Dünya ve Ahiret Hastalıklarımız ve Çareleri

– A

Sanki ahiret yokmuş, ölüm yokmuş ve hesap yokmuş gibi düşünüyoruz. Hiç ahiret kaygısı çekmeden yaşıyoruz. Ölçümüz dünya, her şeyimizle dünyaya meylediyoruz. Böyle bir yanlışımız var.

*                      *                      *

*                      *

*

Bir İslam büyüğü mezarlığın yanından geçerken durur ve yanındakilere:

–         “Buradakilerin çoğu yalancıydı” der.

–         “Niçin?” dediler, o şöyle cevap verir:

–         “Onlar ölmeyeceğini düşünmez miydi? Malım var, param var, bağım, bahçem, arabam var demez-ler miydi? Ama bakın onlar ölmüş ve hiçbir şeyleri yok.”

Evet ölüm yok diyenlere ölüm var. Hesap yok diyenlere hesap var. Dünyayı ebedi görenler içinde dünya fani, geçici.

Büyükler: “Dünya bir gölge gibidir; ardından ko-şarsan senden uzaklaşır, terk edersen ardına takı-lır.” demişlerdir. İnsan dünyaya çıplak olarak gelir çıplak olarak gider. Ne eski çorabını ne de burnunu sildiği mendilini götürebilir.

Dünya malı insanı aldatmamalıdır. İnsan isterse dünyayı ahiret sermayesi haline getirebilir. İstersede dünya malı yüzünden ahreti kaybedebilir.

Allah Kur’an’ da dünya malının geçici, dünya ha-yatının oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu bildir-miştir: “Dünya hayatı, ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir…” (Hadid: 20)

Peygamber (as) da şöyle demiştir:

– “Ben sizin için fakirlikten korkmuyorum. Ben sizden öncekilerin önüne serildiği gibi dünyanın sizin önünüze serilmesinden, onların dünya için ya-rıştıkları gibi sizin de yarışa girmenizden, dünyanın onları helak ettiği gibi sizi de helak etmesinden kor-kuyorum.” (Buhari, Rikak: 7)

Bir defasında da:

– “Şartları sizinkinden daha aşağıda olanlara bakın; hayat şartları sizden daha iyi olanlara bakma-yın. Bu Allah’ ın üzerinizdeki nimetini horgörmeme-niz için daha uygun bir davranıştır.” (Müslim, Zuhd: 9)

Dünyayı ahretle değiştirmeye kalkan, ahreti unutup dünyaya sarılan her zaman zarar etmiş olur. Dünyasıda hayır etmez, ahretide hayır etmez.

Dünya hırsı helak sebebidir. Dünya hırsına ka-pılan Salebe için Allah Rasulü “Yazık oldu Salebe’ ye” demiştir. Açgözlülükle insan aza kanaat etmez, çoğa göz diker ve ahretin nimetlerini kaybeder.

Yolda Allah Rasulü Ashaptan bazıları ile Pazar yerine giderken yolun kenarında bir oğlak ölüsü bu-lur, kulağından tutar:

–         “Kim bunu bir dirheme satın almak ister?” di-ye sorar.

–         “Daha az parayada onu kimse almaz ya Ra-sulellah!” derler.

–         “Size bedava verilse alır mısınız?” der. O kişi-ler:

–         “Biz onu ne yapalım ey Allah’ ın elçisi!” der-ler. Bunun üzerine peygamber (as):

–         “Yemin ederim ki, bu dünya Allah yanında bu ölü oğlaktan daha değersizdir” der. (Müslim, Zühd: 2)

Dünya hırsı, günahların kaynağıdır. Şu anda sahip olduğumuz dünya malı için kim bilir kaç kişi birbiri ile kavga etmiş, kaç kişi ölmüş – öldürmüş, kaç kişi o yüzden günaha girmiştir? Çünkü dünya herkese süslü ve cazip gösterilmiştir. Dünya ve ahiret dengesini kurabilen çok az insan olmuştur.

Uzun ömür yaşayan Hz. Nuh’ a sormuşlar:

–         “Dünyayı nasıl buldun?” cevap vermiş:

–         “İki kapılı bir han gibi buldum; birinden girdim diğerinden çıkıyorum.”

Hz. Ali (ra): “İnsanlar uykudadır. Ölümle uyanır-lar.” demiştir.

Hz. Mevlana’ da: “Dünya hayatı bir rüyadan iba-rettir.” demiştir.

Dünya hayatı geçici ve sınırlı bir hayattır. Do-ğumla ölüm arası sayılı günlerden ibarettir. Mezar taşında da “doğdu – öldü” arasındaki çizgi kadar kı-sadır. Onun için hayatı, ahreti kazanmak için verilen müddet kabul etmek gerekir.

