Cenab-ı Allah’ı bu nesil pek tanımıyor. O’nun hakkında doğru bilgisi olmadığı gibi O’na itaat da etmiyor. Modern hayat, insanımızı Allah’tan, dinden, peygamberden uzaklaştırıyor.

İlk yaratılışta ‘‘Ben Rabbiniz değil miyim?’’ sorusuna ‘‘Evet, sen bizim Rabbimizsin’’ ahdi unutuldu.

Gençler aralarında ve ana babalarıyla Cenab-ı Allah’ı tartışıyor. Büyüklerin bile Allah’la ilişkileri ve Allah inançları sağlıklı değil. Akaid bilgileri zayıf. Cenab-ı Allah’a nasıl inanmalıyız? Şirk nedir? Küfre götüren haller nelerdir? tam olarak bilinmiyor.

Bu durumdan istifade ederek haşa Cenab-ı Allah’ı, peygamber (as)’ı bile istismar edenler ve kullananlar oluyor.

Bu, itikat bozukluğudur., Ruhsal hastalıktır. Bakır köylük, Manisalık vakadır.

Cenab-ı Allah’la ilgili iftiralar, peygamber (as)’ın istismarı, fıkıhçılara ve akaid kitaplarına göre küfre götüren hallerdendir.

Cenab-ı Allah peygamberlerine Cebrail (as) vasıtasıyla din vahyetmiştir. Peygamberi ile konuşmamıştır.

Cenab-ı Peygamber vefat ettiği zaman Ashabı Kiram fazlasıyla üzülmüş: ‘‘Biz onun ölümünden çok vahyin kesildiğine ağlıyoruz’’ demişlerdir.

Allah Resûlü vefat ettikten sonra dünya ve dünya ile tasarrufu bitmiştir. Kendisinden sonra dört halife ile bir ilişkisi, herhangi bir irtibatı olduğuna dair hiçbir kaynakta bilgi yoktur.

Varlık alemini yaratan, rızıklardan yaşatan âlemlerin Rabbi, yegane sahibi Cenab-ı ALLAH’tır.

Mülk o’nundur.O’ndan başka yaratıcı yoktur.

– ‘‘Gökleri yükseltmiş ve denge, ölçü koymuş olan Allah’tır. (Rahman:7)

– ‘‘O’nun yaratmasında hiçbir aksaklık yoktur.’’ (Mülk:3-4)

Her bir insan, Allah’a imandan sorumludur.

Kelime-i tevhid, Kelime-i şehadet Müslüman olmanın anahtarıdır.

Kur’an’da: ‘‘İşte sizin Rabbiniz Allah’tır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır….’’ (En’am:102) buyrulur.

Hangi milletten, hangi inanç bölgesinden olursa olsun yaratılan varlık alemi, canlı cansız varlıkları ile o kimseyi Allah’a götürmelidir. Çünkü Cenab-ı Allah insana akıl gibi bir yetenek vermiştir. Bu akıl nimeti hayvanlara vermemiştir.

Eğer insan Allah’ı bulup ona inanamaz, O’na kulluk edemezse, anlamsız şeylere inanacak ve onlara kul olacaktır. Cahiliye devrinde Araplar putlara tapmıştır. Roma’da, Yunanlılar da her şeyin bir tanrısı vardı. Meselâ; Budistler Buda heykeline tapmaktadır.

Bugün Allah’ın varlığına her şey şehadet ediyor, ‘‘Allah var’’ diyor.

Bir öğretmen Allah kötülüğü niye yaratmış? diye sorunca öğrenci: ‘‘Aslında soğuk diye bir şey yoktur. Sıcağın olmaması hali vardır. Karanlık diye bir şey yoktur. Işık olmayınca karanlık olur. Aslında kötülükte yoktur. Kötülük yapan insan vardır’’ demiştir.

