BİLGİ EDİNME KAYNAKLARI VE MEZHEPLER

Müslüman, dini bilgimizin ve amellerimizin kaynağı nedir hangi mezhebe göre amel ettiğini mezhebinin hangisi olduğunu bilmek ve ona göre amel etmek zorundadır.

Hak mezhepleri ve görüşleri nedir bilmek o mezhebe göre amel etmek durumundadır.

Bugün mezhepler, fıkhi konular bilinmediği için tarikattaki bilgi ve duruma göre hareket ediliyor.

Burada mezheplerle tarikatları birbirine karıştırmamak lazımdır.

 

İSLAMIN DÖRT KAYNAĞI VARDIR

İslam dinin dünya ve ahirete ilişkin bütün bilgileri dört mezhepten elde ederiz.

Mezhep imamlarının dayandığı kaynaklarda dört tanedir. Bunlara dört delil denir.

Bunlar:

1-Cenab-ı Allah’ın peygamber(as)a indirdiği ve bize kadarda bozulmadan gelen Allah’ın kitabı Kur’an’dır.

Kur’an, inanç ibadet ve insanlar arası ilişkileri düzenleyen, fert ve toplum hayatına düzenleyici hükümlerini içine alan bir kitaptır. Cenab-ı Allah:

“Kur’an’da: ”Hiçbir şeyi eksik bırakmadık” buyurur. (En’am:38)

Kur’an, insanların kıyamete kadar her alanda ihtiyacına göre inmiştir. Her devirde her seviyedeki insana hitap edecek şekilde inmiştir.

2-İkinci kaynak Hz. peygamber (sav)’in sözleri ve susarak tasvip ettiği şeylerdir. Bunlara sünnet denir.

Peygamber (as)’ın sünneti Kur’an-ı kerimi açıklayıcı ve Allah’ın emir-yasaklarını yaşanır halde izah eder.

Kur’an’da cenap-ı Allah birçok ayette peygambere uyulmasını emreder. Ayrıca peygamberimiz Kur’an’da olmayan konularda hüküm koyma yetkisine sahiptir. Kur’an’da şöyle buyrulur:

“Peygamber size ne getirdiyse onu alın, ne yasaklarsa ondan kaçının”(Haşr:7)

Başka bir ayette:

“Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur.”(Nisa:80) buyurulur.

Peygamberin görevi Allahtan aldığı emir ver yasakları kurallarına bildirmektir.

Fakat her şey Kur’an’da uzun uzun tam olarak anlatılmamıştır. O zaman ciltlerce Kur’an olması gerekirdi.

Mesela Kur’an’da “namaz kılın ”emri vardır ne zaman nasıl ne kadar kılınacak yoktur. Bunu Peygamber (as) sünneti açıklar.

Kur’an’da anasını babasını öldüren mirastan mahrum olur. Eşek etinin haramlığı, yırtıcı hayvanların vahşi hayvanların etinin yenmeyeceği gibi hükümler Kur’an’da yoktur. Bunları peygamber (AS) yasaklamıştır.

Kur’an’ı anlaşılmaz, İslam’ı yaşanmaz hale getirmek isteyenler, bize Kur’an’da yeter diyenler. Sünnete itibar etmeyenler, peygamberi devreden çıkarmak isteyenlerdir.

Ilımlı İslam, inanacaksın ama yaşamayacaksın ibadet etmese de olur demek misyoner tuzağıdır. Şeytanın fısıldamasıdır.

Allah ne diyor:

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin peygambere itaat edin işlerinizi boşa çıkarmayın “(Muhammed:33) demek ki peygambere itaat etmeden olmuyor. Kur’an’la beraber sünnete uyulacaktır..

3- Üçüncü kaynak icmadır. İcma din alimlerinin bir konuda görüş birliğine varmaları demektir.

Burada şartlar vardır. Birincisi konu, dini bir konu olmalıdır. İkincisi kişilerin ictihad edecek, ayetten, hadisten hüküm çıkarma, ayetlerin iniş sebebini bilen kişi olmalıdır. Bunlara müchedit denir.

