Devlet Adamı Emanete Ehil Olmalıdır

a)İş Ehline Verilmediği Zaman:
İnsanların yönetimine talip olanlar bilgili, tecrübeli ve iyi niyetli olmalı, görev de layık olanlara verilmelidir. Çünkü bütün şikâyetlerin nedeni, yönetici eksikliğidir. Ülke yönetiminde layık olmayanların çeşitli yollarla yönetime gelme yolunun açık oluşudur. İşte başlıca problem budur.
Eskiden insana göre elbise dikilirdi, şimdi elbiseye göre insan. İşe göre adam değil, adama göre iş. El kaldıracak, evet efendimci adam aranıyor. Akıllı yürekli iş yapacak adam aranmıyor, istenmiyor.
1842’de sadrazam olan Mehmet emin paşa 38 yaşındadır. Abdülmecit kendisine mührü verdiğinde:
-“Ben henüz gencim, daha tecrübelilere verseniz” deyince padişah:
-“inşallah bu hizmette sakal ağartır ve devlete hizmet edersiniz.” diyerek ona görev vermiştir. (1)
Dünyanın neresinde olursa olsun insan toplulukları yüksek idealler taşır, yücelmek, yükselmek ve mutlu olmak ister. Kendi milletinin diğer milletler karşısında mağdur olmasını, ezik düşmesini asla istemez. Bu ideallerin gerçekleşmesi yöneticilerin vasfına ve taşıdıkları ideallere bağlıdır. Toplumun refahı için yöneticinin sadece iyi niyetli olması yetmez. İyi niyetini fedakârlığı ve emanete ehil olası tamamlamadıkça devlet çarkı iyiye dönmez. Geçmişte ehil kimseler tarafından yönetilmemiş toplumlar hep çöküşe doğru gitmiştir.
Fuat paşaya sormuşlar:
-“Üstad, demişler, Ali paşa ile aranızda ne fark vardır?
Fuat paşa bu soru şöyle cevap vermiş:
-“Ben ve Ali paşa birer muhallebiciye benzeriz. O nefis muhallebi yapar fakat satmasını bilemez. Bense yapmasını bilmez fakat satmasını iyi bilirim. Çünkü o sokağa çıktı mı korkunç. Bir sesle “muhallebi!” diye bağırdı mı, herkes umacı görmüş gibi kaçar. Fakat ben muhallebilerim var dedim mi kapıdan, pencereden kadın, kız koşar, ne varsa alıp giderler. Malum ya yapmak başkadır, satmak başka…”
Ehliyetsiz kimselerin iş başına gelmesi kıyamet alameti olarak bildirilmiştir. İslam peygamberi: “Din ve dünya işleri, ehliyetsiz adamlara verildi mi kıyameti bekle” buyurmuştur. (2)
Bir gün İslam peygamberine biri:
-“Kıyamet ne zaman?” diye sorar. Peygamber (a.s):
-“İş ehline verilmediği zaman.” Cevabını verir.
Bu güne kadar çektiğimiz sıkıntılar, acılar hep ehil olmayanların sebep olduğu kıyametler değil midir? Ehliyetli kimseleri başa getirmemenin ızdırabını çekmedik mi? Rüşvete, yolsuzluklara, fuhşa, haksızlığa, zulme karşı olmayanlar sosyal yaraları azdırmış, huzursuzluğun sebebi olmuşlardır.
Hasta, doktor olmayan birine, yolcu da şoför olmayanın sürücüllüğüne güvenemez. Her işi yaptıracak olan insan ehliyet arar. Bir rehber, bir terzi veya herhangi bir ustanın sorumluluk yüklenebilecek kapasitede, güvenilir biri olmasını istediğimiz halde yönetici konusuna önem vermemişiz. Milletin kaderini tayin edecek, bizim hakkımızda karar verecek insana dikkat etmemişiz. Bu meseleyi seçimden seçime düşünmüşüz. Bize “sen oyunu ver, gerisine karışma” demişler. Biz de nasıldır, ne yapar, nasıl düşünür, nasıl yaşar, dünya görüşü, insan anlayışı nasıldır? Bunu hiç düşünmemişiz. Her dönemde bu ihmalin acısını çekmişiz.
