Bid’at ve Hurafeler Konusunda Neleri Yanlış Yapıyoruz?

  • TARİKAT ÇERÇEVESİNDE YAPILAN YANLIŞLIKLAR

Tarikat ne demektir?

Tarikat yol demektir. Din, mezhep değildir. Tarikat, dini bilmeyenin bilen birine uyması ve ondan dinini öğrenmesidir.

Tarikat din dışı değildir, yeter ki itikat düzgünlüğü olsun, din doğru yaşansın. Kur’an ve sünnete ters düşülmesin.

Tarikata girmek şart mı?

Tarikata girmek farz, vacip ve sünnet değildir. Tarikatlar sonradan ortaya çıkmıştır. Bir insan kendi kendine din öğrenemeyecekse bir bilene yaklaşır, ondan öğrenir.

Tarikatsız olmaz. Sen niye tarikata girmiyorsun? Senin amellerin boşa gider, denirse yanlış olur. Bilen bir insana tarikat zorunluluğu yoktur.

Tarikatta kişiye bağlılıkta sınırı iyi ayarlamak gerekir. Kişiye kayıtsız şartsız teslimiyet yanlıştır. Teslimiyet Allah’a ve Resulüne olur. İnsandan yardım istenmez. Yardım Allah’tan beklenir. İnsana sığınılmaz, insandan kurtuluş beklenmez. Sığınak Allah’tır, yardım Allah’tandır. Kişiler hatasız, günahsız görülemez, hatasız bir Allah’tır. Kişilerin yazdığı eser kusursuz sayılamaz. Kusursuz tek kitap Kur’an’dır. Kişiyle rabıta kurulamaz. Falan bizi görür, bilir denmez. Her şeyi gören bir Allah’tır. Kişiye aşırı saygı gösterilip, tapar derecesinden divan kurulmaz.

Kişiler yol gösterici, öğretici olabilir, ancak önder ve rehber Cenab-ı Peygamberdir. Peygamber öldü, sen falana uy demek büyük hatadır. Peygamberimizin peygamberliği kıyamete kadardır. Ona uymayan zelil olur, şefaatinden mahrum kalır.

“Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.” Sözü uydurmadır. “Yat rüyaya gör şeyhini” deniyor. Böyle şeyh arayan karşısından şeytanı bulur. Şartlı yatınca aç tavuk düşünse de darı görür. Sapık tarikatların da olduğu unutulmamalıdır.

*              *              *

         Şeyh keramet sahibi görünse de, keramet sahibi olduğu söylense de, dikkat edilmelidir. Bazı insanlar uçuyor veya uçuruluyor. Sihirbazlar da göz boyayabiliyor.

Kerametini ilan eden keramet sahibi değildir. Keramet sahibi görünmekten ve bilinmekten korkar.

Cüneyd-i Bağdadi: “Bir insanın suda yürüdüğüne, havada uçtuğunu görseniz bile buna kanmayın. Onun Allah’ın emirleri ve yasakları karşısındaki tavrına bakın,” der.

İtikat ve amel düzgünlüğü kerametten üstündür. İnsanın sözüne, ibadetinin çokluğuna değil ameline bakılır. İnancına bakılır.

İlme, delile dayanmadan atıp tutan, fıkıh, akaid, hadis bilmeyen nasıl bir yol gösterir.

Şeyh, başkalarının halini tavrını görüp biliyor görünürse, başkaları o bizi görür bilir diye inanırsa, bu şirktir, küfürdür. Gaybı geleceği ancak Allah bilir.(Bakara:255 + Neml:65 + En’am:50)

Gelecekten haber verene, bir şey soranın ve ona inananın kırk gün namazının kabul olmadığını peygamber (as) haber veriyor. (R.Salihin:1701)

*              *              *

        Şeyhini düşünerek veya fotoğrafını önüne koyarak rabıta olmaz.  Resmi karşısında namaz kılınmaz. Bu puta tapmak gibi bir şey olur. İslam, resme zaten müsaade etmez. Çünkü resmin olduğu yere melekler gelmez. Peygamber (as)’a Cebrail “Biz köpek ve resim bulunan yere gelmeyiz.” (R.Salihin:1717) demiştir.

“ Falanın resmi evde bulunursa, o eve nur yağar,” diyenler oluyor, nur mu yağar, nar (ateş) mi yağar onu Allah bilir.

Ayrıca şeyhin fotoğrafının olması bir kadın için namahremliği ortadan kaldırmaz.

*              *              *

        Kişiye kurban kesilmez. Kurban yalnız Allah’a kesilir. Kevser suresinde: “Rabbin için kurban kes” buyrulur. Allah’tan başkasına kurban kesmek şirktir. O kesilen de leş hükmündedir, yenmez. (Maida:3) Kesilen hayvanın kanını oraya buraya sürmek bid’attır.

*              *              *

        Cenab-ı Allah’la başkasını araya sokmak şirk olur. Araplar Allah’a yaklaştırsın diye putları aracı kılardı. İsra suresinin 56. Ayeti nazil oldu: “Allah’ı bırakıp da ilah olduklarına inandığınıza yalvarsanız, onlar ne sıkıntınızı giderebilir, ne de bir şeyi değiştirebilirler,” buyruldu, bu hareketleri kınandı.

Vesile aramak şöyle olur: derde derman için çare aranır, doktorun tavsiyesi ile ilaç kullanılır, burada doktor vesiledir. Miada suresinin 35. Ayetinde vesile aramamız tavsiye edilir. Vesile ararken “İmdat!” diye çağırmak olmaz.

Mesela; dua ederken peygamberimizin ve sevgili kullarının yüzü suyu hürmetine duamı kabul et denir.

Nasıl bilinmeyen yer için bir kılavuza danışılıyorsa Allah’a yaklaşmak içinde bir bilenden bilgi istemek vesile kılmak olur.

*              *              *

        Kendi cemaatini ve kendi şeyhini üstün görmek, başkalarını kötülemek hatasına çok düşülüyor.