Bir hadislerinde peygamber (as) “ümmetim sapıklık üzerine birleşmez “buyurmuştur.

Bir hadiste:

“Müslümanların güzel gördüğü şey Allah katında güzeldir ”buyurur.

İcmanın en önemli şartı da âlimlerin verdiği karar Kur’an’da ve sünnette dayanmalı ve onlara ters düşmemesidir.

4-Dördüncü kaynak da kıyas ’tır.

Kıyas, bir şeyi başka bir şeyle ölçmek, karşılaştırmak demektir.

Hakkında ayet hadis bulunmayan ortak özelliklerinden  dolayı hakkında hüküm bulunan  bir mesele ile karşılaştırılır..

Mesela şarap Kur’an’da ve hadislerde yasak acaba bira ve içinde alkol bulunan kolada mı yasak?

Şarap, sarhoşluk verdiği için yasak. Bira ve alkol katkılı içeceklerde sarhoşluk veriyor ortak özellik sarhoşluk veriyor. Ortak özellik sarhoşluk vermesi. Öyleyse bira ve alkol katkılı olanlara da şarap gibi haram hükmü verilir.

Mesela sigaranın durumu. İnsan sağlığına, insan nesline her yönden zarar veriliyor mu ona bakılır. İlim zararlı olduğunu bildiriyor ve zararları görülüyorsa o zaman insana zarar veren şeylerle karşılaştırılır.

Fıkıhta 4 kaide vardır:

1-İsrafa giren şey haramdır.

2-İnsana eziyet veren şey haramdır.

3-İnsanı sarhoş eden şey haramdır.

4-Kötü kokan şey haramdır sigara bu dört özelliğe de sahiptir. Alkolde olduğu gibi tütün ekmek sigara yapmak satmak ikram etmek haram olması lazımdır. Kıyas yapmak için kitap sünnet icmadan sonra bir şeyin faydalı güzel olması, örfün için de yer alması birde Ashabın görüşü kaynak teşkil eder.

Diğer taraftan itikadı düzgün, bilgisi tam din âlimlerinin sözü ve hak mezhep kurucularının görüşlerine bakılır onlarla da amel edilir.

İslam katı bir din değildir. Kıyamet dinidir. Her devirde her ihtiyaca cevap verir. Gelişmelere kapalı değildir. Yeni ortaya çıkan problemlere çare bulan, cevap veren çözüm getiren bir dindir.

İman, ibadet, insanların arasındaki ilişki ve İslamla ilgili bilgiler dört kaynaktan elde edilir. Bu bilgilere de ”fıkıh” denir.

Fıkıh, bilmek manasına gelir işin fıkhı yönünü bilmeden İslami hayat yaşanmaz. İbadetler doğru olarak yerine getirilmez. İbadet noksansız yapılmaz. Fıkıh bilgisi yoksa namazı doğru kılamayız, eksik ve yanlış olur.

 

MEZHEP

Mezhep, yol, metot demektir.

Dinde mezhep uzmanlık derecesine ulaşmış din âliminin görüşleri ve açıklamalarıdır.

Dini konularda bilgiye herkesin doğrudan doğruya Kur’an’dan ve sünnetten çıkarıp öğrenmesi mümkün değildir. Bu sebepten din âlimlerinin görüş ve bilgilerine ihtiyaç vardır. Mezhepler Peygamber (as)’dan sonra ortaya çıkmıştır. Başlangıçta Kur’an’da ayetlerin iniş sebebi biliniyordu. Sahabe devrinde din direk Peygamber (as)’dan öğrenilmişti.

Peygamber (AS)dan 60-70 yıl sonra İslam geniş bir coğrafya yayılmıştı. Yeni Müslüman olanlar, dinlerini öğrenmek için o devrin din alimlerine danışıp soruyorlardı onlarda cevaplıyorlardı.

