Çileli Yolculuk Hicret

a)       Hicret Nedir?

1 Muharrem Hicretin yıldönümü. Bütün Müslüman kardeşlerimize kutlu olsun. Birliğimize, beraberliğimize ve hayırlara vesile olsun inşallah.

1 muharrem, İslam aleminin yılbaşıdır.

Sözlükte hicret, terk etmek, ayrılmak, bir yerden başka bir yere göçmek demektir.

İslam terminolojisinde ise hicret; Hz. Peygamber (a.s)’ın ve O’na inananların 622 tarihinde Mekke’den Medine’ye göç etmeleri demektir.

Hicretin İslam tarihinde büyük bir önemi vardır. Tarihi bir dönüm noktasıdır. Buna göre hicret; kaçış değil, arayıştır. Hicret korkudan değil ilahi emirle olmuştur. 13 yıllık Mekke döneminden sonra hicrete izin verilmiştir.

*             *             *

b) Eza Cefa:

İslam’ın gelişinden sonra müşriklerden bazıları, menfaatlerinin ellerinden gideceği korkusuyla peygamber (a.s)’a inanmadılar. Gördükleri mucizeler bile onların iman etmesine yetmedi. İslam peygamberine karşı çıktılar. Ne istiyorsan iste, davandan vazgeç; mal mı istiyorsun, başkanlık mı istiyorsun, kadın mı istiyorsun, ne istiyorsan verelim dediler. Peygamberimiz reddetti. Devreye amcası Ebu Talib’i soktular. Ebu Talip, peygamber (a.s)’a: “Böyle böyle diyorlar, ne diyorsun?” deyince peygamberimizin cevabı: “Sen ne diyorsun amca. Vallahi güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler, davamdan asla vazgeçmem.” oldu.

Bunun üzerine müşrikler peygamberimize ve ona inananlara karşı zulmü, şiddeti arttırdılar, çok acımasız davrandılar, çok kaba davrandılar. Peygamberimizin üzerine işkembe boşalttılar. O’na “deli” dediler, “büyülenmiş” dediler, “ebter” dediler, Kur’an ayetleri ile alay ettiler.

Peygamberimiz, amcası Ebu Talib’i ve Hz. Hatice validemizi kaybedince şiddet ve baskı daha da arttı.

Bu arada Müslümanlara karşı her yönden boykot ilan ettiler. Müslümanlar büyük sıkıntılar çektiler…

Müslümanlara dayanılmaz işkenceler uyguladılar…

Sümeyye Hatun inancı uğrunda ilk şehide oldu. Eşi Yasir feci şekilde şehit edildi. Hz. Bilal Habeşi kızgın çöl güneşi altında, ağır taşlar üzerine konarak işkenceye tabi tutuldu ama nefesi yetmediği anlarda şehadet parmağını kaldırarak “Ehad ehad, ALLAH BİR” diye haykırdı. Kafirlerin işkencesi müminleri hak yoldan döndürmedi, imanlarında asla taviz verdirmedi.

*             *             *

                c) İlk Hicret:

Peygamber (a.s) çok sıkılmıştı. Hem biraz rahatlamak hem de İslam’ı anlatmak arzusuyla Taif’e gitti. Taifliler peygamberimizi iyi karşılamadılar. Taşladılar, mübarek vücutlarından kanlar aktı. O sırada Cebrail: “İste Ya Resulallah! Şu iki dağı birleştirip bunları helak edeyim.” dedi. Peygamberimiz: “Ben lanet değil, rahmet peygamberiyim.” cevabını verdi.

Yapılan baskı ve zulümler iyice artınca 80 kadar Müslümanın Habeşistan’a hicret etmelerine izin verildi. Müşrikler, Müslümanların peşlerini bırakmadı. Habeşistan Kralından Müslümanların kaçak olduğunu söyleyip geri istediler. Kral, Cafer-i Tayyar’dan İslam hakkında bilgi istedi. Cafer-i Tayyar şunları söyledi:

“Biz cahildik, putlara tapar, leş yerdik, fuhuş yapardık, hak hukuk tanımazdık. Kuvvetli zayıfı ezerdi. Allah, Muhammed’i peygamber olarak gönderdi. O bize emaneti gözetmeyi, hak hukuka riayet etmeyi, haramdan, kan dökmekten, fuhuştan, yalandan, yetim malı yemekten, namuslu kadına iftira etmekten sakındırıyor. Allah’a ibadeti, insanlara yardımı emrediyor. Biz O’na inandık, kavmimiz bize düşman kesildi. Bize zulmettiler, biz de size sığındık.” dedi.

