Davranışlar

     A – OLUMSUZLUK

Peygamber (sav) zor olanın yerine kolay olanı, gayrimeşrunun yerine meşru olanı, olumsuzluğun yerine olumlu olanı tavsiye etmiştir. Kötü düşünceyi, zararlı davranışı hoş görmemiştir.

“Çocuklarınıza güzel isim verin” buyurarak kötü anlamlı isimlerden kaçınılmasını istemiştir. (Ebu Davut, Edep:4948) Kötü anlam içeren isimleri de değiştirmiştir.

 

*                 *               *

 

Cenab-ı Allah Kur’an’da şöyle emretmiştir:

“Allah’ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri, başkasında olup da sizde olmayanı hasetle arzu etmeyin…” (Nisa:32)

 

 

Felâk Sûresi’nde de kıskanç kişinin şerrinden kendine sığın-mamızı istemiştir.

 

*                 *               *

 

Peygamber (as) da iyilikleri, güzellikleri yiyip bitiren hasetten uzak durmamızı istemiş ve şöyle buyurmuştur:

“Ateşin odunu yakıp bitirdiği gibi haset de iyilikleri yer bitirir.” (Ebu Davut, Edep:44)

 

*                 *               *

 

Peygamber (as) imrenip, kıskanıp, huzursuz ve rahatsız olacağımıza, hâle şükredip mutlu olmayı tavsiye etmiştir. Şöyle buyurur: “Sizden biri kendisinden üstün olan birini görünce, hemen kendinden aşağıda olanlara baksın ve haline şükretsin.” (Buhari, Rikak:30)

*                 *               *

     Peygamber (sav), Müslüman’lara karşı olumsuz söz ve olumsuz tavırdan şiddetle kaçınılmasını istemiştir:

  “Sizden biri Müslüman’larla alakalı güzel olmayan şeylerden bana bahsetmesin.” (Ebu Davut, Edep:28)

 

*                 *               *

     Olumlu düşünmek ve olumlu davranmak vücut sağlığının ve mutlu olmanın ilk şartıdır. Olumsuzluk insanın sağlığını bozar. İnsanı mutsuz eder. Bir kurdun güzelim meyveyi yenmez hale getirdiği gibi. Olumsuzluklar insanın işine, aşına ve hayatına yansır, mutluluğunu gölgeler.

Olumlu düşünce ve müsbet hareket stresi önler, insanın ruh sağlığını korur. İnsanı mutlu eder. Olaylar karşısında insanın kendisini iyi hissetmesini sağlar, insana güç verir.

 

Prof Dr.Faruk Yorulmaz: “Pozitif düşün mutlu ol” diyor ve şöyle devam ediyor:

“Olumlu düşünmenin tresi azalttığını, ruh sağlığını koruduğunu ve kişinin kendisini iyi hissetmesini sağladığını bildiren Yorulmaz, şunları kaydetti: “Olumlu düşünmek daha iyi hissetmemizi sağladığı gibi hastalıklara karşı direncimizi artırır, kalp hastalıklarına yakalanma riskini azaltır, solunumunu düzene sokar, daha iyi oksijen alan beyin ve vücudun daha iyi çalışmasına yardımcı olur. Böylece dikkatimizi daha iyi toplayabilir, kaza ya da hata riskimizi azaltır, okul ve ders başarımızı artırabiliriz. İnsanlara da anlayışlı yaklaşır ve ilişkilerimizi daha olumlu ve yapıcı hale getirebiliriz. Bu da hayatın güçlükleri ile başa çıkma gücümüzü artırır. Ve sonuçta daha iyi ve daha uzun süre yaşayabiliriz.”

(13.06.2007, Yenişafak)

*                 *               *

     Peygamber (as) uygun olmayan kişilerle, uygun olmayan yerlerde yaşamamızı uygun görmemiştir.

Ukbe bin âmir –radıyallâhu anh-, Peygamber Efendimiz’e:

     –   “Ya Rasûlallah, kurtuluş nerededir?” Diye sorunca Allah Rasûlü (onun halet-i rühiyesine ve ihtiyacına binaen):

– “Diline sahip ol. (fitneler ortalığı kapladığında) evine sığın ve günahlarına göz yaşı dök” buyurmuştur. (Tirmizi, Zühd:61)

 

*                 *               *

 

Peygamber (as) helak olan Semud Halkının yaşadığı Hıcır denilen yerden geçerken ashabına hitaben şöyle demiştir:

“Kendilerine zulmeden insan-ların eğleştiği yerde eğleşmeyin. Onlara dokunan azap size de dokunmasın! Buranın suyundan içmeyin! Buranın suyu ile abdest almayın.” (Buhari, Enbiya:7)

Bir de Ebrehe’nin ordusunun helak olduğu  yerden geçerken hızlıca geçmişler ve Ashabının da hızlı geçmelerini istemişlerdir. O anda o yerden geçinceye kadar Allah Rasûlü yüzünü örtmüşlerdir.

 

*                 *               *

 

Bir hadislerinde de Müslü-man’lara şunu tavsiye etmişlerdir:

     – “Müslüman olmayanlarla bera-ber yaşamayın! Onlarla oturup kalkmayın! Onlarla olan onlar gibi olur.” (Tirmizi, Siyer:1605) buyurarak olumsuz etkilenmelerden sakınılmasını istemiştir.

 

 

     B – ÖFKE

     Cenab-ı Allah, inanmışların vasfını sayarken şöyle buyurur:

“O, takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.” (Al-i İmran:134)

 

*                 *               *

 

Bu konuda Peygamber (as) şöyle buyurmuştur:

Ebû Hureyre – radıyallahı and-den rivayet edildiğine göre, bir adam Nebi – sallallahü aleyhi ve selem-e:

– “Bana bir öğüt ver” dedi.

Peygamber Efendimiz de ona:

– “Kızma!” buyurdu.

Adam, sözünü birkaç kez tekrar etti.

Peygamber –sallallahu eleyhi ve selem de (her defasında ısrarla):

“Kızma!” buyurdu. (Buhari, Edeb:76)

*                 *               *

     –   “Pehlivan insanları yenen değil, asıl pehlivan öfkesini yenendir.” (Buhari, Edep:6114)

 

*                 *               *

 

–   “Öfke, şeytandır. Şeytan ise ateşten yaratılmıştır. Ateş de ancak su ile söndürülür. Bu nedenle biriniz kızdığı zaman abdest alsın.” (Ebu Davut, Edep:4784)

 

*                 *               *

 

–   “Sizden biri ayakta iken öfkelenirse, hemen otursun. Öfkesi geçmez rahatlamazsa uzanıp yatsın.” (Ebu Davut, Edep:4)

 

*                 *               *

 

  “Öfkelenen kimse Allah’a sığınsın abdest alsın veya çevreyi değiştirsin.” (Age)

 

*                 *               *

 

Peygamber (as) insanın öfkesinden dolayı zarar görmemesi, sağlığının bozulmaması ve başkalarına zarar vermemesi için öfkesini yenmesini istemiştir.