Allah Kur’an’ da: “Sakın dünya hayatı seni aldat-masın” buyurarak uyarmıştır. (Fatır: 5)

Dünyada hiçbir şey bizim değildir, ancak amelle-rimizle kefen bizimdir. Dünya için “yalan dünya” di-yenler olmuş “misafirhane” diyenler olmuştur.

Dünya hayatının her zevki, ahretin ızdırabı olacaktır. Onun için hayatın gayesi, ahreti kazan-mak ve kurtarmak olmalıdır. Çünkü ahiret burada kazanılır.

Peygamber (as) şöyle buyurur:

– “Ey insanlar! Utanmıyor musunuz? Yemeyece-ğiniz şeyleri topluyor, oturmayacağınız binalar yapı-yor ve ulaşamayacağınız hayaller kuruyorsunuz.” (Ramuz e’l-Ehadis: 495/6)

 

 

– B

Kefen alıp koymayı, mezar satın almayı, ufak tefek işler işlemeyi ahiret hazırlığı zannedi-yoruz. İmanlı ölmeye, ahreti kurtarmaya pek ni-yetli yaşamıyoruz.

*                      *                      *

*                      *

*

Adamın biri dar yerlerden hep korkarmış, ölmüş, tabuta koymuşlar, kaçamamış, tabutu götürenler “yazık oldu genç yaşta öldü” diyorlarmış, yakınları da ağlıyormuş…

Adamın yapılacak o kadar çok işi varmış ki, canını alırken Azrail sormamış bile… O hala o işlerini, dünyadaki yakınlarını düşünüyormuş ve üzülüyormuş.

Bir ses “geçti geçti” diyormuş.

O sevdiği kimseler, namaz kılıp, mezarlığa götürüp, karanlık, dar, korkulu bir çukura; böceklerin, yılanların, akreplerin uğradığı kabre gömmüşler. O:

– Gitmeyin, beni burada yapayalnız bırakıp nere-ye gidiyorsunuz? Diye bağırıyormuş.

Yanındaki mezardan bir ses “Sus, ne bağırıp du-ruyorsun, onlar seni duymaz ve burada bağırılmaz” demiş.

Bir başka ses de:

– Kabirde mi uyandın? “Yazık yazık” demiş ve: “geçti geçti” diye ilave etmiş.

Bundan sonra demiş ki:

– Eyvah! Yazık oldu bana, şimdi ne olacak benim halim!…

Ahireti umursamayanların kıyamet gününde şöyle diyeceğini Allah bize haber veriyor:

– “Kıyamet günü önceden onu unutmuş olanlar derler ki: “Doğrusu Rabbımızın elçileri gerçeği getir-mişler. Şimdi bizim şefaatcilerimiz var mı ki bize şe-faat etsinler veya dünyaya geri döndürülmemiz mümkün mü ki, yapmış olduğumuz amellerden baş-kasını yapalım?” Onlar cidden kendilerine yazık etti-ler ve uydurdukları şeylerde kendilerinden kaybolup gitti.” (A’raf: 53)

Bir yaşlıya soruyorlar:

–         “Bir daha dünyaya gelsen ne olmak, neler yapmak istersin?” cevap veriyor:

–         “Bir dahası yok ki…”

Peygamber (as) şöyle haber verir:

– “İnsan ölünce onunla ilgili her şey önüne konur. O bunları görünce “Ya Rabbi beni geri döndür de terk ettiğim Salih amelleri işleyeyim” der.” (Ramuz e’l-Ehadis: 42/8)

O gün ki pişmanlık fayda vermez. Neden? Çünkü Allah dünyada bizi uyarmıştır.

– “Ancak müslümanlar olarak ölün.” (Bakara: 132)

–  “Rabbımız, bize dünyada da iyilikler, güzellik-ler nasip eyle, ahirette de iyilikler, güzellikler nasip eyle ve bizi ateş azabından, cehennem azabından  koru” de. (Bakara: 231)

–         “Allah’ ın sana verdiği imkanlarla ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah’ ın sana ihsanda bulunduğu gibi sende insanlara ihsanda bulun…” (Kasas: 77) buyurmuştur.

İnsan öleceğini düşünmüyor, ölmek de istemiyor. Ahiret yok gibi yaşıyor. Halbuki akıl var diyor. Ölen-ler mezarlar hep var diyor.