Bizim olsun az olsun, bizden olsun çamurdan olsun, bizden, sizden, yabancı bu sözler seviyesiz insanların sözleridir. Hani Müslümanlar kardeşti? Birbirini sevecekti? Kenetlenecekti? Kendisi için istediğini Müslümanlar için de isteyecekti?

Sadece kendi gurubunu cennetlik görmek İslam’a, Kur’an’a aykırıdır. Allah: “Ehl-i kitap Yahudiler ve Hıristiyanlar hariç kimse cennete giremeyecek dediler. Bu onların kuruntusudur…” (Bakara:111) buyurduğu gibi böyle bir kuruntuya kapılmamak gerekir.

Gerçek Müslüman kendi gurubunun sayısını artırmak ve kendilerinin hak olduğunu ispat için asla yalan söylemez. Peygamber (as) İslam’ı tebliğ ederken başkalarını ve diğer dinleri kötüleme yoluna gitmemiştir.

Gurupçuluk, ayrımcılık cenneti kazanma yolu değildir. İbni Sina: “Cennete yalnız girmek isteyen zaten cennetlik değildir” der. Müslüman olmamız ve peygamber ümmetinden olmamız bir tarafa bırakılıyor, gurupçuluk yapılıyor, ayrımcılık yapılıyor. Bundan ne Allah razı olur ne de Allah Resulü razı olur.

Ali, veli eksenli din yaşanmaya çalışılıyor. Şöyle dedi, böyle dedi saatlerce anlatılırken Allah ne buyurdu, peygamber (as) ne söyledi unutuluyor. Kur’an’a ve sünnete itibar etmeyen hatta ters düşene itiat ediliyor.

İslam da gurupçuluk yoktur.

Cenab-ı Allah Kur’an’ı Kerim de şöyle buyuruyor:

  • “Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir.” (En’am:159)
  • “Dinlerini parçalayanlardan ve bölük bölük olanlardan olmayın. Bunlardan her fırka kendilerinde olan ile böbürlenmektedir.” (Rum:32)

*              *              *

        İnancımızda aşırılık yoktur. Aşırı ilgi, aşırı sevgi, el etek öpme, iki büklüm olma, kusursuz hatasız kabul etmek islamın red ettiği şeylerdir.

        Allah, peygamber anılınca kılı kıpırdamıyor, şeyhinin adını duyunca titremeye, hoplamaya, zıplamaya başlıyor. Bunu izah zor. Allah “Müminler ancak Allah’ın adı anıldığı zaman yürekleri titreyen kimselerdir,” buyurur.(Enfal:2)

*              *              *

        Peygamber (as) ifadesine göre Müslüman her önüne gelene “efendim” demeyecektir. (R.Salihin:1659)

Öyle şeyler duyuyoruz ki hayret etmemek mümkün değil.

  • “Efendimizin kalbi temizdir, kalbinden kötülük geçmez, onun için kaç-göçe gerek yoktur,” diyerek yalnız kalmak, hizmet etmekte sakınca görülmüyor. Şöyle soralım; “Bir kadın bir erkekle yalnız kalmasın” diyen kadınlara perde arkasından hitap eden peygamber (as)’ın kalbi temiz değil miydi?

*              *              *

        Bir kadın şeyhi de olsa bir erkeğin elini öpmesi uygun değildir. Peygamber (as) kadınlarla tokalaşmamıştır. Bir kadın, müridin, mürşidinin elini öpemez. Bu bazılarının hoşuna gitse de Allah’ın ve Resulünün hoşuna gitmez.

Bazıları, adam kazanmak için: “Hocamızın elini öp günahsız olursun” demektedir. Papazın günahlardan arındırma yetkisini hocasında görmektedir. Günahları peygamberimizin bile affetmeye yetkisi yoktur. Günahları ancak dilerse Allah bağışlar.

*              *              *

        Şeyhini günahsız, kusursuz görmek, kusursuz olduğunu söylemek şirktir.  Şirk en büyük günahlardandır. Kusursuzluk Allah’a mahsustur.

Şair: “İnsan beşer, durmaz şaşar,
Eyler hata üçer beşer,” demiştir.

Peygamberlerin bile zelle denilen ufak tefek hataları olmuştur. Peygamberimiz günde yetmiş defa tövbe ettiğini söylemiştir. Secdede gözyaşları ile af dilemiştir.

Kula kayıtsız şartsız teslimiyet olmaz.

Başkalarının iltifatından hoşlanan İslami bir hayat yaşamıyor demektir. Bir hadiste: “İnsanların kendileri için ayakta dikilmelerinden hoşlanan kimse cehennemdeki yerini hazırlasın,” buyurur. (Tirmizi Adap:47)

İslam’da kula kulluk yoktur.

*              *              *

        Ölünün yıkayıcısına teslim olduğu gibi şeyhe teslimiyette davet etmek veya şeyhin böyle bir beklentisi de İslami değildir. Teslimiyet ancak Allah’a olur.

Peygamberimiz aşırı ilgiden hep rahatsız olmuştur. “Siz oturun, yemeğinizi biz hazırlayalım” diyenlere “Ben de odun toplayayım” demiştir. Karşısında titreyen yaşlı kadına “Niye titriyorsun? Ben Kureyşli, kuru ekmek yiyen kadının oğluyum,” demiştir.

Şeyh bir abdest alsa suyunu döken, ayaklarını yıkayan, havlusunu, cübbesini tutanlar görülüyor.

Sevgili peygamberimiz (as): “Ben kral peygamber olmakla, kul peygamber olmak arasında serbest bırakıldım, kul peygamber olmayı tercih ettim” (B.Hadis Kül:5/139) buyrulmuştur.

  • “Beni övmeyin. Ben ancak bir kulum. Bana sadece Allah’ın kulu ve resulü deyiniz,” buyurmuştur. (Buhari Enbiya:48)

Osmanlı padişahları: “Senden büyük Allah var, mağrur olma padişahım” diye halkın bağırmasını istemiş, kendilerine hakim değil hadim denmesini istemişlerdir. Yavuz Sultan Selim, “Hakim’ül-harameyn” ifadesini “Hadım’ül- harameyn” (Mekke ve Medine’nin hizmetçisi) olarak değiştirmiştir. Peygamber yolunda olmak budur.