Bu güne kadar görülmüştür ki, devlet adamı ehil değilse halkı düşünmemiş hep kendini düşünmüştür. Lüzumsuz, anlamsız işler peşinde koşmuştur. Gösterişten ileri gitmemiştir. Atalarımızın ifade ettiği gibi:
“Bey olmayacak kimse bey olursa her yol kavşağına sopa koyar; şöhrete layık olmayan kimse şöhret bulursa; her dağın sırtına işaret diker.” (3)
Bir zamanlar İstanbul da fırın çalıştıran bir vatandaşı her nasılsa bir yere kadı tayin ederler. Fırıncı ben anlamam, bilmem, bu konuda hiç tecrübem yok dediyse de:
-“Bunda bir şey yok. Şahidin var mı? Dersin, şahide göre de karar verirsin.” derler.
Kadı efendi gider. O yer halkı hem hoşgeldine, hem de o yerine bazı özelliklerini, durumunu anlatmak için gelir. Kadı gelene, gidene “Şahidin var mı?” der atar içeriye derken içerdekileri kurtarmak için gelenler olur.
Derler ki, bu kadı bizden rüşvet istiyor. Alırlar götürürler, kadı aslında rüşvet almayacak kadar temiz bir insandır. Onları da atar içeriye. Adamın derdi işe ehil olmaması, iş bilmemesidir.
Her şey birbirine karışmıştır. Adamın başı derde girer. Sonunda tekrar fırınına döner.
Kültürümüzde emanetin değeri büyüktür. Emanet teslim edilecek kimse de makbul kimse olması gerekir. Görev verilecek kimsenin kendine, ailesine ve Allah’a karşı görevlerini yapıp yapmadığına, emanetleri koruyup korumadığına bakılır.
İhtişamlı dönemlerimizde toplum düzeni, liyakat, ahlak ve disiplin üzerine kurulmuştur. Şahsi meziyet ve kabiliyetten başka bir şeye önem verilmemiştir. Nesep ve irsiyete bakılmamıştır. Herkes yetenek, bilgi, ahlak ve seciyesine göre vazife almıştır. İltimasa asla yer verilmemiştir.
Fatih sultan Mehmet, tahta geçtikten sonra hocası Molla Güreni’yi vezirlik teklif etmiştir. Bu teklife Molla Güreni’nin cevabı şöyle olmuştur:
-“… Hizmet makamında bulunanlar ki, vezaret rütbesini mesleklerinin sonu bilip, divan-ı Hümayunda oturmayı gaye edinmişlerdir. Ve her biri hizmetlerini bu yöne çevirmişlerdir. Böyle iken vezarete hariçten bir kimse getirilirse, ol taifenin gönülleri incünüp, hizmette tembellik ve gaflet ederler. Devlet-i Osmaniye’nin yaşaması ve günden güne kuvvetlenmesi için bu makama iyi terbiye görmüş kimselerin getirilmesi gereklidir. Vezaret bana gerekmez. Ehline verile.” demiş reddetmiştir.

 

b)Yöneticinin Hayırlısı:
Bir hadiste: “idarecilerin hayırlısı sizi seven ve sizce sevilenlerdir. Siz onlara dua edersiniz, onlarda size dua ederler. İdarecilerinizin en şerlileri sizi sevmeyen, sizce de sevilmeyen, size lanet eden ve sizin de kendilerine lanet ettiklerinizdir.” Demiştir. (4)
Kınalı zade Ali Efendi devlet adamının milletin problemlerini bilen, çözümünde de becerikli olması gerektiğini şöyle ifade eder:
“Yetişmiş devlet başkanı bilgili doktora benzer. Halk da beden gibidir. Doktorun beden hastalıklarının neler olduğunu bilmesi gerekir. Hastalığın sebepleri ve tedavi çarelerini de doktor bilmelidir.”
“Devlet başkanı da tıpkı bu doktor gibidir. Memleketin itidalden ibaret olan sıhhatini iyi bilmesi lazımdır.” (5)
Devlet adamının insanların iyiliğini düşünmesi, iş başına getireceği kimselerde nelere dikkat etmesi gerektiğini Sâdi şöyle ifade etmiştir:
“Hangi işe niyetlenirsen o işte ahalinin iyiliğini düşün. Eğer herkesin sana muti olmasını istersen, daima âdilane, âkilâne hareket et.”
“Saltanatını kötü bir temel üzerine istinat ettiren padişah, çok geçmeden kendi temelini yıkmış olur.”
