HAKLARIN CEZALARI, HELALLEŞMEK, ÖDEŞMEK

A- HAKKIN YANSIMASI OLUR MU?

İnsanın yaptıkları aşına, işine ailesine yansır.

Peygamber (as): “İnsan, yediğinden ibarettir” buyurmuştur. Atalarımız: “Haram yiyenin harami evladı olur” demişlerdir.

Bir insan başkasının hakkına tecavüz ederse, evladı ona itaat etmez, organları itaat etmez. Kendisi de Allah’a itaat etmez, itaat ediyor gibi görünse de yaptıkları ona fayda vermez.

Peygamber (as) şöyle buyurmuştur:

  • “Bir lokma haram yiyenin, 40 gün namazı ve duası kabul olmaz. Haramın biriktirdiği et, cehenneme layıktır” (R. Salihın:1883) üzerinde hak bulunan insan mutlu ve huzurlu yaşayamaz, hayırlı iş yapamaz, hayırlı evlat yetiştiremez.

Yansıma olayına atalarımız bakın ne güzel ifade etmiştir.

-“Dede koruk yemiş, torunun dişi uyuşmuş.

-“Haram yiyenin harami evladı olur”

-“İyi ağaç, iyi meyve verir. Kötü ağaç kötü meyve verir.”

Hak kimseye yanamaz. “Ağlayanın malı gülene yaramaz” denmiştir. Hak miras malı olarak gelse bile iflah etmez. Hayra vesile olmaz “Haydan gelen huya gider” derler. Haklı mal telef olur. Olmasa da ilaç gibi, gıda gibi olmaz, zehir gibi olur.

Atalarımız: “Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste” demişlerdir.

Allah, kimsenin hakkını kimsede bırakmaz. Bir zalime bir zalimi musallat eder.

Şair;

“Allah tokatının sedası yoktur.

Vurduğu zaman devası yoktur” demiştir.

Kul hakkına tecavüz edenler yatak yorgan yırtarlar, rahat yataklarında güzel ölümle ölmezler. Ahiret azabı da işin başında başlar.

Kul hakkı hassasiyeti olmayanın kalbi kararır, merhameti olmaz.

Günaha dalan inkarcı kimseler için Kur’an da şöyle buyrulur:

-“Onların işlemekte olduklarını kötülükler yüzünden kalpleri kirlenmiştir.” (Mutaffifin:14)

A’raf Sûresinin 100.üncü ayetinde de: “Biz onların kalplerin mühürleriz” buyrulur.

Bazı insanların neden gerçekleri göremediği, neden acımasız, merhametsiz oldukları bu ayetlerden anlaşılmaktadır.

Bazı şeyler kula uyarı olur. Bazı şeylerde ceza olur.

Peygamber (as) şöyle buyurmuştur:

  • “Günah kalbi karartır. Her günah kalpte siyah bir nokta oluşturur. Günah terk edilip tevbe edilmezse, bütün kalbi karartır.” (Ramuz’u-l Ehadis:26/9)

Bir hadislerinde de:

-“Kul işlediği günah yüzünden rızkından mahrum olur.” (Age:28/9)

İyide olsa kötü de olsa bir şey, mutlaka bir şey karşılığıdır. Kimseye haksızlık edilmez: Meselâ; Peygamberlerinin uyarılarına dikkate almayan toplulukları, işledikleri günahlar yüzünden Allah cezalandırmıştır. Bazı toplumları da huzurlu, mutlu bir şekilde yaşatmıştır.

Behlül Dânâ bir gün Harun Reşid’den bir vazife ister. Harun Reşid da ona çarşı-pazar ağalığını (denetimini) verir.

Behlül hemen işe koyulur. İlk olarak bir fırtına gider. Birkaç ekmek tartar. Hepsi normal ağırlığından noksan gelir. Fırıncıya dönüp:

-“Hayatından memnun musun, geçinebiliyor musun, çoluk-çocuğun ağız tadıyla yaşayıp gidiyor mu?” diye sorar.

Fırıncı ise bütün sorulara menfi cevap verir. Hayatta memnun olduğu bir şey yoktur.

Behlül bir şey demeden ayrılır ve bir başka fırına geçer. Orada da birkaç ekmek tartar ve görür ki bütün ekmekler normal gramajından fazla geliyor. Aynı soruları bu fırın sahibine de sorar ve bütün sorulara müspet cevap alır. Yani fırıncı gayet huzurludur.

