GÜNLÜK HAYATTA EDEP VE ADAP NASIL OLMALIDIR?

Günlük hayatında müslüman dünya-ahiret dengesini, akıl-davranış dengesini sağlıklı ve düzgün kurmalıdır.

Müslüman, hayatta doğru, dosdoğru olmalı ve doğru yolda yürümelidir. Dengeli hayat insana huzur verir, mutlu eder.

İnsanın davranışlarında ölçü ve edep gerekir, edepten yoksun hayat, tuzsuz yemeğe benzer.

Kişinin edep ve adaba riayeti, eline, beline, diline sahip olması, kendini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi onun inancı ve ahlakının güzelliğindendir,

Hikmet sahibi biri oğluna şöyle öğüt vermiş: “Çok olayla ve insanlarla karşılaştım. Her birinden bir şeyler öğrendim:

  • Namazda iken kalbini koru
  • İnsanlarla beraber olduğunda dilini koru
  • Misafirlikte iken gözünü koru
  • Yemekte mideni koru
  • İki şeyi asla hatırlama:
  • İnsanların sana yaptıkları kötülüğü

Ve

  • Senin insanlara yaptığın iyiliği.
  • İki şeyi de asla unutma,
  • Her şeyi yaratan Allah’ı asla unutma ve
  • Ölümden sonraki ahiret hayatını unutma” demiş
  • Müslüman her organını korumalıdır. Hayatını iyi ortamlarda, iyi insanlarla yaşamalıdır.

Adamın biri bir gün hocaya sormuş:

  • Hocam, helada bir şey yemek günah mıdır? Demiş. Hoca cevap vermiş.
  • Günah olmaya bilir, ama gören olursa pislik yiyor zannede bilir” demiş.
  • İyi günlerde değiliz. İnsanlığın unutulduğu, edepsizliklerin yayıldığı, her türlü ahlaksızlığın arttığı, utanmazlığın yayıldığı bir dönemdeyiz.
  • Allah Rasulü (sav) “Öyle bir zaman gelecek ki” diye başlayıp âdeta bugünlere işaret etmiştir.
  • Şöyle buyurmuştur:
  • “Öyle bir zaman gelecek ki, üç şey az bulunacak;
  • Helal para,
  • Gerçek dost,
  • Yaşatılan sünnet”
  • “Öyle bir zaman gelecek ki, kıyamet yaklaştığında helal, haram fetvaları insanların istediği gibi verilecek” (Ramuz’l-ehadis:448/10)
  • “Bir zaman gelecek şeytan insan evlatlarına ortak olacak” deyince, oradakiler:
  • Buda mı olacak ya Rasulülah? Evlatlarımızla onunkilerini nasıl ayırt ederiz?
  • Allah Rasulü
  • “Haya ve merhamet azlığından” cevabını verir. (Age:504/4)

Yediğine içtiğine ve davranışlarına dikkat eden hiçbir dönemde zarar görmez.

Günlük hayatımızdaki edeplerden bazılarını şöyle ifade edebiliriz.

Besmele ile yattığımız yataktan bizi uyutup, tekrar dirilten alemlerin Rabbinin adını anarak kalkar, kulluk görevimizi yaptıktan sonra o güne abdestli olarak başlarız.

İhtiyaç gidermek için tuvalet adabına uyarak ihtiyaç giderilmelidir.

Her yere abdest bozulmak Peygamber (as) şöyle buyurur:

  • “İki lanetten korkun”
  • İki lanet nedir Ya Rasulullah? Denince:
  • Yollara ve gölgeliklere abdest bozmak” buyurur. (Müslim, taharet:68)
  • Bir hadislerinde de:
  • “abdest bozarken kıbleye önümüzü ve arkanızı dönmeyin” (İbrahim canan, Hadis Ans:10/94) buyurmuştur.
  • Tuvalete girerken “Yazelcelâl” çıkarken “Gufraneke” denebilir.
  • Etek, paçalar toplanır,
  • Sol ayakla girilir, sağ ayakla çıkılır.
  • Erkekler ayakta ihtiyaç gidermez.
  • Temizlik için kağıt yeterli değildir. Su da kullanılır.
  • Temizlik, sol elle yapılır.
  • Tuvalette bir şey yenilip içilmez ve çok durulmaz. Konuşulmaz.
  • Açıkta abdest bozulmaz.
  • Çıkınca eller iyice sabunla yıkanır.
  • Tuvaletten sonra abdest almak isteyen hemen abdest almaz. Biraz oturulur veya yürünür, bu imkan yoksa öksürülür. Ondan sonra abdest alınır. Umumi yerlerde ki havlular kullanılmaz.

Su, adabına uygun içilirse faydası olur. Peygamberimiz (sav) şöyle buyurur, kendisi de şöyle yapmıştır.

  • “Bir şey içtiğiniz zaman önce besmele çekin. İçince de şükür elhamdülillah” deyin. (Tirmizi, eşribe:13)
  • “Suyu üç nefeste için bu sağlığa daha uygundur.” (Müslim, eşribe:121)
  • “Su içtiğiniz zaman kabın içine hohlamayın” (Buhari, vudû:18)
  • “Ayakta su içmeyin. Unutarak içen, çıkarsın. (Müslim, esnibe:116)
  • “Suyu sağ elinizle için” (Müslim, eşribe:105)
  • Bunlardan başka:
  • Su oturarak içilir.
  • Bardakta şeytana artık bırakılmaz.
  • Su israf edilmez.

Yemek yerken önemli kurallar vardır. Bunlara uyulursa, o yemek gıda olur, şifa olur.

Evvela kazancın helalden olmasına dikkat edilmelidir. Kul hakkından uzak durulmalıdır. Organlar günahtan alıkonmalıdır. Dini bir hayat yaşanmalıdır. Nimeti verene şükredilmeli hamd edilmelidir.

Önce yiyecekler sofraya gelirken her aşamada temizliğe dikkat edilmelidir sonra sağlığa uygun olup olmadığına bakılmalıdır.

Et cinsinden olan yiyeceklerde kandan iyice temizlenmelidir.

Yemekler iyice pişirilmelidir.

