Cuma Günü

CUMA GÜNÜ VE CUMA NAMAZI ÜZERİNDE MEYDANA GETİRİLEN TEREDDÜTLER VE CEVAPLAR

            Son zamanlarda erozyona tabi tutulduk. Değerlerimiz birer birer yıpratılmak isteniyor. Sinsi ve planlı bir şekilde milli manevî değerlerimize saldırılıyor. Türk – islâm kimliğimiz unutturulmak isteniyor.

Bu saldırılar ve yıpratma hareketleri içinde mübarek Cuma da nasibini aldı.

Sanki, bizim gelmiş geçmiş alimlerimiz cahildi. Onlar bir şey bilmiyordu. Meseleleri kavrayamamışlardı da, şimdi bunlar ortaya çıktı. Yıllarca cemaatle Cuma kılmış, kıldırmış, fakat bugün değişik şeylerle ortaya çıkıyorlar.

Yazılıyor, çiziliyor, konuşuluyor; kafalara şüpheler sokuluyor, kafalar karışıyor. Halk, haklı olarak soruyor: ”şimdiye kadar bizim kıldığımız namazlar ne olacak?” diye.

İslâm, ihtilaflı bir din değildir. Vesveseye düşmeye, itikadı sarsmaya hiç gerek yok. Zaten onların istedikleri kargaşa. Gevşeklik gösterip de, onlara yardımcı olmamak gerekir.

Her dinde kutsal gün vardır; Hıristiyanların Pazar, Yahudilerin Cumartesi, Müslümanların ise Cuma, kimliklerini yansıtan mübarek günleridir.

Kimlik çok önemlidir. Hal böyleyken bazıları, müslüman – Türk kimliğinden kaçıyor. Aman “Müslüman deyiverirler” endişesini taşıyor. Bırakın “müslüman” desinler, başka bir şey demesinler, ya başka bir şey derlerse, bizi görünen halimizle başkalarına benzeti verirlerse, ne olur o zaman halimiz?

Son zamanlarda gerçekleri bırakıp, teferruatla uğraşıyoruz, oyalanıyoruz.

Âlemlerin Efendisi şöyle buyurur:

“Allah’ın  kulundan vazgeçmesinin alâmeti, o kulun boş şeylerle uğraşmasıdır.”

Evet boş şeylerle uğraşıp Allah’ın  terk ettiği kul olmayalım. Gerçek bir mü’min olarak Allah’ın  sevgili kulu olmaya çalışalım. Biz, Allah’ı sevelim, Allah da bizi sevsin.

Sen Allah’ı seversen Allah da seni sevmez mi?

 

(Günlerin En Hayırlısı)

CUMADIR

            Geceler içinde kadir gecesi, günler içinde de Cuma günü en hayırlı gündür. Bugün de bir çok hayırlı olaylar olmuş ve hayırlı işler yapılmıştır. Cuma gününün bu yüzden hayırlı bir gün olduğu bildirilmiştir. Hele Cuma günü bir saatin olduğu haber verilmiştir ki o saatte yapılan duaların red olunmayacağı haber verilmiştir.

            Cuma mü’minlerin bayramıdır. Dinî ve sosyal yönden Cumanın hayatımızdaki yeri ve önemi, diğer günlerden çok farklıdır.

Allah ne diyor?

“Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrılınca Allah’ı anmaya koşun. Alışverişi bırakın. Bilseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Allah’ı çokça anın ki, felah bulasınız.” (Cuma: 9-10)

Müslümanın hayatında Cuma günü çok önemli bir gündür. O gün sünnet olan şeyler vardır:

Boy abdesti almak,

            – Tıraş olmak,

            – Dişleri fırçalamak,

            – Güzel giyinmek,

            – Koku sürünmek,

            – Camiye erken gitmek, dua etmek, zikretmek gibi.

Hz. Peygamber(SAV): “Güneşin doğduğu en hayırlı gün Cumadır. Âdem o gün yaratılmış, o gün cennete gitmiş, o gün cennetten çıkmıştır. Kıyamet de Cuma günü kopacaktır.” (Müslim Cuma: 18) buyurmuştur.

Cuma günü iyi değerlendirilirse günahlarımızın affına sebep olacaktır. (R. Salihin: 2/1158)

Cuma günü müslümanlar bir araya gelir vaaz ve nasihat dinlerler, hutbe okunur, hep beraber dua ederler.

Cuma günü ölüler de unutulmaz. Gecesinde gündüzünde ölüler de unutulmaz yasinler okunur, dualar yapılıp ruhlarına bağışlanır.

Cuma günü Sevgili Peygamberimize de selâm gönderilir ve salavat getirilir. Çünkü Peygamberimiz: “Cuma günü bana çokça salât ü selâm getirin; onlar bana arz olunur” buyurur. (R. Salihin: 2/1162)

Ayrıca Cuma günleri müslümanlar birbirini ziyaret ederler. Tebrikleşir ve ikramlarda bulunurlar.

 

CUMA NAMAZI KİME FARZDIR?

            Cuma namazı, haftada bir yapılan bir ibadettir. Bu ibadetten herkes sorumlu değildir.

