Davranışlarımızdaki Hastalıklarımız ve Çareleri

– A

Çoğumuz stresliyiz. Dengemiz bozuk; hare-ketlerimiz, davranışlarımız anormal. Söylenme-mesi gereken söz söylüyoruz. Yapılmaması gereken hareketler yapıyoruz. Beklenmedik anda parlıyoruz. Kavga edilmeyecek yerde kavga ediyoruz. Her an gerilimliyiz. Korku, endişe, heyecan ve üzüntü içindeyiz. Çocuk-larımıza, ailemize ve diğer insanlara karşı çok acımasız ve kaba olabiliyoruz. Göstermemiz gereken ilgiyi, nezaketi göstermiyoruz. Çünkü hastayız.

*                      *                      *

*                      *

*

Stres, çağın en önemli hastalıklarından biri. İnsanın fizikî ve ruhî yapısını altüst eden, insanın dünyasını ve düşünce yapısını değiştiren bir hastalıktır.

Stresin sebebi, bir makinenin çalışma talimatı gibi Allah’ ın gönderdiği yaşama talimatına insanın uymamasıdır. O zaman ne oluyor? Her türlü olumsuzluk ve verimsizlik ortaya çıkıyor.

Ahireti olmayan dünya zevk vermiyor. Felekten gün çalma arzusu mutlu etmiyor. Vur patlasın çal oynasın arzusu nefsi devamlı okşamıyor. Kötü çevre ve kötü ortamda iyi duygular yeşermiyor. Flört, alkol, uyuşturucu ve kumar yakıyor, yıkıyor. Kimliksizlik girdabında insan kaybolup gidiyor. İdeal olamayınca boşluk ve karanlık insanı sıkıyor. İrade zayıf, inanç zayıf, zorluklar aşılamıyor. Paylaşmacı ve dayanışmacı anlayışı olmadığı için sıkıntılar ve yükler paylaşılamıyor. Menfaatçi düşünce daima yalnız bırakıyor. Yalnız olunca da küçük depremler büyük depresyona neden oluyor.

Son zamanlarda stressiz ortam bulmak zor. Onun için zarar görmemek için stresten uzak durmak gerekiyor. Nasıl mı?

–         Dengeli bir hayat yaşanmalıdır.

–         Kötü alışkanlıklardan uzak durulmalıdır.

–         İnsanlarla sevgi saygı içinde ilişki kurulmalı-dır.

–         Kötü arzu ve isteklere yer verilmemelidir.

–         Ahlaki ve manevi bağlar kuvvetlendirilmelidir.

–         Başkalarına karşı faydacı ve hizmet eden kimse olunmalıdır.

–         Strese kaza kader ve tevekkül inancı ile karşı koymak mümkündür.

–         İbadet etmenin büyük yararları vardır. Çünkü ibadet kötülüklerden alıkoyar. Hale şükrettirir, sabrettirir. Hırçınlıklardan, fevri hareketlerden alıkoyar. Tevbe eden, suçluluk psikolojisinden kurtulur. Ahlaklı davranan sıkıntıya düşmez, yüzü kızarmaz.

Peygamber (as): “Öfkelendiğiniz zaman abdest alın” demiştir. (Ebu Davut, Edep: 4784)

“Allahü Ekber” deyip namaza duran her şeyi geride bırakıp her şeyi yaratan hayat ve rızık veren Allah’ a yönelir ve O’ na teslim olur. Namazda: “Ancak Sana ibadet eder ve ancak Senden yardım isteriz” denir. Eller kalkar yüce Allah’ a yalvarır.

Günde beş vakiti olanın boş vakti olmaz. Olayları şiddet ve hiddetle karşılamaz, sakin olur, her şeyin Allah’ tan olduğunu, her şeyde bir hayır olduğunu, her şeyde bir imtihan olduğunu düşünür, olayları öyle karşılar.

–         Okumanın büyük faydaları vardır. Okumaya-nın hayatında ne virgül kalır, nede nokta kalır. Ölçü diye bir şey olmaz.

–         Stresin çarelerinden biride iyi bir aile orta-mıdır. Saygı, sevgi, hak ve vazifeler huzur verir mutluluk verir.

–         Bir şeyin iyi tarafını görmek, dolu tarafını görmek insanı mutlu eder. Gül bırakılıp diken görülürse, var olan bırakılıp yok olan arzulanırsa, bunun sonu gelmez.

–         Borçlanma alışkanlığına, kredili alışverişlere, taksitli alışverişe son vermek, insanın sıkıntıya girmesini önler. Başta bedava veriliyor gibi alınıyor, öderken öyle olmadığı anlaşılıyor.