Yemek adabı ile ilgili peygamber (as) şöyle buyurur:

Peygamber (as) yemekte önünden yemeyip elini tabağın her tarafında gezdiren çocuğa: “Besmele çek. Sağ elinle ye, önünden ye!” demiştir. O çocuk daha sonra şöyle demiştir:” Ondan sonra benim yemek tarzım hep bu şekilde” demiştir. (Buhari, etime:2)

-“Bir yere dayanarak yemeyin” Buhari, etime:13

-“Yemekten önce ve sonra ellerinizi yıkayın” (Tirmizi, et’ime:39)

– “Altın kaplardan yiyip içmeyin” (Ebu Davut, eşribe:17)

-“Yemeye besmele ile başlayın. Besmeleyi unutan “Bismillahi ala evvelihi veahirihi” desin” (Tirmizi, et’ime:47)

-“Sofra kuruldu mu, kimse sofra toparlanıncaya kadar sofradan kalkmasın. Doyan bile başkaları yerken sofradan elini çekmesin. Erken çekilen yanındakini mahcup eder. Oda doymadan çekilir. Halbuki onun yemeye ihtiyacı vardır” İ. Canan, hadis Ans:17/979) buyurmuştur.

-Yemekte başkasının yemesine bakılmaz.

Ağız şapırdatılmaz.

Konuşulmaz. Yiyenlerin iştahını kesecek şeylerden bahsedilmez.

  • Acıkmadan yenmez. Çok yenmez. Midenin üçte biri yemek, üçte birini su ve üçte biri boş bırakılmalıdır. Sünnet budur.
  • Sofradan doymadan kalkılmalıdır. Atalarımız: “Az ye, az uyu, az konuş” demişlerdir.
  • Lokmalar küçük tutulur.
  • Tabakta artık bırakılmaz.
  • Yemek beğenmemek olmaz.
  • Göz hakkı gözetilir, herkes kendi önünden yer.
  • Balkonda, çatıda et kızartılmaz.
  • Ekmek parçası bırakılmaz. Ekmekle el ve ağız silinmez.
  • Hizmet edenler ya sofraya alınır ya da dışarı da tutulur.
  • Acele acele yenmez.
  • Haram kılınan veya şüpheli olan şeyler yenmez.
  • Sofra hazırlanırken ve toplanırken yardımcı olunur.
  • Önce büyüklerin başlaması beklenir.
  • Tabağın üzerine eğilerek yenmez.
  • Ayakta yenilip içilmez.
  • Yemeğin sonunda, ikram edene teşekkür edilir. Allah’a şükredilir.
  • Yemek duası ihmal edilmemelidir.
  • Sonra el ve ağız yıkanır.
  • Hiçbir şey israf edilmemelidir.

Çok yemek bulundurmak Peygamber sünnetine uymaz. Peygamber (as) iki öğün yemek yemiştir.

Bir hadislerinde: “Canının her çektiğini yemek israftır” buyurmuştur. (İbn-i Mace, et’ime:511)

Düğünlerde, davetlerde çok israf ediliyor. Yemeği, ekmeyi, suyu, elektriği, ilacı ve zamanı çok israf ediyoruz.

Çok yiyoruz. Çok yiyenin, ibadeti ve hizmeti az olur.

Allah Kur’an’da şöyle emrediyor:

“Yiyin, için israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez. (A’raf:31)

  • “İsraf edip saçıp savuranlar, şeytanların dostlarıdır. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.” (İsra:27)

Her işe besmele ile başlamak adaptandır. “Besmelesiz işe şeytan karışır” derler.

Besmele ile başlamayan her iş eksiktir. Hayrı ve bereketi olmaz.

Peygamber (as) “Euzu besmele çeken, sabahtan akşama şeytanın şerrinden emin olur” buyurmuştur. (Ramuzu’l-ehadis:433/5

Kur’an’da şöyle buyrulmuştur:

-“Kim Rabb’ını zikretmekten gafil olursa yanından ayrılmayan şeytanı ona musallat ediniz” (Zuhruf:36)

Giyim de edep insan hayatında önemli bir konudur, Elbise;

  • İsraftan uzak olmalı,
  • Kibir, gurur ve gösteriş elbisesi olmamalı,
  • Temiz olmalı,
  • İnce, dar ve içini göstermemeli,
  • Rengi çok dikkat çekici olmamalı,
  • Karşı cinse benzememeli,
  • Başka milletten ve başka dinden olanların özel elbiselerine benzememeli,
  • Elbise helal para ile alınmış olmalı,
  • İlân tahtası gibi kötü anlamlar içeren söz ve resimler bulunmalıdır.
  • Erkeklere ipek ve altın yasaklanmıştır. Peygamber (as) bir adamın parmağında altın yüzük görmüş, parmağından çıkarıp atmış ve şöyle demiştir:
  • Sizden biriniz ateşli kora koşup onu eline mi takıyor?

Peygamberimiz gittikten sonra o kimseye:

“Yüzüğü alda onu başka bir yerde istifa de et: demişler, o adam:

  • Hayır peygamberin attığını vallahi almam “cevabını vermiştir” (Riyazüs-Salihın:189)
  • Bilhassa kadınlar, açık-saçık giyinmemelidir. Allah Kur’an’da şöyle buyurur:
  • “Kadınlara elbiselerini giymelerini söyle. Bu onların tanınıp taciz edilmemeleri için daha uygundur” (ahzab:59)
  • Kadınlar evlerinde otursun. Cahiliye kadınlarının kırıla, döküle, süslerini göstere göstere yürüyüşü gibi yürümesin. “ (Ahzab:33)
  • “Mü’min kadınlar ve erkekler gözlerini harama bakmaktan sakındırsınlar. Irzlarını korusunlar. Ziynetlerini göstermesinler. Başörtülerini yakalarının üstünü örtecek şekilde örtsünler. (Ner:30-31) diye emredilmiştir.
  • Yaz mevsimleri “hava sıcak” bahanesiyle günah mevsimi oluyor. Bir de moda müslüman kadınını planlı bir şekilde soyunmasına neden oldu. Utanma kalmadı.
  • Açık-saçık giyim, kötü mesaj verir. Tacize tecavüze ve genel ahlakın bozulmasına neden olur. Karşı tarafı tahrik eder ve toplumda utanma duygusunu yok eder.
  • Peygamber (aS) ince ve kısa giyen Esma çocuk olmasına rağmen ondan yüz çevirmiş, öyle giyinmenin doğru olmadığını söylemiştir.
  • Allah Rasulü şöyle buyurur:
  • “Giyimde kadınlara benzeyen erkeklere ve erkeklere benzeyen kadınlara Allah lanet etsin” (Riyaz’üs-Salihın:1663)
  • “Çıplaklıktan kaçının. Yanında sizden ayrılmayan meleklerden utanın” (Tirmizi, edep:42)
  • Kadın örtüsüz dışarıya çıkarsa, şeytan onu yanıltmak için takip eder” (diyanet işleri Başkanlığı, seçme Hadisler:172/60)
  • “Nice kadınlar vardır ki, giyinmiş gibidirler, ama çıplaktırlar” (R. Salihin:1664)
  • Dinimiz örtünmeye büyük önem verir. Açıklık hafıza zayıflığına neden olur. Aslında psikologlara göre açıklık, açınana rahatsızlık verir. çünkü ahlak dışı, din dışı bir davranıştır.
  • Kabuğun meyvayı koruduğu gibi giyim kadını korur. Açıklık namuslu kadının yapacağı şey değildir. Kendini teşhir eden kadın hiçbir erkeğe güven vermez. Akla kötü şeyler getirir.
  • Analar babalar kız çocuklarını güzel terbiye eder, güzel giyindirirse, kızın iffet ve namusunu koruması daha kolay olur, iffetsizlik mesajı vermez.

Yatıp kalkmada edep;:

Yatarken besmele ile ve Fatiha, Ayetel kursi, İhlas, Felak, Nâs  sûreleri okunarak yatılır.

Ayaklar dizden kıvrılarak sağ tarafa yatılır.

Sol tarafa ve yüz aşağı yatılmaz.

Çıplak yatılmaz.

  • Yatarken şerden, şerliden, yangından, depremden ve kötü rüya görmekten Allah’a sığınılmalıdır.
  • Yatarken bir şeyler yiyerek tok karınla yatılmamalıdır.
  • Çok fazla uyunmaz.
  • Tedbirli yatılmalı; ocak, mum döndürülmeli, etrafı çevrili olmayan yerde yatılmamalı. Kapı pencere kapatılmalıdır.
  • Telefonun fişi takılı olmamalı ve yatılan yerde bulunmamalıdır.
  • Yatmadan abdestli olarak yatılırsa, uyanıncaya kadar melekler dua eder. Ölürse şehit sevabı vardır.
  • Kalkarken Euzü Besmele çekerek “Ya rabbi, bugünümü hayreyle” diyerek kalkılmalıdır.

Evden çıkarken apar topar çıkılmaz.

  • İhtiyaç giderilir, abdest alınır. Giyimin güzel ve temiz olmasına dikkat edilir.
  • Evde kalanlara “Allaha ısmarladık” denir. Onlar Allah’a emanet edilir. Selamlaşılıp çıkılır.
  • Eve tekrar sağ salim kazasız belasız dönmek için dua edilmelidir.
  • Peygamber (as) evden çıkarken şu duayı yapmıştır.

“Bismillahi tevekkeltü Alallah. Lahavle velâkuvvete illa billah” (Tirmiz:3426)

  • Dönüşte de kapıyı çalarak, selam vererek eve dönülmelidir.
  • Evimiz, bizim huzur duyacağımız yerdir. Ne zaman?
  • Ev günah evi, israf evi, isyan evi, hayvan barınağı ve ibadetsiz ölü evi, yani kabir gibi olmamalıdır.

Toplum içinde insanlarla ilişkilerimiz, inancımız gereği olumlu, yapıcı, faydalı olma temeline dayanmalıdır. Kimse bizden zarar görmemelidir. İnsanlar arasında ayrım yapılmamalı, “adil dürüst davranılmamalıdır.

Dost, iyi seçilmelidir. Allah Kur’an’da:

-“Müslümanları bırakıp kafirleri dost edinmeyin” diye emrediyor. (Al-i İmran:28

– Şirk koşanlardan yüz çevir” diyor (Hıcır:94)

İnançsız gibi yaşamaktan, başkalarına benzemekten, onu bunu taklitten kaçınılmalıdır.

Yadırganacak olan kıyafetle dolaşılmamalıdır.

Selam verilmeli selam alınmalıdır.

İnsanlara saygılı olunmalıdır.

Peygamber (as):

  • “İnsanlara en güzel şekilde davranın” (Tirmizi, birr:55)
  • “İnsanlara yumuşak davranmayan, hayırdan mahrum olur” (İbn-i Mace, edep:9)
  • “Küçüklere merhamet etmeyen, büyüklere saygı göstermeyen bizden değildir” (Tirmizi, birr:15) buyurmuştur.
  • Sosyal hayatta kibirden, gururdan, övünmekten sakınılmalıdır. Bunlar günahların anasıdır. Aslında gurur, insanı alçaltır. Gururlananı kulda sevmez, Allah da sevmez.

Peygamberimiz: “Kibirden sakının. Şeytanı kibir secdeden alıkoydu” buyurur. (Ramuz’ul-e hadis:173/5)

İnsanlarla şaka yapmanın dozu kaçırılmamalıdır. Kırıcı, utandırıcı ve istenmeyen şakalar yapılmamalıdır.

Şakada yalan vardır.

Peygamber (as): “Yazıklar olsun başkalarını güldürmek için yalan söyleyene!” demiştir. (Ebu Davut, edep:80)

Yolda kurallara uyulmalıdır. Bilhassa taşıt kullanan kurallara uymalı, yayanın ve başkalarının yol hakkını ihlal etmemelidir.

Yolda başkalarına eziyet verecek olan bir şey varsa, kaldırılmalıdır. Ayrıca çevre kirletilmemelidir.

En önemli şeylerden biri; diline, gözüne sahip olmaktır. Göz harama bakmamalıdır. Namahreme bakmak göz zinası günahı, kazandırır. İtin ete bakmakla da karnı doymaz.