Necaşi, Müslümanlara sahip çıktı, müşriklere teslim etmedi

*             *             *

                d) Medinelilerin Daveti:

                İslam’a girmeyi can atan Medineli bazı kimselerle peygamber efendimiz Akabe tepesinde konuştu. Medineliler, Allah yolunda canla başla çalışacaklarına, Muhammed (a.s)’ı canları gibi koruyacaklarına ve İslam’ın emirlerine tam riayet edeceklerine dair peygamberimizin elini tutarak söz verdiler. Peygamberimizi ve Müslümanları Medine’ye davet ettiler.

Medine’ye ilk hicret eden Ebu Seleme oldu. Çok eziyet görmüştü.

Süheyb bin Sinan, çok zengindi. Çok alacağı da vardı. Hicrete karar verdi. Önüne geçtiler, bırakmadılar. Suheyb, onlara dedi ki:

“Alacaklarımdan vazgeçersem ve mallarımı size bırakırsam bana gitmem için izin verir misiniz?” evet dediler. O da  her şeyini bırakarak Medine’nin yolunu tuttu.

Hz. Ömer de, Kâbe’yi tavaf etti silahlarını kuşandı yüksek sesle:

“Bende Allah yolunda hicret ediyorum, karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak, anasını ağlatmak isteyen varsa önüme çıksın.” dedi. Yanındaki Müslümanlarla yola çıktı.

Göçlerin arkası kesilmedi. Grup grup göçler devam etti.

Geride Hz. Ebubekir kalmıştı. O da göç etme arzusunu peygamber efendimize bildirmişti. Peygamber ona:

“Acele etme Allah belki sana bir arkadaş verir.” dedi. Kısa bir zaman sonra peygamberimize de izin çıktı.

*             *             *

                e) Suikast:

                İslam’ın yayılmasını önleyemeyen müşrikler toplandılar. “Muhammed’i hapsedelim” diyenler oldu. “Mekke’den sürüp çıkartalım.” diyenler oldu. Ebu Cehil: “Bunlar çare değildir. O’nu öldürelim, işi bitsin.” dedi. Her kabileden birer güçlü kuvvetli insan seçtiler, bir anda saldıracaklar, kimin öldürdüğü belli olmayacaktı.

Peygamber (a.s), Hz. Ali’yi çağırdı: “Bu gece benim yatağımda yat. Sabah da Muhammedü’l-Emin deyip teslim edilen “Emanetleri bir bir sahiplerine ver.” dedi.  Gece de suikastçılar evin etrafını çevirmişlerdi. Peygamber (s.a.v), Yasin suresini okuyup, yüzlerine bir avuç toprak serperek aralarında çekip gitti. Hiçbiri O’nu görmedi.

Sabah suikastçılar hep birden içeriye girince, Hz. Ali’yi gördüler. Deli oldular. Hemen Ebubekir (r.a)’ın evine koştular. Kızı Esma’ya:

“Baban nerede?” dediler. Esma:

“Bilmiyorum.” dedi. Ebu Cehil Esma’yı tokatladı.

Müşrikler, işi bırakmak niyetinde değillerdi. Bir ilan yaydılar: “Muhammed’i ölü veya diri yakalayana 100 deve.” vadettiler. Ödül avcıları büyük ödül için yollara düştüler.

Allah Resulü doğup büyüdüğü yerden ayrılırken:

“Ey Mekke! Sen Allah katında en hayırlı yersin. Senden çıkarılmamış olsaydım, çıkmazdım. Senden başka bir yerde yurt tutmazdım.” dedi.

O anda Cebrail (a.s), üzüntülü olan Efendimize Kasas suresinin 85. ayetini okudu ve Mekke’ye geri döneceğini, Mekke’yi fethedeceğini müjdeledi.

