ENGELLİLER

İki gün önce (5-Mart-2014) günü haberleri seyrederken; yürekleri burkan, vicdanları sızlatan, ahlak dışı, insanlık dışı bir olayı seyrettik. Olay şu:

Biraz yaşlıca bir âmâyı üç genç yol gösteriyoruz, yardım ediyoruz diye ana yoldan ara yola götürüyor. Ne yi var, nesi yok almak istiyorlar. Âmâ vatandaşımız direniyor. İçlerinden biri dayanak ayakta durduğu bastonuna bir tepik atıyor. Âmâ yere yığılıyor. O yerde yatarken cebindekileri alıyor. Bir kahraman gibi oradan uzaklaşıyor.

Ardından bu insan mı diye baktım. Şekli insana benziyordu, ama yaptığı vahşi hayvan işiydi. Gece uyuyamadım.

Şunu da ilâve edeyim. Bu haberin ardından iki engelli kardeşimin akülü arabasının çalındığı haberi vardı.

Tek tesellim, insanî duygularını kaybetmiş, Cenab-ı Allah’ın ‘Belhüm adel’’ (Hayvandan aşağı) dediği bu insanlar kıyamet günü karşılaşacak. Bu defa onlar kör olacak. Zulmedilen, aynısını yapacak. Böyle bir ödeşme olacak.

İnsanımız kapak topluyor, araba alıyor, nerede görürse, işini bırakıp yardımcı oluyor. Acımasız, vicdansız, ahlaksız ve Allahsız olanlar vahşilik sergiliyor.

 

Şair böyleleri için şöyle demiş:

–          ‘‘Yılan mısın, kimi görsen sokuyorsun?

Baykuş musun nereye konsan yıkıyorsun?

 

X         X         X

 

‘‘Ne kendisi eyledi rahat, ne halka verdi huzur,

Göçtü gitti bu cihandan dayansı ehl-i Kubur.’’

 

3- Aralık Dünya Özürlüler Günü olarak ilân edilmiştir. Gün ilân etmek yeterli değildir.

Bedensel zihinsel rahatsızlığı olan, ihtiyaçlarını karşılamada güçlük çeken insanlara engelli denir.

Türkiye’de 10 milyona yakın engelli vardır. Sayı her an değişebilir. Beklenmedik anda en sağlıklı insan, bir anda engelli hale gelebilir. Birden hastalanır. Aniden kaza geçirir, engelli olur. Onun için: ‘‘İnsan ne oldum dememeli, ne olacağım demeli’’ derler.

İhtiyar, elden ayaktan düşmüş, işini görmekten âciz analar, babalar, büyükanne, büyükbabalarda engelli sınıfından sayılır. Onların yeri huzur evi değildir.

 

            Herkes Engelli Olabilir:

            İnsan her an hastalıklarla, kazalarla, belâlarla karşılaşabilir. Hatta öyle i, cenazeye giderken cenazesi gelebilir.

İnsanların bazıları sağlıklı, bazıları da engelli olduğu halde hayatını sürdürmektedir. Şu andan sapa sağlam olanın anında sakat kalmayacağına dair elinde garantisi yoktur. Bir anda başını bir şey düşer, ayağı burkulur. Araba kaza geçirir veya birden rahatsız olur, kendini acilde bulur. Onun için Engellilerle ilişkilerimizde empati yapmalıyız. Bende bunun gibi, hatta bundan daha kötü olabilir, şeklinde düşünmeliyiz. Meselâ; gözleri görmeyeni anlamak için bir müddet gözümüzü kapatarak durabilir, yürüyebiliriz.

Engelliler en çok empati yapılmamasına ‘‘sen engellisin, bunu yapamazsın’’ denmesine ve horlanmasına çok kızarlar. Kendilerine fırsat verilmesini isterler.

