Gençleri Nasıl Yetiştirmeli

İnsan yetiştirmek kolay bir iş değildir. Canlılar arasında en zor yetişen insandır. Sabır ister, sevgi, şefkat, ihtimam ister.

Eğer gelecekte milletimizi mutlu ve güçlü bir millet olarak görmek istiyorsak yeni nesli çok iyi yetiştirmeliyiz. Maddî manevî her şeyimizin teminatı onlardır. Milletimizin geleceği onların insanî, millî ve ahlâkî açıdan yetişmelerine bağlıdır.

İnsanın vatanına, milletine hatta kendi aile yuvasına verebileceği en büyük armağan, çocuğunu iyi insan, iyi vatandaş olarak yetiştirmesidir. Zira çocuk, toplumun ve ailenin temelidir. İyi yetiştirilmeyecek olursa ailenin ve milletin felâketini hazırlar. Milletimizi utandırmayacak, dünyaya getirip kahrını çekenlerin yüzünü kızartmayacak evlât yetiştirmek her ana – babanın kutsal görevidir.

Karnı tok, sırtı pek, vitrin bebekleri gibi duygusuz insan yetiştirmenin vebali büyüktür. Bir çocuğun sadece karnının doyurulmasıyla, üzerinin giydirilmesiyle analık – babalık görevi bitmiş sayılmaz. Ruh ve beden sağlığı bakımından dengeli olarak yetiştirilmeli, dünyasını ve ahretini ilgilendiren bilgileri dengeli almalıdır.

Ana – babaların evlatlarının terbiyesi ile uğraşmalarını, onun için helâl rızık kazanmalarını ibadet sayan dinimiz, iyi bir evlat yetiştiren ana – babaların, iyiliğe sebep olan kimselerin amel defterlerinin kapanmayacağını bildirmiştir. Peygamberimiz (SAV) bir hadislerinde: “Kişinin öldükten sonra geride bıraktığı şeylerin en hayırlısı, kendisi için dua eden salih evlâttır.” Başka bir hadislerinde de: “Bir iyiliğe sebep olan, o iyiliği bizzat işlemiş gibidir” buyurur.

Çocuk Allah’ın bir emanetidir. En güzel şekilde korunması, yetiştirilmesi gerekir. Peygamberimiz, çocuğun babası üzerindeki haklarını bildirirken iyi bir şekilde terbiye edilmesini, güzel ad konmasını ve helâl rızkla beslenmesini ifade etmiştir. Çocuğun dışına önem verildiği kadar içine de önem verilecektir. Alay konusu olmayacak anlamlı, güzel bir isim verilecektir. Helâl yedirilecek, haramdan korunacak, helâl kazanç yolları öğretilecektir. Bir de zamanında evlendirilerek iffet ve namusu korunacaktır.

Cenab –ı Allah Kur’an-da şöyle buyurur:

“Mallarınız, çocuklarınız sizin için bir imtihandır.” (Teğabün:15)

“Ey inananlar! Kendimizi, çoluk, çocuğunuzu yakacağı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun.” (Tahrim 6)

Unutmayalım ki, kim çocuğun manevî yönünü ihmal eder, canla başla servet toplar da o servet de ilerde çocuğun azgınlığına sebep olacak olursa, hesabını veremeyeceği yükün altına girmiş demektir.

Peygamberimizin ifadesiyle herkes güttüğü sürüden, yaptığı işten başında bulunduğu kimselerden sorumludur. Aile reisi de çocuklarından sorumludur.

Gençlerimizi kumar hastalığını kazandıracak zararlı oyunlardan, onu sapıklığa itecek kötü örneklerden, içkinin, sigaranın zararlarından her türlü kötülüğe sürüklenmekten alıkoymalıyız. Aslında bu zor bir iş değildir. İyi yönde örnek olmamız halinde bir çok şeyin kendiliğinden kolaylaştığı görülecektir. Genç, şekil almak için her zaman kalıp arar. Burada da kendine yakın olanı tercih eder. Bunun için iyi örnek olmamız şarttır. Unutmayalım ki, hastalıklı tohumdan iyi ürün elde edilmediği gibi kötü örneklerle iyi insan yetişmez.

Peygamberimiz: “Evladını düzeltemeyen evvela kendi kusurlarını düzeltsin” buyurmuştur. Hasan – ı Basri de: “Çocuğunuzda hoşlanmadığınız bir husus varsa, siz önce kendinizi düzeltiniz” öğüdünü vermiştir. Kutsal kitabımızda ise “Ey inananlar! Yapmadığınız şeyi niçin söylersiniz” (Saff:2 “Ehline namaz kılmalarını emret, kendinde onda devamlı ol!” (Tâha: 132) Demek oluyor ki, örnek olmanın önemi büyüktür.