Bundan sonra başka bir yere uğramadan doğru Harun Reşid’in huzuruna çıkıp başka bir vazife ister.

Harun Reşid:

  • “Behlül, daha yeni vazife verdik sana, ne çabuk bıktın?” deyince Behlül şu îzahî yapar:
  • “Efendim, çarşı-pazarın ağası varmış. Benden önce ekmekleri de tartmış, vicdanları da. Buna göre herkes zaten hesabını ödeyip duruyor. Kimi yaptığı işte hak-hukuk gözetmediğinden fıskı-fücur içinde. Bundan dolayı huzursuz, bereketsiz. Kimi de yaptığı işi Salih amel gibi yaptığından huzurlu, mutlu, bereketli. Bana ihtiyaç kalmamış…”

Tarih boyunca görülmüştür ki, Allah haram yiyen, halka zulmeden ordulara güçlü olmalarına rağmen zafer nasip etmemiştir.

Yavuz Sultan Selim, Mısır seferine giderken halkın bağ ve bahçelerinden geçtikten sonra mola vermiş ve askerlerin bir şey koparıp koparmadığını araştırdıktan sonra şöyle demiştir.

  • Askerlerim! Eğer halkın bağ ve bahçelerinden bir armut, bir elma, bir çiklim üzüm koparmış olsaydınız vallahi Mısır seferinden vazgeçecektim. Çünkü haram yiyen askere Allah zafer nasip etmez.”
  • Osmanlı orduları, mecburen kopardıkları üzüm salkımlarının yerine değerinden çok para çıkınları asmış ve zaferden zafere koşmuştur.

Yansıma ev halkına da yansır. Bir aile vardı, ibadetlerini aksatmazlardı. Hatta gece namazlarına kalkarlardı. Çocukları hafızlığa çalışırdı. Ne oldu da ne oldu? Aile gece namazlarına kalkamaz oldu. Çocuk hafızlık çalışmasını bıraktı. Araştırdım bir şeyler olmuş, faize bulaşmışlar.

Bugün birçok yuva yıkılıyor, aile içi cinayet işleniyor. Bunlar araştırıldığı zaman altında bir günahın yattığı görülecektir.

Günahın aileye nasıl yansıdığını gösteren iki olay nakledeyim:

Bir kadın her gün kapıdan süt alır. Bir gün sütçü kadının elini tutmuştur. Kadın, akşam eve gelen sarraf eşine sert bir şekilde: Söyle bugün ne halt işledin de sütçü benim elimi tuttu? Demiştir. Sarraf bilezik alan kadının elini iyi niyetle tutmamıştır.

Haram insanın mayasını bozar. Şöyle anlatılır. İstanbul’un bir semtine adı verilen Şeyh Vefa’nın bir oğlu vardır. En büyük zevki şişle sucuların tulumlarını delip arabadan fışkırmasını seyreder. Şeyh Vefa Hazretlerine sucular şikayetçi olurlar.

Şeyh Vefâ, hayret eder. Bu çocuğu haramda yedirmedim ama neden? Diye düşünür. Hanımına sorar, cevap bulamazlar.

Gece hanım dürter; Bey ben bir şey hatırladım” der ve anlatır; “Ben hamile iken komşumuza gitmiştim. Komşum mutfağa gidince masada duran portakala elimdeki örgü şişini batırıp emdim…”

İşte tulumlara batırılan şiş o şiştir.

Buna göre yapılan haksızlığın, çiğnenen hakkın, işlenen günahın ve yapılan zulmün, daha dünyada cezasının görülmeye başlanacağı unutulmamalıdır.

İnsanımız Allah’tan değil, kuldan çekinirse, mahkeme-i kübradan değil, dünyadaki mahkemeden korktuğu müddetçe günahın, haksızlığın ve zulmün önü alınamayacaktır.

 

B- KIYAMET GÜNÜ HAKLI-HAKSIZ KARŞILAŞACAK

Kıyamet günü, hesaplaşma günüdür. Şu üç kelimeyi dünyada unutmayanın kurtuluşu kolay olur. Nedir onlar: Allah görüyor, Allah biliyor ve Allah soracak. Öyle soracak ki, iğneden ipliğe “zerre kadar hayır işleyen karşılığını bulacak. Zerre kadar kötülük yapan da karşılığını bulacak.”

