Devletin Görevleri

Devlet ve devletin görevleri denince, vergi toplayan tahsildar, suçluları yakalayan jandarma, ithalat ve ihracat yapan tüccar, satış yerleri, üretim yerleri ve hastaneler açarak kâr amacı güden şirket akla gelmemelidir.
Devlet, milletin babasıdır, millet için vardır. Her bakımdan milletin sigortasıdır. Yani devlet, her konuda, her yaşta vatandaşların garantisi ve güvencesidir. Siyasi bir teşekkül olarak da milletin iç ve dış düşmanlarına karşı güvenliği sağlar, refahı temin eder. Milletin maddi ve manevi varlığını koruyarak milleti yüceltir.
Yöneticiler ve insanımız şunu çok iyi bilmelidir ki, milletin en önemli meselesi, enflasyonun yüksek oluşu değildir. Enflasyon her zaman düşürülebilir. En önemli mesele, Türk milletinin batı ailesinden olması, Hıristiyan birliğine girmesi de değildir. Girilmese de olur. Konut darlığı da değildir, açık her zaman kapatılabilir. İlk etapta ithalat, ihracat, köprü, baraj da değildir. Bence en önemli mesele Türkiye’nin, Türk insanın geleceğidir. Bundan başka Türk devlet yapısının, devlet anlayışının çökmekte olmasıdır. Devletin görevini tam olarak yapmaması, milletin devlete karşı güveninin sarsılmasıdır. Zira devlet, millet desteğini ve güvenini kaybederse çöker.
Devletin sürekliliği için milletin devlete, devletin de millete karşı görevleri vardır. Bu güne kadar vatandaşların devlete karşı görevleri her vesile ile hatırlatılıp sürekli okutulmuştur. Vatandaşlar da görevlerini hemen hemen noksansız yapmışlardır.; vatandaş askere gitmiştir, vergisini vermiştir, seçimlere katılmıştır, savaş olmuş cepheye koşmuş, gerektiğinde canını vermiştir.
Buna karşılık devletin vatandaşlara karşı görevi üzerinde fazla durulmamış ve iyi anlatılmamıştır. Buna rağmen hep vatandaştan fedakârlık beklenmiş, görevini yapması istenmiştir. Ama çoğu zaman devletin görevi unutulmuştur. Devleti yönetenlerin çoğu yabancı okullarda okuduğu, ömrünün çoğunu dış ülkelerde geçirdiği ve daha çok kendi kültürü yerine yabancı kültürlerin etkisi altında kaldığı için bizim insanımıza göre tavır alamamışlardır.
İnanıyorum ki milletimiz, bir bahçe gibidir. Bakılırsa, emek verilirse çok şey verir. Malını, canını bile esirgemez. Bunun örneklerini Çanakkale savaşlarında, milli mücadele günlerinde görülmüştür. Böyle bir millet iyi muameleye layık değil midir?
Eğer devlet görevini tam olarak yapmazsa vatandaş da görevini aksatacaktır. Bu kaçınılmaz bir olaydır. Millet iyi muamele göremediği zaman devlete, yöneticilere karşı görevi sarsılır. Ceza görmeyeceğine inandığı konularda üzerine düşen görevi yapmak istemez. Mesela diyelim ki; vatandaştan vergiyi aldın, yerinde harcamadın. O zaman vatandaş bir daha dürüst vergi vermez. İstiklal gazisini parası yok diye hastanede tedavi etmezsen onu kırmış olursun. Onun oğlu da, torunu da “Ölürsem şehit, kalırsam gazi” diyerek kendi isteğiyle cepheye gitmez.
Basit bir meselede vatandaşa güven duyulmaz, burnundan getirilirse veya devlet verdiği sözde durmazsa, vatandaş da görevini isteyerek yapmaz. Devlet babadır. Bir babanın evlatlarına gösterdiği şefkat ve merhameti devlet baba göstermedikçe görevini yapmış sayılmaz.