Gençleri büyütürken, kendine güven içinde, sorumluluk taşıyacak güçte, dini, millî duygularla mücehhez ideal bir insan olarak yetiştirmeliyiz. Onları sokağın boşluğuna, kötülüklerin kucağına çekmek isteyen cazip gibi görünen tuzaklardan korumak için elimizden gelen her türlü maddi ve manevî fedakârlığı göstermeliyiz. Onları kötülüklerden alıkoyacak, ailesine, vatan ve milletine bağlı kalmalarını sağlayacak inanç aşılamalıyız. Yirmi yıllık tecrübemle söylüyorum; gençlerin davranışlarına sınır koyan onları kötü düşüncelerden alıkoyan en etkili kuvvet dini duygudur. Dini duyguyu ihmal eden ailelerin gelip “dinlemiyor, ne dediysem olmuyor…” diyerek ağladıklarını çok gördüm.

Peygamberimiz: “Utanmıyorsan dilediğini yap” buyurarak utanma duygusu olmayan kimsenin dilediğini yapacağını bildirmiştir. Serbest, başı boşluğun özlemini duyan gençleri ancak inanç ve Allah korkusu zaptedebilir. Beş vakit namaz kılan, ramazan orucu tutan, diğer dini görevlerini yerine getiren bir kimse  kötülüğe vakit bulamaz. Etrafına korku saçan insan, polisi, jandarmayı peşinden koşturan insan herhalde inanmış insan değildir. Atalarımız boşuna mı söylemiş, “Kork Allah’tan korkmayandan” diye.

Çocuklarımızı başı boş bırakmamalıyız. Yalnız kalıp dilediğini yapmak sevdasına düşmesin. Karakterli, yüzümüzü kızartmayacak ve ardımızdan sövdürmeyecek şekilde yetiştirmeliyiz.

Önemli bir husus da, bazı sapık duyguların gelişmemesi, erkeklerin kadınlaşmaması, kadınların da erkekleşmemesi için kız ve erkek çocuklarının terbiyelerinin ayrı, giyimlerinin farklı olmasıdır. Giyim deyip geçmeyelim, insanın bir içi vardır, bir de dışı… Ayrıca iki cinsin kız, erkek olarak terbiye edilmemesi gençlik ve olgunluk yılları için büyük sakıncalar doğurmaktadır. Kızlar ve erkekler, hayattaki oynayacakları rollere, yüklenecekleri görevlere göre değiştirilmelidir. Kız ise, hanımefendi ve bir ana, erkekse beyefendi ve bir baba rolü için hazırlanmalıdır. Aksi halda roller birbirine karışır, ikisi de hayattaki rollerini iyi oynayıp görevlerini yapamazlar.

Demek oluyor ki, kız, erkek birbirinden ayrı iki cinstir. Yaşayacakları hayata, yapacakları görevlere göre yetiştirilmelidir. Eşitlik düşüncesinden iki cins birbirine karıştırılmamalıdır.

İkinci önemli husus da, iki cinse de utanma duygusunun verilmesidir. Bazı ailelerde utanma duygusunun, namus anlayışının kızlarda aranıp da erkeklerde aranmaması çok yanlıştır. En az kadın kadar erkeğin de namuslu olmadığı toplumlarda namustan söz edilemez. Bu bakımdan iki cinse de utanma duygusu verilmelidir. Çünkü utanma duygusundan yoksun insan, her an ayıp sayılan şeyi yapma cesaretini bulacaktır.

Ayrıca mamayı, çorbayı, pilavı yedirmenin bir yaşı varsa, cinsi bilgiyi de zamanında usulüne uygun vermelidir. Mama çocuğunun pilav nasıl midesine oturursa, küçük yaştaki çocuk cinsi bilgiyi sindiremez. Vakitsiz bilgi çocukta şok etkisi yapar. Tahrik etmek olur. İki cins arasında vakitsiz münasebetlere zorlar. Arkadaşlığın, ilişkilerin zaman ve sınırı çok iyi anlatılmalıdır. İnsanın yüceliği, kutsallığı öğretilmelidir. Örf, âdet ve geleneklerimizden sık sık söz edilmelidir. Kötülüklere fırsat verdirmeyecek olan dini inanç ve inancın gereklerini yerine getirme alışkanlığı kazandırılmalıdır.

Maddî dünya ve cinsi cazibe, yavrularımızın bütün güzelliklerini ve geleceklerini alıp götürmeden maddî ve manevî varlıklarını korumak hepimizin görevidir.

Şunu ifade edelim ki, herkes her şeyi yapamaz. Hele insan yetiştirme sanatını her insan beceremez. İş usulüne uygun yapılmalıdır. Büyüklerimiz neyi nasıl yapmış, araştırılmalıdır, ona göre bir yol takip edilmelidir.

İslâm Peygamberi: “Bir kötülük gördüğünüz zaman onu elinizle yok ediniz, bunu yapamazsanız dilinizle yok ediniz. Bunu da yapamazsanız kalbinizle buğzediniz” diyerek bir kötülüğü yok etmenin çeşit çeşit yolları olduğunu, yeri ve zamanına göre müdahale etmek gerektiğini belirtmiştir.

