Günah Hastalıklarımız ve Çareleri

– A

Düzgün, prensipli ve dengeli bir günlük hayatımız yok. Planlı yaşamayı değil düzensiz yaşıyoruz. Bir hedef, gaye gütmüyoruz. Haram-mış, günahmış çokların umrunda değil.

*                      *                      *

*                      *

*

            Peygamber (as) bugünlere işaretle şöyle bu-yurmuştur:

–  “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi kazandığının ve yediğinin helalden mi, haramdan mı olduğuna dikkat etmeyecek.” (Buhari, Büyü: 7)

–         “Öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki, sizden biri emronulduğu şeylerin onda birini terk etse helak olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki, sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizi, Fiten: 79)

–         “İnsanların dünyaca en bahtiyarını, adi oğlu adiler teşkil etmedikçe kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten: 37)

“Öyle bir zaman gelecek ki, insanların oku-dukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” “Öyle bir zaman gelecekki, bütün insanlar faize bulaşacak. Ondan sakınanlar bile tozundan kurtulamayacak.” (Nesai, Büyü: 2)

–         “Yaklaşan fitne nedeniyle vay insanların haline. İnsanlar Müslüman olarak sabahlarlar da akşam kafir oluverir. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte böyle bir zamanda dinlerini muhafaza edenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Müsned: 2/390) + (Müslim, iman: 186)

–         “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o zaman da mü’minin kalbi tuzun suda eridiği gibi eri-yecek!” Oradakiler: “Niçin eriyecek?” deyince: “Kötü-lükleri görüpde onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurmuştur, Allah Rasulü:

İyi olmak da kötü olmak da, iyi yaşamak da kötü yaşamak da insanın elindedir. Hasta insanların bazı hastalıklarını şöyle sıralayabiliriz.

–         Ağaca, oturduğu koltuğa yeni atılan betona ismini veya birşeyler yazmak.

–         Ele geçirdiği kağıdı, gazeteyi karalamak, an-lamsız şeyler yapmak.

–         Yeyip içtiği şeyin artığını yerlere atmak.

–         Duvara tekme atmak, ayak izini bırakmak.

–         İnsanların karşısında ağzını, burnunu karıştır-mak.

–         “Cep telefonunuzu kapatınız” yazısına inat te-lefonla konuşmak.

–         Tuvalete, bahçe duvarlarına yazılar yazmak.

–         Ünlüler karşısında el sallama, alkışlama, el öpme hastalığı.

–         Birilerinin arkasında durup poz verme fotoğ-raf veya kameraya çekilme.

–         Yalan söyleme “atıyorum” deyip atıp tutma.

–         Yeşil ışıkta geçme yerine kırmızı ışıkta geç-me. Lamba yanar yanmaz kornaya basma, ona bu-na laf atma.

–         Bayram sabahı silah atma, düğünde, takım galibiyetinde magandalık yapma.

–         Hep övünme, gururlanma, onu bunu hakir görme.

–         Üzerimize vazife olmayan işlere karışma.

–         Cıvıklık, sululuklar yapma vb…

Allah on kişide şu hastalıkların bulunmasını iste-mez.

–         Zenginde cimrilik hastalığının,

–         Fakirde gururun,

–         Alimde aç gözlülüğün,

–         Kadında hayasızlığın,

–         İhtiyarda dünya arzusunun,

–         Gençte tembelliğin,

–         Yöneticide adaletsizliğin, zulmün,

–         Askerde korkaklığın,

–         İbadet edende ameline güvenip, kendini be-ğenmenin,

–         Cenneti kazanmak isteyende riyave gösteri-şin.”

*                      *                      *

Kaybetmemek için her günü iyi değerlendirmek ve muhasebesini akşam iyi yapmak zorundayız yoksa doludolu geçmemiş gün, kaybedilmiş gündür. Bir gün her nekadar belirli saatlersede, istenirse bir güne pek çok şey sığdırılabilir. Mesela; gün boyu dikkatli yaşar, kendi yararına işler yapar, akşamda sorar: Bugün nasıl bir gün geçirdim? Helalden mi yiyip içtim haramdan mı, yoksa şüpheli şeylerden mi? Bugün herhangi birine yardım mı ettim veya yük mü oldum? Eziyet mi verdim? Bugün ibadet sayılan davranışlardan hangilerini yaptım? hangi ibadet borçlarımı ödedim? Bugün ölüm ne kadar aklıma geldi? Ahiret için neler yaptım? Bugün Kiramen Katibin melekleri amel defterime neler yazdı? Bugün kârda mıyım, zararda mı? Bugün birisine bir şey öğrettim mi? Başkalarına iyi örnek mi oldum kötü örnek mi? Bugün Allah’ın razı olacağı ne gibi bir amelim oldu? gibi sorulara cevap arayabiliriz. Bulursak ne ala. Hiç cevabını alırsak yazık o güne…

*                      *                      *

Allah’ın Kur’an’ da koyduğu hayat ölçüleri var. Peygamberin koyup yaşadığı mutluluk ve huzur kaynağı prensipler var. Büyüklerimizin tecrübelerle bize aktardığı altın kurallar var, bunları yaşayıp yaşatabiliriz.

Bu altın kurallardan birkaç tane örnek verelim:

–         Bakarken baktığını gör.

–         Geldiğinde boşluk dolduran değil, gittiğinde yeri doldurulamayan ol.

–         Dedikodulara inanıp karar verme.

–         Yavaş konuş, hızlı düşün.

–         Hata yaptığını fark edersen, hemen onu dü-zeltmeye bak.

–         Kızmaya hakkın vardır ama zalimce davran-maya hakkın yoktur.

–         Bir işle meşgul olurken hiddetlenme, öfkene mani ol. Eğer gazaba gelirsen dilsiz gibi davran.

–         Yardım ederken acele et ve çabuk ver, ceza-landırma.