“Keskin sirkenin küpüne zararı olur” hesabı öfke sağlığın düşmanıdır. Kalbe zarar verir, sinir sistemini alt üst eder. Şeker, tansiyon hastalıklarına hiç iyi gelmez.

Affedici, hoşgörülü olmak insanı rahatlatır ve mutlu eder.

 

 

 

     C – ESTETİK

     Cenab-ı Allah’ın yarattığı şekil, mecburiyet ve zaruret olmadan bozulmaz.

Cenab-ı Allah bu konuda şeytanın sapıtma tehlikesine işaret ederek şöyle buyurur: Şeytan dedi ki:

  “Kullarını muhakkak sapıtaca-ğım. Muhakkak onları boş kuruntulara boğacağım. Kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar. Şüphesiz onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” (Nisa Sûresi:119)

 

*                 *               *

 

 

Allah Rasûlü dövme yaptırmayı ve yapmayı yasaklamıştır. Hatta lanetlemiştir. Şöyle buyurur:

“Allah; dövme yapana, yaptırana lanet etsin.” (Buhari, Libas:82)

“Takma saç takana, taktırana, bedene dövme yapan ve yaptırana Allah lânet etsin.” (Ramuz el-Ehadis:347/8)

     – “Sırf güzelleşmek için dövme yapan ve yaptırana, yüzünden tüy yolan ve yoldurana, dişlerini seyreltip inceltene böylece Allah’ın yarattığını değiştirenlere Allah lanet etsin.” (Müslim Libas:120) + (Riyaz üs-Salihın:3/205)

 

*                 *               *

 

 

Hz.Amir (ra) şöyle nakleder:

– “Allah Rasûlü buyurdu ki, saçını, sakalını siyaha boyayanın kıyamet gününde Allah yüzüne bakmaz.” (Ramuz el-Ehadis:92/6)

– “Allah, süslenmek için yüzünü boyayıp, kaşlarını yolana, yoldurana lanet etsin.” (Ramuz el-Ehadis:347/12)

 

*                 *               *

 

 

Buradaki “lanet” beddua değil, yapılanların laneti celbedecek kadar olumsuz olduğundandır.

Bugün; boyamanın, kulak, burun deldirmenin, dövme yaptırmanın sakıncalı olduğunu, kansere, cilt hastalıklarına sebep olduğunu doktorlarımız açıklamaktadır.

Dövme kalıcıdır. Deri altına boya girer ve leke yapar. Bu da fıtrata vurulan lekedir. Dövme yapılan yerde kan kuruyup hapsolduğu için bu bölgeyi necis sayan fıkıhcılar vardır.

Dövme, hiçbir zaman sağlıklı değildir. İnsanı güzelleştirmez, aksine çirkinleştirir. Dövme çılgınlıktır.

Dövme, sağlık açısından tehlikelidir. Uzmanlara göre kansere yol açar. Dövmede aynı iğne kullanmasıyla asrın vebası AIDS’e yakalanma riski de çoktur.

Ayrıca; dövmede ölüm riski de vardır. Bir gazete haberinden bir bölüm nakledelim:

Özellikle büyük şehirlerde hemen her köşede rastladığımız dövmeciler, sağlığı tehtid ediyor. Gençlerin özenti için yaptırdığı dövmeler alerjiye yol açabiliyor, sarılık ya da AIDS bulaştırabiliyor. Konuyla ilgili olarak görüşüne başvurduğumuz Amerikan Hasta-nesi hekimlerinden Dr.Ülgen Poy-raz, “dövme yaptırmanın granü-lazyon bozukluğuna yol açabile-ceğine” değindi ve şöyle dedi: “Eğer kullanılan boyanın niteliği de kötüyse sonuçları kötü olabilir. Üstelik bu, iğnelerle yapıldığı için hepatit (sarılık), AIDS gibi kan yoluyla geçen hastalıklara davetiye çıkartmaktadır.”

Osmanoğlu Hastanesi hekimle-rinden Dr.Seven Osmanoğlu ise, “dövmenin kendisinin değil ama kullanılan maddenin kansere yol açabileceğini” söyledi. (13.09.1997, Akit)

 

*                 *               *

     Dövmenin temizlenmesi de bir derttir. Estetik operasyon gerekir. Estetik ameliyatlar bir çok insanı perişan etmiş ve tanınmaz hale getirmiştir. Bir çoğunun da ya hastalanmasına veya ölümüne sebep olmuştur.

 

Doktorlar deodorantlara rağbet etmeyin diyor. Makyaj, kanser yapar diyor. Kozmetiklerde zehirli maddeler kullanıldığını söylüyor. Bunlar kanserden tümöre kadar çeşitli hastalıklara yol açıyor diyor. Güzelleşeyim derken hastalık kapmayın diyor. Kozmetik ürünlerinin kürtajla alınan çocuk ceninlerinden yapıldığını söylüyor.

Kozmetiklerde reklam yapılırken sağlık imajı veriliyor ama doktorlar öyle demiyor.

 

*                 *               *

 

Sağlıkçılarımızdan bir kaçının ifadesi şöyledir:

Kozmetik ürünler vücutta alerjik reaksiyonlara yol açıyor, özellikle de göz sağlığını önemli ölçüde etkiliyor.

Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Kemal Gündüz, gözdeki alerjilerin büyük bölümünün, kozmetik ürünlerinin yanlış ve bilinçsiz kullanımından kaynaklandığını söyledi.

Göz ve çevresinde makyaj amacıyla kullanılan ürünlerin hassas bünyeli kişilerde alerjiye yol açtığı gibi, sürekli kullanım sonucu alerjik reaksiyonun daha sonra da ortaya çıkabildiğini, zamanında tedbir alınmaması halinde tıbbî tedavi zorunluluğu doğduğunu anlatan Doç. Dr. Gündüz, şöyle devam etti:

     “Kozmetik ürünlerdeki boyalarda bulunan kimyevi maddeler, vücutta zar ve deri yüzeyi gibi hassas bölgelere temas ettiğinde, alerjik reaksiyona yol açmaktadır. Genç yaşta cildin ve sağlığın bozulmasını istemeyenler, kozmetik ürünlerini çok az kullanmalıdır. Alerjik reaksiyonun belirtileri, hafif kızarıklık, kepeklenme, kirpik diplerinde renk değişikliği ve dökülme şeklinde sıralanabilir.”

