FİTNE VE MUSİBET

Fitne, karışıklık, bela ve sıkıntıya düşmek demektir. Bir hadiste şöyle buyrulur: ‘Bir zaman gelecek ki, zaman daralacak, ameller azalacak, aç gözlülük yayılacak, fitneler çoğalacak ve öldürme olayları artacak.’ (Buhari, Fiten:5)

Fitne, karışıklık, sapma, sapıtma olaylarının çoğalması demektir.

Kur’an’da fitne çıkaranların fasık kimseler olduğu ifade edilmiştir. (Bakara:27) Ayrıca fitnenin adam öldürmekten beter olduğu bildirilmiştir. (Bakara:191)

İnsanın en büyük fitnesi kendi nefsidir, malıdır, evladıdır, şeytanıdır. Başına ne gelirse bunlar yüzünden gelir. Felaket ve musibetlere neden olur.

XXX

Gün geçtikçe ahir zaman fitneleri çoğalmaktadır.

Allah Rasulü bu fitnelerden şöyle bahsetmiştir:

-‘Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki, biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse, helak olur. Öyle bir zaman gelecek ki, onlardan biri emrolunduğu şeylerin onda birini yapsa kurtulur.’ (Tirmizi Fiten:79)

-‘Öyle bir zaman gelecek ki, şu üç şeyden başka kıymetli şey olmayacak. Helal para, samimi arkadaş ve amel edilecek sünnet.’ (Heysemi:1/172)

-‘Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helalden mi haramdan mı kazandığına aldırış etmeyecek.’ (Buhari Büyu:7)

-‘Öyle bir zaman gelecek ki, insanlar faize bulaşacak, sakınanlar bile tozundan kaçınamayacak.’ (Nesai Büyu:2)

-‘Öyle bir zaman gelecek ki müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek.’ Niçin Ya Resulullah? diye sorulunca:

-‘Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için’ buyurur.

-‘Mal ümmetimin fitnesi olacaktır.’ (R.Salihin:483)

Cenab-ı Allah kullarını şöyle uyarmıştır:

-‘Ey iman edenler! Mallarınız, evlatlarınız sizi Allah’ın zikrinden alıkoymasın. Kimi alıkorsa o, hüsrana uğrayanlardandır.’ (Münafıkın:9)

-‘İnsan hayırla, şerle imtihan edilecektir.’ (Enbiya:35)

-‘İnsan bollukla, darlıkla, yoklukla, hastalıkla imtihan edilecektir.’ (Bakara:155)

Bizim için fitneye düşmemek esastır. Çünkü fitne yanan bir ateştir. Rabbimiz:

-‘Öyle bir fitneden kaçının ki, o yalnız zulmedenlere isabet etmez.’ (Enfal:25)buyurur.

Fitne çıkarmak, fitneye sebep olmak büyük günahtır. Fitneye sebep olunacaksa, bazı şeyler terk edilir. Peygamber (as): ‘Fitne uykudadır, uyandırana Allah lanet etsin.’demiştir.

‘İnandım’ diyen ‘Şuna bak, şunun kıyafetine bak, şunun çocuğuna, şunun eşine bak, işine bak’ dedirtmemelidir.

Peygamberimiz hanımı ile giderken biri onlara biraz manalı bakar. Bunun üzerine bir fitneye sebep olmasın diye Allah’ın elçisi o adamı çağırır. ‘Bu benim hanımım’ der.

Müslüman kusur aramaz, başkalarının ayıpları ile uğraşmaz. Dedikodu, iftira etmez, kin gütmez.

Kötülüğün açıktan yapılması, bir kötülüğün yayılmasına ve meşrulaşmasına neden olur.

Peygamberimiz’e büyü yapan Lebid’i teşhir edelim mi Ya Resulallah? dediler. Peygamberimiz: ‘İnsanların aklına benzer kötülüğü getirmek istemem’ cevabını verdi.

Küçücük fitne büyük olaylara sebep olur. Bir zamanlar komşunun bahçesinde bağlı olan koçu adam çözüverir. Koç eve girer, boy aynasında kendini görür, aynayı kırar. Aynaya üzülen kadın kardeşini çağırır, koçu kestirir. Koçu çok seven adam eve gelince hanımını öldürür. Kadının kardeşi eniştesini öldürür. Bunca olaydan sonra komşu: ‘Ben ne yaptım ki sadece ipi çözüverdim’ der.