–         Allah inancının büyük faydası vardır. Kul yanılır, hata eder. Ama kendisini affedecek, bağışlayacak bir Allah’ ının olduğunu bilmesi, onu rahatlatır. Hatta intihar etmekten kurtarır.

–         İnsanın ahirete inanması insanın ufkunu genişletir. Her şeyin ölüm ötesinde mutlaka iyi veya kötü bir karşılığının olduğuna inanması, insanı kötü düşünmekten ve kötülük yapmaktan alıkoyar.

–         Allah’ tan gelene razı olmak, insanı sıkıntıya sokmaz. Yunus: “Yaratılanı severiz yaratandan ötürü” derken, Erzurumlu İsmail Hakkı’ da : “Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler” demiştir.

İnsan olanda da olmayanda da hayır bilmelidir. “Hayırlısı” diyebiliyorsa, niye üzülsün?

–         Bir Allah dostu: “Mutluluğun alameti dörttür:

 

1-     Geçmişin günahlarını hatırlamak,

2-     Geçmişin iyiliklerini unutmak,

3-     Dini yaşantı olarak, kendisini daha iyi durum-da olan kimseyle kıyaslamak,

4-     Dünyalık olarak, kendisini daha aşağı durumda olan kimseyle kıyaslamak” demiştir.

Peygamber (as) şöyle bir ölçü koymuştur:

–         “Sizden biri malda, yaratılışta, evlatta kendisinden üstün olana değil, kendisinden aşağıda olana baksın.” (Seçme Hadisler: 91/33)

–         İnsanların elindekine göz dikmeyin. (İbn-i Mace, Zühd: 4102)

–         “İki kişiden başkasına imrenilmez:

1-     Allah kendisine mal vermiş, onu hayır yolunda harcayana,

2-     Allah kendisine ilim vermiş, onunla amel ediyor, hemde öğretiyor.” (Ramuz el-Ehadis: 480/9)

Görülüyor ki, bu ölçüler, insanın mutsuz, huzursuz olmasını önleyecek şeylerdir. Stresin de ilacıdır.

–         Stresin bozduğu dengeyi, yok ettiği vitamin ve mineralleri, zayıflattığı düşünme yeteneğini, azalttığı gücü ancak olumlu düşünce ve faydalı çalışmalar tekrar kazandırabilir. Onun için güzel ve hayır düşüncesine önem verilmelidir.

–         Stresten korunmak ve kurtulmak için hayatı zorlaştırmamalıyız. Aksine basitleştirmeliyiz. Mesela; dengeli yiyip içmeliyiz. Dengeli uyumalıyız. Dengeli çalışmalıyız. Yaptığımızı isteyerek ve zevkle yapmalıyız. Sakin ve yavaş hareket etmeliyiz. Dağınıklığa meydan vermemeliyiz. Azla yetinmeliyiz, lüzumundan fazla elbise, eşyadan kurtulmalıyız. Televizyondan biraz uzak durmalıyız. Zor olan şeyi yapmaktan kaçınmalıyız, kendimizi riske atmamalıyız. Kendimizi mutlu edecek şeyler yapmalıyız. Kilo aldıracak şeylerden kaçınmalıyız. İstek ve arzuları sınırlandırmalıyız. Hergün hareket etmeliyiz. Bizi yoracak, zihnimizi yoracak şeylerden kaçınmalıyız.

Bu konuda Cenab-ı Allah şöyle emrediyor:

–         “Ey inananlar! Sabır ve namaz ile Allah’ tan yardım isteyin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara: 153)

–         “Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmenizde mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara: 216)

–         “Kim Allah’ tan yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olur.” (Taha: 124)

–         “Elinizden çıkana üzülmeyiniz. Allah’ ın verdi-ği nimetlerle şımarmayınız.” (Hadid: 23)

–         “İnkarcıların bolluk içinde diyar diyar dolaşması, sakın seni aldatmasın.” (AL-i İmran: 196)

–         “Bazılarına verdiğimiz dünya malına göz dikme, onun için sakın üzülme ve inananlara alçak gönüllü ol.” (Hıcr: 88)

–         “Allah’ ı bırakıp şeytanı dost edinen muhakkak apaçık bir ziyana düşmüştür.” (Nisâ: 119)

–         “Sizi hayat verici şeylere çağırdığı zaman Allah’ a ve peygambere uyun.” (Enfal: 24)

–         “Allah’ a güven. Vekil olarak Allah yeter.” (Ahzab: 3)

–         “Onların işlemekte oldukları kötülükler kalplerini kirletmiştir.” (Mutaffifin: 14)

–         “Bilin ki, kalpler ancak Allah’ ı anmakla huzur bulur.” (Rad: 28)

Bu ayetlerle Rabbımız mutlu olmanın yolunu göstermiştir.