Ana karnındaki çocuğa: “Çık, dünyada güzel ve çok nimetler var” dense çıkmaz. Dünyadakine de: “ahirette cennet var, cennet nimetleri var” deniliyor oda ölmek ve ahrete gitmek istemiyor. Ana karnın-daki çocuğun dünyaya baktığı gibi dünyadaki de ahrete öyle bakıyor. Benlik davası güdüyor. Şair:

–         “Yoklansın kafası mezarda her ölenin,

Farkı var mı hükümdarla kölenin?” demiş.

Bir gün gurur içinde olan Büyük İskender’ e Diyojen, ölüm gerçeğini ve insanın faniliğini anlat-mak maksadıyla şöyle der: “Babanızın kemiklerini arıyorum ama hangisinin kölelere hangisinin babanıza ait olduğunu ayırt edemedim efendim!”

Eğer ahrete, sorgu suale ve hesaba inanıyorsak ölümü unutmamamız ve ölenlerden ders almamız gerekir ki ancak bu şekilde ahiret hazırlığı yapabiliriz ve o zaman keşkesiz bir hayat yaşayabiliriz.

Peygamber (as) şöyle buyuruyor:

–         “Zevkleri bıçak gibi kesen ölümü unutmayın, ölümü çokca hatırlayın.” (Tirmizi Zuhd: 4)

–         “Ölümü yad edin. Kim ölümü çokca anarsa, Allah onun ölümünü kolaylaştırır.” (Ramuz e’l-Eha-dis: 80/15)

Ölüm unutuluyor, anılmıyor. Ölülerimizi ellerimiz-le gömüp gelirken güle oynaya, şakalaşarak dönü-yoruz. “öldü” diyoruz. İbret almıyoruz. Öleceğimizi aklımıza bile getirmiyoruz. Ayağımızı denk atmıyo-ruz, değişmiyoruz.

Mezarlıkta mezar kazan biri ile konuşurken çok huzursuz olduğundan bahsetti. Kendisine namaz kılıp kılmadığını sordum. Namaz kılmadığını söyle-di. Ona “kimse kılmasa mezar kazıp duruyorsun senin kılman gerekmez mi?” dedim.

Bir araştırma yapılsa, kimse ölmek istemiyor. Çünkü hazır değil. Ama Azrail hazır olup olmadığına bakmıyor. Davetsiz, habersiz çıkıp geliveriyor.

Allah Rasulü şöyle diyor:

–         “Cebrail bana geldi, dedi ki: “Ya Muhammed! Dilediğin kadar yaşa, bir gün mutlaka öleceksin. Ya Muhammed! İstediğini sev, nihayet bir gün ondan ayrılacaksın. Ya Muhammed! İstediğini yap, sonuçta onun hesabını mutlaka vereceksin.” ” (Age: 331/9)

İnsan ne yaparsa yapsın ölümden kurtulamaya-caktır. Hesap vermekten kurtulamayacaktır. Bir ba-hane ile bu dünyadan ayrılacaktır.

Bunun için insan hayatı güzel yaşamalıdır. İnanmanın gereğini yapmalıdır. Ahrete hazırlan-malıdır. Her an ölüme hazır olmalıdır. Ölürken imanını şeytana, amellerini hak sahiplerine kaptır-mamalıdır. Hayatında Kelime-i Şehadet’ i çok söyle-meli ki, ölürken unutmamalıdır. Çünkü insan nasıl yaşarsa öyle ölür.

İnsan günah işlememelidir. Çünkü ölünce işlediği günahları sırtlanarak hesap verecektir. Onun için insan boş ve manasız şeylerle uğraşmamalıdır. Peygamber (as): “Allah’ ın kulundan vazgeçmesinin belirtisi, o kulun boş şeylerle uğraşmasıdır” diyor. Boş ve manasız şeylerle uğraşan kimse keşkesiz bir hayat yaşayamaz.

Allah Rasulü şöyle haber veriyor:

–         “Cenab-ı Allah azabı en hafif olan cehen-nemliğe:

–         Eğer dünya her şeyiyle senin olsaydı, şu azabından kurtulmaya bedel, fidye olarak verir miy-din? diye soracak. O adam: “Evet” diyecek. Bunun üzerine Allah:

–         Ben senden daha azını daha hafifini istedim. diyecek” (Buhari Rikak: 51)

Şöyle bir düşünelim: güç ve takat yetiremeyece-ğimiz bizim zararımıza ve aleyhimize Allah’ ın bir emri var mıdır?

Allah’ ın elçisine sorarlar:

–         “Mü’minlerin hangisi akıllıdır ey Allah’ ın elçi-si?” cevap verir:

–         “Ölümü en çok hatırlayandır ve ölümden son-ra en iyi hazırlığı yapandır.” buyurur.

Hep gelecek endişesi ile yaşarız şöyle olsun, böyle olsun. Şunu yapalım, bunu yapalım, deriz bir şeyler yaparız. Ama ahiret için ne yapıyoruz, ahiret gelecek değil mi?

