DÜNYADA ÇOK EVLİLİK (POLYGAMİE)

Bugüne kadar öğrenmek merakı ile değil, mânevi değerlerimizi zayıflatma, mânevi hayatımızı yıkma faaliyetleriyle orantılı olarak en çok karşılaştığım sorulardan biri de evlilik konusu olmuştur. Ne zaman evlilikten, kadından ve İslâm Peygamberinden söz edilse, yerli yersiz “ İslâm Dini neden çok evliliği emretmiştir? “ , İslâm Peygamberi niçin çok evlenmiştir? “ gibi sorular en çok muhatap olduğum sorular olmuştur.

Şu hususu açıkça ifade edeyim ki, bu ve buna benzer sorular genellikle karısı, kızı, kendisi önüne gelenle düşüp kalkan, sevgilileri olan ve başkalarıyla gayri meşru münasebetlerde bulunan kimselerin zihinlerini daha çok meşgul etmektedir. Bunlar, insanlık tarihinin şahit olduğu evliliklerine; kadının çok koca ile evlenmesine, erkeklerin ise yaptığı sayısız ve sorumsuz evliliklerine bakmadan fırsat buldukça hiçbir kurala bağlı olmadan yapılan evlilik hayatını, belirli kurallara bağlayan İslâm Dinine dil uzatıp, çirkin isnat ve iftiralarda bulunurlar. Bu durum, ciddi olmadığı gibi aynı zamanda gülünç olan iddialardır.

Diğer yandan İslâm Dinine, İslâm Peygamberine yersiz isnat ve iftiralarda bulunan Hıristiyan Batı, dini husumeti yüzünden çok evliliği bahane ederek İslâm Dini aleyhinde fırtınalar koparmıştır. Hatta dinsizliği ve inançsızlığı sebebiyle papa tarafından aforoz edilen Volter. İslâm’daki çok evlilik ve İslâm Peygamberinin evlilik hayatı ile ilgili manzum bir tiyatro eseri yazıp papaya gönderdikten sonra kendisini bir müddet önce aforoz eden papa, bu isnat ve iftiraları okuyunca o kadar çok memnun kalmıştır ki, Volter’e yazdığı mektupta “Sevgili oğlum Volter” diye hitap etmiş ve aforozu geri aldığını müjdelemiştir.

Kendi içimizde de iki asırdan beri Batı’yı her konuda ölçü alan yarı aydınımızın din düşmanlığı konusunda da ölçüsü Batı olduğundan bunlar, hiçbir araştırmaya lüzum hissetmeden İslâm’ın çok evlilik müsaadesine karşı yaygın ve menfi propaganda da bulunmuşlardır.

Çok evlilik konusu dinlere ve çeşitli toplumlara göre ele almadan sürdürülen propagandalara cevap olarak şu kadarını söyleyelim ki, İslâm Dini çok evliliği icat etmiş değildir. Ayrıca dinimizde birden fazla evlenmek, farz, vacip, sünnet gibi herhangi bir dini emir de değildir. Bu konudaki ayetler incelendiği zaman, İslâm’da tek kadınla evlenmenin tavsiye edildiği ve esas olduğu görülecektir. Birden fazla kadınla evlilik müsaadesi ise, daha evvelki toplumlarda hiçbir kurala bağlı olmadan yaygın olan çok evliliğin belirli şartlara bağlanarak sınırlandırılmasıdır. Hatta denilebilirki, konulan sınırlama ile çok evliliğin ağır şartlara bağlanıp tasvip edilmediği ortaya çıkacaktır.

 

  1. İSLÂM’DAN ÖNCEKİ TOPLUMLARDA DURUM:

Kaynaklar incelendiği zaman ilk çağlardan beri hemen hemen her toplum da çok değişik evlenme şekilleri görülecektir. Bu evlilik şekillerinin başında ise, çeşitli sebeplerle erkeğin “polygamie” denilen birden fazla kadınla evlenmesi gelir.

Şimdi çeşitli toplumlarda cereyan etmiş olan evlilik şekillerine bakalım:

Eski Mısır hukukunda erkeğin bazı hallerde birden fazla kadınla evlenmesine müsaade edilmiştir. Erkeklerin birden fazla kadınla evlenmesine müsaade edilmesinin birinci nedeni: Firavun’un erkek çocuklarını öldürttüğü devirlerde uzun zaman erkeklerin sayılarının az olup, kadınların çokluğu olmuştur. Firavun’un emri ile erkeklerin öldürülmesi sonucu, kadınlarla erkekler arasında denge bozulmuş, hayatta kalan erkeklerin çok kadınla evlenmesine zorunlu olarak müsaade edilmiştir.

Babil Hukuku’nda da Hamurabi Kanunlarına göre kadının hastalıklı veya kısır oluşu gibi hallerde erkek, ikinci, üçüncü, evliliğini yapabilirdi. Hatta bununla da yetinmeyip resmen odalık alabilirdi.

Roma Hukuku ise açıkça çok evliliği müsaade ediyordu. Roma’da kadın kiralama ve eş değiştirme adetlerinin yanında erkek istediği kadınla, kadın da istediği erkekle dilediği kadar nikâhsız yaşayabilirdi. Hatta İmparator Valentiyen, erkeklerin arzu ettikleri kadar kadın alabileceklerini ilan etmişti. Ayrıca Roma’da çok kadınla evlenmek güzel adetlerden sayılırdı.

Çin Hukukunda şayet erkek zengin ve itibarlı bir kişi ise dilediği kadar kadın alabilme hakkına sahipti.

Manu Kanununa göre ise, erkek kendi sınıfından ancak bir kadın alabilirdi. Fakat diğer sınıflardan dilerse, evli olduğu kadının üzerine başka kadınlar alabilirdi. Eğer erkek üst sınıflardan biri ise, kendi sınıfından olsun, diğer sınıflardan olsun dilediği kadar kadınla evlenebilirdi.

Sasani’lerde durum daha değişikti. Bir erkek başka kadınlarla yaptığı evliliğin üzerine kendi anne ve kız kardeşi ile de evlilik hayatı yaşayabilirdi.