Mutlu olmak isteyen için çare çok uzaklarda değildir. Ne derler: “Arayan belasını bulur, arayanda Mevlâsını bulur.”

İnsanın mutlu veya mutsuz oluşundan başkaları sorumlu değildir. İnsan, iyiliği de kötülüğü de kendisi ister.

 

 

 

– B

İntihar etme hastalığı yaygın; felaketlere karşı koymakta yetersiz kalınıyor, tehlikeyi, sıkıntıyı savamıyoruz öfkeyi içimize atıyoruz. Her şey intiharla noktalanmak isteniyor. İntihar ederek kurtuluş aranıyor. Birçok kurtuluş yolu varken bazıları hemen intiharı düşünüyor. İntihar ederek meşhur olmak isteyenlerde yok değil. Yani başı sıkışan akıllısıda, deliside intiharı çare görüyor. İntiharı çözüm yolu zannediyor.

*                      *                      *

*                      *

*

İntihar, asla kurtuluş yoluda değildir, meşhur olma yoluda değildir. İntihar hiçbir şeyi çözmez. Daha çok geride problem bırakır, sıkıntı yaratır.

Bugün insanı intihar ettirecek işler yaygın. Ahlak anlayışı zayıf; yüz kızartıcı, mahçup edici işler rahatlıkla utanmadan, sıkılmadan yapılabiliyor. Tabi ki sonu başkalarının yüzüne bakacak yüz bırakmıyor. Maneviyat zayıf; sıkıntı ve felaket anlarında devreye girecek iman ve iman gücü olmuyor. Yalnız ve güçsüz kalınıyor. Karın gibi beyin de doymadığı için stres ve bunalım ortaya çıkıyor. Bazılarını da ortalıktaki haksızlıklar adaletsizlikler çıldırtıyor. İntihar olaylarının çok oluşu olumsuz etkiliyor. Diğer yandan borçlanma kolay, taksitler bol, istemediğin kadar kredi kartı istemeden uzatılıyor. Bu durumda iradesi zayıf olan, maneviyatı olmayan ne yapar? Ne düşünür?

Problemleri intihar şovu ile çözmeye çalışanlar da oluyor.

Diğer yandan medya intiharı körüklüyor; intihar haberlerini sunuşu ile, kötü model ve çirkin örnekler sergilemekle, kötü alışkanlıkları yaymakla intihar akla getiriliyor ve yaygınlaştırılıyor.

Aslında arayan Mevlâsını buluyor, arayanda belasını buluyor. Dayanamayan, sabır götse-remeyen, hasta ruhlu kimseler intiharda çözüm arıyor.

Manevî boşluk nedeniyle bazı kimseler ilaca başvuruyor, bu ise intihar eğilimini dahada arttırıyor. Maddî ve mikrobik hastalığı elbette ilaçla tedavi ederiz. Ama manevî rahatsızlıkları ise manevî yollarla tedavi etmezsek iyileşme olmaz. Ne şehit, ne gazi, pisipisine gitti niyazi olur.

İnsana maneviyat gerekir. Aş ekmek kadar, su kadar maneviyat gerekir. İnsan sadece biyolojik varlık değildir. Karnı doyunca problemleri bitmez. Her insan için manevî eğitim şarttır. Aile içi sevgi, saygı, toplumda ahlak, iffet ve namus olmadan olmaz. Çünkü sadece nefse hitap eden geçici şeyler, ömür boyu mutluluk vermez.

Ahlakı maneviyatı hiçe saymak problemlerin sonuçsuz ve çözümsüz kalmasına neden olur. Ahlak ve maneviyat düzenli ve sorunsuz bir hayat yaşamayı sağlar. İnsanî değerlere sahip çıkılmazsa, insan kendine ters düşer, insanlık değerlerine uyum sağlayamaz.

İnanç, bencil ve ferdî bir hayat yerine başkaları ile ve onların sorunları ile beraber bir hayat ya-şamayı önerir.

İnanç, “kendini öldürmeye hakkın yok” der. “Can sende bir emanettir, onu veren alır” der.

Allah insanın şöyle dua etmesini ister: “Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada ve ahirette benim sahibimsin. Benim Müslüman olarak canımı al! Beni iyilerle beraber yap.” (Yusuf: 101)

Hata yapan, günah işleyen kullarınada şöyle buyurur:

–         “Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayandır.” (Zümer: 53)

Bir ayette de şöyle uyarır:

–         “Başınıza gelen bela ve musibetler, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Bununla bera-ber Allah çoğunu affeder.” (Şura: 30)

Bu ayetlere göre Allah’ ın günah ve hata işleyenleri affedeceği hatırlatılarak ümit kesmemesi gerektiği ifade ediliyor.

