Bid’atlar

A.BİD’AT NEDİR?   

 

Bid’at, İslâm’la bağdaşmayan, İslam’ın özüne ters, sonradan uydurulan, faydasız inanç ve düşüncelere denir.

 

Akıl almaz, mantık kabul etmez, Kur’an ve sünnette yeri olmayan inanç ve davranışlar için Cenab-ı Allah bize şöyle emrediyor:

 

-“ Şüphesiz ki, bu dosdoğru yoldur. Buna uyun başka yollara sapmayın. Zira (İslâm’ın ve Kur’an’ın yolundan) başka yollar sizi Allah’ın yolundan alıkor.”- En’am:153

 

İslâm’da bid’ata asla yer yoktur. İslâm’ın özü ile asla bağdaşmayan yollar için İmam-ı Rabbani, Mektubat’ında şöyle der: “ Bid’atlar faydalı görünseler de, hepsinden kaçınmak lazımdır. Hiçbir bid’atta fayda yoktur.” (2/19)

 

Yalnız şunu ayırt etmek gerekir ki, her yeniliğe ve gelişmelere bid’at denmez. Dinin, inanç ve ibadetin dışındaki gelişmeler, yenilikler bid’at değildir. Bid’at deyip medeniyetin gelişmelerine karşı çıkılmaz. Öyle olsaydı bugünkü İslâm Medeniyeti olmazdı ve diğer medeniyetlere ışık tutmazdı.

 

Bid’at nasıl tanınır? Herkes bid’ati tanıyamaz. Sahte parayı herkesin tanıyamadığı gibi bid’atıda herkes bilip tanıyamaz. Ancak itikadı düzgün, ölçüsü Kur’an ve sünnet olanlar bilebilir.

 

Bid’at ikiye ayrılır:

a)  Kur’an’a ve sünnete uymayan bid’ata, Bid’ati Seyyie (Kötü, zararlı, hayırlı ve faydalı olmayan, dinimizin yasakladığı sonradan ortaya çıkan işler, davranışlar ve inançlardır) denir.

b)  Salih amel kabul edilen bid’at-i Hasene. Meselâ;

–  Namazlardan sonra topluca tesbih duası yapmak,

–  Mevlid Kandili kutlamak,

–  Camilerin güzel yapılması, süslenmesi,

–  Ezanı uzaktaki Müslümanlar duysun diye minare yapmak, ezanı orada  hoparlör ile okumak,

– Teravih namazını cemaatle kılmak gibi. Bu Hz. Ömer  zamanında olmuştur. Biri Ona: “ Bu bid’at değil mi? Deyine Hz. Ömer (ra): “bu bid’at ise ne güzel bid’attir.” cevabını vermiştir.

B.BİD’ATIN İCADI VE YAYILIŞI

 

Başta ilkel dinlerden gelen bazı inanç ve davranışlar bid’atın kaynağını teşkil eder. Günümüzdeki ilaveler ve tekrarlarda bid’atın devamını sağlar.

 

Yapılan araştırmalara göre Müslüman olanların eski dinlerinden ve alışkanlıklarından mutlaka bir şeyler getirdikleri görülmüştür.

 

Bid’atların ortaya çıkışında iyi ve faydalı oldukları için ortaya çıkmamışlardır. Birkaç sebebi şöyle sıralayabiliriz:

 

En önde bilgisizlik yer alıyor. İslâm, kaynağından öğrenilmiyor. İtikadı düzgün insanlar ve eserlerinden değil, ondan bundan öğreniliyor.

 

Toplumdan ve çevresinden itibar görmek, insanları kendilerine bağlamak isteyenlerin sözleri ve davranışları dinin dışında gelişip yayılıyor.

 

Bazı inancından şüphe edilmeyen kimseler bile dinin bazı emirlerini yapan çok olsun, daha çok sevap kazanılsın anlayışı ile bid’atlar icat edilip yaşatılıyor. Bid’atta sevap yoktur, bu bilinmiyor.

 

Mikrop taşıyan sinekler gibi bid’atlara sahip çıkıp, dini görevmiş gibi yayanlar, yaşatanlar her zaman eksik olmuyor.

 

Bakıyorsun gurupçuluk, tarikat dinin önüne geçirilmiş. Din ne diyor; Allah peygamber ne buyuruyor denmiyor, falan hoca falan şeyh ne demiş ona bakılıyor. Onun sözleri tekrarlanıp duruyor. O zaman lokomotif din olmuyor, tarikat oluyor.

