Haram Olan Kazanç Yolları

İnsana gelen kazanç iki yoldan gelir; ya helâldir, ya da da haram.

– İslam’da gücü olanın çalışmaması ihtiyacını meşru olmayan yollardan temin etmesi haramdır.

– İnsanın ihtiyaç sahibi değilse, dilenmesi haramdır. Kur’an’da: “İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur” (Necm: 39) buyrulurken Hz. Peygamber de:

– “Zengin ve kuvvetliye sadaka helâl değildir.”

– Dilenci yüzünde et ve deri olmadığı halde kıyamet gününde diriltilir” demiştir.

– İslam’da çalışma meşru olmalıdır. Yani yapılan iş faydalı meslek olmalıdır. Dansözlük, şarkıcılık, fuhuş gibi yollarla elde edilen kazanç meşru değildir. Çünkü meşru iş yapılmamıştır.

– Şarap fabrikaları için üzüm yetiştirerek, tütün ekerek elde edilen para, uyuşturucu elde etmek için Hint keneviri ve afyon yetiştirerek elde edilen para helâl değildir. Fıkıhta bir kural vardır: “Harama götüren de haramdır.

– Kumar, piyango ve diğer şans oyunları ile elde edilen para helâl değildir. İnsana ait şeylerin satışı helâl değildir.

–         Haram kılınmış şeylerin alım satımından ele geçen para,

–         Fahiş fiat, karaborsacılıkla kazanılan para,

–         Buluntu, soygun ve gasp yolu ile elde edilen para bir de hırsızlık malı ve yasak olan bir şeyi bile bile satmak,

–         Faiz, faizli alışveriş yolu ile ele geçen para,

–         Rüşvetle kazanılan ve alın teri emek sarf etmeden elde edilen şey,

–         Fuhuş yolu ile, müstehcenlikle ele geçen para,

–         Başkalarını eğlendirme gayesi ile iş yaparak ele geçen kazanç,

–         İnsana zarar veren uyuşturucu, sarhoş edici maddelerin imalatı ve satışı ile elde edilen kazanç,

–         Kumar aletlerinin yapımı, satışı, müstehcen elbise imalatı ve satışı ile ele geçen, helâl değildir.

–         Yalanla hile ile kazanılan helâl ve meşru değildi.

–         Bir hadiste: “Köpek ücreti, fuhuş parası, fal ücreti ve şarkıcı kadının parasını yasaklamıştır. (İ. Canan Hadis Ans: 14/331) İslam’ın yasakladığı bir iş, müslümanın uğraştığı bir iş olamaz, kazanç kapısı da olamaz. Rızık, helâl ve temiz yollardan temin edilecektir. Müslüman, kimseye zarar vermeyecektir. Faydalı iş yapacaktır.

İslam Peygamberi şöyle der:

–     “Aldatan bizden değildir”

– “Doğru tüccar şehitlerle beraber olacaktır.”

– “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.”

– “Kazancı en kötüsü, haram yollardan elde edilendir.”

RÜŞVET HARAMDIR

Rüşvet, toplumu felakete götüren büyük haksızlıklara ve zulme neden olan hastalıktır.

Hz. Peygamber: “Alan da veren de ateştedir” buyurmuştur.

Ancak can, ırz, namus yolunda, bir de ihtiyaç olan malın gasbı karşısında, tehdit ve tehlike ciddi ise, kerhen verilebileceği söylenmiştir. Yoksa menfaat elde etmek için verilen her şey rüşvettir. Rüşvet de haramdır.

Çalışan memura verilen hediye de rüşvettir. O kişi orada olmazsa, o hediye ona gelir miydi? Hayır. Öyle ise, rüşvettir.

Tekstilde çalışan 16 yaşındaki Van’lı genç soruyordu: -“Şef namaz kılmaya izin vermiyor. Ona hediye versem, göz yummasını sağlasam, rüşvet olur mu? diye…

İş yaptırmak veya çabuklaştırmak için görevlilere verilen hediyenin veren bakımından meşru olabilmesi için:

1-      Yapılan iş meşru olmalı,

2-      Rüşvetsiz yapılabilecek yol ve kişiler varken başkasına başvurulmamalı,

3-      İşin olması ile başkaları zarar görmemelidir.

