GURUR KİBİR GÜNAHLARIN ANASIDIR

İnsanın başkalarını küçük görmesi, başkalarına karşı üstünlük taslamasına kibir denir. Kibir, nice felaketleri beraberinde getiren ruhi bir hastalıktır. İnsanı Haktan ve halktan uzaklaştıran, insanları inciten bir huydur. Bu hastalığa tutulanlar kendilerini büyük görürler, kimseyi beğenmezler, kendi bildiklerine giderler, ne istişare ederler, ne de nasihat dinlerler. Sonunda anlamsız kibirleri yüzünden cehenneme boylarlar.

 

a)İnsanın Kibirlenmesine Sebep Olan Şeyler:

İnsanı gururlanıp, kibirlenmeye sevk eden hususlar epey fazladır. Bunlardan bir kısmı farkında olmadan elimizden çıkıp gidiverecek, bir kısmı yavaş yavaş kaybetmekte olduğumuz, bir kısmı da bize imtihan için verilmiş şeylerdir. Şöyle bir düşünülürse hiçbiri övünç vesilesi yapılacak şeyler değildir. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

-Mal mülk ve evlatla gururlanmak: Mülk Allah’ındır. Allah onu belirli bir zaman için bizlere vermiş, bir zaman gelecek onu bizden alacaktır. Allah’ın huzuruna kefenden başka bir şey götüremeyecek insanın mal ile gururlanması anlamsızdır. Şair:

“Mal sahibi, mülk sahibi,

Hani bunun ilk sahibi?

O da yalan bu da yalan,

Var sen de biraz o yalan.” Diyerek ne kadar doğru söylemiştir.

Sonra evlat, o da gururlanılacak şey değildir. Evlat, bize Allah’ın bir emanetidir. Onu yetiştirmek, iyi insan, iyi vatandaş yapmak görevimizdir. Yetiştirmediğimiz zaman büyük bir sorumluluk altına gireceğimiz bildirilmiştir.

-İnsanın arzu edip yapamadığı ve başkalarına ait olanı kendine mal ederek övünmektir. Bize ait olmayan bir şeyin bize ne kadar faydası olur? Başkalarının bildiği böyle bir yalan, insana ne kazandırır? Sonra insan, kendini ve başkalarını ne kadar aldatabilir?

-Güzellik-kuvvet: Bu iki şey, insan hayatının belirli dönemlerinde sahip olduğu şeylerdir. Bunları her an kaybedebilir. Atalarımız: “ Malına güvenme bir kıvılcım yeter. Güvenme güzelliğine bir sivilce yeter” demişlerdir.

Soy-sop: Peygamberimiz: “ Allah cahiliye gururunu, cahiliye devrindeki soy-sopla övünmeyi sizden kaldırdı. Siz Âdemin çocuklarısınız, Âdem de topraktandır” diyerek soy-sopla övünmenin cahillik işi olduğu bildirilmiştir.

Hz. Ali’ye adamın biri gelerek:

-Ey Müminlerin emiri! Ne oluyor şu Muhacir ve Ensara ki, Ebu Bekiri senden üstün tutuyorlar. Oysa sen fazilet yönünden müslüman olma bakımından ondan daha öncesin demiş, Hz. Ali de:

-Her ne kadar ben Kureyşli isem de zannederim sen Aize kabilesindensin.

-Evet.

-Şayet mümin kimse Allah’a sığınmamış olsaydı, seni mutlaka öldürürdüm. Onun için yaşadığın müddetçe benden kork. Yazıklar olsun sana unutma ki Ebu Bekir, şu dört hususta beni geçmiştir. İman da, namazda, halifelikte ve hicrette demiştir.

-İlim, amel ve ibadet: İnsanın sahip olduğu ilim, işlediği iyi ameller ve yaptığı ibadet de insanların gururlanmasına sebep olur. Şeytan daima insanı gururlandırarak, amellerini boşa çıkarmak için çalışır.

İlim, övünmek ve başkalarının dikkatini çekmek için öğrenilmez. Amel ve ibadetlerde Allah’ın emri olduğu ve insanın kendini kurtarması için yapılır.

Makam, mevkii ile gururlanma: Makam, mevkii, sorumluluk demektir. Allah onu işlerini görmekle yükümlü olduğu kimselerin durumlarından sorumlu tutmuştur.

