a)Eşit muamele:
Devlet adamı yönettiği insanlar arasında eşitsizliğe, adaletsizliğe, kayırmacılığa asla göz yummamalıdır. Zira adam kayırmanın, eşitsizliğin, adaletsizliğin sonu mutlak zulümdür. Bunun acısını da topyekûn millet çeker. Her koyun kendi bacağından asılır derler ama bu doğru değildir. Her koyun kendi bacağından asılır fakat çevresine vereceği rahatsızlığı ne yapacaksınız?
Tarih boyunca örnekleri görüldüğü gibi insani ve ahlaki temellere dayanamayan yönetimlerin ömrü kısa olmuştur. Çünkü zulmün ömrü az olur derler. Sırf kendi yakınlarının çıkar ve menfaatlerini gözetenlerin saltanatı kısa sürmüştür.
Devlet adamının iş yapabilmesi, yaptığı işlerin halkın tasvibini görerek kalıcı olabilmesi için ayrım yapılmaması, yakınlarının da onun nüfuzundan yararlanmaya kalkışmaması lazımdır. Şayet bu yolla bir haksızlık olursa giderilmesi çok zor olur. Hele bilerek yapıldıysa kimi kime şikâyet edeceksin? Derdini makro paşaya anlat, derler.
İslam peygamberi: “İş başındakilerin en fenası, idaresini altındakileri hor kullanandır.” (1) buyurarak yetkisini, gücünü yerinde kullanmayanların kötü kimseler olduğunu bildirmiştir.
“Allah herhangi bir kulun idaresi altına başkalarını verip de o kimse idaresindekilere hıyanet ederek ölürse, Allah o kimseye cenneti haram kılar.” (2)
Kutsal kitabımız Kuran’da da kayırmacılık şöyle kınanmıştır:
“Firavun memleketin başına geçti ve halkını fırkalara ayırdı. İçlerinden bir topluluğu güçsüz bularak onların oğullarını boğazlıyor, kadınlarını sağ bırakmıyordu; çünkü bozguncunun biriydi.” (3)
Bir ülkede adına göre, soyuna göre, partisine, gurubuna göre insanlar farklı muamele görmemelidir. Devlet adamı adil olmalı, çevresine farklı davranmamalıdır. Yakınlarına kepçe ile kazanla verirken, başkalarına kaşıkla vermeye kalkmamalıdır. Kim olursa olsun devletin işinde görevli olan bir kimsenin yakınları da davranışlarına dikkat etmelidir. Birinden hediye almamalı, birine vasıta olmamalı veya yönetici adına iş görmemelidir. Çevresinin davranışları, bir görevlinin iş yapmasını engelleyebilir. Adam iş yapacaksa onu güç durumda bırakabilir. Bu da millete yapılabilecek büyük bir kötülük olur. Abdülmecit, Serdar-ı Ekrem Ömer paşaya:
-Beni karılarım ile kızlarım bitirdi, demiştir.(4)
Peygamberimiz bir gün kızına “Sakın peygamber kızıyım diye gururlanma” diyerek ihtar etmiştir.
Keyfilik, adam kayırmak toplumun düzenini bozar, helak olmasına neden olur. Hz. Aişe şöyle anlatıyor:
“Kadının biri deve çalmıştı. Peygamber onu cezalandıracaktı. Üsame b. Zeyd, aracılık yapmak o kadını kurtarmak istedi. Allah’ın elçisi, Üsameyi çok sevdiği halde onun aracılığını kabul etmedi ve şöyle buyurdu:
-“Ey Üsame! Sen Allah’ın cezalarından birinin tatbik edilmemesine aracılık mı ediyorsun? Hâlbuki sizden evvelkiler, içlerinden şerefli biri hırsızlık yaptığı zaman onu serbest bırakıyorlardı. Fakat zayıf biri hırsızlık yaptığı zaman ona ceza tatbik ediyorlardı. İşte bunun için helak oldular. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fatıma da hırsızlık yapsa elbette onu da cezalandırırım.”
Hz. Ömer’in halifeliği zamanında Mısır valisi Amr İbnül As’ın oğlu haksız yere birini dövmüştür. Ömer, valiyi ve oğlunu çağırtır. Valinin oğluna kısas uygular. Valiyi de cezalandıracağı sırada vali kendisini savunur, haberinin olmadığını söyler. Gerçekten nüfuzundan oğlunu yararlandırmadığı anlaşılır ve cezadan kurtulur.
İnsanları yönetme işi ciddi bir iştir. Yöneticilerin kim olursa olsun, hangi düşünce ve inançta olursa olsun halka eşit davranmaları haklarını vermeleri, mevcut haklarını korumaları esastır. “İdareciler halka eşit muamele etmek zorundadır. Halk, kanun ve hâkim önünde eşittir. Kaynaklardan, fırsatlardan yararlanmakta eşittir. Herkes ülkenin maddi ve manevi imkânlarından ve nimetlerinden faydalanmak hususunda eşit şansa sahiptir.” (5)

