ÇAĞIN HASTALIĞI STRES VE ÇARELERİ

            Çağın gelişmeleri, ‘‘dikensiz gül olmaz’’  hesabı rahatlamanın yanında mânevi sıkıntıları da beraberinde getirmiştir. Modern âletler, modern hayat, insanın yükünü hafifletmiş gibi görünüyorsa da bir yandan yükünü ağırlaştırmıştır. O yüzü gülen şen şakrak insanlar, mutlu ve huzurlu aileler yoktur artık. Büyükanne büyükbabalarla torunlar ayrılmıştır. Yaşlılar evden kovulmuş, yerlerini köpek almıştır. Bir yastıkta ömür geçiren eşler, birkaç ay sonra boşanır hale gelmiştir.

Sevginin, dayanışmanın, paylaşmanın yerini egoizm almıştır. ‘‘ Acıma acınacak hale gelirsin.’’  ‘‘ Merhametten maraz doğar.’’  İfadeleri sıkça söylenir hale gelmiştir.

Ahlak ve maneviyatın zayıflaması, insanımızı hırçınlaştırmış, hırslandırmış ve kavgası toplum haline getirmiştir. Acıma duygularını öldürmüş, merhametsiz hale getirmiştir.

İçinde yaşadığımız bize empoze edilen hayat tarzı, insanı bunaltmış ve dayanıksız hale getirmiş, sabrı, hoşgörüyü unutturmuştur.

Eskisi gibi helalleşe helalleşe ‘‘üç gün yatak bir gün toprak’’ denilen ölümler azalmış, ani ölümler almıştır.

Bir husus da dünyanın öbür ucundaki üzücü, yıkıcı, moral bozucu olaylar anında karşımıza , gözümüzün önüne getirilivermektedir. Aç insanlar, susuz insanlar, zulüm gören insanlar, üzerimizde olumsuz etkilere neden olmaktadır.

Ev ortamı, iş ortamı, okul hayatı, sokaklar huzur veren yerler olmaktan çıkmıştır.

 

STRES NEDİR?

Her çağın bir sıkıntısı olmuş, çağımızın sıkıntısı da stres. Dünyanın her yeri felaketlerle, cinayetlerle, intiharlarla, cinnetle kaynıyor. Her yerde öfke kaynıyor.

Öfke, kin, nefret ağızlardan taşıyor. İnsanlar beklenmedik işler yapıyor. Anında kızıyor, patlıyor.

Zayıflar, yalnızlığa terk edilmiş, ne halin varsa gör deniliyor. Eşler birbirine yabancı, pamuk ipliğiyle birbirine bağlı.

 

–          ‘‘ Yandım diyene ‘‘ yan ! ’’

–          ‘‘ Öldüm diyene ‘‘ öl ! ’’  deniliyor.

 

Zengin, çeket yakıyor, tabak kırıyor. Birde kırdığı tabakların parasını ödüyor, çeketi

yakan garsona ücret ödüyor.

Haberler baştan sona ölümsüz, şiddetsiz geçmiyor.

Nedir bu insanları çıldırtan stres? Stres, maneviyatın, sabrın, tevekkülün, hoş görünün ve insanlığın bittiği yerdir.

Stres, saldırı demek, baskı demek, gerilim demek, alt üst olmak, darmadağın olmak, davranış bozuklukları demek.

Stres, çağın korkulu bir hastalığıdır. İnsanı güçsüz çaresiz bırakır. Ayrıca birçok hastalığı tetikler. İnsanın rûhî dengesini bozar. Psikolojik hastalıklara neden olur.

 

 

STRESİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

 

–          Baş, sırt, ağrıları,

–          İştahsızlık,

–          Huzursuzluk, mutsuz hissetme,

–          Kusma, bulantı,

–          Korkular,

–          Unutkanlık,

–          Kısırlık,

–          Cilt bozuklukları,

–          Panik atak,

–          Merhametsizlik gibi haller, belirtilerden önemli olanlarıdır.