–         Ne kadar güzel olursa olsun, söz tekrar edi-lince usanç verir.

–         Düşünmeden konuşan, nişan almadan ateş eden avcı gibidir.

–         Neden söyledim diye pişman olmaktansa ne söyleyeyim diye düşünmek daha iyidir.

–         Bilgisize görgüsüze olma kul, ara tara başına çare bul.

–         Bazen sağır, bazen dilsiz, bazende kör ol.

*                      *                      *

Cenab-ı Allah cinleri ve insanları ibadet etsinler diye yaratmıştır. İnsan için ibadetlerde büyük fay-dalar vardır. Onun için ibadet hayatımız olmalıdır. İnsan ancak ibadetleri karşılığında yardım görür ve ibadetle huzur bulur. Kul Allah’ ı anmakta gevşeklik gösterir ve Allah’ ı unutursa, Allah da onu kulluk defterinden siler, atar. O zaman dünyası zindan olur, ahiret hayatını da kaybeder. Ayrıca insanın iyi bir insan olmasında ibadetlerin önemli bir rolü vardır.

*                      *                      *

Ölümden pek hoşlanılmaz, kimse ölmek istemez ama herkes birgün mutlaka ölümü tadacaktır. Hayatının hesabını Allah’ a iğneden ipliğe verecek-tir. Onun için fırsat varken işimizi sağlam yapmak, dünya ahiret dengesini bozmamak gerekir.

Peygamber (as): “Akşama ulaştığında sabahı gözetme, sabaha ulaştığında da akşamı bekleme. Sağlıklı anlarında hastalık için, hayatın boyuncada ölümün için tedbir al.” buyurmuştur. (Buhari, Rikak: 3)

Cennetlik olmak, kabir azabından, ahiretin deh-şetinden kurtulmak kolay olmayacaktır.

İnsan hangi yola düşerse o yolun sonuna varır. Orasıda ya cennet yada cehennemdir.

 

– B

Günahlardan yeterince kaçmıyoruz. Gü-nahları pek tanımıyoruz. Günaha düşerim, günahkar olurum endişesi pek yok. Günahın yansımasından ve cezasından korkulduğu pek söylenemez. Günahlar küçük görülüyor, bazıları günahla övünüyor, işltediği günahı teşhir ediyor. Ve kötü örnek oluyor. Günahlardan sonra tevbe etmek pek düşünülmüyor. Yapılan tevbeler ise tevbeye muhtaç oluyor.

*                      *                      *

*                      *

*

Dikkat edilmezse günaha düşülür. Günahtan kaçmayana toplumda iyi gözle bakılmaz, hakkında iyi şeyler söylenmez. Günah işlenmeye devam edi-lirse kötü, günahkar psikolojisinden kurtulamayız., her zaman suçlu ve kirli kompleksine düşeriz.

Eğer şüpheli şeylerden kaçılmaz, günah küçük görülürse “Küçüktü önemsemedik, büyüdü baş ede-medik” olur.

Günah işlemek için kılıf aranmamalıdır. O zaman da günah büyür, göreceğimiz ceza da artar.

Hz. Ömer (ra): “Utanma duygusu azalanın, gü-naha düşme endişesiyle, şüpheli şeylerden uzak durma titizliği kaybolur ve kalbi ölür.” demiştir.

Günaha girilmiş, hata yapılmış olabilir. Önemli olan günahta ısrar etmemektir. Geç kalınırsa “geçti, geçti” derler. Geç kalma halini Allah Kur’an’ da şöyle  haber veriyor:

–         “Ölüm sancıları içinde kişi vaktin gelip çat-tığını anlar. Artık geç kalınmış bir pişmanlık içerisin-de yolculuk alemlerin Rabbınadır.” (Kıyamet: 30)

Şunu bilmeliyiz ki cehennemde ki ateşi insan dünyadan götürür. Hemde kendi elleriyle, dayana-mayacağı kadar sırtlanır götürür. Şöyle anlatırlar: Harun Reşit, Behlül Dana’yı perişan bir halde görür, aralarında şöyle bir konuşma geçer:

–         Nereden böyle?

–         Cehennemden.

–         Ne işin vardı orada?

–         Ateş almaya gittim.

–         Alabildin mi?

–         Hayır. Burada ateş olmaz, herkes kendi ate-şini kendisi getirir “dediler” der.

Kurtuluş için haram ve günah olduğunu bildi-ğimiz bir şeyi hemen terk etmeliyiz. O şeyde kazan-cımız, menfaatimiz olsa bile tereddüt etmemeliyiz. Günaha girmek için bahane uydurmamalıyız. Gü-nahkarların sonunu, iyi düşünmeliyiz ve sevaplı işler yapmaya çalışmalıyız. Çünkü iyilikler kötülükleri götürür. Unutmayalım ki şeytan günahtan günaha sokmak için çalışır, Allah’ ın affına güvendirir. Tevbe etmek isteyincede “Bu kadar günahınla Allah seni affetmez” der. Allah’ ın rahmetinden ümit kestirir. En sonda “Ben nefsime, şeytana uydum, böyle ola-cağını ne bileyim?” dedirtir.

Haramla, günahla iyi olunmaz, ibadet de edil-mez. Kurtulmak için iyi olmak lazım, iyi olmak için de günahlardan kurtulmak lazım, günahlardan kur-tulunca ibadet etmek lazım.

Peygamber (as): “Kim gülerek günah işlerse, ağlayarak cehenneme gider” demiştir. (Ramuz e’l-Ehadis: 400/4)

Günaha düşmekten korkmalıyız, bunun için:

–         İyi niyetli olmalıyız. İç günahı terk edersek, dış günahlar kendiliğinden kaybolur.

–         Her günümüzü günahsız geçirmeye çalışma-lıyız.

–         Yenilene, içilene, kazanılana çok dikkat et-meliyiz.