 

Namaz bile değiştirilmeye kalkışılıyor. Farzlar yeter, sünnete gerek yok. Kaza borcu olan sünnet kılmaz. Bir niyetle birkaç namaz kılınır. Sizin namazınız kılındı. Sabah namazına kalkmasan da olur, biz kalkıyoruz. Allah’ın namazına ihtiyacı mı var? gibi şeyler. Namaz bir örnekti.

 

Bir örnek daha vereyim. Allah’a yaklaşmanın, cennete girmenin şartı bile değişti. “Bizimle olursan tamam” deniliyor.

 

Dindeki bu sapıtma, birçok insanın da sapıtmasına sebep oluyor. Peygamber (as)ın şöyle bir uyarısı var: “ Dinde ifrattan kaçının sizden öncekiler dinde aşırı gitmekten dolayı helâk oldular.” –Ramuz el- Ehadis:176/6

 

Gördüğüm kadarıyla bid’atların çoğunu ortaya çıkışı ve ısrarla yaşatılmasının sebebi, ya inanç zayıflığından ya da inançsızlıktan kaynaklanıyor.

 

Bazı yörelerde ve kesimlerde adet ve bid’at ibadetin önünde gidiyor. Din ne diyor yok, el-âlem ne der? var.

 

Fıkıh, akaid bilgisi yok, meseleler akla göre yorumlanıyor. Dîni hayatta sadece tasavvuf var. Hz.leri şöyle dedi, böyle dedi, şöyle buyurdu. Allah ne buyurdu, peygamber ne buyurdunun önünde.

 

Niye tercüme, tefsir, hadis okumuyorsun? denilince “Efendi Hz.leri yeteri kadar, bize lazım olanını eserine almıştır.” Cevabını alıyorsunuz.

 

Ayetlerin nüzul sebepleri bilinmezse, ayetler yanlış yorumlanırsa, Hz. Peygamberin hadislerine, sünnetine itibar edilmezse, Kur’an’dan ve sünnetten uzaklaşıldığı ölçüde bid’at ve hurafelere yaklaşılacaktır.

 

Bid’at icat ederek veya yaşatılan bid’atı gelecek nesillere aktarmak veballi bir iştir. İyi çığır açmanın sevabı devamlı olduğu gibi kötü çığır açmanın da vebali (günahı) devamlıdır. Bunu Peygamber (as) şöyle bildirmiştir:

 

İyi bir çığır açana açtığı çığrın sevabı verileceği gibi o yolda gidenlerin sevabı da verilir. Kötü çığır açana çığrın günahı yükleneceği gibi kendisinden sonra o yolda gidenlerin günahı da yüklenir; bununla beraber onların günahı eksilmez. (Riyaz üs-Salihın:170 )

 

“Kim zulüm ile öldürürse, onun kanından bir hisse, Adem’in ilk oğluna ayrılır; çünkü o, adam öldürme çığrını açmıştır. (Age. 171)

 

Dinin özüne ters düşen bid’atlar için Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: “Bir kimse dinimizden olmayan bir şeyi ihdas ederse, o şey merduttur.” (Riyaz üs-Salihın:168)

 

“Sözlerin en hayırlısı Allah’ın kitabıdır. En hayırlı hidâyet, Muhammed’in hidâyetidir. Dinle olmayan işlerin en fenaları sonradan uydurulan şeylerdir; her bid’at dalâlettir.” (Riyaz üs-Salihın:169)

 

Bid’at konusunda dinin hükmü ağırdır. İmam-ı Şafi: “Bid’at icat eden, Kur’an’a, sünnete ve icmaya muhalif hareket etmiş olur.” der.

