GÜNÜMÜZDE AİLE VE AİLENİN ÖNEMİ

Aile, kutsal bir birlik, milletlerin sigortası, kadınlar ve çocukların sığınağı, insanların mutlu oldukları birliktir.

Eskiden anne, baba, büyükanne, büyükbaba, çocuklar ve kardeşlerden oluşurdu. Şimdi aile küçüldü. İki insandan oluşuyor, varsa çocuklar, birde köpek!

Büyükanne, büyükbaba, kayınvalide, kayınpedere ailede yer kalmadı.

Gelin, kayınvalide, kayınpeder istemiyor. Ben hizmetçi miyim? diyor.

Fırtınalar hortumlar ailenin çatısını, bacasını alıp götürdü.

Toplumun temel taşı yuvalarımız tehlike sinyalleri veriyor. Aile anlamını kaybetti.

– Kadın hak ve özgürlük peşinde, reislik kavgası yapıyor.

– Genç hayatı hayal ettiği gibi yaşıyor.

– Beyefendinin gözü dışarı da 2. eş moda oldu.

– Evde bir bebek, bir köpek anlayışı hakim, ana baba evlat kahrı çekmek istemiyor. Evlat da ana baba kahrı çekemiyor. Huzur duysun diye huzur evlerine gönderiyor.

– Ailede saygı, sevgi, itaat azaldı. İhanetler yalanlar arttı. Sen ben kavgalarının alanı oldu. Birbirlerini Ali, Veli, Ayşe, Fatma diye çağırıyorlar.

– Ailelere girmemesi gereken alkol, kumar, ihanet girdi.

– Ailede acımasızlık, şiddet öğreten televizyon kanalları, ahlaksızlıkları kolaylaştıran internet, söz sahibi.

 

X                     X                     X

 

Sağlam olan Türk ailelerini temelden sarsmak için düşmanın üç hedefi var: Aile + Gençlik + Din. Neden? Bu üç şey? İnsanı aileyi ve toplumu ayakta tutan şeylerde ondan.

Milli istihbarat Teşkilatı tarafından ele geçirilen ihanet planında aile, hedef seçilmiştir.

Gizli talimatlara göre;

– ‘‘Genç nesilleri ahlâka aykırı telkinlerle ifsad ediniz’’

– ‘‘Aile hayatını yıkınız’’

– ‘‘Sanatı zayıflatınız, edebiyatı müstehcen ve şehevi bir hale sokunuz’’

– Türk milletini ahlâk, milliyet, din ve gelenekleri bakımından çürütünüz; zinayı ve ahlâksızlıkları teşvik ediniz. (İhanet plânları-Kemal Yaman) (Gizli Devlet ve Fesat Programı Cevat Rifat Atilhan)

Mustafa Necati Özfatura’nın bir makalesinde okumuştum. ‘‘Siyonizmin yan kuruluşu olan ve merkezi New York’ta bulunan ‘‘Dünya Milletlerini Tanıma Enstitüsü’nün 1987 Genel Kurulu’nun Türkiye’deki sağlam aile yapısını yıkmak için medya ve bilhassa TV yayınlarıyla Türk Ahlâkının çökertilmesi kararı alınmıştır. Ve bu karar basın, film, tiyatro ve bilhassa bazı özel TV’lerce icra edilecektir.’’

Aile son kalemizdir. O yıkılırsa, millet olarak altında kalırız. Milleti aile korur. Kadını çocuğu ailenin sıcak ortamı korur.

Son zamanlarda kadını koruma yasaları çıkarıldı. Önce aileyi koruma yasaları çıkarılmalıydı. Aile korunmadan kadın nasıl korunur?

Televizyonlardaki gelin kaynana proğramları, yarışmaları ve dizileri, aile ortamına gerginlikten başka bir şey yansıtmamıştır.

Çocuklar aileleri ile uyuşamıyor, aileden çabuk kopuyor. Onun için aile küçüldü, sorunlar büyüdü. Gelinin ilk şartı, kayınvalide istememesi oluyor.

Evliliğe itibar etmeyen Romalılar, Lût kavmi helak oldu. Bugün batı perişan.