a)Önceki Anlayış:
Güçlü olduğumuz dönemlerde devletimiz insanımıza karşı görevlerini tam olarak, karşılık beklemeden yapmıştır. Evlatlarını seven ve hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan baba gibi olmuştur. Evlatları da her türlü fedakârlığı yapacak gücü kendilerinde bulmuş ve karşı görevini de aksatmamıştır. Bilhassa Selçuklularda ve Osmanlılar zamanında da devletin görevini aksatmadığını görüyoruz. Devlet insanımızı ve insanımızı insan yapan değerleri korumuş, insanımızın maddi ve manevi alçalmasına asla müsaade etmemiştir. Mesela; vakıflar, aşevleri, ücretsiz tedavi, ücretsiz ilaç, fakirlerin tespiti ve ihtiyaçlarının karşılanması, zinayı, hırsızlığı, dilenciliği ve rüşveti önlemek için alınan tedbirler insanımızı yüceltilmiş ve mutlu etmiştir.
Bir ilim adamımızın ifadesiyle: “Devletin görevi; Allah’ın iradesine uygun olarak töre tanzim etmek, halkı saadet içinde yaşatmak açları doyurup, çıplakları giydirmek, fakir milleti zengin hale getirmek, kendi milletini diğer milletlerden daha üstün bir seviyeye yükseltmektir.” şeklinde özetlenmiştir. (1)
Devlet adamının görev ve sorumluluk anlayışı konusunda örnek bir düşünce ve örnek bir davranışı nakletmek istiyorum:
Devlet başkanı Hz. Ömer, bir gece şehirde dolaşırken bir evden ağlama sesleri duyar. Ocakta bir tencere vardır. İçinde su ve taşlar vardır. Kadın çocukların uyumalarını beklemektedir. Bu manzarayı gören Halife Ömer’in gözleri yaşarır.
Sabah Ömer, un, yağ, hurma gibi yiyecekleri koyduğu çuvalı hazırlar. Yardımcısı Eslem’e:
-“Ya Eslem, çuvalı sırtıma kaldır.” der
Eslem, Ey Müslümanların emiri, bırak da ben taşıyayım” der.
Halifenin Eslem’e cevabı ise şu olmuştur:
-“Ey Eslem, onlardan ben sorumluyum, ahrette de yükümü taşıyacak mısın?”

 

b) Devlete düşen:
Devletin vatandaşlarına olan görevlerinden bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

  1. Devletin görevlerinin başında vatandaşların mal, can, ırz ve namus emniyetini sağlamak, insanın itibarını dilini, ahlaki değerlerini koruyup geliştirmek gelir.
  2. Milletin maddi ve manevi varlığının koruyucusu devlettir. Devlet, milletin huzuru ve mutluluğu için her türlü tedbiri alır. Milletin vakar ve haysiyetini ne pahasına olursa olsun korur.
  3. Devlet, milletin iç ve dış emniyetini sağlar. Milli çıkarları korur. Vatandaşların maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılar yani vatandaşların karnını doyururken beynini de doyurur. Bu işi dengeli bir şekilde yaması gerekir. Aksi halde devlet kendi imkânları ile kendisine düşman yetiştirmiş olur. Kendi milletine, kendi devletine düşman olan yarı aydınlar çoğalır.
  4. Devleti yönetenler düşman oyunlarına karşı uyanık olmalıdır. Düşmanın oyununu bozmalıdır. Her türlü yıkıcı faaliyeti önlemeli ve karşı propaganda yapmalıdır. Anarşiye, kaçakçılığa, karaborsacılığa, yağmacılığa, rüşvete, zulme, hırsızlığa fırsat vermemelidir. Milletin huzuru ve geleceği için her türlü tedbiri almalıdır.
  5. Milletin bütünlüğü, vatanın bölünmezliği korunmalıdır. Geçmişte olduğu gibi bugün de Türk milletini, Türk vatanını bölmek isteyenler vardır. Bunlara karşı tedbir alınmalı, etkili oldukları, propaganda ettikleri konularda eksiklikler giderilmeli, hiçbir şey istismarcıların eline bırakılmamalıdır. Mesele eğitimle, kültür ve inanç açısından ele alınmalıdır. Nazik bölgelerimizde ilin valisi, müftüsü, emniyet müdürü ve jandarma komutanı gibi doğrudan etkili olan görevliler iyi seçilmeli ve meseleleri bilen kimseler olmalıdır. Hatta en basit işi yapan devlet memuruna kadar vatanını, milletini çok seven kimseler olmasına dikkat edilmelidir. Şu veya bu sebeple vatandaşın zulüm görmesi önlenmelidir. Vatandaşın devletten soğutulmamasına dikkat edilmelidir. Herkes iyi muamele görmeli ve devlete güvenmesi sağlanmalıdır.
  6. İnsan ve insana ait değerler çok iyi korunmalıdır; insan çalmak, kendini satmak zorunda bırakılmamalıdır. İnsanın iyi olması, namuslu yaşaması için, günahlardan ve haramlardan korunması için iyi bir ortam hazırlanmalıdır. İnancının gereğini yapmak isteyene bu hak verilmelidir.

