Fitne

Bu bölümde mahveden fitneler konumuz olacak.

Dün, her alanda sistemli bir şekilde plânlanan fitnelerle bizi sıkıştırdılar. Önce zayıfladık, sonra küçüldük. Üç kıtaya hükmeden, denize at süren, yer yüzü kendileri dar gelen insanlar, Anadolu topraklarına sıkıştırdılar. Şu anda Anadolu’yu bize çok görüyorlar.

Her gün, her konuda yeni yeni fitneler icat edilerek, aklımızı başımızdan alıyorlar. İnsanımız korkutuyorlar. Sindiriyorlar.

Bizi her konuda şüpheye düşürüyorlar, birbirimizle tartıştırıyorlar. Tartışılmayacak konular bile tartıştırıyorlar. Biz tartışırken “Cambaza bak, Cambaza!” hikayesi yapacaklarını yapıyorlar.

Ölülerimizi, bize hiçbir faydası olmayan konuları veya milli değerlerimizin değişmez esaslarını, Yüce dinimizin kesin emirlerini tartışılır hâle getirdiler.

–          Mezarlıktaki ağacı meyveleri yenir mi, yenmez mi? bu söz, İstanbul halkını birbirine düşürdü. Önce tartışlar sonra taşlaştılar.

–          Hızır yaşıyor mu? Bu sözde Kayseri ile Konya alimlerin birbirine düşürdü. Katır yükü ile kitap yazıldı. Yıllarca tartışıldı.

–          Hastalıklara derman aramak Allah’a isyan olur mu, onmaz mı?

–          Camiye sıra, Türkçe ezan, Türkçe namaz. Fitnesi camilere kadar girdi.

–          Peygambere uymak şirktir, dediler. Peygamber sünnetini yerine getirmekten haya ederim, dediler.

–          Önce Türk müsün önce Müslüman mı? dediler dövüştürdüler.

–          İnsan cennetle kaç yaşında olacak? dediler, cennete götürecek işlerden uzaklaştırdılar.

–          Kaç defa hacca gidilir, dediler, hacılığı “acı” ettiler.

–          Cennetin kapıları, cennetteki hurileri ön plâna çıkardılar. Diyanet işlerin yıllarca Müslüman kardeşlerimizle uğraştırdılar. Bu didişmeye “cihad” dediler.

–          Hak olmayan tarikatları ortaya çıkardılar, partilerin sayısın arttırdılar.

–          Yıllarca “İlkokul” ayrımı, bitişik mi yazılacak, fotoğraf sağa mı asılacak sola mı? Eğitimi bıraktırdılar bunu tartıştırdılar. Gündemde hep hangi sistem? Arayışı oldu.

–          Üniversitelerimiz “Amerikancı, Rusçu, Çinci” kavgası yaptı. Türkçülük Turancılık oldu, suç sayıldı.

–          Dine, Müslüman ne yapılacaksa yaptılar : “Bir sen mi Müslümansın, biz değil miyiz? Bizde müslümanız” dediler. Sen kalbe bak, dediler. Neren Müslüman? Kalbe Allah bakar, demediler.

–          Şuan muhbirlik, iftira, fişleme, ispiyonculuk revaçta. Ne olur bu milletin hâli? Nereye gider? Bu milletin evlatları olarak hepimi, gelmiş, geçmiş ve gelecek fitneler karşı uyanık olalım.

 

A)    FİTNE NEDİR?

Fitne, bölücülük yapmak, sıkıntı vermek,zarar vermek, demektir. Bir hadiste : “Zaman daralacak, ameller azalacak, aç gözlülük yayılacak, fitneler çoğalacak ve öldürme olayları artacak” buyurmuştur. (Buhari, Fiten:5)

Fitne, kargaşa, anarşi, imtihan, sapıtma ve saptırma anlamındadır.

Bir topum için en büyük felâket, o toplumda fitnenin zuhur edip yayılmasıdır. Çünkü fitne bir insana, belirli kişilere zara vermez. Fitne, herkese zarar verir, verdiği zarar sınırlı değil, umumidir.

Fitnenin dinde dama öldürmekten beter ve günah olduğu bildirilmiştir. (Bakara:191)

Fitne çıkaranların da fasık kimseler olduğu bildirilmiştir. (Bakara:27)

Fitne, insanın helal olmayanı yemesi, içmesi, yapması ve söylemesidir. Helalden kazanmayıp, helale harcamamasıdır. Hayırlı evlat yetiştirememesidir.

İnsanın en önemli fitnesi nefsidir, malıdır, ailesidir ve şeytanıdır. Başına ne gelirse bunlar yüzünden gelir.

 

B)    BAZI FİTNELER

Ahir zamana doğru, fitne örnekli gün geçtikçe çoğalmaktadır. Bunlardan bazılarını Peygamberimiz şöyle ifade etmiştir:

1-     “Kişinin fitnesi; ailesinde, anlamda, nefsinde, çocuğunda ve komşusundadır. Bu fitneyi oruç, namaz, sadaka ve iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmakla örter.” (Prof. Dr. İ. Canan, Hadis Ans:13/355)

2-     “Arkamda erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakıyorum.” (Age:13/356)

Bu hadiste iffetli, haya sahibi mü’min hanımlar değil, kötü kadınlar kasdedilmiştir.

3-     “Her ümmet için fitne vardır, ümmetimin fitnesi de maldır.” (R.Salihin:483)

4-     “Koyun sürüsüne salıverilmiş iki aç kurdun yaptığı zarar, servete ve mevki düşkün bir adamın dinine yaptığı zarardan daha büyük değildir.” (R.Salihin:487)

Kur’an’da da:

“Her halde çocuklarınız, mallarınız sizin için bir belâ ve imtihandır.” (Teğabün:15) buyrulmuştur.

İnsanın sahip olduğu şeyler alında Cenab-ı Allah’ın bir nimetidir. Bize imtihan için verilmiştir. Eğer Allah’ın nimetleri yerinde kullanılamayacak olursa, fitne sebebi olacaktır.

Her Müslüman, Hz. Peygamberin “Salabe helâk oldu”  dediğini unutmamalıdır. Salebe mal fitnesi ile helâk olmuştur.

Mevlana arkadaşları ile giderken, koyun koyuna yatmış kedi ile köpeği gösterip:

–          Aman efendim bakın ne güzel dostluk diyenlere, Mevlana bir parça ciğer getirmelerini ister. Getirilen ciğeri yanlarına bırakınca, ne dostluk kalır ne de arkadaşlık…

Kur’an’da  şöyle bildirilir:

1-     “İnsanlar inandık deyip fitneye uğratılmadan, hesap sorulmadan bırakılı verileceklerini mi zannederler” (Ankebut:2)

2-     “Ey İman Edenler! Eşleriniz, evlatlarınız içinde size düşman olanlar vardır. O halde onlardan sakının.” (Teğabün:14)

3-     “Ey İman Edenler! Mallarınız ve evlatlarınız Allah’ın zikrinden alı koymasın, kimi alı korsa, o hüsrana uğrayanlardandır.” (Minafikûn:9)

4-     “İnsan, imtihan için yaratılmıştır.” (Mülk:2)

5-     “İnsan, hayırla, şerle imtihan edilecektir.” (Enbiya:35)

6-     “İnsan, bollukla, darlıkla, yoklukla, hastalık ve sağlıkla imtihan edilecektir.” (Bakara:155)

7-     “İnsanlar, dünyadaki dereceleri ve nimet farklılıkları ile imtihan edilecektir.” (En’am:165)

İslâm’ın koyduğu bir ölçü vardır : “Kendisinde yukarıdakilere bakıp imrenip, sızlanacağına, kendisinden daha aşağıda, daha zayıf olanlara bakıp haline şükrederek fitneye düşülmeyecektir.”

Unutmayalım şu anda sahip olduğumuz bütün imkanlar, umut edip de ulaşmadığımız şeyler, yaptığım, yapmadığımız şeylerin hepsi birer imtihandır. Şuanda içinde bulunduğumuz manzaralar hepsi de bizim içindir. İnsan, ya fitneyi aşıp imtihanı kazanacak, veya sahip olduğu şeyler onun helâkına sebep olacaktır.

