BİZE NELER OLUYOR?

Biz böyle değildik. Bize neler oluyor?

Ecdadın torunları ecdada benzemiyor. İnsanımız, anası gibi, babası gibi düşünmüyor.

İnsanımız, inancına tarihine çok yabancılaştı. Bütün iyi düşünce iyi davranışlarımız için: “Onlar eski-dendi!” diyor, beğenmiyor.

Yeni nesli, bize, kökümüze yabancılaştırdılar.

Merhametimiz, şefkatimiz, insanları aşmış, hayvanlara kadar uzanmıştı. Kuşlar bile insanlardan kaçmazdı. Biz, yaralı göç edemeyen kuşlar için hastaneler yapmıştık. Gurabai Laklakan (leylekler hastanesi) adı ile yurdun birçok yerinde binalar hala ayaktadır. Leylek, kırlangıç, evlere yuva yapmaz oldu.

Şimdi varlık sebebimiz olan ana babaya, büyük anne büyük babaya, engellilere bile saygımız kalmadı. Hayvanlara bile akla gelmedik zulümler yapılıyor. İn-sanlar acımadan öldürülüyor, aldatılıyor. Zulüm, taciz, tecavüz aldı başını gidiyor. İnancından dolayı insanlar evlerinden vatanlarından kovuluyor.

 

Ne oldu bize? Ne oldu insanlığa?

Eskiden inancımıza, vatanımıza, bayrağımıza göz diken olsa, dil uzatan olsa, el uzatan olsa, topluca tep-kimiz şiddetli olurdu.

Şimdi düşman gibi kendi vatanına, tarihine, inancına hainlik ediliyor. Düşmanla işbirliği yapılıyor. Kendi milletine zarar veriliyor.

“Haçlıların vatanımızı işgal etmesi çok kötü şey değildir. Onların kırmızı çizgisi vardır. Namusunuza dokunmazlar” deniyor.

Biz, haçlıları biliriz. Tarihi de bilir. Çanakkale’yi de, milli mücadeleyi de Sütçü İmamı da, Ahmet Hulusi Efendiyi de bilir, Ege Denizi’ne döktüklerimizi, neden döktüğümüzü de biliriz.

Hainliğin bu kadarı da insanı şaşırtıyor değil mi?

İslam ülkelerinin hali, perişan! Birbirine düşman edilmiş öldüren de, ölen de güya Müslüman!

 

KAFALAR KARIŞIK KARIŞTIRILIYOR

Son zamanlarda birileri kafa karıştırıyor. Bazıları, yalan-yanlış konuşuyor, kafa karıştırıyor. Bilenler susuyor, yanlışı düzeltmiyor, halkı uyarmıyor. İşte, ağızlarına ateşten gem vurulacak bunlar olsa gerek.

Beşeri sistemlerden tatmin olmayan insanlar, arayış içine girdiler. Fakat kendisinin bilgisi yok. Etrafına bakıyor; kime inansın, kime güvensin, şaşırıyor; biri başka, diğeri başka söylüyor.

Kendisi İslam’ı yaşamaya kalkışıyor. Değişmeden değiştirmeden; yaptığından zevk almıyor. Yediğine içtiğine bakmıyor.

Düşman, gündemi işgal etmek için bir sürü tartışma konuları icat etmiş. Tartışma konuları masum değil. Din tartışılıyor, din!…

Gazeteler, dergiler ve kitaplar ortalığı bulandırıyor. Televizyon, telefon uyutuyor, uyuşturuyor. İnsanımızın dünyadan haberi yok.

Geçmişten günümüze hedef değişmedi. Hedef is-lam, hedef Anadolu, hedef Türk milletini oturduğu yerden kaldıran adam. Hedef iş yapan Reis.

Haçlı orduları gene aynı. Düşman tek millet, misyoner orduları daha güçlü… İçimizdeki İslam düşmanları her gün ortalığı bulandırıyor…

Molla kabızlar, Salman Rüştüler, Teslim ve Nesrinler geldi geçti.