Hiçbir mezhep imamı ben mezhep kuracağım veya mezhep kurdum diye ortaya çıkmamıştır. Halkın sorduğu sorulara cevaplarla mezhep oluşmuştur.

Dini bilgisi olan bir çok alim, halkın sorularına cevap vermiştir. Verilen cevaplar ve cevapların doğruluğu birde alimin yaşayışı itibariyle amelde dört hak mezhep ortaya çıkmıştır

Peki, beşinci mezhep kapısı kapalımı?

Hayır, açıktır ama içtihat yapabilecek dereceye ulaşan yoktur.

Dört hak mezhep vardır. Bunlardan biri seçilir ona göre amel edilir. Hepsine birden uyulmaz veya işine geldiği gibi menfaatine uyan konularda istediğine uyulmaz. Zaruri hallerde mezhep taklidi yapılabilir. Evlilikte bölge değişikliğinde uyum sağlanamıyorsa mezhep değiştirilebilir.

Dini doğru yaşamak bir mezhebe uymak daha uygundur. Ayrıca mezhebe uymak yanlış yapma halinde vebalden kurtarır.

Hristiyan alemi, İslam ve Müslümana zarar vermek için mezhep düşmanlığı yaparlar ve mezhep kurucularını kötülerler. Kendilerindeki 124 tane mezhebi görmezler.

Misyonerler mezhepsizliği telkin ederler.

Gayeleri, birliği ıslama bağlı yaşamayı bozmaktır.

Şu bir gerçektir ki mezhepsizlik dinsizliğe uzanan köprüdür.

Birde mezhepler arası ayrılığı körükler İslam birliğini bozmak isterler. Ayrıca yeni mezhep kurdururlar. Bunlarla İslamdaki yaşam tarzını farklılaştırmak isterler.

Müslümanların bu tuzaklara düşmemesi gerekir. İngilizlerin Vahhabiliği kurdurması ve bazı şahısları öne çıkarıp Kur’an ve sünnete uymayan fetvalar verdirmeleri görünen örneklerdendir.

Birde mezhepleri din edinenler oluyor. Sünnilik, Alevilik, Şiilik diye din yoktur. Müslümanların tek dini vardır oda İslam’dır.

Neden dört mezhep, bir tane olsa olmaz mı diyen oluyor.

Dört mezhebin dördü de haktır. Çünkü kaynakların hepsi de Kur’an ve sünnettir. Aralarında zıtlık ve terslik yoktur. Meselelerin aslında farkı yoktur. Teferruatta farklılık vardır. Bölgeye göre, örfe göre bazı ayrılıklar vardır.

Aslında dört mezhebin oluşu Müslümanlar için bir nimettir. Bunlar çözümsüzlüğü önler.

Diyelim ki bir konuda vesveseye düşüldüğünde “benim bu işim dört mezhepten birine uyuyordur. İnşallah“ demek insanı rahatlatır.

Mezhepler Kur’an ve sünnetteki emir ve yasakların halkın anlayabileceği ve yaşayabileceği şekilde açıklanmıştır. Bölgelere göre bazı farklılıklar, o bölgenin özelliğindendir.

Mezhepler bütünlüğü sağlaması, her yerde her bölgede dinin yaşanır hale gelmesi, tereddütlerinde giderilmesi bakımından da önemlidir.

Mezhepçilik İslam ülkelerinin arasını açmıştır. Tarikat mezheb sürtüşmeleri Kur’an’dan ve sünnetten ayrılmaya neden olur mesela Vahhabilik dört mezhepten 400 yıl sonra İngilizler tarafından sapık taymiye mezhebinin görüşleri üzerine kurulmuştur. Sünnete uymak şöyle dursun sünneti ret eder.

Abdullah İbni Sebe, mezhep kurdu Hrıstiyanlardaki tanrı inancı gibi “Allah’ın Aliye hulul ettiğini ileri sürdü.”

