DİN DÜŞMANLIĞI

Din düşmanlığının tarihçesi çok eskidir. Allah’ın gönderdiği dine, peygamberlere tarihte hep karşı çıkanlar olmuştur. İnanmamışlar dine, peygamberlere zarar vermek için çalışmışlardır. Her İbrahim’in bir Nemrud’u, her Musa’nın bir Firavun’u olmuştur.

Peygamberimiz (sav) zamanında Ebu Cehiller, Ebu Lehebler inanana, Kur’an’a, peygambere neler yapmadılar ki…

Küfür ehli hep aynıdır. Küfür tek millettir. Firavunlar, Nemrudlar, Ebu Cehiller, Ebu Lehebler hiç eksik olmamıştır.

Devrin Firavunları, Ebu Cehilleri de boş durmuyor. Dertleri İslam, dertleri Müslüman. Nasıl yaparız, ne ederiz bunun peşindeler. Kur-an hedef, peygamber (as) hedef, ezan, namaz hedef. İbadetler nasıl yozlaştırılabilir, nasıl ibadetten alıkonabilir. İşleri güçleri bu…

İslam’ı Türkçeleştirme çabaları durmak bilmiyor. Ezan, namaz Türkçeleşse, sanki davete koşup namaz kılacaklar.

Bazı yayın-basın organları dine, dini değerlere saldırmayı görev biliyor.

Bir batılı yazarın ifadesiyle; Müslümanlar okudukça dinden uzaklaşır, Hristiyanlar okudukça dindarlaşır. Bugün araştıran her Hristiyan vaftizi, afarozu, cennet biletlerini, anadan doğma günahkar olmayı aklı almıyor, Müslüman oluyor.

Bizde güya okuyanlar Avrupa’daki dine kiliseye soğukluğu görüyor, o da kendi dinine soğuk davranıyor.

Son yüzyıl içerisinde İslam’a karşı takınılan tavrı özetlemek istiyorum. İnsan unutkanlık vasfı ile yaratılmıştır. Bu iyi bir şey değildir. Çünkü geçmişi unutan geleceği göremez. Geçmişte yaşanan olayları bilmezsek, bugünün kıymetini bilemeyiz. Aynı olaylar devam eder durur.

Osmanlıyı yıkanlar, geçmişin mirasını toptan reddettiler. Dinimize, kültürümüze, bizi asırlarca ayakta tutan değerlerimize karşı çıktılar. Batılılaşma uğruna geçmişle bağlarını kopardılar.

Nasıl oldu şöyle bakalım:

Artık her şeye batılı gözü ile bakmaya başladık. Batı bize düşmandı, biz de kendimize, babamıza, ailemize, tarihimize, dinimize düşman olduk.

İslam’ı gericilik, tutuculuk dini olarak gördük. İslam’ı yok saydık.

Bu durumu Ziya Paşa şöyle dile getirdi:

-“Milliyeti nisyan ederek her işimizde, Efkar- ı Firenge tabaiyat yeni çıktı.’’

Dini red edenler:

-“Din yok, millet var!’’ sloganı ile yola çıktı.

Refik Ahmet:

-“Allah’ı sultanla beraber tahttan indirdik. Bizim mabetlerimiz fabrikalardır.’’ diyordu.

Tevfik Fikret:

-Şeytan da biziz, cin de.

Ne şeytan var, ne melek.’’ diye şiir yazıyordu.

Türk’ün Ementü’sü şu idi:

-Kahramanlık örneği olan ve vatanın istikbalini yoktan var eden Mustafa Kemal’e, onun cengaver ordusuna, yüce kanunlarına, mücahit analarına ve ahiret günü olmadığına iman ederim.’’

Kemalettin Kamu da:

-“Ne örümcek ne yosun,

Ne mucize, ne füsun

Kabe Arabın olsun,

Bize Çankaya yeter.’’ diyordu.