Makyaj konusunda özellikle genç kızları uyaran Doç. Dr. Gündüz, “Genç yaşta doğal güzelliğin kıymetini bilmeyenler, orta yaşlarda pişmanlık duyarlar ama, zaman çoktan geçmiş olur.” Şeklinde konuştu. (30.11.1994, Zaman)

 

*                 *               *

 

w Saç  boyaları hipotiroidiye (guatr) sebep oluyor, bilhassa hamilelikteki yan etkilerinin daha fazla olduğu tespit edildi.

w Kolonya, bulaşık deterjanı, oje çıkartıcılarda kullanılan asetonun solunum, ağızda ve boğazda kuruluğa, baş dönmesine, mide bulantısına, bitkinliğe, merkezi sinir sisteminde aksaklığa sebep oluyor.

w Parfüm, kolonya, saç spreyi, deodorant, deterjan, vazalin krem, traş kremi, şampuan, kalıp sabun, bulaşık deterjanı, çamaşır beyazla-tıcılarında kullanılan Benzaldehit maddesi uyuşturucu etkisi yapar, ışığa duyarlı hale getirir, ağızda, boğazda, gözde, deride, akciğerde tahrişe sebep olur. Mide bulantısına, karın ağrısına sebep olur. Böbreklere de zarar verir.

w Cilt ve saç bakım ürünlerinde kullanılan A-Hidroksi Asit maddesi de cilt tahrişine ve isiliklere sebep olur.

w Ruj, krem, allık içinde bulunan Asetamid MEA maddesi ise saç ve deri kuruluğuna, alerjik reaksi-yonlara sebep olur. Böbrek ve karaciğere kanserojen etki yapıyor.

(21.07.2003, Vakit)

 

*                 *               *

 

 

Erciyes Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ümit Ukşal, Milli Takım’ın 2002 Dünya Kupası’nda yarı finale yükselmesinin coşkusunu yaşayan birçok kişinin yüzüne sürdüğü sprey ve guaj boyalardan dolayı cilt hastalıklarına yakalanabileceğini söyledi. Yüzdeki derinin hassas olduğunu belirten Prof. Dr. Ukşal, Milli Takım’ın başarısına sevinen vatandaşların, yüzlerine sürecekleri boyalara dikkat etmeleri uyarısında bulundu. Kozmetik ürünlerin dahi cildin özelliğine göre seçildiğini hatırlatan Prof. Dr. Ukşal, şunları kaydetti:

“Milli Takım’ın başarısına sevinen pek çok kişi, yüzlerine kırtasiyelerden aldıkları sprey ve guaj boyaları sürüyor. Bu boyalar, cilt hastalığına yol açar. Kozmetik ürünler tercih edilmeli. Sprey ve guaj gibi kuruduğunda deriyi gererek cilde zarar veren kimyevi madde içeren boyalar yerine, ruj gibi makyaj malzemeleri kullanılmalı.”

Prof.Dr.Ukşal, kimyevi içerikli boyaların, özellikle çocukların yüzüne sürülmemesini isteyerek, “Çocukların ciltleri, yetişkinlere oranla daha hassas olur. Bu boyalar alerji yaparak yara-lara neden olabilir.” Dedi. (25.06.2002, Zaman)

 

 

Sonuç olarak estetik, yaratılışı bozmaktadır. Dişleri seyreltmek, göğüsleri şekillendirmek, mazeret yokken göze, kaşa, burna müdahale etmek, dövme yaptırmak lanetli işlerdendir. Peygamberimiz: “Yaratı-lışı değiştirene Allah lânet etsin.” Demiştir. (Buhari, Tefsir:59)

Ancak görünüş kötü ise, o hal ağrı ve acı veriyorsa müdahale caizdir.

 

D – MÜSTEHCENLİK

     Kur’an-ı Kerim’de çıplaklığın çirkin bir şey olduğu bildirilmiştir. (A’raf:27 – 26)

Edep ve haya duygusu, örtünmeyi gerektirir.

Örtünmede tacizden, tecavüzden ve şehevî bakışlardan korunma vardır. Müstehcenlikte ise kötü  mesaj vardır, davetiye çıkarmaktır.

Allah şöyle der:

–   “Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına elbiselerini giyinmelerini söyle. Bu onların tanınıp kendilerine sarkıntılık edilmemesi için daha uygundur.” (Ahzab:59)

 

*                 *               *

 

Hz.Aişe (ra) şöyle anlatır:

“Bir gün Ebu Bekir (ra) ın kızı Esma ince bir elbise ile Peygamber (as) ın yanına gelmişti. Peygamber (sav) ondan yüz çevirdi ve şöyle dedi: ‘Ey Esma! Şüphesiz kadın erginlik çağına ulaşınca vücudunun görünmesi uygun değildir.” (Ebu Davut, Libas:31)

 

*                 *               *

 

Müstehcenlikte ahlak ve insanlık açısından saygısızlık vardır. Müstehcen giyinene farklı gözle bakılır ve tahrik neticesi çirkin olaylara neden olur.

Müstehcen giyim, açınanın da, bakanın da ruh sağlığını bozar. Cinsel sapıklıklar müstehcenlikle yayılır. Cinsel şiddet artar.

Açınan sanatçı, şarkıcı, güzellik yarışmalarına katılan, açınmayı güzellik zanneden bir çok kadın depresyona girmektedir. Psikolojik tedavi görmektedir. Veya intihara kalkışmaktadır. Bir kısmının sonu acınacak haldedir. Bir kısmı da akıl hastanelerinde çıldırarak ölmektedir. Bir gazete bunu şu başlıkla haber vermiştir. “Ünlüler bunalımda: Sinema ve müzik dünyasının pek çok ünlü ismi, yaşadıkları depresyon nedeniyle psikolojik tedavi görüyor” (13.08.2001, Türkiye)

 

*                 *               *

 

Bir gazete haberi de şöyle:

Çıplaklık kadınları aptallaş-tırıyor.