 

İNANÇTAKİ MEZHEPLER

a)Selefiye: Selef geçmiş ve ilk Müslümanlar demektir. Bunlar Sahabe ve Tabi’in neslidir. Bunlar İslam’ın emirlerine yorumsuz uymuşlardır. Ayet hadisleri olduğu gibi kabullenmişlerdir.

b)Maturudi: Kurucusu Ebu Mansur Muhammed’tir. Bu zat İslam inanç ve düşüncesini sapık fikirlere karşı Kur’an’a ve sünnette dayanarak mantıklı bir şekilde savunmuştur.

c)Eş’ari Mezhebi: Kurucusu Ali Bin İsmail Eşa’ari dir. Eş’ari İslam düşüncesini ırak dolaylarında savunmuştur.

 

AMELDEKİ MEZHEBLER (4 hak mezhep)

1-Hanefi Mezhebi: Kurucusu: İmam-ı Azam Ebu Hanife’dir. Anadolu, Balkan Türkleri, Irak, Türkistan, Afganistan, Hindistan ve Mısır’da yaygındır

2-Şafii Mezhebi: Kurucusu İmam-ı Şafii’dir. Irak, Mısır, Suriye ve Güney Anadolu’da mensupları vardır.

3-Maliki Mezhebi: Kurucusu İmam-ı Maliktir. Hicaz ve Kuzey Afrika’ da yaygındır.

4- Hanbeli Mezhebi: Kurucusu Ahmet Bin Hanbeldir. Şam, Hicaz ve Irak bölgelerinde yaygındır.

Bu dört mezhebin dördü ve hak mezheptir. Kur’an’a ve sünnete dayanır. Aralarında terslik yoktur. Farklılıklar izah tarzında doğan şeylerdir. Birde bölgesel şartlardan dolayı bazı farklılıklar vardır.

 

MEZHEBE UYMAK

Müslüman için asıl olan Kur’an ve sünnete göre yaşamaktır. Kur’an ve sünnetten doğrudan yararlanamayan hak mezheplerden birine göre hareket edecektir. Kimse bir konuda “bana göre, benim anladığıma göre” diyerek kendine din icat edemez.

Meseleyi bilen Kur’an’dan, sünnetten hüküm çıkarabilen mezheplere uymadan hareket etse caizdir. Ancak dört mezhepten birine uyuyorsa, daha kolay amel eder. Bide kendine göre yapan yanlış yaparsa, ameli boşa gider. Ayrıca vebal altına girer. Mezheplere göre amel ederse,  yanlış olsa bile vebaldan kurtulur.

Eğitimde öğrenci için öğretmen ne ise, Müslümanlar içinde mezhep imamı odur.

Aslında mezhep gaye değil vasıtadır. Fıkıh kurallarına nasıl iman edileceğini nasıl amel edileceğini mezhep kurucularının görüşlerinden öğreniniz.

Bazıları, mezhep kurucuları da bir insandır. Peygamber varken, ona niye uyalım diyenler oluyor. Mezhep imamları Kur’an ve sünnetten ayrı görüş beyan etmemişlerdir. Biz Kur’an ve sünnete bakıp görüş beyan edebilir miyiz?

Bizde Kur’an’a sünnete göre yaşayalım mezhebe ne gerek var deniyor. Önce şunu belirtelim ki;

Bütün masum gibi görünen sözler, İslam düşmanlarının sinsi tuzaklarıdır.

Mezhepsizlik dinsizliğe açılan bir kapıdır. Şunu da açıkça belirtmek gerekir ki, dinde herkes ictihad yapamaz. Ayet ve hadisler problemleri çözmez.

 

MEZHEP DEĞİŞTİRİLEBİLİR Mİ?

Mezheplerin hepsine birden uyulsa olmaz. Mezheplerden kolay gelenlere uyulsa olmaz. Bir mezhep belirlenir ona göre dini sorumluluklar yerine getirilir. Mezheplerden kolayımıza gelen görüşleri alarak amel edilmez.