Osman Nuri Çerman, peygamberi (as) baldırı çıplak Arap olarak ifade ediyor, Mustafa Kemal’i onun yerine koyuyordu.

-Kur-an düşmanları, Topkapı’da 450 yıldan beri aralıksız okunan Kur-an susturulmuştur.

-Hristiyanlığı kabul edelim.

-Türk’ün kanını değiştirelim, teklifleri yapıldı.

-Çeşmelerdeki besmeleler kazındı.

-Din afyondur, dendi.

-Arapça ezan susturuldu, namazın Türkçe kılınması kabul edildi.

-Kur-an öğrenmek, öğretmek yasaklandı.

-Gavura “gavur’’ denmesi yasaklandı.

-Öyle ki, İngiliz şefinin faytonunu gençler zevkle çekiyordu.

-Orduda din subayları vardı, görevlerine son verildi. Kendi Müslüman, ailesi Müslüman, hanımı başörtülü olanlar ordudan atıldı.

-Dinde reform istekleri dillendirildi.

-“Devletin dini İslam’dır.’’ Sözü resmi metinden, anayasadan çıkarıldı.

-Bir oturumda “Din ve namus telakkisini kaldırmalıyız.” Denmiş, Kazım Karabekir Paşa:

-“Bu milleti dinsiz mi yapacaksınız, yoksa Hristiyan mı?” diye cevap veriyor.

-Din afyondur, Dini, manevi safsatalara değil, akıl, mantığa dayandırmalıyız, dendi.

-Dindar bir yazara en yetkili ağız şöyle diyor:

“Bu din batacak, ileride yeni bir din doğacak, bu konuları bırak.’’ dendi. Kalemi kırıldı.

-Devrin başbakanı, Müslüman kadınların gayrimüslimlerle evlenmesini kabul ettirdi.

-Biranın faydalı olduğu propagandasını yaptılar.

-Halkın domuz yemesi ve domuza alıştırılması için halkın önünden domuz sürülerini geçirdiler.

-Diyanet İşleri başkanı, “Hz. Muhammed ‘’ adı ile peygamberimizi anlatan kitap yazmış, Matbuat Genel Müdürlüğüne göndermiş, basılmayınca sormuş, aldığı cevap:

-“Dindar bir neslin yetişmesine tahammülümüz yoktur.’’ Olmuştur.

Din olarak İslam devreden çıkarılıp, Kemalizm yerleştirilmek isteniyordu.

Kur’an’ı Kerim’i devreden çıkarma planları da şöyle yürütüldü:

-Kur’an’ın okunması, öğrenilmesi ve öğretilmesi yasaklandı.

-Topkapı’daki 450 yıldan beri susmayan Kur-an susturuldu.

-Kur’an’a köhne kitap denildi.

-Bir gecede harf devrimi ile millet cahil bırakıldı. Kur’an sayfaları kese kağıdı yapıldı.

-Toplatılan Kur’an’lar mağaralarda depolandı, çürüdü.

-“Kur’an’ı Muhammed uydurmuştur.’’ Dediler.

-“Hilafeti, şeriye vekaleti, şeriat mahkemeleri, vakıflar ve medreselere ihtiyaç yoktur. Bu süprüntülerden kurtulmamız lazım.’’ dendi.

-Batının onlara tavsiyesi şu olmuştur:

”Kur’an’ ı kapat, kadını aç.’’

-Malatyalı Ayşe hoca hanım Kur-an öğretirken polisler basıyor.

-“Ne yapıyorsun?’’ diyorlar.

-“Allah rızası için çocuklara Kur’an öğretiyorum.’ Cevabını veriyor.

-“Yasak olduğunu bilmiyor musun?’’

-“Ben kötü bir şey yapmıyorum.’’ Diyor.

Hoca hanım karakola götürülüp dövülüyor, birkaç gün sonra da vefat haberi geliyor.

Kur-an öğrettiği için birçok hoca cezalandırılmıştır.