Kendine bir görev verilmiş olan kişi, insanlara çalım satmakla değil, onların işlerini en iyi şekilde görmekle yükümlüdür.

Bir gün halife Ömer, ezan okunup Müslümanların namaz için toplandıkları bir sırada yüksekçe bir yere çıkar, Allah’a hamd ettikten ve Rasülüne salât ve selam getirdikten sonra:

-Ey cemaat! Beni Mahzun kabinesindeki halalarımın koyunlarını güttüğümü hatırlarım. Bu işi bir avuç hurma ve üzüm için yapardım. Bugünkü durumumu da biliyorsunuz deyip iner.

Abdurrahman b. Avf:

-Ey Müslümanların halifesi kendini aşağı düşürme diye ikazda bulununca halife Ömer şöyle buyurur:

-Yalnız kalmıştım, nefsim bana sen Müslümanların halifesisin. Senden daha şerefli bir makam sahibi var mı? “İşte ben de şimdi ona kim olduğumu hatırlatıyorum”

b)Kibir İnsanı Alçaltır:

Allah insanı yaratırken diğer canlılardan üstün yaratmıştır. İnsana büyük değer vermiş, onu irade sahibi ve dinde sorumlu kılmıştır.       

İnsanı Allah yüceltmiştir, insan kendini alçaltmamalıdır; gurura kapılmayacağım diye, yaptıklarını hiçe sayması, sahip olduklarını küçümsemesi, aşağılık duygusuna kapılması ve başkanları karşısında küçük düşmesi doğru değildir.

Sahip olduğu şeylerle insanın mağrur olması, kibirlenerek çalım satması, kurula kurula, salına salına yürümesi, böbürlenerek onu bunu küçümsemesi de doğru değildir. Bunlar insanı alçaltan bir durumdur.

Alpaslan bir tepeden muazzam ordusunu seyredip gururlanıyor. “ Ben bu askerle dünyayı fethederim” diyor. O gün bir esiri tarafından hançerleniyor. Ve son nefesinde durumu anlatıp nefsine kapılarak mağrur olmanın cezasını çektiğini ifade ediyor.

Osmanlı padişahlarının halka “mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var” dedirterek, haddi aşmak ve günah işlemekten kendilerini korumaya çalışmışlardır.

Hz. Ömer halifeliği sırasında İran ordusunun Rüstem kumandasında Kadisiye ye geldiğini haber alınca oradaki Müslümanlardan ve askerlerden haber alabilmek için yola çıkıyor, gelenlere haber soruyordu. Bir gün bir haberci at sürüp geliyordu, ona da sordu. Haberci, İran ordusunun bozgun haberini söyleyip atını sürdü. Halifeyi tanımamıştı. Ömer, habercinin atı ile beraber hem koşturuyor, hem de sorular soruyordu. Şehre girince halkın davranışlarından onun halife olduğunu öğrenen haberci, derhal yere inip, af diler tavrı ile bana kendinizi tanıtsaydınız deyince Ömer ( ra ):

-Senin hiç suçun yok. İslam’ın zaferi için Ömer daha çok koşmaya razıdır demiştir.

Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

“ Allah bana tevazu göstermenizi emretti. Sakın kimse kimseye övünmesin kimse kimseye zulmetmesin. (Müslim)

“ Kim riyakârlık yaparsa, Allah ona riyakârlığının cezasını verir. Kim yaptığı işi yayarsa, Allah ona da cezasını verir. Kim büyüklenir, övünürse Allah onu alçaltır. Kim Allah korkusundan dolayı tevazu gösterirse Allah onu yüceltir. ( Teberani )

 

 

c)Kibir Günahların Anasıdır:

Kibir, insanı ve toplumu yaralar, diğer birçok kötülüklerin de anasıdır. İnsanı fitneye, fesada ve inkâra sürükler; görevlerinden alıkor, boşluğun ve manasızlığın içine iter.

İnsan, kibir yüzünden olduğu gibi görünemez, göründüğü gibi olamaz. Ailede, toplumda uyumlu, geçimli bir insan olamaz. Pislik iteleyen mayısböceği gibi burnu pislikten kurtulmaz, birinden kurtulsa diğerine bulaşır.