Büyük yangınlar küçük kıvılcımlardan çıkar.

Fitneye, fitneciye yakın olana fitne bulaşır. Allah ve Resulu fitneyi haber vermiş, ona bulaşılmamasını emretmiştir. Ayrıca etrafında uyarılmasını emretmiştir.

Maide Suresi 2. ayetinde : ‘İyilikte ve kötülükten sakınmakta birbirinizle yardımlaşın. Günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın. Allah’tan korkun. Allah’ın azabı şiddetlidir.’buyrulur.

Fitneye destek olmak, göz yummak fitne çıkarmakla aynıdır.

Mümin eline, diline sahip olur. Fitneden, fitneciden uzak durur.

 

Fitnenin önlenmesi nasıl olur?

Evvela kötülüğe seyirci kalınmaz. Ne diyor peygamber (as): ‘İçinde kötülükler işlenen bir toplum, bu kötülükleri bertaraf edecek güçte olduğu halde seyirci kalır, müdahale etmezse, Allah’ın hepsini saran umumi bela göndermesi yakındır.’ (Ebu Davut Melahim:17)

Bir hadiste: ‘Bir kötülüğü duyduğu halde üzülmeyen manen zarar görür.’ (İ.Canan Hadis Ans:1/95)

Kötü ortamlarda bulunmakla kötülüğe yakın olunur. Peygamberimiz Tebük Seferi’ne giderken Semud kavminin helak olduğu yerde durmamış, suyundan içmemiş ve yüzünü elbisesi ile örterek çabucak geçmiştir.

Mina’ya giderken Ebrehe’nin ordusunun helak olduğu yerden hızlıca geçmiştir ve ‘Kendilerine zulmeden insanların eğleştiği yerlerde eğleşmeyin ki, onlara dokuna azap size de dokunmasın…’ (Ramuz el Ehadis:63/16)demiştir.

Cenab-ı Allah: ‘Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun’ (Tevbe:119) diye emreder.

Allah (cc) buyuruyor ki: ‘Gevşemeyin, inanmışsanız mutlaka en üstünsünüzdür.’ (Ali İmran:139)

‘Hepiniz toptan Allah’ın dinine sarılın, parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşününüz.’ (Ali İmran:103)

‘Allah’a ve O’nun Resulü’ne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra korku ile zaafa düşersiniz, gücünüz gider.’ (Enfal:46)

-‘Ey inananlar! Eğer sapığın biri size haber getirirse, o haberin iç yüzünü araştırın, yoksa bilmeden bir topluluğa fenalık edersiniz de sonra ettiğinize pişman olursunuz.’ (Hucurat:6) Bu emre göre her inanan, her duyduğunun peşine düşmeyecek, Müslümanların gizli sırlarını araştırmayacaktır. Zira bir müslümanın bir müslümana zarar vermesi de üzücüdür. Bir müslümanın bir müslümandan zarar görmesi de üzücüdür.

Bela ve musibetleri def etmenin yollarından biri de sadaka vermektir. Bela ve musibetler sadakayı geçemez. Peygamber (as): ‘Sadaka kaza belayı def eder.’ buyurmuştur.

Fitne hiçbir devirde boş durmamıştır. Her zaman insanımızı bölecek, ahlakı bozacak, inanca zarar verecek konular icat etmiştir. Peygamber (as) zamanında bile kabileleri birbirine düşürmüşlerdir. Müslümanı müslümana kırdırmışlardır. Cemaatleri, tarikatları birbirine düşürmüşlerdir. Alevi, Sünni, kürt, türk kardeşliğini bozmuşlardır. Müslümanların camilerini ayırmalarını sağlamışlardır.

XXX

Ders alınacak musibet vardır. Bir söz vardır. ‘Temiz insanların işine garez bulaşmaz.’diye.

