Fala Bakmak, Baktırmak

Halkımız arasında yaygın olan hurafelerden biri de fala baktırmak, fal açmaktır. Çoğu, işi şakaya vurup hurafenin yaşanmasına neden oluyor.

 

Fal ve falcılık gelecekten, gayb (bilinmeyen alemden), haber vermektir. Falcılık bize cahiliye devri mirasıdır. Cahiliye devrinde “ezlam” denilen fal okları vardı. Araplar ok çeker, onların üzerindeki yazılara göre iş yaparlardı. Fala bakmadan iş yapmazlardı.

 

Bilinmeyene, gizliliğe karşı bilme, öğrenme merakı her insanda oluyor. Söylenen birçok şeye inanma zaafı da hepimizde var.

 

“Fala inanma, falsız da kalma” diyerek falcıyı ve ona sormayı ihmal etmiyoruz.  Ele, fincana baktırıyoruz. Dergi, gazete falını kaçırmıyoruz, güvercine, tavşana kağıt çektiriyoruz. Ondan sonra falcı içimi okudu, dediği çıktı diyoruz. Aynı falı binlerce insan, benim falım diyerek okuyor.

 

Aslı çıkmayan birçok şeye bakmayız, biri tutarsa ona inanırız.

 

Bazı şeylerin şakası olmaz. Falcıya inanmıyorum ama deyip falcıya bir şeyler sormak, kağıt çektirmek, suya baktırmak, avuç içi okutmak, kahve fincanı kapamak, falcıya yitik sormak, eğlence olsun diye bunları yapmak asla doğru değildir. Kur’an’da falın her çeşidinin şeytanın pis işlerinden olduğu belirtilmiştir.

 

Falcı için “bildi”,”içimi okudu” diyenler oluyor. Falcının haberlerinin çoğu yalandır, bir kısmı tahmindir. Bir kısmı herkese hitap eden şeylerdir. Bazıları da cinlerden elde ettiği bilgilerdir.

 

Eğer falcı gizlilikleri bilseydi; definelerin yerini bulur, faili meçhul cinayetlerin katilini bildirirdi. İkramiye biletinin büyüğünü kendi alırdı. İnsanların ne zaman, nerede, nasıl öleceğini bilirdi.

 

İnsanların falcıya yönelmesinin sebepleri vardır. Falcı bazılarının zaafından yararlanır, inanç noksanlığı olanlara kendini çabuk kabul ettirir.

 

“Fala inanma, falsızda kalma” dediği halde geleceğe ve gizliliğe ilgi, falcılığı ayakta tutar. Sabah falcıya danışmadan, müneccime sormadan iş yapmayanlar vardır.

 

Gazete falına bakma merakı fazladır. Binlerce insan “Benim falım” diyerek gazete ve dergide aynı atıp tutmaları okur.

 

Hz. Âişe (ra) şöyle anlatır:

-“ Bir topluluk Allah Resulünden kahinler hakkında bilgi istedi. Peygamber onlara:

-doğru değil, dedi. Oradakiler:

-Onlar bazen doğru şeyler söylüyorlar, dediler. Bunun üzerine Peygamber onlara şöyle dedi:

-Onların bazı haberleri cinlerin meleklerden edindikleri haberlerdir. Yalanlar karıştırarak kahinin kulağına fısıldarlar. (Riyazüs Salihın:1700) 

 

Tarih boyunca falcıya müneccime danışmadan iş yapmayan insanlar ve yöneticiler olmuştur. Geçmişte hayatı falcılar, büyücüler ve müneccimler düzenliyordu. Neyi nasıl yapacaklar onlara danışılırdı.

 

Meselâ; Fransız Kralı II.Luis, çok fazla inanan ve inandığına değer veren bir insandır. Yanında müneccim taşır, hep ona sorar, onun söylediği gibi hareket ederdi.

 

Fransa ile İspanya arasında çıkacak savaşın neticesini müneccime sormuştu. Sabaha kadar müsaade isteyen müneccim:

-“Efendimiz, her şey istediğiniz gibi neticelenecek, savaşı siz kazanacaksınız.” demiştir.

Savaş başlamış ve Fransa’nın yenilgisi ile neticelenmişti. Canını zor kurtaran kral müneccimi çağırarak:

–    Sen her şeyi daha önceden biliyorsun, şimdi de ne zaman öleceğini bil bakalım, deyine müneccim:

–    Efendim şu anda bilemem, müsaade edin sabah haber vereyim, der. Sabah:

–   Efendim, yıldızlara baktım, benim ölümüm, sizin ölümünüzden tam üç gün evvel olacak, deyince kral biraz düşünür ve:

– Derhal git. Gözüme de görünme, sıhhatine de dikkat et, der. biraz altın verir. Her şeye rağmen kendisini acaba endişesinden kurtaramaz.