Pazara giden biri yenmeyecek, işe yaramayan şeyler alır gelir mi? Tabi ki hayır. Ama hayat paza-rından niye pişman olacağımız şeyler alırız?

Adamın biri eşeği ile değirmene giderken geç kalmak istemiyormuş. Ama eşeği gördüğü her pisliği kokluyormuş. Adam bakmış olmayacak, onun kokladığını saman torbasına doldurmuş. Değirmene varınca saman torbasını başına geçirmiş. Eşek beğenmeyip anırıyormuş. Adam: “Sana ne oluyor ki, sen beğendin ben aldım” demiş. Bunun gibi kıyamet gününde yaptığımız şeyler önümüze yığılacak, “bunlar senin marifetlerin” denilecek. “Bunları sen yaptın, sen getirdin” denilecek.

Peygamberimiz diyor ki:

–         “İnsan ölünce insanlar “ne bıraktı?” derler. Melekler ise “ne getirdi?” derler.” (Ramuz e’l-Eha-dis:62/12)

Bir hadislerinde de:

–         “Eğer ölümden sonrasını bilseydiniz, görsey-diniz, isteyerek yiyip içmezdiniz, evlerinize giremez, dağlara çıkar ağlardınız.” diyor. (Age: 357/6)

Nasıl bir yolculukta belirli bir miktarda paramız olsa onu nasıl ölçülü harcarsak, ömrümüzde sayılı günlerden ibarettir. Onuda akıllıca harcamak zorun-dayız.

Dünyada bir yolculuğa çıkarken her türlü hazırlığı yapan bizler ahiret yolcusu olduğumuz halde ahiret hazırlığı yapmıyoruz.

Unutmayalım, ahrete iyi veya kötü her şey dünyadan gider.

Bazılarının meczup, bazılarının evliya dediği Behlül dana perişan bir halde saraya gelir. Harun Reşit sorar:

–         Hayrola böyle nereden gelirsin?

–         Cehennemden.

–         Ne işin vardı cehennemde?

–         Ateş almaya gittim.

–         Alabildin mi bari?

–         Hayır, vermediler. Burada ateş olmaz. Her-kes ateşini dünyadan kendi getirir, dediler der.

Bazı şeyleri yanlış yapıyoruz.

–         Ölümle, ölüme hazırlıkla pek ilgilenmiyoruz.

–         Kabri unutuyoruz. İçini düşünmüyoruz.

–         Allah’ ın her an bizi gördüğünü, bildiğini ve hesap soracağını unutuyoruz.

–         Filme alındığımızı, Allah’ ın bizi Kiramen Katibi’ ne fişlettiğini düşünmüyoruz.

–         Kul borçları, ibadetteki eksiklikler unutuluyor vasiyet etmek aklımıza gelmiyor.

–         Ölenin ardından yas ediyor, ağıtlar yakıyor ve isyan derecesine varan günahlar işliyoruz. Onda ol-mayan vasıfları sayıp döküyor, övgüler yağdırıyo-ruz. Çelenkler, nutuklar, sloganlar unutulmuyor. Ye-dinci, kırkıncı ve elli ikinci gün sayıyoruz.

–         Cenaze ile beraber kabre bir şeyler koyu-yoruz. Aynı gün yemekler, helvalar ikramı unutul-muyor.

–         Masraflı mezarlar yapıyor, mevlid okutmayı şart biliyoruz. Ölüye hiçbir faydası dokunmayacak, azabını arttıracak işler yapıyoruz.

–         Ölenin ardından çok ve boş konuşuyoruz. Şöyle öldü, şu şekilde öldü. Toprağı yetti, yetmedi, kabirden şu çıktı bu çıktı, cenaze kalabalıktı, şu gün öldü. Falanın yanına gömüldü bunlar önemli değil. Önemli olan ahrete imanlı ve hazırlıklı gitmektir.

Ölenin ardından iyilikleri konuşulur Allah’ ın affı için dua edilir.

 

 

– C

Ölümü kabir azabını ve sorgu suali ciddiye almıyoruz. Yolculuk nereye hiç düşünmüyoruz. Cennete veya cehenneme fark etmiyor.

*                      *                      *

*                      *

*

Allah Kur’an’ da soruyor “Feeynetezhebün” = Yolculuk nereye? diyor, uyarıyor.

–         “Her can ölümü tadıcıdır” (Enbiya: 35) ayetiyle de son nefes endişesini taşımamızı istiyor.