     İnsanlık 2000’li yılların eşiğinde bir büyük meselesini daha çözdü. bilim adamlarının bulgularına göre, sanıldığının aksine aptal kadınlar çıplaklaşmıyor, çıplak kadınlar aptallaşıyor. Bu sonuca, toplam 350 gönüllü kadın ve erkeğe zeka testleri uygulayan iki Amerikalı psikolog ulaştı. Barbara Frederickson ve Tomi – Ann Roberts adlı psikologlar deneklere, matematik sorularının ağırlıklı olduğu testler uyguladılar. Kadın ve erkek denekler bir kez tam giyimli olarak ve bir kez de mayo – bikini giymiş olarak testlere tabi tutuldular. Şok sonuç: Çıplak ya da çıplağa yakın derecede giyimli kadınların zihinsel yeteneklerinde ani bir düşüş görüldü. Giyimli halde en zor, girift denklemleri çözebilen kadınların, bikini giymiş haldeki performansları vitrin mankenlerini aratıyordu. Erkeklerin zeka seviyeleri ise giyimli olup olmadıklarından etkilenmiyor. Erkekler en mini slip mayoyla bile, en zor zeka sorularını sorunsuz çözebiliyor. (23.04.1999, Sabah Gazetesi)

Psikologlara göre teşhircilik rahatsız edicidir. Onun için teşhircilik son derece yanlıştır.

 

*                 *               *

 

 

 

Fransız Prof.Dr.Tony Anatrella “Bunalımlı Topluma Hayır” diye bir kitap yazmış, “Çıplaklık Sapıklıktır” başlığının altında özet olarak şöyle demiştir:

Anatrella, “Özellikle son yıllarda yoğunlaşan reklam rekabeti piyasasında, mesaj verme sıkıntısı çeken firmaların ürün tanıtımında vücut teşhirine yönelmeleri, ilkellik ve basitliğin sembolüdür. Müstehcen yerlerin teşhiri, söylenildiğinin aksine tabuları yıkmak veya sanat icra etmek değil, insanın en değerli varlığı olan ruhunu ve şahsiyetini satışa çıkarmasıdır” diyerek reklamcıları topa tuttu. (13.03.1994, Türkiye)

 

E – GAYRİ MEŞRU İLİŞKİ

     Cenab-ı Allah Kur’an’da nikah dışı, gayri meşru ilişkilerin her çeşidini yasaklamıştır.

     “Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayasızlıktır ve çok kötü bir yoldur.” (İsra:32) buyurarak insanı zinaya götürecek her yolu, her davranışı yasaklamıştır.

Kurtuluşa eren mü’minlerin iffetlerini koruduklarını haber vermiştir. (Mü’minun:5)

Lut Kavminin fuhuş ve livata yüzünden helak olduğunu bildirmiştir. (A’raf:80-84) + (Hud:82)

Ayrıca ayhali iken kadına yakla-şılmamasını emretmiştir.

(Bakara:222)

 

*                 *               *

 

Bu konuda Rasûlullah (sav) da şöyle haber vermiştir.

“Bir yerde zina ve faiz yayılırsa oradakiler Allah’ın azabını hak etmiş olurlar.” (Ramuz el-Ehadis:53/17)

– Lut Kavminin iğrenç işini işleyen kimse lanetlidir. (İ.Canan, Hadis Ans:5/1616)

 

*                 *               *

 

–   Ümmü selema (ra) Peygamber (as) a sorar:

–   Aramızda iyiler olduğu halde biz de helak mı oluruz?

Peygamber Efendimiz şöyle cevap verir:

–   Evet pislik (zina) artarsa! (Muvatta Kalem:22)

 

*                 *               *

 

Peygamber (as) hayızlı ile ilişkiyi şöyle yasaklıyor:

“Hayızlı bir kadınla veya herhangi biri ile livata yapan veya bir kahini tasdik eden kimse Muhammed’e ineni (Kur’an’ı) inkar etmiştir.” (Ebu Davut:4/15)

–   “Hayızlı iken eşi ile ilişkide bulunan kimse kendisi veya çocuk cüzam olursa o kimse kendisinden başka suçlu aramasın.” (Cami us-Sağır:2/168)

 

*                 *               *

 

Zinanın sebep olduğu hastalıklarla ilgili şöyle buyurur:

–   “Bir yerde zina yayılırsa, orada bulaşıcı hastalıklar çoğalır. O yer halkı bilinmeyen hastalıklara maruz kalırlar.” (Ali Rıza Karabulut, Tıbb-ı Nebevi Ans:1/37)

–   Bir yerde zina yapanlar çoğalırsa, orada ölümler artar. (Muvatta:2/460)

 

– “Bir toplumda zina açıktan yapılırsa, o toplumda veba hastalığı ve daha önce görülmeyen hastalıklar çıkar ve yayılır.” (İbn-i Mace, Fiten:10)

 

*                 *               *

 

Kur’an ve Sünnette bildirildiğine göre gayri meşru ilişkiler ve bu ilişkiye götürecek olan düşünce, bakmak, dokunmak gibi davranışlar yasaklanmıştır. Çünkü zina;

– İnsanın ahlakını ve akli dengesini bozar. Cinayete, deliliğe ve cinnete sebep olur.

– Zina, yuvaları yıkar, iş hayatına yansır.

– Peygamber (as) “zina eden imanlı olarak zina etmez” buyurur. Yani zina insanın imanına zarar verir.

–   Zina eden hep kendisini suçlu hisseder, ahlaksız olduğunu düşünür, ruhen ve bedenen çöker.

 

– Zina yolu ile bel soğukluğu, frengi, AİDS ve başka hastalıklar bulaşır ve yayılır.

– Zina yüzünden taşlaşarak, yerin dibine batarak veya hastalıklardan dolayı ölümlerle cezalandırılanlar gibi her hangi bir şekilde cezaya, belaya ve musibete uğrayalar çoğalır.

– Zina edenin rızkı daralır.

– Zina edenin yüzündeki nur gider.

–   Zina edenin vücudunda lekeler meydana gelir.

– Zina edenin ileri yaşlarda akli dengesi bozulur, yalnızlığa itilir, bazıları çıldırarak ölür, bazıları da kötü ölümlerle ölür.

– Zina mahsulü çocuklar, geri zekalı olur, ahlaken de kötü olur.

– Daima kötüyüm, suçluyum duygusu ile yaşar.

 

 

F – EVLİLİK

     Cenab-ı Allah Kur’an’da kandan, sütten ve nikahtan yakınlık bulunanların birbiri ile evlenmesini yasaklamıştır. (Nisa:23) Ne yazık ki bugün buna uyulmadığı için sakat olarak yaşamak zorunda kalan bir çok insanımız vardır.