Karacaoğlan bunu şöyle ifade etmiş:

Bu dünyada Adem oğluyum dersin,

Haramı helali durmayıp yersin,

Yeme el malını, er geç verirsin;

İğneden ipliğe sorulur bir gün”

İnsan her an yaptıklarından dolayı hesaba çekileceğini düşünüp, ona göre yaşamalıdır. Hiçbir şey atlanmayacaktır, örtülmeyecektir.

Kur’an’da yapılanların tespit edildiğini ifade ile: “İyi bilin ki, üzerinizde bekçiler ve yazıcılar vardır. Onlar yapmakta olduklarınızı tespit eder. (İnfitar:10-12)

Nisa Suresi 77.nci ayette Rabbimiz “Kimseye kıl payı kadar haksızlık edilmeyeceğini bildirmiştir.”

Peygamber (as):

-“Kıyamet gününde haklar mutlaka sahiplerine verilecektir. Hatta boynuzsuz koyun boynuzlu koyundan hakkını alacaktır” buyurarak hesaplaşmanın çok hassas olacağını haber vermiştir.  (Müslim, birr:60+R. Salihın:204)

Bazı kimseler helal bilmiyor, haram bilmiyor, ne var ne yoksa toparlamaya çalışıyor. Bilmiyor ki, cehenneme odun taşıyor. Bildiğim o kadar insan var ki gücüne, makamına dayanarak hak demediler, hukuk demediler kendilerine mâl ettiler. Ama hepsi de bir kefene sarılıp, her şeyi bırakıp gittiler. Mirasçıları o mal için o malların başında dövüştüler.

Hele ortak mallara göz dikip gasb etmek daha kötüdür. Çünkü onda birçok hak sahibi, gaspçının yakasına yapışacaktır. Hakkını helal etmiyorum diyenler. Mağdur olan herkes Allah’ın huzurunda hakkını alacaktır.

Devamlı ümmetine hak uyarısında bulunan Peygamber (as) şöyle buyurur:

-“Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya malı ile ilgili bir zulüm varsa, altın ve gümüşün bulunmadığı kıyamet günü gelmeden önce o kimseyle helalleşsin. Yoksa kıyamet günü sevapları alınır, hak sahibine verilir. Eğer iyilikleri yoksa hak sahibinin günahları ona yüklenir.” (Buhari Mezalim:10)

Buna göre üzerinde hak olan kıyamete onunla gitmemelidir. Dünyada ödeşmek, helalleşmek, ahrettekinden daha kolaydır. Nefis ve şeytan günahı harımı insanlara güzel gösterir. Aldatır, sonra da aradan çekiliverir. Ortada rezil, perişan halde aldattığı kimseyi bırakıverir. O kendisi yaptı” der.

Kıyametin dehşetini anlatan Peygamber (as) şöyle buyurmuştur:

-“Adil hakime kıyamet günü” öyle bir sıra gelir ki, keşke iki adam arasındaki bir hurma davasını dahi görmeseydim” diye temenni de bulunur.” (Ramuzu’l Ehadis:360/4)

Allah Rasulü bir de şu müjdeyi veriyor:

-“Ümmetimden bir gurup hak üzerine mücadele etmekte kıyamete kadar galip olarak devam edecektir.” (Aga:471/12)

Hesap gününe inanan, hesap gününün dehşetini düşünen kendini kurtaracaktır. Meselâ; görüleceğini, yaptığının bilineceğini bilen suç işler mi, işlemez.

Allah Kur’an’da: “Ey insanlar! Hesap günü huzura alınırsınız. Size ait hiçbir sır, gizli kalmaz” buyurarak uyarmıştır. (Hakka:18)

-“Mahşer yerine geldikleri zaman; kulakları, gözleri ve derileri işledikleri şeye karşı onların aleyhine şehitlik edecektir.”

-“Derilerine: Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz derler. Onlar da: Her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturdu…” derler. (Fussılat:20-21)

İnsanın her yaptığı tespit ediliyor. Dünyadaki gibi filme alınıyor, fişleniyor. Melekler insanın her yaptığını yazıyor. Kur’an’da şöyle bildiriyor:

-“İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen, yazmayı hazır bir melek bulunmasın.” (Kaf:18)

Hesap gününde “bilmiyordum” diye bir mazeret yok. Ben yapmadım, etmedim diye inkarda yok.