Ben “Nebiyim, Rasûlüm, Mehdiyim” diyenler içimizden vurdu; Dinle insanımızı kandıran bunlar, asla islamı yaşayan kimseler değil. Samimi de değildir. Dini meseleleri saptıran, müslümanlarla alay eden Yaşar Nuri’ye Ocak 1998 de gerçek din adamı ödülünü Fethullah Gülen verdi. “Biz yanlış biliyormuşuz” deyip ondan feyz (!) alanlar oldu.

Tepki gösterilecek olana ödül verilirse, o zihniyete alkış tutulmuş olur.

Namaz bile kılmayan “Ben Emevi, Osmanlı namazı kılmıyorum” diyen, “sakal-ı şerif ziyareti putperestliktir” diyen,  televizyonda “illamini” illamini” diye diye ve devletin başını söverek alçalanlar, birçoklarını saptırdılar.

“Ben hiçbir beşere bağlı değilim, peygamber da-hil diyen İsmail Nacarlar yanlış beyanlarla devamlı, gündem oluşturdu. Bazı ilahiyatçılar da şov yaptılar.

Abdülaziz Bayındır, fazladan oruç tutuyoruz. Peygamber teravih namazı kılmamıştır. Namazın kazası olmaz. Üç aylar, kandiller aslında yoktur” dedi.

Dinler arası diyalog ile dünya barışına soyunan, 3 dini birleştirerek, İslam’i hükmü geçmiş dinler seviyesine indiren kurtarıcılar(!) çıktı.

Bunlar, sünnet kıldırmadılar insanımızı sünnet-ten ve peygamber (as) den ayırdılar. Sünneti terk edenlerin, bid’at işleyenlerin, sapık fikir ortaya atanların sayısı arttı. Şirkten sonra en büyük sapıklık, sünnetin terkidir.

 

Neden oluyor bunlar?

Her şey başta;

Kasıtlı ve plânlı yapılıyor.

Sivrilmek, dikkat çekmek ve meşhur olmak arzusundan kaynaklanıyor.

İnsanımız okumuyor soruveriyor. Aldığı cevabı sorgulamıyor. Söyleneni sorgulamıyor.

Menfaatine uygun cevap alıncaya kadar ona buna soruyor.

İlmî delile, kitaba, sünnete dayanmadan “Bence, bana göre” deniliyor, fetva veriliyor.

Bilen de, bilmeyende konuşuyor.

Halkın bilgisinin zayıflığından yararlanılıyor, vebali düşünülmüyor.

Meselenin doğru tarafından, yanlış taraf, daha çok taraftar buluyor.

 

Mesele İslam hedef İslam!

Haçlı ordularının hedefine idiyse, Hristiyan Avrupa’nın ve Amerika’nın hedefi de odur.

İslam’ın özünde bir şey bulamadılar. Kıyıda köşede kalmış. İslam’la ilgisi olmayan konuları öne sürüyorlar. İslam’ı din olarak kabul etmiyorlar.

İslam bizi geri bıraktı, Hristiyan olalım” dediler.

İslam, Arapların dinidir. Türk Müslümanlığı isteriz” dediler.

(Hactaki cem yapılıyorya) Namaz üç vakittir de-diler. Biri de 7 vakittir dedi.

Ezan Türkçe, namaz Türkçe olmalı dediler.

Camiye sıra koyalım dediler.

Meallerdeki ifade farklılıklarına bakıp, Kur’an’da bozuldu. Bak farklı farklı dediler.

İslam’ı tartışmaya açtılar. Din tartışılırsa, hıristi-yanlık gibi olur. Bana göre, sana göre, falana göre din olmaz.

Peygamber (as): “Ahir zamanda dinin temizliğini bozacak kimseler gelecek” diye haber vermiştir.

Dinin etkisini azaltmak için meseleleri saptırdılar. Namaz kılmasan da olur, çalışmakta ibadettir. Sen kalbe bak dediler.

Düşünmekten, ibadet etmekten Kur’an okumak-tan, cihattan, tebliğden alıkoymak için; popla, topla, televizyon dizileri ile en son telefon oyunları ile uyuttular uyuşturdular.

“Modernlik, çağdaşlık” dediler, bizi özümüzden, kökümüzden kopardılar.

Yeni mezhepler, uyduruk şeyler icat ettiler. Müslümanları böldüler, parçaladılar.

Sünneti, gereksiz gösterip, bid’aları yerleştirdiler.