-“Allah’ı inkar politikaları uygulanmış, insan tabiatın mahlukudur. Tanrı, insanın icadıdır’’ deniyordu.

“Allah’ı sultanla beraber tahtından indirdik.’’ Deniyordu.

Halil Bedii de şöyle diyordu:

-“Tanrı gibi görünüyor her yerde,

Topraklarda, denizlerde, göklerde,

Gönül tapar, kendinden geçer de

Hangi yana göz bakarsa, Atatürk.’’

Peygamber (as)’a da şöyle dil uzatılıyordu:

Osman Nuri Çerman bir şiirinde

“Sen takıl peşine de baldırı çıplak Arabın,

Korkma gir kanına hikmetin, aşkın, şarabın.’’ Diyordu.

O zamanın yayın organları hep peygamberle alay ediyor, karikatürlerle onu küçük düşürmeye çalışıyordu.

Allah, Resulünün sözlerini dinleyip, itibar etmeyenler için şu ayetler indirilmiştir: “İşittikleri halde söz anlamayanları kör, sağır ve dilsiz hayvanlara benzetmiştir.’’

-“Allah katında canlıların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir (Enfal:22).’’

-“Allah onlarda bir hayır görseydi elbette onlara işittirirdi. Fakat işittirseydi bile yine onlar yüz çevirerek dönerlerdi (Enfal:23).

Dahiliye vekili hocaların cennetten, cehennemden ve ahiretten bahsetmelerini yasaklamıştır.

Dini öğrenmek yasaklanınca Süleymaniye Camii uzun süre boş, imamsız kalınca mahalle bekçisi sureleri doğru dürüst bilmediği halde camiye imam tayin edilmiştir.

-Bir yetkili:” Gerçek, görünmeyen değil, görünendir. Dini yaşayıp ahirette nimet bulmak hurafesini yıktık.’’ Demiştir.

-Israrla Allah’ı unutturmak için, Tanrı, tabiat ana, tabiat yarattı ve insanın menşeinin maymundan geldiği dile getirilmiştir. Okullar Allahsızlık okulu gibiydi.

Dine inanmayanlar önemli görevlere getirilmiştir. Son zamanlarda bile ilahiyatlara, ihl’lere özellikle seçilen insanlar tayin edilmiştir. Bir ilahiyat mezununun ifadesi şöyle: “İlahiyat fakültesindeki hocalarımızdan ancak dördü namaz kılıyordu. Dinler tarihi derslerimiz Hint dinlerini anlatmakla geçti.’’

17.04.1945 tarihinde hazırlanan raporda şunlar yer alıyordu:

-Kur-an ve din tatbikatının öz Türkçe olarak tanzimi,

-İbadet yerlerinin geleneklerimize uygun halk evlerine benzetilmesi,

-Sarık ve cübbenin kullanılmaması,

-İbadetin usul ve zamanının ayarlanması,

-Diyanet İşleri Reisliği yerine dil kuruluna benzer bir teşkilatın kurulması,

-Ezanın, namazın Türkçe okunup, Türkçe kılınmasına karar verildi. Bu karara uymayanlar cezalandırıldı. Konya’da fahri imamlık yapan hoca akşam ezanını Arapça okudu diye tutuklanıp adliyeye sevk edildi.

Askeri vali General Refik Tulga, yanında yüksek rütbeli iki subayla birlikte İstanbul müftüsü olan Bekir Haki Efendi’yi makamında ziyarete gelirler.

Refik Tulga, hocamıza dönerek:

“-Hocam, emir verin de ezan Türkçe okunsun.’’ Der. Hoca efendi de:

“-Biz burada kendi başımıza buyruk değiliz. Diyanet Riyasetimiz var. Onlardan böyle bir emir almadıkça biz kendiliğimizden herhangi bir şey yapmayız.’’ Buyurur. Vali diretir:

“-Siz pekala emir verirsiniz. Ben emrediyorum ezan Türkçe okunsun.’’ Merhum hoca efendi o derin gözleriyle valinin yüzüne manalı manalı bakar ve o nur gibi sakalını eliyle tutarak:

-“Vali bey, ben bu yaştan sonra gavur olamam!…’’ deyince vali:

-“Ezanı Türkçe okumak gavurluk mudur? ‘’ diye ısrar edince şu karşılığı alır:

-“Vali bey, sen onu bilmezsin. O bizim sahamız, onu biz biliriz.’’