Gençlik için “Bırakalım dünyayı hayal ettikleri gibi yaşasınlar” diyerek kendi haline bırakamayız. “Gençlik çağı, bunalım çağı, atlatırlar aman dokunmayalım” da denemez. Ciddi şekilde yaralı birine, nasıl acil müdahale gerekiyorsa, gençliğe de aynı şekilde müdahale gerekiyor. Ama ne yapacağımızı, nasıl yapacağımızı bilerek. Bir çocuğu ateşe iyice yaklaştırırsak yakarız. Ateşten uzaklaştırırsak üşütürüz. Ne yakalım, ne de üşütelim.

En iyisi, bugüne kadar insanlara yön vermiş, kurtuluş yollarını göstermiş Peygamberimizin ve büyüklerimizin bize tavsiye ettiği metotları ele alalım:

– Her ananın babanın evladına ilk görevi inancımıza, geleneklerimize uygun güzel bir isim vermektir. Peygamberimiz bunu evladın ana ve babası üzerindeki ilk hakkı olduğunu bildirmiştir.

Ana – babaların çocuklarına başkalarının alay edeceği, anlamsız ve yabancı isim vermekten kaçınmaları gerekir. Geleneklerimize göre büyüklerin bir kulağına ezan, diğer kulağına kamet okunarak Müslüman Türk adları konmuştur.

Ne yazık ki son zamanlarda kendimizden ve geleneklerimizden kopuş çok ciddi bir duruma gelmiştir. Son zamanlarda sokak adları, mahalle adları işyerlerinin ve çocukların adları kadar yabancılaşma gözlenmektedir.

Hadi canım sende çocukların adları Hans, Cesika olmakla gavur mu oldu demeyin. İsimler çok şey ifade eder. Bir Alman Müslüman olur ve adını hemen değiştirir, Müslüman ismi alır. Bu benim yıllarca taşıdığım adım kalsın demez. İsim bir insanın, bir milletin kimliğidir. Kendimizden kaçmayalım, Eti’leri, Hitit’leri Müslüman Türk milletinin atası olarak görmeyelim. Çocuğun bize ait olarak kalmasını istiyorsak bize ait olduğunu ismi ile ilân edelim.

– İkinci husus, çocuğun bizim çocuğumuz olduğunu, ona karşı görevlerimizin bulunduğunu, Allah’ın onun hesabını bizden soracağını kabul ederek yetiştirelim.

– Çocuklarımızı kendi yaşadığımız zamana göre değil de onların yaşayacağı zamana göre terbiye edip yetiştirmeliyiz.

– İyi insanlarla arkadaşlık etmesini sağlamalıyız. Peygamberimiz: “Kişi sevdiği ile beraberdir”, “Kişi dostunun (arkadaşının) dini üzerinedir” buyurmuştur.

Kur’an-da: “Keşke falancayı dost (arkadaş) edinmeseydim” (Furkan suresi: 27) nedametinin duyulacağı ifade edilmiştir.

Tirmizi’nin ifadesine göre Peygamberimiz: “İnsan, arkadaşının durumuna göre tavır alır; bu sebeple her biriniz arkadaş olacağı kimseye dikkat etsin, iyi seçsin” demiştir.

Bir çocuk için, bir genç için arkadaş çok önemlidir. Hatta anadan, babadan, da kardeşten de önemlidir. İnsan hayatın başlangıcında en çok arkadaşından etkilenir. Bunu için çocuğun kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat etmek gerekir.

Atalarımız: “Körle yatan şaşı kalkar” diyerek arkadaşın ne derece önemli olduğunu ifade etmişlerdir. İnsanı arkadaşı vezir de eder, rezil de eder. İnsan iyi arkadaşlar edinmediyse onun hakkında toplumun yargıları bile değişik olur. Meslek hayatım boyunca bir insanı suça iten, gençlerin bozulmasına neden olan birinci nedenin arkadaşları olduğunu gördüm. İyi arkadaşlar edinenlerin, iyi arkadaş gurubu olanların da bozulmadıklarını kendilerini utandıracak, ailelerini üzecek işler yapmadığına şahit oldum.

Geçim sıkıntısı, çalışma hayatı, para kazanma hırsı, gezmeler, günler, oyunlar ve eğlenceler bizi çocuğumuzdan uzaklaştırmasın, onu sokağa, kötü alışkanlıklara itmesin. Araba ile, maddî varlığımız ile caka satması hoşumuza gidip bizi gururlandırmasın. Bilelim ki, bugünkü zaaf ve kusurlarımız çocukla beraber büyüyecektir.

Kızlarımızın, gençlerimizin arkadaşlık oyunları ile bozulmalarına, istenmeyen alışkanlıklar edinmelerine müsaade etmemeliyiz. Utanma duygusu çok önemlidir. Utanma duygusunu kaybetmiş evlat hiçbir ananın ve babının yüzünü güldürmez.


Bu yazıyı 1.001 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here