 

Bid’at icat edene Peygamber (as) ın bedduası vardır. “Bid’at icat edene Allah lanet etsin.” demiştir. (Riyaz üs-Salihın:855)

 

Ayrıca bid’at işleyenin amelinin kabul olmayacağını beyanla:” Bid’at işleyenin bid’atı bırakıncaya kadar ameli kabul olmaz.” buyurur. –Ramuz el-Ehadis:6/5

 

-“Bid’at icat eden, ölmeden evvel onun gazabına uğrar.” –Age:397/4

 

-“Bid’at icat eden, sünnetten o kadar kaybeder.” –Age 3

 

Bir gün bir ashabına şöyle anlatır:” Kıyamet günü birçok kişiyi şefaat edip kurtaracağım. Zebaniler ümmetimden bazılarını alıp alıp götürecekler. Ben Ya Rabbi!  Onlar benim ümmetimden” diyeceğim. Bana Rabbim diyecek ki, ”Senden sonra onların neler neler ihdas edip uydurduklarını sen bilmiyorsun.” –İbrahim Canan, Hadis Ans:17/398

 

Bid’atın yayılma özelliği var. Dinini tam olarak bilmeyenler, herhangi bir durumda denize düşenin yılana sarıldığı gibi bid’at ve hurafelere sarılıyor.

 

Yanlış şeylerin ne yazık ki, doğru olandan daha çok yayılma ve yerleşme özelliği oluyor. Bid’at ve hurafeler bulaşıcı hastalık gibi yayılır, ayrık otu gibi de yerleşir. Küflü çiviler gibi kolay kolay sökülüp atılamazlar.

 

Birde yanlış çevre ve Kur’an’dan, sünnetten uzak insanların yanında insan daha çabuk hurafelere bulaşıyor. Atalarımız:” Rehberi karga olanın burnu pislikten kurtulmaz.” demiş. Birde: “ Çürük baklanın kör alıcısı olur.” demişlerdir.  Ne diyor Allah Rasûlü: Kur’an ve sünnetimi terk ederseniz sapıttınız gittiniz demektir.” diyor.   – Müslim, Mesacid:257

 

Bid’atların yayılış nedenlerinden biri de yanlış anlama ve yanlış yorumlamadır. Bir örnek vermek isterim: Eşeği ile bir yerden bir yere yolculuk yapanın eşeği kaybolur. Namaz vakti gelmiştir. Su eşekte olduğu için teyemmüm abdesti alıp namaza duracağı sırada eşek anırır. Adam, suda eşekle beraber bulunduğu için  “Eşek anırdı, abdest bozuldu.” der. Bunu duyan adam etrafına  “Eşek anırınca abdest bozulur, falanca kişiden duydum.” diye yayar.

 

Bir örnekte şöyle: Üç aylar girince halkı aydınlatmak isteyen hoca efendi bir köye gelir, orada vaaz verir, abdesti anlatırken: ” Abdestten sonra üç yudum su içmek sünnettir.” der. hoca efendi üç ayların sonunda o köye tekrar uğrar. Sohbet ederken:   “ Nasıl Ramazan geçirdiniz, pek de sıcaktı.” der. Cemaatten biri: ”Allah senden razı olsun hocam. Bol bol abdest aldık, rahat bir ramazan geçirdik.” cevabını verir.

 

Şimdi neden bid’at ve hurafelere düşülüyor kısaca özetleyelim:

–          Din bilinmiyor ve doğru kaynaklardan öğrenilmiyor.

–          Kısa yoldan cennete girme arzusu ile yollar aranıyor.

–          Dikkat çekme arzusu ile bir şeyler ortaya atılıyor.

–          İslâm’ı kolay ve ucuz yaşama düşüncesi her şeyi menfaate uyduruyor.

–          Bir de İslâm’a zarar vermek isteyenler her devirde boş durmamıştır.

 

C. BİD’ATI TERK VE BİD’ATLA MÜCADELE

         

           İyi olmayan bir ortam, kötü meşguliyet, olumsuz düşünce, yaramaz arkadaş, zayıf inanç ve eksik bilgi bid’ata düşmeyi kolaylaştırır.

 

Allah Rasûlü (sav): “ Müminlerden başkası ile düşüp kalkma, yemeğini dedürüst insanlar yesin.” diyor. –R.Salihın:365

 

–          “Müslüman olmayanlarla beraber yaşamayın! Onlarla oturup kalmayın! Onlarla olan onlara benzer.” (Tirmizi, Siyer:1605)

–          “Kendilerine zulmeden insanların eğleştiği yerlerde eğleşmeyin. Onlara dokunan azap size de dokunmasın.” (Buhari, Enbiya:7) diye uyarıyor.