 

Eski Troyalılarda da kahinlere acayip rağbet vardı. Bir iş yapılacağı zaman onlara danışılır, bir çocuk doğunca ileri de iyi mi kötü mü olacağı kahinlere sorulurdu. Kaynaklara göre Troya Kralı Priamos’un Alexandros adlı bir oğlu olduğu zaman annesi bir rüya görür. Bu rüya üzerine derhal kahine başvurulur. Kahinin bu çocuğun Troya şehrine felaket getireceğini bildirmesi üzerine çocuk annesi tarafından Kaz Dağı’na bırakılır, ölüme terk edilir.

Bir zamanlar padişah ava çıkar. Gök bulutludur. Sürülerini otlatmakta olan çobana:

-Bugün yağmur yağacak mı? diye sorar.

Bir bulutlara bir keçinin kuyruğuna baktıktan sonra çoban:

–    Hayır efendim yağmayacak! der.

Bir müddet sonra bardaktan boşalırcasına yağmur yağmaya başlar. Bir o yana bir bu yana koşan padişah sığınacak bir yer bulamaz ve ellerini kaldırıp şöyle der:

-Yağ yağmur yağ! Akıl hocası çoban, barometresi keçinin kuyruğu olana bu az bile…

Ders alınacak bir olayda şudur:

Hunlar 91 yıllarında mallarını yağmalayan Çinlilerden mallarını geri istedikleri zaman, Çin yetkilileri verip vermeme konusunu falcılara sormuş. Onlarda “Vermeyelim, Hunlar yenilecek” demiştir. Çıkan savaşta Çinliler yenilmiş, yetkililer falcıları toplayıp öldürmüşlerdir.

III. Mustafa müneccimleri saraya çağırır. Müneccim ve falcılarda kuvvet arardı. Hatta Prusya Kralı II. Frederik’in savaşları müneccim ve falcılar sayesinde kazandığına inanırdı. Elçi göndererek ondan müneccim istedi.

 

Dinimizde falcılık, cahiliye âdeti sayılmış ve büyük günahlardan olduğu bildirilmiştir.

 

Kur’an’da:

-“Şeytan işi pisliktir. Ondan kaçının.” (Mâida:90)  

-“Fal okları ile kısmet aramamız haramdır.” (Mâida:3)  diye emredilmiştir.

 

Peygamber (as) falcının kazandığı paranın fuhuş parası ile aynı olduğunu bildirmiştir. (R.Salihın:1705)

-“Falcıya gidip bir şeyler soranın kırk gün namazı kabul olmaz.” buyurur. (R.Salihın:1701)

 

“Her kim falcıya, gaipten haber verene ve sihirbaza giderek onlardan bir şey sorar, söylediklerine inanır ve tasdik ederse kafir olur.” (Tirmizi, Tahare, 102; İbn Mace, Tahare, 122)

İslâm Alimlerine göre fala bakmak, baktırmak, onun dediklerine inanılsa da, inanılmasa de küfre götüren bir haldir.

 

Falcı yalancının ta kendisidir. Bugün yer altı hazineleri elde edebilmek için falcılara soranlar oluyor. Hiç düşünmüyorlar ki falcı bilmiş olsaydı herkesten önce o kazıp almaz mıydı?

 

Bir okuyucum yıldız nameye bakan birine gider, ölmüş kardeşinin adını verip bir şeyler sorar. Falcı atar tutar onun ölmüş biri olduğunu bilemez.

 

Cincilere gitmek de caiz değildir. Ona çalınan bir şeyi, kaybolan bir şeyi, sormak ve inanmak da imana zarar veren bir harekettir.

 

“Ben gaybı biliyorum. Cinler bana söylüyor.“ derse o da imanından olur. Çünkü gaybı cinde cinci de bilemez.

 

Cinler bazı gördükleri şeyleri söylerse de çoğu zaman yalan söyler, yanıltır.

Cenab-ı Allah :” Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. Yere yıkılınca anlaşıldı ki, cinler gaybı bilselerdi o küçük düşürücü azap içinde kalmazlardı.” buyurarak cinlerin gaybı bilmediğini haber vermiştir. (Sebe:14)

 

               Cinle, şeytanla uğraşmak insanın zarar görmesine neden olur. Bunlarla dostluk cehenneme kadardır. İnsanı aldatırlar ama suyunu ısıtıvermezler. Şeytan sapıklık içinde olanı aldatır. (Kaf:27)   

 

               Cin, şeytan istediğine istediği gibi zarar veremez. Bunlara fırsat verilmeden, kapı aralanmadan insana yaklaşamazlar.