Geçmişimize kısaca göz atacak olursak, Selçuklular ve Osmanlı İmparatorluğu bölünmen in ve parçalanmanın sonucu zaafa uğramışlardır. Tarihte 16 Türk devleti kurulmuştur. Yıkılan hiçbir Türk devletinin düşmanlar tarafından yıkılmayıp, içten yıkılmış olması, ne kadar acıdır. Yakın geçmişte son bağımsız Türk devletini de parçalama ve yıkma gayretlerinin aynı metodla nasıl sürdürüldüğünü gözlerimizle gördük. Güçlü bir İslam birliği ve güçlü bir Müslüman Türkiye istemeyenlerin ve onların kuklası durumuna gelenlerin kendi insanımıza ayrı ayrı adlar takarak, sınıflara bölüp birliğimizi ve varlığımızı nasıl tehdit ettiğini herkes bilmektedir.

Tarihte birçok topluluk, hataları ve içine düştükleri ahlaksızlıkları yüzünden helak olmuşlardır.

Zinanın yayıldığı Lut kavmi, yerin dibine batmıştır.

Ahlaksızlıkta ileri giden Ad kavmi, Semud kavmi, korkunç şekilde cezalandırılmışlardır.

Ebrehe’nin orduları ummadıkları şekilde yok olmuştur.

İtalya’nın eğlence ve fuhuş merkezi olan Pompe i halkı, Vezüv yanardağının külleri altında taşlaşmışlardır.

Tanrı bile batıramaz denilerek denize indirilen Titanik daha ilk seferinde gemideki ahlaksızlıklar yüzünden denizin dibini boylamıştır.

Günümüzdeki seller, hortumlar, yanardağlar, depremler, yakıcı sıcaklar, dondurucu soğuklar, görülmeyen bilinmeyen hastalıklar boşuna değildir.

İnanmayanlar, şımaranlar peygamber yakını da olsalar helak olmaktan kurtulamamışlardır. Nuh’un oğlu, hanımı, Lut’un hanımı, İbrahim’in babası Azer, peygamberimizin amcası Ebu Talip birkaç örnektir.

Allah Kur’an’da: ‘Her birini günah sebebiyle yakaladık. Kimine taşlar savuran rüzgârlar gönderdik, kimini bir çığlık yok etti. Kimini yerin dibine geçirdik. Kimini de suda boğduk. Onlara Allah zulmetmiyordu. Fakat onlar kendilerine yazık ediyorlardı.’ (Ankebut:40) buyurarak bizi de uyarıyor.

Firavun Kızıldeniz’de boğularak cezalandırılmıştır. Şimdi İngiltere’de 3000 yıllık cesedi secde eder haldedir.

Ebu Cehil öldüğü zaman öyle kokmuştur ki, kimse yanına yaklaşamamış, oğlu İkrime evi babasının üzerine yıkıvermiştir. Şimdi de o evin olduğu yer tuvalettir.

Allah her fitneyi ve fitneciyi cezalandırmıştır.

XXX

Her afatın, bela ve musibetin bir sebebi vardır. Şair şöyle der:

‘Kula bela gelmez, Allah yazmayınca,

Allah bela yazmaz, kul azmayınca.’

Kur’an’da: ‘Başınıza gelen musibet, kendi yaptıklarınız yüzündendir.’ (Şura:30)

-‘Sana gelen her kötülük kendindendir.’ (Nisa:79)

-‘Allah kimseye zulmetmez, insan kendine zulmeder.’ (Yunus:44)

-‘Yoldan çıkmış toplumlardan başkası, helak edilmez.’ (Ahkaf:35)

Şair ne diyor: ‘ Hiç kuluna zulmeder mi Hüda’sı,

Kulun çektiği kendi cezası.

Günümüz insanı günah işlemeyi özgürlük olarak algılıyor. Ondan sonra rahmet olması gereken zahmet oluveriyor, şaşırıp kalıyoruz.

İnsanı insan yapan değerler ayaklar altında. İffet abidesi anaların kızları kendini teşhir etme yarışında.

Her başımıza gelen olay, bizi kendimize getirmelidir. Neden böyle oldu? Benim hatam ne? Deyip ders almalı, ibret almalı. Suçu onun bunun üzerine atmamalıyız. Suçu biraz da kendimizde aramalıyız.

 

Cenab-ı Allah kimleri cezalandırır?