 

Cenab-ı Allah’ta şöyle emrediyor:

–          “Mü’minleri bırakıpta kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet (güç ve şeref mi) arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet ve şeref Allah’ın yanındadır.” (Nisa:139)

–          “ Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Bunu yaparak Allah’a aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” (Nisa:144)

 

Bid’atların yayıldığı bir anı Peygamber (as) şöyle ifade ediyor:

“Bid’atlar yayıldığı ve ümmetin sonra gelenleri öncekilere lanet ettiği zaman, ilim sahibi olanlar susmasın onu yazsın. Böyle zamanda ilmini gizleyen kimse, Allah’ın Muhammed’e indirdiğini gizleyen kimse gibidir.” –Ramuz el-Ehadis:54/8

Demek ki bid’at, kendi haline bırakılmayacaktır, ilmi olan onunla mücadele edecektir.

 

Bir hadiste de bid’atçı lanetleniyor:

-“ Bir gurup gelir, sünnetimi karalarlar. Dinin temizliğini bozacak şeyler söylerler. Allah’ın, meleklerin ve lanet edicilerin laneti onların üzerine olsun.” –Ramuz el Ehadis:507/5

 

Bid’at zararlıdır. Onun zararı sadece bid’at ehline olmaz, herkese zarar verir.

–          Bid’at dinden imandan soğumaya neden olur.

–          Bid’at, inanç birliğini bozar, Kur’an’dan, sünnetten uzaklaştırır.

–          Bid’at ehlinin tevbesi, duası ve ibadeti kabul olmaz.

Bid’at ehli, bid’atın bir faydasını göremez. Bir kötü tarafı da bid’atın yayılmasına neden olur. Bid’at işleyenlerin günahına da ortak olur.

 

Bid’at daha çok inanı zayıf, dini doğru kaynaklardan öğrenmeyenler arasında yayılır. Atalarımız: “ Çürük baklanın kör alıcısı olur.” demişlerdir.

 

İnancı, itikadı düzgün her Müslüman bid’at ve bid’at ehli ile mücadele etmelidir.

Bid’atın çokluğu, bid’at işleyenlerin fazlalığı, bid’atı falancanın yapmakta olması, bid’atı meşrulaştırmaz.

 

Peygamber Efendimiz (sav) bize şöyle emrediyor:

–          Bid’atten sakınınız. zira her bid’at sapıklıktır. Her sapıkta ateştedir.” –Ramuz el-Ehadis:177/4

–          Bid’at sahibini ağırlayan, İslam’ın yıkılışına yardım etmiş olur.” –Age:446/7

–          Kişinin iyi Müslüman olduğunun alâmeti, onun kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesidir.”-Tirmizi Zühd:14

 

Bid’atı tanımak, ona karşı çıkmak, başkalarını ondan alıkoymak zor bir iştir. Ancak Müslüman, İslâm’ın ruhuna uygun olmayan şeylerle mücadele etmek zorundadır.

 

Müslüman, önce bid’ata karşı uyanık olacak bid’atçıyı dinlemeyecek, bid’attan, bid’atçı dan uzak duracak ve İslâmî olmadığını anlatacaktır.

 

Müslümanın ölçüsü, Kur’an ve sünnettir. Cenab-ı Allah: “Peygamber size ne getirdiyse onu alın.” diye emrediyor. (-Haşr:7) Müslüman Kur’an’a ve sünnete sarılırsa, bid’ata düşmeyecektir.

 

Allah Rasûlü Veda Hutbesi’nde bütün Müslümanlara şöyle hitap etmiştir:

-“Size iki şey bırakıyorum. Onlara uyarsanız asla yolunuzu sapıtmazsınız. Onlar: Allah’ın Kur’an’ı ve benim sünnetimdir.”

 

Ölçüsü Kur’an ve sünnet olmayanlara yanlış ve batıl şeyler güzel görünüyor, nefislerine daha hoş geliyor. Yaptıkları işin yanlış olduğunu bilmiyorlar.

 

Yanlışlıklarına başta doğru bilgi ile karşı çıkılmazsa, sonra baş edilemez. Bid’at ve hurafeler herkesin canına okuyor. Madden, manen zarar veriyor.

 

Cenab-ı Allah olumsuzluklardan etkilenmememiz için: “ doğrularla beraber olun.” (Tevbe:119) diye emrediyor.

 

Bid’at işlenilen yerde durmamak, bid’at işleyenleri terk etmek, bid’at ne kadar güzel ve faydalı görünürse görünsün, terk etmek en güzel yoldur. Dinimiz de bunu emreder.


Bu yazıyı 1.114 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.