Kimse kendini başıboş, görünmez, bilinmez, zannetmesin. Allah ben sana bildirmeden mi? Sen Kur’an okumadın mı? Sana benim Peygamberim gelmedi mi” diye soracaktır.

Kur’an’da şöyle haber verilmiştir:

-“Kimse yoktur ki üzerinde koruyucu ve denetleyici bir melek bulunmasın.” (Tarık:3)

-“İki melek, insanın sağında ve solunda yaptıklarını yazan (kiramen-katibin) melekleri vardır.” (Kaff:17-18)

İnsan başıboş değildir. Her insan gözetlenmekte, her şeyi kayda alınmaktadır. Ona göre hesaplaşma ve ödeşme olacaktır.

Bir gün Peygamber (as) Ashabına sorar:

  • Müflis kimdir?
  • Parası olmayan, her şeyini kaybedendir” derler.

Peygamberimiz onlara:

  • Hayır, müflis kıyamet günü sevaplarla gelir; sövdüğü, iftira ettiği, dövdüğü, kan döktüğü ve onun bunun hakkını yediği için sevapları hak sahiplerine verilendir. Sevapları bitince, karşı tarafın günahları ona yüklenir. Sonra o kimse cehenneme atılır. İşte müflis bu kimsedir” buyurur.
  • Kıyamet gününde insanın hesabını vermediği şey kalmayacak. Baştan sona her şeyin hesabını verecektir.

Peygamber (as) bu sorgulamayı şöyle haber veriyor:

  • “Kıyamet günü insan, şu beş şeyin hesabını vermeden Rabbinin huzurundan ayrılmaz:

1- Ömrünü nerelerde tükettiğinden,

2- Gençliğini nerede geçirdiğinden

3- Malını nereden kazandığından,

4- Malını nereye harcadığından,

5- Bildiğiyle amel edip etmediğinden (Tirmizi, kıyamet;1)

İnsan bunların hesabını verecek şekilde hayatını düzene koymalıdır.

Hayatta insanın bazı endişeleri, bazı korkuları olmalıdır. Eyvah, keşke demeden önce bazı ölçüleri, prensipleri olmalıdır. Meselâ;

  • İmanını koruyamamaktan; şirke küfre düşmekten korkmalıdır.
  • İmanlı mı, imansız mı öleceği endişesi taşımalıdır.
  • Amelinin boşa gitmesinden, müflis duruma düşmesinden endişe etmelidir.
  • Kabrinin cennet bahçesini, yoksa cehennem çukurumu olacağına dair endişe duymalıdır.
  • Şefaat hakkını elde edip etmediğine bakmalıdır.
  • Amel defterim sağdan mı verilecek, soldan mı verilecek hesabını yapmalıdır.
  • Sırattaki engelleri aşabilecek miyim, yoksa aşağıya mı düşeceğim hesabı yapmalıdır.
  • Allah rahmetiyle mi muamele eder, azabı ile mi endişesi taşımalıdır.
  • Hayatına bakıp “Rabbimin razı olacağı bir hayatımı yaşıyorum, Yoksa şeytanın mı güdümündeyim” demediler.
  • Yolum nereye cennete mi, cehenneme mi? Demeli hesaba çekilmeden kendini hesaba çekmelidir. O zaman ölürken kötü ölümle ölmez, kabirde eyvah demez, hesap günü keşke deyip pişman olmaz. Allah ondan razı, o Allah’tan razı, cennete girer.

 

C- HELALLEŞMEK

Kıyamet günü haklardan ve ceza görmekten kurtulmanın en güzel ve en kolay yolu, dünyada hak sahibine hak iadesinden sonra helalleşip, tevbe istiğfar etmektir.

Peygamber (as) bir cenaze geldiği zaman “Bunun borcu var mı?” var “cevabını alırsa, borcu ödeninceye kadar namazını kıldırmazdı.

Eğer ölmüş yakınlarımızın üzerinde hak varsa, ödemek suretiyle ölen borçtan kurtarılabilir.

“Hakkını helal et” derim düşüncesi ile hak yenirse, hakkını helal et ve musalla taşında” hakkınızı helal edin” denmesi ile hak helal olmaz.

Ne zaman olur?

-Hak iade edilecek,

-Hakkın ne olduğu bilinecek,

Ölüm döşeğinde helalleşiliyor. Hak sahibi neyi helal ettiğini bilmiyor, ağız alışkanlığı, olarak helal olsun deyiveriyor. Bu hak ahrete kalmıştır.