Peygamberimiz bir gün Ashabına sorar, size insanların en şerlisini haber vereyim mi? Diye

Ashabı “evet” der ve bunun üzerine Peygamberimiz:

-Kaba ve kibirli olandır, der.

Şeytan kendini üstün görüp kibirlendiği için Âdem’e secde etmemiştir. Allah’a isyanı yüzünden de lanetlenmiştir.

Firavun: “ Ben sizin en büyük Rabbinizim” diyerek, Nemrut da: “ Ben de öldürürüm, ben de diriltirim” diyerek kibirleri yüzünden helak olmuşlardır.

Nuh’a inanmayanlar, tufan sırasında gururlanıp, dağlara çıkarız diye gemiye binmemişler ve kabaran sular arasında boğulup gitmişlerdir.

İslam Peygamberine, kendilerini daha üstün gördükleri için inanmayan Ebu Cehiller, Ebu Lehepler hep kibirlerinin kurbanı olmuşlardır.

Gururları yüzünden iman edip ibadete ısınamayanlar, sosyal hayatta yerlerini alıp, görevlerini yapamayanlar bu yüzden helak olacaklardır.

Bir adam Peygamber Efendimizin yanında sol eliyle yemek yiyordu. Peygamberimiz ona:

-“ Sağ elinle ye” buyurdu.

Kibiri yüzünden:

-“Yapamıyorum” demesi üzerine, Peygamberimiz:

-“Yapamaz ol” buyurdu. Bundan sonra gururundan dolayı Peygamberin emrine uymayan adam elini ağzına kaldıramaz halde ölmüştür.

 

d)Kibirleneni Allah Sevmez:

Allah kibirleneni sevmez; kibirlenenin amelini kabul etmez. Çünkü kibir, insandaki merhamet, şefkat, sevgi, saygı duygularını köreltir. İnsanlar arasındaki her türlü insani bağları koparır.

Kibirlenen insan kendini başkalarından üstün gördüğü için onlara yaklaşamaz, halktan kopar. Halktan kopunca Hak’tan da kopar. İyilik yapamaz, yapsa da zevk almaz. Yaptığı bazı ibadet ve iyilikler, onu kötülüklerden uzaklaştırıp Allah’a yaklaştırmaz.

İbadet ve amelinde kibirlenenler için Cenab-ı Allah şöyle buyurur:

“ O kibirlenip de Allah’a ibadet etmekten çekilenleri Allah çok acıklı bir azaba uğratacaktır. Onlar kendileri için Allah’a karşı ne bir dost ne de bir yardımcı bulamayacaklardır. ( Nisa Suresi:173 )

Al-i İmran suresinin 188. ayetinde “ yaptıkları işlerle gururlanan ve yapmadıkları işler yüzünden övülmeyi sevenlerin, azaptan emin bir yerde bulunacaklarını sakın zannetme. Onlar için acıklı bir azap vardır” Buyurarak yaptıkları işlerle gururlanan ve övülmekten hoşlananlar için acıklı azabı haber vermiştir.

Vaktiyle senelerce ön safta namaz kılan bir müslüman, bir müddet camide görünmez. Sebebini soranlara:

-Şu kadar seneden beri aksatmadan ön safta namaz kıldığımı hatırladım, kendime bir gurur geldi, başkalarının ibadetini küçümsedim. Aklıma yaptığı ibadetlerle gururlananlar hakkındaki ayeti hatırladım. Sonra da bu zaman zarfında o kıldığım namazlarımın hepsini kaza ettim der.

Yine Rabbimiz: “Allah kibirlenenleri ve övünenleri sevmez” ( Nisa:36 ) “ yeryüzünde kibir ve azametle yürüme. Çünkü sen ( ne kadar hızlı basarsan bas ) yeri yaramazsın ve boyca dağlara erişemezsin.” ( İsra suresi: 37 ) ayeti ile de kibir sahibi kimselere ikazda bulunulmuştur.

Netice olarak kibir, Allah tarafından yerilmiş, kötü ve tehlikeli bir huy olduğu bildirilmiştir.

Lokman suresinin 18. ayetinde “ insanlardan yüzünü çevirme; yeryüzünde şımarık yürüme. Zira Allah hiçbir kibir taslayanı, kendini beğenip övüneni sevmez…”  Lokman (as)’ın oğluna olan öğütlerinden biri olan bu ilahi emir aynı zamanda bütün Müslümanlara da şamildir.