Newton’a Allah var mı? demişler:

Tabiî ki var, ‘‘işte’’ demiş gece gökyüzünü göstermiştir.

Aslında insanın yapısı, aklı, ruhu, DNA’sı parmak izi, sesi hiç kimseninki bir başkasına benzememesi başka delil aramaya gerek bırakmaz.

Dünyada kendi kendine olan hiçbir şey yoktur.

Görmediğime inanmam demek, taş cansızdır demek kadar anlamsızdır. Kör: Ben güneşi görmüyorum, güneş yoktur derse güneş yok mu olur?

Bir ilim adamının dediği gibi nerede bir şey varsa, orada Allah vardır.

Peygamber (as)’ın davetinin özünü, Allah’a iman ve tevhid inancı teşkil eder. İnsanımıza da filozofların haber verdiği tanrı değil. Peygamberin haber verdiği ALLAH gerekir.

Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurur:

– ‘‘Kim Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın kulu ve Resûlü olduğuma inanırsa, Allah ona ebediyen cehennem ateşini haram kılmıştır.’’ (İ.Canan Hadis Ans:1/27)

Bir zamanlar bir Fransız dergisi Allah’ı kapak yapmıştı. Araştırma şöyle özetlenmiştir:

– ‘‘Uzayda ve dünyada yapılan bilimsel araştırmaların sonuçları, ister istemez Allah’a imana zorluyor.’’

1992 de Uzay yolculuğu yapan Kazak bilim adamı:

– ‘‘Uzaya çıktığımda Allah’ın büyüklüğü karşısında titredim’’ demiştir.

 

            Allah’a inancımız Nasıl olmalıdır?

– İman, taklid-i iman olmamalıdır.

– İmanda şüphe, eksiklik, fazlalık olmamalıdır.

– İnanan, neden inandığını ifade edecek delil göstermelidir.

Bir öğretmen arkadaşına sordum:

– Sen Allah’a inanıyor musun?

– ‘‘Evet’’ dedi. Nasıl dedim. Bana gökte uçan küçücük canlıyı gösterdi.

Birine sormuşlar Allah var mı? ‘‘Evet’’ demiş ve Hep onun dediği oluyor benim değil demiş.

Bir öğrencime sordum.

– Allah’a inanıyor musun?

– ‘‘Evet’’ dedi.

– Delilin ne? dedim.

– ‘‘Benim varlığım’’ demişti.

– Allah’a inanan, Allah’ın zatını değil, varlığı ve yaratıcılığını düşünmelidir. Çünkü: Bizim aklımız Allah’ın varlığını kavrayamaz.

– Allah’ın varlığı kendin dendir, evveli, sonu yoktur. Her şeyi bilir, görür, işitir.

– Allah’ın şekli yoktur. Bir yerde eğleşmez. ‘‘Gökteki Allah’’ demek doğru olmaz. O, her yerdedir.

Peygamber (as): ‘‘Allah’la ilgili ne gibi bir şekil aklınıza gelirse, Allah başkasıdır’’ demiştir.

Yunus:

‘‘Yücelerden Yücesin,

Kimse bilmez nicesin’’ demiştir.

 

– Allah adı, hiçbir kelimeden türememiştir. O’nun özel ismidir.

Kur’an’da: O Allah’ın eşi ve benzeri yoktur.’’ (Şura:11)

Başka konularda olduğu gibi Allah’a iman konusunda da imanı zayıf, aklı az olanlara vesvese gelir. Böyle zamanlarda peygamberimiz vesveseye itibar etmeyip Kelime-i şehadet getirmemizi tavsiye etmiştir.

Geçmiş dönemlerde, Allah’tan şeker istetenler olurdu. Sırf Allah’ı inkâr, ahireti inkar için maymundan geldiğimizi söyleyen hayvan azmanları olurdu.

İsmet İnönü’nün hayatta bir defa Allah’ın adını ağzına aldığı söylenir. Oda birine ‘‘Allah belânı versin’’ demiştir, deler.

