GENÇLİĞİN ÖNÜNDEKİ TUZAKLAR

Bugüne kadar gençlerimizi milli bir eğitim sis-temi ile eğitip yetiştiremedik.

Sistemin adı milli eğitimdi, ama tarih kitapları zaferlerimizi aktarmıyordu. Gençlerimiz tarihini öğrenemedi, gurur duyamadı.

Yunan filozoflarının görüşleri gençlere yön verdi. Yaratıcı var mı, yok mu, ben var mıyım yok muyum bunları tartıştırdı.

Biyolojide maymundan geldiğini okudu gururu-nu yitirdi.

Tabiat bilgisi derslerinde yaratıcı olarak tabiat anayı tanıdı.

Kitaplarda hep yabancı mûcitleri tanıdı. Hıristi-yan ülkelerin medeniliğini okudu, inancını, benliğini kaybetti, taklit içerisine girdi. Gençlere vahşi batı örnek gösterildi.

Napolyon’u okudu, onu tanıdı onu dize getiren Cezzar Ahmet Paşa’nın adını bile duymadı. Çanakkale’nin başkomutanı Abdullah Paşa’nın adını tarih öğretmeni de, öğrenci de hiç duymadı.

Bir şehirli bir köye gitmiş. Sigara yakacak köylü el lambasını tutmuş, uzun süre beklemiş, şehirli, böyle sigaranın yanmayacağını bilmiyor musun? Demiş. Köylü cevap vermiş: “Senin pilini bitiriyorum” demiş.

Milli olmayan eğitim sistemleriyle bu milletin pilini bitirdiler.

Gençler, batılı gençler gibi. Her şeyin özgürlüğü-nü istiyor. Özgürlüğe sınır tanımıyor. Kendini mahvedecek istek ve arzular peşinde. Küçük yaşta, sigara, alkol, uyuşturucu ve flört alışkanlığına bağımlı.

Din eğitimi almayanlar; şiddet, yanlısı, saygı, sevgi, merhamet yerine acımasızlık, saldırganlık, zarar verme duygusu ön planda.

Elde telefon, tanımadığı kimselerle mesajlaşıyor.

Konuşmaları davranışları, büyükleri utandırıyor. Kişiliği ile değil, dişiliği ile öne çıkıyor. Öyle bir giyimi var ki, karşı tarafa yanlış mesajlar veriyor. Sonrada taciz, tecavüz olayları oluyor. Cinayetler işleniyor, kaçırılıyor, ortadan kaybolup gidiyor. Evladını yetiştirmeyen ana babalar yıllarca gözyaşı döküyor.

Toplam yapımız, fıtrata uygun değil. Şöyle bir atasözü var: “Kendi türküsünü bilmeyen başkasının havasını söyler” demişler. Kimi ataist oluyor, kimi satanist. Bir kısmı da telefonun, televizyonun ve bilgi sayanın esiri olmuş. İnsanlık unutulmuş, utanma unutulmuş.

Sanatçı, futbolcu, ilâhlaştırılmış müzikle, topla, popla uyutuluyorlar.

Cinsellik ön planda, moda, eğlence ön plân da, uyuşturucu, alkol gıdası. Böyle nereye varılır? Manevi boşluktan gençlik yozlaşma yolunda. Dini gereksiz addediyor. Kendisini bunalıma iten şeylerde kurtuluş arıyor, huzur arıyor.

Ev, aile ve sorumlulukları onun için önemli değil. İstediği şey özgürlük.

Hayırlı evlat ve hayırlı insan olmanın yolu buralardan geçmez. Bu hal şikayete, bedduaya neden olur.

Eğer çocuklarımız yüz akımız olsun, sadakai cariyemiz olsun, sigortamız olsun istiyorsak, kindar nesil değil, dindar nesil yetiştirmek zorundayız. Öyle bir gençlik ki, ölürse yer beğensin, kalırsa el beğensin. Yıkan değil, yapan olsun.

Genç, ana babaya emanettir. Bu emanetin korunması gerekir. Her türlü tehlike den, kötü alışkanlıklardan ve gençliğin önündeki tuzaklardan korunması, her ana babanın ve her sorumluluk hissedenlerin vazifesidir.

Gençliğin etrafındaki tuzakları göstermeliyiz. Onlara karşı uyarmalıyız. Bunun yapmazsak, onların tuzak olduğunu bilemez, o tuzaklara düşer.