 

e)Kibir Sahibi Cennete Giremez:

Sahip olduklarıyla, yaptıklarıyla gururlanan, sağa, sola çalım satan mağrur kimselerin cennete giremeyeceği bildirilmiştir.

Peygamberimiz Ashabına:

-Size cehennemlik olanları bildireyim mi?

-Evet.

Bunun üzerine Peygamberimiz:

-“ Onlar onursuz, sağa sola yalpa yaparak kibirlenen kimselerdir” buyurmuştur. Başka bir zamanda cehennemlikleri katı yürekli, malını hayırdan esirgeyen kibirli kimselerdir diyerek tanımlamıştır.

Ashaptan Abdullah bin Amr ile Abdullah bin Ömer ( ra ) yolda karşılaşırlar. Biraz sonra Abdullah bin Ömer ( ra ) ağlamaya başlar bir adam ona:

-Seni ağlatan nedir? Diye sorar. O da şu cevabı verir:

-Peygamberden Abdullah bin Amr şöyle işittiğini söyledi:

-“Kalbinde hardal tanesi kadar kibirden bir şey bulunan kimseyi Allah yüzükoyun cehenneme atar.”

Başka bir olay da; Abdullah bin Selem, sırtında bir bağ odun olduğu halde çarşıya uğrar. Kendisini görenler:

-Ne var? Ne oluyor? Derler.

-Ben nefsimi yenmek, kibri atmak istiyorum. Çünkü Peygamberin “kalbin de hardal tanesi kadar kibir bulunan kimse cennete giremez” buyurduğunu işittim der.

Sonuç olarak; insan gerçekten Rabbimizin de bildirdiği gibi insan en güzel biçimde yaratılmıştır. Bunun için insan, kendine değer vermeli, aşağılık duygusuna kapılıp kendini alçaltmamalıdır. Aksi halde insanı benim güzel ve canlıların en üstünü olarak yaratan Allah’a isyan etmiş olur.

Süslenmek, güzel ve temiz giyinmek, kıymetli eşya kullanmak, aşırılıktan kaçınmak, gururlanmamak şartı ile kibire girmez. Yeter ki o konuda inancımızın, geleneklerimizin dışına çıkılmasın.

Bu konuda Peygamberimiz: Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez deyince, bir adam:

-Ey Allah’ın elçisi insan, elbisenin, ayakkabısının güzel olmasını ister demiş, Peygamberimiz de:

-Allah güzeldir. Güzeli sever. Kibir; Hakkı inkâr etmek ve insanları küçük görmektir buyurur. ( Müslim )

Bir şeyin ölçüsünün bilinip ayarlanması, haddin aşılmaması çok önemlidir. Peygamberimiz: “ Dinde aşırı gitmeyiniz, sizden evvelki insanlar aşırı gittikleri için helak oldular” buyurarak bizi uyarmıştır. Ayrıca Peygamberimiz bize “ kendinizden malca, kuvvetçe daha üstün olanlara bakıp imreneceğinize, kendinizden aşağıdakilere bakıp halinize şükredin” buyurarak uyarsak mutlu olacağımız bir başka ölçü tavsiye etmiştir.

Dikkat edeceğimiz başka bir husus da övme, övülme ve yerme de aşırılıktan kaçınılmasıdır. Bir kimsenin bir adamı methettiği ve methinde aşırı gittiğini ve işiten Peygamberimiz:

-“Adamcağızı manen mahvettin” demişlerdir. (Buhari)

Şair ne güzel ifade etmiş:

“Ne gal iledir, ne mal iledir,

Beyim ululuk kemal iledir.”

Küçük ve basit kimselerin gururları kibirleri büyük olur. İnsanın evveli bir damla su sonu toprak olmaktır. Topraktan yaratılana kibir yakışmaz.

Kibirli insan bencil olur, ihtiyaç sahiplerini görmez. Başkaları ile alay eder. Şeytan gururu yüzünden kovulmuş ve lanetlenmiştir.

 

f)Üstünlük Takva İledir:

Cenab-ı Allah’ın insana verdiği her nimet imtihan sebebidir. İnsandaki dünyalık insanın şükrünü arttırmalı, gururunu değil. Çünkü dünya nimetleri gelip geçicidir. Hepsi dünyada kalır.