Peygamber (as) da şöyle buyuruyor:

–         “Sizden biri kendisine isabet eden zarardan dolayı sakın ölümü temenni etmesin.” (Müslim: 2680)

–         “Kim kendini yüksekten atarak intihar ederse cehennemlik olur. Orada ebedi olarak kendisini yüksekten atar. Kim öldürücü bir şey içerek intihar ederse, cehennemde sonsuza kadar o zehiri içer. Kimde kesici ve öldürücü bir aletle intihar ederse, ebedi olarak onunla kendine zarar verir durur.” (Müslim, İman: 175) demiştir.

Hayber Savaşı’ nda kendini öldüren biri için peygamber (as): “O ateştedir” buyurmuştur. İntihar ettiği bildirilen bir başkası için de: “Ben onun cenaze namazını kılmam” demiştir. (Ebu Davut, Cenaiz: 51) (Bunu intiharın ne kadar büyük bir suç olduğunu ve başkalarını bu işten vazgeçirmek için söylemiş olabilir.)

İnanan bir insan felaket anında isyana düşmez, günaha girmez, sabır gösterir. Maddi problemleri büyütmez, inancını devreye sokar. Hep Allah’ a güvenir, dayanır ve olayları hayra çevirir. Böylece kötü duruma düşmekten kurtulur.

 

 

 

– C

Esnerken, hapşırırken çok az insan dikkat ediyor. Esnerken ağız ses çıkarılarak açılabildiği kadar açılıyor. Hapşırırken gayet rahat olunuyor; ağız kapatılmıyor, ses kısılmıyor, başkalarının rahatsızlığı hiç düşünülmüyor. Bir de “Çok yaşa!” “Sende gör!” deme alışkanlığımız var.

*                      *                      *

*                      *

*

Halbuki biraz dikkat edilip, gayret gösterilirse, esneme giderilemese bile sessiz esnenebilir, ağız kapatılabilir.

Hapşırırken ağız kapatılabilir, ses kısılabilir. Böylece ordakilerin dikkati çekilmemiş olur. Birde hapşırırken insanlara doğru değil arkaya dönülerek hapşırılırsa, kimse incitilmemiş olur.

İslam’ a göredavranılacak olursa esneme ve hapşırma hayıra vesile olabilir. Mesela; gafletten kurtulmaya vesile olur, şükretmeye, hamd etmeye ve dualaşmaya sebep olur.

Peygamber (as) şöyle buyurmuştur:

–         “Biriniz hapşırır ve hamd ederse, şükrederse ona “Yerhamükellah” deyin. Allah’ a hamd etmez şükretmezse demeyin.”

Peygamber (as) ın yanında iki kişi hapşırıyor. Biri “Şükür elhamdülillah” dediği için ona “Yerhamükellah!” diyor diğeri şükretmediği için ona bir şey demiyor. (Buhari, Edep: 127)

Üçten fazla hapşırılınca “Yerhamükellah!” (Allah sana merhamet etsin) denmez.

Bir hadislerinde de: “Allah hapşırmayı sever, esnemeyi sevmez. Sizden biri hapşırır ve Allah’ a hamd ederse, işitenlere “Yerhamükellah!” demek bir vazifedir. Ancak esneme şeytandandır. Sizden biri namazda esneyerek ses çıkarmasın. Yoksa şeytan ona güler.” (Buhari, Edep: 125) buyurmuştur.

Ebu Hureyya şöyle diyor:

– “Allah Rasulü hapşırdığı zaman ağzını elleriyle veya elbisesiyle örterdi, sesini de kısardı.” (Tirmizi, Edep: 6)

Demek ki ,nsan başkalarını umursamamazlık içine girmeyecektir. Esneme kötü bir alışkanlıktır. Hapşırma halinde de giderilmeye çalışılır değilse, ağız kapatılır, ses kısılır, arkaya dönülür.

Başkalarının yanında sesli olarak geğirmek nezaketsizliktir.

 

 

 

– D

Selamlaşmada; selam alma ve selam vermede çok ihmalkarız, önemsemiyoruz. Zorla selam veriyor ve zorla isteksiz selam alıyoruz. Genellikle selam yerine geçmeyen, faydasız kelimelerle selamlaşıyoruz. Ağzımızla söyle-meye üşeniyoruz; elimizle, başımızla selam veriyoruz. Günaydın, tünaydın, iyi günler, kendine iyi bak deyiveriyoruz.