 

Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurur:

1-      “Seferi üzerine Cuma yoktur.” (İslam Fıkh. Ans. 2/371)

2-      “Baliğ olan her erkeğe Cuma namazı farzdır.” (Age 2/366)

3-      “Her ihtilam olan erkeğe Cumaya gitmek vaciptir. Cumaya her gidene de gusül vaciptir. (K. Sitte: 8/344)”

 

Prof.Dr.Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali (323) adlı eserinde Cuma şu kimselere farzdır, der ve sıralar:

1-      Erkeklere,

2-      Hür olanlara,

3-      Mukîm olanlara,

4-      Hasta olmayanlara, özrü bulunmayanlara

Cumanın farz olunmasının şartlarını, fıkıh alimlerimiz kitaplarında şöyle sıralamışlardır:

1-      Akıllı olmak,

2-      Erginlik çağına girmiş olmak,

3-      Erkek olmak,

4-      Hür olmak,

5-      Sağlıklı olmak,

6-      Yolcu olmamak,

7-      Namaza gitmeye engel özrü bulunmamak,

 

Seferi olana Cuma farz değildir. Eğer seferi Cuma kılarsa Cuma sahihtir. Öğle namazını kılması gerekmez. Bu Cenab-ı Allah’ın ruhsatı, müsadesi hatta ikramıdır. Bugün yolcunun sıkıntısı yok denilip karşı çıkılamaz, ruhsat da bir emirdir.

 

CUMAYA KİMLER GİDEMEZ?

            Cumaya küçük çocuklar, çok yaşlı âcizler, gözleri görmeyen ve yardımcısı olmayan amalar, zorunlu hasta bakıcılar, yolcular, gitme özgürlüğüne sahip olmayanlar, aklî dengesi yerinde olmayanlar ve kadınlar gidemez.

Hz. Peygamber(SAV): “Cuma her müslümana farzdır. Ancak dört kişi müstesna; köle, kadın, çocuk, hasta” (Ramuz: 199/12)

“Bir yerde veba varsa o yere gitmeyin. Oradakilerde başka bir yere gitmesin” “Cüzzamlıdan arslandan kaçar gibi kaçın” buyurur.

Demek ki, hasta olan, bulaşıcı bir hastalığa tutulan, hastalığı dışa vuran, görünümü iyi olmayanın cumaya gitmesi caiz değildir. Çünkü islâmda insanlara rahatsızlık vermemek vaciptir.

Bir hadislerinde: “Soğan, sarımsak yiyen camimi-ze gelmesin” buyurmuş.

Ayrıca sigara kokusu ile de camiye gidilmez. Zira öyle tiryakiler var ki, soğan, sarımsak yiyenden daha pis kokuyorlar. İçki şişesiyle nasıl cumaya gidilmezse, sigara ile de camiye gidilmez. Çünkü sigara için fıkıhçılarımız “haram” fetvasını vermiştir. Müslüman sigara yerine takke, tesbih taşımalıdır. Müslümana duman değil iman lâzımdır.

 

CUMA GÜNÜNÜN FAZİLETİ:

            Cuma, islâmın en büyük sembollerinden biridir.

Cuma, mü’minlerin bayramıdır. Peygamberimiz: “Üzerine güneş doğmayan günlerin hayırlısı Cuma günüdür.” der. (Riyaz’üs – Salihin: 1152)

“Cuma gününde bir saat vardır ki, bir müslüman namaz kıldığı halde o saate rastlar da Allah’tan bir şey isterse, muhakkak Allah onun isteğini yerine getirir.” (R. Salihin: 2/1160)

            – “En faziletli gün, Cuma günüdür. O gün bana çok salavat getirin. Zira sizin getirdiğiniz salavatlar bana ulaşır.” (R. Salihin: 2/1162) buyurur.

Cuma gününe, Cuma namazına büyük önem vermeliyiz. Cuma gününü çok iyi değerlendirmeliyiz. Cuma günü duaların red olunmayacağı saati yakalamaya çalışmalıyız.

Cuma gününü hafife alan, alay edenin küfre gireceği hakkında açıklamalar vardır.

Cumartesi Yahudilerin, Pazar Hıristiyanların, Cuma da Müslümanların kutsal günüdür. Cuma, bayram havası içinde kutlanmalı, çocuklar Cuma namazlarına götürülmelidir. Alıştırılmalıdır.

Ayrıca bugünlerde sadece diriler değil ölüler de hatırlanmalı, ruhlarına yasinler, fatihalar gönderilmelidir. Af olunmaları için bol bol da dua edilmelidir.

Bugün hanımlar da bir araya gelip hayırlara vesile olacak işler yapmalıdır. Kur’an okumalı, zikretmeli, sohbetler yapılmalıdır.

 

CUMA KADINA FARZ MI?

            Cumanın farz olmasının şartlarından biri, erkek olmaktır. Kadının ev işi, çocuk doğurma ve çocuk yetiştirme görevi vardır. Kadının görevlerini bırakıp, çocuklu veya çocuksuz Cuma, bayram namazları gibi görevleri yapması uygun değildir.

Kadın, cenaze, Cuma ve bayram namazına gitmediği zaman neden gitmedin, diye sorulmayacaktır.

Hz. Peygamber: “Kadınların en hayırlısı, mescidi evleri olanlardır” buyurur.

“Ben neden cenaze, Cuma, bayram namazı kılamam” diyenin üzerine bunlar borç olur. Kendine vacip kılmış olur.

Kadının Cuma, bayram, cenaze namazları kılmaları gerekir diyenlerin hanımlarına, analarına, kızlarına da bu namaz kılma sorumluluğu düşer. O beyefendiye de namaza salmak, namazları kıldırmak vebali yüklenir.

            Bazı şeylerin şakası olmaz. Her konuda da ulu orta konuşulmaz, konuşulursa, üzerine düşmeyeni kendine vacip kılmış olur.