İran’da, Hindistan’da, İsrail’de çok evliliği yasaklayan bir hüküm yoktu. Hatta buralarda kadının yaşaması, erkeğin yaşamasına bağlı idi. Bilhassa Hindistan’da kocası ölen kadın, ya yakınları tarafından yakılır ya da kadın kocasına bağlılığını ispat edebilmek için kendi kendini yakma durumunda idi. Yahudilerin şeriat kitabı Talmut’ta erkeklerin çok kadınla evlenmesine hiçbir şekilde mani bir hüküm yoktu. Ancak erkek aldığı kadınların yeme, içme gibi maddi ihtiyaçlarını karşılamakla sorumlu tutulmuştu.

Atinalılar, Lidyalılar ve Trakyalılar gibi toplumlarda kadın satılıp alınabildiğinden, varlıklı olanlar diledikleri kadar kadın satın alabilirdi. Bunları istediği zaman da satabilirdi. Hatta Atinalılar ve Ispartalılar da kadının aynı anda birden fazla erkekle evlenme hakkı bile vardı.

Yakın zamana kadar bugünkü Batı ülkelerindeki durum da bundan pek farklı değildi. Batı ülkelerinde çok evlilik ve değişik şekillerde evlenme geleneği hiçbir kurala bağlı olmadan uzun zaman devam etmiştir. Erkekler, oğlancı veya homoseksüel olmadıklarını ispat etmek için normal evliliklerinin dışında birkaç tane metres tutarlardı. Maddi durumu pekiyi olmayan ve sayıları 10’a kadar varan birçok erkek de bir tek kadınla evlilik hayatı yaşayabilirlerdi. Bu evlilikten doğan çocuğun gürbüz ve güzel olması halinde hepsi ona sahip çıkardı. Bazı erkekler ise çocuklarının daha gürbüz olması için eşlerini güçlü, kuvvetli erkeklere sunarlardı.

Bunların yanında fakir erkekler paralarını birleştirip bir tek metres tutarlardı. Bu çokça görülen adetlerdendi. Bunun için Batı’da şapka ve baston taşıma zorunluluğu vardı. Ortaklardan sıra ile kadının yanında kalanlar erkekler, içerde kaldıkları müddetçe kapıya şapkalarını veya bastonlarını asıp diğerlerine içerde olduklarını ifade ederlerdi.

Bugün ise Batı’da çok evlilik resmen yasaktır. 17.yüzyılda çıkarılan kanunla yasaklanmıştır. Ama bu tatbikatta tam uygulanamamıştır. Çıkarılan kanunla Batı, çok evliliğe karşıdır ama çok karılı, çok kocalı olmaya, metres hayatı yaşamaya karşı değildir. Bir örnek verecek olursak: 1975 yılında Amerikalı Alex Joseph, gazetelerde çıkan resim ve haberlere göre dokuz kadınla nikâhsız olarak beraberce yaşadıkları açıklanmıştır.

Geçmişte olduğu gibi bugün de Batı’da kadın olsun erkek olsun istediği kimselerle düşüp kalkabilmektedir. Resmen birden fazla evlenilmese de gayri resmi evlenilmektedir. Sevgilisini evlatlık olarak alma, metres edinme, dostluk, arkadaşlık adı altında beraberce yaşama durumları salgın hastalık halini almıştır. Yani Batı’lı kadın ve erkeklerin ilişkileri dörtle bile kalmamaktadır. Kadın olsun erkek olsun dilediğince ilişki kurabilmektedir. Bekârete itibar eden azdır. Çocuk yaştaki kızlar, istediği erkekle ilişki kurmakta serbesttir. Homoseksüelliğin serbest bırakılması için erkekler sokaklarda yürümekte, kilise erkekle erkeğin nikahını kıymakta, fahişeliğin resmileştirilmesi için kadınlar sokaklara dökülmekte ve bu konuda kanun teklifleri verilmektedir.

Dr. Annie Besant, bu konuda şöyle diyor:

“Bir tek kadınla evlilik, Batı da sözde kalmıştır. Hakikatte mesuliyetsiz bir teaddüd-i zevcat usulü alıp yürümüştür. Erkek metresinden bıkınca başından savar. Oda tedricen kaldırım yosması haline gelir. Zira onun ilk aşkının gelecek için hiçbir mesuliyet duygusu yoktur. Zavallı metresin durumu çok zevceli bir aile yuvasında mevki sahibi bir annenin durumu ile kıyaslanmayacak kadar kötüdür. Batının büyük şehirlerinde geceleri sokakları dolduran binlerde zavallı kadını gördüğümüz zaman gerçekten hissediyoruz ki, teaddüd-i zevcata izin verdiği için İslam’ı kötülemek, Batılıların ağzına yakışmıyor. İğfal edilmiş, sığınacak bir yerden ve sevgiliden mahrum, gayri meşru çocuğu ile sokağa atılmış, yoldan geçenin zevkine kurban ve herkesin hakaret ve nefretine maruz kalmış bir halde yaşamaktansa hürmet görerek bir aile yuvasında yaşamak bir kadın için çok daha iyi, çok daha mesut ve çok daha muhterem bir durumdur.” (İlimden Felsefeden Dine Sayfa: 77-78)

 

  1. TÜRK TARİHİNDE DURUM:

Tarih boyunca Türkler arasında birden fazla evlilik, yaygın olmamakla beraber yer yer görülen bir husustur. Mesela, Hunlar ’da ilk evlilik kutsal ve tek evlilik hâkim durumda idi.

Ayrıca birden fazla evliliğin bazı nedenleri vardı. Mesela, Hunlarda savaşta ölen kardeşinin yuvasının yıkılmaması, çocuklarının ortada kalmaması için dul kalan karısını kardeşi alabilirdi. Eğer baba ölmüş ise çocuklar, aynı amaçla babasının kumaları yani üvey anneleriyle evlenebilirlerdi.

Diğer Türk toplumlarında da varlıklı kimselerin birden fazla kadınla evlenme âdetinin mevcut olduğunu kaynaklar kaydeder. Fakat buradaki durum, diğer toplumlardaki evliliklerden farklıdır. Türkler, kadını çalıştırmak, malına konmak veya fahişelik yaptırıp para kazanmak için evlenmezlerdi. Birden fazla kadınla ancak varlıklı kimseler evlenirdi. Zira evlendikleri kadını ve ondan doğacak çocukları bir aile reisinin bakma zorunluluğu vardı. Bunun için yapılan evlilik hiçbir zaman sorumsuz evlilik olmazdı.