Gerçek böyle olunca Allah için olduğu kadar kendimiz için ne yaptık? Mezarda ve mahşerde geçer akçeyi kazandık mı? Bu dünyadan ayrılırken son sözümüz ne olacak önemli olan budur.

Peygamber (as): “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukur-dur” buyurmuş (Tirmizi Kıyamet: 26) Acaba bahçeye mi gireceğiz yoksa çukura mı düşeceğiz? Bunu, ölümü ciddiye alıp almamamız tayin edecek.

Allah: “Ölüm gelinceye kadar Rabbine kulluk et” (Hıcır: 99) buyurarak kulluğa davet ediyor. Kulluğa önem vererek hayatı güzelleştirebiliriz. Hayat güzel-leşince de ölümü güzelleştirmiş oluruz, dolayısıyla ölüm ötesini güzelleştirmiş oluruz.

Arzumuz rahmetle anılmak olmalıdır. Bu da Allah’ a karşı görevlerini yapmak yaratıklara karşı görevlerini yapmakla mümkün olur.

İnsan faydacı bir insansa, ardından güzel sözler söyleniyorsa, ölünce ardından insanlar üzülüyorsa, işte bu hayırla yâd edilmektir.

İnsanın ardından lanet okunmuyorsa, “Allah rahmet etsin” deniliyorsa, okuyanları varsa, bu rahmetle anılmaktır.

İnsan ruhen diri yaşarsa, yaşarken yaşatırsa, o ölmez. Onun teni ölür ruhu ölmez.

Eğer insan Allah’ ı unutursa, Allah da onu unutur ve unutturur.

İnsanın hayırla anılması da elinde, şerle anıl-ması da elinde. İnsanın rahmet okutturması da elin-de, lanet okutturması da elinde. Geçmişe baktığımız zaman bu gün iyi olarak anılan mezarı kalabalıklar halinde ziyaret edilen, hatimler, fatihalar okunan hatta gözyaşı dökülen insanlar var. Hiç adı anılmayan anılsa da kötü olarak anılanlar da var.

Şairin dediği gibi:

–         “Ne kendisi eyledi rahat,

Ne halka verdi huzur,

Göçtü gitti cihandan,

Dayansın ehl-i kubur.”

Kendisi rahat etmediği gibi dünyadaki kalanlara da kabirde yatanlara da huzur vermeyenler var. On-lar yüzünden insanlar acı çekiyor.

Peygamber (as): “İnsan öldüğü hal üzere diri-lecek” diyor. (Müslim, Cennet: 83) Ayrılış, göçüş çok önemli.

Kabirleri görüp dururken, ölenleri ellerimizle gö-merken kabirlerin içini değil dışını süslüyoruz, sanki ölmeyecekmişiz gibi yaşıyoruz. Dünya malı kimse-nin olmasın hep bizim olsun istiyoruz.

Bir mezar taşının üzerine kazınmış olan şu şiir, babalarının ölümünden sonra mal – mülk için birbi-rine düşen kardeşlerin ibretlik hikayesini anlatıyor:

Mal bıraktın, mülk bıraktın üşüştük,

Kavga ile nara ile bölüştük

Biz dokuz kardeş toprak için dövüştük,

Mezarında huzur içinde yat baba

 

Çocukların etsinler diye rahat

Satmadın da geçindin kıt kanaat

Evladından sana olsun nasihat

O dünyada malın varsa sat baba.

 

Dünyada yaşarken kabrin darlığını, karanlığını ve azabını düşünmüyoruz. Peygamber (as) şöyle diyor:

–         “Kabir, ahiretin duraklarından ilk duraktır. Kabirde işi kurtaranın önü iyidir. Kabirde işi kurtara-mayanın işi kötüdür.” (Ramuz e’l-Ehadis: 105/12)

–         “Kabirden daha şiddetli bir manzara görme-dim.” (Age: 375/3)

–         “Kabirde kafire 99 ejderha musallat edilir. Kı-yamete kadar onu ısırır ve sokarlar.” (Age: 510/9)

–         “Cehennem ehli, cennetteki yerini görür durur. “Keşke bende oraya gitseydim” der. Cennet ehlide cehennemdeki yerini görür durur. “Allah bana hidayet etmeseydi halim ne olurdu?” der.” (Age: 342/1) buyurarak kabrin unutulacak bir yer olma-dığını bildirmiştir.

Peygamber efendimiz kabir azabından kabir dehşetinden bahsetmiştir. Ve şöyle demiştir:

–         “Eğer ölüleri gömmekten kaçınacağınız endişesi duymasaydım, kabirde olup bitenlerden be-nim duyduklarımın bir kısmını size de duyurmasını Allah’ tan dilerdim.” (Müslim, Cennet: 67)

Bir cenaze kabre konmuş, hoca efendi son görevini yapacak. O bölgede meczup diye bilinen biri hocayı biraz ittirir, eğilerek mezardakine şöyle der:

–         “İyi yaşadıysan, kıvırtmadıysan hiç korkma!” diyerek oradan ayrılır.