4-      Verilen şey, zulmü, haksızlığı veya tehdidi önlemeye yönelik olmalıdır.

5-      Toplumda rüşvet çığırını açmamalıdır.

6-      Mesai dışında kendi imkanları ile çalışana verilen, emeği karşılığıdır.

Kur’an’da: “Batıl yollarla aranızda mallarınızı yemeyin” (Nisa: 29)

–         “Mallarınızı aranızda haksız yere yemeyin” (Bakara: 188) buyrulmuştur. İnancımıza göre; rüşvet yiyenin yediği rüşvet kıyamet gününde boynuna asılı olarak gelecektir.

Hz. Peygamberin ifadesiyle:

–         “Rüşvet alan, veren ve aracılık eden lanetlenmiştir. (Hadis Ans: 13/441)

–         “Ateşte yanmaya en layık olan alınan rüşvetten maydana gelen ettir” (Age: 6/434)

–         “Sakın sizden biri kıyamet günü böğüren bir deve, kişneyen bir at, meleyen bir koyun, altın gümüş elbise olduğu halde: “Beni kurtar” dediğini duymayayım. Ben size söylemedim mi?”diye cevap veririm” (Age: 6/437)

İşe girmek için verilen rüşvet midir? diye soruyorlar. Rüşvettir. Çünkü; başkasının sırası alınmış ve rızkına mani olunmuştur.

Geçinememe, bahane olamaz. Başka iş bakacaktır. “Bal tutan parmağını yalar” sözü, İslamî bir söz olamaz. Bizim inancımızı, ahlâkımızı bozmak için böyle bir çok söz uydurulmuştur.

 

Kişi, helâl yoldan kazanmaya, helâl iş yapmaya, helâlinden yiyip içmeye ve çoluk çocuğuna da helâl yedirip içirmeye mecburdur. Böyle yapmazsa, hak sahipleri ondan şikayet edecek, bedeni ondan davacı olacak ve eşi, çocukları kıyamet günü onun yakasına yapışacak; “Ya Rabbi! Bu bize haram yedirdi” diyeceklerdir.

Cenab-ı Allah insanın rızkını haramda yaratmamış, haram, insana rızık olarak verilmemiştir. İnsan harama muhtaç ve mecbur değildir. İnsan isterse, harama düşmemenin yolları vardır.

Son zamanlarda insan üzerinde artan baskılar, bazı inancı zayıf olanları haram yollara sevk etmektedir. Hz. Peygamberin ifadesiyle:

–    “Öyle bir zaman gelecek kişinin helakı karısının ve çocuklarının elinden olacaktır”

–    “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi ele geçirdiği mal helâlden mi, haramdan mı aldırış etmeyecektir.” (Tecrid. Ter. 6/365)

–    Öyle bir zaman gelecek ki, ümmetim sabahleyin evlerinden müslüman olarak çıkacak, akşam kafir olarak dönecek.” (Müslim İman: 186) diyor.

Cenab-ı Allah da şöyle buyurur:

“Ölçüyü tartıyı adaletle yapın; insanlara eşyalarını eksik vermeyin; yeryüzünde bozguncular olarak dolaşmayın” (Hûd: 85)

 

 

HELÂL KAZANÇ İÇİN NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?

–         Allah yanında alın teri ve emek karşılığı kazanılan, doğru dürüst yapılan iş makbuldür.

–         İslam’da dürüst çalışana ibadet sevabı verilir. Dürüst kazanana da kazandığı kadar sadaka dağıtmış sevabı verilir.

–         İslam’da meşru iş yapılmalıdır. Zararlı ve yasaklamış iş yapmak haramdır. Haramdan faydalanmak da haramdır.

