BİZE NE OLDU? BİZ BÖYLE DEĞİLDİK (15 Temmuz’un Ardından)

Geçmişi şan, şeref ve zaferlerle dolu olan bu aziz millete son zamanlarda bir şeyler oldu.

Yalan bilmez, ihanet bilmez, insanlığın, adaletin, sevginin, merhametin temsilcisi olan bize ne oldu? İş yalana, dolana, hainliğe kaldı.

İlay-ı kelimetullahın yeryüzünde yayıcısı olan milletin torunlarına ne oldu ki,

– Allah’ın emirlerini teferruat saydı.

– İtikat bozukluğuna düşüp Allah’la istişare et-meye başladı!

– Peygamber (as) üzerinden yalanlar söyleyip, onu istismar etti.

– “Namaz kılmayabilirsiniz, içki içebilirsiniz. Zina edebilirsiniz. Ramazanda çay bardağı ile dolaşabilir-siniz, başınızı örtmeyebilirsiniz.” Deniliyor. Bunu söyleyenin buna uyanın imani yönü nedir? Allah aşkına?

– “Davamız için yalan söyleyebilir, iftira atabilirsiniz mübahtır” demenin islami yönü nedir? Bu nasıl müslümanlık? Ben böyle bir din bilmiyorum, bilen varsa söylesin.

– Hak hukuk tanımamanın, yetim hakkı yemenin, devleti dolandırmanın dinde yeri var mı?

Kurban toplayıp kesmemenin, zekat toplayıp ye-rinde kullanmamanın vebâli ve sorumluluğu yok mu-dur.

– Zorla, tehditle para toplamanın hesabı Allah’a nasıl verilecek?

 

– Gazeteye bakıyorum;

– Ezan okuyan, sela veren imam, müezzin dövülüyor.

– Ezanı susturun talimatı veriliyor.

Hiç acımayın vurun emri veriliyor.

– Halkın üzerine tank sürülüyor. Tankın altında müslümanlar eziliyor.

– Halkın üzerine ateş ediliyor. “Ateş etmezseniz şefaat yok” deniliyor. Acımadan öldürülenlerden peygamber (as) razı mı oluyor?

– Allah’ıma, kitabıma” deyip müslümanın kafası-na silah dayanıyor ve vuruluyor.

– Halka silah sıkmazsanız kafanıza sıkarım.

– Önünüze geleni vurun, arslanlarım.

– Hem ateş edin hem de halkı yara yara gidin.

– Ayağından değil, kafasından vurun.

– Camiden çıkanları vurun. Vurun talimatları, dünyaya insanlık öğreten, adalet dağıtan şanlı ordu-muza yakışıyor mu?

Biz böyle değildik. Bunlar bizden değil. Bunlar insan bile değil. Bunlar dış güçlerin uşağı beslemesi.

 

Allah Rasûlunün orduya talimatında:

– Çocukları, ihtiyarları, kadınları, din adamlarını ve savaş dışı olanları öldürmeyin. Hayvanları öldür-meyin, ağaçlara zarar vermeyin demiştir!…

 

– Mekke’nin fethinden sonra;

– Evine çekilen,

– Silahı bırakan,

– Ebu Süfyan’ın evine giren.

– Kabe’ye giden zarar görmeyecektir” demiştir.

Ne o, gökten dolu gibi yağan kurşunlar, bunu-düşman yapmaz.

**

Biz böyle değildik.

Fatih Sultan Mehmet Trabzon’un fethine giderken, uzun Hasan’ın annesi sara Hatun’da yanındadır. Oğlunun kayınpederi Tekfur’u şefaatci olarak gelmiş-tir.

Zigana dağlarında Fatih’in çektiği eziyet ve sıkıntıları görünce;

– Ey oğul! Bir Trabzon için bu zahmet nedendir? Demiş, Fatih ona:

– Bu zahmet, din için, millet içindir. Elimize İslam’ın kılıcı verilmiştir. Eğer bu zahmete katlanmazsak bize gazi demek yalan olur” demiştir.

– Milletin değerlerine saldıran Fransız askerleri-ni sütçü imam, silahını çekip yere sermişti.