Engelliler şunu bilirse, isyan etmez daha sıkıntısız, üzüntüsüz yaşarlar. Nedir o? Her noksanlık, sakatlık bir imtihan sebebidir. Eğer sabredilir, beterin beteri vardır denirse, engellilik günaha kefarettir. Engelliye müjdeler vardır. Bu konuda peygamber (as) şöyle buyurur:

Bir Müslüman isabet etmiş herhangi bir hastalık, dert, hüzün ve hatta gam yoktur ki, Allah (c.c.) bunu onun hataları için keffaret kılmış olmasın! (Müslim Birr, 52) ‘‘Allah, batan bir diken de dahil olmak üzere, başına gelen her bir musibet sebebiyle Müslüman’ın hatalarını (günahlarını) örtmekle kalmaz, onu bir derece de yükseltir.’’ (Müslim, Birr, 46-47)

 

            Günümüzde Engelliler:

            Bugün ne yazık ki, bazı insanî duygular biraz yozlaşmıştır. Bunu ifade eden; ‘‘Merhametten maraz doğar.’’ ‘‘Acıma, acınacak hale gelirsin’’,‘‘Düşene birde sen vur.’’  ‘‘Öldüm diyene Öl de!’’,‘‘Yandım diyene yan de!’’ gibi. İnanç ve kültürümüzle bağdaşmayan ifadeler sıksık söylenir ve duyulur olmuştur.

Hırsız, azıcık bir menfaat için öldürmekte veya sakat bırakmaktadır. Depremde duvar altında kurtulmayı bekleyen kadının bir bilezik için eli kesilmektedir.

Halbuki Osmanlıda engellilere özel ilgi gösterilmiştir, onlara özel tedavi yöntemleri uygulanmıştır. Avrupa’da zihinsel engellilerin içine şeytan girmiş diye zincire vurulurken bizde özel hastaneler açılmış müzikle, masal anlatılarak dua ettirilerek, şefkat ve merhametle tedavi yoluna gidilmiştir.

Dedelerimiz, özürlüler için vakıflar kurmuştur. Hatta göç edemeyen özürlü leylekler için bile Bursa’da, Ödemişte bazı bölgelerde Gureba-i Laklakan (Leylekler hastanesi) adı ile vakıflar kurulmuştur.

Görme engelliler için vakıflar kurmuşlardır. Ayrıca onları birer meslek sahibi etmişler, toplumda onlara yer vermişlerdir. Onların hafız olmasını, camilerde müezzin olmalarını sağlamışlardır.

Sağırları mahkemelerde çalıştırmışlardır. Sarayda sağır ve dilsizler çalıştırılırdı.

1889 da dilsizler için okul açılmıştır. Abdulhamid, işitme engelliler için okul açmıştır.

Ahilik teşkilatı, engellilerin tedavisi ve geçimini temin için özel gayretler göstermiştir.

Savaşlarda eli ayağını kaybedenlere protez takılır, hayattan kopması, başkalarına muhtaç olması önlenirdi.

Engelliler bazı sorunlarını kendi çabaları ile aşabilirler. Önemli olan engelliye engel olmamaktır. Bugün yol yapılıyor, merdiven yapılıyor, cami yapılıyor, devlet binaları yapılıyor, engelli düşünülmüyor.

Son zamanlarda taşıma araçlarında, resmi binaların girişinde, cami girişlerinde ve hastanelerde engellilerin düşünülmesi, güzel bir gelişmedir.

Bazı yerlerde engelliye engel çıkaran kurumlara ceza kesilmesi, engelliye devlet elinin uzanması sevindiricidir.

Son zamanlarda zenginlerimiz, engelliler için eskiye nazaran daha duyarlıdır. İnsanımız daha saygılıdır.

Asıl engelli, bir konuda bir şey yapamayan, önünde engel olan ve kendisine sen engellisin bunu yapamazsın denilendir.