*             *             *

                f) Mağarada Üç Gün:

Peygamber (a.s) ve yol arkadaşı Ebubekir, Sevr mağarasına sığındılar. Çok yorgundular. Allah Resulü başını arkadaşının dizine koymuş uyumuştu. Mağarada bir delik vardı. Ebubekir (r.a) deliği ayağı ile tıkamıştı. Korktuğu oldu; ayağını yılan soktu. Acısından gözünden akan damlalar Allah Resul’ünün yüzüne damlayınca Allah Resulü uyandı.

Mağarada 3 gün 3 gece kaldılar. Müşrikler mağaranın önüne kadar geldiler. Hz. Ebubekir: “Geldiler Ya Rasulallah!” deyince peygamber (a.s): “Korkma, Allah bizimle beraberdir.” buyurdu.

Müşrikler, mağaranın önünde güvercinin yuva yapmış, örümceğin ağ kurmuş olduğunu görünce çekip gittiler.

*             *             *

                g) Yola Çıkış:

                Peygamber Efendimiz, Hz. Ebubekir ile Medine’ye doğru yola çıktılar. Çileli bir yolculuk başladı.

Ödülün çokluğu, kendine güvenenleri yollara düşürmüştü. Bunlardan biri de Süreka adında bir pehlivandı. Yaklaştı, var gücüyle saldırdı, atı önce tökezledi, sonra da kumlara saplanıp kaldı. Süreka mesajı almıştı, Müslüman oldu. Geri döndü, gelenleri de başka istikamete yönlendirdi.

Hz. Peygamberin hicret olayı mucizelerle dolu idi. Mesela, Kudeyd denilen yere gelindiğinde bir çoban çadırından yiyecek istediler, olmadığı anlaşılınca peygamberimiz “Süt var mı?” dedi. “Hayvanların sütleri kesildi.” cevabını aldı ve “Şu hayvanı sağmama müsaade eder misin?” dedi “Bismillah” deyip sağmaya başladı. Kaplar sütle doldu. Akşam kadının beyi çadıra geldiğinde durumu gördü. “Bu nedir?” dedi. Kadın anlattı. Adam: “Bu olsa olsa Mekkelilerin aradığı peygamberdir.” dedi. Peygamberimizin arkasından yetişti ve Müslüman oldu. (K. Sitte 16/118)

*             *             *

                h) Kuba’da:

                Hz. Peygamber Kuba denilen yere ulaştı. Kaldığı kısa süre içerisinde orada mescit yaptı, Cuma namazı kıldırdı, hutbe okudu. Kur’an’da bu mescitten şöyle bahsedilir:

“Müslümanların arasına ayrılık sokmak için yapılan mescitte sakın namaz kılmandan, takva üzerine kurulan, Kuba mescidi içinde namaz kılman, elbette daha doğrudur. Onda temizlenmeyi seven kimseler vardır. Allah da çok temizlenenleri sever.” (Tevbe: 108) Allah Resulü Cuma namazında şu hutbeyi okudu:

Abdurrahman bin Avf (r.a) anlatıyor:

Resulullah (s.a.v) Medine’deki ilk konuşmasını yaparken ayağa kalktı, Allah’a hamd etti ve O’nu şanına layık sözlerle övdükten sonra şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Kendinize ahiret için bir şeyler hazırlayın. Kesin olarak biliyorsunuz ki, Allah sizden birinin ruhunu alır, koyunlarını çobansız bırakır. Daha sonra da onu hiçbir tercümana ve aracıya muhtaç olmadan:

“Sana benim elçim gelip emirlerimi tebliğ etmedi mi? Ahiret için kendine ne hazırladın?” der. Bunun üzerine o sağına soluna bakar, hiçbir şey göremez. Sonra önüne bakar orada cehennemden başka bir şey göremez.

Kim kendisini yarım hurma ile de olsa cehennemden kurtarmaya muktedirse kurtarsın. Onu da bulamazsa tatlı dilli olsun. Çünkü yapılan iyiliklere on mislinden yedi yüz misline kadar mükafat verilir.

Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi sizin ve Resulünün üzerine olsun!”

*             *             *

                ı) Medine’de:

                Medineliler Peygamber (as)’ı ve sadık dostu Hz. Ebubekir’i büyük bir heyecanla karşıladılar.

“Doğdu dolunay Veda Tepesinden üzerimize,
Şükür gerekir, Allah’a yalvaran oldukça-bize.
Ey gönderilen peygamber içimize,
Boyun eğdiğimiz bir emirle geldin bize-şehrimize.” Sözleri ve tekbirler yeri göğü inletiyordu.

Herkes merak ediyordu. Allah Resulü kime misafir olacaktı? Herkes kendisine misafir olsun istiyordu.

Peygamber (sav) devesini serbest bıraktı. Deve en son Ebu Eyyub-el Ensari hazretlerinin evinin önünde çöktü. Allah Resulü onun evine yerleşti.

Allah Resulü Medine’de 10 Muharrem günü oruçlu olan Yahudileri gördü, niçin oruç tuttuklarını sordu. Yahudiler:

“Peygamberimiz Musa’nın, Firavun’un zulmünden kurtulduğu gündür.” dediler. Peygamberimiz:

“Biz Musa peygambere sizden daha yakınız.” dedi. Müslümanların yalnız 10 Muharrem günü oruç tutmasını yasakladı. 9, 10, ve 11. günlerde veya 9 ve 10. günlerde veya 10 ve 11. günlerde oruç tutmalarını söyledi. Sebebini de: “Men teşebbe bi gavmin fehüve minhüm” (Bir kavme benzeyen onlardandır.) buyurarak açıkladı.

*             *             *

                i) Ensar Muhacir:

                Medine’de Ensar – Muhacir kardeşliği kuruldu. Ensar göç edenleri sahiplendi. Enfal suresinin 72. ayetinde bu davranış övülmüştür.

Yerlerini, yurtlarını ve her şeylerini bırakarak gelen muhacirlerle ensar her şeylerini paylaştılar.  Daha sonra da muhacirlerin durumları iyi olunca aldıklarını iade ettiler. (Buhari, Hibe: 35) birlikte çalıştılar, paylaştılar. Bir sahabi peygamber (as)’a:

“Ya Resulallah! Hurmalıklarımızı aramızda paylaştır.” deyince peygamberimiz bunu kabul etmedi. Ağaçların bakımını muhacirlere verdi, mahsulü paylaştılar. (Buhari, Hars: 5)

Cenab-ı Allah ensar- muhacir kardeşliğinden razı olmuş ve şu ayetlerde şöyle buyurmuştur:

“Hicret edenlerin günahlarının bağışlanacağı” (Bakara: 218)

“Hicret edenlerin Allah yanında mertebelerinin yüksek olduğu” (Tevbe: 20)

“Ensar muhacirine cennet hazırladığı” (Tevbe: 100)

“Muhacirin kötülüklerinin bağışlanıp cennete konacağı” (Ali İmran: 195)

“Muhacirleri barındıran ensar’ın gerçek mümin olduğu, onlar için af ve bol rızık olduğu” müjdelenmiştir. (Enfal: 74)

*             *             *

                Allah Resulü Vakit Geçirmeden Medine’de:

–          Cami yapmış, Ehl-i Suffa’yı açmış,

–          Anayasa hazırlamış,

–          İslam devletini kurmuş, varlığını ilan etmiş,

–          Yahudi ve Hıristiyanlarla antlaşmalar yapmış,

–          Eza- cefadan ve azınlık olmaktan Müslümanları kurtarmıştır.

*             *             *

                i) Takvim

Hicretin başlangıcı olan 1 Muharrem günü tarih başlangıcı olarak kabul edilmiştir.

Hz. Ömer devrinde güçlü bir İslam devleti kurulduktan sonra idari işlerin düzenlenmesinde, olayların ve tarihlerin belirlenmesinde, zorluklar ortaya çıkmaya başladı. Bir takvim ihtiyacı zorunlu hale geldi.

Bunun için bir şura toplandı.

Borç senedinin tarihi üzerinde ay vardı, yıl yoktu. İhtilaf meydana geldi. Bir de Basra valisi Ebu Musa-el-Eşari, halifeye gönderilen mektubunda tarih yok demişti.