*              *              *

        Kim olursa olsun kuldan yardım beklenmez. Kuldan şifa beklenmez, ondan enerji alınmaz, kula secde edilmez, gaybın bilgisi istenmez, kula sığınılmaz, kul sığınak kabul edilmez. “Fakir” diye diye insanlardan çok şey isteyenler oluyor. Birçok konu da ümit verenler oluyor veya bir Fatiha bekleyenlerden çok şey bekleniyor.

Veli kul dahi olsa “Yandım, medet!” diye kapısına gidilip yardım beklenmez. “Medet Ya Rasulallah!”  demek bile tehlikelidir. Yardım Allah’tandır.

  • “Efendimiz, şeyhimiz bize yardım etti, işimiz oldu. Kazasız belasız atlattık,” demek şirktir.
  • “Yetiş ey şeyh!” denmez.
  • “Hocamız bizi korur, imanlı gitmemizi sağlar, kabir de yardım eder, sıratta kolumuzdan tutup geçiriverir, kıyamet günü şefaat eder” deniliyor. Böyle diyen ve dedirten sapıktır, şirke düşmüştür.
  • “Sen halini şeyhe arz et, o Allah’a arz eder.” İfadesi şirk kokan bir ifadedir. Allah kimseyi vekil tayin etmemiştir. Allah adına kimse iş göremez.

Bir büyüğümüz: “Orada burada elimi öpüp durmayın, çok tövbe etmem gerekiyor,” diyerek iki büklüm olan talebesini azarlamıştı.

Rahmetli H. Salih Tanrıbuyruğu Hoca Efendi çok muhterem biri idi. İhtiyardı, biri ona elini öpüp:

  • “Son an ve kıyamette bana yardım et hocam!” demişti. Hoca öyle bir tepki gösterdi ki:
  • “Defol! Beni günaha sokma, git tövbe et!” demişti.

*              *              *

        Allah’tan başkasına sığınılmaz. Yaratan, yaşatan, koruyan, kurtaran Allah’tır. Kula sığınma, inanç noksanlığından ve itikat bozukluğundandır.

Şeyh için Gavs (sığınılan), Gavs-ı ekber, Gavs-ı azam denirse Allah’ın sıfatları kula yakıştırılmış olur, şirk olur.

*              *              *

        Şeyhin kendilerini şefaat edip kurtaracağını bekleyenleri duyuyoruz. Ne büyük yanlışlık Allah’ım! Bu tür sapıklıklardan Müslüman kardeşlerimi koru!

Şefaat hakkı Allah resulüne verilmiştir. O ancak Allah’ın izin verdiği kimselere şefaat edecektir.

Biri telefonda: “Bizim şeyhimiz dua ediyor; dervişlerim ölürken yanlarında olayım, onların imanlı gitmesini sağlayayım. Diyordu. Ne dersiniz?” diye sordu. Allah korusun; diyen de, inanan da şirke düşmüştür.

Bakın şeyhliğin ve dervişliğin neresindeyiz…

Atalarımız: “Rehberi karga olanın burnu pislikten kurtulmaz.”, “Çürük baklanın kör alıcısı olur,” demişlerdir.

Dikkat edelim; dünyada kim kimi sevdiyse ahrette onunla beraber olacak, onunla beraber hesaba çekilecektir. Bunu Kur’an şöyle haber veriyor:

  • “Her insan topluluğunu önderleri ile beraber çağıracağız.” (İsra:71)
  • “Firavun kıyamet gününde adamlarının önüne düşecek ve onları çekip ateşe götürecektir. Varacakları yer ne kötüdür.” (Hud:98)

Allah’ım mahşer günü peygamber efendimizin peşine düşen Havz-ı Kevserinden içen ve şefaatinden istifade edip kurtulan kullarından eyle! Âmin.

*              *              *

        Tarikattan ayrılmak isteyen tehdit edilip korkutuluyormuş. Şeyhin gazap edeceği söyleniyormuş. Öyle bir şey olmaz.

        Bir tarikata giren kendi isteği ile girdiği gibi isterse kendi isteği ile de ayrılabilir. Uyum sağlayamadıysa, oradakiler bid’at işliyorsa, sünnete ve Kur’an’a ters düşen durum varsa, orada durmak sakıncalıdır. Yalnız, ayrılırken düşmanca, küçümseyerek, kötüleyerek, iftira atarak ayrılmamalıdır.

Uyum sağlayamayan, eş ile aynı yerde olmak isteyen, o coğrafyada yaşama güçlüğü çekiyorsa, bir insan mezhep bile değiştirebilir.

Tarikat değiştiren, mezhep değiştiren, Allah’ın gazabına uğramaz, cehennemlik olmaz.