Çok aceleciyiz bir yere pat diye giriveriyoruz. İzin yok, selam yok. Telefonda selam yok, hal hatır sorma yok. Ne diyeceksek deyiveriyoruz. Bu hal, bize yakışmıyor.

*                      *                      *

*                      *

*

Toplumda insanlar arasında sevgiyi, saygıyı, birliği beraberliği sağlamak için selama ihtiyaç vardır.

Selam barıştır, esenliktir. Bela ve kötülüklerden emin ol dua ve temennisidir. Sıcak bir diyaloğun anahtar kelimesidir. Bu bakımdan İslam’ ın da önemli bir emridir. Selam Allah’ ın emri olduğu gibi peygamberimizinde önemli bir sünnetidir. Selam, cennet kelamı olmakla beraber Cenab-ı Allah’ ın da bir adıdır.

Kur’an’ da en güzel bir şekilde selam alıp selam vermemiz emredilmiştir:

–         “Size selam verildiği zaman sizde ondan daha güzeli ile selamlayın; yahut aynı ile karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını arayandır.” (Nisa: 86)

–         “Ev halkına selam vermeden içeriye girme-yin.” (Nur: 27)

–         “Evlere girdiğiniz zaman Allah tarafından mübarek ve pek güzel bir yaşama dileği olarak selam verin.” (Nur: 61)

Bu ayetlere göre selam güzel verilecek, güzel alınacak ve evlere selamsız girilmeyecektir.

Selam, müslümanların ortak dilidir. Sevgiyi barışı sağlayan güzel bir vasıtadır. Dargın iki insanın selamlaşması durumunda buz dağları eriyiverir; iki taraflı diller çözülür, düşmanlık son bulur. Peygamber (as) yabancılara yazdığı mektuplarda “Selam hidayete tabii olanlara!” demiştir.

Selam, dualaşmadır; sağlık, iyilik dileğinde bulunmadır. Kaza beladan emin ol temennisidir. Karşı tarafında aynı temennileri ile dualaşılmış olur. Bu bakımdan selam, müslümanın müslüman üzerin-deki vazgeçilmez hakkıdır.

Günaydın, iyi günler, iyi akşamlar, iyi geceler selam gibi kelimeler Allah kelamının yerini asla tutmaz. Bir defa her şeyin iyisinden hayırlısı daha iyidir.

Müslüman peygamberine şöyle selam verir:

–         “Aleyhisselatü vesselam” veya “Esselatü vesselâmü aleyke ya Rasulellah” der.

Allah’ ın selamına layık olmayana veya Allah’ ın selamını almayana, Allah’ ın selamından hoşlanmayana selam verilmez. Onun dışında selam herkese verilecek ve yayılacaktır.

Bir hadiste şöyle buyrulur:

–         “Siz mü’min olmadıkça cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe mü’min olamazsınız. Yaptığı-nız takdirde sevineceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız.” buyrulmuştur. (R. Sa-lihın: 851)

Konuşmadan, bir şey sormadan önce selam verilecektir. Peygamber (as):

–         “İnsanların Allah katında en makbul olanı, önce selam verendir.” (Ebu Davut, Edep: 144) de-miştir.

–         “Selam kelamdan önce gelir.” (B. HadisKül: 4/7684)

Birgün peygamberimiz bulunduğu yere birisi gelmiş:

–         “Gireyim mi?” demiştir. Peygamberimiz ona:

–         “Çık önce selam ver sonra izin iste” demiştir. (R. Sa-lihın: 876)

Eve girincede selam verilecektir.

–         “Ailene selam ver ki, senin ve ailenin üzerine bereket olsun.” (Tirmizi, İst’izan: 10)

Bir başka hadiste de:

–         “Bir yere girdiğiniz zaman selam verin. Oturmak isterseniz oturun, kalkarkende selam verin.” (B. HadisKül: 7679) buyrulur.

Demek ki selam, dinimizin yerine getirilmesi ge-reken bir emridir.

Bir yerde selam verilirde alınmazsa, “Aleyküm selam” denilerek geri alınır.

Günahla meşgul olan birine selam verilmez. Ateiste selam verilmez. Peygamber (as) şöyle diyor:

–         “Kumar, satranç, tavla ve benzeri oyun oynayan kimselere rastladığınızda selam vermeyin. Şayet onlar selam verirse selamını almayın.” (Ramuz el-Ehadis: 64/11)

Selamda öpmek, öpüşmek yoktur. Uygun kimse-lerle musafaha edilir. Çok yakın olursa kucaklaşılır fakat öpüşülmez. Öpüşmek sağlık yönündende uygun değildir. Sonra küçüklerin önüne gelenin elini öpmesi de hoş değildir.