Peygamber efendimiz: “Kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü kabir ziyareti ahreti hatırlatır” (Tirmizi, Cenaiz: 60) buyurarak kabir ziyareti yapmamızı ve kabir ehline okumamızı istemiştir.

Hz. Osman (ra) şöyle diyor: “Nebi (sav) bir ölüyü defnettikten sonra kabri başında dikilir ve: “Kardeşi-mizin affını dileyin, onun için başarı dileyin. Çünkü o şu an sorgulanmaktadır” dedi.” (Ebu Davut, Cenaiz: 67)

Bir hadislerinde de:

–         “Bir kimse ana babasının veya başka birinin kabrini ziyaret eder ve Yasin okursa, Allah ona Yasin’ in her harfi kadar mağrifet eder.” buyurur. (Ramuz e’l-Ehadis: 422/4)

–         “Kabirde ki, boğulmak üzere olan kimseye benzer. Herkesten dua bekler, dua edilince sevinir.” (Age: 368/10)

Bir gün mezarlıkta Peygamber (as): “Ey kabirde yatan müminler! Size selam olsun. İnşallah bizde sizin peşinizden geleceğiz. Bizim içinde sizin içinde Allahtan mağrifet dileriz.” demiştir. (R. Salihın: 585)

Bazı itikadı bozuk kimselere bakıp kabirde ya-tanları Kur’an’dan, duadan ve mezar taşında ki yazı-lı isteğinden mahrum etmemeliyiz.

 

 

– D

Ölüler için bazı şeyleri yanlış yapıyoruz, feryatlar çığlıklar, isyana varan sözler davranış-lar oluyor. Esas yapılacak şeyleri bırakıyor baş-ka şeylerle uğraşıyoruz. Her türlü tasarrufu elin-den alınan kişiden yardım bekliyoruz.

*                      *                      *

*                      *

*

Hani “keçi can derdinde, kasap et derdinde” derler ya. Ölüm anında iman kavgası yapılırken te-ferruatla, lüzumsuz şeylerle uğraşılıyor. Ne bıraktı merakı başlıyor.

Son anda son görevlerin yapılması lazım. Pey-gamberimiz: “ölüm anında “Lâilâhe illallah” demesini telkin edin” diyor. (R. Salihın: 922)

–         “Mü’min’ in ruhu, borcu ödeninceye kadar ona bağlı kalır” diyor. (Age: 947)

Hısım akraba konu komşuya da:

–         “Cenaze evindekiler için yemek yapın. Çünkü onların başına kendilerini meşgul edecek şey gel-miştir.” diyor. (Age: 59) Çünkü üç gün cenaze evinin hazırladığı yemek yenmez.

Ölen için ağlanmaz değil, ağlanır. Peygamberi-mizde ağlamıştır. Bir hadislerinde:

–         “Ağlayınız fakat şeytanın çığırtkanı olmaktan sakınınız. Zira ağlamak, göz ve kalpten oldukça Allah’ tandır ve rahmettendir. El ve dille olduğu za-man ise şeytandandır.” buyurmuştur. (Ramuz e’l-Ehadis:8/9)

Hz. Aişe (ra) şöyle anlatır:

–         “Peygamber (as), ailesinin kendisi için ağla-dığı bir mezara rastladı:”şüphesiz onlar bu mezarda ki için ağlıyorlar ama o bu yüzden azap görüyor” buyurdu.” (Sahih-i Buhari Terc: 655)

Başka bir hadislerinde de:

–         “Ölü, kendisi için yapılan feryattan dolayı azap olunur.” (R. Salihın: 1689) “Ölü için feryat eden bizim izimizden yürüyenlerden değildir.” (Age:1690) buyurmuşlardır.

Ölü için ne yapılacağı konusunda da bize şunları söylemiştir: “Ölü mezara konurken istiğfar edin. Zira o sorgulanmaktadır.” (Age: 950)

–         “Ölü defnedildikten sonra onun başında durup dua edin, ona yardımcı olun.” (Age)

–         “Ölüler için Yasin okuyunuz, azabı hafifler.” (Ramuz e’l-Ehadis: 79/4)

Bir müslüman, ahirete inanmayanların düşünce-lerine sahip olmamalıdır. Ruhun bir bedenden diğe-rine göçmesi, ruh çağırmalar ve ölenlerden medet bekleme gibi … “O ölmedi aramızda”, “O bize ne ya-pacağımızı bildirir”, “O bize yardım eder”, “O bizi görüyor” gibi sözler çok yanlıştır.