–         İyi niyetli olunmalı, helâl kazanç peşinde olunmalıdır. İşe hile karıştırılmamalıdır. Niyet hayırsa, sonuç da hayır olur.

–         İnsan, harama düşerim korkusu taşımalıdır. Şüpheli şeylerden kaçınanı Allah haramdan korur.

–         Allah Kur’an’da: “İş konusunda istişare et” buyuruyor. (Al-i İmran: 159) Buna göre müslüman danışarak iş yaparsa, hataya düşmez, pişman olmaz.

–         Müslüman sözünde durmalı, borcunu zamanında ödemeli ki, hak hukuktan kurtulsun.

–         Yalan söylememelidir ki, malının hayrını görsün.

–         Haramdan Allah’a sığınmalı, helâl talep etmelidir ki, helâl kazansın.

–         Müslüman olduğu bilinci ile iş yapılmalı, her şeyin hesabının mutlaka verileceğine inanılmalıdır ki, doğru olsun.

–         Besmelesiz, ibadetsiz, tesettürsüz çalışılmaz. Çalışılırsa kazanç meşru olmaz.

–         Bir de mükellef için Cuma saati çalışılmaz. Çalışılırsa kazanç helâl olmaz.

 

 

NERELERDE ÇALIŞILMAZ?

Kazancın helâl olabilmesi için meşru işte ve uygun yerlerde çalışılmalıdır. Uygun olmayan yerler nelerdir?

–         Haram ve günah ortamlarında çalışılmaz. Meselâ;

–         Şarap fabrikasında,

–         Meyhanede,

–         Faizli muamele yapılan yerlerde,

–         Fuhuş yerlerinde,

–         Ahlâksızlık ortamlarında,

–         İnsanların aldatıldığı yerlerde,

–         Din düşmanlığı yapılan yerlerde,

–         Kumarhanede,

–         Haram olan şeylerin alınıp satıldığı yerlerde,

–         Ahlak bozucu eğlence yerlerinde,

–         Müstehcen yayın, basının faaliyet alanlarında,

–         İbadete izin verilmeyen yerlerde çalışmak uygun değildir. Çalışan, ibadetini yapabileceği iş arayışında olacaktır.

 

Cenab-ı Allah insana soracak: Nereden kazandın? diyecek, Hz. Peygamber: “Bir iyiliğe sebep olan o iyiliği bizzat işlemiş gibidir. Bir kötülüğe sebep olan, o kötülüğü bizzat işlemiş gibidir” buyurmuştur…

Kabirde ilk soru, “Ne hâl üzere, ne işle meşgulken öldün? denileceği bildirilmiştir.

Yaptığı iş, insanın imanlı veya imansız gitmesine de sebep olur.

Cenab-ı Allah’ın emrine göre; kötülükte yardım-laşılmayacaktır. (Mâida: 2 ) İyilikte yardımlaşılacaktır.

 

 

MESLEK OLMAYAN İŞLER NELERDİR?

Her iş meslek değildir. Meslek, faydalı olan iştir. Faydasız iş yapanın kazancı helâl değildir. Meslek olmayan işler nelerdir?

–         Alkol satılan, içilen yer işletmek.

–         Kumarhane işletmek, kumar oyunları oynatmak.

–         Domuz çiftliği veya domuz mamüllerinin satıldığı yer açmak.

–         Kötü alışkanlıklar kazandıran salonlar açmak.

–         Harama götüren bir işle meşgul olmak, bir şey üretmek.

–         Fuhuş yapılan yer açmak.

–         Zararlı yayınlar basılan, satılan yer açmak.

–         Faizli muamele yapılan yer açmak ve iş yapmak

–         Dilencilik yapmak.

–         Hırsızlık, gasbcılık, mafyacılık yapmak.

–         Dansözlük, şarkıcılık, mankenlik yapmak meslek değildir.

 

Televizyon tamirciliği satışı caiz mi? diye soruluyor. Tamircilik bir meslektir. Bugün radyo ve televizyonlar sadece kötü maksada hizmet etmiyor. İstenirse iyiye kullanılır, ne güzel hizmet görülür. Böyle şeyleri tamir eden ve satan suçlu değil, kötüye kullanan suçludur.