Selçuklularda olsun, Osmanlı Türklerinde olsun, dinen kutsal sayıldığı için nikâha çok önem verilmiştir. Hatta en büyük yeminler nikâh üzerine edilmiş, ettiği yemininde durmayanın karısı boş sayılmıştır. Teaddüd-i zevcat olmasına rağmen şartları kusursuz yerine getirmeme endişesi ile uygulamaktan kaçınılmıştır.

Ayrıca Türkler arasında Müslüman bir erkeğin veya kadının başka biri ile nikâhsız yaşaması söz konusu değildi. Zira her vesileyle zina ve piç kıyamet alâmetleri olarak gösterilmiş ve bu yüzden zina ve piç korkusu, inşamızı evlilik konusunda çok dikkatli olmaya mecbur kılmıştır.

 

  1. İSLÂM’DAN ÖNCEKİ ARAPLARDA DURUM:

Çok evlilik bütün dünya milletlerinde olduğu gibi İslamiyet’ten önceki Araplarda daha çok yaygın olan bir âdetti. Hatta denilebilir ki, evliliğin sınırı yoktu. Çünkü Araplarda kadın, horlanan bir varlıktı. Kadına saygı duyulmazdı. Kadın alınıp satılabilen zevk aletinden başka bir şey değildi. Ekonomik sıkıntılar ve ahlâk bozukluğu nedeniyle kadınların kötü yollara düşmesin karışısında çoğu aileler kız çocuklarını diri diri toprağa gömüyordu.

Araplarda evlenmenin sınırı olmadığı gibi boşanma da bir kurala bağlı değildi. Dileyen her erkek, istediği kadar kadınla ilişki kurabilirdi. İlişki kurduğu kadını dilediği zaman da terk edebilirdi. Evli kadınların bile başka erkeklerle düşüp kalkmasına müsaade edilirdi. Bu ya iyi tohum alma amacıyla veya para kazanma arzusu ile yapılırdı.

Evlilikte ciddiyet olmadığı gibi sorumluluk da düşünülmezdi. Bu bakımdan kadınlar, bugünkü anlamda eş muamelesi görmezdi. Evlilik hayatında ancak varlıklı kadınlar diğerlerine nazaran daha çok itibar görürdü.

Erkeğin birden fazla kadınla evlenmesini engelleyen ve evlendiği kadınlara karşı sorumluluk yükleyen hiçbir kural yoktu. Kabile reislerinin ise sınırsız evlenme hakkı vardı. Bu durum daha sonraki devirlerde de Arap Yarımadasında ve Müslüman olmayan Afrika ülkelerinde yeniye kadar devan etmiştir. Mesela, Nijerya’nın 144 yaşındaki kralı 3 Kasım 1969’ da ölünce geriye 50 karısı, 200 çocuğu ve 2000 kadar torunu kalmıştır. Yemen’ de birden fazla kadınla evlenme 23 Ocak 1974 tarihinde yasaklanmıştır.

İslâm’dan önceki Araplarda çok değişik evlenme şekilleri vardı. Bunlardan en önemlileri, bir kadının çok erkekle evliliği, eş değiştirme, geçici olarak evlenme ve bir de kiralama şeklinde olurdu.

Sayıları 10 kadar olan erkekler bir kadınla ilişki kurabilirdi. Bu evlilikten çocuk dünyaya gelecek olursa çocuğun babasını kadın tayin eder ve hiçbir erkek itirazda bulunamadığı için o erkeğe ait olurdu.

Diğer bir usul de “Nikâh-ı Mut’a “ denilen evlenme şekli idi. Erkekle kadın geçici bir zaman için evlenirler ve böylece birbirlerinden faydalanırlardı.

İslâmiyet geldiği zaman Müslüman olanlar arasında birden fazla kadınla evli olanların sayısı pek çoktu. Hatta evli olduğu kadınların sayısı 10 kadar olanlar bile vardı. İslâm Peygamberi Allah’ın emriyle önce sınırlandırma yoluna gitti. Meselâ, Sakıflı Gaylan, Müslüman olduğu zaman, 10 tane kadınla evli bulunuyordu. Peygamber Efendimiz ona, dördü ile evli kalmasını, altısını boşamasını emretmiştir.

İslâm Dini, önce sayısız kadınla evlenmeye alışmış Arapların İslâm inancına itirazlarda bulunup karşı çıkmamaları için sınırsız yapıla gelen evliliği, şartlı olarak dörtle sınırlandırmıştır. Daha sonra da insanın tam olarak gerçekleştirmeye gücü yetmeyeceği eşler arasında adaleti şart koşarak, tek kadınla evliliği esas almış ve bunu telkinde bulunmuştur.

 

  1. DİNLERDE ÇOK EVLİLİK:

İslâm’dan önceki dinleri incelediğimiz zaman görürüz ki, hiçbirinde birden fazla evliliği yasaklayan veya sınırlayan bir emir yoktur. Bunun için Hz. İbrahim, Hz. Süleyman, Yakup Peygamber, Davut Peygamber ve Musa Peygamber birden fazla evlilik yapmışlardır.

Hz. İbrahim’in eşi Sâra, çocuğu olmayınca kocasını cariyesi Hacer’le kendisinin everdiğini Kur’an-ı Kerim haber vermektedir.

Musa Peygambere gönderilmiş olan Tevrat’ı incelediğimiz zaman çok evliliği yasaklayan bir hükme rastlamıyoruz.

Musa Peygamberin doğumundan önce bir kâhin, Firavuna İsrailoğulları içinde doğacak bir çocuğun mülkünü elinden alıp, saltanatını son vereceğini haber vermesi üzerine Firavun, kimin olursa olsun doğan erkek çocuklarının yaşamasına izin vermemiştir.

Kur’an’da bildirildiğine göre:

“Erkek çocuklarını kesiyor, öldürüyordu.” (Kasa Sûresi: 4)

“Kadınları sağ bırakıp erkekleri boğazlıyordu.”(Bakara Sûresi: 49)

Bu durum karşısında erkekler azalmış, kadınlar ise çoğalmıştı. Erkeklerle kadınlar arasında denge bozulunca sayıları çok olan kadınlar evlenme çareleri aramış ve evli olan erkeklerle kendi arzularıyla evlenme yoluna gitmişlerdir. Daha evvel az da olsa görülen çok evlilik böylece yaygın hale gelmiştir.