İslam’ı tahrif edebilmek için “Dinler arasın diyalog kılıfı ile ılımlı İslam ifadesiyle İslam’ı temelden bozmak istediler.

Ayetleri istismar ettiler kendi emelleri doğrultusunda yorumladılar. (Ali İmran:64)

Kelime-i tevhit, kelime-i şehadetten, ezandan sevgili peygamberimizi çıkardılar.

Kilisenin bir bölümünde kadına ezan okuttular. Kadına, kadınlı erkekli karışık cemaate Cuma namazı kıldırttılar.

İncil üzerine yemin edip İslam’a saldırdılar.

Cenab-ı Allah’ın peygamberlerini kafirlere karşı desteklediği mucizeyi inkar ettiler.

İman esaslarından olan kaderi red ettiler.

Kur’an da emredilen tesettürü inkâr ettiler, furû attan saydılar.

İçki içebilirsiniz, zina edebilirsiniz, namaz kılmayabilirsiniz, oruç tutmayabilirsiniz, yani kafir gibi yaşayabilirsiniz” dediler.

İçki içmek haram değildir sosyal aktivitedir dediler.

Bu devirde faiz haram olmaz” dediler. Faiz ayetlerini inkar ettiler.

İnsanları Allah’la, peygamberle aldattılar. Allah’la konuşuyorum, peygamber arkamda namaz kılı-yor, sohbetlerimize geliyor. Cezaevlerini dolaşıyor” dediler.

İlk insan Adem (as) değildir” deyip, insanın menşeini inkâr edip, insanın yaratılışı ile ilgili ayetleri inkâr ettiler.

Kendilerini korumak için, görevi İslam’ı sevdirmek olan tarikatları kötülediler, ispiyonladılar, iftiralar attılar. Kendilerini korudular.

Yıl 1979 yer Salihli Karaman Camisinde, ikinci olay, İskenderun’da “Kur’an kürsüden yere fırlatılıyor. (Gerekçe ne olursa, olsun!)

Küfür ehline şirin görünmek ve mesaj vermek için ayakkabılarla seccadenin üzerinde boy gösterilmiştir.

Bir zamanlar Prof. Suat Yıldırım, Tevrat, İncil alıntılı Kur’an tercümesi yaptı. Halkımız benimsemeyince özür diledi.

Dağıtılan Kur’an cd’lerinde ve bastırılan tercümelerde sûreler, ayetler yanlış yorumlanmıştır.

Nahl Suresinin 43. Ayeti “Bilmiyorsanız alimlere sorun” iken “Yahudi ve hıristiyan alimlerine sorun şeklinde açıklanmıştır.

Kur’an’ı Hz. Muhammed yazdı’ iddiasından sonra “Kitaptan nasıl kurtulacağız” dendi.

Kur’an’a terör örgütlerinde de büyük saygısızlıklar yapıldı; çiğnendi, yakıldı, parça parça edilip alay edildi. Namazla alay edildi.

Ne dediler? “Bize Kur’an yeter.

Namaz Kur’an’daki kadardır.

Manasını anlamadan Kur’an okunmaz.

Demirel, Kur’an’dan 232 ayeti alalım, diğerlerini bırakalım” demiştir.

Peygamber (as)ı devreden çıkarmak için ne lazımsa yaptılar.

Evvela O, arapların peygamberidir” dediler.

“O, ölmüştür vazifesi bitmiştir” dediler.

Peygamberi sevmek, salavat getirmek şirktir de-diler. (Ahzab:36)

Peygambere uymak şirktir dediler. Sünneti terk ettirdiler, sünnet namazları kıldırmadılar.

Hadislerin çoğu uydurmadır. Hadisle amel edilmez” dediler. Hadisten, sünnetten uzaklaştırarak peygamber (as)dan uzaklaştırmak, müslümanları baş-sız bırakmak istediler.

Hıristiyanlarda İsa Peygamberden kalan bir şey yok. Yahudiler de Musa Peygamberden kalan bir şey yok. Bunun için Yahudiler Musa Peygamber gibi, Hıristiyanlar da İsa peygamber gibi yaşamıyorlar.