Ancak bakmayı meşrulaştıran durumlar şunlardır:

  • Evlenmeden önce bakmak.
  • Alışveriş yapılacağın yüzüne bakmak
  • Tedavilerde bakmak

Şu bahanelerden de kaçınılmalıdır:

  • Kan kardeşliği,
  • Cemaat birliği
  • Beşik kertmesi,
  • Ağabeylik, ablalık,
  • Arkadaşlık gibi.

Müslümanın bazı vasıfları şunları:

İnançsızlar gibi yaşamaz.

Faydacıdır. İyilik yapınca sevinir, hata yapınca üzülür.

Hoşgörülü, merhametlidir, bağışlar.

Sıkıntı ve belaya sabreder.

Nimete şükreder.

Hayat ölçüleri, Kur’an ve sünnettir.

Nefsinin arzularına uymaz.

Menfaatçi, bencil davranmaz.

Şeytanın tuzağına düşmez.

Günahtan, haram olandan kaçınır.

Allah’ı, ölümü, hesabı unutmaz.

Kur’an’da zikredilen müslümanın bazı vasıfları da şunlardır.

Allah’ın emrine boyun eğerler.

İbadete devam ederler.

İşlerinde ve sözlerinde sadıktırlar.

Mütevazidirler.

Sabrederler.

Sadaka verirler.

Irzlarını korurlar.

Allah’ı çokça anarlar.

Kalpleri temizdir.

Teslimiyeti tamdır.

Ahlakı güzeldir.

Zararsızdır.

Duyarlıdır.

Hatada ısrar etmez.

Vaktini boşa harcamaz.

İyi niyetlidir.

İmanından taviz vermez.

Müslüman, kafire benzemekten ve münafıklık alametlerinden kaçınır. Münafıklık alametleri şunlardır:

Peygamber (as): “Münafıklık alametleri şunlardır:

  • Konuşunca yalan söyler.
  • Söz verdiğinde sözünde durmaz.
  • Bir şey emanet edilince emanete hainlik eder. (Buhari, iman:24)buyurur.
  • Müslüman, kafir işi işlemekten, münafık alametlerinden haya eder.
  • Konuşurken edep ve adaba dikkat edilmelidir.
  • Hayır konuşulmalıdır. Peygamber (as) ya hayır şöyle yada su !” buyurur.
  • İftira atılmaz, dedikodu yapılmaz, yalan söylenmez.
  • Kaba, kırıcı olunmaz. Müstehcen konuşulmaz.
  • Bağırarak konuşulmaz.
  • Sürekli konuşulmaz, başkalarına da söz hakkı tanınır.
  • Başkalarının sözü kesilmez.
  • Büyükler söz vermeden öne geçilmez.
  • Laf uzatılmaz, anlaşılır bir dil kullanılır. Kelime ve cümle tekrarlarından kaçınılır.
  • Örnekler edebe uyan şekilde verilmelidir.
  • Konu, oradakileri ilgilendirmelidir.
  • Gıybet, iftira olacak şekilde kişilerden isim vererek bahsedilmez. Kimseye hakaret edilmemelidir.
  • Söylediğini yaşamak ve tatlı dil kullanılmalıdır.
  • “Ben, ben” deyip övünülmez.
  • Bazı sözler gerekiyorsa kaynak gösterilir.
  • Dinleyicinin seviyesi gözetilir.
  • Sohbetlerde başta besmele çekilir. Allah’a hamd edilir. Rasulüne salat ve selam gönderilir.
  • Büyüklere yer verilmeli, uygun bir şekilde oturulmalı konuşanın dikkatini dağıtmamalı, sözü kesilmemeli. Başkalarıyla özel konuşulmamalı, başka şeylerle meşgul olunmamalı ve esneyip, uyuklamamalıdır.
  • Konuşanın yaşayışı başka konuşması başka olmamalı Peygamber (as) şöyle buyurur:
  • “Birine başka yüzle, başkasına başka yüzle hareket eden iki yüzlü kimse, insanların en kötülerindendir.” (Müslim, birri: 98)

Atalarımız: “Eline, beline, diline sahip ol” demişlerdir.

Peygamber (as)da: “İki çene arası ile iki bacak arası için garanti verene, cennet için kefilim” buyurmuştur. (R. Salihın:1513)

Bir hadislerinde de:

“Özür dilemek zorunda kalacağın sözü söyleme! Buyurmuştur: (İlan-i Mace, Züht:15)

“Güzel söz sadakadır” (Buhari, edep:34)

“Allah’a ve ahiret gününe inanan ve hayır söylesin, ya da sussun” (Buhari edep:31)

“Allah, kötü söz söyleyen ahlaksıza buğz eder” (Tirmizi, birr:61)

“Din kardeşinle münakaşa etme, şakalaşma, ona söz verip sözünden dönme” (Tirmizi, birr:58)

“Üç kişi iseniz birini bırakıp diğeri ile gizli konuşmayın. Çünkü üçüncüyü üzersiniz” (Müslim, Selam:37)

“Her işittiğini söylemek kişiye günah olarak yeter” (Ebu Davut, edep:80)

“Bir kimsenin kendisini ilgilendirmeyen bir şeyi terk etmesi, iyi müslüman olduğunun alametidir.” (Tirmizi Zuhd:11) buyurmuştur.

Kur’an’da Cenab-ı Allah da şöyle buyurur:

-“İnsanlara iyiliği emredip kendinizi unutur musunuz? (Bakara :44)

“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? (saff:2) Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük nefretle karşılanır.” (saff:3)

“… Doğru söz söyle!” (Nisa:9)

“Ana babana “öf” bile deme!” (İsra:23)

“Sözün en güzelini söyle!” İsra :53

Dil, boş manasız ve kötü sözden, gıybetten, iftiradan, söz taşımaktan, Su-i zandan alıkonmalıdır.

Söz doğru olmalıdır. Yalandan, riyadan, övünmekten uzak olmalıdır.

  • Yersiz, zamansız, konuşulmamalıdır.
  • Atıyorum, tutuyorum gibi atıp tutulmalıdır.
  • Lânetten, bedduadan uzak durulmalıdır.
  • Günah olan, müstehcen ve küfre götüren söz söylenmemelidir.
  • Kimse ile alay edilmemeli, hatası yüzüne vurulmamalıdır. Peygamber (sav) “Hataların çoğu insanın dilindendir” buyurmuştur. (Ramazu-l-ehadis:80/5
  • Şair:
  • “Bana benden olur ne olursa,
  • Başım rahat eder, dilim durursa” der.