Kulluk borcu olan ibadetler, amellerde gurur sebebi olamaz. Zira riya ve gurur karışan hiçbir amelin Cenab-ı Allah’ın yanında hiçbir değeri yoktur.

Müslüman, İslam’ı temsil eder. Gurur, kibir ona yakışmaz. Büyüklerimiz övülmekten, elerinin öpülmesinden hiç hoşlanmamışlardır.

Peygamberimizi: gören kadın heyecanlanınca Peygamber ( as ) ona:

-“Heyecanlanma, ben kureyşli, kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum” demiştir. Bir

Hz. Ömer ( ra ), bir gün Übey bin Ka’b ( ra )’a takvanın ne olduğunu sormuştu. Übey (ra) da ona:

“-Sen hiç dikenli bir yolda yürüdün mü ey Ömer? Diye mukabelede bulundu. Hazret-i Ömer:

“-Evet, yürüdüm” karşılığını verince de bu sefer:

“-Peki, ne yaptın?” Diye sordu.

Hz. Ömer: “-Elbisemi topladım ve dikenlerin bana zarar vermemesi için bütün dikkatimi sarf ettim” cevabını verdi.

Bunun üzerine Übey bin Ka’b ( ra ):

“-İşte takva budur” dedi.

Muhammed bin İshak diyor ki:

-Bişr bin Haris’e dedim ki:

-Ben İbrahim bin Edhem’in yolunda gitmek istiyorum, ne dersiniz?

Dedi ki:

-Tavsiye etmem.

-Neden? Dedim. Şöyle cevap verdi:

-Çünkü İbrahim bin Edhem sadece amel eder, konuşmaz. Sen ise sadece konuşursun amel etmesin!

Yavuz, Mısır’a girdiği zaman halk O’nun ihtişamını seyretmek için pencerelere koştu ve caddeleri doldurdu. Yavuz ise, en önde değil, mütevazı askerlerinin ortasında yürüyordu. Kavuğu ve elbisesinin de etrafındakilerden bir farkı yoktu. Mısır dönüşü Şam’a Cum’a hutbesinde kendisinden bahsedilirken:

“Hakimü’l-Harameyni’ş-Şerifeyn ( iki şerefli belde olan Mekke ve Medine’nin hâkimi)” denince;

“- Yok Yok! Bilakis hadimü’l-Harameyni’ş-şerifeyn ( iki şerefli belde olan Mekke ve Medine’nin hizmetçisi!)” diye ağlayan gözlerle cevap verdi.

İstanbul’a dönüşte gündüz Üsküdar’a vasıl oldular. İstanbul halkının, kendisine büyük tezahürat yapacağını haber aldığından lalası Hasan Can’a:

“- Hava kararsın, herkes evlerine dönsün, sokaklar boşalsın, ben ondan sonra İstanbul’a gireyim. Fanilerin alkışları, zafer alkışları ve iltifatları bizi mağlup edip yere sermesin!…” dedi.

Buradan anlıyoruz ki üstünlük ölçüsü takvadır. Başka şeyler gurur nedeni olamaz. Nasreddin Hoca susar, çeşme suyu bulamaz. Denize yanaşır, susuzluğunu gidermek ister deniz suyu içer beğenmez. Biraz ilerde çeşme görür kana kana içer ve denize dönerek der ki:

“-Kabarıp durma! Su dediğin böyle olur”

Mevlana da ne güzel söylemiş:

“-Nice insanlar gördüm üzerlerinde elbiseler yok,

Nice elbiseler gördüm içlerinde insan yok.

İnsanlıktan, olgunluktan nasibini almamış olanlar içinde dane olmayan kelle gibi dik dururlar. Olgun insanlar ise içinde birçok dane bulunduran kelle gibi eğik dururlar.

Hz. Ali ( ra ) kendisine “Ebu Turab” ( toprak babası ) denmesinden hoşlanırdı. İnsanın evveli bir damla su, sonu toprak olmaktır. İnsan topraktan gelmiş, toprağa dönecektir.

Rabbim kendini unutanlardan etmesin. Toprak olacağımızı da unutturmasın.

 


Bu yazıyı 530 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.