Bugün elimizde mevcut olan Tevrat’ta konumuzla ilgili olarak: “Eğer kendine başka bir kadın alırsan, evvelkinin nafakasını, esvabını ve karılık hakkını eksiltmeyecektir. (Tevrat, Çıkış: 21/10) denilmektedir. Çok evliliği yasaklayan bir hüküm İncillerde de yoktur. Peygamberler arasında yalnız İsa Peygamber evlenmemiştir. Daha sonraki rahipler ve rahibeler de bunun için resmen evlenmemişlerdir. Ama yapmadıkları rezalet de kalmamıştır.

  1. ve 13. Yüzyıllarda Salzburg’da tek kadınla yaşayan papazlara evliya gözü ile bakılmıştır. Uzun zaman Batı ülkelerinde çocuğu olmayan kadınları boşamaya kalkan erkeklere papazlar, başka çare bulamayıp, karılarını boşayıp sokağa atmamaları için odalık almalarını tavsiye etmişlerdir.

Afrika ülkelerinden Hıristiyanlığı yaymak için giden papazlar, burada çok kadınla evli olan erkeklere rastladıkları zaman, dinlerinde böyle bir durumu reddeden emir olmadığı için Afrikalıların hıristiyan olmaları karşısında eşlerinin birden fazlasını boşamaları şartını ileri sürmediler.

Martın Lüter, Hessen Kontunun iki karı almasını bizzat izin vermiştir. Ortaçağda çok kadınla evlenme âdeti vardı. Bunların nikâhını da papazlar kilisede kıyıyorlardı. Hatta her bir evlilik için ayrı ayrı harç alıyorlardı.

Batı’nın son zamanlardaki sosyal durumunu inceleyen yazarlardan J.E Clar Me. Farlane, Batnın bu konudaki tutumunu eleştirmiş ve şöyle demiştir:

“Birtek kadınla evlenmenin İsa Peygamber tarafından müdafa edildiği doğru değildir. Meselâ; içtimaî , ahlâkî ve dinî bakımdan nazarı itibara alındığı takdirde, çok evliliğin medeniyetin en yüksek standartlarına aykırı olmadığını ispat edilebilir. Bu dava garpta kimsesiz ve betbaht kadınları meselesinin halli için bide devadır. Aksini iddia, fuhşun, medres hayatının ve evde kalmış kızların dâvasının devam etmesi ve çoğalmasıdemektir”

(İlimden Felsefeden Dine, sayfa:78)

İslâm Dinine gelince :İslâm  Dinindeki uygulama kişilere ve devirlere göre hiçbir zaman farklılık göstermemiştir. İslâmdan önce sayısı belli olmayan sınırsız evlilik sınırlandırılmış, o günkü şartlar içinde bazı hallerde dörte kadar şartlı olarak müsade edilmiştir. Buda çok ağır şartlara bağlanmıştır. Müsade ile beraber şartların tam olarak yerine getirilemeyeceğini belirterek tek kadınla evlenilmesi tavsiye edilmiştir.

 

  1. İSLÂM DİNİNDE DURUM:

İslâm Dini kadına baştan beri lâyık olduğu önemi vermiş, kadının bir türlü sahip olamadığı haklarını ona bahşederek haysiyet kazandırmıştır.

İslâm Dinine gelinceye kadar bir hiç olan, tarih boyunca insanca yaşamanın ve insanca muamele görmenin özlemini çeken kadın, İslâm Dinin verdiği önem sayesinde özlemini çektiği insanlık ve kadınlık haklarını elde edebilmiştir.

Bu konuda Müslüman erkeklerde kadınlara Kur’an’nın emri ve Peygamberin tavsiyeleri doğrultusunda muamele etmişlerdir. Zira Cenabı-ı Allah, Kur’an’da : “Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. “(Bakara Sûresi:228) buyurarak kadının da hak sahibi olduğunu bildirmiştir.

Yüce peygamberimiz Hz. Muhammet (SAV) de bu konuda:

“Sizin en hayırlınız, kadınlara karşı en iyi olanınızdır “, “En hayırlınız eşine iyi muamele edeninizdir” buyurmuşlardır.

Veda Hutbelerinde de kalabalık Müslüman topluluğuna hitaben yaptığı konuşmalarının bir bölümünde de “ kadınlar hakkında Allah’tan korkunuz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız vardır. Kadınlarında sizin üzerinizde hakları vardır” diyerek kadınlara insanca davranılmasını emretmiştir.

Macar Tarihcisi Hammer, bu konuda İslâm kadınının ve Müslüman toplumun durumunu şu sözlerle ifade etmiştir :

“Müslüman kadını dünyanın en muhterem mevkine sahip, hürmete şayan olduğu için ona lâyık olduğu mevki verilmiştir. Tarihinin hiçbir sayfasında kadının bu kadar hukukuna riayet eden, hürriyetine hürmet eden bir toplum görülmemiştir.”

 

  1. ÇOK EVLİLİĞİN SINIRLANDIRILMASI

Kadınlara karşı hiçbir sorumluluk duygusu taşınmadığı, kadının zevk aracı ve ticarî bir mal olarak telakki edildiği, sınırsız ve sorumsuz evliliklerin geçerli olduğu bir zamanda, İslâm Dini kadını itilip kakılmaktan, zevk âleti ve ticaret malı olmaktan kurtarmıştır. Sayısız kadınlarla evlenmeyi sınırlandırarak şartlara bağlamış, ancak bazı hallerde dört kadınla evlenmeyi müsade etmiştir.

İslâm Dininin çok evliliği sınırlandırma yolunu tercih etmesinin bazı nedenleri vardır. Her şeyden önce İslâm Dini, başlangıçta soğutma yerine ısındırmayı esas almıştır. İslâm Peygamberi getirmiş olduğu dinin kolayca yayılabilmesi için bazı kimselerin bilhassa varlıklı kimselerin kabile reislerinin desteğine önem vermiştir. Bu bakımdan Araplar arasında yaygın olan bir âdeti kesin olarak yasaklayıp, bunların desteğini kaybetme yoluna gitmemiştir. Zira İslâm Dini, insan için ve insanın mutluluğu için geldiğine göre güçlükler çıkarıp İslâm’a muhtaç insanları kendisinden uzaklaştıramazdı.