 

C)    HERAN FİTNEYE YAKINIZ

Peygamberimiz, ahir zamanda fitne ile iç içe olacağımız, fitneye çok yakın yaşayacağımız bildirmiştir. Şöyle buyurur:

–          “Ben evlerinizin arasında fitnelerin vaki olacağı yerleri görür gibi oluyorum”  (K.Sitte:13/s.173)

–          “İyilik yapmakta acele ediniz; yakın zamanda karanlık geceler gibi bir takım fitneler vukua gelecektir ki, insan mü’min olarak sabaha çıkar ve kâfir olarak geceler. Mü’min olarak geceler, kâfir olarak sabaha çıkar; dünya malı mukabilinde dinini satar.” (R.Salihin:87)

–          “Her gelen zaman, geçen zamandan kötüdür.” (R.Salihin:92)

Peygamberimiz  bu sözleri ile bizim uyanık olmamız istiyor ve zararını gördüğünü şöyle uyarıyor:

“Akıllı bir mü’min bir yılan deliğinden iki defa ısırılmaz. (Yani zararını gördüğü hareketi tekrarlamaz.)” (R.Salihin:1866)

Bir başka hadislerinde de:

“Her sabah mutlaka iki melek nidâ eder: Kadında vay erkeğin haline ve erkekten vay kadının haline!” (R.Salihin:17/3999)

Üç şey fitneyi düşürücüdür:

1-     Güzel saç (Güzel görünüm)

2-     Güzel yüz (ve tebessüm)

3-     Güzel ses (konuşma yılışma) (Ramuz el-Ehadis:264/5)

“Hayatını kudret elinde uzatana yemin ederim ki, katilin niçin öldürdüğünü, maktulünde ne sebepten öldürüldüğünü bilemeyeceği insanlara gelinceye kadar, bu dünyanı sonu gelmeyecektir.” buyurdu.

“Yâ Rasûlallah, nasıl böyle olacak?” dediler. Peygamber (s.a.) :

“Fitnelerin çoğalması, öldürmeler, öldüren de öldürülen de cehennemdedir” buyurdu.  (Müslim)

Bozulmayı önleyecek olan tuz bozulmamalıdır. Eğer o bozulursa kokuşmayı, yozlaşmayı, ne kim önleyecektir.

 

D)    FİTNEYE SEBEP OLMAK

Kur’an’da şöyle buyrulur:

–          “Öyle bir musibetten korkun ki, o, yalnız içinizde zulmedenlere isabet etmez.” (Enfal:25) buyrularak fitneden fitneciden ve fitneye sebep olmaktan uzak durmamız emredilmiştir.

Peygamberimiz de:

–          “Bahtiyar, fitneden kaçınan ve belâlara sabredendir. Ne mutlu ona.” (K.Sitte:13/374)

Fitne çıkarmak, fitneye sebep olmak dinen büyük günahtır. Fitneden ancak şeytani ruhlu kimseler zevk duyarlar.

Allah şöyle buyurur:

–          “Bazılarına yer yüzünde fesat çıkarmayın denildiği zaman, biz ancak ıslan edicileriz” derler. (Bakara:11)

–          “Mü’min erkekleri mü’min kadınları fitneye uğratıp sonra da tevbe etmeyenler, onlar için cehennem azabı vardır.” (Büruç:10)

Müslüman fitne çıkarmaz, fitneye sebep olmaz. İyiliği emrederken bile fitneye sebep olmaktan korkar. Fitne çıkacaksa, fitne ortamı oluşacaksa susar. Yani doğru da olsa fitneye sebep olacaksa, söylemez. Bir büyüğümüzün ifadesi ile : “Her doğru her yerde, her zaman söylenmez.” Fitneden imkânlar ölçüsünde kaçınır. Kafa karıştıracak, karışıklığa neden olacak işlerden uzak durur.

Hz. Peygamber şöyle der:

“Fitne uykudadır, uyandırana Allah lânet etsin”

Fitneyi uyandırmak büyük günahtır. Fitneyi uyandırmamak için Müslüman:

–          Doğru, dürüst ve dikkatli olmalıdır.

–          İşlerinde orta yolu tutmalı, her türlü aşırılıktan kaçınmalı,

–          Kılık kıyafeti, davranışları ile fitneye sebep olmamak için elinden geleni yapmalıdır. Dinine, inananlara zarar vermeye dikkat etmelidir.

–          Şuna bak, hanımına, çocuğuna bak, şunun yaptığına bak, “Müslümanlar” böyle dedirtmemelidir.

–          İnsanları şüpheye, yanlış düşünceye sevk edecek her türlü hal ve hareketlerden kaçınmalıdır.

Hz. Peygamber (s.a.) hanımı ile sokakta giderken, biri değişik bir bakışla bakınca, hemen o adamı çağırmış ve ona şöyle demiştir: “Bak, bu yanımdaki benim hanımım.” Böylece yanlışlığa meydan vermemiştir.

–            Müslüman, kendi kusurlarını bir tarafa bırakıp başkalarının ayıpları ile uğraşmaz.  Dedikodu etmez, iftira etmez, laf getirip götürmez.

–            Kötülükleri açıktan yapmak, meşrulaştırmak büyük günahtır. Kötülüğe çığır açmış olur. Yapılmış olan bir kötülüğü başkalarına duyurmak, benzerlerinin yapılmasına neden olur. Bir pislik, karıştırılmazsa kabuk bağlar. Karıştırılırsa kokar.

Ne yazık ki, bugün kötü medya, fitne hareketlerini hızlandırıyor, kötü örnekleri çoğaltıyor ve yayıyor. Teşhircilik yapıyor.

–            Müslüman tepkide bile tepkinin dozunu iyi ayarlamalıdır.

İmam-ı Rabbani Hazretleri, Metubatı’nın 3. cilt, 105. mektubunda, şu yalın hakikatleri nasihat olarak vermektedir:

“… Alay edenlere, zarar yapacaklara nasihat verilmez. Nasihat, birinin yüzüne karşı olmamalı, umumi olarak ortadan söylenmelidir. Hiç kimse ile münakaşa etmemelidir. Resulallah Efendimize biri geldi. Onu uzaktan görünce, (Kavminin en kötüsüdür) buyurdu. Odaya girince, gülerek karşılayıp, iltifat ettiler. Gidince, sebebini sordular. (İnsanların en kötüsü, zararından kurtulma için yanına yaklaşılmayan kimsedir) buyurdu. O kimse, müslümanlar’ın başında bulunan bir münafık idi. Müslümanların, onun şerrinden korumak için müdara buyurdu. Müda: dini ve dünyayı korumak için dünyalık vermeye denir. Fitnelerin yayıldığı, fesatların çoğaldığı zamanlar, tövbe ve istiğfar zamanıdır. Kenara çekilmeli, fitnelere karışmamalıdır.”

Zünnü-i Mısrî demiştir ki:

İnsanların arasına fesâd altı şeyden girmiştir:

1-     Âhiret ameline niyetin zayıflığından,

2-     Bedenlerinin şehvetlerine rehin olmasından,

3-     Ecellerinin yakın olduğu halde emellerinin uzun olmasından,

4-     Mahlukların rızasını Halık’ın rızasına tercih ettiklerinden,

5-     Kendi hevalarına tabi olup Peygamberinin sünnetlerin arkaya atmalarından

6-     Selef’in küçük zellelerini yaşayış şekillerine hüccet alıp onların asıl her zamanki hayatlarını örnek edinmediklerinden.

Lebit adında bir Yahudi, Hz. Peygambere büyü yapmıştı. Hz. Peygamber bir müddet sıkıntı çekti. Cenab-ı Allah durumu kendisine bildirince, Hz. Ali’ye büyü malzemelerin, bildirilen yerden alıp gelmesin istedi, okuyarak büyüden kurtuldu.