Peygamber (as)a iftiralar attılar. Sünneti terk ve hadisleri itibarsızlaştırmak, İslam’a verilebilecek en büyük zarardır. Çünkü sünnet olmadan, hadislere bakılmadan Kur’an anlaşılmaz, İslâm yaşanmaz. Kur’an emreder; Nasıl? Ne kadar? Ne zaman? Neden? Bunları açıklamaz sünnet açıklar.

Sünnet ve hadisler, müslümanla Kur’an arasında köprüdür.

Peygambersiz din olmaz. Kur’an da:

“Kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size kitabı ve hikmeti talim edip, bilmediklerinizi öğreten bir Rasül gönderdik” buyruluyor. )Bakara:151)

Dünya ve ahiret saatinin temel taşı, sünnettir. İs-lam dışı söz ve hareketlerin yaygın hale geldiği bir dönemde, doğruyu bulmada pusula sünnettir. Sünnetsizlik sapıklıktır.

Peygamber (as) şöyle buyuruyor:

Sünnetimden yüz çeviren benden değildir. Hadislere gelince; Hadisler kılı kırk yararak, şahitlere dayandırılarak, doğruluğundan emin olunanlar Kütüb-ü Sitte’de toplanmıştır. Şüphelenilen doğruluğundan emin olunmayan, Kur’an ‘a ve akla uymayanlara itibar edilmemiştir.

Bir hadiste: “Bana Kur’an’la birlikte onun kadar daha indirildi” buyrulmuştur.

Kur’an’da da:

“And olsun ki, Muhammed sapmadı ve batıla inanmadı. O, arzusuna göre de konuşmaz. Onun bildirdikleri vahy edilenden başkası değildir” buyrulur. (Necm:1-4)

-Peygamberi devreden çıkarmak isteyenler, is-lamı yok etmek isteyenlerdir.

Kabir azabını inkâr edenler, sorguyu suali inkâr eden imansızlardır.

İçtiği yarım suyu, ısırdığı şeyleri kapışmak insanı ilâhlaştırmak, İslam inancı ile asla bağdaşmaz. Dikkat edelim, kıblemiz şaşmasın. Allah’tan başka ilâh edinmeyelim.

İnsanlar, “Beni üzerseniz cehenneme gidersiniz” denilerek, cehennemle korkutulmasın, “Şöyle yapar-sanız” cennete gidersiniz diye cennet vaad edilmesin. Bunlar hıristiyanlıkta olan şeylerdi.

Cumayı peygamber 2 rekat kıldı. 16 rekata çıkardılar deyip sünnetten soğuttular.

Bizi haram sağ elle mi yenir, sol elle mi, hızır yaşıyor mu, yaşamıyor mu? Mezarlıktaki ağaçların meyveleri yenir mi, yenmez mi, cennete kaç yaşında girilecek… Bu ve bunlar gibi konuları tartıştırdılar.

Bizi dünyaya, paraya öyle meylettirdiler ki, nimeti vereni unutturdular. Ona kulluğu unutturdular. İş çok, kazanç bol, ibadete zaman yok. Hem ne gerek var? Her imkân var! Dediler.

Zenginimiz, salebe gibi Kârun gibi oldu. Adam çalışanını cumaya salmıyor. Diğer çalışanların namaz kılmasını müsaade etmiyor.

Bakın ne hale geldik. “Benim suyumdan abdest alırsanız hakkımı helal etmem” diyormuş.

Unutmayalım veren Allah almasını da bilir. Sale-be’ye yazık olmuştur. Kârunu yerin dibine batırmıştır. Şükrü eda edilmeyen mal telef olur.

Ebu Lehep de, Ebu Cehilde namaz düşmanı idi. Peygamber (as) namaz kılarken üzerine işkembe boşaltmışlardı.

İşverenin hakları vardır. İşçinin de hakları vardır.

Dinin direği olan namaz, Cenab-ı Allah’ın en önemli emirlerindendir. İnsanlar ilk namazdan sorulacaklardır.

Namaz kılmamak, kıldırmamak, bizi yaratan, yaşatan Allah’a isyandır.

İşçinin inanç ve ibadetini kısıtlamak, mâni olmak önemli bir kul hakkına girer.

Yabancı ülkelerde “gavur” dediğimiz insanlar bi-le, namaz kılana, oruç tutana diğerlerinden farklı davranıyor, izin veriyor.