İslâm Dini evliliği sınırlandırmadan önce durum çok kötü idi. Zenginler istediği kadar kadın alabiliyor, yoksullar ise evlenemiyordu. Kıza sorulmadan babası para karşılığı onu varlıklı kimselerle everiyordu. Evlilik müessesesi ve aile kutsal olmaktan çıkmıştı. Yetim kızların mallarına tamah ederek onlarla evlenilir, sonra da kendilerine haksızlık ederlerdi. Malına sahip olabilmek, mirasına konabilmek için ölümleri istenir, çokları da kendi elleriyle öldürürlerdi. Zulme uğrayan kadının güçlü yakınları yoksa hakkını arayan olmazdı.

Bu konuda Nisâ Sûresinin 2. Ve 3. âyetleri nâzil olmuştur. Bu âyelerde şöyle denilmektedir:

“Yetimlere mallarını verin. İyiyi, kötüye değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu büyük bir günahtır.” (Nisâ Sûresi: 2)

“Eğer yetim kızların haklarını ( kendileriyle evlendiğinizde) gözetemeyeceğinizden korkarsanız, hoşunuza giden kadınlardan iki, üç veya dört tanesiyle nikâhlanın ama bunların arasında eşit muamele yapamamaktan korkarsanız bir tanesiyle evlenin veya cariyelerinizle yetinin. Bir zevce ile yetinmeniz, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.” (Nisâ Sûresi: 3)

Burada Cenab-ı Allah’ın o günkü uygulamaya karşılık adaleti yerine getirme şartı ile dörde kadar evlenilebileceğini, adaletin eşler arasında tam olarak yerine getirilmemesi halinde de tek kadınla evlilik olduğunu bildirdiği açıktır.

Kısaca İslâm Dini, çok evliliği emretmemiştir. Aksine birden fazla evlilik için adalet gibi yerine getirilmesi güç bir engel koyarak tek evliliği tavsiye etmiştir. İslâm’ın bu tavsiyesinden sonra dörtten fazla kadınla evlilik olan Müslümanlar, dördün üstündeki eşlerini boşamışlardır.

 

  1. EMİR DEĞİL MÜSADEDİR:

Tekrar ifade edecek olursak çok evlilik, İslâm Dininin icadı olmadığı gibi Müslümanlar için konulan farz ,vacip, sünnet gibi mecburi bir emir niteliğinde  de değildir. Bunun içindir ki, birden fazla evlenme konusunda kimse mecburda tutulmamıştır. İslâm’ın birden fazla evlenme müsaadesi, ancak bazı müstesna hallerde şartlara bağlı bir izindir. Ayrıca buda sürekli değil geçici durumlarla ilgili bir müsadedir.

Müsaade ayrı şeydir, emir ayrı şeydir. Bazı hallerde verilmiş müsaade ile dinin kesin emirlerini birbirine karıştırılmamalıdır. Zaten müstesna haller ortadan kalkınca geçici müsadeler de kendiliğinden ortadan kalkar. İslâm Dininin dörde kadar evlenme müsaadesi, her erkek için olmadığı, ancak bazı durumlarda kadının lehine maddi ve manevi gücü yeten erkekler için olduğu unutulmamalıdır.

İslâm’ın bu müsaadesi, bugüne kadar ciddi itirazlarda bulunulup, yetersiz bir müsaade olduğu ortaya konamamıştır. Aksine zaman zaman toplum yaranına bazı hallerde yerine ve zaruri bir müsaade olduğu ifade edilmiştir.

Tarihe baktığımız zaman nice salgın hastalıklar görülmüş, harpler olmuş, aile geçimini temin için dışarı giden veya cephede savaşan nice erkek ölmüş, geride sayısız dullar ve evlenmek için koca bulamayan kızlar kalmıştır. Bu ve buna benzer hallerde insanın mutluluğunu hedef alan İslâm Dini, insanın ekonomik ve biyolojik ihtiyaçlarını göz önünde tutarak, insanın alçalmaması ve sağlam nesillerin yetişmesi gayesi ile dörde kadar âdil bir evlilik hayatına müsade etmiştir.

Verilen müsaade de asla zevk konusu değildir. Zaruretler bahis konusudur. Yüce Peygamberimizin ;” Allah zevk için evlenen erkek ve kadınlara lânet etsin “ şeklindeki bedduası, Müslümanların böyle bir arzu taşımalarına mani olmuş ve onları sorumluluk duygusu ile hareket etmeye mecbur kılmıştır.

 

  1. H) HANGİ ŞARTLAR ALTINDA MÜSAADE?

İslâm Dini, bazı hallerde eşler arasında uygulanacak tam bir âdalet şartı ile bir erkeğin dörde kadar evlenmesini müsaade etmiştir.

İslâm Dininin bu müsaadesi karşısında bazıları bilmedikleri için hataya düşerken, bazıları da inançsızlıkları ve özel durumları nedeniyle bu müsaadeyi dillerine dolamışlardır. Evet İslâm Dini, dörde kadar evlenmeyi müsaade etmiştir. Fakat bu müsaade öyle bir mecburiyetle sınırlandırılmıştır ki, bu yönü görmemezlikten gelinemez. Bu açıdan İslâmiyetin çok evliliği emrettiği iddiası tamamen yanlıştır.

Şimdi İslâm dininin hangi hallerde dörde kadar evliliğe müsaade ettiğini görelim:

1-Kadının kocasına karşı kadınlık görevini yapamaması, erkeğini tatmin edecek güçte ve durumda olmaması halindeki, bu durum sürekli bir hastalık ve yaşlılık hali olabileceği gibi kadınlık halinin normal olmaması da olabilir.

2-Kadının çocuk yapmasına engel bir duruma gelmesi, meselâ kadının kısır oluşu ve cinsi iktidarını kaybetmesi gibi.

3-Sayıca kadınlarla erkeklerin arasında herhangi bir nedenle dengenin bozulması halinde.

4-Kadının ev işlerini yapamayacak kadar ihtiyar, hasta ve çocuklarına bakamayacak durumda olması.

Şüphesiz ki ,bu gibi hallerde sevgi şefkat ve himayeye muhtaç olan kadının boşanıp terk edilmesinden, ikinci evliliğin kadın ve aile yuvası açısından daha uygun ve daha insani olduğu muhakkaktır. Erkek açısından düşünülecek olursa ikinci evlilik külfet olmasına rağmen, erkeğin mutsuz olması, zina gibi kötü yola sapmaması yönünden daha uygun olacaktır. Toplum açısından ele alacak olursak verilen ruhsat, ahlak ve seciyenin bozulmaması için bir tedbir olduğu aşikârdır.