İslam’da faydalı olmak esastır. Onun için insan yararına iş yapılacaktır. Kötü, boş ve manasız şeylerle uğraşılmayacaktır. Kötülüğe sebep olunmayacaktır.

 

 

NELERİ ALIP SATMALIYIZ?

Harama sebep olmak, haram işleyenin işini kolaylaştırmak haramdır. O ortamı hazırlamak suça ortaklık olur.

Bir şey haramsa, onun bedeli ve o yolla kazanılan şey de haramdır.

Peygamberimiz:

“İçilmesi haram olanın satılması da haramdır” (Muvatta: 2/846 Esrike: 5) buyurur.

Bir hadislerinde de: “Kim bile bile hırsızlık malını satın alırsa, onun günahına da, alçaklığına da ortak olur” buyurmuştur.

Peygamber: “Altı şey haramdır der ve sayar:

1-      Alınan rüşvet,

2-      Köpek parası,

3-      Kısrak aşım parası,

4-      Fuhuş parası,

5-      Kan parası,

6-      Kahinin kazancı.” (Ramuz el-Ehadis: 297/2)

 

Hz. Ömer zamanında bir kız annesine: “Süte su katamam anne!” demiş. Hileli mal satılmaz. Bozuk gıda satılmaz.

–    Domuz, domuz ürünleri satılmaz.

–    İnsan sağlığına zarar veren alkol, uyuşturucu, sigara…

–    Eğlence, kumar aletleri,

–    Müstehcen elbise, ince çorap,

–    Buluntu mal, hırsızlık malı,

–    Alkol ve domuz katkılı maddeler,

–    İnsana ait kan, organ, saç ve insanın kendisi, ırzı, namusu,

–    Abdeste, gusle mani oje, boya gibi maddeler,

–    Umuma ait mera malları (odun, su, meyve vb.),

–    Kaçak mal,

–    Eksik ve kusurlu mal satılmaz,

–    İbadetin sevabı da satılmaz.

 

ÇALIŞMAK İBADET Mİ?

İBADETSİZ ÇALIŞMAK HELÂL Mİ?

Çalışmak ibadettir. Ne zaman ibadettir?

–    Allah’ın adı anılarak başlanırsa,

–    Meşru iş yapılırsa,

–    Allah’ın verdiği sağlığa, güce, imkana şükredilirse,

–    İşin hakkını verirsek, çalışmak ibadettir.

“Müslümanım” demek müslümanca yaşamayı, müslümanca iş yapmayı gerektirir.

–         İnançsız, ibadetsiz çalışmak, ibadet olmaz.

–         İbadetlerin arasında çalışmak ibadet olur.

–         Çalışırken Allah’ı düşünür, Allah rızası için çalışır, kazancın bir kısmını hayra sarf edersek, o iş ibadet olur.

–         Allah’a ibadet etmiyorsak; namaz kılmıyor, oruç tutmuyor, hak hukuk gözetmiyorsak, o çalışma nasıl ibadet olur? Çalışırken, ibadeti yasaklasalar bile, ibadet etmenin yoları aranacaktır. Böyle yapılırsa, sofraya konan, çoluk çocuğa yedirilen ancak o zaman helâl olur.

 

Hz. Peygamber: “Bizi aldatan bizden değildir” derken aldatan esnafın çalışması nasıl ibadet olur?

İşyerine sarhoş geliniyorsa, oraya faiz girdiyse, orada çalışanlarda tesettürsüzlük varsa, oranın geliri nasıl helâl olur? Orada çalışmak nasıl ibadet olur.

Bir yerde ibadet etmek, örtünmek yasaksa, o işyerinin kazandırdığı nasıl helâl olur? Orada çalışmak nasıl ibadet olur?