–         Nefsin ve şeytanın arzularına uymamalıyız.

–         Küçük hataları ve şüpheli şeyleri terk etme-liyiz. Küçümsemenin günahı büyüttüğünü bilmeliyiz. Günah işlemişsek hemen tevbe etmeliyiz. (AL-i İmran: 135)  Günahın açığını da gizlisinide terk et-meliyiz. (Nisa: 31 + En’am: 120)

–         Allah’ ı görüyormuş gibi yaşamalıyız. Devamlı gözetlendiğimizi, hakkımızda iyi kötü her şeyin yazılıp tespit edildiğini yapılanların hesabının verile-ceğini, her günahın bir cezası olduğunu bilmeliyiz ve şu üç kelimeyi zaman zaman tekrarlamalıyız: “Allah biliyor, görüyor ve soracak.”

–         Zaman hangi zaman, herkes öyle, insan gü-nahsız olmaz, budamı günah olur, Allah affeder, da-ha var, daha gençsin telkinlerine asla aldırış etme-meliyiz.

–         Hiçbir hatayı, hiçbir günahı küçük görmeme-liyiz. Bir hadiste: “Kendini günahlardan korumayanı Allah korumaz” (Ramuz e’l-Ehadis: 446/12) buyrul-muştur.

–         Günahların evimize, işimize ve amelimize yansıdığını asla unutmamalıyız. Peygamber (as) şöyle buyurur:

–         “Adam işlediği günahlar yüzünden rızkından mahrum olur.” (Ramuz e’l-Ehadis: 98/7)

–         “Bir kimse haram mal ile hacca giderse, “Lebbeyk Allahümme lebbeyk” deyince Allah ona: sana lebbeyk yok, haccın kabul değildir.” der. (Age: 418/6)

–         “Kul günah işlediğinde kalbinde siyah bir nok-ta oluşur. Eğer tevbe etmezse o leke büyür ve kal-bini karartır.” (Age: 26/9)

–         “Haram yiyenin harami evladı olur” derler.

Bir zamanlar iffetli bir kadın hergün süt alırmış, birgün sütçü kapının aralığından uzanan kadının elini şehvetle tutmuş, süt kabını sütçünün başına çarpan kadın, akşam ağlayarak beyine:

–         Söyle bakalım bugün ne gibi bir iş yaptın ki, başıma böyle bir şey geldi demiş. Adamın cevabı enterasan:

–         Allah affetsin bugün bilezik alan kadının elini isteyerek tutmuştum.” olmuştur.

–         İşlenen günahlar başkalarına anlatılmamalı, teşhir edilmemeli henem pişman olup tevbe edil-melidir. Eğer kul hakkı varsa, hak iade edilip helal-leşilmelidir.

–         Bilinmelidir ki günah, manevi kirlenmedir, in-sanın kalbini karartır, her iyi duyguyu öldürür ve utanma duygusunu köreltir. “Eğer göz günah işlen-mişse, onu su ile yıkayamazsın. Onun kirini gidecek olan ancak gözyaşıdır.” der Mevlana.

Her günaha tevbe gerekir. Yalnız günahı terk et-meden, pişman olmadan tevbe olmaz. Allah dönül-meyecek tevbe etmemizi istiyor. (Tahrim: 8) + (Furkan: 70-71)

Tevbe yapılacağı veya yapıldığı zamanda ümitsiz olmamamız gerektiği bildiriliyor. (Hıcır: 55-56 + Zümer: 53)

Peygamberimizin haber verdiğine göre son dere-ce kaçınılması gereken günahlar şunlardır.

  1. Allah’a ortak koşmak,
  2. Ana babaya isyan etmek,
  3. Haksız yere birini öldürmek,
  4. Namuslu kadına iftira etmek,
  5. Zina yapmak,
  6. Yetim malı yemek,
  7. Haram ve günahta ısrar etmek,
  8. Faiz yemek,
  9. Hırsızlık yapmak,

10. İçki içmek,

11. Büyü yapmak,

12. Yalan şahitliği yapmak,

13. Yalan yere yemin etmek. (Buhari, Vesaya: 1172)

 

 

 

 

– C

Haramı helali ayıklama düşüncemiz yok. “Haram helal ver Allah’ ım kulun durmaz yer Allah’ ım” deyip, gelsinde nasıl gelirse gelsin düşüncesi yaygın. İyibir avukat, iyibir savunma ve rüşvetle bizim olmayan birim olsun isteniyor.

*                      *                      *

*                      *

*

Bir Yahudi Peygamber (as)’a geliyor, onu sına-mak istiyor. Elindekini gösterip: “Bu benim rızkım mıdır?” diyor

“Rızkındır” dese elindekini atacak, “Rızkın değil-dir” dese yiyecek, peygamberi güya mahçup ede-cek.

Allah’ın elçisi yahudiye şöyle cevap verir:

–         “Yersen rızkındır.”

Kedi eniğini yiyeceği zaman itip kakıp toza toprağa bulaştırıp fareye benzetir, yermiş. Onun gibi kılıfına uydurup ne bulursak kabul ediyoruz.

Bir İslam büyüğü şöyle diyor: “Kişinin dindarlığı, yediğinin içtiğinin helalliği nisbetindedir.” İnançlı kimse midesine haram girsin istemez. Başkasının hakkı kendisinin olsun istemez çünkü bir vücuda haram girerse, beden ve bedendeki organlar asi olur. Evlat, eş asi olur, akıl asi olur. Vücut yanmaya razı olmuştur artık. Davete icabet etmez direnir ibadette dikleşir.

Allah Kur’an’ da “Ey iman edenler! Birbirinizin malını meşru olmayan yollarla yemeyin” (Nisa: 29)

–         “Temiz şeylerden yiyin salih amel işleyin” (Mü’minun: 51)

–         “Verdiğimiz rızıktan helal olandan yiyin” (Bakara: 172) diye emretmiştir.