 

Sapan, sapıtan, “Beni şeytan aldattı.” diyor. Şeytana uydum demiyor, suçu şeytana atıyor. (Yasin:60)

 

Cin, şeytan insana istediğini yaptırır anlayışı yanlıştır. Şeytanın insana zorlayıcı gücü yoktur. (Nisa:76 + Sebe:21 + Hıcır:42 + İsra:65)

 

Cinle, şeytanla uğraşan zarar görür. Bir zamanlar televizyonda cinlerle ilgili program yapan Sadettin Teksoy, cin konusuna el atınca cinlerde ona el atmış, bu konuyu bırakan Teksoy şöyle demişti: “Uyku sistemim tamamen bozuldu. Ağır baş ağrıları çektim. Hayatım alt üst oldu. Bir daha cinlerle ilgili program yapmayacağım. “(22.04.1996-Zaman) 

 

Cinlerin zarar vermesinden korkanlar “Cin” demiyorlar “Üç harf” diyorlar. Şeytanın zarar vermesinden korkanlar ona kedi, köpek veya insan kurban sunuyorlar.

 

Eski satanistlerde bugünkü satanistlerin yaptığını yapıyorlardı. Kuru kafa ile yıldız, siyah elbise ve boynuzla, kan akıtıyorlardı. Karanlıkta mum yakar, “Karanlığın Efendisi” diye alevine taparlardı.

 

Libya Çölü’nde yaşayan Gıalu Kabilesi kadınlarının uzun etekleri yerlerde sürünür, kadınlar böylece şeytanın kendi izlerini takip edemeyeceğini ve kendilerini yoldan sapıtamayacağına inanırlardı.

 

Gaybın bilgisi cincide, falcıda ve müneccimde değildir. Gaybın bilgisi Âlemlerin Rabbine aittir.

 

Tarih boyunca insanlık, merakı yüzünden, cehaleti sebebiyle yakasını falcıdan, büyücüden kurtaramamıştır.

 

Ben bilirim, gelecekten haber veririm diyen biri kendi hakkındaki şeyleri bile bilemez. Başına neler gelecek bilemez. (Lokman:34)

 

Kahve fincanı, avuç içi, bakla, neyi haber verebilir?

 

Bazıları ilgi çekmek, iltifat görmek, menfaat temin etmek için çeşitli yollara başvururlar. Bunlardan biri, girişe adamını yerleştirir, bir de verici koyar, gelenin bilgilerini alt kattan alır. Üst kata çıkan adama adını, nereden geldiğini, niçin geldiğini söyleyerek adeta teslim alır. Artık ne derse inandırıcı olur.

 

Hiç unutmam televizyonda Medyum Memiş ile Medyum Keto tartışıyorlardı. Medyum Memiş Medyum Keto’ya bir tokat attı ve: “Sen medyum olamazsın. Medyum olsaydın sana tokat atağımı bilirdin.” dedi.

 

Şeyh de gaybı bilemez. Müridlerini uzaktan göremez. Peygamberler bile Cenab-ı Allah’ın bildirdiğinden başka bir şey bilemezler. (Bakara:255)  ancak peygamberler mucize gösterir. Onlara vahiy gelir. Evliyalarda keramet gösterir.

 

Kur’an’da şöyle buyrulur:

-Gaybı Allah’tan başkası bilmez. (En’am:59)

-Gökte ve yerde gaybı Allah’tan başkası bilmez. (Neml:65)

-Gaipten haber verdiğine inananın kırk gün namazı kabul olmaz. (R.Salihın:1701)

               -Falın ne türlüsü olursa olsun küfre kadar götüren bir günahtır. Falcılık parası fuhuş parası ile bir tutulmuştur. (Age:1705)

-Biri falcı için “Bildi” derse Allah’ın gönderdiğine inanmamış olur. (Ramuz el-Ehadis:396/2)

              

“Gaybdan haber verdiğini iddia eden adamın söylediklerini tasdik etmek küfürdür.” (Ömer Nesefi, İslâm İnancının Temelleri Aksid, s:208)

“Gaybı bildiğini iddia etmek küfürdür.” (Age. S: 210)

 

 

Halil Günenç Hoca Efendi “ Bir kimse –Falan gaybı biliyor- veya –Kalbimizden geçen şeyleri bilir- veya –Şeyhlerin ruhu hazır olup, halimize vakıftır- derse kafir olur.” (Günümüz Meselelerine Fetvalar:1/43)

 

Günenç Hoca Efendi yine “Falan zat halimizi ya da kalbimizden geçeni biliyor demek asla caiz değildir. Bunun küfür olduğunu söyleyenler vardır. Mülteka Şerh’i “Bir kimse –Şeyhlerin ruhu hazırdır, bilir- demekle kafir olur.” Şeklinde nakletmektedir. (Age:1/99)


Bu yazıyı 1.702 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.