 

STRESİN SEBEPLERİ NELERDİR?

 

Bize olanlar, kendi elimiz yüzündendir. Sebepsiz hiç bir şey olmaz. Bize gelenler, ya iyi halimizden mükâfattır yada kötü halimizden cezadır. İnsan, hak etmeden ne mükafata nâil olur, nede cezaya çarptırılır. İnsanın sağlığı bozluyorsa, ağız tadı bozuluyorsa, zaafları ve hataları yüzündendir.

Başta insan kendisini tanımıyor, sorumluklarını bilmiyor. Zevki, mutluluğunu bozacak şeyler de arıyor.

– Kadınlarda mükemmel olma, en mükemmel olma hissi ve hırsı var. Ne yapacak, ne sürecek, nasıl giyinecek. Bu onu strese sokuyor.

Titiz olanlar var. Çamaşır suyu ile sebze yıkıyor. Sabunla ekmek yıkıyor. Eve bir

misafir gelse, halıları bıçakla kazıyor.

– Bazıları ahlakî, insanî değerlerini koruyamıyor. Mahcup olacağı, pişman olacağı işler yapıyor.

– Ölüm kaygısı olmayanlarda, ölüm korkusu var. Ona göre her şey bitecek.

– İnsanın karnı doyması ile problemlerinin biteceği inancında olanlar var. Aç karın gibi aç beyinde zil çalıyor. Sonuç çıldırıyor.

– Aşırı istekler, aşırı arzular sık sık halılar değişecek, koltuklar değişecek, araba değişecek. Doyumsuzluk stres yapıyor.

– Aile bağlarının zayıflığı, yalnızlık,

– Fıtrata ters hayat ve kötü alışkanlıklar,

– Sağlığın bozulması,

– Sosyal felâketler, deprem korkusu,

– Çevrenin gürültüsü,

– Toplumdaki olumsuz etkiler, hoşa gitmeyen görüntüler,

– Yayın organların haberleri, dizilerin olumsuz etkisi,

– Ölçüsüz harcama, yerinde harcamama borçlar, geçim derdi,

– Bilhassa taklit, özenti, insanın dengesini bozuyor.

– Yalnızlık. ‘‘Durgun suda mikrop ürer’’ denmiş. İnsanın monoton hayat, ciddi meşguliyetin olmaması,

– Yanlış eş, yanlış arkadaş ve yetiştirilmemiş evlat insanı deli ediyor.

– İnkâr hastalığı, insanın kendi gücünün üstünde bir gücün varlığını kabul etmemesi, insan yapısına zıttır. Hayatın gerçekleri ile bağdaşmaz. Kendisinin değil, hep yaratanın dilemesinin olması onu çıldırtır.

İnanmayan, hayattan zevk almaz, işe yarar işler yapamaz. Onun için inançsızlık ruhî ve manevi hastalıkların mikrobu olur.

 

– Batıl inançların insan hayatı üzerinde çok büyük olumsuz etikleri olur.

Bugüne kadar insanı mutlu etmeyen kapitalizm ve komünizm, insanların iki yakasını bir araya getirmemiştir. Sapık dinlerde insanı tatmin etmediği için bunalımlara sebep olmuştur. Toplu intiharlar olmuştur.

Birde büyü gibi, falcılık gibi, uğur uğursuzluk aramak gibi, bazı yerlere, kişilere kutsallık yakıştırmak gibi hayali şeyler insanlara bir şey kazandırmamıştır. İnsanları küçültmüştür.

– İşlenen günahların insandaki etkisi, olumsuz etkiler yapar, mahcup eder, vicdan azabına sebep olur. Kendini suçlu görür. İnsanın içini karartır.

– İffetsizlik, flört, müstehcen giyim, insan üzerinde olumsuz düşüncelere neden olur.

