Gençleri Bekleyen Tehlikelerde Bize Düşen Görevler

Bugün hepimiz de bir sorumsuzluk, nemelazımcılık var. Çocuklar ve gençler, korumasız, başıboş istenmeyen şeylerle iç içe yaşıyor.

Ana baba, işin, aşın peşine düşmüştür. Sabahın erken saatlerinden akşamın geç saatlerine kadar para kazanacağım diye koşturmaktan yorgun düşmüştür. Yavrusuna ayıracak vakti yoktur. Çocuk başka ellere bırakılmış, televizyona bırakılmış ve sokağa terk edilmiştir.

Gençle ailenin arası da iyi değildir. Egoizm hakimdir. Hayat anlayışları farklıdır. Ananın babanın etkisi kalmamış “Ne yapalım?” deyip, sorumluluktan kurtulduğunu sanıyor.

Genç, kendine önem verilmediği için aileyi, toplum yapısını ve geleceğimizi tehdit eder hale gelmiştir.

Bir şey yapmadan iyilik beklemek boşunadır. Gençler üzerinde emeğimiz yok…

Gelin, başka şeylerden fedakarlık ederek zahmetle dünyaya getirdiğimiz ve eziyetle büyüttüğümüz çocuklarımıza sahip çıkalım. Onların bizim için değerli varlıklar olduğunu bilelim. Gençlerimize sahip çıkalım. Nasıl mı?

– Onları güzel bir şekilde terbiye edelim.

– Dinini öğretelim, hayati bilgiler kazandıralım.

– Uyuşturucuya kadar götürecek sigara, bira, kola gibi alışkanlıklardan koruyalım.

– Kendini korumasına yardım edecek, ahlâk ve utanma duygusu verelim.

– Ona, kötülükler kötüler ve kötü sonuçlar hakkında bilgi verelim. Düşebileceği tuzakları tanıtalım. Herkesin iyi niyetli olmadığını öğretelim.

– Bırakalım, onlar genç, hayatlarını yaşasınlar, yanlışlığına düşmeyelim.

– Diğer canlıların yavrularına gösterdiği ilgiyi, biz çocuklarımıza göstermezsek, mürüvvetlerini göremeyiz. Biz onları ne emeklerle büyüttük. Emeğimizin boşa gitmesine nasıl müsaade ederiz?

– Yalnız kendi çocuğumuzu değil, başkasının çocuğunu da korumalıyız. O zaman Allah, bizim çocuğumuzu korur veya koruyacak birini karşısına diker. Bilhassa öğretmenlerimize büyük görevler düşüyor.

Fakat evladımızı düzeltmeye kalkmadan önce kendimizi düzeltmeye ihtiyacımız var sanıyorum. Şair:

“Laf ile verir dünyaya nizâmât,

Bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde” demiş.

Soruyorum: iki çiçekten birini baksak, birini de bakmasak ne olur? Biri kurur, biri canlı kalır.

Suç kuruyan çiçeğin mi?..

Genç aklı ile değil hisleriyle hareket eder. Her an karşı karşıya olduğu tehlikelere karşı savunma yapamaz. İşin nereye varacağını düşünemez. Korunmak ister.

Genç işlenmeye hazır ham bir maddedir. Onu başkaları şekillendirmeden analar babalar şekillendirmelidir. Her insan tertemiz doğar sonradan kirlenir veya kirletilir.

Çocukları biraz da poptan, toptan kurtarmalıyız.

Çocuklarımıza popu, topu sevdikleri kadar Kur’an’ı, peygamberi hatta Allah’ı sevdiremedik. Doğru mu? Takımına dil uzattırmaz, sevdiği sanatçıya dil uzattırmaz… Peygambere, Allah’a, Kur’an-a dil uzatılsa, el uzatılsa kılı kıpramaz. Doğru mu?