Hz. Aişe (r.a.):

–          Ya Rasûlallah! Yahudinin yaptığı bu işi herkese duyursan, herkes o kötü kimseleri tanısa, daha iyi olmaz mı? dedi.

Hz. Peygamber şöyle cevap verdi:

–          Allah beni bunların şerrinden kurtardı. Bu yapılan kötü işi yayarak, insanların aklına benzer, kötülükleri yapma düşüncesini getirmek istemem, dedi. Olayın gizli kalması tercih etti.

Bazen küçük sözler, basit olaylara bile büyük fitnelere sebep olur. Bir fitneci komşunun bahçesinde bağlı lan koçu çözüverir. Koç eve girer, boy aynasından kendini görür, bir kafa atar oyna kırılır. Aynayı çok seven kadın9, kardeşin çağırır, yaramaz koçu kestirir. Koça büyük önem veren adam akşam koçun kesildiğini görünce çılgına döner, koça kestiren karısın öldürür. Karısın kardeşleri gelir eniştelerin öldürür. Bu arada fitnece “Ben ne yaptım ki sadece koçun ipini gevşetmiştim” der.

Büyük yangınlar bile küçücük kıvılcımlardan meydana gelir.

Hz. Peygamber : “Şerri dokunabilecek adamlara rastladığınızda selam veriniz. Ta ki, size karşı olan kötü düşünce ve düşmanlıkları gitsin” der. belâyı def etmemizi tavsiye eder.

Bir hadislerinde de : “Sizden, dini bütün bir kız isterse vermezseniz, fitne ve fesat çıkar.” Buyuran Peygamberimiz fitnenin çıkarılmaması için her türlü tedbirin alınmasını istemiştir.

Dinin emri bile yerine getirilirken dikkatli olunacaktır. Cenab-ı Allah şöyle buyurur:

“Kalplerinde eğrilik bulunanlar, sırf fitne için Kur’an’ın müteşabih ayetlerine tabi olurlar.” (Al-i İmran:7)

çok nadir olarak görülecek, zayıf kamlı, pek görüş olarak itibar edilmemiş, bugün kafa karıştıracak veya ön plândaki meseleleri unutturacak şeylere takılıp kalmakta ne yapar var? Ama fitneci boş durmuyor.

Dikkat edelim, yapılan bir şey, farz, vacip ve müekket sünnetin dışında ise, yapılınca İslâm’a zarar vermemek vaciptir.

Birde toplumda dışlanmayıp, o toplumun içinde yaşayarak, tebliğ görevi yapmak ve insanların ıslahına çalışmak daha uygundur. İnsanın yalnız kendini kurtarması yetmez. Her insanın yapmak zorunda olduğu sosyal görevleri vardır.

 

E)    İNSANA HAKARET

İnancımızda ve kültürümüzde insan ve insana ait şeyler kutsaldır. İnsana yönelik dedikodu, iftira, zulüm, hakaret, hakir görme, hakkını gasbetmek ve sövmek, alay etmek gibi şeyler günah sayılmıştır.

İnsanın gizli halleri araştırılmadığı gibi, kusurları ört ba edilecektir.

Hz. Peygamber : “Kim dünyada birinin ayıbını örterse, kıyamet gününde Allah da onun ayıbın örter” buyurur. (R.Salihin:238) Burada kusurlar örtülecek, böylece fitne çıkmasına fırsat verilmeyecek

Hz. İsa Aleyhisselam şöyle demiştir:

“Bir kardeşinizin uyurken rüzgar orasını burasını açsa ne yaparsınız?” bu soruya havariler:

–          “Açılan yerlerini örteriz.” demiş. İsa Peygamber:

–          “Hayır siz öyle yapmıyorsunuz, kardeşinizin gizli hallerini araştırıyor, ona buna söylüyorsunuz” diye cevap vermiştir.

İslâm’da insana küsmek, insanla işlik kesmek, insanı aşağılayıp, hor görmek ve dışlamak, gönlünü incitmek günahtır. Yunus : “Yaratılanı severiz yaratandan ötürü” bir başka sözünde de: “Bir gönül kırdın ise kıldığın namaz, namaz değil” demiştir.

Hz. Peygamber, mü’mini tarif ederken elinden. Dilinden ve kendisinden her yönden emin olunan kimse, diye tanımlamıştır.

Peygamberimiz zamanında içki içen birine bir  Müslüman : “Lânet olsun” demiştir. Bunun üzerine peygamberimiz “Ona öyle deme, bu konuda şeytana yardım etme” buyurmuştur.

Kötülük yapan bir insanı dışlamak, onu kötülüğe itmek, onun dönüşünü zorlaştırmak olacağından yasaklanmıştır.

Hz. Peygamber : “Mü’mine hakaret fısktır. Ona karşı mücadele etmek, çarpışmak ise küfürdür” demiştir. (Büyük Hadis Külliyatı:9777)

Müslüman olmamış Arap şairlerinde Dırar bin Hattâb, bir gün Peygamberimizi hicvetmeye başlamıştı. Müslümanlardan biri de Hz. Ali’ye

–          “Sende onu hicvet” deyince Hz. Ali : “Allah’ın Rasûlü müsaade ederse yaparım” der. Hz. Peygambere : “Ya Rasûlallah müsaade buyur” dediler. Hz. Peygamber “Onların istedikleri fitne Ali’de yok” buyurdular, müsaade etmediler.

Hz. Peygamber, hayatı boyunca yapılan tahriklere cevap vermemiş : “Ya Rabbi onları affet, onlar bilmiyorlar” demiştir.

Bir hadislerinde de:

“Fitneden kaçan bahtiyardır. Fitneye uğrayıp da sabreden kimseye ne mutlu” buyurmuşlardır. (B. H. Külliyatı:5/9777)

 

F)    İNSANA SÖVMEK

İnsan, eline, beline, diline sahip olacaktır. Kimse kimseye sövmeyecek sövdürtmeyecektir. Çünkü bir kelime, bir kıvılcım gibidir. Büyük fitnelere sebep olur.

Sövmekle hiçbir şey hallolmaz. Atalarımız: “Sövmekle şeytanın sayısı artar.” (K.Sitte:17/523)

Bir gün Peygamberimiz ashabına sorar:

–            “Hiç kendi ana babasına söven kimse gördünüz mü?” Ashabı şaşırdı ve:

–            “Hiç kendi ana babasına söven kimse olur mu?” dediler.

Hz. Peygamber:

–            “Evet, olur. Kişi, başkasını ana babasına söver. Onlarda karşılık olarak onun ana babasına söverler. Böylece o kişi kendi ana babasına sövmüş gibi olur.”

İnsan ne başkasına sövmeli ne de sövdürmeli. Yani si-övene söverler.

Cenab-ı Allah da bizi şöyle uyarıyor : “Siz başkalarını putlarına sövmeyin ki, onlarda  sizin Allah’ınıza sövmesinler.” Bu bir ikazdır, burada mühim bir mesaj vardır. Başkalarının inancına dil uzatılmayacaktır.

Abdullah bin Hanzala şöyle anlatır:

“Selman-ı Farisi ile beraberdik içimizden biri Meryem Sûresini okuyunca, orada bulunan bir Yahudi Hz. Meryem’e ve oğluna sövdü. Yahudiyi, ağzı yüzü kan içinde kalıncaya dövdük. Yahudi bizi Selman-ı Farisi’ye şikayet etti.

Selman (r.a.) yanımıza geldi. O güne kadar Yahudinin herhangi bir problem olup olmadığını sordu öyle bir şey yoktu. Selman bize :

“Bu adamı neden dövdünüz.” dedi. Biz:

–            “Meryem Sûresini okuduk. Bu adam Meryem ve oğluna sövdü,dedik.” Selman (r.a.) şöyle dedi.

–            “Hatırlatmakta hiçbir fayda ummadığınız bir husus, başkalarının yanında niçin hatırlatıyorsunuz. Burada başka okuyacak sûre bulamadınız mı? siz Allah’tan başkasına tapanlara sövmeyiniz ki, onlar da hınç ve inatla Allah’a sövmesinler.” (En’am:108) ayetini bilmiyor musunuz?