Alemlerin Rabbı olan Allah  insanları iki cins olarak yaratmış ve evlenmelerini emretmiştir. (Rum:21) + (Nisa:3) + (Nur:32)

 

*                 *               *

 

Sapık ilişkilerin önlenmesi, sağlıklı nesillerin yetiştirilmesi için de peygamber (as) aralarında denklik olan ve evlenme yasağı olmayan kadın ve erkeğin evlenmelerini emretmiştir. “Nikah benim sünnetimdir, evleniniz.” Buyurmuştur. (İbni Mace:1/1846)

 

*                 *               *

 

Peygamber (as) hastalıklı kimselerle evlenmeyi yasaklamıştır. “Cüzam, alaca ve delilik gibi hastalıkları  olanlarla evlenmeyin.” Buyurmuştur. (Cami’us-Sağır:2/80)

Evlenmeden araştırma yapılması, görüp, konuşulması Allah Rasûlünün emridir. Bir müddet görmediği birine evlenip evlenmediğini soran peygamberimiz “Yakında evleneceğim, nişanlandık” cevabını alınca o kişiye “Herhangi bir kusuru var mı, araştırdın mı? Baktın mı? Konuştun mu?” sorularını sormuştur.

 

*                 *               *

 

Bir hadislerinde: “Evlenmeye gücü yeten evlensin, zira evlilik, gözü haramdan korur, iffetli kalmayı sağlar.” (Müslim, Nikah:1) buyurarak evlenmeyi emretmiştir.

 

*                 *               *

 

Buharide nakledilen bir hadislerinde de şöyle buyurmuştur:

“Eğer sizden biri eşi ile ilişkide bulunmak isterse, besmele çeksin ve: ‘Allah’ım! Şeytanın şerrini bizden ve bize vereceğin çocuktan uzaklaştır.’ Diye dua etsin. Eğer çocuk olacaksa şeytan ona zarar veremez.” (Buhari, Vüdu:1) demiştir.

 

*                 *               *

 

Bir hadislerinde de denkliğin gözetilmesini istemiş ve şöyle buyurmuştur:

“Çocukların geleceği için seçiminizi yapın ve size denk olanlarla evlenin.” (İslâm Fıkhı Ans:9/14)

 

*                 *               *

 

Peygamber (as) yakın akraba evliliklerini yasaklamıştır. “Yakın akraba ile evlenmeyin, çocuk zayıf doğar” buyurmuştur. (Age:9/15)

Gülhane Askeri Tıp Akademisi öğretim üyesi Doç.Dr.Metin Özata, akraba evliliklerinde iştah geni bozukluğu sonucu, ölümcül aşırı şişmanlık hastalığına yol açtığını açıklamıştır. (03.11.2001, Zaman)

 

*                 *               *

 

“Arabistan’da yayınlanan Mecelle Dergisi’nin araştırmalarına göre; akraba evliliğinden doğan çocukların %50’sinin sakat doğduğu ortaya çıkmıştır.

Washington Üniversitesi öğretim görevlisi Dr.Nilson Nill, akraba evliliğinden doğan çocuklarda görülen hastalıkların başında şeker, kan kanseri, kalp ve hemofilinin geldiğini açıklamıştır.

Bir de akraba evliliğinin ölüm oranını arttıran en büyük faktör olduğu bildirilmiştir.” (10.09.1997, Türkiye)

 

*                 *               *

     Bir doktorumuzun açıklamaları da şöyle:

Akraba evliliği çocukta işitme kaybına neden oluyor.

Türkiye’de, doğumsal işitme kayıplarının yüzde 0,1 – 0,3 oranında görüldüğüne dikkat çeken uzmanlar, özellikle de akraba evliliklerinin orta ve ileri derecede işitme kaybı bulunan çocukların doğma riskini arttırdığını söylüyor. Prof. Dr. Levent Erişen, doğumsal olan işitme kayıplarının büyük bir bölümünün iç kulak tipi (yani duygusal ve sinirsel tip) işitme kaybı olduğundan, ameliyat (koklear implant ameliyatı hariç) veya ilaçla tedavilerinin mümkün olmadığını kaydetti. İşitme kaybının bebeklerde yaşamın ilk 3 ayı içinde tanınması gerektiğini ve bebek altı aylıkken tedaviye başlanmasını öneren Prof. Dr. Erişen, “İşitme kayıplarında tedavi işitme cihazı uygulamasının dışında, özel eğitim ve rehabilitasyon ile sağlanmalıdır. Bazı çocuklarda biyonik kulak uygulanabilir.” Dedi. (28.09.2007, Yenişafak)

 

*                 *               *

 

Evlilik emri korunmaya yönelik bir emirdir. Eğer boşalma olmazsa fazla birikim bunalım, delilik ve sara gibi hastalıklara neden olur.

Gençleri çeşitli yollarla meşgul edemediğimiz veya evlendirme-diğimiz zaman onların dikkat ve ilgisini yüz kızartıcı şeylerden çeke-meyiz ve sağlıklarını koruyamayız.

 

*                 *               *

 

Bir gazete haberine göre evlilik depresyonun ilacı, mutluluğun kaynağı olduğu açıklanmıştır:

Bilimsel araştırmalar, depresyon-da olan insanların evlilik yaparak şikayetlerinden kurtulabileceğini gösteriyor. bilim adamları, son araştırmaların evliliğin depresyon tedavisinde çok önemli rol oynadığını belirterek, orta halli giden bir izdivacın bile bu konuda kayda değer etkisi olduğunu bildirdi. Psikolojik mutluluğun evliliğin kalitesi ile doğru orantılı olduğuna dikkat çeken psikologlar, evli çiftlere göre depresyondaki insanların iletişim ve ilgi eksikliği içinde olduklarına dikkat çekti. Ohio Eyalet Üniversitesi sosyoloji bölümü öğrencilerinden Adri anne Frech ve Kristi Wiliams, uyumlu evlilik yaşayan insanların psikolojik olarak da çok dengeli ve mutlu olduklarını yaptıkları araştırmalar sonunda açıkladı. Teorilerini ispat etmeye çalışan iki öğrenci 1987 ve 1988 yılları arasında depresyon geçirmiş yaklaşım 3bin 66 erkek ve bayan ile görüştü. (23.06.2007, Yenişafak)

 

G – ALKOL

     Alkol, insana zararlı olduğu için Cenab-ı Allah alkolü, alkollü yiyecek içecekleri kesin olarak yasaklamıştır.

Cenab-ı Allah şöyle buyurur:

–   “Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar, fal ve şans okları birer şeytan işi, pisliktir. Bunlardan uzak durun ki, kurtuluşa eresiniz.” (Maida:90)

“Ey iman edenler! Şeytan, içki ve kumar yolu ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiğiniz değil mi?” (Maida:91)

Burada içki şeytan işi pislik olarak nitelendirilmiş ve uzak durmamız istenmiştir.