Boş manasız kötüsüz, yalan, iftira, gıybet, alay, övünme, sövmek, yemin ve çok konuşmak edebe uymayan dilin afatlarındandır.

Konuşurken yaparım ederim değil “inşallah” yaparım, ederim denmelidir. İnşallah demek, Allah’tan izin istemektir. Allah’a teslimiyettir. Kur’an’da: “Herhangi bir şey için “inşallah” demeksizin ben onu yarın, yapacağım deme!” (Kehf:23) buyrulur. Bu konuda peygamberimiz uyarılmıştır. İnşallah demediği için vahiy gelmemiştir.

  • Gülmenin edebi vardır. Peygamber (as) gülümsemiştir hiçbir zaman ses çıkararak gülmemiştir. Bir hadislerinde:
  • “Çokça gülmeyiniz. Çok gülmek kalbi öldürür” demiştir. (Tirmizi, züht:2)

Kahkaha ile gülünmez.

Her şeye de gülünmez.

Birilerine bakıp gülünmek.

Olumsuz şeylere ve başkalarının acılı, üzüntülü anlarında gülünmez.

Gülerken başkaları rahatsız edilmez.

Esneme anında ağız açılarak, sesli olarak esnenmez. Peygamber (as)ın esnemediği nakledilir.

Esneme gelince giderilmeye çalışılır. Giderilmezse, ağız kapatılır, sessizce esnenir. Esneme uyku ve gafletten ileri gelir.

Bir hadislerin de Peygamber (as):

“Biriniz esnediğinde eliyle ağızını kapatsın ve sesini kıssın” buyurmuştur. (Müslim, Züht:58)

Aksırma anlarında çok dikkat olmak gerekir. Toplulukta, vasıtada dikkat etmeyenler başkalarının üzerine hapşırmaktadırlar.

Aksırma anında binlerce parçalar etrafa dağılmaktadır. Bu bakımdan kontrolsüz aksırma hastalıkların yayılma sebebi oluyor. İnancımızda herhangi bir şekilde insanlara zarar vermek günah sayılmıştır. Mesela; nazarı değen, kıskançlık ve hayranlıkla bakarsa, günaha girer. Aksıranda dikkat etmez, rahatsızlık verir ve hastalık bulaştırırsa oda günaha girer.

Peygamber (as); “Biriniz aksırdığı zaman iki avucunu yüzüne koysun ve sesini kıssın” (Ebu Davut, edep:90)buyurmuştur.

Aksırma anında ağız kapatılacaktır, ses kısılacaktır. Mendil kullanılacaktır. Mendil yoksa, kol ile ağız burun kapatılacaktır.

Bir hadislerinde peygamber (as): “aksıran, “Elhamdülillah” derse, duyan “Yerhamükellah” diye mukabelede bulunsun. Oda yehdina yehdikümullah” desin” buyurur. (Buhari, edep:126)

Aksırma üçüncü defa olursa, ona “Yerhamükellah” denmez.

Önemli edeplerden biri de nefsin arzu ve isteklerine esir olmamaktır.

İnsanın en büyük ve en yakın düşmanı kendi nefsidir. Hep kötülük ister, şeytana kapı açar, insanı azdırır, mahcup eder. Hep isyanı, günahı ve haramı arzular.

Yusuf Peygamber nefsine uysaydı, kendine yazık etmiş olurdu. Peygamber olamazdı. Büyüklerimiz hep şeytanın ve nefsinin şerrinden Allah’a sığınmışlardır.

Müslüman, nefsinden korunmalı ve Allah’a sığınmalıdır.

Nefis insanın hayvani yönüdür. İbadeti, ahlaklı olmayı, namuslu kalmayı, günahtan haramdan kaçınmayı sevmez.

Peygamberimiz şöyle buyurur

“Güzel bir kadının beraber olma isteğine ben Allah’tan korkarım deyip red edeni Allah kıyamet günü arşın gölgesinde barındıracaktır.” (Buhari, ezan:36)

İnsan nefisini şunlarla terbiye edebilir:

  • Helal gıda,
  • Doğru, itikat,
  • Devamlı ibadet, zikir, dua
  • İyi arkadaş,
  • Güzel ahlak,
  • Faydalı meşguliyetler,
  • Nefsine uyanların akıbetinden örnek alarak
  • Kur’an’da “Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömende ziyan etmiştir” buyrulur. (Şems:9-10)

İnsan nimete karşı şükretmeye, olaylara karşı sabretmeye alışmalıdır.

Her nimete şükür gerekir. Her hale şükür gerekir. Çünkü beterin beteri vardır.

Şükür nimeti arttırır. Haline şükreden isyan etmez.

Allah: “Bana şükredin, nankörlük etmeyin” buyuruyor. (Bakara:52)

“Şükrederseniz nimetimi arttırırım” (İbrahim:7)

“Eğersiz iman eder ve şükrederseniz, Allah sizi neden azap etsin?” (Nisa:147)

Müslüman işlerini istişare ile yürütmelidir.

Allah: “İşlerinde istişare et!” diye emrediyor. (Ali İmran:159)

“Onların aralarında işleri istişare iledir.” (Şura:38)

Peygamber (as): “istişare eden pişman olmaz, istişare eden yardım görür” demiştir. (Ramuzu’l-ehadis:108/1)

Allah’tan korkan inançlı, ilim sahibi, ahlaklı düzgün, güvenilir, sorumluluk duygusu taşıyan, tecrübeli ve doğruyu söyleyen kimselerle istişare edilir.

Ehil olmayan, inancı, ahlakı zayıf yalan söyleyen iki yüzlü kimselerle istişare edilmez.

Dinde kesin olan hükümler için istişare olmaz. Evlilik, meslek seçimi, çocuk eğitimi, herhangi bir çıkmazdan kurtulmak için istişare edilir.

İstişare yapılamayan bazı konularda istihareye başvurulur.

Birçok insanı ilgilendirdiği ve kul hakkı söz konusu olduğu için ticarette dikkatli olunmalıdır.