 

b)Rezil de Vezir de Edenler:
Tarihe baktığımız zaman acı olayların yanında daha çok mutlu dönemlerin hatıralarını görürüz. Bunlar tarihimizi şeref levhaları olarak geçmişimizin süsleridir. Bunlardan biri de:
Gazneli Mahmud’un huzuruna Müslüman olmayan biri gelip ağlamaya başlar. Sultan neden ağladığını sorunca:
-“Sultanım, güçlü kuvvetli biri beni evinden dışarı attı, adaletinize sığınıyorum.” der.
Sultan gece yanına birkaç kişi alır, evdeki ışıkları söndürtür. Kendi eliyle mütecavizi öldürtür. Işığın yakılmasından sonra öldürdüğü adama bakar, Allah’a şükreder. Sorulunca da bunların sebebini şöyle izah eder:
-“Korkum, benim nüfuzumdan yararlanan, benden cesaret alam bir yakınım olabilirdi. Işığı söndürttüm ki öldürmeye elim varmayabilirdi. Baktım ki onu tanımıyorum, bunun için de Allah’ a şükrettim.” (6)
Selçuklu sultanı Melik şah’ın karşısına bir köylü çıkar ve:
-“Memurlarının zulmünden bıktık” diye şikâyet eder. Melik şah atından iner ve:
-“Yakama yapış” der. Köylü:
-“Olmaz” derse de Melik şah ısrar eder. Böylece köylü yakasından tutmuş vaziyette saraya gelirler.
Durumu gören Nizam-ül Mülk sultana:
-“Sultanım, bunu ne için yaptırdınız?” demiş sultan da:
-“Bu adam bizim memurlarımızdan şikâyetçi, zulüm gördüğünü söylüyor. Benim kıyamette Allah’ın huzuruna bu şekilde götürme hakkına sahip, orada verecek hesabım olmayabilir.” Cevabını vermiştir.
Bir gün Melik şah, veziri Nizam’ül-Mülk’ün oğlu Osman’ın halktan birine kötü davrandığını duymuş, kızgın bir vaziyette Nizam’ül-Mülk’e şunları söyletmiştir:
-“Sen benim devletimi ve milletimi kapladın. Evlatlarına ve damatlarına verdin. Bunlar benim halkına saygı göstermiyor; halka zulüm yapıyorlar, sen de bunları yola getirmiyorsun. İster misin ki, vezirlik divitini elinden ve sarığını başından alayım ve halkı zorbalığından kurtarayım.”(7)
Üçüncü Selim divanda:
-“Bâki Paşa, vezirlerin zulümlerine mani olmayı ve diğer hususları senden beklerim. Bak sekbanbaşı, askeri işleri senden ve para işlerini defterdar efendi senden isterim. Allah içimi bilir. Bu isteklerim nefsim için değildir. Her kim din ve devlete hıyanet ederse, başın keserim ve yerine adam bulurum. Evladım olsa himaye etmem.” demiştir.(8)
İnsanı vezir de eden, rezil de eden yakınları olmuştur. Bunu iyi bilenler yakınlarına sahip olmuş, gücünün, görevinin istismar edilmesine müsaade etmemiştir. Böylece hem yakınlarını hem de milletin hakkını koruma imkânı elde etmiştir.
Sultan üçüncü Mehmet bir gün yanındakilere:
-“ Bu dünyada sözü doğru, hak tanır bir adam bulamadım” deyince etrafındakiler sebebini sorar. O da:
-“Şehül İslam Bostan Zade Efendi’ye iltifat ettim, derhal bilgisiz kardeşini Rumeli kazaskeri yaptı. Bir başkasını da rica ile Selanik kadılığını verdirdi. Babamın hocası Sadettin Efendi’ye iltifat ettim doğru ve hak bilir dedim, o da oğlunu Anadolu Kazaskerliğine ve bir diğer oğlunu da Edirne kadılığına tayin ettirdi. İşte görüyorsunuz kime güveneyim?” cevabını vermiştir.(9)
Halkın birliği beraberliği için milletin yöneticilere güvenmesi ve destek olması gerekir. Yöneticiler de görevlerini noksansız yerine getirmeliler, halk arasında haksızlık, ayrıcalık yapılmamalıdır. Fırsat ve imkânlardan işi, unvanı ne olursa olsun eşit olarak yararlanmalıdır. Herkes aynı muameleyi görmelidir. Aralarında imtiyazlı kimse olmamalıdır. Çünkü en ufak bir imtiyaz, halkın devlet adamına olan güvenini sarsar. Bunun için devlet kademesi içindeki herkesin devletin sürekliliği açısından son derece dikkat etmesi gerekir. Atatürk şöyle der:
-“ Efendiler, kendilerine bir milletin talihi tevdi olunan adamlar, milletin kuvvet ve kudretini yalnız ve ancak yine milletin hakiki ve kabili istihsal menfaatleri yolunda mükellef olduklarını bir an bile hatırlarından çıkarmamalıdırlar.” (10)

Haksızlık, her türlü eşitsizlik ve adaletsizlik, yönetim anlayışına ters düşer. Yapılan işler kısa zamanda zulme dönüşür. Zulümle de halk idare edilmez.

~~~~~~~~~

1-Riyazüs Salihin 190 Nolu Hadis
2-Riyazüs Salihin 657 Nolu Hadis
3-Kasas Suresi:4
4-Enver Z.Karal, Osmanlı Tarihi c:6 sf:100
5-Doç. Dr. Süleyman Uludağ, İslam’da Emir ve Yasakların Hikmeti, sf:132
6-Yabancılara Göre Eski Türkler sf:101
7-M. Çağatay Uluçay, İlk Müslüman Türk Devletleri, sf:69 Ank. 1975
8-Kadircan Kaflı, Türkiye’nin Kaderi sf:70 İst.1965
9-Necati Kotan, Tarih Fıkraları sf:133
10-Söylev ve Demeçler c:2 sf:178


Bu yazıyı 337 kişi okudu.

Araştırmacı Yazar
Mustafa ÖSELMİŞ