Aile, insanın yaşayabileceği en güzel ortam, insanın korunabileceği en güzel sığınak. Bize zarar vermek isteyenlerin iki hedefi var; gençlik ve aile. Aileler işgal ve tehdit altında. Yıkmak için ne lazımsa yapılıyor. Evlilik dışı ilişkiler körükleniyor. Geçindiremezsin, çocukları yetiştiremezsin endişesi ve bu toplumda evlenilecek doğru dürüst insan yok düşüncesi empoze ediliyor.

Genç ve kadın evden koparılmaya çalışılıyor.

Kadın, hak, eşitlik, özgürlük fitneleri ile evden soğutuluyor, sokağa dökülüyor.

Metres hayatı serbest, dini nikaha hapis cezası var.

Kısacası bugün ailelerde ahlaki ve manevi değerlere önem verilmiyor. Eğer bu iki şeyi aileye kazandıracak olursak yuvalar yıkılmayacaktır.

Batı, aileyi ve çocukları kaybettiği için bitme noktasına gelmiştir.

 

            EVLİLİĞE NASIL GİDİLMELİDİR?

            Hazırlık olmadan hayatta hiçbir işe başlanmaz, başlanırsa yürümez.

Evlenecek gençler önce iyi seçilmelidir.

Yuva kuracak gençler iyi yetiştirilmelidir. Evin ve evliliğin yükünü taşıyabilecek şekilde yetiştirilmelidir. Kız, ütü yapmasını, çorba pişirmesini beceremezse, erkek, evin giderini, kazanmasını ve harcamasını bilmezse, bu evlilik devam etmez.

İki taraf da iffetli ve namuslu gençler olursa, problemleri çözmekte zorlanmazlar.

Evlilik helal süt emen gençlerin işidir.

 

X                     X                     X

 

Uygun evlilik için şartlar vardır. Bu şartlara uyulursa, uzun ömürlü yuvalar kurulmuş olur. Bunlar:

– Kadının mehir hakkı vardır.

– İki şahitle nikah kıyılır.

– Nikah ilân edilir.

Yani:

– Nikahta gizlilik olmaz.

– Zorlama olmaz.

– Beşikte, büluğ öncesi nikâh olmaz.

– Şartlı nikah kıyılmaz.

– Arada denklik gözetilir.

 

X                     X                     X

 

Nikâha üç yoldan gidiliyor:

1-      Görücü usulü ile: Bu lâzımdır ama son karar değildir.

2-      Gençlerin kendi kararı ile: Buda gereklidir, ama yeterli olmuyor. Aşkın gözü kördür. Kusurları göstermiyor. Karar verdikleri yerde evlilik bitiyor.

3-      Flörtle: ‘‘Tanışırlar, Anlaşırlarsa evlenirler’’ deniliyor. Bu anlayış evliliğe götüren sağlıklı bir yol değildir.

Burada kötüler örnek alınıyor. Flört arkadaşından eş olmaz. Flört geride karanlık noktalar bırakır, istenmeyen görüntüler bırakır. Kurulan yuvada şüphe hakim olur.

Nikahsız beraberlik metres hayatıdır. Flörtle kurulan evlilikte ilk akla gelen ayrılma olur.

Flört, insandaki iffet ve namus anlayışını, utanmayı yok eder.

Flörtün sınırı yoktur. Rus yazarı tolstoy’un kızı erkek arkadaşı ile çıkmak için izin ister, hayır cevabını alır. Erkek arkadaşı devreye girer oda hayır cevabını alır ve: ‘‘Bize güvenmiyor musunuz? Sorusuna: ‘‘İkinize de güveniyorum. Ama ikiniz bir arada olunca ikinize de güvenemiyorum’’ cevabını verir.

Peygamber (as): ‘‘İki cins beraber olunca üçüncüsü şeytan olur’’ buyurur.

Flört arkadaşlığının bir zararı da unutulmamasıdır. İnsanın karşısına bir resimle bir mektupla veya herhangi bir şekilde çıkıvermesidir. Buda ağız tadını bozar.

 

Bir emniyet müdürünün şu ifadesini unutmam: ‘‘Kafelerde, diskolarda evli kadınlara rastlıyoruz. Eski arkadaşlıklarını unutamıyorlar. Yuva yıkılmasın diye açıklamıyoruz’’

Günahın altından mutluluk çıkmaz. Flört edenler birbirinden çabuk bıkar ve hemen başka flörtler başlar.