Allah, azanları, kendisini tanımayanları, isyankârları ve ahlaksızları cezalandırır.

Peygamber (as): ‘ İyilik hâkim kılınmazsa, Allah o yer halkına şerlileri musallat eder.’buyurur. (Ramuz el Ehadis:502/11)

Allah (cc) insana iyiliği emretme kötülükten men etme görevi vermiştir. (Ali İmran:110)

Mehmet Zahid Kotku Hazretleri: ‘Şu huylar kimlerde bulunursa, onların başlarına belanın gelmesi hak olur.

-‘Emaneti muhafaza etmemek’

-‘Zekâtı fakire borç gibi vermek’

-‘Hanımların beylerine itaat etmemesi’

-‘Ana babaya asi olmak’

-‘İyilik yapılması gerekenlere iyilik etmemek’

-‘Toplumda rezillerin görev alması’

-‘Şerrinden korkulup kişiye ikram edilmesi’

-‘Açıktan içki içilmesi, zina edilmesi…’diye sıralamıştır.

Peygamber (sav) şöyle buyurur:

-‘Allah bir topluluğa gazap ederse, onların fiyatlarında pahalılık, aralarında fesat çoğalır. Yönetenlerin zulmü artar. Zenginler zekât vermez, fakirler namaz kılmaz.’ (Ramuz el-Ehadis:375/8)

Bir hadiste de: ‘Beş şey beş şeyin karşılığıdır.

-‘Allah’a karşı ahdini bozan topluluk üzerine düşmanları musallat olur.’

-‘Allah’ın indirdiğinden başkası ile hükmedenlere fakirlik iner.’

-‘Fuhuş yaygınlaşan toplumlarda ölüm yayılır.’

-‘Ölçü tartıda hile yapanlar kıtlıkla cezalandırılır.’

-‘Zekâtı vermeyenler yağmurdan mahrum olur.’buyrulur.

Allah Resulü diyor ki:

‘Ümmetim için iki şeyden korkarım. Rahat olan yerlere göçüp şehvetlerine tabi olurlar; namazı ve Kur’an okumayı terk ederler. Münafıklar ise, Kur’an’ı öğrenirler, Kur’an’a uymazlar, ilim ehli ile mücadele ederler.’ (Ramuz el-Ehadis:12/6) ‘Ben bu durumlardan korkarım’diyor.

 

Felaketler hep ceza olmayabilir.

Sosyal felaketlerin ceza yönü vardır, uyarı yönü vardır, mesaj yönü vardır. Şer gibi görünüp hayra vesile olan yönü vardır. Uyanmamızı ve kendimize gelmemizi sağlayan günahlara keffaret yönü vardır.

Afet ve felaketleri doğru okumak gerekir. Hiçbir şey boşuna ve sebepsiz değildir.

Bazen bir musibet, bin nasihatten hayırlı olur.

Mesela; Kriz ilahi bir uyarı olabilir. Şükürsüzlüğe karşı, israfa karşı ikaz olabilir. 16. Papa: ‘Küresel kriz ilahi bir uyarıdır’demiştir. (28.6.2006,Yenişafak)

17.2.2013 tarihinde Rusya’ya düşen göktaşı için Rus papazı: ‘Meteor yağmuru Allah’ın insanlığa uyarısı’demiştir.

Bakara Suresi 155.ayetine göre musibetler imtihan olabilir.

Musibetler, bazen hayra vesile olabilir. Ders almayı sağlayabilir. Şer gibi görünebilir ama sonuç hayır olur.

Musibetler, inanların günahına kefaret olur.

Onun için ‘Allah falanı niye cezalandırmıyor?’demek yanlış olur.  Bir felakete uğrayan için, ‘Oh oldu’denmemelidir. Kötüye yorulmamalıdır. Her kötü bu dünyada cezalandırılırsa, imtihanın anlamı kalmaz. Sonra dünya ceza yeri değildir. Daha çok ikaz ve uyarı yeridir.

XXX

Ayet ve hadislerde bildirildiğine göre insanlar işledikleri günahlar yüzünden şu zararları görürler.

-Rızıkları daralır.

-Allah’ın rahmetinden uzak kalırlar.