Musalla taşında hoca “hakkınızı helal edin” “Helal olsun” seslerinin arasında “Benim 8 ton demirim ne olacak?” Bu benim 30 tane koyunumu öldürdü” itirazları, hak iadesinin olmadan hakkın helal olmayacağının delilidir.

İki hak cezasız kalmaz; kul hakkı ve hayvan hakkı. Bu iki hak üzerinde bizden öncekiler çok hassas davranmışlardır. Ashab-ı Kiram Asır suresini okur helalleşir, öyle ayrılır. Atalarımız bilinmeyen haklardan dolayı helalleşmek için “üç gün yatak, dördüncü gün toprak” diye dua ederlerdi.

Herkesle de helalleşivermemek lazım. Çünkü ölüm ötesinde sevap alıp, günah vererek helalleşme vardır. Bazı haklar yenirken bile bile ve güle güle yeniyor. Mağduriyetler oluyor. Bu aileye bilhassa çocuklara yansıyor. Sıkıntı veriyor.

Bir bacı soruyordu. Ev yapılırken demircide çalışan bizdendi. Babamla anlaşmış, kilosunu az bildirmiş, şimdi babam ölüm döşeğinde, ölemiyor ne yapalım?

Kul hakkını devletin, devlet adamının ve hakimin affetme yetkisi yoktur.

Bir zamanlar bir sapık, bir kadına tecavüz eder. Birkaç yıl sonra kadın adamı çarşıda görür karakola koşar:

-Falan adam hapisten kaçmış!” der.

-O kaçmadı, af çıktı!” derler. Kadın:

-O sapık, o af edenin mi ırzına geçti ki, af etsin! Der ve karakoldan ayrılır.

Hayvanla helalleşme dünyada olmaz. Hayvan, kendisine yapılanı yapıp, intikamını alacak ve toprak olacak.

Dünyaya helalleşmek isteyen ne yapar?

İhmal, inkâr unutulan ve herhangi bir şekilde ödenememiş haktan kurtulmak için o zamanki değerden helalleşilir. Mesela 10 yıl önceki borç için 10 yıl önceki altın değerinden borç miktarı hesap edilir.

Hakkın helal olması için sadece tövbe etmek de yeterli değildir.

-Üzerinde kul hakkı olan, hak sahibini biliyorsa ve o sağ ise hakkını götürüp vererek helalleşir.

Hak sahibini bilmiyorsa, araştırır. Bulamazsa, o şeyi ihtiyaç sahiplerine, hak sahibi adına verir. Allah’tan af diler. Hak sahibi ölmüş ise, mirasçılarına verir, onlarla helalleşir.

Dünyada helalleşme olmazsa, iş ahrete kalır. O zaman o helalleşme da peygamberimizin ifade ettiği gibi müflis duruma düşülür. Yani sevaplar hak sahiplerine gider. Yetmezse hak sahiplerinin günahı alınır.

  • Hak sahiplerinden kurtulmanın bir yolu da, hayır yapıp, Kur’an okuyup, hak sahiplerinin ruhuna bağışlamaktır.

Şöyle dua edilir: “Ya Rabbi! Falan kulunu haberdar et. Benden razı olsun. Onu benden razı et. Ya Rabbi! Hak sahipleri ile karşılaşınca, onlara lütuf ve ihsanlarda bulunarak, onları benden razı et, benim kurtuluşumu sağla.”

Unutulmamalıdır ki, Allah görüyor, Allah biliyor, Allah soracak. Hiçbir hak dünyadaki gibi ört bas edilemeyecek.

Abdullah B. Dinar şöyle anlatır:

Halife Ömer’le Mekke’ye giderken yolda bir çobana rastladık. Halife dedi ki:

-Ey çoban bir kuzu sat. Çoban:

-Bunlar benim değil, efendim dedi. Ömer:

-Daha iyi ya kurt yedi dersin, deyince, Çoban:

-Allah’a ne derim? Deyince Ömer (ra) ağladı onu hürriyetine kavuşturdu.