İslâm’da tahrik etmek, bir kötülüğe sebep olma o kötülüğü yapmak gibidir.

İslâm’da tebliğ vardır, sövmek, hakaret, dil uzatmak insanları inançlarından dolayı kınamak yoktur. Onun için Müslüman, mezhepler, tarikatlara, cemaatlere dil uzatmaktan, inançlara saygısızlıktan kesin olarak kaçınmalıdır.

 

G)   ÖLÜLERE DİL UZATMAK

İnancımızda, insanların hayrına, iyiliğine konuşmak iyiliğine şehadet etmek gerekir. Peygamberimiz : “Ya hayır söyle ya da sus” demiştir. Bu kural, hem diriler için hem de ölüler için geçerlidir.

Ölmüş kimselerin aleyhinde konuşmak onlara zara vermez. Konuşmanın, atıp tutmanın, onlara takılıp kalmanın faydası da yoktur. Olsa olsa ancak fitneye sebep olur.

Cenaze namazı kılındıktan sonra hoca : “Merhumu nasıl tanırsınız?” deyince “İyi biliriz” demek adet olmuştur.

Peygamberimizin tavsiyesine göre ölüler hayırla yâd etmek gerekir. “Rahmetli”, “Allah af etsin”, “Mekanı cennet olsun” demekte fayda vardır. Efendim herkese denir mi? dense ne olur? Layık değilse, zaten Allah af etmez. Nuh oğlu için, İbrahim Peygamber babası Azer için, Hz. Peygamber amcası Ebû Talip için dua etti de ne oldu? Biz, Allah havale edelim.

İslâm’da rüyaları bile hayra yormak vardır.

Kim olursa olsun insan,tatlı ve güzle sözlerden hoşlanır. İnsanların yanında ölüler kötülemekle bir şey kazanamayız. İnsanları karşımıza almış oluruz. Çünkü orada ölülerle mutlaka bir bağı olan vardır, seven bir vardır. Alınacaktır, üzülecektir. Veya ideolojik bir bağlantı kuracaktır. Al sana fitne. Ölüler fitne sebebi olmamalıdır.

Yaptıkları ve yapmadıkları ile herkes ölü de olsa, diri de olsa hesabını Allah’a verecektir.

Şöyle bir söz vardı: “Arayan Mevlâsını bulur, arayan belâsını bulur” diye. Durup dururken ölüler bulaşmak, dil uzatmak belâ aramak olur. Bırakılınca unutulup gidecek olan ölüleri, gündeme getirip durmanın hiçbir faydası olmasa gerek.

Mekke’nin Fethinden sonra Ebu Cehil’in oğlu İkrime, yanlarına gelirken, Hz. Peygamber, çevresine şöyle bir ikazda bulunur:

“Ölüler aleyhine konuşmayın. Zira bazı ölüler aleyhine konuşmak dirileri rahatsız eder. Üstelik ölüye de bir zara eriştirmez.”

Biraz sonra İslâm’ın amansız düşmanı İkrime gelir. Peygamber, iltifat ederek karşılar. “Merhaba, hoş geldin Süvari Muhacir” der. İkrime kolaylık İslâm’a girer ve İslâm’ın bir mücahidi olur. Peygambere şöyle der: “Bugüne kadar seninle savaşmış olan bu kılıç, bundan sonra senin düşmanlarına karşı savaşacaktır.”

İkrimeyi bu noktaya getiren, sevdiği babası Ebu Cehil aleyhine konuşulmaması, Ebu Cehil adına muamele edilmemesidir.

Şu anda ne yazık ki, bazıların problemi, bu dünyadan ayrılmış, ahirete göçmüş insanlar ve onların işleri. Ölülere ve gerilere takılıp kaldıkları için ileriyi göremiyorlar, ileriye gidemiyorlar.

 

H)   DÜŞMAN BOŞ DURMUYOR

Atalarımızın ifadesiyle : “Su uyur, düşman uyumaz.”

Milletler, dinler ve ideolojiler hep varlık mücadelesi içinde, kendisin var olabilmesi için yok etme çabasında…

Bugünkü ortam, her türlü istismarın yapılmaya müsait olduğu bir ortam. Düşman fark ettirmeden ırkçılıkla, mezhepçilikle, tarikatçılıkla, particilikle, lâikle kaşıyıp duruyor…

Dinde tartışma konuları icad ediyor. “Kendilerine fitne çıkarmayın denilince biz ıslah edicileriz” diyorlar. (Bakara:11) “Kendilerinde eğrilik bulunanlar, sırf fitne çıkarmak, başkalarını saptırmak için Kur’an’ın müteşabih ayetline tabi oluyorlar.” (Al-i İmran:7) kıyıda köşede kalmış, zayıf görüşleri günün meselesi haline getirip, ön plâna çıkararak, esas meseleleri unutturup kafa karıştırıyorlar.

Her fırsatta her vesile ile sun’i problemler üretiliyor. Müslümanları birbirine düşürülmeye çalışıyorlar. Farklı gruplar ve farklı din anlayışı yerleştirmeye çalışıyorlar. Reformistler bayraklaştırılıyor. Bazıları da bunlara malzeme oluyor.

İslâm, eksik veya bugüne kadar değişmiş bir din değildir. Yanlış mesajlar vermeni, İslâm’ı tartışılır hale getirmenin veya müslümanı İslâm dışı saymanın vebali ağırdır.

Bugünkü en önemli faaliyet de İslâm’a, İslâmi değerlere saldırarak, sinsi oyunlarla Müslümanları sokağa ve kavga ortamına çekme çabalarıdır.

Molla Nasreddin, Konya Medresesinde okurken, sokakta büyük bir kama ile yakalanır. Emniyette : “Sen bununla ne yapıyorsun?” derler. “Ben bununla kitaplardaki yanlışları düzeltiyorum” der. “Bu, bu iş için biraz fazla büyük değil mi?” derler. “Yanlışlıklar o kadar çok ve o kadar büyük ki, bazen bu bile yetersiz kalıyor” cevabını verir.

Diyanetle halkın, Devletle imletin arasına açmaya uğraşıyorlar. Bu millet, bizim milletimiz, bu devlet bizim devletimiz. Bu vatan bizim vatanımız. Çekip gidecek başka bir yerimiz yok. Cenab-ı Allah : “Birbirinizle didişmeyin yoksa, devletiniz elden gider” buyurarak bizi ikaz etmektedir.

Şer güçlerin hedefi Anadolu. Yahudi, arz-ı mevud olarak Dicle ve Fırat nehirlerin arasına Rumlar, Ermeniler, Karadeniz’e, Yunan, Ege Bölgesine, İstanbul’a göz dikmiş Türkiye’yi parçalayan haritalar çizilmiş. Biz ne yapıyoruz?

Namık Kemal’in ifadesiyle:

“Memleket bitti, yine bitmedi hâlâ sen, ben;

Bize bu hâl ile bizden büyük olmaz düşman”

Dost diye yanaştığımız bütün milletler, hep sinsi oyunlar peşinde. Geçmişte olduğu gibi, en küçük fırsat bulsalar sinekler gibi üşüşecekler.

Her bireri gece gündüz ajan gibi çalışıyor. Bale okulları, moda evleri, dans kurslar, manken ve artist yetiştiren yerler güzellik yarışmalarının düzenlendiği yerler, domuz çiftlikleri, köpek bakım evleri, çağdaşlık adı ile oynanan düzenbazlıklar… Nerelerden kaynaklanıyor, hiç düşündünüz mü?

Bundan iki yüz sene önce Siyonizm Teşkilatı’nın hazırladığı 22 maddelik bir broşürde, Osmanlı Devletini yıkma planlarından bazı maddeler:

1-     Genç nesiller ahlâk dışı yollar teşvik edilmeli.

2-     Aile hayatı yıkmalı,

3-     San’atı ve edebiyatı müstehcen hale sokmalı,

4-     İnsanları aşağı sınıflar tahakküm etmeli.