– Yalan söylemek, yalanların ortaya çıkma korkusu ve yalancının mumunun sönmesi,

– Şüphecilik, insanı büyük ölçüde rahatsız eder.

– Hırs insanı yer bitirir. Peygamberimiz (a.s.); ‘‘Ademoğlunun bir dere dolu altını olsa ikincisini ister. Onun ağzını topraktan başka bir şey doldurmaz.’’ (R.Salihin:23)

Bir hadiste de; ‘‘Müslüman olup da, yeter ölçüde geçimi bulunan ve onunla yetinene ne mutlu’’ (Müslim, Zühd:2453)

Kur’an da; ‘‘Başkalarına verdiğimiz dünya malına göz dikme. Onun için sakın üzülme. İnsanlara karşı alçak gönüllü ol.’’ (Hıcır:88)

Peygamber (a.s.); ‘‘ Malda, yaratılışta, evlatta kendinden üstün olana değil, kendinden aşağıda olana bak! ’’ (Seçme Hadisler:91/33)

Hırs yüzünden iç huzur sağlanamıyor. Bu yüzden kirlenme yaşanıyor. İnsan kendi kendini mutsuz ediyor.

Hırsa kapılan, hak hukuk bilmez. Haram helal bilmez. Hep kendinin olsun, başkasının olmasın ister.

– Kibir, gösteriş, gıybet, iftira gibi kötü huyları olan önce kendi zarar görür.

– Birde öfke var ki, insan sağlığını kötü etkileyen önemli sebeplerden biridir. Bugün öfke patlaması yaşanıyor.                                                                                                                 Bu sebepler nedeniyle durum hiç de iyi değil. Gün geçtikçe stres şikayetleri ve stresin sebep olduğu hastalıkların sayısı her geçen gün artmaktadır. Daha önceki insanın derdi azdı. Şimdi dert çok. Daha önce insanı ayakta tutan, direncini arttıran inanç ve maneviyat zayıf…   – Toplumun manzarası iyi değil. Her yönden insanlar birbirine yabancı. Ancak birbirine menfaat bağları ile bağlı.

– Ailelerde uyum yok, problem çok. Evlilik; anlaşırsak, gittiği yere kadar yürütürüz düşüncesi ile kuruluyor. Eşler sokakta, eğlence  yerlerinde, dans salonlarında tanışmakta ve evlilik kararını kendileri vermekte, birbirlerine ‘‘Ali, Veli, Ayşe, Fatma’’ diye hitap etmekte, kadın özgürlük peşinde.

– Hayat anlayışı, dünya görüşü insanı mutlu edecek bir anlayış değil. Dünya insanı aldatmış. Bir çokları için maddi refah artmıştır. Ama manevi huzur azalmıştır.

Herkes stresli. Hastaneler ağzına kadar dolu. Orada da doktor stresli, hasta stresli, hasta yakını stresli. Olmadık şeyden kavga ediliyor. İnsan sevmesi gerekeni dövüyor, öldürüyor.

İnsan fakir olabilir, işsiz olabilir, borçlu olabilir, hasta olabilir. Saymakla bitmeyen sıkıntıları olabilir. Ne olursa olsun insan, insanlığını unutup vahşileşmemelidir.

 

STRESİN OLUMSUZ ETKİSİ :

Bakıyorsun, insanın dengesi bozuk, davranışları normal değil. Acımasızlık, her türlü kabalık, vahşilik sergileniyor. Talimata uymadan çalıştırılan makine gibiyiz. Her an patlamaya hazır bomba gibiyiz. İnsan olduğumuzun farkında değiliz. Neden? yaratanın talimatına uymuyoruz ki?

Kırıp-yığmaktan, yakıp-yıkmaktan, kavgadan itişip kakışmaktan, hoşlanıyoruz. Haberlere bakıyorsun insanlar çıldırmış, dehşet saçıyor. Buna karşılık birde duyarsızlık, ilgisizlik var. Seyretme var insan buna da üzülüyor.