Bir gün birkaç kadın Hz. Peygambere:

            – Erkekler cihad ediyor, cumaya gidiyor, sevabı hep onlar alıyor, diyorlar. onların bu üzüntüsünü gören Hz. Peygamber onlara şöyle cevap veriyor:

            – Siz onları hazırlayıp göndermekle siz de sevap alıyorsunuz, diyor.

Buna göre bacılarımız eşini, çocuğunu, babasını Cumaya hazırlayacak, Cumaya gönderecek o da Cuma görevini yapmış ve sevap kazanmış olacak.

 

CAMİYE NASIL GİDİLİR?

            Camiye temizlenmiş halde, kokular sürerek, güzel elbiselerle gidilmelidir.

Soğan, sarımsak yiyerek, sigara kokan ağızla, sararmış dişlerle, kokan çoraplar, batık elbiselerle gidilmez.

Peygamberimiz: “Sizden biriniz Cumaya gidecek olduğunda, boy abdesti alsın” (R. Salihin 2/1155)

“Cuma günü boy abdesti almak erginlik çağına gelmiş olan herkese vaciptir.” (Age: 2/1156) buyurmuştur.

Bir de camiye erken gidilmelidir. Çünkü insanlar cumaya geliş sırasına göre sevap kazanırlar. Cuma günü olunca, caminin kapısına melekler durur, gelenleri sıra ile yazarlar. İmam hutbeye başlayınca defteri kapattıkları bildirilmiştir.

Hz. Peygamberin bu konuda bir müjdesi daha vardır. O da şöyle: “Cumaya erken gitmek, ümmetimin fakirlerinin haccıdır.” (Ramuz 198/12)

Erken gitmenin sevabı çoktur. Hatta hac imkânı olmayana hac sevabı bile veriliyor.

 

CUMA NEREDE KILINIR?

            Başlangıçta Hz. Peygamber kıldırıyordu. Bir tek yerde Cuma kılınıyordu. Müslümanların sayısının artması, islâmın başka ülkelere yayılması ile, o yerlerin merkezî yerlerinde kılınmaya başlandı. Bir müddet sonra da her camide kılınmaya başlandı.

Camiler uzaksa, cemaat çoksa, herkesi bir camide toplamak mümkün değilse, müftülükten izin almak sûretiyle, tayin edilen kişinin imamlığı ile Cuma namazı kılınır.

Şu anda bir tek camide kılmak veya tek camide kılınır demek mümkün değildir. (Yer olarak da, ulaşım olarak da)

Müslüman olmayan ülkelerde Cuma namazı kılınır mı?

            Evet kılınır. Bir yerde Cuma namazı yasaklansa da, müslümanlar o yasağa uymayıp Cuma namazını kılacaklardır. Yani Cuma namazı her yerde kılınır. Dar’ul – harpte de olsak Cuma namazı kılınır. Mezhebimize göre 3 kişi, şafi mezhebine göre en az 40 kişi bir arada olunca, yabancı ülkelerde bile Cuma namazı kılınır.

Ebu Hureyra(ra), Cuma meselesini sormak için Bahreyn’den mektup yazdı. Hz. Ömer(ra) “Nerede olursa-nız olun, cumayı kılın” diye cevap verdi. (Prof.Dr. Faruk Beşer, Fıkhın Penceresinde Sosyal Hayatımız: 2/32)

Şartlar oluştuysa her yerde, her zaman Cuma kılınmalıdır. Cumanın faziletinden mahrum kalınmamalı-dır. Yok Dar’ul – harp, yok devlet başkanı kıldırır, yok yerleşim bölgesinde tek yerde kılınır, bu tartışmalara yer yoktur, gerek de yoktur.

Sütçü İmam: “Size Cuma kıldırmıyorum, siz esirsi-niz” demiştir ama bunu tahrik etmek, harekete geçirmek için söylemiştir.

Kışlada, cezaevinde, fabrikada herkese açık olmasa da izin alınmak sûretiyle, ehil bir kişinin ardında, orada bulunanlara Cuma namazının kıldırılmasında büyük faydalar vardır.

Zaman zaman soruyorlar. Caminin avlusunda namaz kılınır mı? diye kılınır.ayrı bölüm, ayrı binalar da, yolun öbür taraflarında kılınmaz. Hatta caminin altında, açıklık, irtibat yoksaorada namaz caiz değildir. Yani cami ile bütünlük arz eden yerden imama uyulabilir.

Caminin 7 kat altı,7 kat üstü camidir. Altında dükkan olan camilerde namaz kılınmaz demek doğru olmasa gerek. Bu bugüne kadar oralarda namaz kılanları üzmek olur.

Bugünün şartlarını düşünmek, her hafta dilenmeden caminin masraflarını karşılamak, yeni yapılan camilere aktarmak daha güzel olmaz mı?

Meşru iş yaptıktan sonra cami altında iş yerlerine ”Burada namaz kılınmaz” diyerek karşı çıkılmamalıdır.

 

CUMAYI TERK ETMENİN HÜKMÜ NEDİR?

            Cuma, şartları oluşunca farz olur.

Bizden önceki müslümanlar çok büyük sıkıntılar içinde bile cumayı terk etmemişlerdir.

Son zamanlarda cumadan, camiden, cemaatten uzaklaştırma gayretlerini görmekteyiz. Cumaya boykot için adeta sabepler aranıyor; bir tek camide kılınır, ilk tekbir alanın cuması makbuldür. Devlet başkanı kıldırması lâzımdır. Darul – Harpteyiz, gibi iddialar ortaya atılıyor.