Peygamber (as)ın son anlarındaki sözleri çok önemlidir: “Namaza dikkat edin, elinizin altındakilere iyi davranın” buyurmuştur.

İslam’a göre;  dinen mükellef bir erkeğin Cuma saatinde çalışması ve üretmesi helal değildir. Ayrıca farz olan bir ibadeti kimse yasaklayamaz, engel olamaz bu Allah’a savaş açmak olur.

Ni’sa Sûresinde “Elinizin altındakilere iyi muamele edin” diye emrediliyor. (Ayet:36)

Çalışanına ibadet izni vermeyen iş sahibi sorumlu olur. Bu yüzden namaz kılmayanın vebali de onun olur.

Zamandan çalma konusu, dinlenme zamanından veya çıkış saatinden kısaltılıp uzatılabilir.

 

Ehli sünnet inancına uymayan sözler söyleniyor:

Kafa karıştırmak için söylenen bazı sözleri size aktarmak istiyorum:

– Cuma 2 rekattır, diyen Yaşar Nuriye:

– Siz Cuma kılıyor musunuz? Diye soruluyor.

– Ben evimde kılıyorum. (11-3-2004 Yaşar Nuri)

– Namaz ayakta da kılınır. (age)

– Maaşlı imanın ardında namaz kabul olmaz. (Age)

– Namaz Türkçe kılınmadığı için, Türkiye’de kötülükler var. (21.6.1999 Yenişafak)

– Dinin esası ile bağdaşmayan bir inanç sistemi, ılımlı İslam oluşturmak için “Biz Türküz Türk müslümanlığı olmalı” dediler.

– 28.9.1999 da GATA’da ilk dersi veren paşa, Türkçe ibadet ve Türkçe Kur’an’a karşı çıkan bu adamları bir şekilde belleyeceğiz” demişti.

Ne derler: “Namazda gözü yok, kulağı Türkçe ezanda.”

Bunlar samimi, inançlı, dinin emirlerini yerine getiren kimseler değil. Maksat üzüm yemek değil.

İnönü zamanında ilk Türkçe namaz İstanbul’da Ayasofya’da kılındı. Hoca tekbir alıp, Fatiha’yı Türkçe söylemeye başlayınca, cemaat birer, ikişer camiyi boşaltır. Müezzin imama seslenir:

Yeter, yeter. Birsen bir ben kaldık” der.

Birinin cenaze namazı da Türkçe kılınır. Kılanlar 9 kişidir. Sonunda önde ki şöyle selam verir: “Sen ve esen kalınız, şen ve esen kalınız” gülüşürler.

Bu kadar cami çok ne olacak bunlar: “Bir kokona böyle diyordu. “Namaz kılanlar geliyor namaz kılıyor; hele Cuma bayram ve kandillerde avluya kadar taşıyor. Sağlığında gelmeyenleri, ölünce buraya getiriyorlar, cenazesi buradan kalkıyor. Siz cenazenizin nereden kalkmasını istersiniz? Dedim, sustu.

1990 lı yıllarda Kur’an okumasını bilmeyen biri ortaya sürüldü.

Kendisine vahiy geldiğini, kitap gönderildiğini, Nebi, Rasül olduğunu iddia eden,

Kur’an’da 3 bin ayet olduğunu, namazın 7 vakit olduğunu,

Ancak kendi grubunun cennete gireceğini,

Peygamberlere namaz kıldırdığını,

Kendisinin Azam, ekber, gavs-ı azam olduğunu Mehdi, Kutbu zaman olduğunu,

Günahlarının bağışlandığını, kulluğu aşabilen bir kimse olduğunu,

Uçurulduğunu, Allah’ın kendisine: “Benimle istediğin zaman konuşabilirsin” dediğini iddia eden biri! Etkili olamadığı için geri çekildi. Onun yerine daha etkili olabilecek birine görev devredildi.

Geride bıraktığı hasar büyük oldu. Birçok temel dini bilgisi olmayan Müslüman zarar gördü. Uzaktan da olsa hala kafa karıştırmaya devam ediyor. (Evrenesoğlu)

İslam’a, vatanına, milletine ihanet eden hainden bazı zırvalar:

Haçlılar vatanımızı işgal etse, onlar kötü insanlar değildir. Onların kırmızı çizgileri vardır. Karınıza, kızınıza dokunmazlar”

Kelime-i tevhidin ikinci kısmını söylemeyen, is-lama inanmayanlara rahmet gözü ile bakın.