Rasûlullâh (s.a): ‘‘-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!’’ buyurdu. ‘‘-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?’’ diye sorulduğunda: ‘‘-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için’’ buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463)

Dünyada zulmedilen, işkence ile öldürülen müslümanları ve zulmeden zalimleri seyrediyor ve yüreğimiz yanıyor. Ama bir şey yapamıyoruz buda bizi strese sokuyor.

Maddi ve manevî varlığa sahip olan insan, her şeyi maddi açıdan değerlendirirse, eksik iş yapmış olur. Aç, açlığını gidermezse rahatsız olur, ruhi açlığı olanda manevî ihtiyacını gidermezse, oda rahatsız olur. Karınlar tok, vicdanlar, kalpler, beyinler aç. İşte stres! İnsan mutlu olmak istiyorsa, fıtrata uygun yaşamak zorundadır. Dünya ve ahiret dengesini kurmalıdır. Ahiretsiz dünya, insanı sıkar. Her şeye manasız bakar. Ölüp yok olacağım diye de korkular içinde yaşar.

–          Stres, birçok hastalığın kaynağıdır.

–          Stres, insanı çabuk yaşlandırır, ömür törpüsüdür.

–          Cilt bozukluluğuna neden olur.

–          Sinir, sindirim ve kan dolaşımı bozulur.

–          İştah bırakmaz.

–          Hiçbir şeyden zevk almamaya neden olur.

–          Stres, unutkanlığa yol açar.

–          Stres, şişmanlatır.

–          Panik atak, stresle ortaya çıkar.

–          Stres, kalp, damar rahatsızlıklarına neden olur. Damarları genişletir.

–          Stres, böbrek ve safra kesesi taşları yapar.

Stres deyip geçmemek lâzım insandaki dengeleri bozar. Her şeyi alt üst eder.

 

STRESİN ÇARESİ NEDİR?

İnancımıza göre her derdin bir dermanı vardır. Allah dermansız dert vermemiştir. Ölümden gayri her şeyin mutlaka dermanı vardır. ‘‘Ey Allah’ın kulları tedavi olunuz’’ diye emredilmiştir.

Manevi çareler söyle sıralanabilir;

–          Allah’a gerçek manada teslimiyet.

–          Dua ve ibadetlere sarılmak.

–          Sabretmek, kadere rıza göstermek.

–          Ümitsiz olmamak.

–          Kendinden aşağıdakilere bakıp haline şükretmek.

–          Aile bağlarını kuvvetlendirmek.

–          Cinnetin sebebi olan manevi boşluğu doldurmak.

–          Kendini üzecek, başını ağrıtacak iş yapmamak.

–          Maneviyat başta gelir. Kur’an da; Kur’an’a, ibadete yüz çevirenin sıkıntılı hayatı olacağı bildirilmiştir. (Taha:124)

–          Ezân, kurtuluşa, mutluluğa davet eder. Namaz kötülüklerden alıkoyar. Oruç tutan sıhhat bulur. Abdest alan sağlıklı olur. Dua insanın deşarj olmasını sağlar. Allah’a ahirete inanan düzenli disiplinli yaşar.

 

Kur’an da: ‘‘Bilin ki, kalpler ancak Allah’a inanmakla huzur bulur.’’ (Rad:28) buyrulur.

Erzurumlu İsmail Hakkı’nın dediği gibi: ‘‘Görelim, mevlam neyler, Neylerse güzel eyler.’’ İşte bu teslimiyet, stresten korur.

Ahiret inancı, insanı frenler iyi ve faydalı işler yaptırır.

İnsanı alçaltan, sefalete sürükleyen ne varsa, İslâm dini yasaklamıştır. İnsanların çoğu Ramazana ilgi duyduğu için suç ve suçlu oranları yok edecek kadar azalır.

İslâm’da faydacılık esastır. Müslüman tarif edilirken: ‘‘eliyle, diliyle kimseye zarar vermeyendir. Kendisi için istediğini başkaları içinde isteyendir. İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır’’ diye tarif edilmiştir.