Şurada Sad bin Ebu Vakkas, Hz. Peygamberin vefatının takvim başlangıcı olmasını teklif etti.

Talha bin Ubeydullah, Hz. Peygambere, peygamberliğin gelişini teklif etti.

Hz. Ali peygamberin hicretinin esas alınmasını istedi.

Yapılan teklifleri değerlendiren şura, Hz. Ali’nin teklifini kabul etti.

Hicret esas alındı. 1 Muharrem de Müslümanların yılbaşı olarak kabul edildi.

*             *             *

                k) Günümüzde Hicret:      

Günümüzde hicretin anlamı geniştir. Cenab-ı Allah:

“Kim Allah yolunda hicret ederse yeryüzünde bereketli yer ve genişlik bulur.” buyurur. (Nisa: 100)

Peygamber (sav)’e:

“İman nedir?” diye sorarlar. O da şu cevabı verir:

“Küfürden imana hicret etmektir.”

Bir hadislerinde de: “İman- küfür kavgası devam ettikçe hicret devam edecektir.” buyurur. (Nesai: Bey’at:15)

“Hakiki muhacir, hata ve günahları terk edendir.” (Buhari, İman: 4)

“Hicretin efdali; Allah’ın hoşlanmadığını terk etmektir.” (Ramuz el-Ehadis: 77/14)

“Hicret iki türlüdür: Biri günahları terk etmektir, diğeri de Allah’a ve Resulüne hicret etmektir.” (Age: 239/10)

Müslüman daha işin başında: “Lailahe illallah” dediği andan itibaren her faniyi geride bırakarak, bakiye göç etmeyi göze almak ve söz vermekle başlar.

Müslüman için “İnandım” demenin manası değişiktir. Canını, malını Allah’a adamaktır. Gerektiğinde Allah için her şeyi feda etmeyi göze almaktır.

Hal böyle iken hicret ruhu öldü. Müslüman hicreti arzu etmez oldu. Dünyaya demir attı, esir hayatını tercih etti. Hicreti sadece peygamberin 622 yılında Mekke’den Medine’ye gidişi olarak anlar oldu.

Nahl suresinin 41 ve 42. ayetlerine göre hicretten murat; Cenab-ı Allah’ın rızasını kazanmak ve dinini muhafaza için yapılan harekettir. Başka bir maksatla yapılan hicretin dinde yeri yoktur.

“Ben de göç edeyim, ben de hicret edeyim” deyip sıkıntılı yeri terke kalkışmak yanlıştır. Bu cihadı terk olur. İnancımıza göre sabredilecek, mücadele edilecek, sıkıntılar böyle aşılacaktır.

Hicret, Peygamber (as)’den sonra da devam etmiştir. Dünyanın birçok yerinde Allah’ın adını yaymak için yola çıkmış, geri dönmemiş sahabe mezarları vardır.

90 yaşındaki Ebu Eyyüb’el-Ensari Hazretlerinin mezarı İstanbul’dadır.

Tebliğ için Çin’e kadar gidenler olmuştur. Bir sahabe bir yıl sonra peygamberini özlemiş: “Görüp, gelivereyim” diye yola çıkmış. Allah resulünün vefatını öğrenince, geri dönmüş, bir aylık yola koyulmuştur. Kendisi Çin’de meftundur.

Hz. Peygamber, “Mekke’nin fethinden sonra hicret yoktur. Yalnız cihat etmek, yalnız cihada hazır olmak vardır. Cihada çağrıldığınız zaman hazır olun.” buyurmuştur. (Riyaz-üs Salihin: 1/4)

Hicret kaçış değildir. Daha rahat yaşamak, daha çok kazanmak için hicret olmaz. Hicret, kötü şartlardan kaçış değildir.

Hicret, tebliğ için olur, cihat için olur, dini yaşamak için olur.

