a)Cesur olmak:
Devleti, milleti yönetmede cesaret ve karalılık şarttır. Korkak, kararsız ve vehimli kişi yönetici olamaz. Tarih boyunca beceriksiz ve korkak kimseler, ülkelerini felakete sürüklemişlerdir. Cesur kararlar verip, verdikleri kararları uygulayamadıkları için gelişen olaylar karşısında aciz kalmışlardır. Onun gevşekliğinden düşmanları cesaret almış ve şımarmışlardır.
Hz. Ebubekir (r.a): “Mal cimrilerde, silah korkaklarda rey zayıflarda olursa işler bozulur” demiştir.
Devlet, otorite demektir. Devlet adamı denince akla bu siyasi otoriteyi kuran ve istikrarlı bir şekilde devam ettiren kişi gelmelidir. Yani devlet adamı otoriter olmalıdır. Bir şeyin yapılmasını istediği zaman bir işareti, bir bakışı yetmelidir. Aksi halde düzen bozulur, ahlak bozulur, halkta disiplin diye bir şey kalmaz.
Son zamanlarda Osmanlı imparatorluğu, yöneticilerin aczi ve istikrarsızlığı yüzünden zayıflamış, devlet işine ehil olmayanların gelmesi ile üç kıtaya yayılan gücünü ve hâkimiyetini kaybetmiştir. Millet pasifleşmiş, üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi yabancılaşmaya, yozlaşmaya hatta yok olmaya göz yummuştur.
M. Kemal şöyle der: “Efendiler! Maddi bilhassa manevi çöküş, korku ile acz ile başlar. Aciz ve korkak insanlar herhangi bir felaket karşısında milletin uyuşukluğa düşmesine ve çekingen bir hale gelmesine sebep olurlar.” (1) bizim de son zamanlarımız böyle olmuştur. Halk, yozlaşma ve yabancılaşmaya karşı direncini kaybetmiştir. Kayıpları karşısında oralı değildir. Tepkisiz bir toplum haline gelmiştir. Daha dün milli, manevi varlığımıza yönelen en ufak harekette büyük hassasiyet ve tepki gösteren insanımız bugün nemelazımcı olmuş tehlikeler karşısında sorumluluktan kaçan bir şahsiyet haline gelmiştir.
Milletin cesur olabilmesi için devlet adamının cesur olması lazımdır. Düşmanın ihanet planlarını, milletimiz üzerinde oynadığı oyunları bozmalıdır. Geçmişte kahramanca giyilen çizmeler, cesaretle alınan ve uygulanan kararlar vatanı, milleti kurtarmıştır.
Endüslüs Fatihi Tarık b. Ziyad, Cebel-i Tarık boğazını geçtikten sonra sayıca az olan askerlerinin düşman karşısında tereddüde düştüğünü görünce sahildeki gemilerin yakılmasını emreder ve geri dönüş ümidini keser sonra da dönüp askerlerine şöyle hitap eder:
-“Askerlerim, görüyorsunuz arkamızda deniz, önümüzde düşman var. Kaçacak yeriniz yok. Ben de sizden daha fazla emniyette değilim. Şimdi size yakışan Allah’a güvenerek ileri atılmak ve zafere kadar çarpışmaktır. Bundan başka kurtuluş yolu yoktur.” Diyerek büyük bir zafer kazandığını tarihler yazmaktadır.
Yusuf Has Hacip, devlet adamı için: “Cesur olmalı, millet ondan cesaret alsın, komutan cesur olursa, bütün ordu cesur olur. Köpeklere aslan rehber olursa, ona tabi olan bütün köpekler aslan olur. Aslanlara köpek rehber olursa, bütün aslanlar köpek gibi olur.” demiştir.(2)
Başa geçmenin anlamı, halkı yönetmektir, yön vermektir, şekil vermektir. Yusuf Ebul Hallac (1333-1354) Endülüsün Gırnata şehrinde kurduğu üniversitenin kapısına şöyle bir kitabe koymuştur:
“dünya hayatı şu dört şey üzerine dayanıp durur:

  1. Hikmet sahiplerinin taşıdığı ilim,
  2. Yetkili kimselerin gösterdiği adalet,
  3. İyi ve Salih insanların duası,
  4.  Yiğitlerin cesareti.”

Vatanın bütünlüğü, milletin varlığı, vatandaşın maddi, manevi varlığı cesaretle korunur. Devlet adamı düşmana, hainlere, ahlaksızlara karşı cesur olmalıdırlar. Yani onlardan daha cesur olmalıdır ki, caydırıcı olsun. Onlar da fırsat kollamasınlar. Aksi halde millet evlatları, namuslular, ahlaklılar suçlu duruma düşerler.

 

b)Cesaret örnekleri:
Tarihe mâlolmuş zaferlerden önce erlik, mertlik üzerine konuşmalar yapılmış “karılarının yanına dönmek isteyenler dönsünler. Sefere gidecek bir er yok ise ben yalnız başıma giderim” diyenler, asker sayısı ve gücü kat kat fazla düşmanı dize getirmişlerdir.
Çanakkale’de geriye çekilen bir gurup askerle M. Kemal arasında şu konuşma geçmiştir:

  1. Nereye, neden kaçıyorsun?
  2. Düşmandan,
  3.  Neden?
  4. Mermimiz bitti,
  5. Merminiz bittiyse süngünüz demi yok? Süngünüz yoksa sıkacak yumruğunuz da mı yok?

Bu konuşmalardan sonra askerin cepheye dönmesiyle Çanakkale geçilememiştir.
İstanbul işgal edilince “Geldikleri gibi giderler!” sözü, daha sonra “Ben size ölmeyi emrediyorum” emri üzerine gösterilen cesaret örneklerini vatanımızı düşman işgalinden kurtarmıştır.
Talat paşa, tahsili az birini vali tayin eder. İtiraz eden arkadaşlarına:
-“Varsın bilgisi, tahsili az olsun. Bu memleket her gün fikir değiştiren münevverlerden çok çekti.” Cevabını vermiştir.
Fatih sultan Mehmet, sefere çıkarken kimseye bir şey demezdi. Kadı bir defasında:
-“Sultanım, sefer ne tarafadır.” diye sormuş, Fatih kızarak:
-“Kadı efendi, bunu sakalımın bir teli bilseydi onu koparır yakardım” cevabını vermiştir.
Sonuç olarak, devlet adamı cesur olmalıdır, cesaretli iş görmelidir. Korkmadan milletine her konuda açık konuşmalı, müjdeler vermeli ve mutlu bir gelecek vaat edebilmelidir. Düşman cesaretinden korkup yan bakamamalı, kötü niyetliler kötülük yapacak cesareti bulamamalıdır. Böylece toplumda adalet sağlanmalı, hak- hukuk korunmalı, düzen ve huzur gerçekleşmelidir.

~~~~~~~~~

1-Nutuk sf:237 1000 Temel Eser, İst 1975
2-Kutadgu Bilig c:1 sf:59

 

 

 


Bu yazıyı 313 kişi okudu.

Araştırmacı Yazar
Mustafa ÖSELMİŞ