“Falan türbeye gittim dua ettim işim oldu” demek yanlıştır. Çünkü Allah’ tan başkasına dua edilmez. (Cin Suresi: 18) Mezardaki bizden bir Fatiha bekler-ken türbede çare aramak ne kadar mantıksızlıktır. Türbeye el yüz sürmek, para, eşya bırakmak, çaput bağlamak, adak sunmak, çocuk istemek, bir yerleri öpmek, oradan toprak almak, kâbeyi tavaf eder gibi tavaf etmek, şifa beklemek yardım istemek “yardım ancak Allah’ tandır.” (AL-i İmran: 126) Türbede namaz kılmak bu ve bunun gibi şeyler inancımızda olmayan şeylerdir. Peygamber (as):

–         “Kabirlere karşı namaz kılmayın” (İslam Fıkhı Ans: 3/77)

–         “Ey Allah’ ım! Kabrimi kendisine karşı namaz kılınan bir put yapma. Peygamberlerinin kabirlerini mescid edilen kavime karşı Allah’ ın gazabı şiddetli olur.” (Ramuz e’l-Ehadis: 187/1) buyurarak türbede, kabir yanında namaz kılmamızı yasaklamıştır.

Mezardakilerin işi başından aşkın. Onların meş-gul edilmemesi, rahat bırakılması gerekir.

 

 

– E

Cennet isteniyor, cennete götürecek iş işlenmiyor. Sanki tasarrufu bize aitmiş gibi o da,  falanda cennetliktir deniliyor.

Hayatın sonunda ki pişmanlığı ve cehennem ehlinin halini düşünerek yaşanmıyor.

*                      *                      *

*                      *

*

Cennete gitmek isteyenin, kendisini cennete gö-türecek iş yapması lazım. Cehenneme gitmek iste-meyenin de kendini cehennemden uzaklaştıracak iş yapması lazım. Allah: “İyilikler, kötülükleri yok eder” diyor. (Hud: 114) Onun için iyilikleri çok arttırmamız lazım.

Cennete ancak iman eden “müslümanım” diyen-ler girecektir. Çünkü cennetin kapısında Kelime-i Şehadet yazılıdır.

Peygamber (as):

–         “Müslüman olmayan cennete giremez” buyur-muş. (Tirmizi, Cennet: 13) İnançsız ne yaparsa yap-sın amelleri boşa gidecektir. Onun amellerinin kar-şılığı dünyada para, itibar gibi şeylerdir.

Bir hadiste: “Cennete ancak inanan Müslüman girer” buyrulmuştur. (Ramuz e’l-Ehadis: 141/6)

Kur’an’ da da şöyle bildirilmiştir:

–         “İman edip iyi davranışlarda bulunanlara, için-de ırmaklar akan cennetler var” (Bakara: 25)

–         “Kim Allah’ a ve peygamberine itaat ederse Allah onu üzerinden ırmaklar akan cennetlere koya-caktır. Orada devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kutru-luş budur” (Nisa: 13)

–         “İnanıpta güzel işler yapan ve Rabbine gönül-den boyun eğenlere gelince, işte onlar cennet ehli-dir. Onlar orada ebedi kalırlar.” (Hud: 23)

Geç kalmış pişmanlığın, keşke demenin ve yal-varmanın fayda vermeyeceğini bilmek gerekir. Bu konuda Kur’an bize bunu şöyle haber veriyor:

–         “Kötülere uyanlar: “Ah, keşke dünyaya dön-memiz mümkün olsa da şimdi onların bizden uzak-laştığı gibi biz onlardan uzaklaşsaydık…” ” (Bakara: 167)

–         “Onların ateş karşısında durdurulup: “Ah, keşke dünyaya geri gönderilsekte bir daha Rabbimi-zin ayetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak.” dediğini bir görsen.” (En’am: 27)

–         “O gün zalim kimse pişmanlıktan ellerini ısırıp şöyle der: “Keşke o peygamberle birlikte yol tutsay-dım. Yazık bana, keşke falan sapığı dost edinme-seydim.” ” (Furkan: 27-28)

–         “O gün cehennem gösterilir, insan yaptıklarını birer birer hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ne faydası var? O zaman insan: “Keşke burası için bir şeyler yapıp gönderseydim.” der.” (Fecr: 23-24)

O gün kişi yaptıklarına bakacak ve o inkarcı kişi:

–         “Keşke toprak olsaydım! diyecek” (Nebe: 40) Yaşadığına, insan olarak yaratıldığına pişman ola-cak.