-“Öyleyse siz de bu makamda daha fazla kalamazsınız.’’ Deyince, hocamızın verdiği cevap iman ve şahsiyet sahibi her İslam aliminin vereceği cevap olmuştur:

-“Vali bey, anam beni bu makamda doğurmadı. Zaten biz hizmet edeceğimize inandığımız müddetçe kalırız, aksi halde gideriz.’’ Der.

1944 yılında Mevlid-i Şerif kitabı, 54 Farzlı Büyük ve Tam Namaz Hocası adlı kitaplar yasaklanmış ve toplatılması için genelge yayınlanmıştır.

Düşmanlık camilere de uzandı. O günlerin iktidarı 2815 camiyi camilikten çıkardı.

Camiler satıldı, yıkıldı, içkili gazino yapıldı, parti binası haline getirildi. Şehir kulübü adı ile kumarhane oldu. Bazılar da kaderine terk edildi, yıkılıp gitti. Bir kısmı Yahudilere satıldı.

Kemalettin Kamu

-“Ne örümcek, ne yosun

Ne mucize, ne füsun

Kabe Arabın olsun

Bize Çankaya yeter.’’  Diyor, Kabe’ye kadar dil uzatıyordu.

Ziya Gökalp de:

“Bir ülkedeki camiinde Türkçe ezan okunur,

Köylü anlar manasını namazdaki duanın.

Ey Türk Oğlu! İşte senin orasıdır vatanın.

Bu sevda ile dil devrimi yaptık, bir gecede milleti Kur’an’dan, kültüründen, okuma yazmasından koparıp cahil bıraktık.

Dine, din adamlarına olan tavır nedeniyle namaz kıldıracak, cenazeleri kaldıracak din görevlisi bulunamadığı için cenazeler günlerce bekletilmiştir.

Süleymaniye Camisi bile uzun süre imamsız kalmış, sureleri tam bilmeyen bekçi namaz kıldırmıştır.

1939-1940 lı yıllarda Kur’an öğreten, öğrenen ve Kur’an okuyanlar sıkı takibe alınmış, birçok tutuklamalar olmuştur. Arkadaşımın ninesi mevlüt okutacağı zaman pençelere kilimler çakar, kısık sesle mevlüt okuttururmuş.

Yatağan Medresesinde okuyan bir çocuğun köyüne giderken torbasında Kur-an olduğu için evire çevire komutan tarafından dövüldüğünü, komutanın Karayük pazarında atının ürktüğünü ve kesilen sığırlar için asılı çengellere boğazından asılı kaldığını anlatmışlardı.

Şapka giymedi diye İskipli Atıf Hoca gibi niceleri idam edilmiştir. İbrahim Hakkı Efendi mezarından çıkarılarak idam edilmiştir.

Atıf Hoca’nın esas suçu, şapka kanunundan iki yıl önce basılmış kitabı yüzündendir.

Bu işleri yapan biri vefat ettiğinde, cenazesi Türkçe dualarla kaldırılmış, en son hoca sağına ve soluna “şen ve esen kalınız’’ diye selam vermiş, cemaat gülüşmüştür.

Ne yaptılarsa, ne kadar baskı uyguladılarsa, ne dini yok edebildiler, ne de Müslümanı sindirebildiler.

Ezanın aslına dönmesi ile camilere koştular. Hoca ağlayarak ezan okudu. Halk, ağlayarak dinledi. Şükür secdelerine kapandı.