Unutulmamalıdır ki İslâm Dini insanlığın ihtiyacına cevap vermek insanlığın problemlerine çözüm getirmek için gönderilmiş son dindir.

Bu durum kadına haksızlık değil midir? diyenlere cevabımız şöyle olacaktır: Burada kadına haksızlık söz konusu değildir. İslâm hukukuna göre kadın zarara uğradığı zaman mahkemeye müracat ederek haksızlığın giderilmesini isteme hakkı vardır. Hatta zevcesine eziyet veya eşleri arasında eşitliğe riayet edemeyeceği sabit olan bir erkeğin tek kadınla bile evlenmesi yasaklanabilir. ( Bak Hukuki İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye Kamusu, c.2-say 120 )

Dinimiz Müslüman bir kadının ve çocuklarının birçok yönden korunabilmesi için Müslüman olmayan bir erkekle evlenmesini yasakladığı gibi “Dul kadının rızasını, bâkire kadının iznini almadan nikâhlamayınız” hadisine göre bir kadın rızası olmadan evlendirilemeyecek, bir erkeğe ikinci eş verilmeyecektir.

Müsaadenin en hassas noktası, Nisâ Sûresinin 3. Ayetine göre eşler arasında hiçbir mazeret öne sürülmeden âdil davranılmasıdır. Burada adaletten maksat, o yörenin âdet ve geleneklerine göre eşlerine eşit olarak yedirmek, içirmek, giydirmek, barındırmak, eşit olarak sevmek ve karı-koca ilişkilerini eşit olarak sürdürmektir.

Bunlar arasında adaletin eşit olarak uygulanacağı hususlar vardır. Meselâ; yedirme, giydirme, barındırma hatta karı kocalık münasebetlerinde görünüşte şekil olarak adalet sağlanabilir. Fakat sevgi de adaletin yerine getirilmesi çok zordur. Biz bir an için bırakalım dört kadını, iki karılı bir evliliği ele alalım. İkisi arasında eşit yedirilse, giydirilse, nöbet aksatılmasa bile, ikisinin aynı ölçüde sevilmesi, bir erkeğin yerine getiremeyeceği bir husustur. Böyle olunca, İslâm’ın şart koştuğu adalet yerine getirilmemiş olacaktır.

Buraya kadar anlaşıldığına göre, bu konudaki İslâm’ın müsaadesi şarta bağlı müsaadedir.  Şart yerine gelmeyince müsaade de kendiliğinden kalkmış olacaktır. Önemli olan diğer bir husus da müsaade ile emrin birbirine karıştırılmaması gerekir.

 

İ) İSLAMDA ESAS OLAN TEK KADINLA EVLİLİKTİR

Birden fazla kadınla evlenmek, şarta bağlı bir cevazdır. Şartlardan herhangi biri yerine getirilmeyince bir kadınla evlenmek emrolunmuştur.

İslâm tarihinde bugüne kadarki uygulamaya baktığımız zaman bir kadınla evlilik esas alınmış, birden fazla evlilik ise istisnalar halinde kalmıştır. Genel olarak bir kadınla evlenmek, İslâm toplumunda ideal bir evlilik şekli olmuştur. Bunun sebebi de İslâm hukukunda şart koşulan müsavâtı (eşitliği) sağlayamayıp, günah işleme korkusu olmuştur. Bu bakımdan günaha girmekten son derece kaçınan Müslümanlar birden fazla evlenmekten kaçınmışlardır.

İslâm’a göre, eşler arasında geçim sağlanamayacaksa, adalet tam olarak gerçekleştirilmeyecekse o zaman birden fazla evlilikten kaçınılacaktır. Kur’an’daki : “Bir tane kadınla yetinin. Sizin adaletten ayrılmamanız için en doğru yol budur” ifadesi, adalet gerçekleşmeyince birden fazla evliliğin men edildiğine açık bir delildir.

Biyolojik ve fizyolojik varlık olarak bir insanın istenilen adaleti gerçekleştirmesinin güç olduğunu Cenab-ı Allah şöyle ifade etmiştir :

“Ne kadar isteseniz de kadınlar arasında tam bir adalet yapamazsınız. Öyle ise birine tamamen yönelip ötekini muallakta (kocasızmış gibi) bırakmayınız.” (Nisâ Sûresi:129)

Peygamberimiz (SAV)de bir hadislerinde :”Kim nikâh altında iki kadın bulundurur da bunlardan birine fazla meyil gösterirse, o kimse kıyamet günü bir tarafı felçli olarak gelir” buyurmuşlardır.

İslâm’da birden fazla kadınla evlenmek her ne kadar müsaade edilmişse de aralarında âdil davranmak mümkün olmadığından birle yetinilmesi yukarıdaki âyet ve hadise göre Allah’ın ve Peygamberin emridir.

Kanuni Sultan Süleyman zamanında yaşayan büyük Türk âlimlerinden Kınalızâde, İslâm’da tek kadınla evlenmenin esas olduğunu şöyle ifade eder:

“ Gerçi dinde birden fazla evliliğe müsaade edilmiştir. Fakat nafaka ve nikâhlı kadınları eşit tutmak şartına bağlanmıştır. Kur’an’da “adaleti yerine getirememekten korkarsanız bir kadınla yetinin” buyrulmuştur. Burada adalet yapılmamasına değil, adalet yapılamaz korkusuna bağlanmıştır. Şu halde bir kimse alacağım kadınlar arasında adalet yapamam diye korkarsa Kur’an’a uyarak bir kadınla yetinmesini vacip ve birden fazla kadınla evlenmesi haramdır.”

Buraya kadar anlaşıldığına göre İslâm’da asıl olan tek kadınla evlenmektir. Din de akıl da bunu gerektirir. Ancak dinimizde dörde kadar evlilik ruhsatı bazı zaruri hallerde verilmiştir. Aynı zamanda ağır şartlara bağlanmıştır. İslâm âlimleri bazı hallerde başvurulacak bu yolun toplumun ahlâkî problemlerinin çözümü için sosyal tedbirden başka bir şey olmadığı üzerinde müttefiktirler.

Mantıklı bir şekilde düşünecek olursak insanlık ve aile için en uygun olanı da budur. Zira birden fazla kadının kendi aralarında geçimi, çocukların eğitimi zor bir iştir.