Kulun haramı helalmiş gibi kabul etme yetkisi yoktur. Başkalarının o günahı işlemesi, onu meşru-laştırmaz. Şartlar, zaman, mekan haramı helalleş-tirmez. Miktarda bahane edilemez. Bir şeyin adını değiştirmek de onun haramlığını gidermez. Kur’an da ve sünnette kesin haram kılınanı fetvada helal-leştiremez. Allah’ın ve peygamberinin haram oldu-ğunu bildirdiği bir şeyi değiştirme hakkımız yoktur. Kur’an’da:

–         “Yoksa onların Allah’ın izin vermediği bir dini getiren ortakları mı var? Eğer erteleme sözü ol-masaydı, derhal haklarında hüküm verilirdi. Şüp-hesiz zalimlere can yakıcı bir azap vardır.” (Şura: 21) buyrulmuştur.

Peygamber (as) da:

–         “Allah’ın haram kıldığı kıyamete kadar ha-ramdır.” (Ramuz e’l-Ehadis: 495/8) demiştir.

Haram yenilip içilemeyeceği gibi kullanılamaz da. Onunla tedavi de olunamaz. Mesela;

–         Şişmelerde inek pisliği,

–         Sarılıkta idrar,

–         İyi olsun, geçmiş olsun, işimiz düzelsin dü-şüncesiyle hayız kanı, domuz yağı,

–         Sağlık için alkol,

–         Türbelerden medet umma, adak adama, ça-put bağlama vb…

Eğer haramda bir fayda olsaydı, Allah onu zaten haram kılmazdı. Haram kılmasına sebep zararlı oluşudur.

 

Peygamberimiz bu konuda:

–         “Haramla tedavi olmayın” (Ramuz e’l-Ehadis: 87/3)

–         “Haramdan şifa olmaz. O deva değil derttir.” (Müslim Eşribe: 12)

–         “İçki deva değil derttir.” (Hadis Ans: 11/54) buyurarak bizi uyarmıştır.

*                      *                      *

Diğer bazı haramları da şöyle sıralayabiliriz:

–         Yalan söylemek, hile yapmak: Yalanla hile ile kazanç, felaket sebebi olur. Peygamberlerimiz: gerçeği gizleyerek yapılan alışverişin bereketini, hayrını Allah yok eder” demiştir. (Buhari Büyü: 26)

Atalarımız: “Hile ile iş gören mihnet ile can verir” der. Dürüst olunmalı, helal kazanç duyarlılığımız olmalıdır. Alırken yermek satarken övmek ticari ahlaka sığmaz. Aldatmak aslında aldanmaktır. Al-datan kendini aldatır.

Kur’an’ da: Ölçtüğünüzde tam ölçün, doğru tera-zi ile tartın. Bu hem daha hayırlıdır, hem de netice itibariyle daha güzeldir. (İsra: 35) diye emretmiştir.

Peygamberimiz (as) de “Verdiğiniz sözde durun, kimseyi aldatmayın. Aldatan bizden değildir demiş-tir. (Müslim, iman: 164)

Kur’an:

–         “Dosdoğru ol” (Hud: 112)

–         “Doğrularla beraber ol” (Tevbe: 119) diye em-rediyor.

“Hadislerde de şöle bildirilmiştir. Yalan ve ye-min kazancın bereketini giderir.” (Müsned: 11/235)

–         “Güvenilir doğru tüccar, peygamberlerle, sıd-dıklarla, şehitlerle ve salihlerle beraber haşro-lunacaktır.” (Tirmizi, Buyü: 4)

*                      *                      *

Faiz yemek ve faizli muamele:

Faiz kazanç değildir, kâr da değildir. Faiz felaket ve ceza sebebidir.

Faiz büyük günahlardandır. Hatta imansız gitme-ye bile sebep olabilir. Peygamber (as) faiz yiyene, yedirene lanet etmiştir. (Ramuz e’l-Ehadis: 4/6)

Peygamberimiz veda hutbesinde: “Faizin her çeşidi ayağımın altındadır” demiştir.

Faiz parası hayretmez, onunla hayır yapılmaz, yapılsa sevap beklenmez . onunla ibadet edilmez.

Dinimizde helal olan faiz yoktur. Her yerde, her zaman ve ne miktarda olursa olsun haramdır.

Faize hak karıştığı, ticarete, çalışmaya ve yatırıma mani olduğu için faizde alın teri olmadığı için ayrıca yardımlaşmayı ortadan kaldırdığı için haram kılınmıştır.

Peygamberimiz: “İnsan yediğinden ibarettir” de-miştir. Bir aile tanırım ibadetlerini tam yapan, gece namazlarına kalkan, faizli bir miras gelir ve şu iti-rafta bulunmuştu: “Ailecek gece namazına kal-kamaz olduk. Çocuklar bize itaat etmez oldu. Yap-tığımız ibadetten, işten zevk almaz olduk”

Malik Bin Dinar bir hasta ziyaretine gider. Ölüm anı gelince bir türlü Kelime-i Şaadet getiremez. Bir ara döner der ki: “Önümde ateşten dağ var. Dediğini demek istiyorum, o anda ateş üzerime geliyor.” der.

 

 

Malik Bin Dinar sorar: “Bu ne işle meşgul olurdu?”

–         “Ölçü ve tartıda hile yapar ve faiz yerdi” ceva-bını alır.

Kur’an’ da (Rum: 39, Al-i İmran: 130, Nisa: 160-161, Bakara: 275-279) faiz kesin olarak yasak-lanmış, faiz yiyenlerin kabirlerinden şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetlerinden kalktığı gibi kal-kacakları bildirilmiştir.

*                      *                      *

Başkasının hakkına tecavüz:

Allah kul hakkı ile hayvan hakkını bağışlamaya-cağını bildirmiştir. Hele yalanla, yeminle veya zorla hak gasbı yapıldıysa bu apaçık bir zulümdür. Zali-min hasmı da Allah’ tır.