Aile için disiplin çok önemlidir. Eğer çocuk yaşta bir şeyler verir, bazı şeylerden haberdar edersek, büyüyünce olumsuzluklar olmaz, meyve vermeye başlar, yeter ki, tohum zamanında atılmış olsun, yeter ki aşı yapılmış olsun.

Yaşlanınca düzelme çok zor. Ashap ileri yaşta ıslah oldu, derseniz onları dirilten peygamberdi. O Allah Resulü ki, kuru dalları bile yeşertirdi. Bizimki ona benzemez.

– Çocuğumuz arkadaş edinmeden ana baba olarak çocukla ve ailesiyle mutlaka tanışmalıyız. Arkadaşlarını eleştirmemeliyiz. Kötü arkadaşı varsa onunla arkadaşlık etmesini birden yasaklamamalıyız. Onun hatalarını göstermeliyiz. Çocuklar onu fark edecektir.

– Sorunlar aile meclisinde konuşulmalıdır. Bütün fertler belirli gün ve saatte toplanmalıdır. Herkesin görüşü alınmalıdır. Düşünceler keşfedilmelidir. Bir şeyler okunarak okuma alışkanlığı kazandırılmalıdır. Ana baba olmak, çocuğu dünyaya getirmekten ibaret değildir.

– Genç en çok yalnızlıktan şikayet eder. Bu duygudan kurtarmak için ana baba gençle arkadaş gibi olmalıdır.

– Birçok ailede problem çocuk değildir. Ana babadır. Ne verilmiştir de çocuk almamıştır. Suçu çocuklara ve gençlere atmak acizliktir. Dövdüm olmadı, sövdüm olmadı gibi sözler suçluluk itirafıdır.

Bugün ailenin kutsallığı, ailelerin kutsal görev anlayışı büyük yara almıştır. Aile yuvaları cılızlaşmıştır. Eşler ferdiyetçi bir anlayışa itilmiştir. Aynı çatı altında birbirine yabancı insanlar yaşamaktadır.

Daha önce ana, yavrusunu alır bağrına basardı. Şimdiki analar yavrularını arabada taşıyor, çantada taşıyor. Daha önce ana – babalar çocuklarını iyi insan, iyi vatandaş olarak yetiştirmeye çalışırlardı. Şimdi sırtı pek, karnı tok, beyni aç nesil yetiştirmektedir. Yani ana – babaların çocukları ile ilgisi kesilmiş, çocuklar televizyona teslim edilmiş, sokağa terk edilmiştir. Çocuklar üzerinde ana – babalar titremiyor artık. Aile yuvasında sorumluluklar yerine getirilmiyor. Hatta eşlerin birbirini mutlu etme gibi bir endişesi kalmamıştır.

Son yıllarda genç ile aile arasında geçimsizlikler, uyumsuzluklar ortaya çıkmıştır. Aynı evi paylaşan fertler arasında bencil, duygular hakimdir. Değer yargıları değişmiştir. Hayat anlayışları farklıdır, dünya görüşleri farklıdır. Ana – baba söz geçiremiyor, sadece şikayet ediyor. Çocuk, yaramaz ve ahir zaman çocuğu olarak tanımlanmıyor.

Ben şuyum, buyum, ben şöyle yaparım, böyle ederim diyen nice ailelerin çocukları var ki, gerçekten üzülmemek elde değil. İnsanın aklına şairin şu mısraları geliyor:

“Laf ile verir dünyaya nizamat,

Bin türlü teseyyüp bulunur hânelerinde”

Ana babaların ilk ve en önemli görevi, yaşadıkça elin, ölünce yerin beğeneceği evlat yetiştirmektir. Rabbimiz: “Ey inananlar! Kendinizi, aile fertlerini ateşten koruyunuz.” (Tahrim suresi:6) buyurmuştur. Çocuk Allah’ın bir emanetidir. Bu emanet en güzel şekilde korunacaktır. Ona hem dünyası, hem de ahreti için yararlı şeyler öğretilecektir. Gıdasız kalan çocuk gibi yetiştirirsek manevî yükümüz ağırlaşır. Emek çekilip yetiştirilen fidanla kendi haline terk edilen fidan bile elbette farklı olacaktır.