Unutmayalım ki, Cuma kılmamanın, başkasına kıldırmamanın vebali büyük.

Bu konuda Hz. Peygamberin hadisleri çok açık:

1-      “Kim cumayı meşru mazeret olmadan üç kere terk ederse, Allah kalbini mühürler” (K. Sitte 17/43)

2-      “Kim özürsüz olarak cumayı terk ederse bir dinar tasattuk etsin. Bulamazsa yarım dinar versin” (Ramuz: 412/3)

3-      “Kim üç cumayı terk ederse, münafıklardan yazılır.”

4-      “Cumayı terk edenin Allah perişanlığını toplama-sın. İki yakasını bir araya toplamasın, işinde bere-ket göstermesin.”

5-      “Bir topluluk ya Cuma namazlarını terk etmekten sakınır, ya da Allah onların kalplerini mühürler de gafillerden olurlar.” (R. Salihin 2/1154) buyurur.

Buralarda, geçerli mazeret söz konusu, Nedir o? Esarettir, camiye gidemeyecek kadar hastalık, yaşlılık, hasta bakıcılık, can, mal, emniyetinin olmaması, hava şartlarının müsait olmaması, yolculuk gibi mazeretlerdir. Bunların dışında özürsüz cumayı terk eden, altından kalkamayacağı bir riskin altına girmiş olur.

 

CUMAYA İZİN YOKSA:

Memur, işçi, cumaya gitmesi için izin alamazsa ne yapacak? Önce münasip şekilde izin isteyecek. Vermezlerse sorumluluğu, vebâli hatırlatacak, gene izin verilmezse, başka bir iş imkânı arayacak. Veya başka bir yere tayin isteyecek. Bunlarda olmazsa, işi bırakmayı düşünecek. Eğer maddî durumu iyi değilse, o işe muhtaç ise, başka da çare yoksa o zaman o işte çalışmaya devam eder. Vebâl, artık onu cumaya salmayanlarındır.

Bu durumda o kişi, öğle namazını kılar. Başka uygun bir iş aramaya da devam eder. Çünkü Cuma namazı kılmayanın ve kıldırmayanın yanında, emrinde çalışmak uygun değildir.

Cumaya gidemediği için, cumadan çıkılınca öğle namazını kılan kimse Allah’tan af diler, kendiine hayırlı bir iş isterler.

Cumaya izin verilmeyen bir kimse, içşi olsun, memur olsun, izinsiz camiye gitmesi doğru mudur? İzinsiz cumaya gidip, işi aksatması doğru değildir. Hele kazancın helâl olmasına ve alınan paranın hak edilmesine son derece dikkat edilmelidir. Bir işçi, memur kaç saat çalışması gerekiyorsa o kadar zaman çalışacaktır.

Kendisine namaz için izin verildiyse, hiç oyalanmadan işine dönecektir. Hatta tesbih çekmeyecek duayı da çalışırken yapacaktır.

Cuma için izin verilirse, Cuma için çalışmadığı vakti telafi etmelidir. Laf getirmek şöyle dursun, müspet bir intiba bırakmalıdır.

 

CUMAYA KARŞI OLANIN YANINDAKİLERİ CUMAYA SALMAYANIN DURUMU?

Cumayı kılmamak da kötü, kıldırmamak da kötü. Bugün bazı hesaplar yapılırken, işin aksaması da hesap edilerek, çalışanların ibadet etmesine, cumaya gitmesine izin verilmiyor. İş sahibi belki inançsız da değil, ama böyle oluyor.

Halbuki, ibadetini etmiş, rahatlamış, Allah’a yönelmiş bir insanın durumunu değerlendiren Batı ve Amerika, değil kendi insanını dinlere özgürlük tanıyor. Hangi dinden olursa olsun bir insan, inancını yaşayacak bir ortam buluyor.

İnsanın dua etmeye, ibadet etmeye ihtiyacı vardır. Amerika’nın verdiği fırsatı, “Müslümanım” diyen bizim insanımız da vermelidir.

Aslında Türkiye’de inanç özgürlüğü tanınsa, her alanda olacağı gibi, işveren ve işyeri açısından da daha iyi olacaktır. İyi örnekler çoğalacak ve diğerlerini de etkileyecektir. Çünkü dua ve ibadet eden insan, psikolojik bazı problemleri aşacak, hak hukuka saygılı olacak, daha dürüst ve daha verimli çalışacaktır. Atalarımız: “Allah’ı olmayanın ahlâkı olmaz” demişlerdir.

Bugün bazı işyerlerinde olduğu gibi, bütün işyerlerinde ibadete izin verilmelidir. İşyerlerinde Batıdaki gibi dua kulübeleri gibi mescitler açılmalıdır. Hatta her hafta millî, dinî konularda sohpet yapılarak, işçiler daha dürüst ve daha verimli çalışmaya yönlendirilmelidir.

Gelelim Cumaya; eli ve emri altındakileri bırakmayan kimselere:

            Cenab-ı Allah Cuma sûresinde “Ey iman edenler! Cuma günü ezan okunduğu zaman hemen Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın” buyuruyor. Ve Cuma saati, üzerine Cuma farz olanlara iş yapmak, çalışmak haram kılınmıştır. Bu durum da Allah emrederken, birinin bu emre karşı çıkması veya bu emri engellemesi, elbette ki Allah’a isyandır. Ayrıca namaz kılamayanların günahı da onundur. Bu da altından kalkılamayacak bir vebâldir.