Duyuyoruz; değişik mezheplere göre amel edenler oluyor. Bir insan her konuda kolayına gelen mezhebe göre amel edemez. Mecburiyet olmadan mezhep taklidi yapamaz. Hangi mezhebi kabul etmişse ona göre amel eder.

~~~~~~~~~~
~~~~~~~~
~~~~~
~~

  • BİD’AT VE HURAFELER

İslam’ı zorlayarak din, akıl ve mantık dışına çıkarmaya çalışıyoruz. Akıl almaz, mantık kabul etmez şeyler dindenmiş gibi gösteriliyor, nesilden nesile taşınarak yaşatılıyor.

Gerçek dini bilmeyenler bid’at ve hurafelere sarılıyor. Yalanın, yanlışın çabuk yayılma özelliği oluyor. Çünkü cazip geliyor.

Bid’at nedir?

İslam’ın özüne ters olan sonradan uydurulan işe, davranışa bid’at denir.

İslam’da bid’ata yer yoktur. Kur’an: “Şüphesiz ki, bu dosdoğru yoldur. Buna uyun, başka yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır.” (En’am:153) buyurur.

Neden bid’at ve hurafelere düşülüyor?

  • Din bilinmiyor ve doğru kaynaklardan öğrenilmiyor.
  • Kısa yoldan cennete girme arzusu ile yollar aranıyor.
  • Dikkat çekme arzusu ile bir şeyler ortaya atılıyor.
  • İslam’ı ucuz ve kolay yaşama düşüncesi her şeyi menfaate uyduruyor.
  • Bir de İslam’a zarar vermek isteyenler her devirde boş durmamıştır.

Bid’at icat etmenin vebali büyüktür. Bir hadiste: “Kim bid’at icat ederse, onunla amel edenlerin günahı kadar o kimseye günah yazılır.” (Müslim, İlim:6) buyrulur.

Bid’at ve hurafeler dine, imana, bid’at ve hurafe ehline büyük zarar verir. Toplumda inanç birliği bozulur. Kur’an ve sünnetten uzaklaşılır, itikat bozulur, ameller boşa gider.

Bid’at ve hurafeyi temizlemek nasıl olur?

Bid’at ve hurafeyi herkes ayırt edemez. Bazılarına batıl şeyler güzel görünür.

Bid’at ve hurafenin yayılması, onu meşrulaştırmaz.

Bilenler, bilgilerini gizlemeyip yanlış yapanları uyarmakla yükümlüdür.

Bid’ate düşmemek için dini doğru kaynaktan öğrenmek gerekir. Kur’an, sünnet ölçü alınmalıdır.

Bid’ate düşülürse, küflü çivinin kolayca çıkarılıp atılamadığı gibi kolay kolay hurafeler de atılamazlar.

İnançtaki bazı bid’at ve hurafeler:

  • Ruh göçüne inanmak,
  • Gaybı bildiğini söylemek ve söyleyene inanmak,
  • Sihir, büyü yapmak,
  • Fala bakmak, fala inanmak,
  • Nazardan korunmak için at nalı, kemik takmak, kurşun döktürmek,
  • Uğur, uğursuzluk aramak,
  • Irkçı düşünce taşımak,
  • Allah’tan başka tanrı edinmek,
  • Haramı helal saymak,
  • Cenazelere çelenk göndermek, fotoğraf taşımak, tekbir getirmek, nutuk atmak, cenaze taşınırken arabada taş, bıçak, ekmek bulundurmak, alkışla uğurlamak,
  • Cuma ve Salı günleri iş yapmamak,
  • Bayram sabahı silah atmak,
  • Mezarlığa mersin götürmek,
  • İsteğin olması için türbeye koşmak, adakta bulunmak, horoz kesmek, mum yakmak, yiyecek, eşya koymak,
  • Ölünün ardından 7. , 40. , 52. gün bir şeyler yapmak.
  • Hacdan geleninin gözünü, ayağının altını öpmek,
  • Cennetlik olmak için kefeni zemzemle yıkatmak,
  • Hatim okurken düğüm atmak, bid’atler işlemek,
  • “Peygambere uymak şirktir,” demek,
  • “Allah’ın, kulun ibadetine ihtiyacı yoktur, kalbi temiz olan ibadet etmese de olur,” demek,
  • “Farz borcu olan sünnet kılmaz,” demek,
  • “Bize Kur’an yeter, Bize Kur’an Müslümanlığı lazım, Peygamberin görevi bitmiştir,” demek,
  • İki bayram arası nikah kıymamak,
  • Hamilenin, çocuğun ömrü kısa olur diye saç kesmemesi, vb…

Sosyal hayattaki bazı bid’at ve hurafeler:

  • İşe başlamak için gün ve tarih seçmek,
  • Kısmeti kapalı olan kızın gece çeşmeyi açık bırakması,
  • Dişi ağrıyanın, mezar taşını ısırırsa ağrısının geçeceğini düşünmek,
  • Hastanın, türbenin içinde yatarsa şifa bulacağına inanmak,
  • Türbelerden, yatırlardan şifa beklemek, yardım istemek, hastanın çamaşırını türbeye koyup sonrada giydirmek, sınava girecek öğrenci için türbeye bir şeyler bırakıp bir müddet sonra öğrenciye yedirip içirmek, başarılı olmasını beklemek,
  • Elden sabun, makas almayı uğursuzluk saymak,
  • İnsanlarda eşyalarda, hayvanlarda uğur, uğursuzluk aramak,
  • Baykuşta, uluyan köpekte, tavşanda, kedide uğursuzluk aramak,
  • Yemin ederken, yalan söylerken ayağın birisini kaldırarak yemin etmek, yalan söylemek,
  • Yılbaşı kutlamak, Efes’i kutsal bilip ziyaret etmek, yarım hacı olduğuna inanmak,
  • Kahve fincanına bakıp fal uydurmak,
  • Renklerden, rakamlardan hüküm çıkarmak, uğur, uğursuzluk aramak,
  • Ölü için çelenk yaptırmak, mezarlığa, türbelere, isteklerle gitmek, masraflı mezarlar yapmak,
  • Yeni yapılan eve, yeni arabaya boynuz, kemik, mavi bez, mavi boncuk takmak,
  • Ay veya güneş tutulunca davul çalmak, silah atmak,
  • Gece sakız çiğnememek, aynaya bakmamak, tırnak kesmemek,
  • Esnafın ilk parasını yere atıp, yüzüne sürmesi, uğur araması,
  • Çocuğun göbeğini camiye gömmek,
  • Bir şey için hayvan kesip kanını alna, arabaya, oraya buraya sürmek,
  • Akşam eve süt, sirke, acı sokmamak,
  • “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” demek,
  • Bir kötülükten korunmak için duvara tahtaya vurmak veya kulak çekmek, “Şeytan kulağına kurşun,” demek.
  • Mezara, ağaca çaput bağlamak, kilit asmak, dilek tutmak,
  • Suya para atıp dilek tutmak,
  • Nazar değmesin diye göz yapıştırmak,
  • Evde kırık çatal, eşya bulundurmayı uğursuzluk saymak,
  • Çocuğu olmayan kadını, hasta olanı, gece türbede yatırmak,
  • Dilek taşı dikmek,
  • Şüpheli şeyi sol elle yemek,
  • “Gemisini kurtaran kaptan” demek,
  • “Nerede aş oraya yanaş, nerede aç oradan kaç” demek,
  • “El öpmekle dudak aşınmaz” demek,
  • “Devletin malı deniz, yemeyen keriz” demek,
  • “İsteme benden soğurum senden” demek,
  • “Merhametten maraz doğar” demek,
  • “Acıma acınacak hale gelirsin” demek,
  • “Güzele bakmak sevaptır” demek,
  • Çocuğa ilk kakasını yedirmek,
  • İyi geçim için kocaya hayız kanı içirmek,
  • Alkolik için camiye su koyup içirmek,
  • “Köprüden geçinceye kadar ayıya dayı de” demek,
  • “Çağ sana uymazsa sen çağa uy” demek,
  • “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” demek,
  • “Sağır ol, kör ol, dilsiz ol, rahat ol” demek,
  • “Üzümü ye, bağını sorma” demek,
  • “Gelene ağam, gidene paşam, kimsenin işine karışmam” demek,
  • “Körün yanında sende bir gözünü kapat” demek,
  • “Fakirin baş ucunda oturmaktan, zenginin ayak ucunda ölmek iyidir” demek,
  • “Bedava sirke baldan tatlıdır” demek,
  • “Devletliye dokun geç, fakirden sakın geç” demek,
  • “Bal tutan parmağını yalar” demek,
  • “Kırk gün günahkar, bir gün tövbekar ol” demek,
  • “Para her kapıyı açar” demek
  • “Verince kırkı, gider korku” demek,
  • “Haram helal ver Allah’ım, kulun durmaz yer Allah’ım” demek,
  • “Yağmur yağarken testini doldur” demek