İyi niyetli olmak insana iyiliklerin gelmesine neden olur.

İbadetler insanı rahatlatır. Tedaviyi de hızlandırır. Gandi: ‘‘Dua ve ibadet olmasaydı çıldırırdım’’ demiştir.

Kur’an da Rabbinize kulluk yapın ki, saadete ulaşasınız’’ (Hac:77) buyrulur.

İbadet ehli olan yaşlılar için ‘‘ibadet dirisi’’ denir. Atalarımız da ‘‘Nasıl zinde olmasın ki, üzerine güneş  doğmamış’’ derler.

Haline şükretmenin önemi büyüktür. Beterin beteri vardır’’ deyip haline şükretmek insanı rahatlatır. Allah: ‘‘Şükrederseniz nimetimi arttırırım’’ buyurur. (İbrahim:7)

Sabırda çok önemlidir. ‘‘Sabırla koruk helva olur. Sabreden derviş muradına ermiş’’ denir.

Sabır insanın gücünü arttırır. Stresten korur.

Tövbe etmek, insanı vicdan azabından kurtarır. Tövbe, kurtuluş kapısıdır. Arınıp temizlenmedir. Günahkârın psikolojisinden kurtarır.

Ahlaklı dürüst olmanın insan sağlığı ile yakından ilgisi vardır. Ahlaki kurallar, ferdin, ailenin ve toplumun mutluluğu için konmuştur.

Ahlaksızlar sevilmezler. Onlar mutsuz, huzursuz vicdan azabı çekerler. Suçluluk psikolojisi ile yaşarlar. Çevresi onu kırar. Yaptıkları sebebiyle yüzü kızarır. Bu durumda bunalıma düşer, intihar eder. Çünkü manevi kirlenme insanı hayattan koparır. Yaşama şevkini kırar.

Affedici ve hoşgörülü olmak, insanı mutlu eder. Sinirlilik kızmak bağırıp çağırmak ona buna beddua etmek lânet okumak insanı sıkıntıya sokar. Atalarımız: ‘‘Sövmekle şeytanın sayısı artar’’, ‘‘Keskin sirkenin küpüne zararı olur’’ demişlerdir.

Gülü bırakıp dikeni görmek, bardağın dolu tarafını bırakıp boş kısmını görmek, mutsuzluk kaynağıdır.

Yunus ne diyor: ‘‘Yaratılanı severiz yaratandan ötürü’’

Düzenli sevgi, saygıya dayanan mutlu bir aile ortamı, strese düşmeye engeldir.

Eşine, çocuklarına, baskı, korku, kavga, münakaşa ile değil sevgi ile yaklaşmak her zaman huzur ortamı oluşturur.

İşini aşını, eşini sevmeyen mutlu olmaz. Sevgi insanın yüreğini genişletir. İnsanı insana bağlar. Çiçek bile yerini severse, güzel açar.

 

03.06.1992 de İstanbul’da prof.lerin katıldığı açık oturumda; sevgi, saygı ve güvenin yitirildiği toplumlarda rahatsızlıların arttığı, gerilimin, saldırganlığın ve egoizmin arttığı, kendini küçük görme isyan gibi olayların sıkça görüldüğü açıklanmıştır.

 

            Harvard Üniversitesi, 42 yıl mezun olanlar üzerinde araştırma yapmış, mutluluğun 7 sırrını şöyle açıklamıştır:

1-      Olgun davranma ve uyum.

2-      Eğitim.

3-      İyi evlilik.

4-      Sigara içmeme.

5-      Alkol içmeme.

6-      Spor yapma.

7-      İdeal kilo.

 

(19-5-2009 Yeni Şafak)

 

Dikkat verilirse bunlar inancımızın emrettiği şeylerdir. İnancımızla stresten korunulabileceği gibi stres yenilmez değil, onu da yenebiliriz.