Bazıları da sadece ‘‘Allah ısmarladık’’ derken Allah’ın adını ağızlarına alır.

Hıristiyanların Teslis (üçleme) denilen bir inançları vardır. (Baba-oğul-kutsal ruh)

Yahudilerin tanrısı da yahova dır.

Allah’ı inkar eden Dehrî için İmam-ı Azam çocukken sorar.

– Bu adamı görüyor musunuz? ‘‘Evet’’ bu adamın şapkasını görüyor musunuz? ‘‘Evet’’ derler. Bu adamın aklını görüyor musunuz? ‘‘Hayır’’ derler. ‘‘Yok ki ne göresiniz diyerek susturmuştur.

 

Biliyorsunuz Hz. Ali (ra) peygamberimizi namaz kılarken gördü, çocuktu.

Hz. Ali (ra):

– Bu ne? diye sordu.

Peygamberimiz ona Allah’tan İslâm’dan namazdan bahsedince:

– ‘‘Bende Müslüman olacağım’’ demiştir.

Peygamberimiz ona:

– Babana bir danışsan, dedi. Hz. Ali şu cevabı verdi:

– Allah beni yaratırken babama mı danıştı ki, ben Allah’a inanmak için babama danışacağım!’’ Kelime-i şehadet getirip Müslüman oldu.

 

Kur’an Cenab-ı Allah’la ilgili şunları söyler:

Tehvid Akidesinin en özlü ve anlamlı sûre olan ihlâs sûresinde şöyle geçer:

– ‘‘Deki: O, Allah birdir. O, hiçbir şeye muhtaç değildir. Her şey O’na muhtaçtır.

O, doğmamış, doğrulmamıştır. O’nun hiçbir benzeri, eşi dengi yoktur.’’

Bakara Sûresi 255. ayette de:

– ‘‘Allah’tan başka tanrı yoktur. O, diridir. Kendisine uykuda gelmez uyuklama da. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O’nundur. İzni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir. O kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. O’nun bildirdiklerinin dışında insanlar hiçbir şeyi bilemezler. O, yerde ve gökte her yerdedir. Onları görüp gözetmek, kendisine zor gelmez. O, yücedir en büyüktür.

Bu ayetlere göre Cenab-ı Allah tektir. Allahın çoğulu yoktur.

Bir hadiste:

– Kim Allah’tan başka ilâh olmadığına şehadet ederse, Allah ona cehennemi haram, cenneti vacip kılar.’’ (B.Hadis Külliyatı:1/17)

– ‘‘Kim Rab olarak Allah’ı, din olarak İslâm’ı, peygamber olarak Muhammed’i seçerse, cennet vacip olur.’’ (Age:1/17)

 

            Allah Nerededir?

            Zaman zaman ‘‘Gökteki Allah şahit’’ gibisi ifadeler duyarız. İslam İnancına göre; Allah mekandan münezzehtir.

 

Yunus ne güzel ifade etmiş:

– ‘‘Ne yerdesin ne gökte,

– Her yerdesin her yerde.’’

 

Allah ilmi ve kudreti ile her yerdedir. Yoksa, zatı ile şuradadır, denemez.

Peygamberimiz miraca Allah gökte olduğu için gök yüzüne çıkmamıştır.

Allah bir şahısta bir yerde tecelli etmez.

Turdağın’da Musa peygamber, Allah’ı görmek istemiş, görememiştir.

Allah: ‘‘Sen beni göremezsin’’ demiştir.

 

Bazı sapıkların: ‘‘Allah’ı görüyorum. O’nunla konuşuyor emir, alıyorum’’ demesi, İslâm inancı ile bağdaşmaz. O zaman Allah’a şekil ve mekân yakıştırılmış olur ki, insanı küfre götürür.

Bazıları ‘‘göktekiler işime karışmazsa’’ diye konuşuyor. Bu sözde sakıncalıdır.