Aslında işsahibi, mahiyetinde çalışanlardan mes’ uldür. Onun hatırlatması, onun cumaya göndermesi gerekir. Allah’ın  emrinden men edemez, alıkoyamaz. Allah’a isyan olur.

Çocuklarını, torunlarını camiye götürmeyen, cami-ye alıştırmayanlar da mes’uldür. Evladı için ana baba mes’uldür.

Memurunu, öğrencisini, çalışanını ibadet izni, dinini yaşama hakkı vermeyen yönetici mes’uldür.

Kısaca, kim Allah’ın  emrinin yerine getirilmesine mani olmuşsa, oluyorsa o, vebâl altındadır. Mani olduğu kimselerin vebâli de ona aittir.

 

ÜZERİNE CUMA FARZ OLMAYAN FARZ OLUP DA ÖZRÜ OLAN CUMA NAMAZINI NASIL KILAR?

Cuma üzerine farz olmayan bacılarımız, öğle namazını kılabilmeleri için Cuma namazından çıkılmasını beklemezler.

Cuma üzerine farz olupda, özrü dolayısıyla Cuma’ya gidemeyen erkekler, öğle namazını kılmak için Cuma saatinin geçmesine, Cuma’dan çıkılmasına bakarlar, Cuma’dan çıkılınca kılarlar.

Yani üzerlerine Cuma farz olmayanlar, ezan okununca vakit girmiştir, namazlarını kılabilirler. Çünkü onlar Cuma ile yükümlü değillerdir. Üzerine Cuma namazı kılmak farz olanlar ise Cuma namazı kılındıktan sonra öğle namazlarını kılarlar.

Herhangi bir sebeple Cuma’ya gidemeyenler, Cuma’ya gidenleri bölme, Cuma’dan alıkoyma gibi şeylere neden olacağı gerekçesi ile cemaatle öğle namazını kılamazlar.

Kadın Cuma namazına gelirse ve namaz kılarsa, o günün öğle namazını kılmış olur. Tekrar öğle namazı kılması gerekmez. Yalnız imamın niyet ederken arkasında kadınlarında olduğunu bilmesi ve ona göre niyet etmesi lazımdır. Değilse bacımızın üzerinden borç düşmez.

 

CUMA NAMAZI KAÇ REKATTIR?

Allah Rasûlü, bizim için en güzel örnektir. (Ahzab:21) Haşr Sûresinin 7. ayetinde de “Rasûlüm size ne getirdiyse onu alın” buyrulmuştur.

Hz. Peygamberde: “Beni nasıl namaz kılar görürseniz öylece namaz kılınız” demiştir. Ayrıca;

“Sizden biriniz Cuma’yı kılarsa arkasından dört rekat sünnet kılsın” (Riyaz-üs Salihın 2/1130) (İslâm Fıkhı Ans. 2/405) (Müslim Cuma: 67) buyurmuştur.

Hz. Ömer (ra) da: “Allah Rasûlü Cuma namazından sonra 6 rekat daha namaz kılardı” (Delilleriyle İslâm İlmihali : 335 H. Döndüren).

Cuma namazı iki rekattan ibaret değildir.

– İlk önce 4 rekat sünnet kılınır. Hz. Peygamber kılmıştır.

– Sonra 2 rekat Cuma’nın farzı kılınır. Allah emretmiştir.

– Farzdan sonra 4 rekat daha sünnet kılınır. Peygamber kılmıştır. Hz. Peygamberi ve sünnetini red eden bunu da red edecek ve elbette “Cuma 2 rekattir” diyecektir.

Peki sonra ne olacak? Bazı şüpheleri giderebilmek, vesveseden kurtulabilmek için, ayrıca ekseriyete uyabilmek, bütünlüğü sağlayabilmek için, asırlar önce büyüklerimiz tedbir, temkin ve takva için zuhri ahir (son öğle) ve iki rekatta vakit sünneti kılmışlardır.

Son zamanlardaki güvenilir hocalarımızın uygulaması ise şöyle: Cuma’nın son sünnetinden sonra “son kazaya kalmış öğle namazına ve vakit sünneti yerine de, son kazaya kalmış sabah namazına” diye niyetlenmektedirler.

 

ZUHRİ AHİR KILMAK NEDİR? NE DEĞİLDİR?

Hz. Peygmberden sonra, her yerde Cuma namazı kılınmaya başlanınca bazı tereddütler hasıl oldu. Görüşler ileri sürüldü.

“Tek yerde veya merkezi yerde kılınıyordu her yerde kılınmaya başladı. Müslümanları yöneten kimse kıldırıyordu her imam kıldırmaya başladı. “En eski camideki sahihtir, ilk Tekbir alan imamın kıldırdığı sahihtir” görüşleri, müslümanları şüpheyi gidermek için tedbir almaya sevk etti. (Bak. İsl. Fık. Ans. 2/383)

İhtiyaten o günün öğle namazının kılınması uygun görüldü. Gene bunu düşünenlerde cami cemaati değil, islâm bilginleri oldu.