5-     Mukaddesata hürmeti yıkmalı, hürmete layık kimseler hakkında rezilane vakalara uydurmalı.

6-     Sınırsız bir lüks, baş döndürücü modalar icat etmeli, çılgınca harcamayı teşvik etmeli.

7-     Kalabalıkların vakitleri eğlenceler, oyunlarla ayarlanmalı, herkes düşünmekten alıkonmalı.

8-     Müfrit nazariyerle fikirler zehirlenmeli, gürültü ve kargaşalıklar yaratılmalı.

9-     Umumi bir hoşnutsuzluk yaratılarak, içtima sınıflar arasında kin ve itimatsızlıklar sokulmalı.

10- Aristokratlara müthiş vergiler koyarak onları bunaltmalı, aralarına kin ve itimatsızlık sokmalı.

11- Servet sahipleri ile işçilerin arasını bozmalı, greve ve sabotajlar tertib etmeli.

12- Yüksek tabakanın manevi kuvvetini kırmalı.

13- Sanayin Ziraati ezmesine imkan vermeli, böylece köylü sınıfın ortadan kaldırmalı.

14- Saçma nazariyetler ortaya atarak halkı gayri kabili tatbik fikirlerle dolambaçlı yollara sevketmeli.

15- Hayat pahalılığı körüklemeli, ücretler arttırılmalı.

16- Beynelmilel meseleler ihdas ederek milletler arasına kin ve nefret tohumları serpmeli.

17- Milletlerin mukadderatını tahsil ve terbiyeden mahrum kimselerin eline tevdi etmeli.

18- Bütün hükümet şekillerin değiştirmeli, Devlete ait birçok sırları ifşa etmeli.

19- Meşru hükümet tarzlarında mutlak bir istibdada gitmeli.

20- Siyasi ve iktisadi buhranlar yaratmalı, servetleri mahvetmeli.

21- Mali istikrarı bozmalı, iktisadi krizleri çoğaltmalı, spekülasyonlara, enflasyonlara yol açmalı, altını mahdut ellerde tutup,. Sermayeleri felç etmeli.

22- Hükümetin ölümlerin hazırlamalı. İnsaniyeti elem, ızdırap ve yoksulluk içine atmalı.

Bu maddelerle Osmanlı Devleti nasıl yıkıldıysa bugün tek, hür ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti de aynı şekilde yıkılmak istenmektedir.

Yukarıdaki maddeler göz önüne alarak ona göre Devletimize, Milletimize ve Bağımsızlığımıza sahip çıkalım. Bize bizden başka dost yoktur.

İngiliz parlamentosunda yazıl olan meşhur şu “İngiltere’nin dostu yoktur, düşmanı da yoktur, İngiltere’nin menfaatleri vardır.” Sözüne dikkat edelim. bu cümleden hareketle hiçbir yabancı devlet menfaati olmadan bize yardım etmez. Yabancı devletlerin içimizdeki piyonların iyi teşhis edelim.

Cem Sultan Papa’nın huzuruna çıkarılacağı zaman teşrifatçılar; Hıristiyan hükümdarların huzurda baş açıp diz çöktüklerini, bu suretle ondan mağfiret beklediklerini, kendisinin  de öyle yapmasın… bildirmişlerdir. Bunu şiddetle reddetmiş ve;

Onlar, Papa’dan mağfiret uma gelirlermiş, ben mağfireti Allah Teala’dan umarım. Bu hususta Papa’ya hiç ihtiyacım yoktur. Ölümüme razı olurum, dinime zara gelecek işi işleyemem, demiştir. Ve baş eğmeksizin, kavuğunu da çıkarmadan Papa’yla konuşmuştur. Ona, dinin değiştirirse, büyük bir ordu toplayarak İstanbul ‘da tahta geçireceklerini söylemişler… buna mukabil;

Ben dinimi Osmanlı Sultanlığı değil,dünya padişahlığına değişmem, susturucu cevabını almışlardır.

Bahtsız Şehzade, son anlarında bile şahsının, bütün mevcudiyetiyle inandığı İslâmiyet aleyhinde kullanılması ihtimalinden titremiş: Cenab-ı Hakk’a, “Ya Rabb! Kâfirler, eğer Müslümanlığa zara vermek için beni alet etmek istiyorlarsa, bu kulunu daha fazla yaşatma, ruhunu bir an önce dergah-ı izzetine al” diye iltica etmiştir. Etrafındaki adamalarına da:

Elbette ve elbette, benim ölüm haberin neşrediniz (yayıp duyurunuz) ki, kafirlerin Müslümanlar üzerindeki oyunları dursun, sözleriyle İslamiyet’e olan hudutsuz bağlılığını ortaya koymuştur.

On üç senelik acı ve elemlerden sora, otuz altı yaşında Allah’ın rahmetine kavuşmuştur. (M. 1495) (Kaynak:Gayr-i Resmi Tarihimiz, s.60)

Şöyle anlatırlar:

Deve, kurt ve tilki arkadaş olmuşlar. Acıkmışlar, bir şey bulamamışlar. Demişler ki : “Kim büyük suç işlediyse onu yiyelim”

Kurt     : Bir sürüye girdim 50 kadar koyunu kırıp geçirdim, demiş.

Tilki     : Bir kümese girdim, ne kadar tavuk varsa telef ettim, demiş.

Deve   : Bir gün ağır yük taşıyordum, çok acıktı, duvarın üzerinde kabak çiçeği gördüm, uzandım, yedim, içi de boşmuş, demiş.

Kurtla, tilki, “Sen suç işlemişsin. O çiçek kabak olacaktı, onu insanlar yiyecekti.” Deyip yemişler.

Uyanık olalım, düşman oyunlarına gelmeyelim.

Bu konuda bir örnek vereyim : “Süleymaniye Camisi yapılırken Alman İmparatoru, Granitte döktürttüğü bir taşı, mihraba konulmak üzere hediye olarak gönderir.”

Mimar Sinan : “Padişahım bunlara asla güvenilmez bunda bir oyun vardır” diyerek taşı kırar ve içinden siyah bir haç çıkar. “Bunun yeri mihrap değil, Müslümanların gelip geçtiği eşiktir” der ve eşiğe koyar.

Atalarımız dikkatliydi uyanıktı böylece düşmanın zararlarından korunabiliyordu. Ya Biz?

 

İ)       BİRKAÇ FİTNE ÖRNEĞİ DAHA…

İnsanlık tarihin başında Şeytanın fitnesi, Ademle Havva’yı cennetten kovdurmuş, sonra Habil ile Kabil’in arasına soktuğu kıskançlıklar da ilk kan dökülmüştür.

En büyük fitne şeytandandır. Allah bizi şeytanın eline bırakmasın.

Halife Abdülmelik İslâm alimlerinden Şa’bi’yi Bizansa elçi gönderir. Şa’bi, Bizans imparatoru ile görüşür ve bir mektupla döner.

Abdülmelik mektubu okuyunca Şa’bi’ye sorar:

–            Bizans İmparatoru mektup da ne yazmış biliyor musun?

–            Hayır.

–            Şöyle yazmış “Nasıl olmuş da elçin senin yerine halife olmamış”

–            Efendim o seni görmüş olsaydı böyle yazmadı, deyince:

–            Hayır, o seni öldürtmem için beni tahrik ediyor, der.

İşte bir Bizans oyunu. Şimdi bunları birçoğu oynanıyor.

 

* * * * *

 

Daha  işin başında, Müslümanları bölmek parçalamak için, Mescid-i Dirar’ı yaptılar. Allah, peygamberi orada namaz kılmaması için uyardı. (Tevbe:107-108)

 

* * * * *

 

Bilindiği gibi Sahabenin arasını açtılar. Hz. Ali ile Hz. Muaviye’yi (aralarını açıp fitne soktular) savaştırdılar.

