “Bu gece Şabanın 15. gecesi” diyor ve namaz kılmak için izin istiyor. Namaz kılarken seçdede öyle kalıyor ki, Hz. Aişe öldüğünü zannettim, ayağına dokundum, o zaman yaşadığını anladım, diyor.

Sakın bu geceyi günah sayılan işlerle geçirmeyelim, hele sakın bu geceyi TV başında geçirmeyelim. Sabaha kadar Süleyman Çelebi ve Yunus şiirleri okunsa ne olur? Şimdi bunları dinleseniz ne olur? Hiçbir kazancınız olamaz.

Bakın fişleniyoruz, filme alınıyoruz. Sağımızda ve solumuzda yazıcı melekleri var. Her amelimizi yazıyorlar…

İnsanın kendi kendini kurtarması yetmez… Bu gece eşimizin, yavrularımızın da dikkatini çekmeliyiz…

Bir de bu gece bir şeyler yapıp kimse kurtulduğunu sanmasın. Ameller devamlıdır. Peygamberimiz: “Makbul olan amel az da olsa devamlı olandır” diyor.

Allah da: “Müslümanlar olarak can verin” (Ali İmran: 102) “Ölünceye kadar ibadet edin” (Hıcır: 99) buyuruyor. İbadetler sadece bu geceye ait değildir.

Şöyle bir düşünelim. Allah’ın istediği, Peygamberin gösterdiği biçimde değil de, şeytanın arzusu üzere yaşayan, sonra da Azrail’e yenik, düşüp, bugün toprak altında yaşayan insan ne kazanmıştır? Eğer o kişi dileseydi Allah’ın affına mazhar olamaz mıydı? İsteseydi olurdu. Fakat bu fırsat onun elinden çıkmıştır. Fırsat dirilerin elindedir. Allah’ın bildirdiğine göre; kendine yazık edenler, iyi olmak ve iyilik yapmak için tekrar dünyaya dönmek isteğinde bulunacaklar ve kendilerine “Şimdi mi aklınız başınıza geldi?” denilecektir.

Bu gece üç defa yasin Sûresi okunmalıdır.

Birinci Yâsin-i Şerifden sonra dua okunurken Allah’ın saîd kullarından olmak niyetiyle okunacaktır. İkinci defa okunurken hayırlı ömür uzunluğu niyetiyle okunacaktır. Üçüncü defa okunurken kaza ve belâlardan emin olup hayırlı rızık için okunacaktır.

Bu gece Kuran gecesidir. Kuran okuyalım. Allah’la olalım, Allah’la konuşalım. Allah’ı zikredelim, Allah da bizi zikretsin.

            – Bu gece tesbih namazı kılalım. İbrahim (AS) miraçta Peygamberimize: “Ey Nebi ümmetine söyle cennete fidan diksinler” demiş. Peygamberimiz: Nasıl fidan diksinler? Sübhanellahi velhamdülillahi vela ilâhe … desinler, diyor.

Peygamberimiz, amcası Abbas’a her hal ü kârda tesbih namazı kılmasını tavsiye etmiştir.

            – Bu gece kaza namazları kılalım? Zikredelim, dua edelim, tevbe edelim.

            – Zaman zaman soruyorlar. Ay hali olan bacılarımız bu geceyi nasıl geçirebilirler diye. Onlar, namaz kılıp, kur’an okuyamazlar, camiye gidemezler. Ama dua ederler, tevbe istiğfar ederler, zikrederler, salavat getirirler.

Bu gece uyanık olmak, ibadetle meşgul olmak, güzel şeylere vesile olacaktır.

Bağışlanmak, vicdanını rahatsız eden günahlardan kurtulmak isteyenler, bu geceyi fırsat bilmelidir.

 

SONUÇ OLARAK:

            Çok ihmalkârız, çok unutkanız.