Bir gün Hz. Aişe (ra) birinden bahsederken

– ‘‘Kısa boylu’’ diye söz etmişti. Peygamber (sav): ‘‘Öyle deme, ya Aişe!’’ diyerek onun kusuru ile anılmasını istememiştir.

İslâm inancında insanlar renginden, kusurundan, engelli oluşundan dolayı kınanamazlar, hor görülemezler, her hangi bir hakkından da mahrum edilemezler, Her insan gibi engellilerinde hakları vardır.

Engelli, o halini kendi istememiştir. Kendisinin tercihi değildir.

Bu arada şunu ifade edeyim ki, Engelliye Allah’ın cezalandırdığı kimse olarak bakılmamalıdır. Bizde bir engelli olabilirdik.

Birde engelli, durumunu istismar ederek dilenciliği meslek edinmemelidir. Bizlere düşende bir engelliyi dilenmeye mecbur etmemektir. Ona yardımcı olup, ihtiyacını karşılamaktır. Onun için yardımlarda engelliler öncelikle düşünülmelidir.

Bazı insanlar, engellinin durumuna göre hele cahil kesimlerde alay ediyor. Ona lakâp takıyor. Engellinin üzüleceği adlarla çağırıyor.

‘‘Kör bilmem kim, Topal falan, sakat, sağır, deli gibi engellinin özrü ile onu anıyor.

Bu saygısızlıktır, cahilliktir.

Peygamber (as): ‘‘Bir kusurundan dolayı bir insan, birini kınarsa, o hal başına gelmeden ölmez.’’ buyurmuştur.

Sahabeden Üsame (ra)’ın babası şöyle anlatmıştır:

Biz Allah Resûlünün ardında namaz kılarken görme özürlü biri, çukura düştü. Bazıları

ona güldü. Bunun üzerine Resûlullah: ‘‘yeniden abdest alıp namazı tekrar kılmamızı emretti, der.’’

 

            Bazı sakatlıklar hem bizim için hem de engelli için imtihandır:

            Cenabı-ı Allah kullarını açlıkla, azlıkla, çoklukla, hastalıkla, organ noksanlığı ile imtihan eder. Hatta kullarını kullarla imtihan eder.

Allah, kullarını yaratırken imtihan için yaratmıştır. Bakalım ne yapacaklar, ne yapmayacaklar diye imtihana tabi tutar.

Engelli olmak ceza değil. Allah’ın rızasını kazandıracak bir fırsattır. İnsanın kendisi, evladı, kardeşi, ana babası veya bir başka engelli olabilir. Bu bir imtihandır.

Allah’ım, ne günah işledim ki, bu başıma geldi? denmemelidir. Falanı Allah şunun için cezalandırdı denmemelidir.

Engelli, halini şükredecek. Beterin beteri var. Kendinden aşağıdakilere bakıp haline şükredecek, Allah’ın kendisini imtihan ettiğini düşünecek Allah’ın rızasını kazanacak, imtihanı kazanacak. İşte bunu fırsata dönüştürecektir.

Engelli yakını, ‘‘Allah beni bununla imtihan ediyor’’ diyerek ona hizmet edecek Allah’ın rızasını kazanacak. Cenneti kazanacak. Engelli, onun içinde fırsat olacaktır.

İmtihan ağır olduğu ölçüde mükafatı da büyük olacaktır.

Engellilerle toplumda imtihan olur. Engelliyi hor gören, itip kakan büyük günaha girmiş olur.

Bir kutsi hadiste Cenab-ı Allah:

– ‘‘Kulumun iki gözünü almakla imtihan ederim. Kulum, mükafatını alacağı inancı ile sabrederse, onu cennet ile mükafatlandırırım.’’ (Tirmizi Zühd:58) müjdesini vermiştir.

 

            Engelliler Konusunda Kur’an ikaz ediyor:

            Peygamberimiz (sav) şöyle buyurur:

– ‘‘Cenab-ı Allah sizin şeklinize, sûretlerinize bakmaz, sizin kalplerinize bakar.’’