Söz buraya gelmişken nedir bu tuzaklar kısa kısa göz atalım.

 

a) En büyük tuzak, İNANÇ NOKSANLIĞI VE İTİKAT BOZUKLUĞUDUR

Bu durumda genç kendini tanımıyor. Kimlik bu-nalımı yaşıyor. Haç takıyor; milli, manevi değerlere bağlı olmuyor. Neyi nasıl yapacağını bilmiyor. İyiyi kötü, kötüyü iyi olarak bile biliyor. Faydadan ziyade zarar veriyor.

Çare; en etkili güç olan maneviyat, maneviyatı olmayan insan, ruhsuz ceset gibidir. İnsanî ve İslami görevlerini yerine getiremez. İnsanı insan yapan maneviyattır.

İnsan, inancı ve idealleri ölçüsünde insandır. İn-sanın hayvandan farkı da budur.

Mevlana ne diyor:

Nice insanlar gördüm, üzerlerinde elbiseler yok.

Nice elbiseler gördüm, içlerinde insan yok.

Timur, Nasreddin Hoca’ya:

Kaç para ederim? Demiş. Hoca:

10 akçe! Demiş. Timur kızmış:

Ne yaptın sen üzerindeki elbise o kadar eder.

Ben zaten ona kıymet biçmiştim” cevabını vermiş.

Geçenlerde bir araştırma yapılıyor inançlı gençlerin daha az stresli ve bunalımlı olduğu öne çıkıyor.

Osman Gazi Orhangazi’ye vasiyetinde:

“Dindar olmayana devlet ve millet işinde görev ver me!” demiştir.

İnsanın maneviyata her zaman ihtiyacı vardır. Rusya’daki Allahsızlık okullarının ömrü nasıl kısa ol-duysa, ahlakın, maneviyatın olmadığı aile ocakları ve kurumlarında ömrü az olur.

Eski Rus devlet başkanı Gorboçov’un hanımı, yazdığı kitapta: “Lenini Stalini ezberlemekten fırsat bulamamıştım. Kur’an’ı okudum. Din varmış, bende inandım” demiştir.

Bugün ezanla Kur’an’la ve İslam’la karşılaşan ya-bancılar neden müslüman oluyor? Dinsizlik ve akıllarının almadığı hıristiyanlık onları tatmin etmiyor da ondan. İnandıktan sonra da; “Huzur buldum. Yeniden doğmuş, gibi oldum. İslam’la hayat buldum” gibi ifadeler kullanıyorlar.

1950 yıllarında önce dindar neslin neler yapacağını iyi bildikleri için “Dindar nesle tahammülüz yok” deyip nesilleri dinden, imandan, Kur’an’dan uzak tuttular.

Cenaze namazını kıldıracak ve cenazeyi defnedecek insan kalmamıştı.

Kıbrıs’ta Rauf Denktaş Kur’an kursu ve imam hatip okulları açalım teklifini kabul etmemişti. Ne oldu. Gençler haç taktı, kumar, fuhuş gibi ahlaksızlıklar ya-yıldı, sonunda oğlu: “Babam kaktüs yetiştirdi” ifadesini kullandı.

Toplumda sorunların çözülmesi, kötülüklerin önlenmesi için din eğitimine ihtiyaç var. Ailelerde kaybolan huzurun geri gelmesi için inançlı, saygılı, sorumluluk duygusu olan evlatlara muhtacız. Değilse, gençlerimiz haç takıyor, hıristiyanlaşıyor, ataist oluyor, satanist oluyor.

Dine dindara, iyi gözle bakmayanlar, gençlere inançsızlığın, ahlaksızlığın yolunu gösterip, vatanına, milletine ve değerlerine düşman edenlerin sonlarını iyi görmedim. Evlatlarının hayrını görmediler. Kendi evlatları onlara zarar verdi.

Allah Rasulü bir gün:

Yazık oldu gençlere! Diyor.

İnançsız ana babaları yüzünden mi? Diye soruyorlar.

Hayır dindar ana babaların çocuklarına dinlerini öğretmemeleri yüzünden” diyor.

Gençlerini ihmal edenler, gençlerini ve geleceklerini imha ederler.

Gençleri ihmal edip, önemsemeyenlerin geleceği olmaz. Para kazanalım derken evlatlarını kaybederler. Evlatlarına miras toplarken evlatlarının dünya ve ahi-retlerini mahvederler.