 

* * * * *

 

Uhud Savaşına kadar Abdullah bin Übey, her Cuma hutbeden önce ayağa kalkar “Müslümanlar! Allah’ın Rasûlünü iyi dinleyin ve ona hakkı ile tabi olun” der otururdu. Münafıkların başı olan bu adam, böyle bir rol üstlenmişti. Bu rolü kusursuz oynadı. Ancak Uhud Savaşında gerçek yüzünü ortaya çıktı. Bahaneler uydurarak savaş meydanın terk etti. Adamları ile beraber moral bozmak istedi.

 

* * * * *

 

Cemal vak’asını tertip eden münafıklardan Şureyh, adamlarına şu talimatı vermiştir:

“Ortaya çıkmadan önce tedbirinizi iyi alın. Öncellikle yapmanız gerekenleri sonra, yapmanız gerekenleri öne almayın.”

 

* * * * *

 

Tebuk Seferinde Hz. Peygamber, Hz. Ali’yi Medine’de görevli olarak bırakmıştı. Münafıklar kendisine:

“O seni aşağılamak için, işe yaramaz gördüğü için geride bıraktı” diyerek moral bozucu girişimde bulunmuşlardı. Hz. Ali derhal yola çıktı. Yarı yolda peygambere yetişti. Peygamber geliş sebebini öğrendikten sonra ona şöyle dedi:

–            “Ben seni arkamda bıraktıklarım için Medine’de  koydum” (K.Sitte:2/415)

 

* * * * *

 

Tebuk yolunda su sıkıntısı çekildi. Hemen: “İşte o da adamları susuzluktan helâk olacak” deyip moral bozdular.

 

* * * * *

 

Yahudi olan Şe’ş, müslümanlara karşı çok kinci idi. Evs ve Hazreç kabileleri bir arada dostça sohbet ederlerken, hazmedemedi. Bir Yahudi gencine : “Git aralarına gir, daha önce iki kabilenin nasıl savaştığını anlat” dedi. Genç gitti, savaşı hatırlatıp, o zaman birbirlerine yazdıkları şiirlerden okuyunca, eski düşmanlık ortaya çıkıverdi. Kılıçlar çekildi, yaylar gerildi. Hz. Peygamber bunu haber alınca derhal oraya geldi. Peygamberin konuşmasında sonra tuzağa düşürüldüklerini anladılar. Büyük bir fitne önlenmiş oldu. (Bak:Al-i İmran:99-100-104)

 

* * * * *

 

Dört halife dönemini sonlarında Abdullah bin Sebe adlı münafığın İslâm’ı görüntüler altında nasıl fitne çıkardığı, Müslümanları nasıl birbirine düşürdüğü herkes tarafından bilinir.

 

* * * * *

 

Derviş Vahdeti, batı hesabına “Şeriat isteriz” diyerek kitleleri yürütmüş ve  Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmesine neden olmuştur.

 

* * * * *

 

Birinci Dünya Savaşı yıllarında İngiliz Lordları “Mühtedi rolü oynayarak, Müslüman olmuş görüntüsüyle Arapları kendi inisiyatiflerine almışlar ve Osmanlı’ya isyan ettirmişlerdir. Arabistan da Vahhabiliği kurdurmuşlardır. Arapları Türklerin karınlarında altın aratmışlardır.”

 

* * * * *

 

İran’da yetiştirilip topraklarımıza gönderilen Molla Kâbız, sapır fikirleri Anadolu’ya yaymıştır. Yavuz Sultan Selim İbni Kemalle halkın huzurunda fikirlerini çürütüp idam ettirmiştir.

 

* * * * *

 

Rus askerleri Afganistan’a girdiği zaman Afgan alimleri Ramazan da top mu atalım, davul mu çalalım tartışmaları yapmaktadır. Afganlılar, Rus işgalinden önce birbirine düşürülmüştür. Şimdi de bir araya gelememektedirler. Yıllardan beri kendi kanlarını içmektedirler.

 

* * * * *

 

Güzel Kur’an okuyabilen ve senelerce imamlık yapan, Osmanlı topraklarında Batı menfaatlerine hizmet eden Lavrens, büyük entrikalar çevirmiştir. Bu tür oyunlar İmparatorluğu zayıflatmış ve yıkılışı hazırlamıştır.

 

* * * * *

 

Londra Askeri Müzesinde bulunan Şerif Hüseyin’in resmi altında şu yazı bulunuyor:

Birinci Dünya Harbinde Türk orduları baş kumdan vekili Enver Paşa, Çanakkale’de Türk askeri tarafından ele geçirilen bu İngiliz Filintasını, Mekke Emiri Şerif Hüseyin’e hediye etmiştir. Şerif Hüseyin de bu tüfeği Lavrense vermiş, Lavrens de bu silahla Türk askeri öldürdükten sonra bu tüfeği İngiltere Kraliçesine hediye etmiştir. (Türk Dünyası Tarih Dergisi Nisan 1989, Sayı 28, s.59)

 

* * * * *

 

Salman Rüşti, Teslime Nesrin aynı eğitim gördüler. Her nedense ikisi de Kur’an’ı beğenmediler. Batının korumasına alındılar. Bugün İslâm’a Müslümanlara yönelik her hareketin altın tahrik vardır. Yabancı güçler ve sinsi plânlar vardır.

 

Şu  anda kumarda dünya birincisi, Mafyada ikinci, alkolde üçüncüyüz. AIDS patlaması ve uyuşturucu belâsı bizi tehdit ediyor. Basınımız, Televizyonumuz tahrik ediyor… Bunlar boşuna değildir.

Bugünkü, bazı olaylar çok iyi değerlendirmeliyiz. Oynanan oyunların farkına varmalıyız.

Kur’an okumasını bilmeyen, din büyüğü rolü ile ortalıkta dolaşan sık sık Avrupa’ya Amerika’ya uçan, uçmayı sevenlere dikkat.

Kıbrıs’ta oturmanın tehlikeli olduğunu, en iyi yaşanacak yerlerin Şam, Sûriye olduğun söyleyen İngiliz müridlerin şeyhine dikkat.

İngiliz Parlamentosunda şu sözler yazılıdır:

“İngilizlerin dostu yok,düşmanı da yoktur. İngilizlerin menfaatleri vardır.”

Son yılların en büyük fitnelerinden bir de tahrik ve teşhir fitnesidir. Müstehcenliktir. Bu fitne çok büyük belâ ve musibetlere neden olacak fitnedir. Yıkılan dünyalar,yıkılan aileler, yıkılan ahlak ve maneviyat hep bu fitnenin marifetidir.

 

J)     FİTNENİN ZARARI UMUMİDİR

Cenab-ı Allah : “Semud kavminin bulunduğu     <Hicr> adlı şehirde Dokuz kimse ardı ki, bunlar yer yüzünde fesat çıkarıyorlar iyiliğe yanaşmıyorlardı.” Buyurarak bu yüzden o şehir halkının helak olduğunu bildirir. (Neml:48)

Enfal Sûresinin 25. ayetinde : “Yalnız zulmedenlere değil, hepinize zara verecek, perişan edecek fitneden sakının” denmiştir.

Hz. Peygamber de : “Fitne uykudadır, uyandırana lânet olsun.”

–            “Benden sonra dört fitne gelecek. Sonuncusu geldiğinde kulağa bir şey gitmez, göz görme, her tarafı fitne sarar. Müslümanlar bir belâya müptelâ olur ki, yılanın çöreklenmesi gibi. O anda iyilik inkâr edilir. Kötü, iyi sayılır. Bu fitne sırasında insanın bedeni öldüğü gibi kalbide ölür.” (Ramuz:247/3) diye haber vermiştir.

Kur’an’da : “Allah’ın emirlerin yerine getirmez,y kendi aranızda dost olup kenetlemezseniz yer yüzünde fitne ve fesat çıkar” buyurulur. (Enfal:73)

İslâm’da fitnenin cezası ağırdır. Fitne tohumu eken, onun zararını ilk önce o görür. Yani, kazdığı kuyuya kendi düşer. Dede Korkut’taki tepe göz olayında olduğu gibi fitneyi besleyenler onun kahrına uğrar. Rad Sûresinin 25. ayetinde yer yüzünde fesad çıkaranlar lânetlenmiştir.