– İnsanın vücudu özürlü olabilir yeter ki, gönlü, kalbi özürlü olmasın.

Cenab-ı Allah ahirette herkesi 33 yaşında, sağlıklı ve eşit yaratacaktır. Dünyadaki bu hal, geçicidir. Yalnız Tâhâ sûresinde (124-126) kendisini anmayanları, kulluk etmeyenleri, dünyada sıkıntılı bir hayattan sonra ahirette kör olarak yaratacağını bildiriyor. O, neden kör yaratıldığını sorunca, ona: ‘‘sen bizi unuttun, bizde seni unuttuk’’ diyeceğini bildiriyor.

Peygamberimiz Zamanında Kureyşin büyükleri peygamberimize geldiklerinde fakir Müslümanları yanlarında istemiyorlardı. Peygamberimiz Müslümanları dışarı çıkarmak istedi. Bunun üzerine Cenab-ı Allah peygamberimizi şöyle uyardı:

– ‘‘Rablerinin rızasını isteyerek sabah-akşam O’na yalvaranları kovma! Onlardan sana biri sorumluluk, sendende onlara bir sorumluluk yoktur. Onları kovup da zalimlerden olma!’’ (Enam:52)

Bir uyarıda şöyle oldu: Peygamberimiz (sav) Kureyşin ileri gelenlerine İslam’ı anlatıyordu. Bu arada Abdullah b. Ümmü Mektum. Kör olduğu için durumdan habersiz, peygamberimize;

– ‘‘Ya Rasûlallah Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret’’ dedi. Abdullah tekrar seslendi. Bu arada Kureyşin ileri gelenleri kalkıp gittiler.

– Cenab-ı Allah onu şöyle uyardı:

– ‘‘Peygamber, Amânın kendisine gelmesinden dolayı yüzünü ekşitti ve çevirdi. Resulüm! O’nun halini sana kim bildirdi. Belki o temizlenecek yahut öğüt alacak da öğüt ona fayda verecek’’ (Abe:1-4)

Kur’an’da ki bu uyarılar aslında bizim içindir.

 

            Peygamberimizin Engellilere davranışı:

            Peygamber (as) Engellilerle ilgilenmiş, onlara değer vermiş, onları evlendirmiş, iş imkânları sağlamış, onları eğitmiş, onları bir kenara itmemiştir. Onlarla her zaman ilgilenmiştir. Onlara önemli görevler vermiştir.

Peygamber (as) Engellilerle alay edilmesine hor görülmesine müsaade etmemiştir. Bilakis onlara yardım etmeyi teşvik etmiştir.

Bir hadislerinde: ‘‘Bir âmâyı kırk adım götürene cennet vacip olur.’’ buyurmuş, engelliye yardım edene, cennet vaat etmiştir.

Doğuştan engelli olduğu için çölde insanlardan uzak yaşamayı tercih eden Zahir İbni Haram, insanların yanına gelince utanır, sıkılırdı. Onun için çölde, yaşardı.

Peygamberimiz (sav) Zahir’le devamlı ilgilenmiş ona çölde bulunan bazı otları ve bitkileri toplayıp pazara göndermesini istemiştir. Onu topluma kazandırmak ve ihtiyacını gidermesi için topladıklarını sattırmıştır. Zahire satarken de ona yardımcı olmuştur. Böylece hayata küsmesini önlemiştir.

X                     X                     X

 

Peygamber (sav) Abdullah Ümmü Mektum’u Mescid-i Nebevide müezzin olarak görevlendirmiştir. Şehir dışına çıktığında 13 defa kendi yerine vekil bırakmış, namazları o kıldırmıştır.

 

X                     X                     X

 

Peygamber (as), ortopedik özürlü olmasına rağmen Muaz bin Cebel’i Yemen’e vali olarak görevlendirmiştir. Onu ata bindirdikten sonrada bir müddet onunla yürümüştür.