Eğer mezhebimizde bir konuda açıklık yoksa veya yerine getirilmesi mümkün değilse, o zaman diğer mezheplere bakarız.

Mesela Hanife mezhebine göre yanında mahremi olmayan kadın hacca gidemez. Güvenilir kimseler varsa, şafi mezhebine uyar. Farz olan hac görevini yapar.

Şafii Mezhebinde bir kadın tavaf yapabilmek için Hanife mezhebine uyar.

Şafi Mezhebinde buluğ çağına gelmeyen çocuk alışveriş yapamaz. Burada Hanefi mezhebine uyup evin ihtiyacını karşılar. Diyelim ki sakıncalığı gördüğümüz bir konu var diğer mezheplere bakılır. Bu durumda zararlı bir iş yapmak yerine daha az zararlı olan tercih edilir. O mezhebe uyulur. Büyük zarar daha küçük zararlarla gidilir. Mecelle’de bir hüküm vardır. ”Genel zarar kısmi zararla önlenir.” Diye.

Bir zarar, bir şer varsa, diğer mezhepte hayır varsa hayır tercih edilir.

Mezhep tercihi mecburiyet varsa, taklit o zaman yapılır. Zaruret yoksa başka bir mezhebin görüşüne uyulmaz.

Bir mezhepte kalmak mecbur değildir. Zaruret olunca mezhep değişikliği yapılabilir. Mesela bir Şafi sürekli Hanefilerin arsında kalacaksa veya kendisi Şafi, hanım Hanefi olan uyum sağlama bakımından Hanefi mezhebini benimser, ona göre amel eder.

Keyfi mezhep değiştirilmez. Mecburiyet olunca taklit edilir. Sıkıntı ve zorluğu böyle aşmış olur. Yalnız her işinde mezheplerdeki kolaylıklar seçilmez.

Farklı mezheplerden olanların evliliğine engel yoktur. Ayrı ayrı mezheplerde kalabilirler veya uyum sağlanması için mezhep değiştirilebilir.

 

MEZHEBE GEREK VARMI?

Bazıları mezhebe ne gerek var? Ortada Kur’an var hadisler var diyor. Bazıları da hadisleri bile bile kenara bırakıyor.

Böyle diyen mezhepsizlerin ve sünnetsizlerin niyeti açıktır. Peygamber devreden çıksın Kur’an’a ulaşılmasın herkese göre din oluşsun isterler

Bugün Kur’an’a kaç kişi ulaşır? Kur’an’ı anlamak anlatmak için müctehit gerekir. İçtihat edecek alim gerekir.

Bugüne kadar mezhep imamları ictihat ederek hadislerin unutulması ve kurandan yanlış hükümler çıkarılmasına engel olmuşlardır.

Dinde fetva vermek Kur’an’dan hüküm çıkarmak ihtisas işidir. Herkes bunu yapamaz mezhep imamları Müslümanların işini kolaylaştırırmış, problemlerin çözülmesinde yardımcı olmuştur. Bunun için bizim için hem gerekli hem faydalıdır.

Mezhep, yanlış yapmamanın, sapıtmamanın yoludur. İnsanı manevi mesuliyetten kurtarır. Onun için nimettir.

Dört hak mezhepte Kur’an ve sünnete ters düşen bir görüş yoktur.

Mezhep deyince ürkenler oluyor. Mezhebi tarikatla karşılaştıranlar oluyor. Mezhep diğer semavi dinlerde vardır. Yahudilikte Sadukiler, Esseniler, Talmutcular diye devam eder Hristiyanlarda Katolik, Ortadoks, Protestan diye üç ayrı din haline gelmiştir.

Mezheplere ihtiyaç duymazsak yolumuzu şaşırırız. Kişilere, gruplara göre dinler oluşur.

Eskiden sapık olana “mezhepsiz” denirdi.

 

MEZHEP DÜŞMANLIĞI

Mezheplerdeki küçük ayrıntılara, farklı izah ve yorumlara bakıp mezhepler aleyhinde ileri geri konuşanlar oluyor.