“Halkın başına Tanrıdan korkanları koy. Çünkü mülkü ancak Tanrıdan korkanlar namur ederler. Senin menfaatini halkı incitecek temin etmek isteyenler, sana düşman olanlar ve halkın kanını içenlerdir. Halkın elleri beddua ile göklere açılan kimseleri iş başına getirmek hatalıdır.” (6)
Yakın zamana kadar bir kimsenin göreve getirilmesi, görevden alınması çok önemlidir. Bir memuru kimin göreve getirdiği araştırılırdı. İcap ederse hatanın, yanlışın hesabı ondan sorulurdu. Bunun için kimse yüzünü ağartmayacak birini tayin etme, ettirme cesaretini göstermezdi.
“Liyakatsizliğinden dolayı bir müderrisi (profesör) azl eden kazaskerini Kanuni, kendisi gibi çok terbiyeli bir padişahın ağzından çıktığı zaman pek ağır sayılacak şu sözlerle azarlamıştı:
-Böyle faziletli olmayan ve şer’i mesaili bilmeyen adamları niçin bu  dereceye çıkardınız ve istihkakını arz ile medreseye tayin ettirdiniz? (7)
Devlet adamı hayır sahibi, inançlı, vicdanlı, adaletli olmalı, milletine yaptığı ve yapacağı icraatlarla güven vermeli, yoksulların yardımcısı, düşkünlerin koruyucusu olmalıdır. Zulme ve haksızlığa karşı halkın güvencesi olmalıdır.
Bu güne kadar bazı ehil insanlar “siyaset yalancılıktır, politika iki yüzlülüktür, görev almamak sorumluluk almak demektir” gibi sözlerle vazifeden, görev almaktan kaçmışlardır. Göreve de milleti sıkıntıya sokacak kimseler talip olmuşlardır. İyiler kaçtıkça, layık olmayanlar söz sahibi ve mal sahibi olmuşlardır.
Bir hadislerinde peygamberimiz: “Nasılsanız öyle idare olunursunuz” buyurarak neye layıksak, kime layıksak öylece idare olunacağımızı belirtmiştir. Yani idare edenin durumu, idare edilenlerin durumu ile yakından ilgilidir.
Bir zamanlar adil yönetici ölmüş yerine oğlu geçmiş. Halk ondan da adalet ve mutlu bir yönetim beklerken umduğunu bulamamış, çekilmez günler yaşamaya başlamışlar. Bir yörenin insanları toplanmışlar yöneticilerinin göreceği bir şekilde bir şeyler arıyor gibi yapmaya başlamışlar. Yönetici ne aradıklarını sormuş, biri eski adil yöneticilerini arıyorlar, demiş. Bunun üzerine o da bir şeyler aramaya başlamış, halk ne aradığını sorumuş, o da eski insanları aradığını söylemiş.
Biz iyi yöneticiler, iyi yönetime layık olmalıyız. Sızlamaya, şikâyet etme yerine kusurlarımızı, hatalarımızı düzeltmeliyiz, iyi insan olmalıyız.
Hz. Süleyman (935-955) tacı ile tahtında otururken rüzgâr ters esmeye başlamış ve tacı eğrilmiş, rüzgâra:
-“Ey rüzgâr, neden ters esiyorsun, rüzgâr:
-“Sen ters hareketler yapıyorsun da ondan.” demiş.
Hz. Süleyman başındaki taca:
-“Neden eğildin?” Tac:
-“İşlerinde eğrisin de ondan.” Cevabını vermiş. (8)

 

c)Yöneticilik Hatır Gönül işi değildir:
Bekri Mustafa musalla taşında yatan bir cenazeye yaklaşır, kulağına bir şeyler söyler. Merak ederler:
-“Ne dedin? Derler. Bekri Mustafa:
-dünyadan sorarlarsa “Bekri Mustafa Ayasofya’ya imam oldu” de gerisini anlarlar” dedim der.
Milletin işi hatır gönül işi değildir. Makam ve mevkiler hak için halk için hizmet yerleridir. Bunun için görevlere getirilen kimseler gerçekten hizmet edecek kimseler olmalıdır. Görev, yetki alınca değişmeyecek kimse olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, görevli birinin hatasından onu o makama getiren sorumludur. İslam da bir prensip vardır: “Günaha yardım etmek de günahtır. Bir iyiliğe sebep olan o iyiliği bizzat işlemiş gibidir. Bir kötülüğe sebep olan kimse de o kötülüğü bizzat işlemiş gibidir.” Bunun için ehil olanlar varken başkalarının göreve getirilmesi millete, memlekete ihanet olur.