~~~~~~~~~~
~~~~~~~~
~~~~~
~~

  • BAZI BİD’AT VE HURAFELER

Uğur – uğursuzluk:

İnsanda, hayvanda, günde, sayıda, renkte, parada, boncukta uğur ve uğursuzluk arama yaygın.

Bu hurafeler ilkel insanlardan kalmadır. Hiçbir şeyde uğur da yoktur, uğursuzluk da yoktur. Uğursuzluk düşüncesi birçok işimize mani oluyor veya yanlış yapmamıza neden oluyor.

Peygamberimiz: “Hayra yorun, uğursuzluk inancı sizi yolunuzdan alıkoymasın,” buyurmuştur. (Ebu Davut, Tıp:24)

Hayır da, şer de Allah’tandır. Başka şeyler insana fayda da veremez, zarar da veremez. Uğur getirdi, uğursuzluk verdi sözleri saçmadır. Uğursuzluk insanın kendisindedir. (Yasin:18 + Neml:47)

Bir hadiste: “Kim uğursuzluk sayıp işinden kalırsa, Allah’a şirk koşmuş olur,” buyrulur. (B.Hadis Kül:4/200)

İlkel insanlar uğur getirsin diye birçok şey taşırdı. Bugün de şans yüzüğü, şans kolyesi takanları görüyoruz.

Kötü giden işte uğursuzluk, iyi giden işte illa bir uğur aranıyor. Başarı ve başarısızlık onlara yükleniyor.

*              *              *

        FALCILIK:

        Bilinmeyene, gizliliğe karşı bilme, öğrenme merakı her insanda oluyor. Söylenen birçok şeye inanma zaafı da hepimizde var.

“Fala inanma, falsız da kalma” diyerek falcıyı ve ona sormayı ihmal etmiyoruz. Ele, fincana baktırıyoruz. Dergi, gazete falanı kaçırmıyoruz, güvercine, tavşana kağıt çektiriyoruz. Ondan sonra falcı içimi okudu, dediği çıktı diyoruz. Aynı falı binlerce insan, benim falım diyerek okuyor.

Aslı çıkmayan birçok şeye bakmayız, biri tutarsa ona inanırız.

Falcılık, inancımızda haram. (Maida:3) Falcılığın şeytan işi pislik olduğu bildirilmiştir. (Maida:90)

Falcıya gidenin, ona inananın namazı kabul olmaz. (R.Salihin:1701)

  • “Gaybı Allah’tan başkası bilemez.” (En’am:59)
  • “Gökte ve yerde gaybı Allah’tan başkası bilmez.” (Neml:65)
  • “Gaipten haber verdiğine inananın kırk gün namazı kabul olmaz.” (R.Salihin:1701)
  • “Falın ne türlüsü olursa olsun, küfre kadar götüren bir günahtır. Falcılık parası, fuhuş parası ile bir tutulmuştur.” (Age:1705)
  • “Biri falcı için “Bildi” derse, Allah’ın gönderdiğine inanmamış olur.” (Ramuz el-Ehadis:396/2)

İnanmıyorum deyip fal ve falcıya yönelmek konusunda şaka olmaz.

Falcıya yitik sorulmaz. Gizliyi bilse gider defineyi bulur, faili meçhul işlerin failini bildirir. Piyango biletini o alır.

*              *              *

        BÜYÜCÜLÜK:

        Bir şey mi arzu ediyoruz veya bir şey mi oldu, hemen büyücüye koşuyoruz. Büyü yaptırıyoruz veya büyü çözdürüyoruz. Okumuş, inanmış olanlar bile gülünç duruma düşüyor.

Geçim mi iyi değil, işimiz mi yolunda gitmiyor, evlilik mi gecikti, hemen büyücü. Allah’ın izni olmadan kimse kimseye bir şey yapamaz, veremez, alamaz, rızkını kesemez, kısmetini açıp bağlayamaz. (En’am:159)

Allah büyü ile uğraşmayı küfür olarak nitelendirmiştir. (Bakara:102) Sihirbazların yalancı olduklarını ve asla kurtulamayacaklarını bildirmiştir. (Taha:77)

Peygamber (as) da büyücülerin Allah’a şirk koştuğunu, büyücülüğün helak edici yedi büyük günahtan olduğu bildirmiş, büyü ile uğraşmayı yasaklamıştır.

Peygamber (as): “Yedi şeyden kaçının: şirk, sihir, katil, faiz, yetim malı, cihattan geri durmak ve iffetli kadına iftira,” (R.Salihin:1614) demiştir.

Büyüden, büyücünün şerrinden Ayet’el Kürsi, Nas ve Felak sureleri ile Allah’a sığınılmalıdır.