-Diyen, ibadete meyletmezler.

-Sıkıntılı hayat yaşarlar.

-Afet ve felakete maruz kalırlar.

-Merhametsiz olurlar.

-İyilik, hayır düşünmezler.

-Günahlar yüzünden ömürleri kısalır.

-Bir günahtan başka bir günaha düşerler.

-Tevbe edemezler.

-İbadet etseler de zevk alamazlar.

-Kâfir işi, münafık işi işledikleri için onlar gibi olurlar.

-Utanma duyuları azalır veya yok olur.

-Her günah kalbi karartır.

-Son nefeste imanlı gidemezler.

-‘İnsanların işledikleri yüzünden karada, denizde fitne fesat çıkar.’ (Rum:41)

XXX

Günahlar çoğaldığı zaman, ceza umumi olur. Kur’an’da şöyle uyarılıyoruz:

-‘Öyle bir fitneden sakının ki, o içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz, herkesi perişan eder.’ (Enfal:25)

Neml Suresi 48.ayette Hıcr şehrinin 9 yaramaz kişi yüzünden helak olduğu haber verilmiştir.

-‘Bir toplumda bir takım günahlar işlenir. Günah işlemeyenler daha çok ve daha güçlü oldukları halde engel olmazlarsa Allah hepsine birden ceza verir. (İbni mace, fiten:20)

-‘Bir yerde bir kötülük ortaya çıktığında men edilmezse, Allah onlara azabını indirir. Sahabe:

-‘Onlar arasında iyiler bulunsa da mı?’deyince,

-‘Evet, onların hepsine iner. Çünkü onlara karşı çıkmamışlardır.’ (Ramuz el Ehadis:54/3)

Günah işlemeyenlerin ne suçu var? Engel olmamak, kalben buğz etmemek, üzülmemek suçları var.

Peki, sonuçta, çekilen sıkıntılar günahlarına kefaret olur. Bir adaletsizlik ve haksızlık olmamış olur.

Resulillah (as) bu konuda şöyle buyurur:

‘Müslüman’a fenalık, hastalık, keder, hüzün, eza, can sıkıntısı arız olmaz, hatta vücuduna bir diken batmaz ki, Allah bu musibetler sebebiyle onun hatalarını ve günahlarını bağışlamış olmasın.’ (Buhari, Merda, 1;Müslim, Birr,14)

Yavuz Sultan Selim Mısır’ı fethetmek üzere yola çıkmıştı. Orda saatlerce Kocaeli’nin bağlıkları, bahçelikleri arasından geçti. Her taraf meyvalıktı. Tam Gebze’ye geldiği zaman orduya mola verildi. Yavuz Yeniçeri ağasına:

-‘Canım bir elma istedi, bana elma bul!’ dedi. Yeniçeri ağası elma aradı, bulamadı. Hatta askerlerin dağarcıklarını da arattı, bir tek elma bile bulamadı. Padişaha gelerek:

-‘Padişahım, bir tek elma bile bulamadım’ deyince:

-‘Asker kullarımda da yok mu?’

-‘Dağarcıklarını arattım, birinde tek bir elma çıkmadı’ deyince Yavuz şu cevabı verdi:

-‘Eğer bir askerimin üstünde, halkın bahçelerinden koparılmış bir tek elma çıkmış olsaydı, Mısır seferinden vazgeçecektim. Çünkü Allah haram yiyen askere zafer nasip etmez’der.

Haram yiyen yediği haramın cezasını mutlaka görür. İflah etmez. Bir adam:

-‘Ya Resulallah! Zerre kadar hayır işleyen hayrını muhakkak görür mü? Zerre kadar şer işleyen de şerrini muhakkak görür mü?’diye sorar.

Peygamber efendimiz:

-‘Evet’buyurur.

Adam:

-‘Vah kötülüklerim’diyerek oradan ayrıldı. O zaman Resulallah (sav):

-‘Bu adam iman etti’der.

Hasan-ı Basri şöyle der: ‘Kim zerre ağırlığında bir hayır işlerse onu görür. Kim de zerre ağırlığında bir şer işlerse onu görür.’ Zilzal suresinin 7-8. ayetleri nazil olunca müslümanlardan bir adam: ‘Yeter bana; zerre kadar bir hayır yahut şer işlersem, onu göreceğim. Bundan sonra ders alınacak bir şey kalmadı’der.