İşin doğrusuna bakarsak, gençliğe sahip çıkılmıyor. Sahip çıkıyormuş gibi görünenler de göstermelik sahip çıkıyor. Gencin bunalımlı halini, tükenişini gören çok az aileler var.

 

b) Nasıl Gençlik?

Gençlik, geleceğin teminatı, varlığımızın garantisi emanetlerin koruyucusu, köküne bağlı, geleceğe ümitle bakan olarak yetişmeli, yetiştirilmelidir.

Ana babanın görevi, çiçek yetiştirmek değil, ço-cuk yetiştirmektir. Sokaklarda köpek gezdirmek değil, çocuk eğitmektir.

Hızlı bir yozlaşma var. Üç noktadan saldırılıyor d in, aile ve gençlik. Düşman bizi yok etmek için her yönden saldırıyor. Bizi benliğimizden, değerlerimiz-den, tarihimizden koparmak için ne lazımsa yapılıyor. Bizden önceki nesle bakın. Şanlı tarihimize bakın, biz böyle değildik, bize ne oldu?

Dinden, örf âdetlerimizden, ahlakımızdan, kökümüzden kopardılar. Bizi yabancılaştırdılar.

Aslından ayrılan insan, kalp, sahte para gibidir. Bir değer ifade etmez.

Genç, karakterli, şahsiyetli, idealist olmalıdır.

Genç, inancına kültürüne geçmişine bağlı olmalıdır. Eli kanlı değil, delikanlı olmalıdır.

Genç, kendisine karşı, ana baba ve diğer insanlara karşı sorumluluk duygusu taşımalıdır.

Genç, dil ve milli şuura sahip olmalıdır. Genç, tarihine bağlı gelecek endişesi taşıyan iç ve dış düşmanlarını iyi tanıyan, dava adamı olmalıdır.

Düşman bizi topla, popla, telefonla, televizyonla oyalıyor. İnternet, insanımızın kimyasını bozdu. Bunlar, bizim ideallerimizi öldürdü, gençlerimizi uyuttu, uyuşturdu.

 

c) Gazete ve dergiler, magazin haberleriyle, boy boy bastığı müstehcen resimleriyle yıkım yapıyor.

Akif bu manzarayı şöyle dile getiriyor. Türlü türlü adlarla çıkan nâmütenah gazete, ayrılık tohumunu bol bol atıyor memlekete it yetiştirmek için toprağı gayet mümbit bularak, fuhuş ekiyor salma gezen bir sürü it.”

Yayın hürriyeti, sınırsız değildir. En önemlisi halkın almak, beslemek ve okumak gibi bir zorunluluğu yoktur. Ramazanda meal verirler 11 ayda ahlaksızlık yayarlar, yalan yayarlar.

Bir zamanlar İrlandalı biri Amerika’da Müslüman nüfusun fazla olduğu bir bölgede müstehcen bir gazete çıkarır. Müslümanlar almaz 1. Gün satamaz 2. Satamaz, 3. Gün kapatır gider.

Gençliğimize zarar veren şeylere karşı çıkmaz gençleri korumazsak gençleri kaybederiz.

Bugün çalıp oynatan radyolar, televizyonlar, müzik aletleri gençleri çıldırtıyor. Kötü duygular akla getiriyor, kötü sözlere alıştırıyor ve gençleri yozlaştırıyor. Dili bozuyor, ahlakı bozuyor. Gençlere kötü alışkanlıklar kazandırıyor.

Bakın müzikle ne kadar etkili, ilahi dinleyen, şarkı türkü dinleyenden çok farklı duygulara sahip olur, dinlenir güzel şeyler düşünür.

Osmanlıda müzikle tedavi yoluna gidilmiştir.

Mozart, ilk defa mehteri dinleyince kendini tutamayıp, “İşte müzik, işte müzik!” demiştir.

Erzurum’da Nurullah Ataç konferansa geliyor. Akif ve İstiklal Marşına dil uzatıyor. Salonu dolduran halk ayağa kalkıyor, yüksek sesle İstiklâl Marşını okumaya başlıyor. Nurullah Ataç Salonu terk edip, çıkıp gidiyor

 

d) Sigara, alkol ve uyuşturucu, gençler için tehlikeli bir tuzaktır.