– Ahmet Hulusi Efendi, düşman Sarayköy’e gelin-ce sabah namazından sonra halkı cihada davet etmişti. Silahımız yok diyenlere:

– Taş atacak eliniz de mi yok!” demişti. Vatan için, bizim için Çanakkale’de milli mücadele de vatan için, millet için, değerlerimiz için göğüsler siper edilmiş, düşmana geçit verilmemiştir.

Şimdi ne oldu da düşmana üs vaad edildi? Düşmandan yardım ve destek alınarak milli değerler ayakaltına alındı. Kendi halkınımıza silah, tank, top çevrildi.

İstanbul’un işgali sırasında Binbaşı Tevfik Bey Ayasofya’ya Fransız askerlerini sokmadı.

Fransızlara sordu:

– Maksadınız nedir?

– İçeri girmek

– Giremezsiniz burası müslüman mabedidir. Israr ederseniz dört köşesine patlayıcı koydum, buyrun” demişti.

– Şimdi cami bombalandı. Camiden çıkanlara ateş edildi. Neden?

– Milli mücadele de analarımız, bacılarımız, ninelerimiz nasıl destan yazdıysa bu gün de kucağında bebesi veya tek başına tankların önünde, namlunun ucunda: kamyonun direksiyonunda, yürüyemediği için 100 yaşında eşeğin sırtında bacılarımız, ninelerimiz destan yazmışlardır.

– Nene Hatun, Kara Fatma, Tarsuslu Fatma, Gaziantepli Yırık Fatma, İzmirli Ayşe Hanım, Gördeşli Makbule, erkek elbisesi giyip onlarca düşmanı öldüren hanım bacı…. Hepsi dirilmiş ayakta, meydanlarda.

– Sütçü imamların, Ahmet Hulusilerin ruhu, gök-ten inen melekler aramızda. Uyudu sanılan millet uyumamış ayakta, çakısı bile yok, tank durduruyor. İçindekileri teslim alıyor.

Tarih boyunca devlet adamlarımız din alimlerimiz her zaman milletin hizmetinde ve İslam’ın hizmetinde olmuşlardır. Hiçbir zaman ABD’nin AB’nin ve hıristiyanlığın, İsrail’in hizmetinde olmamışlardır.

Devletin malına, milletin malına asla zarar vermemişler. Kendi insanını tankın altında ezmemiş, kurşun sıkmamışlardır.

Vatanı, milleti devleti ve dini kutsal bilmişlerdir.

Müslüman Türk milletinin vatan anlayışı başkadır.

Bizde her şey vatan içindir. Konu vatan olunca ölmek teferruattır.

Vatan için gösterilen öfke kutsaldır. Vatan sevgi-si imamdandır. Vatan için nöbet beklemek ibadettir. Vatan için ölmek şehitlik mertebesi kazandırır. Vatan uğruna savunurken yaralanmak, gazilik unvanı kazandırır. Vatan nöbetin de uyumayan gözü Allah yakmaz.

Büyüklerimiz şöyle dua ederlerdi:

-“Allah’ım dünyada vatansız, Ahirette imansız bırakma!”

Çünkü vatansız millet düşünülemez. Vatan bizim doğup büyüdüğümüz, yiyip, içip, öldüğümüz yerdir. Her karışı ecdat kanı ile sulanmıştır.

Vatan bize geçmişin emanetidir. Geleceğinde mirasıdır.

Ne demişler: “Her şeyden vazgeçilir, vatandan asla!

Metehan tahta geçince düşman biraz zayıf görmüş ve haber göndermiş atını istemiş “Şahsi malımdır diye vermiş” Daha sonra “Küçük bir toprak parçasını istemiş. Metehan “O milletin malıdır. Başkasına verme hakkım ve yetkim yoktur. Onda şuanda yaşayanların ve doğacak olanların hakkı vardır”! deyip savaş ilan etmiştir.

İsrailliler Abdulhamit’ten Filistin’de toprak satmasını istemişlerdir. Abdulhamid’in cevabı:

-Ben bir karış da olsa toprak satamam o benim şahsi malım değildir” olmuştur.

Özi kalesinin düşmanın eline geçtiği haberi karşısında “Ah Özi! Demiş sağ tarafına felç gelmiştir.