Almanya’nın XVI. Asır İstanbul büyük elçisinin Türkiye de, Türk toplumunda şahsi meziyet ve liyakat dışında hiçbir şeye değer verilmez” (9) dediği gibi gerçekten Türk tarihinde liyakata çok büyük önem verilmiştir. Mesela; Fatih, Mahmut Paşa’yı sadrazamlık görevinden alır, kısa zaman sonra tekrar sadrazam yapar ve ona: “Senden yeğ sadrazam bulamadığım için seni tekrar tayin ettim” der.
Piri Mehmet paşa’nın Yavuz Sultan Selim’in sertliğini ilmi ve kişiliği ile yumuşattığı halde ondan çok korktuğu söylenir. Bir gün Yavuz’un huzurunda elleri titrer. Yavuz:
-“Hasta mısın?” der. Piri Mehmet paşa:
-“Hayır, ama ne zaman öldürteceğinden endişeliyim. Eğer beni öldürteceksen bir an önce öldürt, korku çekip durmak istemiyorum.” deyince Yavuz:
-“Arzunu yerine getirmek kolay ama ne yapayım ki, senin yerine getirecek birini bulamıyorum.” der.
Kanuni devrinde İstanbul’a gelen Avusturya elçisi busbek:
-Hiç kimse sırf falanın neslinden gelmiş olmak dolayısıyla diğerlerinden mümtaz bir mevkie çıkamaz. Sultan herkesin memuriyetini tevcih ederken ne servete ehemmiyet verir, ne de boş ricalara, ne de iddialara kulak asar; yalnız liyakata bakar, seciye arar, fikri kabiliyet ve istidadı düşünür. Namussuz, tembel ve âtıl olanlar hiçbir zaman yükselemezler. İtibarsız ve hakir bir halde kalırlar.” der.(10)
Yusuf Has Hacip de:
“halk için beyin seçkin olması gerekir. Bey olmak için halka hizmet etmek gerekir” diyerek herkesin bey olamayacağını ifade etmiştir.
Tarhuncu Ahmet paşa sadrazam olduğu gün ziyarete gelenlerle sohbet ederken şöyle demiştir: “Ben bu makama layık ve münasip değilken getirildim. Vazifem devletin bozulmuş işlerine düzen vermektir. Hepiniz bilin ki, hatır gönül gözetmeyeceğim, işi ehline vereceğim, devletin bir akçesini yersiz sarf etmeyeceğim…”
m. kemal de: “Memleket işlerinde, hakiki işlerde duygulara, hatıra, dostluğa bakılmaz.” (11) demiş, adama göre iş değil, işe göre adam olması gerektiğini ifade etmiştir.
Ehil olmayan kimsenin kullandığı aracı ve içindekileri mahvettiği gibi ehil değilken devlet, millet gemisinin dümenine geçenler de onu mahveder.
Ahlaki, insani, milli değerler kayboldukça iyi insanlar göreve gelemezler. İşler iyi kimselere verilmeyince halk rahat yüzü göremez.
Büyük İskender (M. Ö. 323 de Babil’de öldü) ölüm döşeğinde iken etrafında bulunan generaller devletin idaresini kime bırakacağını sorarlar. İskender:
-“En layık olana” der. (12)
Bir büyüğün ifadesine göre: “Görev, görev benin diyenin değil, görev senin denilenindir.” Diğer bir ifadeyle: “Görev istenmez, görev verilir.”
Ömer Seyfettin, nadan isimli hikâyesinde şöyle anlatır:
Padişah ihtiyarlamıştır. Ortalık bozuktur. Tecrübeli vezirler kalmamıştır. Fedakâr insanlar vatanı milleti için şehit olmuştur. Çare olarak köse veziri görür. Çağırır, durumu anlatır, tekrar vezirlik görevini teklif eder.
Köse vezir, padişahı dikkatle dinledikten sonra affını ister. Hayatının devlet işlerinde geçtiğini, geri kalan ömrünü de ibadetle geçirmek istediğini söyler.
Padişah, sorumluluk taşımayan bir hayatın hayvanlara, ölülere yakışacağını ifade ile ulülemre itaat gerektiğini belirtir. Köse vezir, boynunun kıldan ince olduğunu, çoluk çocuk ile helalleşip, vedalaşıp evden çıktığını söyler. Padişah da onu hapse attırır. Yanına cahil mi cahil birini buldurup kapatır. Sonunda vezirliği kabul ettirir.