Kur’an’ın ifadesiyle: “Melekler, kendilerine zulmettikleri bir durumda iken canlarını aldıkları kimselere sorar: “Siz ne iş yapmaktaydınız?” Onlar da: “Biz yeryüzünde zayıf ve güçsüzdük, hicretten aziczdik” derler. Melekler: “Allah’ın arzı geniş değil miydi? Oraya hicret etseydiniz ya!” diyecekler. İşte böylelerinin barınacakları yer cehennemdir.” (Nisa: 97) buyruluyor.

Hicretten maksat, rahat yaşanabilecek yurt aramak değildir. Kötülüklerden iyiliğe, haramlardan helale göç etmektir. Televizyonlu odadan, televizyonsuz odaya gitmektir. Hicretten maksat, günahtan uzaklaşmaktır. Hz. Peygamber: “Muhacir Allah’ın nehyettiklerinden hicret eden, sakınan kimsedir.” demiştir.

Hz. Aişe’nin ifadesiyle: “Mü’min, dini için Allah’a ve Resulüne hicret etmek zorundadır.”

Müslüman, yaşanılmaz hale gelen ortamdan inancını yaşayabileceği yere yönelecektir. Yapacağını, Allah rızası için yapacaktır. Allah’ı istemediklerinden, hoşlandığı şeylere ve sevdiği kişilere, işlere koşacaktır.

Hicret Müslümana farzdır. Kıyamete kadar farzdır. Cehaletten ilme, gafletten zikre, günahtan tövbeye koşacaktır. Hicret bizi bize döndüren, bizi bize kavuşturan manada olmalıdır. Bizi kemale götürmelidir.

Bazıları, “Nereye gidelim?” diye soruyorlar. İslam’da vatanı terk etmek yoktur. Bulunulan yer ve şartlarda kötülüklerden uzak kalarak temiz bir hayat yaşamak, iyi bir ortam oluşturmak Müslümanların görevidir.

İslam’da iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak vardır. İyiye, güzeli tebliğ etmek vardır. Tepki vardır. Pasif yaşamak, taviz vermek yoktur. Zulüm sineye çekilmeyecektir.

Mekke’den çıkarılmasaydı peygamber, çıkar gider miydi?

Dünyanın hiçbir yerinde o günkü ensar yok, nereye gideceksin? Giden sahipsiz kalır…

Ya deveyi güdeceksin, ya bu deveyi güdeceksin, bu diyardan gitmek yok.

Korkak, pısırık Müslüman olmaz. Allah’ın emrettiği hayat tarzını değil de nefsinin hoş gördüğü hayat tarzını yaşamakla Müslüman kalınmaz.

İşte Müslümanın hicretten anlayacağı mana bu.

*             *             *

                l) Hicretten Bize Uzanan Mesajlar Vardır:

Müslümanları, dinsizlerin hiçbir tehditi, zulmü, inançlarından, davalarından vazgeçirememiştir. Taviz bile verdirememiştir.

Vaat ve tekliflerde Müslümanları vazgeçirememiş, gevşek davranmalarına bile neden olmamıştır.

Doğruluğu, dürüstlüğü ile tanınan peygamber, kendisine teslim edilen emanetleri bir bir iade ederek kafir de olsa kul hakkına riayet etmiştir. Emanet hıyanetlik olmayacağını göstermiştir.

Hz. Ali, peygamber için canını feda edercesine yatağına yatmıştır.

Allah’ın gerçek mü’minleri koruyacağını göstermek için, müşriklerin önlerine, arkalarına set çekmesi, gözlerini perdelemesi ve peygamberi görememeleri gerçeği vardır. (Yasin : 9)

Hz. Peygamberin mağarada Ebubekir’e: “Korkma, Allah bizimle bareberdir.” demesi Hz. Ebubekir’in, çıkmakta olan yılanın deliğine ayağını koyması ve soktuğunda sessiz kalarak Allah resülunun uykusunu bölmemesi çok şeyi ifade eder.

Allah Resulünün kendisine saldıran Süreka’yı affetmesi, onun da bu büyüklük karşısında Müslüman olması İslam dinindeki hoşgörüyü ifade eder.

Göç edenler çok zengindi. Alacaklarından, mallarından vazgeçtiler ama borçlarını ödediler, dünya malına iltifat etmeyip kolayca ondan ayrılabildiler. Ya biz bu imtihanla karşı karşıya kalsaydık ne şekilde davranabilirdik?