Her türlü fitne, bozgunculuk serbest olur, hatta teşvik görür de sonra insanın dürüst davranması, namuslu yaşaması istenirse bu olmaz. Mesela, televizyonun her türlü bozguncu ve yıkıcı etkisine karşılık devleti göreve çağıranlara “beğenmeyen televizyonun düğmesini kapatıversin” gibi sözlerle çözüm yolu göstermek, camiye gidiş yollarını kapattıktan sonra “işte cami gitmeyin diyen mi var” demek devlet adamı ciddiyetiyle bağdaşmaz.

  1. Vergiler herkesten adil bir şekilde toplanmalı ve yerine harcanarak sosyal denge sağlanmalıdır.
  2. Yerli üretim desteklenmeli, üretici korunmalı, alın teri zamanında ve tam olarak ödenmelidir. Bunun yanında tüketici de unutulmamalıdır. Devlet yaptığı her işte kar etmeyi düşünmemelidir.
  3. Sağlık, eğitim, bayındırlık hizmetleri noksansız adil bir şekilde yürütülmelidir. İnsan sağlığına verilen önem o millet için göstergedir. Parası olmayanın devlet hastanesinde tedavi görmemesi devlet için bir ayıptır. Korkulu hastalıklara yakalananlara altı ay, bir sene, üç-beş sene sonrasına gün verilmesi devletin aczidir. Sağlığa zararlı olduğu bilindiği halde bir köy halkı içme suyunu kullanmaya devam ediyorsa devlet görevini yapmıyor demektir.

Devletin görevi sadece içki üretmek, kumarhane açmak, sigara üretmek, bunları reklam etmek, sigara paketinin üzerine “sağlığa zararlıdır” yazmak, içkili araba kullanana ceza kesmek değildir.

  1. Eğitime gelince eğitim, milli olmalıdır. İnsanımızı okur- yazar yapmak meseleyi halletmez. Eğitim gençlerin kafasına bazı bilgiler vermek, bazı formüller ezberletmek değildir. En kötüsü de sömürge ülkesi gibi yabancı dil ve yabancı kültürle eğitimdir. Bu yabancılaşmayı, yozlaşmayı getirmekten başka bir işe yaramaz. Eğer insanımız ve ülkemiz yararına eğitimde bir şeyler bekliyorsak eğitimimiz milli ve insani olmalıdır. Gençlere milli ve insani değerler öğretilmelidir ki, iyi insan iyi vatandaş yetişsin

Bir öğretmen sınıfa sormuş:
-“Yamyama okuma-yazma öğretilirse ne olur?” bir öğrenci cevap vermiş:
-“Okur-yazar yamyam olur öğretmenim.”
11- devlet adamı ciddiyetten ayrılmamalıdır. Devlet işinde gevşeklik olmamalıdır. Devlet adı garanti olmalıdır. Hizmetler eşit, adil biçimde her insana, her bölgeye ulaşmalıdır.
Devlet yapması gereken görevleri vatandaşa bırakmamalıdır. Kendi okulunu kendin yap, kendi camini kendin yap, kendi suyunu kendin getir… Peki, o zaman devlet necidir? Niçin vardır?
Sonuç olarak devletin görevleri bundan ibaret değildir. Çoktur. Ama şunu da unutmamak gerekir ki, her şeyi de devletten beklemek olmaz. Herkes bilir ki, her nimet bir külfet karşılığıdır. Vatandaş devlete karşı üzerine düşen görevleri dürüst ve noksansız bir şekilde yapmalı, karşılığında da devletin gücünden, hizmetinden tam olarak yararlanmalıdır.
Son söz olarak diyorum ki, devletin temel görevi halkın refahı ve mutluluğunu sağlamaktır. Devlet görevini tam olarak yapmalıdır ki, maddi ve manevi varlıklarını devleti için feda edenlerin çocukları da gerektiğinde devlete sahip çıksın.

~~~~~~~~~

1- H.N.Orkun, Eski Türk Yazıtları, s. 43


Bu yazıyı 1.739 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here