İnancımızda başkalarını herhangi bir şekilde aşağılamak hoşgörülmemiştir. Peygamber (as) şöyle buyurur:

–         “Kim insanların kendisi için ayağa kalkıp saygı göstermelerini isterse, ateşteki yerine hazırlansın.” (B. HadisKül: 4/7733)

Ebu Ümame (ra) şöyle diyor:

– “Peygamber (as) bizim yanımıza gelmişti. Onun için ayağa kalktık. Bize: “Başkalarının tazim için ayağa kalktıkları gibi sizde ayağa kalkmayın” dedi der.” (Age: 7732)

Telefon konuşmalarında da selamla başlanıp selamla bitirilmelidir. Sonra inancı yaşayışı düzgün olmayanlara “efendim” denmemelidir. Çünkü İslam’ ın ve müslümanın bir izzeti vardır.

Kadınlarla da selamlaşılır. Selamı erkek verir, kadın genç ise içinden selamı alır. Birbirine nikah düşen yabancı kadınla erkeğin tokalaşması, öpüşmesi caiz değildir.

Demek ki karşılaşmalarda selam verilecektir. Uygun şekilde de alınacaktır. Kirli, ıslak ve terli ellerle tokalaşmak uygun değildir. Ayrılırkende selamlaşılacaktır. Sahabe gibi musafaha edilip salevat getirilir ve Asr suresi okunursa kavuşma ve ayrılmalar daha manalı olacaktır.

 

 

– E

Arkadaş, dost seçerken dikkatli olmuyoruz. Arkadaşı menfaatimize uygun seçiyoruz; bize yağ çekeni, bizi öveni arkadaş kabul ediyoruz. Huzur verecek güven verecek can dostlarını seçmiyoruz. İyi günde de kötü günde de yanımızda olacak olanı tercih etmiyoruz. Bizi toplayıp çıkaracak olanı bir tarafa bırakıp, çarpacak olanı seçiyoruz. Vezir edecek olanı değil rezil edecek olanı seçiyoruz.

Hayat arkadaşı seçerkende ahlakı güzel olsun, huyu güzel olsun demiyoruz, yüzü güzel olsun istiyoruz.

*                      *                      *

*                      *

*

Dost denilince, insanın içine sinmesi ve kanı kaynaması lazım. Yani sevgi ve saygı temeline dayanması lazım.

Dostun; ahlaklı, doğru ve samimi olması lazımdır.

İmam-ı Gazali insanları dörde ayırır:

–         “Gıda gibi, ilaç gibi, hastalık gibi ve zehir gibidir.” der.

İmam-ı Maverdi de dörde ayırır:

–         “Yardım eder ve yardım ister. Yardım etmez ve yardımda istemez. Yardım ister fakat yardım etmez. Yardım eder fakat yardım istemez.”

İnsanların hepsi bir değildir. Altın gibi olanı vardır, gümüş gibi olanı vardır, bakır gibi olanı vardır bir de kalp para gibi olanı vardır.

İnsanlardan bazısına bakınca iyilik akla gelir, bazısına bakınca kötülük akla gelir.

Dost, aynı zamanda Allah dostu olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, Ashab-ı Kehf’ in köpeği iyi insanların yanında aziz olmuştur.

Mevlana Hazretleri şöyle der:

–         “Aklı Muhammed Mustafa’ nın yoluna kurban et.

“Hasbiyallah” de ki; Allah’ ım yeter.

Ehli dini, ehli kinden ayrı bil.

Hakla oturanı ara; onunla otur!”

İyi insanları bırakarak inançsızları, ahlaksızları, zalimleri, fesatçıları dost bilen, dost edinen Allah’ a isyan etmiş olur.

Allah şöyle buyurur:

–         “Doğrularla beraber olun.” (Tevbe: 119)

–         “Dininizi alaya, eğlenceye alanları ve inkar-cıları dost olarak benimsemeyin.” (Miada: 57)

–         “Mü’minleri bırakıp, kafirleri dost edinmeyin.” (AL-i İmran: 28)

–         “Sizin dostunuz ancak Allah’ tır, Rasulüdür, iman edenlerdir. Onlar ki Allah’ ın emirlerine boyun eğerek namazı kılarlar ve zekatı verirler.” (Miada: 55)

–         “Kim Allah’ ı, Rasulünü ve iman edenleri dost edinirse bilsin ki üstün gelecek olanlar şüphesiz Allah’ ın tarafını tutanlardır.” (Miada: 56)

Allah’ ın bu emirlerine uymayan zarar görür. Kur’an’ da bu şöyle ifade edilir:

–         “O gün zalim kimseler ellerini ısırıp: keşke peygamberle beraber yol tutsaydım. Vay başıma gelenlere! Keşke falancayı dost edinmeseydim. O Kur’an’ dan sapıttı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor, der.” (Furkan: 27-29)