 

X                     X                     X

 

Allah Resûlü engellilerin camiye gelmelerini ısrarla istemesinin sebebi, onların toplumdan dışlanmamasıdır. Onların yalnız kalmamasıdır. Toplumdan kopmamalarıdır.

X                     X                     X

 

Bilal-i Habeşi’yi annesi sebebiyle renginden dolayı diline dolayan Ebu Zer’i, peygamberimiz ‘‘sende hâlâ cahiliye adetleri var’’ diyerek ikaz etmiştir.

 

X                     X                     X

 

Bir gün Hz. Aişe validemiz Hz. Safiye’nin boyunun kısalığı diline dolamış, ondan bahsetmişti. Hz. Peygamber, Hz. Aişe’ye:

– Öyle bir söz söyledin ki, eğer söz denize karışmış olsaydı, denizi karıştırırdı diyerek uyarmıştır.

 

X                     X                     X

 

Peygamberimiz (as) İtban bin Malik’i, engelli olmasına rağmen imamlık yaptırmıştır. Amr bin Kays’ı bir defasında Mekke’de yerine vekil bırakmıştır. Değer vermiştir.

 

            Bizimde Engellilere karşı görevlerimiz vardır.

            Engelli insanlarda hak sahibidir. Onlarda herkes gibi insandır.

Ashabdan bir sahabe peygamberimize:

– ‘‘Ya Rasûlallah! siz beni belki değersiz buluyorsunuz ama ben evlenmek istiyorum’’ demişti. Engelinden dolayı insanların kendisini hor gördüğünü düşünüyordu. Peygamber (as) ona: ‘‘Hayır sen Allah katında kesinlikle değersiz değilsin’’ diyerek onun gönlünü almıştır.

Engellilerin de eğitim, çalışma, evlenme gibi hakları vardır.

Engelliler tabii haklarından mahrum edilmezlerse, topluma yük olmaktan kurtulur, faydalı insan olur. En azından yükü azalır.

Engelli olduğu halde nice ilim sahibi, buluş sahibi, insanlık yararına çalışan nice insanlar var. Belirli dallarda başarılar göstererek ödül alanlar var.

Toplumda sağlıklı insanların yanında elbette engelliler de olacaktır. Onları asla hor, hakir görmemeliyiz. Onlara şefkatle, merhametle muamele etmeliyiz. Bizden bir şey isterlerse,

seve seve yerine getirmeliyiz. Kendilerini idare edebilmeleri için yardımcı olmalıyız. Böylece

onların başkalarına el açmamalarına, dilenmemelerini sağlamalıyız.

Bakın bize Cenab-ı Allah ne buyuruyor:

– ‘‘Âmâya güçlük yoktur. Topala güçlük yoktur. Hastaya güçlük yoktur. (Bunlara yapamayacağı görev vermeyin. Eğer verilen görevi onlar yapamazlarsa, bundan dolayı sorumlu olmazlar.) (Nur:61)

Engelliler, insanlık, görevlerimizi hatırlatmak için, Allah’ın rızasını ve sevap kazanmak için, bizim önümüze çıkarılmış fırsatlardır. Onlar sayesinde şükrederiz. Onlar sayesinde sağlığımızın kıymetini biliriz. Onlara yaptığımız görevden dolayı mutlu oluruz. Buna karşılık Allah da bize faydası dokunacak insanlar halk eder.

Engelliye kusurlu gözü ile bakılmamalıdır.

Engelli, suçundan, günahından dolayı cezalandırılan insan değildir.

Engelli yakını, olanlara acıma duygusu ile değil, sakat gözü ile değil şefkatle merhametle muamele etmelidir. Onları imtihan sebebi olarak görmelilerdir.

Engellilere, ‘‘bir şey beceremiyorsun.’’ ‘‘Kendi işini kendin gör’’ , ‘‘bıktım, yoruldum artık’’

Gibi kırıcı sözler söylenmemelidir. Sabır gösterilirse, iyiliğe nâil olunur.