Çok günaha giren, çok günah işleyen daha çok sevap işlemelidir. Ümitsizliğe kapılmamalıdır. ‘Battı balık yan gider’ deyip Allah’ın rahmetinden kimse ümit kesmemelidir. Herkes bilmelidir ki, Allah’ın affı, rahmeti bizim hatalarımızdan, günahlarımızdan daha büyüktür.

Adamın biri İmam-ı Ali (ra) Efendimiz’e günahının çokluğundan söz etmiş, ümidini yitirmek üzere olduğunu anlatmış. Allah’ın arslanının cevabı şöyle olmuş:

-Ümitsizlik yoktur! Tevbe et.

Adam itiraz eder gibi konuşmuş:

-Benim günahım sandığınız gibi az değil.

İmam-ı Ali’nin (ra) suali şöyle olmuş:

-Senin günahın mı daha çok, yoksa Rabbimizin affı, merhameti mi?

Düşünmeden cevap vermiş:

-Elbette Rabbimizin affı ve merhameti!

-Öyle ise neye ümitsizleniyor, yeise düşüyorsun?

Adam bu defa da:

-Ne zamana kadar tevbe edeceğim? demiş. Aldığı cevap şu:

-Tevbe ettiğin günahları terk edinceye kadar!

Günah işleyen günah işledikten sonra derhal o günahı terk etmelidir, istiğfar etmelidir.

İmam-ı Gazali ‘günah işlediğin zaman hemen onu mahvedecek savap işle’der.

 

Musibetler karşısında tavrımız ne olmalıdır?

-Lanet okumak, kahrolsun demek, diş gıcırdatmak çare değildir. Beddua etmek cahillerin işidir.

-Suçu onun bunun üzerine atmak faydasızdır.

Kur’an’da: ‘Siz kendinize bakın, siz doğru yolda oldukça, sapıklar size zarar veremez.’ (Maide:105)buyrularak fitnenin, fitnecinin yalnız bırakılması gerektiği bildirilmiştir.

-İnsanın öyle felaket anında kendini ve yakınlarını kurtarması önemlidir.

-İyilik emredilmeli, kötülük men edilmeli.

-Olaylar sabırla karşılanmalı, ‘herşeyde bir hayır vardır’denmelidir. ‘Bu da geçer’diye düşünülmelidir.

-Olayların geçici ve Cenab-ı Allah’ın imtihanı olduğu düşünülürse, sıkıntılar daha kolay atlatılır, daha az zarar görülür.

-Felaket anında herkes ‘bunda benim payım nedir?’diye düşünür ve hatasını düzeltirse, o felaket hayra vesile olur.

-Felaket anlarında isyan edilmez. Müslüman Allah’a iltica etmelidir. Yunus peygamber sıkıntıdan: ‘La havle vela kuvvete ille ente sübhaneke inni küntü minez zalimin’diyerek kurtulmuştur. Her Müslüman sıkıntıdan ve sıkıntı veren şeyden bu şekilde kurtulabilir.

-Bir de bela anında: ‘Hasbünellahü ve niğmel vekil niğmel Mevla ve niğmen nasir’derse şerden, şerliden, musibetin zararından Rabbi’ne sığınmış olur.

Sonuç olarak; Cenab-ı Allah bazen bizim hatalarımızı bize göstererek düzeltme ve düzelme fırsatı verir. Ayrıca kulun Rabbi’ni hatırlaması ve O’na yönelmesi fırsatı doğar.

-Bugün birçok şeyle imtihana tabi tutuluyoruz. Bunlar duaya, ibadetlere sarılmamıza neden olmalıdır. Dua ve ibadetler musibetlerin hafif geçmesine neden olur. Beddua ise musibeti artırır.

-Her afat ve felaketin Allah’ı hatırlattığı ve insanları Allah’a yönelttiği bilinen bir gerçektir. Müslümana düşen illa bir felaket beklemeden Allah’a yönelmesidir.

Bir de helak olanlardan ibret almasıdır ve kendini düzeltmesidir.