İbadet, Allah’ın peygamberin emrini yerine getirmektir. Cünüplük var, Allah’ın emri yoksa besmele yok, şükür yok, olur mu? Allah’ın adı anılmadan kesilen hayvanın eti beli yenmez. Cuma saati, erkek müslümana iş yapmak haramdır;

Bütün derdi dünya olan, kaç saat çalışırsa çalışsın Allah’ın hakkını gözetmiyor, kulun hakkını gözetmiyorsa, hele çalışanın hakkını, alnının teri kurumadan vermiyorsa ne kazanırsa kazansın, ne kadar çalışırsa çalışsın helâl olmaz.

Peygamber: “Haramla beslenen vücut cennete giremez” demiştir.

Helâl rızık peşinde koşanın, meşru sınırlar içinde çalışanın, çalışması ibadettir. Kazancı da helâldir.

Diyorlar ki, Peygamber: “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalış” demiş. Peki “Yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalış” dediğini niye söylemiyorsun, niye uygulamıyorsun? Ahirete uzanmayan çalışma, ahireti olmayan dünya ve sırf dünyaya sarf edilmiş ömür, pişmanlık vesilesi olacaktır.

 

 

DİLENCİ PARASI

HELÂL DEĞİLDİR

Dilenmek, kötü bir kazançtır. Alın teri, emek karşılığı değildir.

Dilenciliği meslek haline getirene para verilmez. İhtiyaçtan dolayı istiyorsa ona verilir. İslam’da elinde o günlük yiyeceği olan dilenmez.

Bugün sürekli dilenenler var, bir de dilenip alkol alan veya gayri meşru yere yatıranlar var. Bunlara para verilmez. Hele zekat, sadaka hiç verilmez.

İhtiyaç sahibi gibi görünen birinin parayı ne yapacağını tam bilemezsek, o zaman yiyeceğe ihtiyacı varsa, yiyecek, giyeceğe ihtiyacı varsa giyecek, yakacaksa yakacak, alıp verilir.

İslam’da çalışmak esastır. Çalışmak ibadettir. Hz. Peygamber, dilenen birine ip alıp dağdan odun getirip satmasını tavsiye etmiştir. Çünkü dilenmek onur kırar.

Demek ki, dilenen birine yanında çalıştırmak, iş buluvermek, bir işe başlatmak görevimizdir. Eğer bu teklifleri kabul etmezse, o dilenciliğe alışmıştır, çalışamaz.

İnsanımız, fakire, ihtiyaç sahibine görevini yapmalıdır. Varlık sahibi insan, yokluktan dolayı istenmeyen iş yapanlardan sorumludur.

Hz. Peygamber: “Komşusu açken tok yatan olgun mü’min değildir” der.

Varlık sahiplerinden ihtiyaç sahipleri, yardım görmüyorsa o, dilenebilir. Bunun vebali fakir fukara ile ilgiyi kesenlerindir.

Dilenciliği para kazanma yolu olarak görenler, gerçek ihtiyaç sahiplerinin hakkını yer, onlara yapılacak yardımı önler. Onun için utancından dolayı dilenemeyenler aranıp bulunmalıdır.

Akşamdan sabaha, kapı kapı dolaşanlara itibar edilmemelidir. Bunların kazandığı para haramdır. Herkese el açan vermek zorunda değilsiniz. Vermeyecekseniz iyi ve güzel sözle, hakaret ve alay etmeden savmalısınız. Allah böyle emrediyor. (Bakara: 263) dilenemeyeni arayıp bulacaksın. (Bakara: 273)

Hz. Peygamber: “Dilenci kıyamet gününe yüzünde bir parça et olmadığı halde gelir. İhtiyacı yokken dilenen ateş topluyor demektir” buyurur.

Kimse ihtiyacı olmadığı halde gerçek ihtiyaç sahiplerinin hakkını gasbetmemelidir, çalmamalıdır. Değilse gerçek bir kul hakkını yemiş olur.

 

İSLAMDA FAİZ HARAMDIR

Faiz, kesin olarak ayet ve hadislerle icma ile de kesin olarak yasaktır. Kur’an’da:

Bakara: 279: “Eğer ribadan tevbe ederseniz, anaparanız sizindir” buyrularak faizden vazgeçilmesi istenmiştir.