 

*                 *               *

 

Peygamber (as) sa şöyle buyurur:

–   “İçki, kötülüklerin anasıdır.” (İbn-i Mace, Eşribe:3371)

– “İçkiden sakının, çünkü o her kötülüğün başıdır.” (Ramuz el-Ehadis:16/2)

 

*                 *               *

 

“İçki, şifa değil, derttir.” (Müslim, Eşribe:6)

 

*                 *               *

 

“Alkolü, tedavi için alıyorum ya Rasûlullah!” diyene peygamber (sav): “İçki kendisi hastalıktır, deva olmaz” buyurmuştur. (Age:12)

 

*                 *               *

 

Bir hadislerinde de şöyle buyurmuştur:

“Allah şifanızı sarhoşluk veren şeylerde yaratmamıştır. İçki ile tedavi olmaya kalkana Allah şifa vermesin.” (Buhari, Eşribe:15)

Alkol, insan sağlığı için çok zararlıdır. İnsanın alkole ihtiyacı yoktur. İnsan vücudunun, ihtiyacı kadarını Cenab-ı Allah meyvelerde vermiştir. İnsan vücudunun demire de ihtiyacı vardır. Ama bunun için demir kemirmesi gerekmediği gibi alkol içmesi de gerekmez.

– Alkol, insan sağlığının düşmanıdır, vücuda zarar verir.

– Alkol, şuur kaybına neden olur, yapılmayacak rezillikler yaptırır. İnsanı suça iter.

– Alkol, insandaki iyi duyguları köreltir, iffet, namus anlayışını öldürür.

– Alkolün azı da çoğu gibi zararlıdır.

– Alkolün böbrek taşı düşürdüğü yalandır. Zayıflattığı yalandır. Aksine böbrek taşı yaptığı ve şişmanlattığı açıklanmıştır.

– İçki; damar sertliğine, böbrek iltihabına neden olur. Ciğere, mideye zarar verir. Görme ve sinir zayıflığına neden olur. Uluslar arası kanser araştırmaları sonucu 24 Çeşit hastalık alkolle gelmektedir.

– Alkolün hiçbir faydası yoktur. Alkolsüz bira reklamları çocukları alkolizme itmektedir. Kolada, birada, alkol vardır. Alkolsüz bira yoktur.

– Alkolün kendisi necistir, tedavide kullanılamaz. Derttir, deva değildir.

– Alkol, nesli bozar. Araştırmalara göre alkolik ana babadan doğan çocukların zarar gördüğü ortaya çıkmıştır. Bir kısmı doğarken ölür, bir kısmı aptal olur, bir kısmı cılız, bir kısmı saralı, bir kısmı sakat doğar. Ancak %10’u sağlıklı olur.

– Alkollü içkilerin hepsi ilme, akla, dine ve tıbba aykırıdır.

– Alkol, hangisi olursa olsun vitaminleri öldürür. Kötülüklerin anasıdır, her hastalığı davet eder.

 

– Alkol, insanın ruh sağlığını bozar.

– Alkol, sağlık düşmanıdır, huzur düşmanıdır, başarının düşmanıdır, Aile düşmanıdır.

– Alkolik annelerin çocuğu genellikle sakat doğar, normalden küçük doğar. Çocukta zeka geriliği olur.

– Alkolün beyinde öldürdüğü hücreleri beyin kesinlikle yenileyemez. Bunun için insan ne kadar alkolü savunsa, alkol asla insanı savunmaz. İlim adamları, alkol şu yönden faydalıdır demiyor. Fıkıhçılar: “Sarhoş ettiği, israfa neden oluğu, eziyet verdiği, kötü koktuğu ve sağlığa zarar verdiği için alkol haramdır” diyor.

Bugün en tahripkâr silah alkol ve uyuşturucudur.

Bunlar hafıza kaybına neden olur. İnsanı ruhen çökertir, beyni tahrip eder ve depresyona sebep olur.

 

Peygamber (sav) şöyle buyuruyor:

“Sarhoşluk veren ve uyuşturan her şeyden sizi men ediyorum.” (Ebu Davut:3/329)

 

 

H – KİRLİLİK

     Peygamber (sav) yerlere tükürmeyi, sümkürmeyi men etmiştir. Eğer tükrüldüyse veya sümkürüldüyse üzerinin örtülerek gömülmesini emretmiştir. Şöyle buyurur:

“Sümkürdüğünüz zaman onu kaybedin. (gömün) ki, başkasına zarar vermesin.” (Müsned:1/179)

 

*                 *               *

 

     Peygamber (as)a göre etraf kirletilmeyecektir. Yollara, sulara, oturulup kalkılan gölgeliklere pislik atılmayacaktır.

Mescidin avlusuna idrarını yapan bedevinin kirlettiği yere bir kova suyu peygamberimiz döktürerek üzerini örttürmüştür.

Peygamberimiz (sav) çevre temizliği konusunda büyük hassasiyet göstermiştir Herkesin evinin etrafını temiz tutmasını istemiştir.

 

     I – AKSIRMA

     Sahabe şöyle diyor:

“Peygamber (as) aksırdığı zaman avucu veya mendili ile ağzını kapatırdı.”

Bir hadislerinde de şöyle buyurmuştur:

– “Sizden biri aksırdığında iki avucunu yüzüne koysun ve sesini kıssın.” (Ebu Davut, Edep:90)

Allah Rasûlü’nün bu hadisi şu ilmi açıklama ile daha da anlam kazanıyor:

Aksırmakla saniyenin onda biri kadar bir zamanda, gözleriniz ve hava geçitleriniz kapanarak saatte 300 – 350 km hızla 85milyon bakteriyi bomba gibi havaya fırlatırsınız.

Araştırmacılar, aksırmanın nasıl meydana geldiğini anlayabilmek için çok hızlı fotoğraf çeken makinelerde özel bir teknik kullanmış ve ancak saniyenin 1/100.000’ninde kareyi dondurarak istedikleri resimleri elde edebilmişlerdir.

Resimde görülen zerrecikleri çevresindeki sıvı tabaka buhar olup uçar ve zerreler havada uçuşurlar. Araştırmacılar, biri aksırdıktan yarım saat sonra havada hala 4.000 zerreciğin uçtuğunu ortaya çıkarmıştır. Bu zerrecikler sadece zararsız su tanecikleri veya cansız maddeler değildir.

Aksıran bir kimsenin karşısına bakterilerin çoğalmasını yardımcı olacak besi ortamı bulunan bir tabaka yerleştirilerek tabakanın üzerindeki bakteriler sayıldığında, tek bir damlanın 19.000 bakteri kolonisi meydana getirdiği müşahade edilmiştir.  Tek bir aksırık, 85 milyon bakteriyi çevreye saçabilmektedir.