Selçukluda, Osmanlıda özellikle Hz. Peygamber devrinde ticaret sağlıklı yürümüştür. Herkes ticaret yapamazdı. Sıkı bir denetleme vardı. Esnaf arasında kardeşlik, dayanışma vardı. Hile, yalan, aldatma yoktu, güven vardı. Hile yapanların pabucu dama atılır, meslekten men edilirdi.

Satış yapabilmek için yemin ediliyor, yalan söyleniyor, gerçek fiyatın üzerinde fahiş fiyat uygulanıyor.

Bir hadiste: “Yalan yere yemin edene cehennem vaciptir” (R. Salihın:1745) buyrulmuştur.

Hileli alış verişlerde kul hakkı söz konusudur. Bu hak, Cenab-ı Allah’ın affetmediği bir haktır.

Taksitle alışveriş yapan borcunu zamanında ödemelidir.

Peygamberimiz: “Borcunu ödemek niyeti olana Allah yardım eder” (Nesa-i Büyü:99)

“Parası varken borcunu ödemeyen zalimdir” buyurur. (Tirmizi: büyü:66)

Helal olmayan kazanç yolları şunlardır:

  • Faizli alışveriş
  • İnsan ve insana ait bir organın satışı
  • Rüşvet, fahiş fiyat,
  • Zekatı verilmeyen malın satışı
  • Faldan, büyüden, fuhuştan elde edilen,
  • İçkiden uyuşturucudan ve kumardan kumar aletlerinden elde edilen,
  • Müstehcen elbiseden,
  • Bozuk maldan,
  • Sigaradan,
  • Kaçak, buluntu maldan
  • Çalıştı maldan,
  • Yalan ve yeminle elde edilen.
  • Cuma namazı vakti üzerine Cuma farz olanın yaptığı alışverişten kazanılan ve
  • Hak edilmemiş maaş helal olmaz.

Yardım yaparken, yardımcı olurken edebe uygun yapılmalıdır.

Kaş yapayım derken göz çıkarılmamalıdır. Her varlık sahibi, ihtiyaç sahiplerinden sorumludur.

Peygamber (as) “Kim ihtiyaç sahibinin ihtiyacını giderirse, Allah’da onun ihtiyacını giderir.” (Tirmizi, hudud:13)

“Merhamet etmeyen merhamet olunmaz” (Buhari, edep:18)

“İnsanlara acımayana Allah’da acımaz” (Tirmizi, birr:16) buyurmuştur.

Müslüman iyilik etmekten yardım etmekten usanmamalıdır. İyiliğinde, kötülüğünde sonu yoktur.

Yardımlar yapılırken sırf Allah rızası için yapılmalı, Allah’a borç verilmelidir. “Bana duat et” denmemeli, teşekkür beklenmemeli, gösteriş için yapılmamalıdır. Gizli yapılmalıdır. Yapılan yardımla övünülmemelidir.

Kur’an’da

“Eğer sadakaları açıktan verirseniz ne âlâ eğer gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır. Allah “bu sebeple günahlarınızı örter” (Bakara:27)

“Onlar kendi canlarının çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime yedirirler” (insan:8)

Gösteriş yapmak, yardımı boşa çıkarır. “Kur’an’da “malını gösteriş için harcayıp başa kakmak ve inciterek yaptığınız hayırlar boşa çıkar” (Bakara:264) buyrulur.

Utandırmak, bir şey beklemek hayrın sevabını giderir.

Kur’an’da;

“Hayır işlerinde yarışın” (Bakara 148)

“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça hayra eremezsiniz. Ne yaparsanız Allah bilir.” (Al-i İmran 92)

“Kim Allah’a güzel bir ödünç verecek olursa, Allah’da onun karşılığını kat kat verir. Ayrıca onun çok değerli mükafatı da vardır.” (Hadid:11)

“Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma!” (Müddesisır:6)

“De ki: Rabbim kullarından dilediğine bol rızık verir. Dilediğine de kısar. Siz hayra ne harcarsanız Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır” (sebe:39) buyrulmuştur.

Bu ayetlerden de anlıyoruz ki:

Yardım ihtiyaç sahiplerine verilmelidir. Dilenci yerine utandıkları için isteyemeyen gizli fakirlere yapılmalıdır.

Yardım yerini bulmalıdır. Yapabiliyorsak kendi elimizle yapmalıyız.

Yardım, tembelliğe alıştıracak şekilde, aşırı olmamalı ve ihtiyacı da gidermelidir.

Yardım alan aldığını yerinde kullanmalıdır. Kumarcıya, ayyaşa, sigara içene ve ahlakı bozuk olana yardım yapılmamalıdır.

Yardım, işe yaramayan şeyden olmamalı.

Yardım alan mahcup edilmemeli, onuru kırılmamalıdır.

Yardım menfaat karşılığı, teşekkür, dua beklentisi ile yapılmamalıdır.

Eğlence dediğimiz zaman yanlış anlaşılıyor. Dinlenme eğlenme yerine müziğin yozlaştıranı, ahlak bozucu davranışlar, alkol ve dans gibi şeyler akla geliyor.

Aslında bunlar dinlendiren şeyler değil, yoran, yuva yıkan ve edepsizliklere sebep olan şeylerdir.

Düğünlerde, eğlence merkezlerinde yapılan danslar Türk-İslam ahlakına uygun olmuyor. Dans insan fıtratına uygun değildir.

Dans yapıldığı yerde kalmaz, ahlaki çöküntüye neden olur. Çünkü dansın temelinde tahrik vardır.

Bir yabancı yazarın ifadesine gör: “Türkler, dansı kendileri için insanlık şeref ve haysiyetini lekeleyen, insanın bayağı tarafına hitabeden bir hareket olarak telakki ederler. Dans etmek için ya deli, ya da sarhoş olmak gerektiğine inanırlar” der.

Dansın çıkış yeri Fransa’dır. Zaten ne kadar pislik, ahlaksızlık varsa bize hep Batıdan gelmiştir.

Dansın ilk çıktığı zaman Kanuni Sultan Süleyman, Fransa kralına mektup yazarak dansın derhal son verilmesini istemiştir. Bir müddet Fransa’da dans yasaklanmıştır.