Hz. Peygamber: “Her kim fazla verir veya alırsa, şüphesiz faiz almış vermiş olur.” denmiştir.

İslam’da faiz yasağı ile, rizikoya girmeden paranın para kazanması yolu kapatılmıştır. Para bankaya değil yatırıma gidecektir. İş sahaları açılacaktır, üretim yapılacaktır. Faize yatırılan para ile başkaları zarar görmeyecektir.

Borçlunun borcunu öderken, gönül rızası ile vereceği ikram, faiz sayılmaz, Hz. Peygamber: “Sizin en hayırlınız borcunu en güzel şekilde ödeyeninizdir.” buyurur. Ayrıca, ikramı almak sünnettir.

Zamanında ödenemeyen borç, altın veya dövize çevrilip ertelenebilir. Yani gecikmeden doğan fark, hakkaniyete uygun olur.

Ayrıca; devlet yardımı niteliği taşıyan ve masraf durumundaki çok az bir fazlalıkla ödeme kolaylığı tanınan teşvik kredileri alınıp kullanılabilir.

Gelirde risk varsa helâldir. “Faizde bir gelirdir, diyenlerin kabirlerinden iyi bir şekilde kalkmayacakları haber verilmiştir. Mesela; kira parası ile faiz bir tutulamaz, para faizi, kira geliri ile bir tutulamaz.

Komisyoncunun geliri, meşrudur, alıcı ile satıcı arasında yardımcı olan, aralarını bulan komisyoncu, bir emek sarf etmektedir. Avukat ücreti de böyledir. Ama hile olmazsa gerçek fiatlar gizlenmezse… işe yalan girmizse…

Finans kurumları, emek sermaye ortaklığıdır. Faizsiz çalışan bir kurumdur. Finans kurumları, aldıkları paraları, meşru alanlara yatırım yapmaktadır. O da banka gibi denemez. Kâr dağıtımıdır vereceğini önceden bildirmez. Zarar da edebilir. Bugüne kadar etmedi? demek ki, akıllı yatırımlar yapmış, hayali çalışmamıştır.

Faiz anlaşması yapılmadan bankanın vereceği bir miktar fazlalık, faiz sayılmaz. Meselâ; bankadan maaş alan para nakledenin alacağı fazlalık ne olursa olsun alınıp zorunlu giderlerde kullanılabilir. Çünkü faiz anlaşması yoktur. Ama kullanmam diyen de ihtiyaç sahiplerine verir kurtulur. Gününden önce maaş çekmede, alınan fazlalık çok az ve masraf durumunda ise, çekilebilir. Ama masrafı aşarsa faiz olur. Kimse borç vermiyor. Ayağını yorgana göre uzatacaksın. Faizli muameleden kaçacaksın.

Bankadan maaş çekme sorulursa, başka bir alternatif yok. Ayrıca o durum bizim tercihimiz değildir. Düzenleyen devlettir.

Dar’ul-harpteyiz iddiası, korkunç bir iddiadır. Hiçbir mezheb bunu kabul etmiyor. Mezheblere göre: Bir müslümanın dünyanın neresinde olursa olsun faiz alıp vermesi ve faizli muamele yapması helâl değildir. Faiz Kur’an’da ülke ayrımı yapılmadan yasaklanmıştır.

İslam’da bir şey yasaksa, herkes için yasaktır.

Efendim ben bir yabancı ile faiz alıp veriyorum denemez. Zira bir yabancı ile zina yapılabilir mi?

Repo da faizdir. Hem de katkat faizdir. Allah: “Ey iman edenler! Katkat arttırılmış olarak faiz yemeyin Allah’tan sakının ki, kurtuluşa eresiniz” (Al-i İmran: 130) buyuruyor.

(Bu konuda: Rum: 39 + Bakara 275-279 ayetlerine bak.)