Büyücülüğü, bu yolla para kazanmayı, alimlerimiz küfür olarak nitelendiriyor.

Olumsuzluk için falan büyü yaptı, deyip suçlu aramamız da tehlikelidir. Büyüye inanmış olur, kötü zanda bulunmuş, iftira atmış olabiliriz. Müslümanın son derece kaçınması gereken şeylerden birisi de büyü ve büyücüdür. Büyücü nasıl büyük günah işliyorsa, büyücüde çare arayan da aynı büyük günahı işliyor demektir.

Büyücünün bazı şeyleri bilmesi, insanların büyücünün tuzağına düşmesine neden oluyor. Büyücü çoğu zaman atıp tutar, bazı bilgileri değerlendirir, daha çok psikolojik etki yapar.

*              *              *

        NAZAR VE NAZARLIK

        Birçok şeyi nazara bağlıyoruz. Ben kötü oldum bana oku diyoruz. Kurşun döktürüyoruz, nazarlık takıyoruz, dövme yaptırıyoruz, çaput bağlıyoruz, mavi boncuk takıyoruz, kaplumbağa, boynuz, kemik, kafatası ve göz asıp takıyoruz. Nazarı değmesin diye ayakkabısını biraz kesmek veya elbisesini kesmek gibi yola başvuruyoruz. Bazıları cebine sarımsak koyuyor. Bunların hepsi boştur. Nazar haktır ama böyle şeylerle önlenemez.

Peygamberimiz nazarlık taşıyanın elini tutmamıştır.

Nazarı değen, kıskançlıkla bakmazsa, “Maşallah, Barekallah” derse, nazar büyük ölçüde önlenmiş olur.

Çocuklara maşallah takılabilir.

Ayete’l Kursi, Felak ve Nas sureleri okunur.

*              *              *

        MUSKA

        İslam’da okuma vardır, muska yoktur. Muska yazma ve yazdırma da telkin vardır, psikolojik etki vardır.

Kur’an ayetleri kötülük için, zarar vermek için okunmaz, yazılmaz.

Peygamberimiz (as) kendisine başvuran hastaları otlardan, ağaçlardan ilaç elde eden birine gönderir veya hastalığın durumuna göre yaylaya gitmesini tavsiye ederdi. Muska tavsiye etmemiştir.

Peygamber bir gün uyuz devesine okuyup üfleyen birine ne yaptığını sormuş, o da:

  • “Hasta devemi tedavi ediyorum,” deyince:
  • “Üfürüğüne biraz da katran karıştır,” demiştir.

Yanındaki Müslümanlara şöyle buyurmuştur:

  • “Ey Allah’ın kulları! Tedavi olunuz. Allah hiçbir dert vermemiştir ki; dermanını da yaratmamış olsun.” (Buhari Tıp:1)

Her hastalığın bir sebebi, bir de tedavi yöntemi vardır. Tılsımlı muskalardan medet beklemek yanlıştır. İnancımız açısından da muska yazdırmak, yazmak büyük günahtır.

Denize düşen yılana sarılı derler. Bazı insanların durumundan istifade ederek muska yazmak, para kazanmak helal değildir. yanlış yollar tavsiye etmek doğru olmaz.

Haramla, necasetle tedavi olmaz. Hayvan pisliğinde, kanda, domuzda, alkolde, idrarda, şifa aranmaz. Çünkü Allah haram kıldığı şeyde şifa yaratmamıştır.

Evlenemeyen, hasta olan muskacıya koşuyor. Her şeyi tayin ve takdir eden Allah’tır. Rızık, ecel, evlilik, hastalık Allah’ın takdirine bağlıdır.

Doğum muskası yazdırılıyor, doğum sırasında saç örgüsü çözülüyor, kilit açılıyor. Bunlar aslı astarı olmayan şeylerdir.

Bir hadiste: “Muhabbet muskası şirktir,” buyruluyor. (B.Hadis Ans:4/192)

*              *              *

        IRKÇILIK

        Kardeşliğe, birliğe zarar veren ırkçılık körükleniyor. Cahiliye devrenin ırkçı düşüncesi günümüzde hala sürüp gidiyor.

Irk üstünlük değildir. Başkaları hakir görülemez. Üstünlük için ahlak, insanlık önemlidir.

Irkçılık, ayrımcılık ve fitne sebebi yapılıyor. Kimsenin kimseye üstünlüğü olamaz.

Peygamber (as): “Irkçılık uğruna ölen de öldüren de bizden değildir,” buyurur. (Ebu Davut Edep:121) Bir hadiste de:

  • “Üç şey cahiliye adetidir. Yağmuru yıldızlarda aramak, ölü peşinden ağlamak, ve ırkla övünmek,” buyrulur.

*              *              *

        KULAK ÇINLAMASI

        Kulağı çınlayan çeşitli yorumlamalara giriyor. Falan beni andı diyor. İyiye yorabildiği gibi kötüye de yoruyor. Değişik manalar çıkartıyor.

Bir hadislerinde de kulak çınlaması anında peygamber (as) şöyle dememizi istemiştir:

  • “Sizden birinizin kulağı çınladığı zaman beni ansın, üzerime salavat getirsin ve şöyle desin: “Beni ananı Allah da hayırla ansın.” ” (Ramuz el-Ehadis:53/13)

*              *              *

        RÜYA GÖRME

        Rüya, değişik sebeplerle görülüyor. Rüya gören mutlaka yorumlatmaya kalkıyor. Rüyasını anlatıyor, bu ne demek diyor. Ayrıca kendisi manalar çıkarıyor. Kendisini meşgul eden şeyleri uykuda yansıma olduğunu düşünmüyor.

Rüyanın niçin görüldüğünü, şeytani mi, rahmani mi olduğunu en iyi rüyayı gören bilir. Derler ki: rüyanın bazen içi güzel, dışı çirkin, bazen de dışı çirkin, içi güzel olur.

Rüyayı hayra yormak esastır. Bir hadiste: “Rüya nasıl tabir olursa öyle vaki olur. Onun için rüyayı alimlere söyleyin,” buyrulur. (Age:98/4)

Rüya uyarı olabilir, ikaz olabilir, geleceği işaret olabilir, müjde olabilir.