Dans, her yönü ile edebe uygun değildir. Normal eğlence şeklide değildir. Tek kelime ile dans insanımız için tuzaktır.

Dansın en büyük marifeti sigara, alkol, ahlaksızlığa sürüklenme ve yıkılan yuvalardır.

Güvenin kalmadığı bir dönemde yaşıyoruz. İnsanların çoğu iki yüzlü, riyakar. Etrafına güven vermiyor.

Yapılan iyiliklere riya karıştığı için sevaplı işler boşa gidiyor.

İkiyüzlü davranma olduğundan başka görünme, islam edep ve ahlakı ile bağdaşmaz.

Riyada şirk vardır. İnsanlara gösteriş olsun diye ibadet edene, iş yapana kıyamet günü Allah “Bu işi kim için yaptıysan sevabını da o versin” diyecektir.

Namazda gösteriş yapan için Kur’an’da: “Yazıklar olsun” denir. (Maun Sûresi)

Şirke düşmemek için, riyadan kaçınılmalı, ameller Allah rızası için, samimiyetle yapılmalıdır.

Riya ve gösterişin amelleri boşa çıkardığı unutulmamalıdır.

İnsanın ne yaptığını en iyi Allah biliyor, görüyor, bu hatırdan çıkarılmamalıdır. Çünkü Allah rızasının dışında yapılan hiçbir amel insana fayda vermeyecektir. Hatta canını verirken bile başka bir niyet karışınca şehit bile olunmaz.

Müslümanlar aralarında selamlaşmalıdırlar. Bu Cenab-ı Allah’ın emridir. Selâm, dualaşmaktır.

Peygamber (as): “Selamı yayınız” diye emrediyor. (Müslim, iman:93)

Selamı tanıdık tanımadık herkese vermek sünnet, almak vaciptir.

Eğer selam alınmazsa, veren:”Aleyküm selam” der geri alır.

Boş bir yere girilince “Esselamü aleyne ve ala ibadillahis salihin” diyerek selam verilir.

Mezarlıkta “Ya ehlel kubur aleykesselam” diye selam verilir.

Peygamber (as)a “Essetü vesselamü aleykeya rasulellah” diye selam verilir.

Müslüman olmayanlara “Selam hidayete tabi olanlara” denir. Onlar selam verirse, Ona “selam” denir veya “ve aleyke” denir islam selamı verilmez.

Cenab-ı Allah: “Bir selam ile selamlandığınız zaman, sizde ondan daha güzeli ile selamlayın. Yahut aynısı ile selamı alın” buyurur. (Nisa:86) Buna göre selam tatlı dil, güler yüzle alınmalıdır. Ve Aleykümselam” denmelidir.

Peygamber (as): “Bir topluluğa vardığınız zaman selam verin. Topluluktan ayrılanda selam versin” (Ebu Davut,edep:139) demiştir.

Birgün selam vermeden kapıdan içeriye giren birine Peygamberimiz:

  • “Çık dışarıya önce izin iste, sonra selam ver, ondan sonra konuş” demiştir.
  • İnsanlarla konuşmadan önce selam verilir. Bir hadiste: “önce selam sonra kelam” buyrulur. (Tirmizi isti zan:11)
  • Kime selam verilir?

Küçük büyüğe

Binekte olan yaya olana

Yürüyen oturana

Sonradan gelen önce gelene

Az olanlar çok olanlara

Bir topluluğa bir kişinin selam vermesi ve bir kişinin alması yeterlidir.

Selam aldıktan sonra “Merhaba” denir.

Telefon konuşmalarında selamla başlanıp selamla sonuçlanmalıdır.

Ev halkına selam verilir. Kur’an’da:

-“Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere girdiğinizi fark ettirip, ev halkına selam vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha iyidir.” (Nur:27)

Bir işyerine girince kimse ortada yoksa, yüksek sesle selam verilir, hemen kapıya doğru çekilmek uygundur.

Bir yerden ayrılırken, önce izin istenir ve selam verilir.

Çocuklara da selam verilip onlar da selama alıştırılmalıdır.

Camiye girince camiye selam verilir. Bu selam, vakit müsait ise iki rekat namazdır.

Yollar üzerinde kaldırımlarda oturulmaz. Oturmak icap ediyorsa, peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Yolun hakkı, harama bakmamak, gelip geçenleri rahatsız etmemek, iyiliği emredip, kötülükten men etmek ve verilen selamı almaktır” buyurmuştur. (Büyük Hadis külliyatı:4/7777)

Kime selam verilmez?

Gayri-i müslime Allah’ın selamı verilmez

Selam almayana selam verilmez

Günahla, haramla meşgul olana,

Tuvalet ihtiyacı giderene,

Kumar oynayana, kumara götüren oyun oynayana, alkol alana, çalıp oynayana,

Namaz kılana, Kur’an okuyana, ezan okuyana,

Müslümanlara zulmeden zalime,

Falcıya, büyücüye,

Allah’a isyan halinde olana,

Elle, başla selam alınmaz, verilmez.

Kadına önce erkek selam verir. Kadın uygun değilse selamı içinden alır.

Selamdan sonra erkekler müsafahalaşır. Kadın erkek tokalaşması, el öpmesi, sarılması olmaz. Biad alırken dahi Hz. Peygamber hiçbir kadının elini tutmamıştır.

Hayatın gizliliği vardır. Başkalarının gizli halleri araştırılmaz. Kusur bulmak için soruşturulmaz. Su-i zanda bulunulmaz. Başkalarının gıybeti yapılmaz.

Olgun müslüman, kendi kusurları ile meşgul olur.