İnsan, eğitimle doğmaz, eğitimle yetişir. Eğitim insanı kendine, ailesine ve içinde doğup büyüdüğü topluma faydalı hale getirir. İnsanın kendini tanımasını, ödev ve sorumluluklarını hatırlamasını, sağlar. İnsanı olgunlaştırır, durultur, düzenli ve disiplinli bir hayat yaşamasını sağlar. Gücünü aklını iyi yönde kullanmasını gerçekleştirir.

Bizim bugünkü eğitim sistemimiz, mükemmel insan yetiştirecek şekilde değildir. Ders kitaplarında doğru, dürüst, faydalı ve fedakâr olması için gence hitabeden bir satır yoktur. Okullarımızda kuru bir öğretim vardır. Okullar diploma düzenleyen müesseseler durumundadır.

Yıllardan beri yaptığımız eğitim, taklitçi, ezberci ve kuru bir eğitimdir. Gençlerin ilgi ve kabiliyetlerini ortaya çıkaracak şekilde değildir. Verilen bilgiler, faydalı ve yararlı olmamaktadır. Millî ve manevî kültürümüzü tanıtıcı da değildir. Millî birlik, kardeşlik duygularını geliştirici bir özelliğe de sahip değildir. Bu haliyle eğitim yuvalarımızdan iyi bir nesil, iyi bir insan, özel gayret olmadan zor yetişir. Çünkü millî değildir. Program yüklüdür, amaçsızdır. Üniversiteye gitme, oradan mezun olup para kazanma idealinden başka bir ideal vermemektedir.

Aslında eğitilmeyecek, yetiştirmeyecek genç yoktur. Değişmeyecek insan yoktur. Yeter ki eğitimimiz millî olsun. İnsanî, millî insan tipi yetiştirmeye yönelik olsun. Geçmişe sövdürmesin, bize ait olanı küçümsetmesin.

Millî olmayan eğitimle kendi kendimizi sömürgeleştirme noktasına geldik. Yabancı eğitim sistemleri ile millî şahsiyetimizi bulamadık. İngilizlerin yıllarca Hindistan’da logaritma ezberlettiği gibi bizde de yıllarca evrim teorisi okutuldu. İngilizce derslerinde İngiliz ailelerin yaşayışını ezberledik. İngilizce öğrenimi modası ile İngiliz kültürü ruhumuza sindi. Şuanda karşımızda adeta batılı gençlik var. Ayakkabısından tıraşına, defterinden kitabına, kaleminden silgisine kendine yabancı bir gençlik… Demek ki Türk’ten Türk yetişmiyor.

Bütçede sağlığa ve eğitime en az pay ayrılması da büyüklerimizin bu işe pek önem vermediğini gösteriyor.

Eğer geleceğimizi düşünüyorsak yani varlığımızı sürdürmek istiyorsak şu hususlara önem vermek zorundayız:

– İnsan eğitime muhtaç bir varlıktır. Devlet varlığını gücünü hissettirmelidir.

– Eğitim millî olmalıdır. Kopyacılıktan vazgeçilmelidir.

– Gençlere millî, ahlâkî idealler verilmelidir.

– Kuru bilgi ve ezbercilik yerine düşünme ve araştırma fırsatı verilmelidir.

– Bazı teorilerin, hayal ürünü iddiaların gerçekmiş gibi okutulmasından vazgeçilmelidir.

– Devletin sabit bir kültür ve eğitim politikası olmalıdır. Ders kitaplarında faydalı ve yararlı bilgiler yer almalıdır. Geçmişimizle ilgili hatalar yanlışlıklar giderilmelidir.

– Gönüllerin kuruyup çölleşmesini, insanların bencilleşmesini önleyecek gerçek din ve ahlâk eğitimine yeterince yer verilmelidir.


Bu yazıyı 350 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.