Bir makam sahibi ağlıyordu. Sebebini sordum: “Biraz önce bir kadın geldi: “Gece beni aradın, telefon çaldı, kalk dedin kalktım. Sobadan zehirlenmişiz, yarı baygın halde iken, kapı pencereyi açıp, eşimi, çocuklarımı, evimi kurtardım. Allah senden razı olsun,” dedi.” Cevabını verdi.

Rüya, dini delil değildir. Rüya ile amel edilmez. Şöyle rüya gördüm, şöyle ettim denmez. Rüyaya bakıp iyi şeyler terk edilmez, kötü rüya anlatılmaz, ona fazla önem verilmez.

*              *              *

        İSLAM’DAN BAŞKA DİN ARAMAK

        Bütün dünya İslam’ı konuşuyor. Akın akın Müslüman oluyorlar. Hal böyleyken yanlış telkinlerle başka dine yönelmek, din aramak yanlıştır.

İslam, fıtrat dinidir. Peygamberimiz: “Her doğan İslam yaratılışı üzerine doğar,” der. (Buhari Cenaiz:92)

İslam, son dindir. Tevhit dinidir. İnsan İslam’dan sorulacaktır. Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi insanı ilahlaştırmaz.

Kur’an’da: “Kim İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden böyle bir din asla kabul edilmeyecek ve o ahrette ziyan edenlerden olacaktır.” (Al-i İmran:85)

  • “Sizin için din olarak İslam’ı seçtim,” buyuruyor. (Maida:3)

*              *              *

        RUHLAR

İnsan beden ve ruhtan ibarettir. Ruh bedenden ayrılınca ölüm olayı olur.

Bir zamanlar ruh var mı yok mu tartışmaları yapıldı.

Bir gün inançsız bir doktor şöyle der; “Ömrüm boyunca binlerce kadavra üzerinde otopsi yaptım. Kadavraların her noktasını kesip biçtim. Fakat hiç birinde “RUH” diye bir şeye rastlamadım.”

Buna merhum Necip Fazıl Kısakürek şu cevabı veriyor: “Ömrüm boyunca yediğim yemekleri çatal ve bıçakla karıştırıp durdum. Ama “LEZZET” diye bir şeye rastlamadım.”

Bir zaman sonra ruh çağırma, ruhun bedenden bedene geçtiği iddia edildi.

Müşrikler, zor soru sorarak, peygamberimizi zor duruma düşürmek istediler. İki kişiyi görevlendirdiler. Onlara: “Ashab-ı Keyf, zülkarneyn ve ruh hakkında soru sorun” dediler. O iki kişi gelip soruyu sordular. Peygamberimiz ilk ikisini etraflıca anlattı. Ruh hakkında pek bir şey bilmediğini ifade etti. Bu sırada İsra suresinin 85. Ayeti nazil oldu. Cenab-ı Allah peygamberimize hitaben: “Ey Rasulüm, bir de sana ruhdan soruyorlar. Deki; Ruh rabbimin bildiği bir iştir. Size ancak pek az bilgi vermiştir,” buyurdu.

Bedenden ayrılan ruh ortalıkta dolaşıp durmaz. Çağırıldığında gelemez, başka varlığa geçemez. Ruhun dünya ile ilişkisi kesilir, dönüp gelmez. (Yasin:31) “Ruh gerçekleri görünce geri dönmek ister ama geri gönderilmez.” (Mü’minun:99-100) her ruh kendi bedeninde yaratılmıştır. Eğer ruhlar çağırılabilse katledilen insanların ruhları çağrılır, kimin öldürdüğü sorulur, katil yakalanırdı. Veya parasını, altınını gömüp gidenler oluyor. Çağırılır, nereye koyduğu sorulur ve bulunurdu.

Dirilme vakti gelince berzah aleminde eğleşen ruh bedenle buluşur, hesaba çekilir. (Vakıa:47 + Yasin:12-51-52 + Rum:50)

Falanın ruhu bizi görür, bilir, bize yardım eder demek, yardım beklemek, “İmdat, Yetiş” falan demek şirktir. Ruhlar kimseye fayda veremez. Zarar da veremez. Yardım bekleme, ilkel insanlardan kalma bir adettir. (Yasin:31)

İnsanlardan bir Fatiha bekleyen kabir ehlinden yardım beklemek, İslam inancıyla asla bağdaşmaz.

*              *              *

        HIDIR ELLEZ (Hızır İlyas)

        Ab-ı hayattan içip de kimse ölümsüzleşemez.

Hızırın darda olan kimselerin imdadına koşup yardım ettiğine inanılır. Zenginlik verir. Bereket verir. Bazılarını da açlığa, sefalete sürükler.

Yardım Allah’tandır. Allah’tan başkasından yardım beklenmez.

Halk dilinde: “Hızır gibi imdada yetişti”, “Kul sıkılmayınca Hızır yetişmez.” Sözleri yaygındır.

Hızır (as), Kur’an’da Kehf Suresi 60 ile 82. ayetlerde geçer. Peygamberimiz de Hızır (as) ‘dan bahsetmiştir. (Sahih-i Buhari Tecridi Sarih Tercemesi:1/102)

Halkımızın dilinde:

  • “Her geceyi kadir bil, her geleni de Hızır bil.”
  • “Hıdırellez yağmurunun damlası altın olur.”
  • “Hıdırellezden sonra yazdır.”
  • “Hıdırelleze kadar bir tutam, Hıdırellezden sonra tutam tutam.”
  • “Hızır gibi imdada yetişti.”
  • “Kul sıkılmayınca Hızır yetişmez.”
  • “Hızırın eli değmiş.”
  • “Hızır bereketi” gibi anlamlı sözler canlılığını korumaktadır.

Hızır, Musa peygamber zamanında yaşamıştır. Hızır’ın şu anda yaşadığına dair İslami kaynaklarda bir bilgi yoktur. Bu kadar uzun ömür kimseye verilmemiştir. Ab-ı hayattan içip ölümsüzleşme efsane niteliği taşıyor. Kimseye ebedi hayat verilmemiştir. (Enbiya:34) Her nefis ölümü tadıcıdır. (Enbiya:35)

Hıdırellez ile ilgili neleri yanlış yapıyoruz?

