Devlet Adamı İyi Niyetli Olmalıdır

a)İyi niyet:
Hangi işte, hangi meslekte olursak olalım etrafımızdaki kişilerde her şeyden önce dürüstlük ve samimiyet ararız. Hele Türk milletini yönetme mevkiinde olanların davranışlarında, sözlerinde samimiyet ve iyi niyet aramamak mümkün değildir.
Kaderimizi tayin edecek kimselere, inanmak, güvenmek isteriz. Samimi olmayan seviyesiz sözler, davranışlar siyasi ahlaka sığmadığı gibi güveni de sarsar. İnanıyoruz ki, bugün Türk insanının en önemli ihtiyaçlarından biri dürüst ve iyi niyetli devlet adamıdır. Zira Türk insanının mutlu geleceği, iyi niyetli kimselerin iş başına gelmesine bağlıdır.
Bir işin sonucu niyete bağlıdır. İnsanın yaptığı, yapacağı işler o kişinin niyetine göredir. Aslında her iyilik, iyi niyetten doğar. İyi niyet de kötülükleri önler.
Samimi ve iyi niyetli olmayanın kul katında olduğu gibi Allah katında da değeri yoktur. İbadet etse bile ibadeti kabul olmaz. İslam’ın yüce peygamberi şöyle buyurur:
“Bir kulun kalbi doğru olmadıkça, imanı doğru olmaz, dili doğru olmadıkça da kalbi doğru olmaz. Komşusu şerrinden emin olmayan kimse cennete gidemez.”
Bir hadislerinde de: “Ameller niyete göredir.” Buyurmuştur.
Başka bir hadislerinde de : “Allah suret ve şekillerinize değer vermez. Kalbiniz (deki yönelişlere) değer verir.” Buyurmuştur. İyi niyetin önemini belirtmiştir. İnancımıza göre iyi niyete ve iyi düşünceye sevap vardır. (1)
Şu anda öyle bir dünya da yaşıyoruz ki, iyi niyetli insanların yerini şarlatan, art niyetli kimseler almış, insanlar medeni görünüşlü fakat duyguları, düşünceleri iyi değil, samimi olmayan davranışlar sergiliyor. İnsanlar çok soğuk, insanların aralarında samimi ilişkiler yok. Devlet dairelerinde “Bu gün git, yarın gel”, “Derdini makro paşaya anlat” gibi ifadeler kolaylık adı ile alınan rüşvetler ne durumda olduğumuzu ortaya koymaktadır.
Günümüz insanı riyadan, gösterişten ve bencil duygulardan arınmış, problemleri çözecek, hedefi milletin mutluluğu olan, kendini aldatmayacak yöneticinin özlemi içindedir. Bu güne kadar milletimize hep vaat edilmiştir. Ne vaadlerin ardı kesilmiş, ne de vaat edilen şeyler gerçekleşmiştir. Vadini gerçekleştiremeyen, gerçekletiremeyeceğine inanan, millet için yük olduğunu anladığı halde yerini daha iyilere bırakma faziletini gösteremeyenler, esas problemin kaynağını teşkil etmektedirler.
İnsan kendini bir yetki ve sorumluluk verildiği zaman gerçek kişiliği ortaya çıkar. Bir insan niyeti halis, asaleti temiz ise davranışları da asil olacaktır. Münafıklık yapmayacak, dini ve milli değerleri istismar etmeyecektir.
Devlet başkanı Ebubekir (ra) görevinin son günlerinde bir katip çağırarak şunları yazdırır:
“Size Ömer’i tavsiye ederim. Eğer doğru hareket eder, adil davranırsa, bu benim onun hakkındaki bilgim ve görüşüm ile ilgilidir. Yok eğer zulmeder ve yan çizerse, ben gaybı bilemem. Ben sadece bu işte iyilik isterim”

 

b)inanmak-güvenmek:
Hz. Ebubekir’den sonra Hz. Ömer devlet başkanı olmuş ve Müslümanlara:
-“Dinleyiniz, itaat ediniz!” demişti. Dinleyenlerden biri:
-“Yemin ederim ki, ne dinler, ne de itaat ederiz. Çünkü sen emanete hıyanet ettin. Müslümanlara taksim edilen kumaştan kendine daha büyük pay ayırdın ki, elbise yapmışsın.” der.
Bunun üzerine orada bulunan oğlu Abdullah söz almış kendi hissesini babasına verdiğini ifade etmiştir.
Halk her konuda kendini yönetenlere inanmak ve güvenmek ister. Millet memleket için niyetinin halis olmasını ister.
Ebu Yusuf’un Kitab-ül Haraç adlı eserinde naklettiğine göre:
Hz. Ömer Müslümanların başına geçtikten sonra kendini temsil eden Şam valisi Ebu Ubeyde b. Cerrah’a şu mektubu yazmıştır:
“Senin için de benim için de hayırlı olan bir mektup yazdım. Şu beş haslete sımsıkı satıl ki, dininde selamete eresin, sevaba nail olasın:

  1. İki hasım huzuruna gelince onlardan adil deliller iste. Sonra sarih ve kesin bir yemin teklif et.
  2. Zayıf kimseyi yanına yaklaştır, ta ki dili açılıp konuşsun ve kalbi korkudan kurtulsun.
  3. Halkı kapında bekletme. Çünkü onları bekletirken ihtiyaçlarını sana arz edemezler.
  4. Husumetin hallini talep etmeyen kimse, bâtılı istemiş ve haksızlık etmiş demektir.
  5. Hak sence bilinmediği ve nasıl hüküm vereceğin ortaya çıkmadığı takdirde, tarafları sulh etmeye çalış.”

Yönetici kadronun bilgili olması güzeldir, akıllı, cesaretli olması da güzeldir. İyi niyetli iyi ahlaklı olması ise hepsinden güzeldir. İyi niyet ve iyi ahlak milletin ahlakını güzelleştirir. Kötü, niyet, kötü ahlak da milletin ahlakını çirkinleştirir.
Nuşirevan bir gün ava çıkar, fena halde susar. Bir bahçe ve bahçenin ortasında oynayan bir çocuk görür, çocuğa:
-“Bana biraz su verir misin?” der çocuk:
-“Suyumuz yok” cevabını verir. Nuşirevan:
-“Öyle ise nar ver” der. Çocuk bir nar verir. Nar o kadar tatlı, o kadar güzeldir ki, Nuşirevan içinden bahçeye el koymak geçer. Çocuktan bir nar daha ister. Çocuk bir nar daha verir. Fakat nar acıdır. Nuşiveran çocuğa:
-“Bana verdiğin narlar aynı ağaçtan değil miydi?” diye sorar. Çocuk:
-“Evet” der.
-“Neden biri tatlı, diğeri acı öyleyse?” deyince çocuk şu cevabı verir:
-“Meyveler efendimizin niyetine göre galiba tatlarını değiştiriyor.”
Kötü niyet, bulanık suyun içine atılan her pisliği göstermediği gibi huzursuzluğu bünyesinde taşır. İnsanın rahatını, huzurunu bozar. Vicdan azabı ve utançtan başka bir şey vermez.
Mercimek Ahmet, padişahlık törenini beyan ederken şunları nakleder:
“Şöyle bilmiş ol ey oğul, eğer padişahlığa ulaşacak olursan. Padişahlığında haramdan sakınıcı ol. Dindarlık odur ki, elini ve gözünü halkın hareminden ve haramından sakınasın. Yani kimsenin malına, karısına haramilikle el uzatma, namuslu ol, namusluluk dini bütünlük nişanıdır.”
“El uzatmak istediğin her işte önce görüşünü bilgine uydur, sonra o işe el uzat. Yani bilgisizlikle iş yapma. Akıl ve bilgi ile gönül gözünü açık tut, ta ki gittiğin yol hak mıdır? Batıl mıdır bilesin.”
“Ulu tanrının halkına karşı bağışlayıcı ol. Ama hırsıza merhamet edip bağışlama, hırsızı bağışlamak halkın zararına sebep olmaktır. Kanlının da bağışlanmasına sebep olmayı doğru görme, hele boş yere kan dökmüş olursa.” (2)
İyi niyetli olmak demek suçluyu, kötüyü bağışlamak, kötülüğe müsamaha etmek demek değildir. İyi niyet, samimiyeti, dürüstlüğü, duyarlılığı sağlar. Taviz kar olmak, doğrulukla ve samimiyetle bağdaşmaz. Hak, adalet her zaman yerini bulmalıdır. Bulmayınca huzursuzluklara neden olur.
Eğer herhangi bir işte iyi niyet, samimiyet yoksa o işten memlekete, millete hayır gelmez.

~~~~~~~~~

1-Müslim, Birr:32
2-İlyasoğlu Mercimek Ahmet, Kabusname c:2 Padişahlık Törenini Beyan Bölümü

 


Bu yazıyı 58 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here