Cenab-ı Allah şekilden de münezzehtir. Bu konuda peygamber efendimizin bir tavsiyesi vardır.

– ‘‘Allah’ın zatını düşünmeyiniz. O’nun yarattıklarını düşününüz’’ der.

Kur’an’da: ‘‘Allah’ın hiçbir benzeri yoktur’’ (Şura:11) buyrulur.

Geçmişte tanrılarını şekillendirenler, tanrılarının putlarını dikmişlerdir. Biliyorsunuz İbrahim (as) putları kırmıştı. Araplar Kâbe’yi 365 tane putla doldurmuşlardır. Buda’nın heykelleri dikilmiştir.

Kısacası Allah cisim ve madde olmadığı için şeklide yoktur.

 

            Allah’tan başka yaratıcı yoktur:

            Alemleri yaratan Allah’tır. Allah’tan başka yaratıcı yoktur.

Yaratmak, yoktan var etmektir. Bizim ‘‘yaratıcı, yarattı’’ dememiz doğru değildir. Bizim yaptığımız şey var olan şey üzerinde değişiklik yapmaktır.

Yaratıcılık Allah’ın sıfatıdır. ‘‘Tabiat ana’’ demek gülünçtür. Tabiat yaratılmıştır.

Kur’an’da: ‘‘Her şeyin yaratıcısı Allah’tır.’’ (En’am:102)

 

            Allah’ı görebilir miyiz?

            – ‘‘Allah olsaydı görürdük.’’

– Madem var, haydi göster’’ diyen körler oluyor. Kendilerini yaratan, rızıklandıran yaratıcıyı ve yaratılanları göremeyen körler oluyor.

İnsanın var olup da göremediği o kadar çok şey var ki, belki görülenden daha çok. Böyle bir söz akla da, ilmede aykırı bir şeydir.

Sorsak ruh, akıl, enerji, sudaki oksijen, hidrojen, teldeki enerji, havadaki azot, demirdeki kalsiyum vs… görülen şeyler mi? Ama inanıyoruz.

Bizim gözümüzün yapısı, bazı şeyleri görmeye müsait değildir. Meselâ melek vardır. Şeytan vardır. Ama göremeyiz. Bunlar inkâr edilebilir mi?

Kur’an’da şöyle buyruluyor:

– Ona gözler erişemez. (En’am:103)

– Musa peygamber görmek istedi. O’na: ‘‘Sen beni göremezsin’’ buyruldu. (A’raf:143)

Peygamber (as) bu konuda şöyle demiştir:

– Dünyada Allah’ı görmek hiçbir kimseye mümkün ve muvafık değildir.’’ (Hadis Ans:17/1328)

İslâm alimleri, dünyada Allah’ın görülemeyeceği konusunda ittifak etmişlerdir.

Hz. Aişe (ra) peygamberin miraçta Allah’ı gördüğünü söyleyen, yalan söylemiş olur’’ der.

 

Osmanlı alimlerinden Ömer Nesefi: ‘‘Allah’ı gördüğünü söyleyen sapıktır.’’ (Akaid:91)

Peygamber (as), Miraçta Cenan-ı Allah’ı baş gözü ile değil, kalp gözü ile görmüştür.

Miraçtan gelince sormuşlar:

  • Allah’ı gördün mü?
  • O bir nurdur nasıl göreyim cevabını vermiştir.

Allah’ı gördüm diyen Cenab-ı Allah’a iftira etmiş olur. (Ömer Nesefi Akaid:91-93) ‘‘Onunla Konuştum’’ diyen Allah’a iftira etmiş olur. İslâm inancına göre imanından olur.

 

İmam-ı Azam ‘‘Peygamber (as) Miraçta Allah’ı kalp gözü ile görmüştür.’’(Fıkh-Ekber:154)

Allah’ı kimse rüyada da göremez.