  1. Sultan Ahmet, sakız adasının kaybedilmesine dayanamayıp, üzüntüsünden ölmüştür.

Akif’in dediği gibi:

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki, fedâ

Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şühedâ

Canı cananı, bütün varlığımı alsında Hüdâ

Etmesin tek vatanımdan dünyada cüdâ

Milletimiz korkak, pısırık, ölümden korkan bir millet değildir. Tarihte zaferden zafere koşmuş bir millettir.

Ne oldu bize?

Birileri dışarıya gidiyor. Türkiye’yi jurnallıyor. Türkiye’yi kötülüyor.

Birileri düşman tarafından besleniyor, korunu-yor, Türkiye aleyhinde çalışıyor.

-“Ben Avrupa’nın, Amerika’nın hizmetindeyim, beni Türkiye’ye göndermeyin” diyor. Bir kısım medya devlet millet düşmanlığı yapıyor. Ne oldu bize? Neden böyle olduk. Biz böyle değildik.

Bizim tarihimiz zaferlerle doludur. Hiçbir dönemde şerefli mazimizde vatana, millete ihanet yok-tur. Her düşman saldırısında tek yumruk olmuşuz, düşmanın emellerini kursağında bırakmışızdır. Allah’ın yardımı hep bizimle olmuştur.

Zafer, haklının haksıza galibiyetidir.

Zafer, haklının hakimiyetidir.

Zafer, herkese nasip olmaz. Lâyık olana, Allah yolunda olana nasip olur.

Rabbim bu millete nice nice zaferler nasip etmiş-tir. Elhamdülillah.

Zafer görüldü ki yalnız silahın, tankın, kaba gücün sonucu değildir. Elinde çakısı bile olmayan halkın iman gücünün üstünlüğüdür. Alparslan ordusuna şöyle demişti:

-“Eğer muzaffer olursak bilin ki, bu sadece Allah’ın bir yardımıdır” Allah cündullah denilen ordusu ile desteklemiş, kalabalık Diyojen ordusuna karşı Ana-dolunun kapısını açan zafer nasip olmuştur.

Savaştan önce Alpaslan Secdeye kapanmış şöyle dua etmiştir.

-“Rabbim, seni kendime vekil yaptım. Ben senin uğruna savaşıyorum. Niyetim halis, bana yardım et. Bana zafer nasip et.

Bu kuluna yardım et. Şu kavurucu sıcağın yönünü düşman tarafına döndür.”

Ordusuna da:

-“Şehit düşersem, olduğum yere gömün. Birliğinizi beraberliğinizi bozmayın.

Bir Cuma sabahı Allah’a karşı

Malazgirt’te elli dört bin asker

Bestelediler en güzel marşı

Allah’ü Ekber Allah’ü ekber

Savaştan önce Nimamü’l-Mülk orduyu teftiş ederken zayıf cılız Gülem: geri hizmete almak istedi. Gulem ısrar etti. Vezir: “Bırakalım belki Rum melinini esir alır” demişti. Savaş sonunda Romen Diyojeni as-ker düşman komutanını esir alıyordu.

 

“Anadolu” adı nereden çıktı?

Alparslan’ın beylerinden Efruz Bey, Anadolu’nun içlerine doğru askerleri ile ilerliyordu. Bir kadın önü-ne geçti ve

– Evlat, koyun sağdım. Süt ikram edeyim” dedi.

– Ordumun içmediği sütü ben içmem. Bu süt yetmez.

– Evlat sen hele iç sana içiren Rabbim onlara da içirir dedi.

Efruz Bey içti, askerler içti. Tekrar Efruz Bey’e kadın:

– İç evlat iç dedi

– Ana doydum

– İç evlat

– Anadolu Anadolu Anadolu sözleri etrafa yayıldı. Artık bu toprakların adı Anadolu olarak kaldı.

– Cenab-ı Allah 29 defa kuşatılan İstanbul’u 21 yaşındaki ki Sultan Mehmet’e nasip etti. Aşıla mayan surları tekbir sesleriyle aştı. Ulubatlı Hasan bayrağı burçlara dikti. Vücudu oklar yüzünden delik deşik olmuştu.

– Cem Sultan Anadolu’dan uzaklaştırılmıştı. Hıristiyan olursa Osmanlı tahtı hediye edilecekti: “Değil Osmanlı tahtım dünyanın tahtını verseniz milletime ihanet edeme “Cevabını verdi ve dua etti.