Sigara ve alkol her türlü kötülüğün, hastalığın anasıdır. İçene de, içmeyene de zarar verir. 4000 çeşit zehir ihtiva eden, ahmak otudur. Sigara azar azar ölümün adıdır. Üzerinde uyarılar yazdığı halde, özenti ile başlanıyor, sonra da kurtulmak zor olan düşman oluyor.

Tek çare, başlamamak, yeni nesle başlatmamak-tır.

Sigara, ölüm sebeplerinin basında gelir. Zararını bile bile içen, bu yüzden ölürse intihar etmiş günahına girer.

Sigarayı da çok problemli, hasta insanlar içer, onunla teselli bulmaya çalışır. Halbuki sigaranın bir tek faydası yoktur.

Çare; olarak ana babanın kötü örnek olmaması ve kötü arkadaş edinilmemesi lazımdır.

Sağlık yönünden, etrafımızdaki insanların sağlığı yönünden iyi bir alışkanlık değildir.

Dini yönden helal diyen bir tek fıkıhcı yoktur, dört mezhebe göre; israfa giren, sağlığa zarar veren, kötü kokan bir şey haramdır.

Bazı büyüklerimiz sigara kokusu ile kılınan namazı doğru bulmazlar.

Zararları saymakla bitmez. Onun için düşmanın imha silahıdır.

 

e) Alkol, kötülükleri anasıdır.

Adı ne olursa olsun birada olsa, alkol katkılı içecekler de olsa, oranı ne olursa olsun haramdır.

Milletler tarihte düşmanlarını alkolle uyuştur-muştur. Amerika kızılderelileri, Rusya Türk asıllıları 70 yıl alkolle uyuşturmuştur.

Şair:

Kitaptan çok iskambil,

Sudan çok bira ve şarap,

Anladınız mı şimdi,

Halimiz neden harap!” demiştir.

Alkol, belâdır, alkol yuva yıkar. Her kötülüğü yaptırır. Alkol, sağlık düşmanıdır. Alkol, en çok kaza, belâ, cinayet ve ölüm sebebidir.

Akif merhum:

“Merhametin yok diyelim nefsine,

Merhamet etmez misin evladına!” diyor.

Bir milletin ahlakı içki ile gerilir. Alkol, Roma halkına, Pampe halkına, eğlence gemisi Titanik yolcu-larına felaket getirmiştir.

Alkol, insanı kabalaştırır, aklını başından alır. Al-kol bağımlıları yaptığı delilikler bundandır.

Şair derki:

“Mey neşveye da zevke de mahsus değildir.

Erbab-ı Gamı belki tez öldürmek içindir”

Dinen alkol necistir. Büyük günahlardandır.

Peygamberimiz: “İçki içen, imanlı olarak içki içme. Hırsızlık yapan, imanlı olarak hırsızlık yapmaz. Zira eden, mü’min olarak zina etmez” buyurur.

Çocuklarımızı alkol katkılı yiyecek ve içecekler-den korumalıyız. Azar azar beden alkole alışır. Birçok kötülük alkolün ardından gelir. Alkol katkılı ilaçlar deva değil derttir. Allah alkolle şifa vermez.

 

f- Çağın korkunç tuzağı uyuşturucudur.

İnsanı insanlıktan çıkarır; hayvanlaştırır. Cinayet işletir. İn-sanda ar, namus bırakmaz. Evliliği, gelecek hayalleri yıkar; yok eder.

Burada en etkili olan, kötü arkadaştır. Bazı kötü niyetli kimseler müşteri arttırmak için uyuşturucu kullanır. Terör onunla ayakta durur. Uyuşturucu, in-sanda irade bırakmaz. Bu kötü alışkanlıklara karşı tek çare, dindir. İnanç ibadet bu alışkanlıklara asla yer vermez.

Uyuşturucu felâkettir. Bu yüzden nice canlar, nice mallar, nice şeref, itibar ve namuslar yok olup gitmiştir.

Uyuşturucunun yaptığı, tahribat çok büyüktür. Irz namus düşmanları uyuşturucuyu tuzak olarak kullanır.

Uyuşturucu kullanımı 8-9 yaşlarına kadar inmiştir. Bu çocuklar isteyerek başlamazlar. Burada anne babaların çocuklarına sahip çıkmaları, çocukları, kurtarır.

Okullar uyuşturucu satıcılarının mekanı haline gelmiştir. Yani gençler uyuşturucu kıskancındadır.

