a)Bilgi beceridir:
İnsanları yönetmek ve ihtiyaçlarını görmek, geçim derdinden kurtararak insanca yaşatmak büyük bir sanattır.
Devlet adamı, emir sahibi ve karar sahibi kimsedir. Onun bilgisi, becerisi, toplumun refah ve medeniyet seviyesini tayin edecektir. Toplumların geri kalması, anarşinin, fukaralığın kucağına itilmesi veya mutlu yaşaması, geleceğinden emin olması yöneticilerinin bu işi bilip bilmediklerine bağlıdır.
Devletin, milletin yükünü taşıyacak, işini görecek, insanın her şeyden önce Türk insanını tanıması gerekir. Problemlerini ve çözüm yollarını çok iyi bilmesi gerekir ki, vazifeye başladıktan sonra “bu böylemiymiş” “ bu da mı varmış?”, “şu nasıl olacak?” demesin. Yani bu milletin başına geçecek yöneticiler yetişmiş, hazırlıklı ve neyi nasıl yapacağını çok iyi bilmelidir.
Bu güne kadar büyük iddialarla görevi teslim alıp bir adım ileriye gidemeyenler çok olmuştur. Mesela bir zamanlar hararetle anayasayı savunanlar kısa zaman da “bu anayasa ile devlet yönetilmez” demişlerdir. Vatanı, milleti tehdit eden tehlikeleri bilmeyenleri veya küçümseyenleri tehlikeler yemiştir. Rahmetli Nihat Erim, anarşiyi yok saymıştı. Yok, saydığı anarşi onu yedi. Birçoklarının da problemler boyunu aştığı için işin üstesinden gelmeyi becerememiştir. Birçokları da önceleri atmış tutmuş, iş başına gelince pes etmiştir. Devletin milletin yönetimi bir şirketin yönetiminden çok farklıdır. Bunun farkında olmayanlar da başarılı olamamış, ellerindeki fırsatları ve büyük imkânları kaybetmişlerdir. Bütün bunlar, devlet idare edecek, milleti yönetecek kimselerin bilgili ve hazırlıklı olması gerektiğini gösterir.
Açıkça söylemek gerekirse, ehil olmayanların elinde Türkiye’nin problemleri gün geçtikçe artacaktır. Problemlerin çözülmesi, milletin ızdırabının dindirilmesi için milli bir kadronun iş başına geçmesi gerekir. Başa geçecek olanların memleket meselelerini basit beyanatlarla geçiştirmeyecek, köklü çözümler getirecek, kararlı ve istikrarlı kimseler olması lazımdır.
Timur ölüm döşeğinde şunları söylemiştir:
“Oğullarım, milletin refahını, saadetini sağlamak için sizlere bıraktığım vasiyeti iyi okuyun, asla unutmayın, tatbik edin.
“Milletin dertlerine derman bulmak vazifenizdir. Zayıfları koruyun. Yoksulları zenginlerin zulmüne bırakmayın. “ Adalet ve iyilik etmek” düsturunuz olsun, rehberiniz olsun… Aranıza nifak tohumları ekilmemesi için çok dikkatli olun…”
1405’te bunları söyledikten sonra “Lailaheillallah” diyerek vefat etmiştir.

 

b)Milli Kadro:
Millet yönetmek basit bir iş değildir. Öyle tepeden inme, yoldan tutma, kulüp konferansı ile onaylanan kimselerle milletin ızdırabı dindirilememiştir, dindirilemez. Müslüman- Türk halkını tanımayan harika çocuklar, prensler, başka ülkenin çıkarlarını koruyacağına yemin etmiş çift vatandaşlar ızdırabı arttırmış, sancılara sebep olmuştur.
Başka şey olur da ithal malı yönetici olmaz. Köyde doğmuş, köyde büyümemiş, köyde yetişmemiş, köy hayatı yaşamamış, köylüsünü bilmeyen birini, şehirde yaşadı, falan okulu bitirdi, falan yerde çalıştı, falanca kültürü aldı diye köye muhtar yapmaya kalkarsanız ne ölçü de faydalı olacaktır? Millet yönetiminde de böyle hataların tekrar edilmesi, milli çıkarlarımızı ve geleceğimiz açısında son derece zararlıdır.
Türk milletinin problemleri aslında çözülmeyecek problemler değildir. Yeter ki çareyi, kurtuluşu kendimizde arayalım, kendi gücümüzle yekinelim, problemleri çözecek kadroyu iş başına getirelim. Bu kadro milletin ihtiyacını bilen, ızdıraplarını bilen ve Türk insanının temel problemlerine çözüm getirecek, milletin ideallerinin takipçisi bir kadro olunca problemlerin çabuk çözüleceği muhakkaktır.
Ayrıca Türk milleti iyi idare edilmeye layıktır. Başa geçenler milletimizi seven ve milletimizin meselelerini bilen, milletine güvenen ve kendisi de güvenilen kimseler olursa, yüce milletimizin inancı ve üstün vasıfları sayesinde engeller çabuk aşılacaktır. Yeter ki tesadüflerin, menfaatlerin bir araya getirdiği kimseler bu milletin başına geçmesin. Meselelerin üzerine milli, insani, ilmi ve akli yollarla gidilsin. Diğer önemli husus da problemler, insanımızın onuruna yakışır bir tarzda ele alınsın. Bu milleti kalkındıracağım diye ahlaki, milli varlığını inkâr ederek batı’ya uydu yapılırsa olmaz. Dostoyevski’nin güzel bir sözü vardır, “Bir millet, dünyanın ikinci milleti olduğunu kabul ettiği zaman ölmüştür” der.
Yeri gelmişken bir daha ifade edelim ki, aziz milletimiz geçmişte olduğu gibi bugün de ahlakî, dünya görüşü, insanlık anlayışı ve idealleriyle üstün bir millettir. Bunun için kendisini kuyruk yapacak değil, baş seviyesine getirecek yöneticilere layıktır.