Mukaddesata saygı duymayan ve manevi değerlere karşı çıkanlar başarılı olamadı. Halk da onlara itibar etmedi. Yapılanları unutmadı, unutturmadı. Bunun için büyüme, çoğalma, iktidar olma fırsatı bulamadılar.

İslam’ a olan kin, husumet devam ettiği müddetçe de Cenab-ı Allah hakimiyet fırsatı vermeyecektir.

Din lazımdır. Her insan için lüzumludur. Şair:

-“Dinin yoksa neyin vardır?

Var tabutun kendin kaldır.

Din dayanak Hakk’tan kula,

Dinsiz adam heder ola.’’ Demiştir.

İnsan, etten kemikten meydana gelen biyolojik varlık değildir. İnsan hayvanlar üstü bir varlıktır. Karnı doymakla problemleri bitmez. İnsanın ruhu vardır, manevi yönü vardır. Dine meyyal olarak, İslam fıtratı üzerine doğar.

Rus devlet başkanı Garbaçov’un hanımı yazdığı kitapta: “ Dinin hayatta yeri varmış. Kutsal kitabı okuyunca anladım. Stalin nutkunu ezberlemek zorunda kaldığım için geç kaldım.’’ Demiştir (20.8.1992, Basın).

İnsan manevi gıdasını almayınca vahşileşir, şeytanlaşır. Arza da arşa da hırlar.

2005’ te dinleri öğretilmeyen bir grup genç kiliseye giderek “Bizi Hıristiyan yapın.’’ diyerek başvurmuştur.

Sorumluluk makamında olanlar, yılarca dine şaşı baktı. İnsanın maddi manevi ihtiyacını karşılamadı. Bir kesim var ki hala dine, dindara hakareti vazife biliyor. Dine hakareti, inananla alay etmeyi ve manevi değerlere saldırmayı ifade özgürlüğü zannediyorlar. Ezandan, Kur’an’dan rahatsızlıklarını çekinmeden ifade ediyorlar.

İslam’a kinlerinden dolayı “inadına mini, inadına dekolte, inadına kız erkek arkadaşlığı” diye canlı yayında mesaj verebiliyorlar. Böylece dine zarar verebileceklerini zannediyorlar.

Halbuki din, devletin de milletin de teminatıdır. Tarihte dinsiz bir toplum yaşamamıştır. Rusya’ da ahlaksızlık okulu açanların heykellerini halk yerle bir etmiştir.

J.J. Russo:” İnanmadan da bir insanın ahlaklı ve faziletli olabileceğini zannediyordum. Ne kadar yanılmışım.’’ Demiştir.

Toplumun dinden uzaklaşması, o toplum için felaket olur. Din, güç kaynağıdır. İnanmayan insan fedakarlık yapamaz. Savaşta düşman üzerine gidemez.

Din insana sadece savaşta veya ölümde lazım değildir. Hayatın her anında ihtiyaçtır. Bir yazarın ifadesiyle eğer din ve Allah olmasaydı, onu insanlar icat ederdi. İslam’ a gönül veremeyenlerin nelere inandığını ve neleri tanrı edindiğini hepimiz biliyoruz.

-Din düşmanlığının sebepleri neler olabilir?

Din düşmanlığının en başında gelen sebep cehalettir. Yani dini bilmemek, tanımamaktır.

-Hz. Ömer ne diyordu: ”Eşeğim Müslüman olsa ben Müslüman olmam. ’’Kur-an’ ı gördü. Eşeği Müslüman olmadı ama o Müslüman oldu.

Bilgisizlik insanı dine düşmanlığa yöneltiyor.

-“İnsan kimin ekmeğini yerse, onun davulunu çalıyor.’’ Diye bir söz var. Din düşmanlığının sebeplerinden biri de grup tenassubu ve ideolojik nedendir.

-Bir sebep de, İslam için uydurulan olumsuzluklar ve atılan iftiralardır. Mesela, terörle eşleştirilmesi gibi.