Mezheplerdeki farklılıklar, esasta değil teferruattadır.

Biri daha çok takva yolunu seçmiştir. Biri o yerin hakkına göre daha uygun olanı seçmiştir veya farklı hadisler ve kaynaklar gösterilmiştir.

Dört mezhep arasında çatışma yoktur. Çatışma sapık mezheplerde olmuştur.

Tek mezhep olsaydı, zorluluklar ve güçlükler olurdu. Mezheplerin dört tane oluşu varılacak yere karadan, havadan, denizden ulaşmak gibi olur. Gidiş iptal edilmez hangisi uygunsa o tercih edilir.

Mezhepsiz dini hayat yaşanmaz. Mezhepsizlik dinsizliğe uzanan köprüdür.

Müslümanlar arsında bugüne kadar mezhep kurucuları bilgileri, görüşleri ve takvaları ile saygı görmüşlerdir.  Çünkü mezheplerin dördünde Kur’an ve sünnete uygundur.

Mesela mezhep kurucumuz için “o da bir insan değil mi”? diyerek ona olan bağlılığı zayıflatmak isteyenler oluyor. Evet oda bir insandı. Ama o mücheditti O İmam-ı Azamdı. Sonra “Peygamberde bir insandı” deyip ona uymasak olur mu? Diğer üç mezhebin kurucuları da her yönden mükemmel insanlardır.

Bir zamanlar İsmet İnönü İmam-ı Azamı küçültmek istemişti. Rahmetli Necip Fazıl ona cevap olarak “Köy imamı zannettin” demişti.

İmam-ı Azam hazretleri takva sahibi bir din büyüğümüzdür. O 40 yıl yatsı abdesti ile sabah namazı kılmıştır.

Yaşadığı bölgede koyunlar çalınmıştı. Koyunun en uzun ömrünü sordu. 7 yıl dediler.

O, koyunların etinden yerim diye 7 yıl et yememiştir.

Ortağa sattığı kumaşın kusurunu göstermediği için ortaklığını bitirip hissine düşen parayı ihtiyaç sahipliğine dağıtmıştır.

Hanefi mezhebin kurucusu imamı Azam Ebü Hanifedir. Asıl adı Numan Bin Sabit Bin Zütadır.

Hicri 80 de doğmuş 150 de vefat etmiştir. Harun Reşat zamanın da baş kadı olmuştur.

İmam-ı Azam (imamların en büyüğü) denmesinden anlaşıldığına göre en büyük mücteddir.

Nakledildiğine göre İmam-ı Azam veda tavafı yapıyor ve Allah’a niyazda bulunuyor

“Allah’ım, benim içtihadım doğru, mezhebim hak ise bana yardım et çünkü ben senin için Muhammed (as)’in şeriatini takrir ettim” der.

Hatiften bir ses ona doğru söyledin denir. (Prof. Dr. Osman Turan Selçuklu ve İslamiyet :18)

Onun gözü de, gönlüde, midesi de haramlardan hayallerden uzaktı. Kimse kendini veya bir başkasını onunla kıyaslamaya kalkışamaz.

Bir gün hanımına : ”Sen benim bazı manevi hallerime şahit oluyorsun, sakın onları başkalarına anlatma olur mu? “demiştir.

Müslümanlara çok büyük hizmetlerde bulunmuştur. Allah’ın rahmeti üzerin olsun

 

MEZHEPLE TARİKAT AYNI MIDIR?

Hayır, mezhep ayrı, tarikat ayrıdır. Ama mezhepler gibi tarikatlar da bugünün insanının yol bulmasında önemi büyüktür.

Bir hocamız: ”İnsan nasıl kendine ense tıraşı yapamazsa, kendi kendine nefsini terbiye edemez” derdi. Demek ki mezhepler gibi tarikat ve tasavvuf da Müslümanlar için bir nimettir.

Bir zamanlar tarikatlara karşı çıkıldı, kötülendi. Hemen sahte şeyler sapık tarikatlar ortaya çıktı. Neler zırvalanmadı ki neler.