 

c)Şikâyet Değil İcraat:
Devlet adamı şikâyet adamı değil, icraat adamıdır. Şikâyet değil iş yapmalıdır. Görevini yerine getirirken günlük politikalar, geçici çare ve çözümler yerine, geleceğe yönelik köklü tedbirler almalıdır. Son iki asır içerisinde bensen sonra ne olursa olsun, kim ne yaparsa yapsın, oy vermediler cezalarını çeksinler, düşüncesiyle hareket edilmiştir.
Bir konuda örnek vermek istiyorum. Vereceğim örnek herkesin gördüğü sokaklarımız. Yaptığımız nedir? Birkaç ay, birkaç yıl önce konana sokağın, mahallenin adını değiştirmek değil midir? Caddenin altı berbat, içme suyuna lağım suyu karışıyor, üstünde doğru dürüst yürünemiyor. Bu icrat mıdır? Bu millete başka bir şeyi olmayan liyakatsiz kimselerin işleridir.
Problemimiz, bugün, yarın, öbür gün ne olacak bana, sana ne olacak değil, gelecek asır ne olacak? Nasıl olacak? İşte temel problem budur. Bugün önemli olan şey partiler, şahıslar, amblemler, isimler, çıkarlar değildir. Önemli olan problemlerimizin teşhisi ve çözüm yollarının tespiti, problemlerimize çözüm getirecek yöneticilerin başa geçmesidir. Kurtuluşumuz ve yücelişimiz de ancak bu kimseler sayesinde olacaktır.
Kişiler çok önemlidir. Bakın fani şeylerin cazibesine kapılmayanların dört ayda tamamladığı Rumeli hisarının bugün restorasyonu dört yılda tamamlanıyor. Devletin, milletin işi “Benden sonra tufan” zihniyetiyle yapılmaz. Dönem hesabı ile iş görülmez. Bugüne kadar yerinde saymamız, arpa boyu alamayışımız bundandır.
Bir ağaçtan odun da olur mobilya da olur. Bu ustalığa bağlıdır. İlk anda bazı şeylerin çözümlenebilmesi için evvela devlet dairelerinde vatandaşın işinin yokuşa sürülmesi, bugün git yarın gel düşüncesi yok edilmelidir. Halka zorluk yerine kolaylık sağlamalıdır. Her vatandaşa her kapı açık olmalıdır. İslam peygamberi: “Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.” Buyurmuştur. Atalarımız da:“Küfürle olur fakat zulümle olmaz.” demişlerdir.
Üçüncü selim bir gün tebdil gezmiş, saraya dönünce sadrazama şunları yazmıştır:
“Bu gün tebdil gezerken halkın fırınların önünde toplandığını gördüm. Biri “yiyecek ekmek bulamıyoruz” diyordu. Vicdanım sızladı, derecesiz müteessir oldum. Bunun çaresine tez elden bakılsın. Milletime, ibadet ehline, zahmet çektirmek bize layık değildir. Ben ve sen onların sayesinde hükümdar oluruz.”
İki örnek daha vermek istiyorum:
Halife Ömer, kendisini tanımayan ve ağır bir dil ile kendisini suçlayan bir kadına:
Ömer senin durumundan nasıl haberdar olsun, senin ne durumda olduğunu ne bilsin” demiş, kadın da:
-“Ömer benden haberdar olmayacak, benim durumumu bilmeyecek olduktan sonra ne diye halife (devlet başkanı) oldu” demiştir. Bunun üzerine halife sırtında taşıdığı ihtiyaç malzemesi ile o ailenin ihtiyacını karşılamıştır.
Diğer bir olay da bir gün kanuni sultan Süleyman’a bir kadın gelerek:
-Evim soyuldu, demiş
– Peki sen neredeydin? Deyince de
-“Evde” cevabını vermiştir. Kızan kanuni:
-Ne yapıyordun? Diye sorunca da kadın:
-Uyuyordum, cevabını vermiştir.
– O kadar derin uykuya mı daldın ki, hırsızdan haberin olmadı? Deyince padişah:
-Evet derin uykuya daldım, haberim olmadı. Başımızdakilerin uyanık olduğunu zannediyordum.” Cevabını vermiştir.
Kanuni diyecek bir şey bulamamış, zararı tespit ettirip ödenmesini emretmiştir.
Kısacası eğer toplum problemlerini çözecek, huzur ve refah seviyesini yükseltecek otoriteden mahrumsa, boşluk meydana gelir. Lider arayışı başlar. Problemler çoğalır.
Millet gibi düşünmeyen, onun inandığına inanmayan, onun gibi yaşamayan, onu anlayamaz ve onu yönetemez.


Bu yazıyı 69 kişi okudu.

Araştırmacı Yazar
Mustafa ÖSELMİŞ