Flört insana günahkâr duygusu verir. Vicdanı huzurlu olmaz. Flört zinaya götürür, fuhşun yayılmasına neden olur. Araştırmalar göstermiştir ki flört evliliklerinde geçimsizlik, dayak, cinayet ve boşanma daha çok görülür.

Flörtün meyveleri acıdır, çürüktür. Bu meyveleri batı bizden önce topladı. Şimdi ne evlilik bağı kaldı ne aile kaldı, ne de evlat kaldı.

Bir zamanlar bizim çağdaşları çileden çıkaracak yemin töreni yapılmıştı, onun haberini de verelim:

‘‘Florida şehrinde yüz bin kişi futbol sahasında toplanmış; evlilik öncesi cinsi ilişkide bulunmamaya, flört etmemeye yemin etmişlerdir. Yemin metni şöyledir. ‘‘Allah’ım, kendim ve ailem huzurunda hayat arkadaşımı bulup onunla nikâhlanıp evleninceye kadar temiz kalacağıma yemin ederim.’’(25.06.1994 Zaman)

 

Flörtün evlenmek için gerekli olduğunu savunanlar oluyor. Bu yanlıştır. Flörtle gidilen evlilik, sağlam temellere oturmadığı için uzun ömürlü olmaz. Flörte alışan nikâhtan sıkılır. Flörtle evlenenler eşine güvenemez, her an başkası ile de olabileceğini düşünür.

Flört, metrese hayatıdır. Nikâhsız evliliktir. Flört sonu ortada kalanlar ya kötü yola düşer ya da intihar ederler. Kirlendiği için başkası ile de mutlu olamazlar.

Flörtte sadece cinsellik vardır. Kullanılmışlık vardır. Flört; taciz, tecavüz olaylarını da artırmakta, cinayetlere sebep olmaktadır.

Flört dinen meşru değildir. Zina sayılır. Flörtün çürük meyvelerini Avrupa, Amerika toplamıştır.

4-      Son zamanların evlilik yollarından biride: İnternette sohbet ortamlarında eş

aranıyor. Televizyonda evlilik programları yapılıyor. Böyle temelsiz evlilik olmaz. Bu tür evlilikler, ailenin kutsallığını ayağa düşürüyor. Böyle kurulan ailelerde sevgi saygı olmaz. Çabuk kurulur, çabuk yıkılır. Patlıcan, kabak alır gibi eş alınmaz.

Mutlu ve uzun ömürlü aile yuvaları, ahlak güzelliği, inanç güzelliği aramadan kurulamaz. Sadece fiziki güzellik aranırsa, o güzellik bir gün solar. Evliliğe aşkla flörtle gidilirse, bu evlilikte sevgi, saygı, bağlılık olmaz. Bugünkü evlikler gibi ömrü kısa olur.

 

            EŞ SEÇİMİNDE NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?        

            Herhangi bir şey alırken gösterilen hassasiyet, sarf edilen gayret, eş alırken nedense gösterilmiyor. Akıl mantıkla değil, nefsin tercihi ile seçim yapılıyor.

Nikah öncesi bu insan benim ömrüm boyunca eşim olur mu? Benim yükümü taşır mı? Ailenin, çocukların anası (babası) olur mu? Benim namusumu korur mu? denmiyor.

‘‘Mutluluk için sûret önemli değil, siret önemlidir’ derler. Peygamber (as) da: ‘‘Allah sûretlerinize bakmaz, kalplerinize bakar’’ buyurur. (İbn-i Mace:4143)

Gözü kapalı evlilik olmaz. Maddiyat güzellik ölçü olmaz. Ölçü, müzik, fizik olursa, kimya çabuk bozulur.

Peygamber (as): ‘‘Kendinize denk olanlarla evlenin. Kendinize denk olanların kızını isteyin’’ buyuruyor. (Hadis Ans:17/209)

Denklik şu konularda aranacaktır:

– İnançta ve ahlakta,

– Güzellikte, yaşta, boyda, ilimde,

– Zenginlikte,

– İş ve meslekte,

 

Peygamber (as)’ın bir uyarısı da şöyle: ‘‘Dininden, ahlakından memnun olduğunuz biri sizden kız isterse, verin yoksa fitne olur.’’