 

Sağlıkçılar stresi yenmek için;

–          Bir bardak ılık suda bal eritilip bir miktar limon koyup içilmesini tavsiye ediyor.

–          Bol bol sebze yiyerek stresin yenilebileceği tavsiye ediliyor.

–          Kilo yoksa, stres de yok deyip, zayıflamayı öneriyor.

–          Strese karşı bol bol kepekli gıdaların yenmesini tavsiye ediyor.

–          Geçmişin kötü anılarını çöpe atamayı öneriyor.

–          Sarımsakla, hurmanın sabahları alınması tavsiye ediliyor.

–          İşimizi, işyerimizi sevmeyi tavsiye ediyorlar. Yapılan işin angarya değil de insanlığa hizmet olduğu düşünülmelidir. Eve iş taşınmamalıdır deniliyor.

 

Din büyüklerimizin de stres karşı tavsiyeleri şunlardır;

–          Önce doğru inanç sağlam itikat.

–          İnancının gereğini yapmak.

–          Üç aza dikkat etmek. (Az ye, az konuş, az uyu)

–          Dünyada misafir olduğunu, yolcu olduğunu unutmamak.

–          Elindeki nimete şükretmek, hırsa kapılmamak.

–          Haline razı olmak, şikayet değil, şükretmek.

–          İstişare etmek.

–          Okumak, sohbet etmek, sohbetlere katılmak.

–          İyilikleri sürekli arttırmak.

–          Kötü alışkanlıklardan uzak durmak.

–          Beden ve ruh sağlığını korumak.

–          Karnı doyururken beyni de doyurmak.

–          Önemsiz şeyleri dert edinmemek.

–          Hüsnü-zanda bulunmak.

–          Her şeyde bir hayır vardır demek.

–          Müstehcen, şiddet, karamsar yayınlar yapan televizyonlardan uzak durmak.

–          Boş durmamak, bir şeylerle meşgul olmak.

–          Fıtrata uygun davranmak.

–          Hayat verici davetler içeren ilâhi reçeteyi uygulamak, rehber olarak gönderilen Râsüle uymak

–          Üzüntü ve sıkıntılara karşı ‘‘Allah beni imtihan ediyor’’, ‘‘Buda geçer’’ deyip olayları sabırla karşılamak.

–          Beddua almamak, mazlumun ahını almamak.

 

Sonuç olarak; maddi mikrobik hastalıkların bir sebebi ve çaresi olduğu gibi manevi

hastalıklarında sebepleri vardır. Çareleri vardır.

Allahâ inanan kendini yalnız güçsüz hissetmez. Her zaman duasına cevap veren ve yardım eden Rabbinin olduğunu bilir.

Kendini yalnız hisseden insan, çağın vebâsı olan stresten kendini koruyamaz.

Strese karşı Japonlar bağırıyor çağırıyor. Avrupalı yakıyor yıkıyor. Telefon fırlatıyor. İspanya kızgın boğaların önünde koşuyor. Hintli ağlıyor. İsrail hep taşkınlık ve zulüm yapıyor. Araplar sırt üstü yatıyor, hep dinleniyor. İşte böyle stres atmaya, deşarj olmaya çalışılıyor.

Bizde bir kesim stres atmak için felekten gün çalıyor. Zaman öldürüyor, gerilimi arttıran müzik dinliyor. Alkole, sigaraya sarılıyor. Eğlence merkezlerine koşuyor, dans ediyor, çeket yakıp, tabak kırıyor, naralar atıyor. Bunlar rahatlatıcı, dinlendirici şeyler olmuyor. Aksine stres arttırıyor.

Allah çağın vebası stresten bizleri korusun. Hepinize sağlık sıhhat ve mutluluklar dolu bir ömür, sonunda pişman olmayacağınız bir hayat niyaz ediyorum.

Allah’a emanet olun…

 


Bu yazıyı 742 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here