“Zayıf kavle göre bir yerde birden fazla camide Cuma namazı kılınıyorsa, orada zuhri âhir kılınır” dediler. (H. Günenç GMF 1/184)

Zuhri âhir kılarak Cuma’yı şüpheye sokmuyor muyuz? Görüşü var:

“Şüphe ile vesvese ile ibadet olmaz” denirse o zaman : 4 rekat son sünnet kıldıktan sonra “Niyet ettim son kazaya kalmış öğle namazının farzına” der kılarız. Sonra da “Niyet ettim son kazaya kalmış sabah namazının farzını kılmaya” deriz. Şüpheler giderilmiş olur. Farz borcumuz varsa onu ödemiş oluruz. Yoksa, nafile kılmış oluruz.

Eğer o günün Cuma namazı herhangi bir nedenle kabul olmadıysa, gelecek haftaki “son kazaya kalmış öğle niyetimizle o da ödenmişe olacaktır.”

Şafi mezhebine göre; ilk tekbir alan imamın Cuma’sı sahih, maliki mezhebine göre; en eski camide kılınan sahihtir. Peki, diğerleri ne yapacak? Onlarda, Cuma namazları kabul olmadıysa o günün öğle namazını, kaza yoksa, nafile sevabını elde edebilmek için böyle bir uygulama başlamıştır.

Bugüne kadar da kılmayana bir şey denmemiştir. İnancımızda fitne çıkarmanın vebâli büyüktür. Bir karışıklığa meydan vermemek için ekseriyete uymak esastır.

Bugüne kadar alimlerimiz karşı olmamış, coşku ile Cuma namazları kılınmış. Ama karışıklık çıkarmak isteyen kimseler veya dikkat çekmek, para kazanmak isteyen bazıları ayağa kalktı. Sanki bugüne kadar kendileri kılmamış, kıldırmamış.

Zuhri âhiri, islâm’ın, müslümanların eksikliği fazlalığı gibi, pat diye ele almanın uygun olmadığını düşünüyorum. Şüphe sokmak, kafa karıştırmak yanlış. Sanki zuhri âhir kılan suç işlemiş gibi, “bidattır, sapıklıktır” demenin manası yok. Bid’at olsada bid’atın güzel olanı da var.

Bırakın insanımız biraz daha fazla dua etsin, namaz kılsın, kime ne zararı var? Bu en azından, tereddütleri giderir, ihtiyattır, tedbirdir.

Bayramyeri Camiinde elektrikler kesildi, arkadaki cemaat imamı duyamadı. Namazları bozuldu. Biri, bizim namazımız ne oldu? Dedi. –Zuhri âhir kıldın mı? evet dedi. Ona tamam dedim.

Biri, yolun öbür tarafında bir işyerinden imama uymuş, o sordu. Orada zuhri âhir kıldın mı? dedim. Hayır dedi. O günkü öğle namazını kılmasını söyledim.

Soruyorum : Zuhri âhir kılmak gereksiz mi? Bir şeyi “evet”, “hayır”, “şöyledir”, “böyledir” derken biraz düşünülürse, sonuç itibariyle daha güzel olur.

 

CUMA GÜNÜ İŞ YAPMAK HARAM MI?

Yahudilerin Cumartesi, Hıristiyanların Pazar iş yapmadıkları gibi müslümanlara da Cuma günü iş yapılmaz, yola çıkılmaz, işe başlanmaz gibi bazı telkinlerde bulunanlar vardır ki, bu yanlıştır.

İslâm’da temizliğin, çalışmanın, iş yapmanın yasak olduğu bir gün yoktur. Bilhassa Cuma günü temizlik yapılacak, gusledilecek, tıraş olunacaktır.

Ayrıca Cuma günü, Cuma namazı, sefere çıkmaya engel değildir. Ancak Cuma ezanı okunacağı sırada yola çıkılmaz, namaz kılındıktan sonra çıkılır. Zorunlu ise gene çıkılır. Bir uçak, gemi, otobüs bekletilmez. İslâm dini, yolcuya Cuma sorumluluğu bile getirmemiştir.

Cuma günü, Cuma’ya gitmekle mükellef olan kimsenin Cuma saatinde iş yapması, alışveriş yapması Hanefilere göre mekruh, Şafilere göre haram, Hanbeli ve Malikilere göre ise yapılan akit geçersizdir.

Cuma saati, ezanın okunmasından namaz bitimine kadardır.

Ticaret yapılan bir yer hanıma aitse, hanım orada alışveriş yapıyorsa, o alışveriş helâldir.

Üzerine Cuma farz olmayan kadına, yolcuya, çocuğa iş yapmak, ticaret yapmak Cuma vaktinde olsa caizdir.

 

CUMA GÜNÜ ORUÇ TUTULUR MU?

Birgün önceden veya bir gün sonra da oruç tutulursa, Cuma günü oruç tutulur. Tek Cuma günü oruç tutmak mekruhtur. Çünkü Cuma, müslümanların bayramıdır. Yapılan ikram red edilmeyecektir.

Cuma günü oruçlu olan birine Peygamberimiz (SAV):

– Dün oruç tuttun mu? diye sorar.

– Hayır, der.

– Yarın tutacak mısın? der. O zat :

– Hayır, deyince, Peygamberimiz :

– Öyleyse orucunu boz, demiştir. (R. Salihın 3/1795)

Bir hadislerinde de şöyle buyurmuştur :

“Haftanın geceleri arasında yalnız Cuma gecesini namaz kılmaya ayırmayınız. Günler arasında da yalnız Cuma gününü oruca tahsis etmeyiniz. Meğer ki Cuma günü sizden birinizin oruç tuttuğu bir güne rastlasın.” (R. Salihın 3/1792)

Kaza borcu olan, Davut orucu dediğimiz bir gün tutup bir gün tutmayan için, Cuma’ya rastlamasında bir mahsur yoktur. Veya Perşembe, Cuma veya Cuma, Cumartesi tutulursa da mahsur yoktur. Devamlı tutan içinde bir sakınca yoktur.