Eş gerçekçi ölçülerle seçilmelidir. Öğretmen Ahmet arkadaşım odama geldi neşeliydi. Hayrola dedim. ‘‘Kızı verdim’’ dedi. Araştırdın mı? dedim. ‘‘O da öğretmen, arabası var, evi var’’ dedi. ‘‘Keşke araştırılsaydı’’ dedim. Aradan bir ay geçmedi, bu defa üzgündü. ‘‘Hayrola dedim. Neresi hayırlı kız bavulunu aldı akşam geldi’’ dedi.

Oğlan Ateistmiş. Sormadın mı? Niye söylemedin demedin mi? Sordum. Bana ‘‘Sen bana ne olduğumu sordun mu? Neyin var ? dedin’’ cevabını verdi dedi.

Peygamberimizi yakın zamanda görmediği bir sahabeye;

– Evlendin mi? der.

– Evleneceğim.

– Gördün, konuştun mu? der.

– Hayır.

– Git gör konuş sonra karar ver’’ diye tavsiyede bulunur.

Sokrat: ‘‘İşine, aşına, eşine dikkat et. Eşin iyi çıkarsa mutlu olursun. Kötü çıkarsa filozof olur, kara kara düşünürsün’’ demiş.

Eş seçiminde karşı tarafın ailesi de çok önemlidir. İyi aileler, tuğlaları birbirine bağlayan beton rolü oynar.

 

Halife Hz. Ömer Camiye giderken bir duvarın arkasından şu konuşmayı dinler:

– Kızım süte su kattın mı?

– Hayır anne.

– Kat kızım.

– Anne, Ömer ne dedi?

– Ömer nereden bilecek kızım?

– Ömer bilmiyor, görmüyorsa, Allah damı görmüyor, bilmiyor?

Hz. Ömer bu kızla oğlu Abdullah’ı evlendirir. Onlardan dünya tarihinde unutulmayan Ömer bin Abdulaziz gibi hayırlı bir evlat dünyaya gelmiştir.

 

Hayırlı ve faydalı nesiller, ahlaki güzel, inançlı kimselerden dünyaya gelmiştir.

Önemli olan baştan yanlış karar vermemektir. Birçok genç sokakta internette bulduğunu aynı yerde kaybediyor ve ‘‘Keşke anamı babamı dinleseydim’’ diyor. Pişman oluyor. Ama ne fayda…

İhanetle karşılasan, ‘‘keşke dindar olanla evlenseydim’’ diyor. Ama faydası yok.

 

            NİŞANDA VE DÜĞÜNLERDE YAPILAN HATALAR:

Nişan nedir? Nişan, tanıma devresidir. Mutlaka evlenilecekmiş gibi davranılıyor.

Nişan devresi uzatılıyor. O zaman istenmeyen davranışlar, söylenmemesi gerek sözler olur. Yeni istekler çoğalıyor.

Nişan, sanki nikah gibi kabul ediliyor. Sınırsız davranışlar nişanı sonlandırıyor.

Nişanda nikah kıyılmaya kalkışılıyor. Günaha girmesinler deniliyor. Ama böyle günaha giriliyor. Nişan bozuluyor. Nikâh kalıyor. Erkek boşamazsa, kadına nikah üstüne nikah olmaz.

Çare; nişanda dini nikâh kaydırmamak, kıydırıldıysa, bacımız nikah şartı olarak, üstüme başka kadın istemem boşama hakkı istiyorum’’ demelidir. (Nisa:128’e göre)

Nişan gürültülü, patırtılı oluyor, ağır masraflar yapılıyor. Tarafları üzecek, soğutacak istekler oluyor.

Nişanda işlenen günahların nikâhla silineceği anlayışı yanlıştır. Böyle bir düşünce ile hareket edilmemelidir.

Nişan, ne kadar külfetsiz ve sade olursa, evliliğe o kadar sıkıntısız götürür.