Manevi bir terbiyenin de gereği olarak bu mikropları etrafa saçmamak ve grip gibi hastalıkları yaymamak için sol elle ağzı örtmek ve sonra eli yıkamak, şayet bir mendil çıkarabilecek kadar vaktiniz olursa, mendille ağzınızı kapatmak uygun olacaktır. En iyi hareket ise yüzünüzü yere doğru çevirip aksırmaktır. Böylece zerrecikler havada uçuşmayacaktır.

Fizyologlara göre mutlaka yapılması gereken bir hareket olan aksırma; insanın şuurlu bir yardımı olmaksızın şaşırtıcı bir mekanizma ile gerçekleştirilmektedir. Çünkü aksırma ihtiyacı hissettiğimiz zaman aksırırsınız önüne geçemezsiniz. Allah’tan ki, aksırıyoruz. Vücudumuza bu mekanizma konulmamış olsaydı bize rahatsızlık veren pek çok zararlı maddelerden ve tozlardan kurtulmamız mümkün olmayacaktır.

Evet, milyonlarca mikrop ve zararlı maddelerden kurtulduğumuz için aksırdıktan sonra şükrediyoruz.

 

*                 *               *

 

Aksıran kişi, Cenab-ı Allah kendisini rahatlattığı için Peygamber (as) ın emrine göre; “Şükür elhamdülillah” diyecektir. Bunu duyan da: “Yerhamükellah” diyerek cevap verecektir. Aksıran kişi de ona: “Yehdina yehdikümullah” diyerek karşılık verecek ve böylece dualaşacaklardır.

Dikkat edilmezse hapşırmak hastalıkların bulaşma ve yayılma yollarından biridir. Onun için aksıran kişinin mendille veya eliyle ağzını kapatması ve sesini kısması sağlık açısından daha uygundur.

 

     İ – ESNEME

     Peygamber (sav) gevşek davranılmasını ve esneyip durulmasını istemez.

İbni Abbas (ra) peygamber (sav) şöyle buyurdu der:

– “Sizden biri esnediği zaman elini ağzına koysun. Zira şeytan esnemeyle birlikte girer.” (Ramuz el Ehadis:38/11)

 

*                 *               *

 

Bir hadislerinde de:

“Biriniz esneyeceği zaman gücü nisbetinde onu gidermeye çalışsın. Çünkü şeytan ona güler.” (Buhari, Edep:125) buyurarak esnemenin şeytandan olduğunu bildirmiştir.

 

*                 *               *

 

Esneme halinde esnemeyi gider-meye çalışmak, giderilemezse, ağız kapatılarak ve sessizce esnemek peygamber efendimizin sünnetidir.

Esnemek gaflettendir. Başkaları-na da gaflete sürükler. Dikkati dağıtır. Onun için dikkatli olmak, başkalarını umursamamazlık etme-yip nezakete uymak inceliğini göstermek gerekir.

Ulu orta esnemek ciddi insan işi değildir. Esnerken ağız kapatılarak kötü görünüme müsaade edilmemelidir.

Esnemek, şeytanın hoşlandığı bir davranıştır. Onun için şeytanı sevindirecek işlerden uzak durmak gerekir.

 

 

     K – İHTİYAÇ GİDERME

     Peygamber (as)ın sünnetinde her şeyin edebi adabı vardır. Anlamsız, manasız peygamberimizin herhangi bir ne sözü vardır ne de bir davranışı olmuştur.

İhtiyaç giderme ile ilgili şöyle buyurmuştur:

– “Bevl ederken sağ elinizle tenasül avuzunuzu tutmayın, sağ elinizle temizlenmeyin.” (Riyan üs-Salihın:1680)

Hz.Aişe (ra) şöyle nakleder:

– “Allah’ın elçisi, temizliği üç defa yapardı.” (Ramuz el-Ehadis:559/7)

 

*                 *               *

 

“Abdest bozmaktan çıktıkla-rında: ‘Gufraneke (Bizi mağfiret et)’ derlerdi.” (Age:531/7)

– Peygamber (as) mezarlıkta iki mezar gösterip: “Bunlar azap ediliyor: biri idrar sıçramalarından, biri de gıybetten” buyurdular. (Buhari, Vüdû:55)

Peygamber (as) ayakta abdest bozulmamasını, develer gibi ayakta işenmemesini ve işerken kıbleye dönülmemesini istemiştir.

Şöyle bir olay anlatmışlardı:

Almanya’da çalışan bir vatandaşımız, iş sahibini beraber tatil yapmak için davette bulunur. Tarihi yerleri beraber gezerlerken, Türk işçi idrarını çömelerek yapar. Bu Almanın ilgisini çeker ve sorar:

– Neden böyle ihtiyaç giderdin?

İşçi:

– Peygamberimiz ayakta ihtiyaç gidermeyiniz demiş ondan” cevabını vermiş.

Alman:

– Başka bir sebebi var mı?

İşçi:

–   “Bilmiyorum. Ben peygamberim öyle dediği için yapıyorum.” Demiş.

Alman, ülkesine dönünce bu olayı doktoruna anlatır ve sorar:

–  Neden böyle yapıyorlar?

– “Prostat olmamaları için” cevabını alıyor.

Tekrar soruyor:

– Bunu siz ne zamandan beri biliyorsunuz?

– “75 yıldan beri” deyince doktoruna:

– İslâm peygamberi 14 asır önce biliyormuş. Ben Müslüman oluyorum” demiş ve Müslüman olmuş.

 

*                 *               *

 

Sağlık açısından Peygamber (sav) buyuruyor ki:

“Durgun suya, insanların gelip geçtiği yola ve gölgelendikleri yerlere abdest bozmayın.” (Buhari Vüdu:68 + Müslim, Taharet:68)

Gerçekten 14 asır önceki bu ifadeler takdire şayan değil midir?

 

L – TIRNAK KESME

     Tırnak temizliği en önemli temizliklerden biridir. Tırnakların kesilmesi, temizliği, sağlık açısından da çok önemlidir.