Yolda Kuba Mescidi inşa edilirken peygamber, hem mimar, hem usta, hem de işçi olarak çalıştı.

“Mü’minler kardeştir.” buyruğuna kulak verip Ensar, muhacirlerle herşeyini paylaşabilmiştir. Ya böyle bir şey bize olsaydı, böyle bir şeyle biz imtihan edilseydik, yangın,deprem, sel felaketzedeleri düşman tasallutuna, zulmüne uğramış kardeşlerimiz bize muhtaç olsaydı biz ne yapar, nasıl davranırdık?

Hicretten hemen sonra peygamberimiz, mescit ve suffa adıyla okul yapılmasına önem vermiştir. Burada tebliğ görevi olan insan yetiştirmekle görevli olanların alacakları mesajlar vardır. Cenab-ı Allah Mekke’de Müslümanları koruyamaz mıydı? Neden hicrete izin verdi? Hicrette büyük dersler vardır. Alınacak büyük ibretler vardır, bize uzanan mesajlar vardır da o yüzden.

*             *             *

                m) Sonuç Olarak:

Biz Müslümanlar Hristiyanların yılbaşı kutladığı gibi kutlamayız.

Biz hicri takvimin başlangıcı olan 1 Muharrem günü ve gecesinde bir yılın hataları ve sevapları ile muhasebesini yaparız.

Tebrikleşiriz. Hayırlara vesile olmasını niyaz ederiz.

Sadaka verir, hayır hasenatta bulunuruz.

Eşimize, dostumuza, bilhassa çocuklarımıza hediyeler alırız.

Bizi bu günlere kavuşturan Allah’a şükreder, sağlıklı ömür vermesini dileriz.

Kimliğimiz, kişiliğimiz nedeniyle hıristiyanlara benzemeyip iki dini, iki medeniyetin farkını ortaya koyarız.

*             *             *

                Müslüman kardeşlerime bir soru sorup düşünmeye davet ediyorum.

Allah Resulü bize göç etmiş olsa, evimize davet edebilir miyiz? Evimizi şereflendirse, ne yapar, nasıl eder evimizi ev halkımızı takdim edebilir miyiz?

Bize Allah’ın elçisi:

–          İslam, hayatının neresinde?

–          Kur’an nerede?

–          Sünnetim nerede?

–          Allah için nelere katlanıyorsun?

–          Ahiretin için ne gibi fedakarlıklar yapıyorsun?

–          Müslüman olmanın ne gibi çilesini çektin, çekiyorsun?

–          Şefaatimi umuyor musun? Bunun için neler yapıyor, neleri terk ediyorsun? dese…cevabımız ne olur?

*             *             *

Yeni yılınız kutlu olsun, hayırlara ve uyanışımıza vesile olsun.

*             *             *

                Rahmetli Necip Fazıl Kısakürek’in hicret şiirini bir daha okuyalım:

Mekke’yle Medine arası yollar;
Çizik çizik, hasret yarası yollar.
Vardığı her nokta yine başlangıç;
Gitgide Allah’a varası yollar.
Mekke’yle Medine arası yollar…

Bu çıplak yollarda ne in, ne de cin
Yalnız iki çift nurdan güvercin.
Bunlar iki dostun ayakları ki,
Yolları göklere bağlayan perçin.
Bu çıplak yollarda ne in, ne de cin;

Hicret, yurt dışında aranan destek;
Dava sahibine öz yurdu köstek.
Merkezi dışardan sarmaktır murad,
Merkezin çevreden fethidir istek.
Hicret, yurt dışında aranan destek;

İnsan koşar, ufuk kaçar beraber;
Ufukta, varılmaz gayeden haber.
O ki, eteğinde, ufuk ve gaye;
O ki, Gaye – İnsan, Ufuk – Peygamber.
İnsan koşar, ufuk kaçar beraber;

Ayakta, Medine Müslümanları,
İslamın «Yardımcı» kahramanları…
Resuller Resulü uğrunda feda,
Malları, canları, hanümanları…
Ayakta, Medine Müslümanları.


Bu yazıyı 610 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.