Düğünler için böyle olmamalı dediğimiz yanlışları kendimiz yapıyoruz. Kötü örnek oluyor. Kötü çığır açıyoruz.

Düğünler, inancımıza kültürümüze ve geleneklerimize uygun olmuyor.

Salonda, sokakta taşkınlıklar yapılıyor. Çevreye rahatsızlık veriliyor.

İsraf diz boyu oluyor. Bir hadiste: ‘‘Bereketi en çok olan düğün, külfeti en az olan düğündür.’’ (Müsned:6/82) denmiştir.

İçki almaya, içmeye, içirmeye zorlamalar olur. Bir hadiste: ‘‘Sakın içki buluna sofraya oturmayın.’’(Tirmizi Edep:43) diye emrediliyor.

Milli eğlence ve oyunlar varken; şarkıcı, dansöz, dans tercih ediliyor.

Bazı düğünlerde ceket yakılıyor, tabaklar kırılıyor ve üzerinde sarhoşlar tepiniyor.

Düğünler güç gösterici haline dönüşüyor. Kötü mesajlar veriliyor. Evlenmek isteyen dar gelirliler biraz düşünüyor. Evlenmeye cesaret edemiyor.

Düğün yaparken günaha giriliyor, başkaları da günaha sokuluyor.

Aileye sağlam adımlarla gidilmiyor. Aile sağlam temellere oturmuyor. Şerle başlayan şerle devam ediyor. Hani gömleğin ilk düğmesi yanlış düğmelenirse, hepsi yanlış olur. Yapılan yanlışlıklarda devam edip gidiyor.

 

EVLİLİĞİN ÖNEMİ

Evlilik, iki cins arasında bir çok şeyin paylaşımı konusunda yapılan bir anlaşmadır.

Nikah ve evlilik, canlılar arasında sadece insana has bir özelliktir.

Nikah ve evlilik, kutsal olan şeylerdir.

Evlilik düşüncesi insanlarda çok erken yaşlarda başlar. Şahitler huzurunda, nikah masasında evlilik başlar.

Küçük yaşta çeyiz hazırlıkları başlar. Aileler çocuklarının evliliği için birikimler yapar, hazırlıklar yapar.

Burada şunu ifade etmek isterim ki, bu hazırlıklar yapılırken çocuklar, bazı ailelerde unutuluyor. Yetiştirilmiyor evliliğe hazırlanmıyor. Evliliği yürütebilmesi için bilgi verilmiyor, beceri kazandırılmıyor.

Gencin ilgi alanı müzik, fizik oluyor.

Hz. Peygamber (sav): ‘‘Evlenin, evlendirin, nikah benim sünnetimdir’’ diyor.

– ‘‘Sizden evlenmeye gücü yeten evlensin’’ diyor. (Buhari Nikah:3)

– ‘‘Kim evlenirse dininin yarısını tamamlamış olur. Evlilik, gözü haramdan korur, iffetli kalmayı sağlar’’ buyurur.

Toplumun kokuşup, yıkılmaması için evlilik sigortadır. Aileyi koruyamamış toplumlar ayakta duramamıştır.

Bazı kimseler geçim sıkıntısı çekerim aileyi ayakta tutamam. Bazıları bu ortamda çocukları yetiştiremem. Bazıları da bugünkü ortamda kime güveneyim, şu insanlarla evlenilir mi? diyerek evlilikten kaçınıyorlar. Bazı kimselerde evliliğe ihtiyaç duymuyor. Bu durum, insan fıtratına da aykırı, milli menfaatlerimizle de uyuşmuyor.

Evlenen bir kimse;

– Allah’ın ve peygamberin emrine uygun hareket etmiş olur.

– Evlenen bir kimse, günahtan korunur, iffetini korur.

– Topluma hayırlı nesiller yetiştirme imkanını bulur.

– Çocuk vefat etse, şefaatçi olur, büyüse, insanın sigortası olur. Hayırlı kimse sadakai cariye olur.

– Evli kimsenin eve ve çocuklarına harcadığı para sadaka sevabı kazandırır.

– Evlenen kimse neslinin ve milletinin devamını sağlamış olur.

– En önemlisi evlenen mutlu olur. Bekarlık sultanlık değildir.