Allah inananları şöyle uyarıyor:

–         “Ey inananlar! Kendi din kardeşinizden başkasını dost edinmeyin. Çünkü onlar sizi şaşırtmaktan geri durmazlar. Sizin sıkıntıya düşmenizi isterler.” (AL-i İmran: 118)

–         “Ey inananlar! Babalarınızı ve kardeşlerinizi küfrü imana tercih ediyorlarsa, onları dost edinmeyin. Sizden onları kim dost edinirse kendine yazık etmiş olur.” (Tevbe: 23)

Şu ayetlere görede Allah’ ın ve dinin aleyhinde konuşulan ortam terk edilecektir.

–         “Allah’ ın ayetlerinin inkar edildiği yahut onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman onlar başka bir konuya geçinceye kadar onlarla beraber oturmayın. Yoksa sizde onlar gibi olursunuz. Elbette Allah münafıkları ve kafirleri cehennemde bir araya getirecektir.” (Nisa: 140)

–         “Ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları gördüğünde, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan uzak dur. Eğer şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra artık o zalimler topluluğu ile oturma.” (En’am: 68)

Peygamber (as) da dostun önemini şöyle ifade etmiştir: “Samimi dostlar edinin. Zira onlar bolluk zamanında zinet, darlık zamanında ismettirler.” “Kişi sevdiği ile beraberdir.” “İnsan dostunun dini üzeredir. Onun için dost edineceğiniz kimseye dikkat edin.” (R. Salihın: 366)

İnsan dünyada kimi severse, ahirette de onunla beraber olacaktır.

Bir düşünürde şöyle demiştir:

– “İşini, aşını ve eşini iyi seç yoksa filozof olursun.” Bugün boşanmaların çoğu eşin yani hayat arkadaşının iyi deçilmemesindendir.

 

 

 

– F

Düşmanlıkların üzerimize çevrildiği günü-müzde olmamız gerektiği gibi olamıyoruz. Allah: “Kardeş olun, bir beraber olun birbirinizle uğraşıp didişmeyin” diyor, biz bunları be-ceremiyoruz. Müsbet bir kaynaşma olsa, hemen fitne devreye giriyor. Sen ben kavgası ya-pıyoruz. Hassas ve uyanık olamıyoruz. Tek camide kıblemiz bir oluyor. Benim takımım, benim partim, benim cemaatim bencilliğini her an gösteriyoruz. Kendimizin dışındakilere hor bakıyoruz. Bu hastalıklar devam ettiği müddetçe İslam kardeşliği gerçekleşmiyor.

Kardeşçe geçinemiyoruz. Saygı sevgi götse-remiyoruz. Birbirimize karşı her türlü ahlaksızlığı caniliği gösterebiliyoruz.

*                      *                      *

*                      *

*

Zaman bir beraber olma zamanı, kardeş olma zamanı, uyanık ve çok hassas olma zamanıdır. Ayrılık zamanı, birbirimizle uğraşma zamanı değil-dir.

Bugünkü sıkıntıların sebebi zaaflarımızdır. Takımlar, partiler, meshepler ve tarikatlar ayrılık sebebi olmamalıdır. Kıbleler caminin dışında da bir olmalıdır. Camide omuz omuza olduğumuz gibi dışarıda da sırt sırta değil, omuz omuza olunmalıdır. Çünkü birlikte, kardeşlikte rahmet vardır. Ayrılıkta ve düşmanlıkta azap vardır.

Önce müslüman, müslümanı sevmesini bilmeli-dir. Önce müslümanla kucaklaşmasını bilmelidir. İş-birliği, gönül birliği olunca her şey güzel olur, dünya cennet olur. Herkes dünya nimetlerinden istifade eder. Sıkıntılar, üzüntüler paylaşılınca her şey güzel olur. Zahmetler rahmet oluverir.

Kur’an’ da Allah bizi şöyle uyarıyor:

–         “Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlar-dan olmayın. Bunlardan her grup kendilerinde olan ile böbürlenmektedir.” (Rum: 32)

–         “Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah’ a kalmıştır. Allah onlara yaptıklarını bildire-cektir.” (En’am: 159)

–         “Hep birlikte Allah’ ın ipine sarılın Kur’an’ a sımsıkı yapışın parçalanmayın.” (AL-i İmran: 103)

–         “Birilerine karşı beslediğiniz kin sizi tecavüze sevk etmesin. İyilik ve Allah’ ın yasaklarından sakınma üzerine yardımlaşın. Günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah’ tan korkun. Çünkü Allah’ ın cezası çetindir.” (Miada: 2)

–         “Müslümanlar ancak kardeştir. Öğleyse kar-deşlerinizin arasını düzeltin.” (Hücurat: 10)

–         “Kafirler bile birbirinin yardımcısıdır. Eğer siz Allah’ ın emrini yerine getirmezseniz yeryüzünde fitne ve fesat çıkar.” (Enfal: 73)

Bu ayetlere kulak verilseydi, Müslümanlar bu duruma düşer miydi? Bölük bölük olup, her işi bırakarak birbiriyle uğraşır mıydı?