Gıybet, Kur’an’da “Ölü kardeşinin etini yemek olarak değerlendirilmiştir. (Hücurat:12)

İnancımız da zarar vermemek esastır. Peygamber müslümanı tarif ederken şöyle demiştir:

“Müslüman diğer müslümanların elinden dilinden emin olduğu kimsedir” (Buhari, iman:4)

Bu tarife uyan müslüman:

  • Hasedden, kıskançlıktan kaçınmalıdır. Hadiste: “Hasedden kaçının. Ateşin odunu yakıp bitirdiği gibi hased de iyilikleri yer bitirir” (Ebu Davut edep.44)
  • Başkalarının ayıbını araştırmaktan, başkalarına anlatmaktan kaçınmalıdır. Peygamber (as): “Din kardeşini herhangi bir durumdan dolayı ayıplayan kimse, o suçu, o günahı işlemeden ölmez” (Tirmizi, kıyame:53) buyurur.
  • Fitne çıkarmak, fitneye sebep olmaktan kaçınmalıdır. Fitne çıkarmak büyük günahlardandır.
  • İftira atmaktan kaçınmalıdır. İftira, döner dolaşır sahibini bulur. İftira, yedi büyük günahtan biridir.
  • Başkalarını zulmetmek ve sıkıntı vermekten kaçınmalıdır. Çünkü;
  • Zulümle âbâd olanın,
  • Akıbeti berbat olur.
  • Dedikodu etmekten sakınmalıdır. Hadiste: “Laf taşıyan cennete giremez” buyrulur. (Müslim, iman:168)
  • “Bir kimse etrafına bakınarak bir söz söylediği zaman o söz emanettir” (Buhari, edep:32) buyrulmuştur.
  • Dedikoducu dinlenmez. Uyarılır, terk edilir.
  • Ancak bir kötülüğü önlemek, günahtan alıkoymak için isim vermeden bazıları diyerek başkaları uyarılırsa, gıybet edilmiş olmaz.
  • Pişmanlık, tövbe, özür ve helalleşme gıybetin kefaretidir.
  • Boş zamanları emekliliği ve tatili edep ve adaba uygun değerlendiremiyoruz.
  • Tatiller, herkes için güzel bir fırsattır.
  • Çocuklar için manevi aşı zamanıdır. Büyükler için ana baba ziyareti, dinlenme ve okuma zamanıdır. İbadet için en büyük fırsattır.
  • İnsanımız sıhhat ve boş vaktin kıymetini bilip değerlendiremiyor.
  • İmam-ı Şafi şöyle der: Sen nefisini hayırlı bir işle meşgul etmezsen, o seni şerli bir işle meşgul eder” demiştir.
  • Peygamber (as) da: “Kendine fayda vermeyen şeyi terk etmesi, insanın iyi müslüman oluşundandır” (R. Salihın:67) buyurur.

Bir tatil boyu adam denizde kayboluyor. Bayramda dış ülkelere gidiyor. Umre fırsatını hiç düşünmüyor.

Emekli her şeyden elini ayağını çekiyor, evinde ölümü bekliyor. İbadetteki eksiklikler, bekleyen hizmetler düşünülmüyor.

Kur’an’da: “Bir iş bitince hemen başka bir işe giriş onunla meşgul ol! Diye emrediliyor (İnşirah:7)

Boş zaman yoktur, boşa geçirilen zaman vardır. İnsan zaman nimetini israf ederse, yerinde kullanamazsa, çabuk yaşlanır, sağlığı bozulur. Canı sıkılır atalarımız “Oturak olmayasuz” birde durgun suda mikrop ürer” demişlerdir.

Tatil denince yanlış anlaşılıyor. Eksiği tamamlama, noksanı gidermeye yönelik olmuyor maddi ve manevi kayıplara neden oluyor.

İnsan, bu hayatın geçici dünyanın fani olduğunu unutuyor.

Bir mezarlığın kapısında şu mısralar vardı:

“Çıkmazsa ilâhi emir bahane bol.

Toprakta başlar, toprakta biter bu yol”

Cenazeyi yıkayan, tabutu taşıyan, cenaze namazı kılan, mezarı kazan ve cenazeyi yerine yerleştiren bile ölümden ibret almıyor.

Yunus şöyle diyor:

Kimler geldi neler istediler.

Hepsi de dünyayı bırakıp gittiler.

Sen hiç gitmeyeceksin değil mi?

Ya işte! O gidenlerde senin gibiydiler.”

Allah bizi uyarıyor:

  • “Yolculuk nereye diye” hiç düşünmezler mi?” (Yasin:68)
  • “Bir ayette de “Herkes yarına ne hazırladığına baksın” (Haşır:18) diyor
  • Allah, kıyamet günü herkesin amelini önüne koyacak. Bazılarına diyecek ki:
  • Beğendin mi?
  • Birine sormuşlar:
  • Bir daha dünyaya gelsen, nasıl bir hayat yaşar, neler yapardın?
  • Adam cevap vermiş:
  • Bir dahası yok kim demiş,

Kur’an’da her insanın sırat köprüsünden geçeceği haber verilmiştir. (Meryem:71) Herkes hayatının karnesi olan amel defterini alacak. Ne yaptıysa, hayır, şer onun karşılığını görecek.

Hayatın gayesi, bu dünyada güzel yaşamak, son nefeste imanla gitmek ve kabir, devamın da cehennem azabından kurtulmak olmalıdır.

İnsan ölüm döşeğine yattı mı, ah vah etmek bağırıp çağırmaktan uzak durulmalı.

Kelime-i tevhit telkin edilmeli, ölmeden yanında Kur’an okunmalıdır. Öldükten sonra da, o cünüp olduğu için yıkananın yanında Kur’an okunmaz.

Ölen için herhangi bir bid’at işlenmez.

Vasiyeti yerine getirilir.

Borcu varsa ödenir, helalleşilir.

Cenaze götürülürken çelenk, fotoğraf, slogan alkışlamak gibi yanlış şeyler yapılmaz.

Hayırla yad edilir.

Kefenin içine Kur’an, Yasin konmaz, üzerine demir, bıçak konmaz.

Ölü helvası diye bir şey yoktur. Üç gün cenaze sahibinin hazırladığı yemek yenmez.

Cenazenin bekletilmemesi uygundur.

Cenaze gömülünceye kadar yardımcı olunur.

Cenaze başında nutuk atılmaz.

Hayır yapmak için 3-7-40-52 gibi gün beklenmez.

Ölenin herhangi bir şeyi alınmaz; tırnağı, saçı kesilmez.

Ardından dua edilir, Kur’an okunur.

Zaman zaman mezarı ziyaret edilir.

Ölenden ibret alınır.


Bu yazıyı 91 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.