– “Allah, bunlar beni kullanıp, müslümanlara zarar verecekler. Eğer benim adımı kullanacak olurlarsa benim canımı alda onlara bu fırsatı verme.” dedi.

– Cemi zehirlediler.

Çanakkale’ye İslam’ın müslümanların bütün düşmanları bir olmuş saldırmıştı. Türklüğü Müslümanlığı bitirecekler Anadolu’yu işgal edeceklerdi.

Ne oldu “Kimi Hindu, kimi yamyam kimi bilmem ne belâ” denilen düşmanlar, İstanbul’da harcayacakları paraları bile bastırmışlar. Anadolu’da kalmanın bütün planlarını yapmışlardı. Bugünkü gibi nerede karargah kuracaklar. Kimlere ne görevi verecekler kim nereye yerleşecek hangi üsler kime verilecek bütün bunların hesabı yapılmıştı.

Ne oldu onların hesabı vardı. Ama hesap etme-dikleri Allah’ın da bir hesabı vardı. Millet vardı, halk vardı. Sakat arabasıyla, kucağındaki bebesiyle tankın önüne yatacak kahramanlar vardı.

Çanakkale’de şehit kanlarıyla vatanı savunduk düşmanı denizde boğduk. Orada nasıl mucizevi olaylar olduysa söz vatan savunması olunca Cenab-ı Allah bu millete her zaman yardım etmiştir.

Çanakkale’de yenilen düşman ordularının başkomutanı Çörçil mahkemeye verilmişti. Kendisine

– Sayın mı azdı? Neyin eksikti? Neden yenildin dediler.

Çörçil:

– Biz Türklerle savaşmadık. Biz Allah’la savaştık. Tabi ki yenilecektik” cevabını verdi.

Türk halkının neyi vardı? Uçağı mı vardı? Helikopterimi vardı? Tankı, topu mu vardı? İmanı vardı Allah’ı vardı, vatan sevgisi vardı.

Bu millete ihanet edecek olanlar. Dış düşmanların, iç düşmanların maşası, oyuncağı ve uşağı olmak isteyenler, bundan böyle biraz düşünsünler.

Şer gibi görünen bu olaydan hayır çıktı, fırsat doğdu. Birlik doğdu.

Geçmişte Ruslar Ermenilerle plan yapmış Erzurum’da katliam yapacaklardı.

Bir müezzinin vakitsiz gece yarısı okuduğu ezan ve sala Erzurum’u nasıl sokağa döktüyse, okunan ezan ve salada millete ciddi bir mesaj verdi.

Gerçi camiye ateş açıldı, ezan okuyan dövüldü öldürüldü ezan sala susturulamadı. Tekrar tekrar okundu mesaj yerini bulmuştu.

Halk, devlet malına zarar verenlerin karşısına dikilip “Bu milletin malı “demiş; Onun millete karşı kullanılmasına karşı çıkmıştır.

Geçmişte elde edilen ganimet mallarından sorumlu olan bir askerimize bir hain yaklaşıp:

– Hesabı bilinmeyen bu mallardan birazını alıp gömelim sonra paylaşırız” demişti.

Askerin ona cevabı şu olmuştur:

– Devlet malına el uzatmanın er geç Allah belasını verecektir. Ben emanete ihanet etmem.”

Eskiden böyleydik. Şimdi neden böyle olduk?

Düne kadar her şey vatan millet içindi şimdi düşmana yalvarılıyor. Ben şeytan ABD’nin AB’nin hizmetindeyim deniliyor. Bu mu kurtaracak müslümanları? Bu mu kurtaracak Türkiye’yi?

Bizim Çanakkale’de, milli mücadelede liselerde öğrenci kalmadı. Köylerde cenaze gömecek erkek kalmadı. Eşkiyalar bile eşkiyalığı bırakıp düşmanla savaştı.

Hey 15li 15li

Tokat yolları taşlı

15liler geliyor.

Kızların gözü yaşlı diye türküler yakıldı. Ana kuzuları kına yakılıp askere gönderildi.

Analar ezan susacaksa emdiğin süt haram olsun öl de geri dönme diye evlatlarını cepheye saldı.