Cenab-ı Allah’ı müminler cennette görecekler.

Kur’an’da Kıyame sûresinin 22-23-24. ayetlerinde

– ‘‘Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl  parlayacaktır. Rablerine bakacaklardır. Yüzlerde vardır ki, o gün buruşacaktır.’’ buyrularak mü’min Rabbinin nur cemalini cennette görecektir.

Peygamberimiz Ashabın:

– Allah’ın göremeyecek miyiz? Sorusuna,

– Siz Allah’ı cennete dolunayı gördüğünüz gibi göreceksiniz’’ cevabını vermiştir. (R.Salihın:1055)

Akaid kitaplarında da mü’minlerin Cenab-ı Allah’ı ancak cennette görebileceği ifade edilmiştir.

 

            Yerde gökte ne varsa Allah’a aittir.

Cenab-ı Allah her zaman her yerde kulları ile beraberdir. ‘‘Allah kullarına şah damarından daha yakındır.’’ (Kâf:16)

Allah her şeyi görür, bilir. Ondan gizli hiçbir şey yoktur.

Kıyamet günü kullarına soracak

– Kulum, ben hep seninleydim, ya sen kiminleydin?

Allah Resûlü: ‘‘Kişi sevdiği ile beraberdir’’ diyor.

Kur’an’da: ‘‘Firavuna tabi olanlar kıyamet günü onunla beraber hesaba çekilecektir’’ buyruluyor.

Dünyada kim kiminle beraber olursa, ahirette de onunla beraber olacaktır.

Her şeyin sahibi Allah’tır. Mülk O’nun, hüküm O’nun ve hakimiyet O’nundur.

– ‘‘Allah’ın izni olmadan ağaçtan bir yaprak düşmez.’’ Allah yüceler yücesidir.’’(Furkan:2)

Bu durumda kul Cenab-ı Allah’ın hükmüne razı olmalı, bir iş yapacağı zaman inşallah, Allah izin verirse demelidir.

Kur’an’da şöyle bir uyarı yapılmıştır:

– ‘‘Her hangi bir şey için inşallah demeksizin. Ben onu yarın yapacağım deme!’’ (Kehf:23)

Bir şey Allah izin verirse, Allah dilerse olur. Peygamberimize bazı sorular sorulmuştu. Peygamberimiz yarın cevap veririm dedi. İnşallah dememişti. O Cebrail’i  beklerken ‘‘inşallah’’

demediği için Cebrail gelmemiştir.

 

            Kulun Allah’a karşı vazifeleri vardır:

            – Kul önce Allah’ı her şeyden çok sevmelidir. Kul Allah’ı severse, Allah da onu daha çok sever.

Sevgilerin en büyüğü Allah sevgisidir. Bu sevgi diğer sevgileri de içine alır. Allah’ı sevmeyen peygamberi sevemez, insanı sevemez, yaratılanı yaratandan ötürü sevemez.

Allah’ı seven Allah’a itaat eder, Emirlerini yerine getirir. Haram günah konusunda da Allah’tan korkar. Yaptığını Allah rızası için yapar ve Allah’tan gelene râzı olur.

Allah’ı seven, verdiklerinden dolayı hamd eder, şükreder, nankörlük yapmaz.

Hz. Ali (ra) savaşta düşmanını öldüreceği anda yüzüne tükürünce öldürmekten vazgeçer. Sebebini soranlara: ‘‘Ben onu Allah rızası için öldürecektim. Yüzüme tükürdükten sonra nefsim için öldürmüş olurdum’’ der.

 

Peygamberimiz anlatır:

– ‘‘Bir adam birini ziyaret için yola çıktı. Melekler:

– Nereye?

– Falana ziyarete gidiyorum.

– Akraban mı?

– Hayır.

– Elde edeceğin bir menfaat var mı?

– Hayır ben onu Allah rızası için ziyaret ediyorum.’’