Müslümana yakışan felaketlere neden olan davranışlardan kaçınması ve sakındırmasıdır.

Unutmayalım, kul azmayınca Allah yazmaz.

Şunu da unutmayalım: Durumları iyi olan bazı kötü insanların o iyi gibi görünen halleri bizi aldatmasın. Musa peygambere isyankârın biri gelir:

-‘Hani benim cezam’der.

Cenab-ı Allah şöyle vahyeder:

-‘Biz ondan ibadet etmenin zevkini almadık mı? Bundan daha büyük ceza mı olur!’

Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurur:

-‘Şüphesiz ki insan işlediği günah sebebiyle rızkından mahrum olur, başına musibet gelir. Kaderi ise dua değiştirir. Ömrü de iyilik artırır.’ (Tirmizi kader:6)

Evet, kaza belayı def eden, dua ve ibadetlere sarılmak insanı iki cihan saadetine kavuşturacaktır.

Hayatta yapıcı olmak esastır. Allah Kur’an’da:

-‘Kullarıma söyle sözün en güzelini söylesinler’diye emretmiştir. (İsra:53)

Yunus’a Mevlana’ya göre Müslüman, gönül kıran değil, gönüller yapan ve faydalı olan kimsedir.

Yunus der ki:

-‘Bir bahçeye giremezsen durup seyran eyleme,

Bir gönlü yapamazsan, yıkıp viran eyleme’

Son olarak, fitnenin zararı umumidir. Fitne ve fesattan herkes zarar görür. Zarar gören masum insanların vebali fitneye sebep olanlarındır.

Allah kardeşliğimizi, birliğimizi, beraberliğimizi bozacak fitne ve fitnecilerin şerrinden milletimizi, Müslüman kardeşlerimizi korusun.

Allah’ın selamı, rahmeti, inayeti ve hidayeti üzerinize ve üzerimize olsun.

 

Değerli dinleyenlerim,

Son zamanlarda haçlı ruhu ve Siyonizm, İslam âleminin uyanışından rahatsızdır. Türkiye’nin Müslümanlara yapılan zulümlere karşı çıkmasından iyice rahatsız olmuşlardır.

İslam ülkelerini fitne fesatla rahatsız etmektedirler. Müslüman müslümanı tekbir getirerek öldürmektedir. Ölen de müslümandır, öldüren de müslümandır.

İslam ülkeleri kaynayan bir kazan. Sömürülen müslüman, zulmedilen müslüman, sefalet çeken Müslüman. Müslümanlar uyutuluyor, uyuyor. Ne diyelim:

-Müslümanları uyandır Allah’ım,

-Müslümanların kardeşliğini nasip eyle Allah’ım,

-Müslümanlara rahmetinle muamele et Allah’ım,

-Bu zillete neden olan hatalarımızı affet,

-Aramızdaki düşmanlığı kırgınlığı kaldır,

-Müslümana yakışmayan tavrımızı affet,

-Bizden yardımını esirgeme Allah’ım,

-Hatalarımız yüzünden bizi cezalandırma,

-Müslüman kardeşlerimize acı Allah’ım,

-İçinde bulunduğumuz üzüntü ve sıkıntılardan Müslüman kardeşlerimizi kurtar Allah’ım,

-Müslüman oldukları için katledilen, zulmedilen Müslümanları zulümden kurtar,

-Aç, susuz bu kış gününde üşüyen Müslüman kardeşlerimizi kurtar Allah’ım,

-Allah’ım İslam ve Müslüman düşmanlarını ıslah et. Islah olmazlarsa ‘Kahhar’ ismi şerifinle kahret,

-Allah’ım Müslümanları düşmanların insafına terk etme. Düşmanın ihanet planlarına karşı uyandır.

-Allah’ım müslümanı fitneye alet etme,

-Allah’ım Müslümanları birbirine düşmekten koru. Ashab-ı Kiramın, Ensar ve muhacirin kardeşliğini nasip eyle.

-Allah’ım sen bizden razı ol, Muhammed(as)’ı bizden razı et,

-Allah’ım bize birlik, beraberlik ve kardeşlik nasip et. Sana inanan Muhammed ümmetini koru.

 


Bu yazıyı 553 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.