Ayrıca normal bir zamanda hangi kadın, kendisini arzu eden bir erkek varken evli bir erkekle evlenmek ve bir kadının üstüne eş olarak gitmek ister? Erkek de böyle bir kadını zor bulur. Bunun için tek evlilik geleneği önemli bir durum olmadıkça normal olarak devam edecektir.

 

  1. J) BİRDEN FAZLA KADINLA EVLENME MÜSADESİ NİÇİN VERİLMİŞTİR?

Mecelle’nin 21. Maddesinde :” Zaruriyetler memnu olan şeyleri mübah kılar” denilmiştir.

Yüce dinimiz bazı aksaklıkları giderebilmek, insanı ve toplumu felakete götürecek halleri ortadan kaldırmak için insanın mutsuzluğuna neden olabilecek durumlarda bazı tedbirler almıştır. Bu tedbirlerden birinde dörde kadar evlilik ruhsatıdır.

Bunun nedenlerine geçmeden önce İslâm’dan önce sayısız evliliğin yaygın olduğunu ve bunu İslâm Dininin sınırlandırma yoluna gittiğini, bazı özel durumlarda ise birden fazla evliliğin kaçınılmaz bir zaruret haline geldiğini hatırlatmakta yarar vardır sanırım.

Bundan sonra İslâm Dininin niçin birden fazla kadınla evlenme müsaadesi verdiği konusunu şöyle izah edebiliriz:

Yakın tarihe kadar yapılan savaşlarda ganimet olarak sadece mal alınmıyor, alınan savaş esirleri, savaş dışı kalan kadınlar ve çocuklar da ganimet sayılıyordu. Savaşı kaybeden tarafın erkekleri genellikle öldüğünden, esir alınanlar arasında daha çok kadınlar bulunuyordu. İslâm inancına göre insana karşı yapılabilecek her türlü zulüm haram kılınmıştı. İslâm Peygamberi esirlere iyi muamele edilmesini, yeme içme, barındırma konularında titiz davranılmasını emretmiş, hatta “ Esirlere yediğinizden yediriniz, giydiğinizden giydiriniz” buyurmuştur. Ayrıca dinimize göre nikahsız bir erkekle bir kadının bir arada beraber yaşaması uygun görülmediği ve kadının her türlü ihtiyacının karşılanabilmesi için en uygun yok evliliktir.

Ulaşımın güç olduğu dönemlerde ticaret ve çalışma gibi nedenlerle uzak yerlere giden erkeklerin katledilmeleri ve hastalık sebebiyle ölümleri, kadınların bir bölümünün dul kalmasına sebep oluyordu.

Bu durumlarda dul kalan kadınların korunması, kötü yollara sapıp alçalmaması ve tekrar aile hayatına dönmelerini sağlamak için böyle bir müsaadeden başka ne gibi aklî ve insanî çare olabilirdi?

Eğer böyle durumlarda dinimiz birden fazla evliliğe müsaade etmemiş olsaydı, insanlar böyle çareyi mutlaka düşünmek zorunda kalacaklardı. Nitekim tarihte bazı uygulamalar olmuştur. Bunlardan birkaçını burada zikredelim:

Firavunun tahtını koruyabilmek için erkek çocuklarını öldürtmesi üzerine daha sonraki yıllarda çok evliliğe müsaade etmişlerdir.

1650’ de 30 yıl süren harpler neticesi erkekler öyle azalmıştı ki, yetkililer Nuremberg’de özel kanun çıkararak erkeklerin birden fazla evlenmesine resmen müsaade etmişlerdir.

Diğer bir örnekte II. Dünya harbinde Almanya’da erkeklerin azalması kadınların sayıca erkeklerden çok fazla olması, Alman yetkililerini bu duruma çare aramaya mecbur etmiştir. Tek çare olarak birden fazla evliliğe müsaade edilmiş. Metres hayatı yaşayanlara göz yumulmuş, ayrıca çeşitli yollarla yabancı ülkelerden erkek ithali yapılmıştır.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Konuyu uzatmadan şu hususu da belirtmekte yarar vardır: Çoklarımız büyüklerimizden dinlemişizdir. Çanakkale ve İstiklâl savaşlarının devam ettiği günlerde mezarlıklara erkek cenazesi gömülmemiştir. Yıllarca ölen ihtiyarları gömmek için erkek bulamadığından cenazeler arabalarla taşınmış. Cenazeleri kadınlar gömmüştür. Bazı erkek cenazelerin yıkanma işlemi yapılamadığından cenazenin günlerce beklediği, komşu köylerden insan çağrılarak cenazelerin defnedildiği çok olmuştur.

Bir de normal zamanlarda bile kız bulamayan erkeklere pek rastlanmadığı halde erkek bulamayan, hayat boyu görücü bekleyen kızlara boşanıp da dul kalan ve dul olduğu için kendilerine pek itibar edilmeyen kadınlara sıkça rastlanmaktadır.

Bu durumda ne olacak? Yapılacak olan şey nedir?

Kadınların kadınlık hislerini, onları evliliğe iten nefsi ve ekonomik istek ve ihtiyaçlarını yok edemeyeceğimize göre, kadınların erkeklerden çok olduğu bir toplumda bazı kadınları erkeksiz bırakmak aile yuvasından mahrum etmek mi daha doğru olacaktır? Yoksa zarurî hallerde kadının bir sıcak aile yuvası bulması, ana olması, biyolojik ihtiyaçlarının karşılanarak kadının korunması mı daha uygun olacaktır?

Toplum yapısı itibariyle piç adı verilen gayri meşru çocukların ve bu çocukları dünyaya getiren kadınların bulunduğu toplum yerine babası belli çocukların, kocası belli kadınların yaşadığı bir toplum daha iyi değil midir?

Erkek için evlenmek nasıl bir ihtiyaçsa, kadın için daha büyük bir ihtiyaçtır. Ne sebebiyle olursa olsun kadının erkeksiz bırakılması, evlilik hayatından mahrum edilmesi, hem kadın hem de toplum açısından son derece mahsurludur. Kadının ve toplumun korunması bakımından, kadının bir erkeğin himayesinde yaşaması, başıboş yaşamasından daha hayırlıdır. En önemlisi de evlenmemiş kızların şu veya bu sebeple dul kalmış kadınların evlenebilmesi, çocuk yaştan itibaren kadının hayallerini dolduran; evlenme, yuva kurma ve ana olma gibi ideallerin gerçekleşmesi için bir fırsat olacaktır.