Melek ona dedi ki:

– ‘‘Sen onu nasıl seviyorsan Allah da seni öyle seviyor.’’ (Müslim, Birr:38)

 

Bir kutsi hadiste bildiriliyor:

– ‘‘Kulum beni sevince bende onu severim. Onu sevince onun âdeta konuşan dili, işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum.’’ (Buhari Rikak:38)

 

Peygamberimiz: ‘‘Allah’ı kullarına sevdirin ki, Allah da sizi sevsin’’ buyurur. (Ramuz el-Ehadis:273/7)

 

Allah kimi sever?

– Sevenleri sever, Rızasını gözetenleri sever.

– Kulluk yapanları sever.

– Sabreden, şükredenleri sever.

– Doğruları sever.

– Günahtan, haramdan kaçınanları sever.

 

Peygamberimiz: ‘‘Allah’ın yanındaki sevgisini öğrenmek isteyen, Allah’ın kendi yanındaki sevgisine baksın.’’ demiştir.

Sevgi karşılıklı olur.

– Allah kendisini seveni korur ve korkular dan emin kılar.

Allah’ı seven peygamberi de sever. Kur’an’da:

– Resûlüm! Deki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.’’ (Al-i İmran:31) Allah seveni merhametiyle muamele eder.

Allah, ahlakı bozuk olanı, isyankarı fitne fesat çıkaranı, günaha girmekten korkmayanı, utanmayanı, hak hukuka riayet etmeyeni sevmez.

Kimi sevmediğini peygamberimiz şöyle özetler:

– ‘‘Allah üç kişiyi gazap eder;

  • Tok iken yemek yiyeni,
  • Uykusu yokken uyuyanı,
  • Sebepsiz yere güleni.’’ (Ramuz el-Ehadis:267/8)

 

– ‘‘Allah’ın hiç sevmediği şey boşanmaktır.’’ (Age:8/2)

 

– Allah’ın sevmediği üç kişi şunlardır:

  • Mahremiyete riayet etmeyen,
  • Cahiliye adetlerini yaşatan,
  • Haksız yere kan döken.’’ (Age:8/5)

 

– Allah doğruyu yanlış, yanlışı doğru göstermeye çalışanı hiç sevmez.’’ (Age:8/6)

 

– ‘‘Kıyamet günü Allah’ın affetmeyeceği kimseler şunlardır:

  • Allah’a şirk koşan,
  • Müslüman kardeşine kin besleyen,
  • Zina eden,
  • Hırsızlık yapanı,
  • Akraba ilişkilerini keseni,
  • Gururlananı,
  • Haksız yere müslüman kanı dökeni,
  •            Faiz yemekte sakınca görmeyeni,
  • İçki düşkünü olanı.’’

 

Kur’an’da Allah’ın sevmedikleri şunlardır:

– ‘‘Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Bilin ki, Allah kafirleri sevmez.’’ (Al-i İmran:32)

– ‘‘Allah zalîmleri sevmez.’’ (Al-i İmran:57)

– ‘‘Allah hainlik edenleri sevmez.’’ (Enfal:58)

– ‘‘Allah israf edenleri sevmez.’’ (A’raf:31)

– ‘‘Allah şımarıkları sevmez.’’ (Kasas:76)

– ‘‘Allah bozguncuları sevmez.’’ (Kasas:77)

 

Allah’tan korkmak her kulun vazifesidir:

Allah korkusu, tedirgin eden bir korku değildir. İnsanı kötülüklerden alıkoyan, insanı

Allah’a yaklaştıran bir korkudur.

Allah’tan korkan, başka bir korku taşımaz. Allah’tan korkmayan birçok şeyden korkar.

 

Peygamberimiz (sav):

– Allah korkusu, her hayrın, her iyiliğin başıdır.’’ (Ramuz el-Ehadis:277/8) der.