Ebu Derda’nın naklettiği bir hadiste Rasûlullah (sav) şöyle buyurur:

“Dört çeşit temizlik vardır. Bıyıkları kısaltmak, kasıkları temizlemek, misvak kullanmak ve tırnakları kesmek.” (Ramuz el-Ehadis:221/1)

 

*                 *               *

 

Bir gün Hz.Ali (ra)a Peygamber (as) şöyle demiştir:

“Ey Ali! Uzayan tırnaklarını kes! Zira zararlı yaratıklar tırnaklar içinde barınır.” (A.Karabulut, Tıbb-ı Nebevi Ans:2/525)

 

*                 *               *

 

 

Abdullah İbni Beşir (ra) Nebi (sav)in şöyle buyurduğunu nakleder:

– “Tırnakları kesin ve gömün. Parmak aralarını temizleyin. Ağzınızı yemek artıklarından temizleyin ve misvaklayın. Benim yanıma dişi sarı ve ağzı kokar halde gelmeyin. (Ramuz el-Ehadis:335/4)

 

*                 *               *

 

Bir hadislerinde de şöyle buyurur:

– “Kim, kasığını tıraş etmez, tırnaklarını kesmezse, bıyıklarını kısaltmazsa, o bizim sünnetimizden uzaktır.” (Müsned:410)

 

*                 *               *

 

Cabır (ra) şöyle der:

“Allah Rasulü buyurdu ki: Kan, saç ve tırnakları toprağa gömün.” (Ramuz el-Ehadis:22/4)

 

*                 *               *

 

Ebu Vasıl (ra) şöyle der:

– “Tırnaklarım uzamıştı. Peygamber (as) ile musafaha ettim, bana şöyle dedi: ‘Sizden öyleleri var ki, gökten gelen haberlerle ilgilenir halbuki tırnakları yırtıcı kuş tırnağı gibi uzamıştır. Diplerinde cünüplük, kir, pas ve pislik vardır.’ (İbni Hanbel:5/427)

 

*                 *               *

 

Görülüyor ki 14 asır evvel peygamber (as) ın bize verdiği emir ve tavsiyelerinin her bireri birer sağlık kuralı olarak altın harflerle yazılıp asılmaya değer sözlerdir. Peygamber (as) ın tırnak diplerindeki barınan mikroplara kadar haber vermesi, onun vahye göre konuştuğunun ve hak peygamber oluşunun delilidir.

 

 

     M – İPEK ve ALTIN

     Peygamber (sav) ipek ve altını erkeğe uygun görmemiştir. Bir gün altın yüzük takan birinin parmağından çıkartıp atmış ve: “Bunu ben size yasaklamadım mı?” demiştir. Ve yüzüğü fırlatıp atmıştır. Peygamber (as) oradan ayrılınca oradakilerden biri yüzüğü alıp gelmiş, sahibine: “Al bunu bozdurur çocuklarına harcarsın” deyince o zat: “Allah Rasûlünün attığını vallahi almam” cevabını vermiştir.

Burada Allah Rasûlünün erkeğin altın yüzün takmasına tepkisini ve bu tepkiye maden Rasûlullah böyle uygun gördü bana da uymak düşer düşüncesiyle itaati ve teslimiyeti görüyoruz.

Çalışan ailenin rızkını temin eden erkek için ipek ve altın lüksü, israfı ve gururlanmayı önlemek maksadı güdülmüştür. Ayrıca bunlar daha çok gösterişe sebep olduğu ve kadına ayrılmış süs eşyası olduğu düşünülürse, bu yasağın anlamsız olmadığı görülecektir.

Peygamber (as) erkeğin altınla süslenmesini hoş görmüyor. (Ramuz el-Ehadis:411/16) Erkek için gümüşün süs olduğunu bildirmiştir. (Age:209/1) Devamın-daki hadiste de “Altın ve ipek ümmetimin kadınlarına helal, erkeklerine haramdır” buyurur.

Herkes takdir eder ki, bembeyaz ipek elbise çoluk çocuğunun rızkını temin etmekle yükümlü olan erkeğin elbisesi olamaz. Altına gelince, altının erkeğe kadınımsı duygular verdiği müşahade edilmiştir.

 

 

     N – GAFLET

     Hz.Aişe (ra) Peygamber Efendimizin küçük dili gözükecek şekilde, kendinden geçercesine güldüklerini görmediğini, peygamber (as) ın gülüşünün tebessüm şeklinde olduğunu söylemiştir.

 

*                 *               *

 

     Peygamber (as) şöyle buyurur:

– “Çok gülmeyiniz; zira gülmenin aşırısı kalbi öldürür.” (Buhari, Edep:98) + (Tirmizi Zühd:2)

 

*                 *               *

 

Bir hadislerinde de:

“Sizden biri esneyeceği zaman gücü yettiği kadar yutkunsun, esnemeyi geri çevirmeye çalışsın” buyurmuştur. (Müslim Zühd:56)

 

*                 *               *

 

 

 

Peygamber (as) gaflete neden olacak şeyleri yasaklamıştır. Mesela; çok uyumak insan sağlığı açısından zararlıdır. Çok uyumak daha çok yorar, dinlendirmez. Baş ağrısı yapar. California üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre gece 8 saat uyuyan kişilerin ömrü 7 saat uyuyanlara göre 6 yıl içinde %12 oranında azaltıldığı belirtilmiştir.

Ayrıca çok yemek gaflete neden olur; insani ve İslâmi görevleri aksatır. İnsanı gaflete ve tembelliğe düşürür ve insanın sağlığının bozulmasına neden olur.

Atalarımız: “Gafletle yaşayan zilletle ölür” demişlerdir. Çalışmayan demirin paslandığı gibi çalışmayan vücut çürür. Hastalıklar birbirini  tetikler.

Peygamber (as) ın istediği Müslüman, uyanık olacaktır. Bir hadislerinde: “Müslüman aynı yılan deliğine iki defa oturmaz” demiştir.

 

D – SONUÇ

     İslâm’ın yüce peygamberi ne söylediyse boş ve manasız söylememiştir. Ne emrettiyse ve neyi yasakladıysa insan yararına emretmiş ve insan yararına yasaklamıştır.

Bugün Allah Rasûlünün getirdikleri için “Bu neden böyle, böyle olmamalı” denilebilecek bir uygunsuzluk gösterilemez.

İlmin gelişmesi, yeni icat ve keşifleri peygamber (as) ın daha iyi anlaşılmasına neden olacaktır.

Geçmişte olduğu gibi gelecekte de bir çok şeyin insanlığın hizmetine sunulmasında Muhammed (as)ın sünneti ışık olacak ve temel teşkil edecektir. Yani kıyamete kadar Allah Rasûlünün sünneti cazibe merkezi olacaktır.

Peygambere uyulmasını, O’nun getirdiklerinin benimsenmesini Cenab-ı Allah emretmiştir. Müslüman, Rasûlullah ne getirdiyse onu alacak, neyi yasakladıysa ondan da kaçınacaktır.

Peygamber (as)a uyanlar geçmişte nasıl kurtuldu ve nasıl
asr-ı saadet yaşadıysa bundan sonra da O’na uyanlar mutlu olacaklardır. Ahirette de şefaatine nail olacaklardır.

Cenab-ı Allah son rehber, son kılavuz Muhammed (as) a uyan ve şefaatine erenlerden etsin. AMİN.


Bu yazıyı 746 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here