 

d)Ehil olmayan felakete neden olur:
Ehil olmayanların sorumluluk alması hep felaketlere neden olmuştur. Bunun için Cenab-ı Allah, emanetleri ehline teslim etmemizi, hükmettiğimizi zaman da adaletle hükmetmemizi emreder. (13) Allah’ın emrine göre emanet ehline verilecek, işler adaletle görülecektir. Aksi halde peygamberimizin buyurduğu gibi:
“Devlet adamı millet tarafından ehil olmayan kimseye saltanat tahtı yapılıp oturtuldu mu, o millet felaketi gözetlemelidir.” (14)
Bir işe tayin edilen kimse o işi başaracak şekilde ehil ve güçte olmalıdır. Ebu zer peygambere gelerek:
-“Ey Allah’ın peygamberi! Beni memur tayin etmez misin?” demiş,
-“Ebu Zer, sen zayıfsız; memuriyet bir emanettir. Kıyamette rüsvalıktır, pişmanlıktır. Yalnız o emaneti ehil olup da alan ve hakkıyla başaran müstesnadır.”  Cevabını vermiştir. (15)
Ebu Musa el-Eşari anlattır: “Amcaoğullarımdan ikisi ile beraber peygamberin yanına gittik biri:
-“Ya Resülallah! Allah’ın size tavsiye ettiği memuriyetlerin uygun olan birine beni tayin et.” Dedi. Diğeri de benzeri bir istekte bulundu. Bunun üzerine peygamber (a.s):
-“Vallahi biz isteyenlere veya haris olanlara bu memuriyetlerden hiçbir şey vermiyoruz.” Buyurdu. (16)
Devlet adamı liyakatsiz, dirayetsiz olmadığı gibi makama, şan şöhrete karşı da ihtiraslı olmamalıdır. İhtiras, makam sahibini kendisi olmaktan çıkarır, kula kulluk yaptırır. Peygamberimizin hırslı olanlara ve vazifeyi isteyenlere göre vermemesi bundandır.
Hz. Ebubekir (r.a) “Silah korkak da, idare beceriksizde olursa işler bozulur.” demiştir. Bu bakımdan milletin işini layık olana ve layığı ile yapacak olana vermelidir.
Herkesin bildiği gibi II. Murat’ın tahtı genç oğlu II. Mehmet’e bırakarak Manisa’ya çekilmesi üzerine haçlılar toplanıp tekrar saldırdı. Genç padişahın tecrübesizliğinden yararlanacaklardı. Böylece emellerine ulaşmayı bekliyorlardı. Padişah babasının tahta geçmesini istediyse de babası kabul etmedi. Genç padişahın cevabı şu oldu:
-“Eğer padişah biz isek, size emrediyoruz, gelip ordunun başına geçiniz. Yok, padişah siz iseniz, gelip devletinizi müdafaa ediniz.” II. Murat ordunun başına geçip, layikati ve tecrübesi ile tehlikeyi bertaraf etmiştir.
Sonuç olarak; problemlerimizin çözümü, milletimizin huzuru ehliyetli, layık insanların ve kadroların yönetime gelmesine bağlıdır.
Konuyu bir fıkra ile özetleyelim:
Padişah’ın terzi başısı bir gün devlet işlerine ait bazı tavsiyelerini yazarak padişaha takdim eder. Padişah mabeyincisine:
-“Git söyle, bizim terzi başı devlet işleriyle meşgul, vezir bana bir elbise diksin.” der.

~~~~~~~~~

1-Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi c:6 sf:125
2-Riya’z üs Salihin:1869
3-R.R. Arat, Eski Türk Şiiri sf:375 Ankara 1965
4-Riya’z üs Salihin c:2 sf:80 664 Nolu Hadis
5-Kınalızade Ali Efendi, Devlet ve Aile Ahlakı, sf:209 1001 Temel Eser
6-Şeyh Sadi Şirazi, Bostan Gülistan sf:30 Terc.Rifat Bilge
7-Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarih c:8 sf:465
8-Ali Erten, Dini Hikayeler sf:17
9-Yılmaz Öztuna, Türk Tarihinden Yapraklar sf:310 1000 Temel Eser
10-Osmanlı Tarihi Kronolojisi c:2 sf:63
11-S.D. c:1 sf:213
12-Necati Kotan, Tarih Fıkraları sf:27
13-Nisa Suresi:58
14-Sahih-i Buhari, Tecrid-i Sarih c:2 sf:313
15-Riyazüs Salihin c:2 sf:91 679 Nolu Hadis
16-Riyazüs Salihin c:2 sf:94 683 Nolu Hadis


Bu yazıyı 504 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.