Peygamber (as) son günlerini yaşıyordu. Müslümanlarla helalleşmek istedi. (Hakkınızı helal edin deyivermedi) şöyle dedi:

-Ey Müslümanlar! Sizden ayrılma vaktim geldi. Sizden birinizin sırtına vurmuşsam, işte sırtım gelsin vursun. Birinizin malını almışsam, gelsin alsın. Darılır diye düşünen olursa, alsa darılmam. Gelin hakkı olan hakkını alsın veya helal etsin. Rabbimin yanına kul hakkı olmadan varmak istiyorum.”

 

D-ÖDEŞME NASIL OLACAK?

Şair şöyle diyor:

“Yüksek uçan gönül yorulur bir gün,

Mizan terazisi kurulur bir gün,

Herkesin ettiği sorular bir gün.

Döner mi: Ya Rab! Dil yavaş yavaş”

Af, kişinin hakkıdır. Suç kime işlendiyse af etme yetkisi ona aittir. Onun için o kişi ile helalleşme, ödeşme olur.

Peygamber (as) şöyle buyurmuştur:

-“Kıyamet günü hak sahiplerine haklarını mutlaka ödeyeceksiniz. Kişiyi tanımadığı birisi yakasına yapışır ve derki, sen beni kötü hal üzere gördün de ondan men etmedin.” Diyecek. (Müslim birr:6)

Bu gösteriyor ki, hak sahipleri çok ve hiçbir hak zayi olmaz. Hak sahibi bilmediğimiz kimselerde olabilir.

Hak sahibi bilinmiyorsa, onlar için dua edilir, sevaplı işler işlenip ruhlarına bağışlanır. Verilen sadakalar, okunan Yasin ve Kur’an o kişiye ulaşın. Ya Rabbi benim üzerimde hakkı olanların günahlarını bağışla!” diye dua edilir. O kişi bundan memnun olur. Kıyamet gününde ya Rabbi, ben hakkımdan vazgeçtim.” Der. Bilinmeyen hak sahibinin hakkından bu şekilde kurtulmaya çalışılır.

Hak sahibi biliniyorsa, helalleşmek için durum anlatılacak şekilde ise ona açıklanır hak iade edilir ve “Hakkını helal et” denir, helalleşilir.

Eğer hak sahibi ölmüşse, hak mirasçılara verilir. Onlarla helalleşilir. Mirasçıları da yoksa o zaman onun adına o hak olan şey ihtiyaç sahiplerine verilir. Onun adına hayır yapılır. Gıybet gibi bir günah, iftira gibi bir suç işlendiyse o zaman hak sahibinden özür dilenir, duyanlara işin doğrusu anlatılır, zarar telafi edildikten sonra helallik alınır.

Eğer mala zarar verildiyse, zarar telafi edildikten sonra helalleşilir.

Gönül kırma, incitme gibi hallerde gönül alıcı şeyler söylenir. Kırgınlık giderilmeye çalışılır. Bu yetmez özür dilenip helalleşilir.

Eğer beddua alındıysa, bu kötü bir şeydir. Beddua yanlış anlamaktan dolayı haksız yere yapıldıysa, geri döner. Ama can yakmaktan, sıkıntıya sokmaktan dolayı beddua altındaysa, bu insana zarar verir. Bundan kurtulmak için derhal zarar giderilmeli ve hayır duası alınmalıdır.

Yapılan hatalardan dolayı özür dilemek bazı hakların affını kolaylaştırır.

Yapılan hatalar ne olursa olsun günah işlenmiştir. Bundan dolayı pişmanlıktan sonra hata terk edilip, Allah’tan af dilenip tevbe edilmelidir.

Kul hakkı olunca sadece tevbe etmekle silinmez. Tevbe hak iadesinden sonra gelir.

Ne yaparsak yapalım üzerimizdeki bütün haklardan kurtulmamız mümkün değildir.

Öyleyse ne yapalım? Hak konusunda çok hassas olalım. Üzerimizdeki haklardan kurtulmaya çalışalım sonra da şöyle dua edelim:

-“Allah’ım kıyamet gününde hak sahipleri yakama yapışıp, hak talep ettikleri zaman, onlara lütuf ve ihsanda bulunarak haklarını helal ettirip beni kurtar!”

Bu duayı sık sık yapalım. Unutmayın her şeye kâdir olan Cenab-ı Allah, affettirme gücüne de sahiptir. Hak sahibine, duanı kabul ederse, ihsanda, ikramda ve vaatte bulunur, hakkından vazgeçirir.


Bu yazıyı 167 kişi okudu.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here