-“İnsan bilmediğinin düşmanıdır.’’ Denir. Peygamber (as) taşlandığı, kanlar içinde kaldığı zaman ne diyordu:” Yarabbi! Bilmiyorlar onları affet.’’

-Bir sebep de inanmamak veya başka bir inanca sahip olmaktır. Bugün zaman zaman “kahrolsun şeriat’’ diyenler, İslam’ı kastettiklerini bilmiyorlar.

Yıl 1999. Bill Clinton Ankara’ya gelmişti. Başbakan Ecevit’e:

-“İslam’la ilgili ne düşünüyorsunuz?’’ Der. Ecevit:

-İnananlara karışmıyoruz ama irtica önümüzde bir sorun. İrtica ile mücadelede elimizden geleni yapıyoruz.’’ Clinton:

-“Hayır, ben onu sormadım. İslam’la ilgili görüşünüzü sordum.’’ Deyince Ecevit aynı şeyleri söyler. Bunun üzerine Clinton :” Tamam, tamam.’’ Der konuyu kapatır (19.11.1999, Gazeteler).

Dinin terakkiye mani, gericilik dini olduğu zannediliyor. Bazıları göze batma, öne çıkma arzusu içinde oluyor. İtibar görüyor.

Din, Bazılarının menfaatine dokunuyor. Adam serbest yaşıyor, içiyor. Yani onun yaptıklarını İslam yasaklıyor. Bunun için o, dini sevmiyor.

Kökü dışarıda güçlerin telkinleri ile dinin karşısında saf tutuyor.

Bazılarına dinin emirlerini yapmak zor geliyor.

Gözü batıda, kulağı batıda olanlar, batılı aydınların Hristiyanlıkla olan ilgisizliğine bakıp, onlar da İslam’ a cephe alıyor. Batı aydını dini ile kavgalı, dini kafasını karıştırıyor. Kiliseler müşteri bulamadığı için satılığa çıkarılıyor. Bizimkiler ise onları taklit ediyor.

-Bir de laiklik, özgürlük gibi söylemler, gençleri dinden uzak tutuyor.

-Şöyle düşünelim: Başta Araplardan inanmayanlar Peygamber (as)’a niçin inanmadılar? Akılları almadığı için mi? Hayır. Menfaatlerine dokunduğu için. Adam içki, kumar, fuhuş bataklığına düşmüş. İslam bunları yasaklıyor. İslam eşitlik, adaleti emrediyor. Irk, soy, sop, kabile, üstünlük kavgaları, kan davaları yaygın. Kötü alışkanlıklarını bırakıp ibadetlere sarılması mümkün olmayanlar peygambere nasıl karşı çıktıysa, bugün de durum bundan pek farklı değildir.

Bizim eksikliğimiz, bir zamanlar din, dindar düşmanlığı, son zamanlarda dünyaya meyl edip dinden uzaklaşmamız, para, mal topluma uğruna evlatlarımızı kaybetmemizdir.

Geçmiş dönemlerde dini kitap basılmamış, aksine dini kitaplar toplatılmıştır. 70 li yıllarda ihtilal dönemlerinde dini kitaplarımı toprağa gömdüm, kapıların alt kısımlarını söküp içlerine kitap sakladım. Ondan önceki dönemler de hep Yunan klasikleri tercüme edilmiş, dini kitap basılmamıştır. Dahiliye Vekaletince “Hz. Muhammed’’ adlı kitap toplatılmıştır. Diyanet İşleri Başkanı Hamdi Akseki’nin kaleme aldığı peygamberimizle ilgili kitap, Matbuatumum Müdürlüğü tarafından “dini neşriyata tahammülümüz yoktur.’’ Gerekçesiyle basımına müsaade edilmemiştir.

Abdullah Cevdet tarafından yazılıp okullara dağıtılan kitaptan bazı alıntıları size sunmakta yarar görüyorum:

-Allah’a inanmak zaruri değildir.

-Din, cahilleri mucize ile iğfal eder.