Bir zaman İngilizler hak tarikatları yok edemeyince sahte tarikatlar kurdurmuşlardır.

Son zamanlarda tarikatlar olmasaydı insanımız dini nerden öğrenecekti?

Allah rızasının dışında Hint kökenli, İngiliz yapımı mamullerden sahte çakma kimselerden kaçınılmalıdır.

Bugün Allah rızasını güden insanımıza hizmet eden tarikatların yaptığını kimse yapmazdı. Yol bulabilmek, dini doğru ve güzel yaşamak isteyenler için tarikatlar birer okuldur.

Her insanın hatası olabilir, imanı, itikadi ve fıkhi konularda hatalarda olabilir. Bunları ifade eden samimi insanlar, tarikat düşmanı edilmemelidir. Bugün itikat düzgünlüğü önemlidir. Şirkten korunmak önemlidir. Kuran ve sünnet ön planda olmalıdır. İslam kardeşliği esastır. Allah tan beklenilen, istenilen kuldan beklenmemeli ve istenmemelidir. Hangisi olursa olsun önce tafsili iman ve fıkıh bilgileri öğretilmelidir. Peygamber (as):”Fıkıh namazdan önce gelir” buyurmuştur.

Asla biddat işlenmemelidir peygamber(as)’ın yapmadığı şeylerden uzak durulmalıdır.

Müslüman olarak ölme kabirde sıratta ve mahşerde sıkıntıdan kurtulma garantisi verilmez. Allah’ın bir kulu sığınak olarak kabul edilmez.

Kimse, kimseyi uzaktan görmez, halini bilmez. Gayb-ı tek Cenab-ı Allah bilir.

Birileri günahsız, kitabı hatasız kabul edilmez. Peygamberlerin bile”zelle” denilen hataları olmuştur. Hatasız tek Cenab-ı Allah tır.

İnsanın kendisini veya bir başkasını hatasız kabul etmek en büyük hatadır.

Kimse kimsenin günahını taşımaz. Kimse başkalarının günahını taşımaz.

İnsanları yanıltmanın islam dışı telkinde bulmanın vebali aynıdır.

Bizden, bizden değil, sizden demenin İslamda yeri yoktur.

Bakın Cenab-ı Allah ne buyuruyor: ”Dini parça parça edip, gruplara ayrılanlar varya senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir”(En’am:159) bir ayette:

“Dini parçalayanlardan ve bölük, bölük olanlardan olmayın. Bunlardan her fıkra kendilerinden olan ile böbürlenmektedir.”(Rum:32)

Bugünkü durumu fırsat bilelim Rekabet hakka hizmete,  Allah rızasında olmalıdır. Aynı Allah’a inanan aynı Kur’an’dan uyan aynı peygambere rehber edinenler kardeş olmalıdır.

Son olarak; beraber olduğu, bir şeyler öğrendiği kimselerde onun kardeşleridir. Eğer ayrılacaksa zarar vermeden, kötülemeden, kimseyi incitmeden ve günaha girmeden ayrılmalıdır. Ağacın, birkaç kurtlu meyvesine bakıp ağaç odun edilmez. Eğer bir yerde Kur’an ve sünnete uygun davranılıyorsa,

Orada bid’dat işleniyorsa,

Uyum sağlanamamışsa,

Eşi ile aynı yerde olmak istiyorsa mezhep değiştirebileceği gibi tarikat da değiştirebilir.

Bu konuda iş güzellikle olursa, kimse zarar görmez. Kimsede zarar vermez. Yeter ki anlayış ve iyi niyet olsun.

Son sözümüz şöyle olsun:

İkilik yok, birlik var

Yalnız bun da dirlik var,

Yalnız bundadır felah,

Lailahe illallah

Rabbim yanlış yapmaktan, itikat bozukluğundan bid’ad işlemekten Müslümanları korusun

 


Bu yazıyı 449 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.