Bu gece, Azraile öleceklerin listesi verilmiş, şöyle bir bakmış, hayret etmiş.

            – Ne oldu, demişler.

            – Falanca bir saat sonra ölecek, hâlâ dünya için çırpınıp duruyor, demiş.

Bu gece fırsatı değerlendiren kurtuluş berâtını alır.

            – Dönüşü olmayan bir yolculuktayız. “Keşke” demek fayda vermez.

            – Çoğumuz zevksiz, tatsız, tuzsuz bir hayat yaşıyoruz. Bu gece dönüm gecesi olmalıdır. Alışkanlıklardan kurtulma gecesi olmalıdır. Günahları terk gecesi olmalıdır.

Bu gece gelin söz verelim Allah’a. Diyelim ki:

            – Bu geceden itibaren gaflete son, isyana son ya Rabbi! diyelim.

            – Kötü alışkanlıklara günahlara son. (Sigaraya, içkiye, kumara, zinaya, haram lokmaya, yalana dolana, ikiyüzlülüğe son diyelim.)

            – Bu geceden itibaren ibadetsizliğe, itaatsizliğe son, diyelim.

            – Bu geceden itibaren “Ya Rab! Rızana uygun yaşamam için bana yardım et, bana hidayet ver” diyelim.

Şöyle yalvaralım Allah’ımıza:

Ya Rabbi! Bu geceyi bize mübarek kıl… Bu gece kurtulanlardan eyle…

            – Ya Rabbi! Gereği gibi sana ibadet edemedik, hamd edemedik.

            – Ya Rabbi! Azabından affına, gazabından rızana sığınırız…

            – Ya Rabbi! Peygamberimiz senden ne istediyse biz de senden onları isteriz. O nelerden sana sığındıysa biz de onlardan sana sığınırız.

            – Ya Rabbi! Bu güne kadar yaptığımız ve yapacağımız dua ve ibadetlerimizi kabul et!

            – Ya Rabbi! Bize hayırlı ömür, hayırlı ölüm ver. Son nefesimizde iman, kur’an nasip et. Kabir azabı gösterme, sıratı kolay geçen, amel defteri sağ tarafından verilen ve Peygamberin şefaatini gören, havz-ı kevserinden içen ve nur cemalini gören kullarından eyle.

            – Ya Rabbi! Bu geceyi bizim hakkımızda, müslümanlar hakkında hayırlara vesile kıl. Bizim için hayırlı kararlar alınmasına, hayırlı yazılar yazılmasına vesile kıl.

            – Afetlerden, felâketlerden, depremden yangından bizleri koru. Felâketlere neden olacak günahlardan, hata ve isyânlardan bizi uzak tut Allah’ım.

            – Ya Rabbi! Zulüm gören kullarına yardım et. İnançsızların şerrinden, zalimlerin zulmünden, şerlilerin şerrinden sana sığınırız Allah’ım…

            – Darda olan kardeşlerimiz içinde bir çıkış yolu göster. Sen herşeye kadirsin. Onları muzaffer kıl Ya Rabbi!

            – Rabbim! Azabından affına, gazabından rızana sığınırız. Sana gereği gibi ibadet etmekten, gereği gibi hamd etmekten aciziz, hatalarımız yüzünden bizi cezalandırma!

Ya Rabbi! Beratı hakkımızda hayreyle, feyz ve bereketinden istifade eden kullarından eyle. Hakkımızda hayırlı şeyleri takdir et. Bizi af et. Şefaat hakkı verdiğin Peygamberin şefaatinden istifade eden kullarından eyle.

            – Rabbim, bizi kulluk defterinden silme, terk ettiğin kullarından eyleme. Rabbim, bizi müslüman olarak can veren kullarından et.

            – Rabbim, bu geceyi hakkınızda ve bütün müslümanlar hakkında hayırlı kararların alınması, hayırlı yazıların yazılmasına vesile kıl.


Bu yazıyı 981 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.