Bir de kamuyu ilgilendiren hak vardır. Haksız yere devleti dolandırmak, hak etmeden ilaç almak, maaş almak, kamu malını kötüye kullanmak, kaçak elektrik, su kullanmak milletin hakkına gasptır.

Bir cenazenin namazını kıldırmadan peygambe-rimiz onun borcunun olup olmadığını sorar, borcu varsa ödeninceye kadar namazını kıldırmazdı.

“Hakkını helal et, helal olsun” demekle hak helal olmaz. Hak iade edildikten sonra helalleşme olur.

Peygambe (as) şöyle uyarıyor:

–         “Bir kimsenin hakkını gasp edip vermeyen, kıyamet günü karşısında beni bulacaktır. (Buhari Büyu: 106)

–         “Bir kimse haksız olarak başkasının bir karış toprağına tecavüz ederse, o yerin yedi katı o kimse-nin boynuna geçirilecektir.” (Riyaz üs-Salihın: 204)

–         “Bir kimse yemin ederek, bir müslümanın hakkını gasp ederse Allah o kimseye cehennemi va-cip kılar ve cenneti haram kılar. (Age: 212)

*                      *                      *

Kumar oynamak ve oynatmak

Haksız para kazanmak amacına yönelik çirkin bir iştir. Allah’ ın ifadesiyle şeytan işi pisliktir. (Mai-da: 90)

Kumar, helal kazanma, doğru dürüst olma düşüncesini yok eder. Toplumda fitneye ve düşman-lığa sebep olur. İnsanın şeref ve haysiyetini yok eder. Yuvaları söndürür.

Şans oyunları, bahis olan oyunlar, alın teri olma-yan her kazanç kumardır.

Kur’an’ da Allah kumarın büyük günah olduğunu bildirmiştir. (Bakara: 219)

–         “Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar, fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bun-lardan vazgeçtiniz değil mi?” (Maida: 90-91) buyur-muştur.

Necip Fazıl’ın ifadesiyle: “Kumar oynayanlar Allah’a inandığını söyler. Ama Allah’a inanan kumar oynamaz.”

*                      *                      *

Zina etmek:

Her türlü nikahsız ilişki zinadır. Dilin müstehcen-liği, gözün hain bakışı, elle temas hepsi zinadır. Resimdeki müstehcenlik, dudağın öpüşü zinadır. Her iffetsizlik zina hükmündedir.

Allah Kur’an’ da; “Zinaya yaklaşmayın. Zira o bir hayasızlıktır. Ve çok kötü bir yoldur.” (İsra: 32) demiştir.

Umeyme (ra) şöyle anlatıyor: “Bir grup Medineli kadın Müslüman olduk, peygambere gelerek: “Ey Allah’ ın elçisi! Allah’ a ortak koşmayacağımıza, hır-sızlık yapmayacağımıza, zina etmeyeceğimize, ço-cuklarımızı öldürmeyeceğimize, iftira etmeyeceğimi-ze, ve sana itaat edeceğimize söz veriyoruz.” dedik. Bize: “gücünüzün yettiği kadar ve elinizden geldiği kadar” dedi. Biz: “Elini uzatta sana bi’at edelim ya Resulullah” dedik. Hz. Peygamber bize: “Ben kadın-larla tokalaşmam” dedi.” (Tirmizi Siyer: 37) buyurdu.

Gözünde adabı vardır. Göz kalbin aynasıdır. Kalp temizse bakış güzel olur. Göz iyi bakarsa kalbe leke düşmez. Kur’an’ da “Allah gözlerin hain bakı-şını bilir.” (Mü’min: 19)

“Resulüm! Mü’min erkeklere gözlerini harama dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle” (Nur: 30)

“Mü’min kadınlara da söyle gözlerini harama bakmaktan korusunlar, namus ve iffetlerini korusun-lar” (Nur: 31) diye emretmiştir.

Geçmişte fuhuş yayılan toplumları Allah cezalan-dırmıştır. Pompe halkı taş kesilmiştir. Nuh kavmi su-larda boğulmuştur. Hz. Ebu Bekir (ra): “İçinde fuhuş yayılan bir kavme Allah umumi ceza verir” demiştir.

Zina yüzün nurunu alır, rızkı daraltır. Allah’ ın gazabını çeker. AIDS gibi, frengi ve bel soğukluğu gibi hastalıklar yayılır. Yuvalar yıkılır, nesil bozulur.

Bir hadislerinde peygamberimiz: “Bir kimse zina

 

ederken Müslüman olarak zina etmez” demiştir.

*                      *                      *

Domuz her şeyi ile haram kılınmıştır:

Kur’an’ da domuz haram kılınmıştır. (Bakara: 172-173, Maida: 3-4, En’am: 145)

Peygamberimizin bildirdiğine göre Adem pey-gamberden bu yana Allah leşi, domuzu ve Allah’ tan başkası için kesilen hayvanı haram kılmıştır.

Domuz zararlı bir hayvandır. Ondan şifa olmaz, gıda da olmaz. Domuz pistir, her türlü pisliği yer. Domuz eti E vitaminini öldürür. Domuzdan tirişim geçer, veba bulaşır. Cilt hastalıkları geçer, saç dö-külmesine neden olur. Vücudun yapısını bozar. Ay-rıca cinnet ve körlük gibi hastalıklara neden olur.

Protein değeri en düşük et domuz etidir:

–         Sığır: 18,11

–         Dana: 18,86

–         Koyun: 16,27

–         Tavşan: 22,05

–         Tavuk: 18,46

–         Ördek: 21,53

–         Domuz: 14:43 ‘dür

150 kg domuzun 75 kg’si yağdır. Yani domuzun besleyici değeri yoktur. Domuzdan yapılacak organ nakli ve hücre nakli de dinen caiz değildir.