Kur’an’da :

–            “Allah fesat çıkarmaya ve fenalık yapmaya razı olmaz.” (Bakara:205)

–            “Maida Sûresini 33. ayetinde de, fitne ve fesada yeltenenlerin cezalandırılması ve sürgün edilmesi emredilmiştir.”

–            Nûr 19 : “Mü’minlerin arasında kötülüklerin yayılmasını arzu edenler için muhakkak dünya ve ahirette acıklı bir azaba vardır.” buyrulmuştur.

Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak bunlardan biri cennetlik, geri kalanı cehennemliktir.” (K.Sitte:13/362)

Ey Müslümanlar! Bize karşı intikam hissi ile dolu olanlar pek çok. Bugüne kadar bazı şeyler ibretle seyredildi. Şuan değerlendirme ve ders alma zamanıdır.

Müslümanlar fırka-i Naciye kavgası yapmadan, ehli sünnet çizgisinde kalma ve Peygamber sünneti dairesinde yaşamaya gayret göstermelidir. İnsanların ne olduğunu alla bilir. İbni Sina : “Ancak kendisini cennetlik olduğunu söyleyen, zaten cennetlik değildir” der.

Dâvâ, İslâm davasıdır. Kavga, iman küfür kavgasıdır. Müslümanın müslümanla uğraşması, iman zayıflığındandır. Allah’ın razı olmayacağı bir haldir.

Fitne ortamında Müslüman düşen şudur:

Kötülerin olduğu ve kötülüklerin açıkça işlendiği ortamlardan uzak durmalıdır.

Kötülük gizli olarak işleniyorsa daha çok işleyenler zarar görür. Eğer açıktan işleniyorsa ve karşı çıkılıp yok edilmiyor, önüne geçilmiyorsa, o zaman herkes zarar görür.

 

K)    TAHRİKLERE KAPILMAYALIM

İnsanın yapısında bencillik vardır. Övülmekten hoşlandığı gibi, başkaların kötülemekten de hoşlanır. Kızar, sabır ve tahammül göstermekte de aciz kalır.

Allah Kur’an’da şöyle buyurur:

“Ey İman Edenler! Eğer size bir fasık bir haber getirirse, onu araştırın. Yoksa bilmeyen bir topluluğa sataşırsanız da, sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hücurat:6)

Hz. Peygamber de: “Şeytanı, namaz kılanların kendine itaat etmesinden ümidin kesti. Ancak aralarında fitne çıkararak birbirine kaşı kışkırtmaktan geri durmaz” diyerek bizi uyarıyor. (Müslim Münafikun:65)

Bir zamanlar bir hayırsever zengin, fakirlere beşer kilo un dağıtıyormuş. Başka bir zengine : “Falan fakirlere beşer kilo un dağıtıyor” demişler o da: “Bakalım terazisi doğru mu?” demiş…

Müslüman fitneye sebep olacak davranışlardan da kaçınmalıdır. Bir dinleyiciyim bana telefon etti, dedi ki: “Peygamberimiz hanımına, karnına tabak koy, sokağa çık. Seni görenler gıybetini etsin, günahlarını alsınlar” demiş midir? diye sordu.

Bu bir fitnedir. Başkalarını günaha iterek sevap kazanılmaz. Peygamber : “Fitne adam öldürmekten beterdir” demiştir. İslâm’da başkalarını kötü duygu ve düşüncelere sevk edecek yanlış anlaşılmaya neden olacak davranışlardan kaçınılacaktır.

Peygamberimiz hanımıyla giderken değişik şekilde bakan birini görür, hemen yanına çağırır ve der ki, “Bak, bu benim hanımım” böylece onu günahtan alıkoymuştur.

“Fare un çuvalının ağzı açık olsa da tabanını deler” derler. Bazı kimseler fitne ortamını kendi hazırlıyor, fitneye kendi düşüyor. Sonra da o fitneyi, başkalarına bulaştırıyor.

Adamın biri dağda eşeğini kaybetmiş. Abdest suyu eşekte olduğu için namaz vakti teyemmüm almış, namaz kılacağı sırada eşek anırvermiş. Adam : “Eşek anırdı, abdest bozuldu” demiş. Bunun duyan biri orada burada eşek anırınca duyanın abdesti bozulur demeye başlamış ve falan kimse söyledi, kulağımla duydum diye de yemin edermiş.

Bir hoca efendi de : “Ey cemaat, abdestten sonra üç yudum su için sünnettir, sevaptır” demiş.

Ramazan bayramıymış, Hoca Cemaate : “Nasıl bir Ramazan geçirdiniz” diye sormuş, Cemaat:

–            Hocam çok rahat bir ramazan geçirdik, Allah razı olsun, bol bol da abdest aldık demişler.

İşte dinde fitne böyle çıkar…

Fitne çıkarmaktan, fitneye sebep olmaktan ve fitnenin, fitnecinin şerrinden kaçınmalıyız.

 

L)     FİTNE ORTAMINDA NE YAPALIM

Bugün fitnelerle iç içeyiz. Fitne ile karşı karşıya olmayan ve fitnenin tehdidinden emin, hiçbir kimse yoktur.

Bu fitne ortamında neler yapmamız, nasıl davranmamız konusunda birkaç ayet ve peygamber tavsiyesine göz atalım:

–            Cenab-ı Allah : “Yer yüzünde fitne kalmayıp, din tamamiyle Allah’ın oluncaya kadar uğraşın, çalışın” görevini veriyor. (Enfal:39)

–            “Gelen haberleri araştıracağız.” (Hücurat:6)

–            “Ey İman Edenler, zannın çoğundan sakının.” (Hücurat:9)

–            “Allah için bir kavmin elindeki nimeti, o kavim kendi kendini bozmadıkça bozmaz.” (Rad:2) yani herşey bize bağlı. Arayan mevlasını buluyor, arayan belâsını…

–            “Kafirler bile birbirilerin yardımcılarıdır. Eğer siz bunu yapmazsanız, ye yüzünde fitne çıkar, bozgun olur.” (En’am:73)

–            “Ey İman edenler siz kendinize bakın siz doğru yolda oldukça sapmış olanlar size zara veremezler.” (Miâda:105) Fitnenin arttığı bir zamanda da kurtulmak için doğru olmak ve doğrularla beraber olmak tavsiye ediliyor.

Mevlana anlatır : Biri krala gelir, ”fitneler çoğalınca ne yapayım” diye sorar. Kral sucağına ağzı açık bir zeytinyağı tulumunu verir. Yanına da silahlı adam ve bir damla dökerse öldürürüm, der. çarşı Pazar dolaşırlar gelirler. Adam sorduğuna pişman olur ama dökmemek için de kan ter içinde kalır. Gelince kral sorar: “Çarşı pazarda neler gördün anlat bakalım” adam : “Aman Efendim ben dökmemeğe çalışırken hiçbir şey görmedim” der. Kral : “İşte fitne ortamında da böyle olacaksın, kendine kendi işine bakacaksın” der.

Peygamberin tavsiyelerine gelince :

–            “Gelecekte bir takım fitneler olacak; o sırada oturan, ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen koşandan hayırlıdır. Fitneyi görmeye çalışan onun kahrına uğrar” (Müslim:8/2886)

–            “Fitne zamanında evinizde oturun. Günahlarınıza tevbe etin, dilinizi tutun, kendi işinize bakın” (Nese-i Ebu Davut)

–            “Sağır dilsiz kör fitne gelecek. Fitneye azıcık meyledenin üzerine fitne süratle gelir. Fitne ortamında dilini oynatma aynen kılıç oynatmak gibidir.” (K.Sitte:13/390)

–            “Karışıklık zamanında ibadet etmek, benim yanıma hicret etme gibi sevaptır.” (R.Salihin:2/1371)

–            “Bir kısım ayak takımı karşı karşıya kalırsanız. Güzel bulduğunuz şeyi yapın, kötü bulduğunuz şeyi terk edin. Kendi yakınlarınızın hallerini düzeltmeye yönelin. O ayakta kimi ve onların işleri ile uğraşmayın.” (K.Sitte:13/4759)

Bu âyet ve hadislerden anladığımıza göre din ve dindarlık lafta kalmamalıdır. Hayata geçirilmeli, Allah tam bir kul olmaya çalışılmalıdır. İnsanı amelleri kurtaracaktır.