-Allah’ın mevcudiyetini kavramak mümkün değildir.

-Allah’ın mevcudiyeti ispat edilmemiştir.

-Tabiat harikaları Allah’ın varlığını ispat etmez.

-Alemdeki düzen Allah’ın varlığını ispat etmez.

-Din ile hurafat arasında fark yoktur.

-Allah’ın insanı cezalandırmak gibi bir hakkı yoktur.

-Ahlak ve fazilet için din lazım değildir.

-Cennet cehennem yoktur.

-Din, insan için lüzumsuzdur.

Bu dinsizlik kitabının saçmalıkları uzayıp gidiyor. İşte böyle kitaplarla gençleri yetiştirmeye çalıştılar.

Bu zihniyet yok olmadı, hala duyuyorsunuz, okuyorsunuz. Bu geri zekalılar ezanı susturmak, camileri kapatmak, imam hatip liselerini kapatmak istiyorlar. Çocuğum din eğitimi almasın, Kur-an dersini, siyer dersini seçmesin diye direnenler var.

Bunlara sormak lazım: Hangi dini öğrensin veya dinsiz mi olsun?

Bugün dünya İslam’ a koşuyor. Ebu cehil torunları da dinden kaçıyor.

Anaokulunda yapılan yemek duasından rahatsız olunuyor.

Bakın rahatsız oldukları dua şu:

-“Bismillahirrahmanirrahim. Yemeğimi yemeden el açtım Allah’ım sana. Akıl, sıhhat, doğruluk, iyi huylar ver bana. Yemezsem büyüyemem. Okuluma gidemem. Çabuk çabuk yiyelim okulumuza gidelim. Bizi yaratan Allah’ a her zaman hamd edelim. Amin.’’

Ne var bunda? Bundan gavur rahatsız olmaz. Avrupa’ da Amerika’ da yemek duası yapılır, çocuklar da amin der.

Meslek hayatımda evlatlarına dini duygu vermeyip, sonra pişman olan ve keşke diyen ana babaları çok gördüm.

Haç takan, satanist olan, acımasız, merhametsiz önce ana babasına sonra diğer insanlara acı çektiren gençleri çok gördüm.

Okuyup meslek sahibi olup, evde kediye, köpeğe yer verip, ana babasına yer bulamayanları biliyorum.

Babasının anasının cenaze namazını kılamayanları görüyorum.

Dindar ailelerin çocuklarını görüp: “ Keşke ben de evladımı böyle yetiştirseydim.’’ Diyen ana babalar az değildir. Ne çare.

Din, inanç insanı farklı kılar. Bir örnek vermek isterim:

Bir öğretmen arkadaşım şöyle anlattı:

-“Bir gün yanıma çocuklarım geldi. Yanımda da dine, inanca sıcak bakmayan bir öğretmen vardı. Çocuklarım biraz oturduktan sonra müsaade istediler, elimi öptüler, gittiler. Yanımdaki öğretmen ağlamaya başladı ve dedi ki:” Keşke ben de evlatlarımı böyle yetiştirseydim.’’

Benim inancım, beni arkadaşlarımdan farklı kıldı.

Bir örnek daha vereyim. Ebu Cehil ile Hz. Ömer aynı idi. Peygamber (as) ikisinden birinin Müslüman olması için dua etmişti. Hz. Ömer (ra)’a nasip oldu. Biri cennetle müjdelendi, biri cehennemi boyladı. Hz. Ömer’i farklı kılan neydi? Gönül verdiği İslam değil miydi?

Analar, babalar! Korkmayın, çocuğunuz dinini öğrensin. Bundan kimseye bir zarar gelmez. Dindar olsun, kindar olmasın.

Cenab- ı Allah her aileye ilerde hayrını göreceği, Allah‘ın razı olacağı hayırlı evlat yetiştirmek nasip etsin.

İnsanı mutsuzluğa çağıran din düşmanlarına fırsat vermesin.

 


Bu yazıyı 114 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here