Çare; gençlerin manevi ihtiyacını karşılamak iyi ortamlarda yetişmesini sağlamak ve bu tehlikelere karşı uyarmaktır.

 

g) İnsanı rezilde eden vezir de eden arkadaştır.

İmam-ı gazali şöyle der: “Arkadaş ya ilaç gibidir; ya gıda gibidir, ya da zehir gibidir” Bir de; “Terbiyenin esası kötü arkadaştan korumaktır” demiştir.

Çocuk ve gençler en çok arkadaştan etkilenirler. Bir zamanlar çamur gül kokmuş, “Sen çamursun ama gül kokuyorsun” demişler. Çamur: “Bir zaman gülün derbinde eğleşmiştim” demiş. Onun için iyi ortam, iyi insanlarla olmamız öğütlenir. Kur’an’da: “Doğrularla beraber ol!” diye emredilmiştir. (Tevbe:119)

Peygamber (as)da: “Kişi dostunun dini üzeredir. Kimi dost edineceğine dikkat et!” diye öğütlemiştir. Bir atasözümüzde mutlu olmak için “eşini, aşını, işini iyi bil” denmiştir.

Bir atasözünde de: “Kötü arkadaşa talip olan, kötülüğe, belâya ve musibete talip olmuş olur” denmiştir.

Kur’an’ın bildirdiğine göre: “Kıyamet günü zalim kimse, ellerini ısırıp, keşke peygamberle beraber yol tutsaydım. Vay başıma gelenlere! Keşke falancayı dost edinmeseydim. Beni Kur’an’dan saptırdı” diyeceğini bildiriyor ve iyi dost, iyi arkadaş edinmemizi istiyor. (Furkan 27-28)

 

h) Bazı ailelerin çocukları, aile tanımıyor.

Aile yuvasını ötel olarak, barınma evi olarak görüyor. Evliliğin yolunu sokaklarda, kafelerde ve eğlence merkezlerinde arıyor. İnternetle, telefonla, televizyonun evlendirme programlarıyla, yuva kuruyor. Pazardan patlıcan alır gibi eş alıyor.

İffet, namus, haya ve ahlak ölçü olmuyor. Sadece yüz güzelliği ile de evlilik yürümüyor. Mutluluk yerine mutsuzluk alıyor; kavgalar, dövmeler ve öldürmeler bolca görülüyor.

Flörtle sağlam ve huzurlu yuvalar kurulamıyor. Flörtün sonu, başı gibi “canım, cicim” olmuyor.

Aileyi ayakta tutacak, sağlam nesiller yetiştirecek inanç, ahlak, sadakat ve anlayış yok sayılıyor. Bunlar olmayınca eşler birbirinden kötülük görüyor. Her gün cinayet haberleri ile üzülüyoruz.

 

ı) Huzursuzluğun kaynağı yabancılaşmaktır.

Ne olacaksın? Sorusuna herkes bir şeyler söylüyor. Ama iyi insan, iyi vatandaş olmayı düşünen yok.  Yabancılaşma, sevgiyi saygıyı yok etti. Şöyle bir olay oluyor: İki genç motora binmiş, yolun kenarından giden ninenin çantasına vurup geçiyor, nine sendelerken dönüp gülüşüyorlar. Nine: “Düşürdünüz evlat, düşürdünüz” diyor. Gençler arkalarına dönüp bakıyorlar düşen bir şey yok.

Nine tekrar “Düşürdünüz evlat, insanlığınızı ve ahlakınızı düşürdünüz” diyor.

Analar babalar karnı tok, sırtı pek evlat yetiştirirken insanî, ahlakî terbiyeyi vermiyor.

Eğitim görmeyen gençlerde çirkin benzeşme ve taklit hastalığı var. Bu hal belki onların dışlarını süslüyor, ama içlerini boşaltıyor. Erkek uzatmış saçını, takmış küpesini erkeğim diye dolaşıyor. Kadın kesmiş saçını giymiş pantolonunu kadınım diye geziyor. Cinsiyetler birbirine karıştı.