Aksi halde bir kadının evlenmemesi sonucu, kadın ya her türlü güçlüğe göğüs gererek iffet ve namusunu korumaya çalışacak veya ben de bir insanım, diğer kadınlardan farkım ne diyerek gayri meşru tatmin yolları arayacak, sonunda sefalete itilerek karısı olan bir koca yerine birçok erkeğin zevk âleti olacaktır. Biraz yaşlanınca da terk edilecek, geçiminden sorumlu bir kocası olmadığı için hayatın güçlükleriyle karşı karşıya kalacaktır.

Ön yargısız düşünecek olursak, müsaadedeki esas gayenin herhangi bir sebeple evlenmeyen kadınların veya kadındaki ( sakatlık, hastalık, delilik, yaşlılık gibi) bazı nedenlerle aile ilişkilerini sürdüremeyen erkeklerin korunması, dost ve metres hayatı yaşanarak inanç ve aile kutsallığına gölge düşürülmemesi için tedbirden başka bir şey olmadığı görülecektir.

Patricia De Joux isimli bir kadın yazar 15 Şubat 1967 tarihli dünyanınen büyük gazetelerinden biri olan “The Times” de ”Dinlerde Kadın” konusunda ilginç bir yazı dizisi hazırlamıştır. Her dinin kadın konusunda görüş ve düşüncelerini ele aldığı bu yazıda “İslâm’da Kadın” başlığı altında yayınlanan yazının bir bölümünde:

“Dört kadın almaya matuf mantıkî irade ise daha ziyade eski kötü davranışları engellemek ve savaşlar sonucu dul kalan kadınların bozulan aile hayatlarını yeniden tanzim etmek gayesine bağlanılmıştır. Bu mantıkî irade dışında gerçek birçok Müslümanın sadece tek karısı vardır. Ve umûmî temâyülbu yöndedir. Zira birden fazla alınacak kadınların her biri için aynı hakkı tanıma mükellefiyeti poligamiyi önleyen başlıca temâyül olmuştur” der.

Bu ifadeler sadece gerçeği ortaya koymakla kalmayıp aynı zamanda ön yargısız varılacak mantıkî düşünceyi belirtmesi bakımından önemlidir.

Bugünkü değişik toplumlara bir göz atacak olursak, para karşılığı kendini satarak fahişelik yapan, umumhanelerde çalışan kadınların durumları araştırılacak olursa genellikle bunların herhangi bir nedenle evlenemeyen veya evlenip de boşanan, bir daha evlenme imkanı bulamayan kadınlar olduğu görülecektir.

Aslında hangi kadın, analığı ve hanımefendiliğini bırakıp da kötü yola düşmek ister? Ama düşmektedir. Ve bu yüzden nice aile yuvaları yıkılmakta, nice cinayetler işlenmektedir. Sebep oldukları sayısız kötülükler yüzünden de toplumların ahlâkı bozulmaktadır. Boğularak öldürülen veya kundaklanarak oraya buraya bırakılan çocuklar, üzerinde durulması gereken düşündürücü bir husustur.

Bu durum karşısında İslâm Dininin bazı zarurî hallerde birden fazla kadınla evlenme müsaadesi vermiş olması, tenkit edilmeden önce insanlık için toplum yararına verilmiş bir müsaade olup olmadığı üzerinde durulmalıdır.

Sonuç olarak; erkeğin kadına ihtiyacından ziyade, kadının erkeğe daha fazla ihtiyacı vardır. Zira her kadın kendi geçimini sağlayacak güçte ve durumda değildir. Bunun için kadın mutlaka bir erkeğin himayesine muhtaçtır. Peygamberimiz (SAV) : “Kocası olmayan kadın ne kadar zavallıdır” buyurmuşlardır.

Ayrıca kadın sevgiye, şefkate muhtaç olduğu kadar, ırzını ve namusunu koruyacak erkeğe de muhtaçtır. Zira kadın yaratılış itibariyle erkeğe nazaran daha zayıftır. Bunun için mutlaka bir erkeğe sığınmak ihtiyacını hisseder. Kadının cinsi yönden de tatmin olma ihtiyacı vardır. Evlenme imkanı bulamayan kadın tatmin yolları arayacaktır. Eğer meşru yoldan tatmin olamazsa o zaman gayri meşru yollara sapacaktır.

Aksi takdirde kocasına bağlı olan, aile yuvasını ve çocuklarını seven fakat tıbbî yönden tedavisi imkânsız hastalığı olan bir kadın, aile yuvasına ve kocasına karşı görevlerini yapamaması halinde ya huzursuz bir aile hayatı yaşamak veya boşanarak hayatın zorluklarına karşı göğüs germek mecburiyetinde kalmayacak mıdır?

Düşünülecek olursa bir kadının üzerine başka bir kadının alınması boşanarak yalnızlığa yoksulluğa itmesinden daha ağır olamaz. Aslında yuvasının yıkılmasını istemeyen ve bir daha evlenip aile yuvası kuramayacak olan bir kadın, kocasının ikinci evliliğine rıza gösterecektir. Hatta bu işi kendisi düşünecektir. Nitekim Hz. İbrahim’in eşi Sâra, yaşlı olduğu ve çocuk doğuracak durumda olmadığı için kocasını Hacer’le kendisi evermiştir.

Bir de sıcak iklim bölgelerinde kızlar küçük yaşta ergenlik çağına girmekte ve cinsi iktidarları erken yaşlarda kaybetmektedirler. Bu durum da erkek açısından ne gibi bir çare düşünülecek acaba? Onun tatmin olması için gayri meşru ilişkilerine göz mü yumulacak? Yoksa ikinci evlilik yapamazsın denilerek, ne yaparsan yap! Metres kullan, evlatlık al da beraber yaşa mı denilecek?

Bir erkeğin kadınlık vazifesini yerine getiremeyen, kısır, ev işlerini yapamayacak kadar ihtiyar bir kadınla yaşamaya mecbur tutulması uygun bir hareket olmayacağı gibi, tek evlilik olacak diye bir erkek bakmakla yükümlü olduğu eşini ( kötü anında boşamak istemiyorsa) boşamaya zorlanması da elbette insanî olamayacaktır. Bu konudaki müsaade, özel durumlarda koca istemediği karısı ile yaşamaya veya istemediği halde boşanmaya mecbur kalmaması için verilmiştir.


Bu yazıyı 271 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.