*                      *                      *

İhtiyaç dışı köpek beslemek de uygun görül-memiştir. İnsan yaratılış gayesine uygun olarak ya-şamalıdır. İnsan yüce bir varlıktır, üstün bir gaye için yaratılmıştır. Köpeğe hizmet ve kulluk için yara-tılmamıştır.

Hiç unutmam yıllarca köpek besleyen, onu gez-dirmekle vakit geçiren birini köpek gibi hırlayarak öldürüne şahit oldum.

Hiçbir ihtiyaç sahibine ilgi duyulmayıp, köpek sevilir, köpek beslenirse, buna ne vicdan razı olur ne Allah razı olur.

Kuduz köpek bir insanı ısırıyor, ölüyor, köpek öldürülüyor. Köpek sevenler köpek leşinin başında yas tutuyor, slogan atıyor, yürüyüş yapıyor. Ama cenaze evine baş sağlığına gidilmiyor. Bu nasıl sevgi Allah’ ım!

Peygamber(as): “Allah bir kulunu terk ettiyse, o kul boş şeylerle uğraşır.” demiştir.

Bir insan yetiştirilirse insana rahmet okur ve rahmet olur. Ya köpek ne olur?

Bugün sağlık açısından da köpek beslemek uygun değildir. Köpek necistir. Ondan bir çok has-talık geçer.

Atalarımız: “İtle yatan bitle kalkar.” “Köpekle ya-tan havlayarak kalkar.” demiştir. İyice dikkat eder-seniz uzun süre köpek besleyende insan sevgisi kalmaz, o kişinin yüz görünüşüne köpeğinin görü-nüşü yansır.

Bir hususda köpek bulunan eve melekler gel-mez.

*                      *                      *

Rüşvet alıp vermek haram kılınmıştır:

Daha çok rüşvet meşru olmayan bir konuda menfaat sağlamak için verilir.

Rüşvet, toplum düzenini bozan ahlaksızca bir davranıştır. Adalete manidir.

Allah Kur’an’ da rüşveti yasaklamıştır. (Baka-ra:188. Nisa:29)

Peygamberimiz de: “Rüşvet alan da veren de cehennemdedir.” buyurmuştur. (Ebu Davut, Akdi-ye:4) Ara buluculuk yapan da aynı durumdadır.

Rüşvet alan, o işi yapmak zorundadır. Rüşvet hak gaspıdır. Rüşvetle elde edilen hiçbir menfaat helal değildir. Haram yiyen ve yedirenin mayası bozulur. Kendi organları kendine isyan eder. Rüşvet insanın çocuklarına da yansır yani onlar da acı çeker.

Ayrıca hediye adı altında alınan da rüşvettir. Çünkü o görevde bulunmasa, o hediye ona gelir mi? Gelmez.

*                      *                      *

Çağın yasaklanan hastalıklarından biri de ırk-çılıktır:

İnsanların neticede anası da birdir, babası da birdir. Herkesi Allah yaratmıştır. Kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur. Yunus: “Yaradılanı severiz, yara-dandan ötürü” demiş.

Irkçılık; ayrımcılık ve düşmanlık  sebebidir. Pey-gamberimiz soy sop ile övünmeyi cahiliye adeti kabul eder. Bir hadiste: “ırkçılık uğruna ölen de öl-düren de cennetlik değildir.” der.(Ebu Davut. E-dep:121) der.

Nuh peygamber inanmayan oğlu için: “Ya Rabbi! O da benim ailemdendir.” Deyince, Cenab-ı Allah: “ Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir.” cevabını vermiştir. (Hud:45-46)

Peygamber(as) ın ifadesiyle: “insanların en ha-

 

yırlısı, en üstünü, insanlara en çok faydalı olandır.”

*                      *                      *

Şeytana uymak, şeytani işler yapmak yasak-lanmıştır:

Şeytanın insanın düşmanı olduğu, sapıtmaya, aldatmaya yeminli olduğu bildirilimiştir. Bunu unutu-yoruz, onunla olmaktan kendimizi alıkoyamıyoruz. “şeytan diyor ki” diye başlayıp onun telkinlerine ka-nıp tuzağına düşüyoruz.

“Euzubillehimineşşeytanirracim” diyoruz, mana-sını bilmiyoruz. Hacda şeytan taşlayan kendisi şey-tandan uzaklaşmıyor.

Allah: “şeytanın ardına düşmeyin” diyor. (En’am:142) şeytana kapı aralanıyor, şeytan davet ediliyor. Kendisine göz kırpılınca şeytan koşup geliyor. Ne kadar haram, günah varsa güzel, cazip gösteriyor.

Allah bizi uyarıyor: “şeytan sizin için düşmandır. Siz de onu düşman bilin.” (Fatır:6)

Şeytanın zara vermesinden kurtulmak için ,iyi bir kul olmak lazım. Şeytandan Allah’ a sığınmak lazım.(Fussılaf:36, Nahl:98) Önemli olan da namazla Allah’ tan yardım istemek lazımdır. Pey-gamber(as): “Namaz şeytanın yüzünü karartır. Sadaka belini kırar. Allah için birini sevmek ve Salih amel kökünü kazır. Bunları yaparsanız, şeytan sizden uzak olur.” Buyurarak şeytandan kurtulmanın yolunu göstermiştir. Zaten şeytan en çok amel etmeyenlere musallat olur. İbadetlere devam edenin yanında barınamaz.

 

 

– D

Kimlik çatışması yaşanıyor. Kimlik aranıyor, kimlik bunalımı yaşanıyor. İslam’ ı tanımayanlar İslam kimliğini reddediyor İslam’ ı doğru anlaya-mayan, İslam’ ı yaşayamıyor İslam’ ı temsil ede-miyor, kendi dinine düşman oluyor. Kafasına göre din arayanlar oluyor. Bunların hepsi mane-vi haklarımızdır.