Bu konuda peygamber (as) da çok hassas davranmış, şöyle buyurmuştur:

–         “Ey Müslümanlar! Kardeş olun.” (Buhari, Nikah: 45)

–         “Müslümanın müslüman kardeşni hor görme-si şer olarak ona yeter.” (Müslim, Birr: 32)

–         “Kendisi için istediğini kardeşi için isteme-dikçe sizden biri tam müslüman olamaz.” (Buhari, İman: 7)

–         “Ey Allah’ ın kulları! Ya saflarınızı düzgün yaparsınız yahut da Allah aranıza fitne ve düşmanlık sokar.” (R. Salihın: 160)

–         “Birbirinize hiddetlenmeyin. Birbirinize haset etmeyin, kıskanmayın. Birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ ın kulları kardeş olun. Bir müslümanın kardeşine üç günden fazla dargın durması helal olmaz.” (Seçme Hadisler: 114/67)

–         “Müslüman olmayanla düşüp kalkmayın. Yemeğinizi de ancak itikadı düzgün olanlar yesin.” (R. Salihın: 365)

–         “Allah’ ın kullarına eziyet vermeyin. Onları ayıplamayın ve gizli ayıplarını araştırmayın. Kim müslüman kardeşinin ayıbını ararsa, Allah da onun ayıbını arar. Hatta öyle ki evinden çıkmasada onu rezil eder.” (Ramuz el-Ehadis: 465/4)

Peygamber (as) bir gün namaza durur ve uzatır. “Hiç böyle namaz kılmadınız ya Rasulellah neden?” denilince şu cevabı verir:

–         “Evet, Rabbimden üç şey diledim. İkisini verdi birini vermedi. Birincisi; ümmetime kendilerinden başka düşman musallat etmemesini istedim, bunu Rabbim kabul etti. İkincisi; ümmetimi umumi bir kıtlıkla helak etmemesini istedim. Rabbim bunuda kabul etti. Üçüncü olarak, ümmetimi gruplara ayırmamasını istedim, bu kabul olmadı” der. (Nesai Kıyam ül-leyl: 16)

Peygamber efendimizin isteğine göre müslü-manlar kardeş olacaktır. Onu hor görmeyecektir. Kendisi için istediğini onun içinde isteyecektir. Müs-lüman, müslümana kızmayacak, haset edip kıskan-mayacak, sırt çevirmeyecektir. Müslüman, müslü-mana eziyet vermeyecek, ayıplamayacak, onun gizli hallerini araştırmayacaktır. Müslüman olmayanı dost edinmeyecektir. Yoksa ayrılık olacaktır, düşmanlık olacaktır, fitne çıkacaktır. Allah rezil edecektir.

Bir hadise göre “Dargınlık ancak Allah rızası için olursa, vebal yoktur.” (R. Salihın: 1628)

Peygamber (as) şöyle anlatır:

–         “Bir müslüman bir müslüman kardeşini ziyaret için yola düşer. Yolda bir melek ona sorar, oda cevap verir:

–         “Nereye gidiyorsun?”

–         “Bir kardeşime ziyarete gidiyorum.”

–         “O senin akraban mı?”

–         “Hayır.”

–         “Onu ziyarette menfaatin var mı?”

–         “Hayır. Ben onu sırf Allah rızası için sevi-yorum.”

Melek ona:

–         “Sen onu nasıl seviyorsan Allah da seni öyle seviyor.” dedi.” (Müslim, Birr: 38)

Biri peygamberimize:

–         “Ya Rasulellah! Ben falanı Allah rızası için seviyorum” deyince

Peygamber (as) ona:

–         “Sevdiğini ona söyledin mi?” der. O da:

–         “Hayır, söylemedim” deyince peygamber (as) ona:

–         “Bir kimse bir din kardeşini severse, sevdiğini ona söylesin” buyurur. (R. Salihın: 384)

Yunus’ un “Sevelim, sevilelim” dediği gibi biz seversek biz de hem Allah hemde insanlar tarafından seviliriz. Rabbım sevdir bizi, sev bizi!…

 


Bu yazıyı 381 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.