Baş örtüsü teferruattır.

Kin ve nefretle, imanından asla şüphe edilmeyen müslümanlara lânet ve beddua edilmesi, İslam dışı bir davranıştır.

Mehdilik, kainat imamlığı, iddiaları,

Zekat paraları ile bina yapılmasına izin vermesi,

Zorla himmet alınması vermeyene iftira atılıp, hapse gönderilmesi,

Bazı kimselerin suikastla hayatına son verilmesi,

Dini, imanı olmayan kimselerin bir makama gelmemesi için başınızı açın, içkinizi için denmesi,

Örgüte zarar gelmemesi için hırsızlık, içki ve zina gibi günahlar mübah sayılması,

Talimatla orucu bırakıp içkiye başlanması

Oruçlu iken bir şeyler yiyebilirsiniz. “fetvasının verilmesi,

İnsan biraz ciddi olur. Ahlak ve itikad bozulunca Allah’ın yardımı kesilir. İnsanlarda huzur kalmaz. Perişan olur.

Bir şey, kitap sünnette ne ise odur. Aksi söylenemez. Onlara aykırı talimat ve fetva verilemez.

Bir mescit yaptırmamış ama kilise yaptıran, is-lam din adamı sayılamaz. Müslümanların kafasını karıştıran Kur’an ve sünnete uymayan, müslümanlarla kavgalı, hıristiyan ve yahudilerin dostu olanları manevi dünyamızdan silip atmadan itikad bozukluğundan kurtulamayız.

 

Sonuç olarak:

İslam’ın aslını bozup, ılımlaştırmak, İslam’da re-form yapmak isteyenlere karşı samimi müslümanlar olarak karşı çıkmalıyız, tepki göstermeliyiz. Allah’ın dinine sahip çıkarak yaşamazsak, savunmazsak, nasıl müslüman kalırız? Peygamberin yüzüne nasıl bakarız?

Ehl-i sünnet çizgisinde kalabilmek, Allah’ın bir lütfu ve hidayet işidir.

Cenab-ı Allah Kur’an’da gerçek mü’mini tarif ederken:

“Onlar ki, boş ve faydasız şeylerden yüz çevirirler” buyuruyor (Mü’minun:3)

Peygamber (as)da: Hakikatı söylemeyen dilsiz şeytandır.”

“Bildiği hakikati söylemeyip susanın kıyamet gününde ağzına ateşten gem vurulacaktır” buyurmuş-tur.

 

Konuyu şöyle sonuçlandıralım:

Tarih boyunca İslam’a, Kur’an’a Peygamber (as)ın getirdiklerine hep karşı çıkılmış, düşmanlıklar yapılmış, ama kimse İslam’a Allah’ın kitabına, Rasulün sünnetine hiçbir zarar verememiş, bundan sonra da veremeyecektir. Çünkü; İslam son dindir. Hükmü Kıyamete kadar bakidir. Onun koruyucusu, Cenab-ı Allah’tır. Şöyle buyuruyor:

“Kötü tuzak ancak sahibinin ayağına dolaşır” Fa-tır, 43

“Onlar bir tuzak kurdu, ama onlar farkında olmadan biz de bir tuzak kurduk. İşte bak, tuzaklarının sonu ne oldu?” Neml.50-51

“Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Fakat bütün tuzakları tersine çevirmek Allah’ın elindedir.” Ra’d.42

Din düşmanına Allah öyle bir tokat vurur ki şairin dediği gibi:

“Allah tokatının sedası yoktur.

Vurduğu zaman devası yoktur”

Rabbim, bizi itikadı düzgün, samimi müslüman-lardan et, İslam düşmanı sapıklardan bizi ve neslimizi koru! AMİN

SELAM HİDAYETE TABİ OLANLARA!

SELAM İTİKADI DÜZGÜN OLANLARA!

ALLAH’IN SELAMI ÜZERİNİZE OLSUN.


Bu yazıyı 34 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.