  • Nehre, göle, denize dilek kağıtları yazıp atmak ve kağıdın suya batması ve batmamasına göre yorum yapmak,
  • Hızırla karşılaşmak için beyaz elbise giymek,
  • Cehennem ateşi yakmasın diye ateş üzerinden atlamak,
  • Gece ay ışığında gölgeye bakıp yorum yapmak,
  • Akşamdan çömleğe niyet kağıdı koymak, manilerle açmak,
  • Bereket için çiğ damlaları toplamak, hamura, yoğurta katmak, süt veren hayvana serpmek,
  • Soğan yapraklarını kesip birine kırmızı, diğerine yeşil ip bağlamak, hangisi uzarsa ona göre mana vermek,
  • Evlenemeyenlerin başında kilit açmak,
  • Ev sahibi olmak için hamurdan, çamurdan ev yapmak,
  • Bereket için yiyeceklerin ağzını açık bırakmak,
  • Akşam yoğrulan hamur kabarırsa bolluk, kabarmazsa kıtlık olacağına inanmak,
  • Gül dalına para asmak,
  • Zengin olmak için, zenginlerin bahçesinden toprak almak,
  • Hasta iyileşsin diye çamaşırını gül dalına asmak veya hastayı çimlerin üzerine yatırmak,

Bu tür gelenekler herkesi etkiliyor ve yayılma imkanı buluyor. Hele bilgi ve inanç zayıflığı olanlar, ciddi ciddi böyle davranışlarda bulunuyorlar.

Hamurdan, çamurdan, gülden, sudan, çimden yardım beklemek normal bir iş değil.

*              *              *

        TÜRBELER

        Bazı insanlar mezarda yatanları rahatsız edecek, onların kemiklerini sızlatacak davranışlarda bulunuyor. Kabirleri, türbeleri tapınak haline getiriyor. Kabirler, türbeler dua, namaz, şifa, dilek, adak yerleri değildir.

Fatiha bekleyenden çok şey isteniyor; eş, aş, iş, çocuk, şifa, başarı… isteniyor.

Allah: “Allah’la birlikte kimseye yalvarmayın.” (Cin:18) diyor.

Bu durumda da ölüler dirileri yönetiyor.

Kabir ziyareti sünnettir. Kabirden, içinde yatandan ders alınır, ibret alınır, ölüm hatırlanır.

Kabir ziyaretine gidilirken ihmal edilen şeyler oluyor:

  • Abdestli olunur.
  • Tesettüre dikkat edilir.
  • Selam verilir, Kur’an okunur, dua edilir, somurtulmaz.
  • Ağlanıp, sızlanıp taşkınlık yapılmaz.
  • Mezarların üzerinde gezilmez ve bid’at işlenmez.

*              *              *

        Kabirlerde ve türbelerde işlenen bid’at ve hurafeler:

        Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından türbelere uyarı levhaları asılmıştır. Bu levhalarda şunlar yazılıdır:

  • Para atılmaz.
  • Adak adanmaz.
  • Mum yakılmaz.
  • Kurban kesilmez.
  • El-yüz sürülmez.
  • Bez, çaput bağlanmaz.
  • Taş, para yapıştırılmaz.
  • Türbelerin içinde yatılmaz.
  • Yiyecek şeyler bırakılmaz.
  • Eğilerek, emekleyerek girilmez.
  • Türbe ve yatır etrafında dönülmez.
  • Türbe ve yatırlardan medet (şifa) umulmaz.

Bu uyarılara rağmen her türbede her gün aynı şeyler tekrar tekrar yapılmaktadır.

Bir insan türbeye gitse, bir şeyler yapsa ve yaptıklarının faydasını gördüğüne inansa, şirke düşmüş olur.

  • Para, eşya bırakmak, mum yakmak, çaput bağlamak,
  • Çelek koymak, mersin götürmek,
  • Yüz sürmek, öpmek, sarılmak,
  • Oradan taş toprak almak, büyü malzemesi yapmak,
  • Etrafında dönmek, orada yatmak,
  • Yiyecek, içecek, çamaşır bırakmak,
  • Kabre karşı şikayet etmek, bir şey isteyip beklemek, orada çare aramak,
  • Orada hayvan kesmek
  • İmdat, yetiş demek, falanca yatırdan fayda gördüm demek,
  • Türbede ayrı bölüm yoksa, orada namaz kılmak,
  • Kabir üzerinde oturmak,
  • Orada ücretle Kur’an okutmak,
  • Mezara pirinç, buğday koymak.

Kısacası mezardan, türbeden bir şey umulmaz. Onların dünya ile tasarrufu bitmiştir. Fayda da veremezler, zarar da veremezler. Yunus’un dediği gibi: “Ne söylerler, ne bir haber verirler.”

Peygamberimiz: “Allah’ım! Kabrimi tapınılan yer yapma,” diye dua etmiştir. (R.Salihin:1799)

Kabirde yatan ziyaret bekler, Fatiha bekler, hayır dua bekler, hayır hasenat bekler, Yasin bekler, hatim bekler, kalanların iyi haline sevinir, kötü haline üzülür. Yaşayanların ölenden bir şey beklemeleri İslam inancı ile bağdaşmaz.

Türbelerin etrafını dolduran insanların hepsinin beklentisi var. Oraya sığınmış hasta veya hastası var, geçimi yok, işi yok veya çocuğu olmamış. Hepsinin isteği var. Çocuk istiyor, Zilli Baba’nın etrafında dolaşıyor. “Al sana bir göbek, ver bana bir bebek” diyor, ve göbek atıyor.

Son olarak Allah Resulünün uyarısını nakledelim: “Ey Rabbim! Kabrimi kendisine karşı namaz kılma, put yapma. Peygamberlerin kabirlerini mescit edinen kavme karşı Allah’ın gazabı şiddetli olur.” (Ramuz el-Ehadis:187/1)


Bu yazıyı 1.470 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here