  • Allah Rasulü şöyle diyor: “Kadınlara benzeme-ye çalışan erkekler, erkeklere benzemeye çalışan kadınlar, Allah’ın rahmetinden uzak olsun” diyor. (Buha-ri Libas:61-62)
  • Giysilerde iyi şeyler yazmıyor. Yabancı kaynak, yabancı artist, sporcu veya utanç verici yazılar oluyor. Meselâ birkaç örnek vereyim:
  • Türkçeleri şöyle:

– Kahrolsun cehennem

– Ölüm

– Defol

– Şeytan

– Özel çocuk

– Sadece bir gece

– Senin için ölürüm

– Beni takip et

– Beni öp

– Bana dokun… gibi yazılar.

 

i) Yaz mevsimi oluyor günah mevsimi

Bilhassa ana babalar kızların eğitimine daha çok önem vermelidir. Toplumda kadın bozulursa, çok şey bozulur. Yuva bozulur. Nesil bozulur. Ahlak bozulur. Toplum ayakta duramaz.

Kadınlar ve kızlar kendini teşhir etmemelidir. Kişiliği ile değil dişiliği ile ortalıkta dolaşmamalıdır.

Cenab-ı Allah Kur’an’da örtünmeyi emrediyor. Kızların kadınların örtünmesini istiyor ve diyor ki:

“Bu onların tanınıp kendilerine taciz, tecavüz edilmemesi için daha uygundur” (Ahzab:59)

Tesettür kadını korur. Müslüman kadın, giyimine dikkat edecektir. Örtünme, Allah’ın kesin emridir. Peygamber (as) ince ve dar giyinmiş, baldızı Esma’dan yüz çevirmiş, onu uyarmıştır.

Tesettürsüz Allah’ın rızası ve ahiret kazanılamaz son zamanlarda örtünen çok. Allah sayılarını arttırsın. Ama tesettür modalaştırıldı. Modayla yozlaştırıldı. Allah’ın emrettiği şekilde değil modacının yönlendirdiği şekilde oluyor.

Böylece İslam’ın “örtün” emrine gölge düşmüştür. İslam, yozlaşan tesettürü emretmiyor.

Tesettür her şeyden önce ayıp örter. Kur’an’da

– Sizin için ayıp yerlerinizi örtecek elbiseler yarattık (A’raf:26)buyruluyor. Diğer ayetlerde de:

– “Açılıp-saçılıp sokağa çıkmayın” (Ahzab:33)

– “Müslüman kadınlar örtülerini sımsıkı örtsünler”(Ahzab:59) diye emrediliyor.

– Çıplaklık, utanma duygusunu yok eder. Açıklık, çağdaşlık, medenilik değildir. Bilakis olumsuz yönde etkiler. Karşı tarafa kötü mesajlar verir, tahrik eder.

– Kısacası normal bir insan açınmaz.

 

j) Tuzaklardan biri de kurtuluş çaresi olarak görülen intihardır.

– Doğru dürüst bir hayatın olmayışı,

– Maneviyat boşluğu,

– Yüz kızartıcı olaylar,

– Ahlak zayıflığı, kişilik bozukluğu,

– İçki, kumar, uyuşturucu, fuhuş gibi rezaletler,

– Yanlış evlilikler,

– Flört gibi nedenler, intihara sürükleyen sebeplerdendir.

İntihar kurtuluş yolu değildir. İnsanın hata etme zaafı vardır. Her zaman hatadan dönme, hayata bağlanma fırsatı da vardır.

Sonuç olarak; saksıdaki çiçek ilgi ister, bakım is-ter. Eğer su verilmezse kurur. Çocuk da genç de öyledir ilgi ister, bilgi ister. Karnının doyması yetmez, beyninin de doyması gerekir.

Ana babanın görevi dünyaya getirdikten sonra yıllarca kahrını çekip evladını fırtınaların önüne, korumasız olarak bırakıvermek değildir.

Ana babaların görevi, faydalı insan yetiştirmek-tir.

Çocuklar Allah’ın emanetidir. İslam fıtratı üzere yaratıp, imtihan için ana babalarına emanet edilmiştir.

Ana baba evladına görevlerini yapmakla sorumludur. Örnek olacaktır, model olacaktır.

Hayatın sonunda da evladın hesabı ana babadan sorulacaktır.

Kendimiz için, ailelerimiz, milletimiz için hayırlı evlatlar yetiştirmek görevimizdir. Ancak o zaman var-lığımızı ve geleceğimizi garanti altına almış oluruz.

Yüz akı gençlerimiz ümidimizdir. Allah sayılarını artırsın.


Bu yazıyı 23 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.