Doğuştan, bir kaza, bir hastalık sonucu engelli hale geleni, eşi, çocukları, ana babası veya kardeşleri terk etmemelidir. Unutulmamalıdır ki; her insanın başına her türlü kaza belâ gelebilir.

Sosyal hayatta onlar için engeller kaldırılmalıdır. İş imkânı sağlanamayanlara maaş bağlanmalı, zorunlu ihtiyaçlarını ücretsiz elde edebilmelidir.

Barınmaları konusunda kolaylık sağlanmalıdır. Çözüm bekleyen problemleri çözülmelidir.

İnanç, insanı sıkıntılı hayattan kurtarır. Bunda da vardır bir hayır, hayırlısı, Allah’tan gelene ne denir ki,  dedirtir. Sabrettirir. Yani inanç, insanın yükünü hafifletir. İnanan insan, sızlanmaz, şikayet etmez, daha doğrusu isyan etmez. Bunun için onlara dinimiz güzel anlatılmalı ve onlar dini hayatın içine çekilmelidir. O zaman ümitsizliğe, karamsarlığa düşmezler kendilerini sıkmadıkları gibi etrafını da sıkmazlar, bezdirmezler.

Peygamberimiz engellilerin camiye gelmelerini istemiştir. Çünkü; dini emirlerden onlarda sorumludur.

Bugün sadaka olan sevaplı işler çoktur. Peygamberimiz ‘‘güler yüz sadakadır’’ diyor. Bir hadislerinde de:

– ‘‘Köre eşlik edip yol göstermek, yardıma muhtaç özürlülere yardım etmek, sağır ve dilsizlere muhtaç oldukları bilgileri anlamalarında yardımcı olmak, Allah’ın rızasına erdiren hayırlı amellerdendir.’’ (Müsned, 5/169)

İnancımıza göre; aramızdaki çocuklar, yetimler, öksüzler, ihtiyarlar ve muhtaç kimseler sebebiyle Allah’ın rızasına ve ikramına kavuşuruz.

 

Sevgili peygamberimiz (sav) şöyle buyurur:

– ‘‘Siz ancak içinizdeki zayıflarınız ve ihtiyarlarınız yüzünden rızıklandırılırsınız’’ (Buhari, Cihad:76)

Anadolu’muzda bir âdet vardır. Yağmur duasına çıkılacağı zaman yeni doğmuş kuzular, çocuklar, zihinsel, bedensel engelliler unutulmaz. Onlar yüzü suyu hürmetine dua edilir.

Engellilere nasıl davranılması gerektiğini bilirsek, hayat çekilmez olmaktan çıkar. Bu konuda hem engelli olanlar hem de insanımız eğitilmelidir. Okullara hayat dersi konmalıdır. İnsanî, ahlakî davranışlar öğretilmelidir.

Bugün kör bir insanı yerlerde sürükleyen ve cebindeki ekmek parasını alıp giden hayvanı, bu eğitim sistemi yetiştirmiştir.

Akülü arabası çalınan engelli, yatalak kardeşimiz şöyle diyordu: ‘‘Allah’tan da korkmuyorlar.’’

İnsanımıza şu üç kelimeyi öğretsek, bir çok problem kendiliğinden çözülecektir. Nedir o üç kelime ‘‘Allah görüyor, Allah biliyor ve Allah soracak.

Rabbim kimseye organ noksanlığı vermesin. Aklımızı almasın, gözümüzün nurunu almasın. Elimizin ayağımızın canını almasın.

Engelli olan kardeşlerime ve yakınlarına sabır versin. Allah yardımcıları olsun. çektikleri eziyetler günahlarına keffaret olsun. Ahirette mükafatları cennet olsun.

Allah’ın selâmı üzerinize olsun.

 


Bu yazıyı 1.132 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.