 

CAMİ İÇİ ADABI

Camiler, huzur duyulan yerlerdir. Burada kimse, kimseyi rahatsız edecek davranışlarda bulunmamalıdır.

– Camiye temiz elbiselerle gidilmelidir.

Dünya işleri cami kapısının dışında bırakılarak girilmelidir.

Kerahat vakti değilse, iki rekat mescid namazı kılınmalıdır.

– Camide konuşulmaz, sohbet edilmez, münakaşa edilmez, uyunmaz, laubali bir şekilde oturulmaz.

Sarımsak, soğan, turp, pırasa yiyerek, sigara kokuları ile girilmez.

Batık elbise, kokan çoraplarla, ıslak ayaklarla, ceket omuzda camiye girilmez.

– Camide sessiz, ibadet şuuru ile oturulmalı, zikredilmeli, salavat getirilmelidir. Dua edilmelidir.

Peygamber(a.s): “Cuma günü biriniz camide uyuklayacak olursa, yerini değiştirsin” buyurur. (K. Sitte 8/376)

– Camiye önce gelenler ön saflara oturmalı, lüzumsuz konuşmalara meydan vermemelidir. Ön saflar önce gelenlerin hakkıdır.

Peygamberimiz hutbe okurken, omuzlara basa basa öne geçen, safları yara yara giden birine Peygamber, hutbeyi keserek:

– Yeter, otur artık, çok eziyet ettin, demiştir.

Bir hadislerinde de Peygamber (AS) şöyle buyurur:

“Kim Cuma günü cemaatin omuzlarını yararak ilerlerse cehenneme bir köprü ittihaz etmiş olur” (K. Sitte 8/372)

Hutbe okunurken sessizce dinlenmelidir. Mesajlar iyi ve doğru alınıp hayata taşınmalıdır.

Peygamberimiz: “Hutbe okunurken yanındakine “sus” diyen Cuma’nın faziletini mahvetmiş olur” (K. Sitte 8/366) demiştir.

Hutbe okunurken uyunmaz, başka şeylerle meşgul olunmaz, namaz kılınmaz, ilk sünnet kılınmadıysa, farzdan sonra kılınır.

Hutbede kısa tutulmalı, güncel olmalı, vakti dar, işine dairesine yetişecek kimseleri sıkıntıya sokmamalıdır. Hutbe uzun okunup yetişemem diye çalışanlar Cuma’dan mahrum edilmemelidir.

– Acele işi olan, yani erken çıkacak olan ön saflara geçmemelidir. Son sünneti veya Zuhri âhiri kılmayacak olanlar, daha gerilerde namaz kılmalı ve namaz kılanların önünden geçmemelidir. Peygamberimiz : “Namaz kılanların önünden geçmenin ne kadar günah olduğunu bilseydi yüz yıl orada beklerdi” diyor.

 

Camide namaz sonrası musafaha edilir mi?

Eğer camide musafaha yapmak, sohbete dönüşecek, dünya ve ticaret işlerine yönelinecek olursa, musafahayı cami dışında yapmak gerekir. Musafaha yapılacak, salavat getirilmekle yetinilecek olursa, cami içinde musafaha yapılır.

– Cuma günü öyle bir saat vardır ki o saati iyi yakalamak için çalışılmalıdır. Peygamberimiz şöyle buyurur:

“Cuma gününde bir saat vardır ki, bir müslüman namaz kıldığı halde o saate rastlarda Allah’tan bir şey dilerse, muhakak Allah onun dileğini yerine getirir” (Rayazüs-Salihın : 1160)

Bacılarımızda Cuma’dan önce toplanırlar zikrederler, dua ederler, Cuma çıkışına kadar sürdürürlerse, bu fırsatı yakalamış olurlar.

 

NAMAZLARDAN SONRA DUA YAPILMAZ MI?

Büyüklerimiz farz namazlardan sonra Cenab-ı Allah’a yalvarmamızı, dua etmenizi tavsiye ederlerdi.

Diyorlar ki: “Namazların sonunda dua ve tesbih yoktur.” Neden olmasın Hz. Peygamber, namazların sonunda zikirde yapmış, dua da etmiştir. Bize de tavsiye etmiştir. Namazların bitiminde: “Allahümme entesselâm ve minkesselam tebarekte yazel celali vel ikram” derdi. (Yani : “Allah’ım sen selâmsın, selamette sendendir. Ey celal ve ikram sahibi, sen münezzehsin, sen yücesin” (K.Sitte : 6/25)

Bir gurup sahabe: “Zenginler bizden daha çok sevap kazanıyor, hayır yapıyor, zekatı onlar veriyor, sadaka dağıtıyor” diyorlar. Onların üzüntülü halini gören Peygamberimiz sizde çok sevap kazanmak ister misiniz? demiş.

Evet, demeleri üzerine:

– Namazların sonunda 33 defa Sübhanellah, 33 defa Elhamdülillah, 33 defa Allahü ekber” deyin buyurmuştur. Ayrıca:

– “Namazların takipcileri onları her namazın sonunda söyleyenler hüsrana uğramazlar. Bunlar 33 adet tesbih, 33 adet tahmid, 33 adet tekbir” buyuruyor. (K.Sitte 6/26)

Zikrullahtan, istifardan alıkoymak, soğutmak isteyenler : “Namazdan sonra tesbihat yoktur, uydurmadır, bid’attir” diyorlar.