 

            Meşru olmayan evlilikler:

1)      Aralarında kan bağı bulunanların evliliği, (Nisa:23)

2)      Aralarında süt bağı bulunanların evliliği,

3)      Buluğ çağına gelmeyenlerin evliliği,

4)      Akıl hastalarının evliliği,

5)      Aralarında denklik bulunmayanların evliliği,

6)      Baskı ve zorlama ile yapılan evlilik,

7)      Görevini yapamayan özürlünün evliliği,

8)      Nikâhlı kadının evliliği, (Nisa:24)

9)      İddeti dolmayan kadının evliliği, (Bakara:234+235)

10)  Adaleti yerine getiremeyecek erkeğin ikinci evliliği, (Nisa:3)

11)  Aynı cinsten olanların evliliği,

12)  Müşrikle evlilik, (Bakara:221)

13)  Zina eden kimse ile evlilik, (Maida:5) (Nur:3) (Nur:26)

14)  Müslüman kadının Müslüman olmayanla evliliği, (Bakara:221) (Mümtehıne:10)

15)  Ailesini geçindiremeyecek, zalimle evlilik,

16)  Üçlü boşamadan sonra aynı kişilerin evliliği, (Bakara:230)

17)  İki kız kardeşim aynı erkekle evliliği,

18)  Çocuğun sağlığı açısından akraba evliliğinden de kaçınılmalıdır.

 

 

EŞLERİN GÖREVLERİ VE BEKLENTİLERİ

Ailede herkesin hakları vardır. Görev ve sorumlulukları vardır. Herkes üzerine düşeni yaparsa, aile düzeni bozulmaz. Görevler aksamadığı müddetçe aile yuvası ayakta durur. Değilse, o kadar çabuk yıkılır ki, aile fertleri enkazın altında kalır. Erkek perişan olur. Kadın, sıcak aile ortamından uzaklaşınca bihaller olur. Çocuklar ise en çok acıyı çeker. kötü yollara düşer. Milletin ise geleceği kararır.

X                     X                     X

 

            Aile ortamında eşler birbirinden ne bekler?

– Sevgi saygı anlayış ve hoşgörü bekler.

– Eve bağlılık bekler, ihanet istemezler.

– Münakaşa, inatlaşma istemezler,

– Başkaları ile kıyaslansınlar istemezler,

– Yersiz kıskançlık istemezler,

– Kararlar beraber alınsın isterler,

– Evin sorumlulukları paylaşılsın isterler,

– Aile sırlarının dışa çıkarılmasından hoşlanmazlar.

– Bütçeyi sarsacak aşırı istek ve masraflardan hoşlanmazlar.

– Hakaret, küçümsemeden hoşlanmazlar.

– İçki, kumar, kötü arkadaş huzursuzluk verir. Yanlış ilişki istemezler.

 

X                     X                     X

 

            Aile yuvaları nasıl ayakta tutulur?

            Aile yuvası, dargınlık, küslük ve savaş alanı olursa, aile elden gider.

Aile yuvasını ayakta tutmak için aşk yetmez. Bir makinede her parça, her vida görev yaparsa, o alet öyle çalışır, verimli olur.

Görev ve sorumlulukların yerine getirilmesi ve beklentilerin yerine getirilmesi, aileyi ayakta tutacaktır.

Problemler karşısında eşlerin anlayışlı, sabırlı davranmaları, herhangi bir durumda özür dileyebilmeleri ve empati, aileyi yıkımdan kurtaracaktır.

Bir evde ana baba, kaynana, kayınpeder bulunması bir nimettir. Onlarla istişare olur. Onlar tehlikeyi tecrübeleri ile erken sezer. Herhangi bir anlaşamamazlık halinde onlar devreye girer. Sizin problemimiz bu mu? öyle şey olmaz. deyivermeleri yeter.

Aileyi güven ve sadakat ayakta tutar. Empati ve paylaşma eşleri birbirine bağlar.

İçki, kumar, ihanet yuvanın düşmanıdır.

Sonuç olarak; aile kutsaldır. Milletin varlığı için sigortadır.

Rabbim bizlere mutlu aileler, iffetli eşler ve hayırlı nesiller nasip etsin.

 


Bu yazıyı 1.682 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.