 

Kutsi Hadiste buyrulur ki:

– ‘‘İki korkuyu cem etmem. Dünyada benden korkmayanı, ahirette korkuturum. Dünyada benden korkanı ahirette emin kılarım.’’ (Age:329/8)

Biri Hz. Ömer’e:

– Allah’tan kork ya Ömer! der. Hz. Ömer, düşer bayılır. Sararmış yüzü, kısık sesi ile:

– Ömer de kim oluyor, Allah’tan korkmayacak’’ diyor.

 

Hz. Ömer (ra): Çölde bir çobana rastlar. Çoban genç delikanlıdır. Ona:

– Koyunlardan birini satar mısın?

– Satamam, onlar benim değil.

– İyi ya, kurt kaptı dersin, öldü dersin.

– Diyemem.

– Efendin nereden bilecek?

– O bilmeye bilir. Ama Allah biliyor’’ diyor.

 

Bir gün Hz. Ömer Halife iken sokakları dolaşıyor. Bir duvarın arkasından ana ile kızın şu konuşmasını dinliyor. Ana soruyor:

– Kızım süte su kattın mı?

– Hayır ana, Ömer ne dedi.

– Ömer nereden görecek kızım.

– Ömer görmüyorsa, Allah da mı görmüyor.’’

Hz. Ömer (ra) Bu kızı oğlu Abdullah’la evlendirmiş. Onlardan da Ömer bin Abdul Aziz gibi bir insan dünyaya gelmiştir.

 

Yusuf (as)’ın Zeliha’dan dolayı Allah korkusu, onu sultanlığa yükseltmiştir.

Allah’ı olmayanın ahlakı olmaz. Atalarımız: ‘‘Kork Allah’tan korkmayandan’’ demişlerdir.

Akif de:

Ne irfandır veren Ahlaka yükseklik ne vicdandır.

Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.

Allah’a karşı vazifelerimizden biride ana babamıza, çocuklarımıza karşı merhametli davranmaktır.

Allah’a ana babaya itaattan sonra çocuklarımızı cehennem ateşinden korumamızı emrediyor. (Tahrim:6)

Peygamberimiz de: ‘‘çocuğun ilk sözü; ‘‘Lâ ilâhe illallah’’ olsun. 7 yaşında namazı öğretin. 10 yaşında kılmalarını sağlayın’’ diyor.

Kur’an’da: ‘‘Allah’a kulluk edin. Şeytana kulluk etmeyin.’’(Nahl:36) Kulluk ancak Allah’a olur. Allah’tan başkasına kulluk yapılmaz. Secde yapılmaz. Rükû yapılmaz. Allah’tan başkası için kurban kesilmez. Allah’tan başkasından yardım istenmez.

Kur’an’da: ‘‘Ölünceye kadar Rabbine kulluk et.’’ (Hıcır:99) emri var.

Kul, Allah’a hüsnü zanda bulunmalıdır. Allah’ın rahmetinden ümit kesmemelidir.

Kul, itaat ve ibadeti terk ederek Cenab-ı Allah’la zıtlaşmamalıdır. Allah tanımazlık etmemelidir. Unutulmak istemiyorsa kul, Allah’ı unutmamalıdır.

Kul, Allah’a güvenip dayanmalıdır.

Akif ne güzel söylemiş:

Allah’a dayan, saye sarıl, hikmete râm ol.

Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.

Bir şair de şöyle diyor.

‘‘Güvenirsen Allah’a güven.

Murat almaz yüz çeviren.’diyor.

Rabbim bizi hatalarımızdan dolayı cezalandırmasın, rahmetinle muamele etsin. Kendisine kul, Muhammed (as)’a ümmet olmak nasip etsin.

Allah’ın rahmeti, bereketi, ihsanı, ikramı üzerinize, üzerimize olsun.

Selam hidayete tabi olanlara.


Bu yazıyı 365 kişi okudu.

Araştırmacı Yazar
Mustafa ÖSELMİŞ