Hz. Peygamber : “Kim her namazın ardından 33 kere Sübhanellah, 33 kere Elhamdülillah, 33 kere Allahü Ekber  derse deniz köpüğü gibi günahları olsa bile Allah onu affeder.” (Buhari El Ezkar:68) buyuruyor.

Başlangıçta her müslüman, bu tesbihatı ihmal etmiyordu. İslâm’ın yayılmasıyla unutulmaya başlandı mezhep imamları ve din alimlerimiz, namazlardan sonra tesbih çekmiş ve çekilmesini tavsiyet etmişlerdir.

Son zamanlarda Vahhabilik anlayışına sahip kimseler, namazı kılıyor ne dua ediyor, ne de tesbih çekiyor.

Tesbihat hadisle sabittir, sonradan çıkmış bid’at değildir.

Peygamberimiz bunları parmakları ile çekerdi. Ashap çakıl taşları ile daha sonra da hurma, zeytin çekirdeğinden tesbihler yapılarak çekildi. Peygamberimiz buyurdu ki:

“Kim sabah namazının ardından 100 kere tesbihte, 100 kere tehlilde bulunursa, deniz köpüğü kadar da çok olsa günahları af edilir” (K. Sitte 6/27).

Ukbe İbnu Âmir : “Peygamber namazın arkasından muavvizâtı (Felâk, Nâs’ı) okumamı emretti” der. (K. Sitte: 6/28)

Bir hadiste de : “Bir kimse, Cuma namazından sonra yedişer defa, İhlâs, Felâk ve Nâs sûrelerini okursa aziz ve celil olan Allah onu diğer Cuma’ya kadar zarar ve kötülüklerden korur” (Ramuz 439/1) buyurmuştur.

Evet namazlardan sonra yapılan dualar daha makbuldür. Namazlardan sonra daha çok dua edelim, daha çok tesbih çekelim, böyle zamanları da fırsat bilelim.

Bazı islâm ülkelerinde tesbih çekilmemesi dua edilmemesi bize örnek olmasın. Bazı ülkelerdeki sünnetin terkini örnek alamıyacağımız gibi, bu konuda örnek alamayız.

Allah, zikirlerimizi, tesbihlerimizi, dualarımızı kabul etsin. Peygamberimiz: “Kıyamet günü farz namazlara bakılır; tam değilse, sünnet namazlara bakılır, onlarda tam değilse nafilelere bakılır…” der.

Gel sende sünneti terk et, nafilelere itibar etme, olur mu?

 

SONUÇ OLARAK

Cuma namazı kılanın alnından, öpeceğimiz bir dönemdeyiz. Cuma’ya Cuma’nın bize sağlayacağı mânevî huzura muhtaç haldeyiz. Cenab-ı Allah’ın bize verdiği fırsatları çok iyi değerlendirmeliyiz, fırsatları yakalamaya çalışmalıyız.

Daha çok dua etmek, daha çok ibadet etmek durumundayız. Onun için; kafa karıştıranlara, itikadımızı bozmaya çalışanlara kulak asmazsak, vesveseye düşmeyiz. Böylece yaptığımız ve yapacağımız ibadetlerin daha çok faydasını görürüz.

Cuma namazı, imkânı olan müslümanların mutlaka kılmaları gereken bir namazdır.

Cuma namazının tartışma zeminine çekilmesi yanlıştır. Cuma’dan soğutmaktan başka bir işe yaramaz.

Hz. Peygamberden bu yana müslümanlar, Cuma gününü bayram bilmiş, kesintisiz bu namazı kılmıştır. Kılmayanlara da iyi gözle bakılmamıştır. Hatta “Cuma’ya gider” sözü ölçü olmuştur.

Cuma Sûresinde de Cuma’nın, mutlak kılınması emredilir. Hadislerde de Cuma’yı terk edenlerin acıklı halinden bahsedilir. Uğrayacağı zararlar anlatılır.

Şu anda Cuma’nın sadece Türkiye’de tartışılması da düşündürücüdür. Bir konuda açık Nâs varsa, fikir yürütülmez, tartışılmaz. Ya yaparsın, ya da yapmazsın.

Kim ne derse desin, Cuma kılma sorumluluğu mükellefin üzerinden kalkmaz. İmamı beğenmemek, dar’ul harp teyiz demek, kendine göre mazeretler uydurmak, apaçık Allah’ın emrini terktir, Allah’a isyandır.

Her dinde kutsal gün ve o günde yapılan özel ibadetler vardır. Cuma günü, affımız, kurtuluşumuz için Cenab-ı Allah’ın bize tanıdığı fırsattır. Bu fırsatı değerlendireceğimiz yerde hafife alırsak bu bizim için büyük bir kayıp olur.

Allah bizi Cuma’yı değerlendiren ve bu yüzden kurtulan kullarından etsin inşallah.

Cuma’lara özel bir önem verelim. Kutlama, ziyaret ve ikram geleneğimizi devam ettirelim.


Bu yazıyı 2.144 kişi okudu.

1 Yorum

  1. Tesekkür ederim hocam degerli bir calisma yapmissiniz Allah razi olsun.
    Köln Meschenich Ayasofya Camii Imam Hatibi
    Evvel ve ahir kelamii : Selamun Aleyküm.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.