Cehennem halkının halini peygamber (as) şöyle ifade ediyor:

–         “Cehennem ehli ağlar, o derece ki, gözlerin-den kan gelir.” (Ramuz e’l-Ehadis: 119/2)

–         “Zakkumdan bir damla dünyaya damlasa, dünya halkının geçimini bozardı. Ya yemeği ondan olanların hali nasıl olur?” (Age: 355/8)

Bu konuda Kur’an’ da şöyle bildiriliyor:

–         “Onlar bağırsaklarını parça parça eden kay-nar su içerler.” (Muhammed: 15)

–         “Cehennemdekiler susuzluktan “imdat!” diye-cekler. İmdatlarına erimiş maden gibi haşlayan bir su ile karşılık verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir yer!” (Kehf: 29)

–         “Azgınlar orada çağlar boyu kalırlar, orada bir serinlik ya da susuzluğu giderecek bir içecek tat-mazlar. Ancak dünyada yaşayışlarına uygun kaynar su ve irin tadarlar.” (Nebe: 24-26)

–         “Onlar kaynar su ve irin tadarlar.” (Sad: 57)

–         “Zakkum ağacı günahkarların yemeğidir.” (Duhan: 43-44)

–         “Siz ey sapıklar, yalancılar! Elbette zakkum ağacından yiyeceksiniz. Karınlarınızı ondan doldu-racaksınız. Üstüne de kaynar su içeceksiniz.” (Vakıa: 51-54)

–         “Ancak günahkarların yediği kanlı irinden başka yiyeceği de yoktur.” (Hakka: 36-37)

–         “Şüphesiz ayetlerimizi inkar edenleri gün gelecek ateşe sokacağız; onların derileri pişip acı duymaz hale geldikçe, derilerini başka derilerle değiştiririz ki acıyı duysunlar!” (Nisa: 56)

Soruyorum: Böyle bir cehenneme kim razı olur? İman etmeyip güzel yaşamayanlar razı olmuş olur-lar.

Soruyorum: Keşkesiz bir hayat yaşamak müm-kün mü? Neden olmasın? Niye yaşamıyoruz öyley-se?…

 

 

– F

Öyle bir anlayış, öyle bir düşünce ve öyle bir hayat ki; intihar etmiş oluyoruz. İntihara sü-rükleyecek ne kadar günah ne kadar ahlak dışı şeyler ve Allah’ ın yasakladığı davranışlar varsa onlar yapılıyor. Böylece, dünyada kararıyor, ah-rette kararıyor.

*                      *                      *

*                      *

*

Cenab-ı Allah bizi: “Kendi elinizle kendinizi tehli-keye atmayın.” (Bakara: 195) diye uyarıyor. Buna göre insan intihara götürecek iş yapmayacak, intihar ettirecek hayat yaşamayacaktır. Tedbirsiz davran-mayacaktır. Ümitsizliğe düşmeyecek ve ölümü te-menni etmeyecektir.

Ümitsizlik, karamsarlık insanı kötü durumlara düşürür. İnancımızda ümit kesilmez. Kur’an’ da:

–         “Allah’ ın rahmetinden ümit kesmeyin çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah’ ın rahmetinden ümit kesmez.” (Yusuf: 87) buyrulmuştur.

Eğer insan kötü bir şey yaptıysa, pişmanlıkla kötülüğü terk edip tevbe kapısını çalacaktır.

Bu konuda Allah Rasulü de şöyle diyor:

–         “Sizden biri ölümü temenni etmesin. Zira o iyi ise iyiliğini arttırır. Kötü ise kendini düzeltir ve iyilik yapar.” (R. Salihın: 587)

–         “Sizden biri başına gelen beladan dolayı ölümü temenni etmesin. Şöyle desin: “Ya Rabbi, hayat benim için hayırlı olduğu müddetçe beni yaşat. Benim için ölüm hayırlı olunca beni öldür” desin.” (Age: 588) buyuruyor ve ölümün temenni edilmemesi gerektiğini ifade ediyor.

Allah’ a kaza ve kadere inanan bir müslümanın intihar etmesi düşünülemez. İntihar olaylarının hiçbir yerinde inanç ve maneviyat yoktur. İntihar, iradesi, ahlakı ve inancı zayıf insanların işidir.

İnancımızda intihar eden kimse büyük suç işlemiş olur. Kötülüğün kapısını açmış ve başkaları-na kötü örnek olmuş olur. Bu yüzden intihar edenin cenaze namazı kılınmaz diyenler vardır.

İnsanın Allah’ ın verdiği canı alma yetkisi yoktur. Canı Allah vermiştir, ancak Allah alır.


Bu yazıyı 1.059 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.