*                      *                      *

*                      *

*

Kimlik kazanamamış şahsiyet bulamamış kim-seler her zaman problem oluyor. Kendine de etrafı-na da zarar veriyor. Bunlar şuursuzluktan, idealsiz-likten ve tutarsızlıktan kurtulamıyor. Müslümanım di-yorlar ama müslüman gibi yaşamıyorlar. Yozlaşma-nın örneğini teşkil ediyorlar.

Topluma baktığımız zaman hacı, hoca olan de-desiyle babasıyla müslümanlığını ispata çalışanlar oluyor. Hacıoğlu, Müftüoğlu adları neyi ispatlar. De-demizin babamızın Müslümanlığı asla bizi kur-tarmaz.

İslam kimliği imanla, amelle bütünleşen kimliktir.

Etrafın, bilhassa medyanın “Kendin olma, başka-sı ol” baskısı altındayız. Zaman oluyor Müslümanım demekten, bazen de Müslüman deyiverirler endişesi taşıyor ve çekiniyoruz.

Kur’an’ da: “Yapmadığını söylemek Allah ka-tında büyük öfkeye sebep olur” (Saff:3) buyruluyor.

Peygamber(as) da: “insanların en fenası birine ayrı diğerine ayrı görünendir. Bunlar iki yüzlü kimse-lerdir.” (Seçme Hadisler:101/49)

–         “Dünyada iki yüzlü olanlar, ahirette iki yüzlü olduğu halde haşrolunacaklardır.” (Age:102/50) diye haber vermiştir.

Gerçek İslam kimliği için islamı doğru öğrenmek doğru anlamak ve doğru yaşamak gerekir. İmanı taklidi olan, itikadı düzgün olmayan “bana göre” di-yen Kur’ani hayat yaşamadan sünnete itibar etme-yenden, dinin emir ve yasaklarını yerine getirme-yenden din öğrenilmez.

Din doğru yerden ve doğru kaynaktan öğre-nilirse, ancak ozaman gerçek İslam kimliğine sahip olabiliriz.

İslam; daraldığı, bunaldığı ve korktuğu zaman in-san için sığınaktır, güç kaynağıdır. İnsanı zin-deleştirir, aşırı yıpranmayı önler. İnsana şifa ve ümit verir. İslam, insanın şerefini namusunu korur. İnsanı kötülüklerden alıkoyar, insanın hayatına anlam verir.

J.J.Russo şöyle der: “inanmadan da insanın faziletli olabileceğini zannederdim, ne kadar yanıl-mışım!”

Bir zamanların sosyalist yazarı Afet Ilgaz: “Huzur ve saadet arayanlar islamı öğrenmeli ve yaşama-lıdırlar. Beşeri sistemlerin insanları mutlu etmediği ortaya çıkmıştır.” diye yazmıştır.

İslam kolaylık dinidir. İslam peygamberi: “Kolay-laştırınız, güçleştirmeyiniz. Müjdeleyiniz, nefret ettir-meyiniz “demiştir.

Yalnız yapan eden çok olsun diye din sulandırıl-mamalıdır.

İslam insan yararınadır. Onu istesek de zorlaştı-ramayız. Bugün islama karşı olanlar geçmişte oldu-ğu gibi islamı benimsese, yaşaması lazım. Yaşama-ya kalksa, alışkanlıklarından vazgeçmesi lazım; içki içmemesi, kumar oynamaması, zina etmemesi, şeytan, nefsin arzularını terk etmesi lazım. Hak hukuk gözetip doğru dürüst yaşaması lazım. Bunları yapamadığına göre islamın karşısında olacaktır. Ona göre inanan; gerici, dinci, kökten dinci ola-caktır.

Bugüne kadar İslam’ a ve müslümana yapılan it-hamlar, itiraflar, zulüm ve haksızlıklar yer yüzünde başka bir dine yapılmamıştır. İslam’ ı kabulleneme-yenlerde çıldırtacak şekilde İslam korkusu vardır. Ebu Cehil, Ebu Leheb’ ler de aynı hastalığa tutul-muş ve İslam’ a, müslümanlığa neler dememişlerdi? Neler yapmamışlardı?

Müslümanların sayısının artması, islamın yayıl-ması, camilerin, kur’an kurslarının sayısının artması, küçük çocukların başını örtmesi, ilahi okuması bazı çevrelerde büyük rahatsızlıklara neden oluyor, bu da şeytanın çok hoşuna gidiyor.

Din ve dindar düşmanlığı, ruh sağlığı bozuk, Ebu Cehil ve Ebu Leheb’in gerekçelerine sahip kimse-lerin işi oluyor. Dinden dindardan değil, dinsizden, Allahsızdan korkmak lazım. Atalarımız: “Allah’ ı ol-mayanın ahlakı olmaz; kork Allah’ tan korkmayan-dan” demişlerdir. İnançsızlık nasipsizliktir ve bir in-san için en büyük kayıptır.

Din, toplumun ve insanin huzuru, sağlığı için su kadar, ekmek kadar gereklidir.

Sircon Lobuk şöyle diyor: “din hayta bir ölçü, ge-lecekte bir hami, felaket anında bir teselli kaynağı, tehlike anında bir sığınak kederli anda bir daya-naktır.”

Din düşmanların dünyadaki rahatsızlıkları gibi ahirette de rahatsız olacaklarını Peygamber (as) şöyle haber veriyor:

“Ahirette cehennem ehline uyuzluk musallat olur. Kemikleri görününceye kadar kaşınırlar. Birbirine: “bu uyuzluk bize neden musallat oldu?” derler. Onlara:

-“Dünyada ehli imana eza’nız (verdiğiniz sıkıntı) yüzünden” denilir. (Ramuz-e’l Ehadis: 510/8) buyu-rarak din, dindar düşmanlığının cezasını haber veriyor.