Fitne anında, fitne ortamındaki kimselerle değil, fitneden ve fitne ortamından uzak kimselerle beraber olunmalıdır. Allah ne diyor “Doğrularla beraber ol” diyor.

Ortalık karıştığı zaman ortadan çekilmeden önce yapılacak işler vardır : Meselâ; önce İslâm anlayışımız değişmeli, İslâm, bütün hayatımızı kapsamalı, İslâm kardeşliği Allah’ın ve Rasûlünün istediği şekle getirilmeli, bir ve beraber olarak düşman oyunları bozulmalıdır.

–            Ayrıca özel hallerimizle, giyimimiz kuşamımızla, eşimiz, çoluk çocuğumuzla fitneciye fırsat vermemeli ve fitneye sebep olunmamalıdır. Fitneye malzeme de olunmamalı, istismar konusu malzeme, fitneciye verilmemelidir.

–            Hem vurup hem de “Ne vuruyorsun?” diye feryat eden, hem suçlu hem güçlü kimselerin oyunları karşısında uyanık olunmalıdır.

–            Son zamanlarda İslâmiyetin gelişmesi, Müslümanları şuurlanması karşısında şer güçler ayağa kalkmıştır. İftira kampanyaları artmıştır. Sinsi oyunlara hız verilmiştir. Tarikatların, cemaatlerin içine fitne sokulmak için azamî gayret gösterilmekte, dinde arttıramaz, eksiltemez. O yetkiye kimse sahip değildir.

–            Bir başka husus da : “İyiliği emrederken kötülükten sakındırırken bile azami derecede fitneye sebep olmamaya çalışılmalıdır. Bir işte günah varsa, iyilik bile terk edilir. Dinimiz fitnenin deliklerin tıkamıştır.”

–            En güzel çarelerden biri; fitne ve fitneciyi yalnız bırakmak, fitne konusuna ilgi duymamaktır. Eğer fitne, ilgi görecek olursa, fitne yayılır, fitnenin sonu gelmez, fitne, fitneyi takip eder, fitneye yaklaşan ona bulaşır, içine düşen çıkamaz.

–            İnancımızda sıkıntılara sabırla karşı konulacaktır. Ölmeye razı olacaksın, öldürmeyeceksin. Fitne büyümeyecek…

–            Dünya fani ve bu dünyada çekilen sıkıntılar, bir bakıma günahlarımıza kefarettir. Bunun için çalışmamızı ve sabrımızı bu manada göstermeliyiz.

–            Özellikle milli ve manevi değerlerimize, kutsal mekânlarımıza saldırılara dikkat edilmelidir. Müslümanlar gıdıklanıyor, tahrik ediliyor. Camiye giriliyor yazı yazılıyor, cami ateşe veriliyor, cami duvarına işeniyor. Ayakkabıya “Allah” yazılıyor, domuza Peygamberimizin adı yazılıyor, domuzun ayağının altına Kutsal Kitabımı konuyor. İslâm’la, müslümanla alay ediliyor, iftiralar atılıyor. İnançlara, inancın gereği davranışlara, Kur’an Kursu gibi, İ.H. Lisesi gibi halkın gözbebeği mekânlar yok sayılıyor.

–            Unutmayalım ki, öküzün altında buzağı değil, buzağının altında öküz arandığı bir dönemde yaşıyoruz. Bu durumda, inancımıza, kültürümüze uygun davranmalıyız. Meşru, demokratik ve medeni ölçüler elden bırakılmamalıdır.

–            Kur’an’ın son sûrelerinde ifadesinde bulan şeytanın şerrinden Allah’a sığınıldığı gibi fitnenin ve fitneci, şer kimselerin şerrinden de Allah sığınılmalıdır. Nefsimizin fitnesi de unutmayarak Allah’a dua ve niyazda bulunmalıyız. Peygamberin ifadesiyle : “Dua mü’minin silahıdır” dua ve niyazlar bizi koruyacaktır.

–            “Allah’a inandım” diyen her mü’min fitne ortamında yaşadığımızı bilerek; fitne konusu olmamalı, fitnenin üzerine gitmeli, eğer fitne onun üzerine gelirse fitneden uzaklaşmalıdır. Eline, beline, diline Allah için sahip olmalıdır. Nemelâzımcı bir hayat değil, şuurlu bir hayat yaşamalıdır. Müslüman doğduğu gibi Müslüman olara bu hayatı noktalamak için ne yapması gerekiyorsa, onu yapmalıdır. Hayatı hayal ve hatıraları ile değil gerçek yönü ile yaşamalıdır.

–            Hiçbir Müslüman başka bir müslümanı kınamamalıdır. Hz. Peygamber : “Kim başkasındaki kötü hali kınarsa, o şey kendi başına gelmeden ölmez” buyurmuştur. Bir hadislerinde de : “Bir müslümanın bir müslümanı hor görmesi, ona günah olarak yeter” demiştir.

Evet, (Fitne ölümden beterdir, Allah o fitnenin kahrından Müslümanları korusun.)

–            Adem (s.a.)’ın oğlu kendisin öldürmek isteyen kardeşine şöyle dedi : “Sen beni öldürmek için elin uzatsan da ben seni öldürmek için elimi uzatmam, Allah’tan korkarım” dedi.

–            Hicret ancak fitneden kaçmak için yapılırsa doğrudur. Değilse hicrete müsaade yoktur.

–            İnancımıza göre; Bazen sükut ibadettir. Konuşmakta fayda varsa konuşmak ibadettir. Peygamber (s.a.) : “Ya hayır söyle ya da sus” buyurmuştur.

Fitne ortamında dilimize dikkat etmemiz lâzım. Peygamberimizin ifadesiyle : “Fitne ortamında konuşmak, kılıç sallamak gibidir”

Fitneye dikkat etmeyene fitne çabuk bulaşır. Kim merak edip fitneyi görmek isterse, fitnenin kahrına uğrar.

–            Fitne ortamında iyiliklere ve ibadetlere sarılmak, insanı fitne ateşinden koruyacaktır.

–            Eğer fitneye ve fitneciye yapılacak bir şey fitneye sebep olacaksa, fitne de fitneci de yalnız bırakılmalıdır.

Fitneyi konuşmak, yaymak, fitneni başkalarına zarar vermesine ve fitnenin büyümesine neden olur.

–            Ortalık toz duman. “İyi günlere kalmadık” derdi büyüklerimiz. Bu konuda Peygamber (s.a.) şöyle haber verir:

“Sizden öncekilerin yollarına karış karış, arşın arşın mutlaka tabi olacaksınız. Hatta onlar keler deliğine girseler sizde arkalarında gideceksiniz.” (Müslim, İlim:6) biraz dikkat etmezsek, hazırlanmış tuzaklara düşmemek mümkün değildir.

Fitnenin iyice arttığı dönemlerde ise, insanlarda bir değer kalmaz. Peygamberimiz (s.a.) buyurur ki: “İyiler sıra ile gider. Zamanla hurmanın tortusu gibi geriye kötüler kalır. Allah onlara bir değer vermez.” (Buhari, Rikak:9)

Fitne ortamındaki yapacağımız duayı da Rabbimiz şöyle bildirir:

“Yarattığı şeylerin şerrinden karanlık çöktüğü zaman gecenin şerrinden, büyü yapanların şerrinden, kıskanç kimsenin şerrinden,kalplere vesvese sokan cin ve şeytanın şerrinden insanların Rabbine, insanların sahibine, insanların ilâhına sığınırım.”


Bu yazıyı 4.649 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here