Çanakkale’de 253 bin şehit verildi. Niçin Batı ve Amerikan emelleri için mi?

Ebu Cehilin evinin olduğu yere tuvalet yapılmıştı. Duydum ki terörist başının doğduğu evin yerine de Erzurumlular tuvalet yapacakmış.

Ayaklanmayı organize eden Amerikan komutanların ne işi var Türkiye’de? Kim çağırdı bunları?

Gözlerini kaybeden, parmaklarını kaybeden ateş edemeyen gazi, ayaklarını kaybeden Celal onbaşı Çanakkale’de “Bana vatanım yeter yeter ki milletimin başı dik olsun” demiyor muydu.

Kolu kopmuş, bir deri tutuyor, sarkan kolu için;

– Komutanım çakın var mı? Kolumu tutan deriyi kesiverir misin? Deyince, komutan:

– Kolunu mu kaybettim demiş, asker:

– Vatan sağolsun” demişti.

Ne oldu bize.

Mehmet Tevfik şehit olurken şunları söylemişti:

-Şimdiye kadar milletin bana maaş olarak verdiği, parayı hak ediyorum”

Peki bugüne kadar öksüz, yetim garip insanların hakkını maaş olarak alan vatan hainleri ne düşünürler? Aldıkları maaş helal midir?

Sonuç olarak;

Milli meseleleri, vatan gerçeğini, geçmişimizi, geleceğimizi genç nesle iyi anlatmalıyız.

Gerçekleri göremeyen beyni yıkanmış ve kandırılmış insanlara da gerçekleri anlatmalı ve göstermeliyiz.

İtikat bozukluğu içinde peygamberi istismar eden cennette arsa satan, köşk satanları, şefaat vadin-de bulunanları, zulmedenleri, yalan söyleyenleri, kan dökenleri millet malına zarar verenleri vatanı peşkeş çekenleri iyi tanımalıyız.

“Amerika’nın, Batı’nın emrinde ve hizmetindeyim” diyenleri önder, rehber mi kabul edeceğiz? Hizmet kime?”

Geçmişte olduğu gibi gözler Anadolu topraklarında.

– Türk milletini imhâ plânı hazır.

– Bu saldırı haçlı saldırısıdır.

– Düşman, güçlü, gelişmiş, kendi kendine yeten, ihtiyacını kendi üreten müslüman Türkiye istemiyor.

– İstanbul’un adını hala kostantiniyye olarak telaffuz ediyorlar.

Atina’da heykelin bir eli İstanbul bir eli Efesi gösteriyor.

Anadolu toprakları hala Bizans ve Rum toprakları olarak görülüyor.

– Meryem ana Filistin’de yatmamaktadır. Efes’e gelmemiştir. Efes yalanı uydurmadır.

– Patrikhane, Türkleri ezeli düşman olarak ilân etmiştir.

– İslam’ı yıpratmak, Türk insanının ahlakını bozmak gençliği dejenere etmek ve Türk ailelerini yıkmak için Amerika’da bir kuruluş vardır.

– İç ve dış düşmanlar Türkiye ve Türk insanı için hayır soluk solumaz.

– Şimdi bu olan olayların hesabını kim verecek? Ölenlerin, şehit olanların, yıkılan yuvaların, öksüz ye-tim kalanların hesabını kim verecek.

– Telef olan milli servetin hesabını kim verecek?

– Şu unutulmamalıdır ki, milletimizin Tarihi M.Ö.2500 yıllarına kadar dayanır. 17 devlet kurmuş bir millettir.

– Bu millet yok edilemez. Bu millet insanlıkla beraber var olacaktır. Allah milletimize devletimize zeval vermesin.

– Bu millete yapılan lanetler, beddualar geri döner. Milletimize ihanet edenleri de Allah kahretsin. Rezil etsin. Zelil etsin. Erdoğansız Türkiye isteniyor. Milleti uyandıran, toparlayan komutan istenmiyor. Geçmişte olduğu gibi 70 sent için divan duran yönetici isteniyor.

– Gazilerimizin gazası mübarek olsun yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Şehitlerimize de Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.

– Allah’ın selamı üzerinize olsun.


Bu yazıyı 35 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.