İslam’ a zarar verebilmek için Türk Müslümanlı-ğı, Kur’an Müslümanlığı, ılımlı İslam, Türkçe na-maz, Türkçe ibadet, dinde reform, Rönesans vs. gibi sözlerle ortaya çıkılıyor.

Din, nefsimizi okşasın istiyoruz. İstediğimiz gibi yaşayalım Müslüman kalalım ve Müslüman mua-melesi ile gömülelim istiyoruz. Ardından da cennete girelim istiyoruz. Din, ezan, cami düşmanlığı ya-pıyoruz. Ama cenazemizin hangi camiden kalka-cağını vasiyet etmekten geri kalmıyoruz.

Her vesileyle dini tartışıyoruz. Herkes din hak-kında konuşabiliyor. Din bir filozofun görüşü mü ki tartışalım?

Dinde zorlama yoktur. Ya aynen kabul edersiniz ya da onu inananlara bırakırsınız.

Dini tahrif etmek isteyenler “ılımlı” diyor, “modern” diyor, “reform” diyor. Dinin ılımlısı, moder-ni, reforma tabi tutulanı olmaz. Din deforme olma-mıştır ki reform olsun. Dinin Türkçesi, Türk Müs-lümanlığı da olmaz. Allah islamı nasıl indirdiyse din odur. Ama yeni bir din icad edilmek isteniyorda o başka.

Bazıları “sen farzlara bak” diyor. Din farzlardan ibaret değildir. Farzları anlaşılır hale getiren, yaşanır hale getiren sünnetler vardır. Cenab-ı Allah Kur’an’ da şöyle uyarıyor: “Allah’ ı ve peygamberini ayırmak isteyenler “Bir kısmına iman ederiz, bir kısmına inanmayız” diyenler iman ile küfür arasında bir yol tutmuşlardır.” buyuruyor. (Nisa: 150)

Bu gayretleri pergamber (as) da şöyle haber ver-miştir: “Bir zaman gelecek, bir grup ümmetimi süne-timden ayırıp başka yollara götürmeye çalışacak-lardır.” (Müslim: 1847)

Zamana göre, şartlara göre Allah’ ın dini de-ğişmez. İslam kıyamete kadar baki, son dindir. Din bana göre sana göre değil Kur’an’ a göre ve pey-gambere göredir. Dinden çıkarmalar yapacak, ila-veler yapacak Allah ’ın ortakları yoktur. (Şura: 21)

Dinde hüküm Allah’ın’dır. Emir ve yasak koyma yetkisi Allah’ın’ dır. Kur’an Allah kelamıdır. Değiş-mez, ibadetler Allah’ın emridir değiştirilemez. Değiş-tirilirse ibadet olmaktan çıkar.

Dine bizim müdahele yetkimiz yoktur.

İslamı diğer dinlerle karıştırırsak bu tür saçmalık-lar devam edecektir.

Neden oluyor bunlar? Bütün dünyada İslam yükselen bir değer her tarafta İslam rüzgarı esiyor. Müslüman olarak doğanların sayısı artıyor. Müslü-manlar daha çok şuurlanıyor. Batıda bir şeye kızan Müslüman oluyor, doğan çocuklar (Muhammed) adını alıyor. Dinlerinin tatmin etmediği kimseler ve araştırıp inceleyenlere alternetif İslam dini oluyor. Her türlü çirkefin içinde boğulmak üzere olanlar, Müslümanları daha mutlu ve daha huzurlu görüyor. Ve islamı seçiyorlar da ondan.

İslam’ a yapılan saldırılar, iftiralar hiçbir dine ya-pılmamasına rağmen tek yayılan din islamdır. İşte telaşın sebebi bu korkudur. İslama zarar vereme-yenlerin bir gayreti de İslamı diğer dinler seviyesine çekmek; o da din bu da din. Onu da Allah gönder-miş bunu da. Dinler arasında ve peygamberler ara-sında ayırım yapamayız. Ona da uysak olur, buna da uysak olur şeklindedir.

Bizim başka dinlere ve peygamberlere bakışı-mız; Yahudilik, hristiyanlık gibi dinler ve Musa, İsa peygamberler bunların yanında Kur’an’da adları geçen 25 peygamber gelmiştir. Tevrat, Zebur, İncil muhafaza edilemeyip bozulduğu için Allah’ ın gön-derdiği Yahudilik, hristiyanlık bozulduğu için Allah son din olarak islamı, son peygamber olarak da Hz. Muhammed (as) ı göndermiştir. Başka bir din ve başka bir peygamber gelmeyecektir. Şu anda hak olan ve bozulmamış din İslam dinidir. İslam’ dan sonra diğer dinlerin hükmü kalmamıştır. Allah bizden İslamdan başka din istemiyor.

Dinler bir tutulamaz. Dinleri bir tutmak daha önceki dinlerin kaldırılmadığı anlamına gelir. İslam anlayışında dinler arası birlik olmaz. Davet olur, tebliğ olur. Peygamberimiz (sav) dinler arası birlik yapmamış, diyalog kurmamış, tebliğ yapmıştır. Mektuplar yazarak davetlerde bulunmuştur. Ayrıca heyetler göndermiştir.

Bugün Hristiyanlık şirk içinde bozulmuş bir dindir. Kur’an bize şöyle hitap ediyor:

–         “Allah nezdinde hak din İslam’dır.” (AL-i İm-ram: 19)

–         “Sizin için İslamı beğenip seçtim.” (Maida: 3)

–         “Kim İslamdan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden böyle bir din asla kabul edilmeyecek ve o ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (AL-i İmran: 85)

Rab olarak Allah’ ı, din olarak İslam’ ı, peygam-ber olarak Muhammed (sav) ı seçtim beğendim di-yene ne mutlu.-


Bu yazıyı 837 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.