Depremler Uyarıdır, Kendimize Gelme Fırsatıdır

                Deprem, sadece yerkabuğunda ki meydana gelen hareket, fay kırılması diye açıklanırsa, eksik olur. Bu işin görünen maddi yönüdür.

Peki bu hareketi, kırılmayı yapan kimdir?

Newton kanununu şöyle okumadık mı? Hiçbir cisim kendiliğinden hareket etmez. Hareket halinde ki cisim de dışarıdan bir kuvvet dokunmadıkça durmaz.

Yani kabul edilen bu temel kanuna göre ‘’Hiçbir şey kendi kendine olmaz.’’ Tesadüf diye bir şey yoktur. Her hareketin ardında bir güç vardır. O da alemleri yaratan ve yaratması sürekli olan Cenab-ı Allah’tır.

Bunu Kur’an-ı Kerim şöyle ifade ediyor : ‘’Karada ve denizde ne varsa, hepsini o Allah bilir. O’nun haberi olmadan bir tek yaprak bile düşmez.’’ (En’am : 59 )

Meydana gelen bela ve musibetler birer olay değil Allah’ın ikazı ve uyarısıdır. İlahi birer tasarrufdur.

Hiçbir olay, doğal bir olay, doğal afet, tabiat olayı, olarak izah edilemez. Bu bazı kesimlerin ifadeleridir. Bunlar bu ikazı anlayamazlar. Eğleniyorsa, eğlenmeye devam eder. İçiyorsa içmeye devam eder. Herkes can derdinde iken o yağmalamaya devam eder.

Halbuki böyle olaylar, yayılan isyan ve ahlaksızlıklar için bir imtihandır, sapkınların kendine gelme fırsatıdır.

Düşünen akıl sahipleri için deprem, toprağın isyanıdır. En önemlisi de kıyametin provasıdır.

Kutsal kitabımız Kur’an’da :

  • ‘’İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu, ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın. Belki de (Tuttukları kötü yoldan) dönerler.’’ (Rum : 21 )
  • ‘’En büyük azaptan önce, onlara mutlaka en yakın azaptan tattıracağız. Olur ki imana dönerler. ( Secde : 21 ) buyrulur.

Bu ayetlere göre insan, yaptığının karşılığını görür. Allah haksızlık ediyor, zulmediyor değildir. İnsan kendine zulmetmiştir.

Bir deprem sonrası Fener Rum Patriği Bartholomeos : ‘’ Deprem Allah’ın verdiği bir cezadır’’ demişti.                                              (28-06-2006 Basın )

İnsan, sapıtıp yanlış yola girince kendine gelmek için yaratan ikazda bulunur, cezalandırır. Bu cezalar yerine ve günaha göre değişik değişik olur.

Bazen de bela ve musibetler cezayı ahrete bırakmamak için dünyada çekilmesi şeklinde olur.

Bazen Cenab-ı Allah birbirini unutan insanları birbirine yaklaştırmak kaynaştırmak ve paylaştırmak için onları imtihan eder.

Bazen yoldan çıkmış, Rabbini unutmuş toplumlar uyarıya kulak verip kendine gelir. Kendine ve ailesine çeki üzen verirse, felaketin büyüğünden kurtulur.

Umumi olan felaketler, o toplumda yaşayanların günaha dalmalarından dolayı olur. O zaman unutulan iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak ve tebliğ görevlerinin yapılması sağlanmış olur.

Ne demiş atalarımız : ‘’ Bir musibet bin nasihattan hayırlıdır.’’ Biz neyin hayırlı neyin şer olduğunu bilemeyiz. Bize düşen, şerlerden hayır çıkarmaktır.

Deprem ve bazı musibetler ile Allah ölüm ve ahiret gibi unuttuğumuz şeyleri hatırlatır. Eğer olaylar bu yönüyle düşünülürse, şerden hayır çıkarılmış olur.

Bela,  musibet ve afetleri nasıl okumalıyız ?*

  • Felaket anında sabır göstermek.
  • Allah’ın bir uyarısı, ikazı olduğunu düşünerek.
  • Kısır, eksik ve yanlış yorumlardan kaçınmak.
  • Basiretli insanlar için felaketlerden alınacak ders çoktur.
  • Mesela deprem, kıyametin hatırlatıcısıdır.
  • Eğer felaketleri doğru okumaz ders alıp kendimize gelmezsek uyarılar dozunu arttırarak devam edecektir.

Rabbim, felaketlerle, musibetlerle uyarmasın. Cezayı, gerektiren haller için hidayet nasip etsin. Merhametiyle muamele etsin.

 


Bu yazıyı 415 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here