Ben faiz almıyorum, bankada bırakıyorum demek kurtarmaz, iki günah birden işlemiş olur. faiz sistemini ve bankayı desteklemiş olur.

 

 

ENFLASYON ORANINDA FAİZ HELÂL MİDİR?

Cenab-ı Allah: “Eğer pişmanlık duyar, faizden vazgeçerseniz. Ana paranız sizindir. Böyle ne haksızlığa uğrar, ne de haksızlık etmiş olursunuz. (Bakara: 279) buyuruyor.

Yani fazlalık faizdir. Peygamberimiz, Bilal(ra)’in iki ölçek hurmayı bir ölçek hurma ile değiştiğini, takas ettiğini öğrenince fazlalığı faiz saymıştır.

Faizli muamele temelden geçersizdir. Onun için faizli muameleye hiçbir müslüman bulaşmayacaktır.

Çek, senet kırdırmak ve borcu evvel ödemede Hanefi mezhebine göre indirim yapmak caizdir. Erken ödeme vardır. Alacaklı da parayı erken alıp kullanacaktır.

Çek, senet kırdırma, üçüncü kişiler tarafından yapılmamalıdır. Çek, senet kırdırma caiz değildir. Fazlalık faiz olur.

 

 

VÂDE FARKI

İslam’da veresiye, taksitle mal satışı caizdir. Veresiye satış, tabi ki peşin satış gibi olmayacaktır. Taksitli satışlarda ödenen fazlalık faiz değildir.

Burada bazı şeylere dikkat etmek lazımdır. Mesela; ödemeler, fiat yazıya dökülecektir. Borçlu da zamanında ödeyecektir. Zamanında ödenmeyen borca ilave yapılamaz. Ancak ödenmeyen tarihte dövize, altına çevrilebilir, bu caizdir. Böylece alacaklının mağduriyeti giderilir.

Bu böyle olmazsa kimse esnaflık yapamaz. Sattığının yerine mal alamaz.

 

 

ALINAN KREDİLER

Devletin halkına yardımı ve halkın da bu yardımdan, destekten yararlanması, daha sonra ödemesi meşru bir borçlanmadır.

Bu tür borçlanmalarda ancak masraf alınıyorsa, çok az bir fazlalık ödeniyorsa, alınıp kullanılabilir. Faiz durumunda ise, faizli muameleye bulaşmamak gerekir. Zira içinde ibadet edeceğimiz ve can vereceğimiz evin yapımında faiz karıştırmamak gerekir.

Eğer böyle bir borçlanma olduysa, faizli ödemelere geçmeden o borç kapatılabilir.

Devletin masraf alarak verdiği kredilerden istifade etmek gerekir. Yoksa güç başkalarının eline geçer.

Paranın değer kaybı veya devlete ödemenin yapılmasının ardına sığınılamaz. Devlet bankasının bu işlemi yapması da faizi faiz olmaktan çıkarmaz.

Ayrıca kooperatifin kredi kullanmış olması da ortakları kurtarmaz. Ben istemediydim deyip kendimizi vebalden kurtaramayız.

En iyisi faizli paraya, faizli alışverişe ve faizli muameleye bulaşmamaktır. Mecburen bulaşanları Allah affetsin.

Faizle iş yapan kişi ve kuruluşlara faiz niyetiyle yatırmak para vermek de faizdir. Adı ne olursa olsun faiz faiz olmaktan çıkmaz. Hani peygamberimiz “Öyle bir zaman gelecek ki, ümmetimden bazıları içkiye başka başka adlar takarak içecekler” buyurmuş ya, günahın, haramın adı değişse de günahtır, haramdır.

“Enflasyon oranında” söylemi akla uygun, hakka uygun gibi görünse de hüküm değişmez. Bir şeyin çoğu haramsa azı da haramdır.

Ancak altına göre, dövize göre borçlanmakta fazla ödeme olsa da faiz olmaz.

Gecikme faizine gelince; ihmal ve unutkanlık nedeniyle veya zamanında yatıramamaktan kaynaklanan fazlalıklar, faizdir. Çünkü; faiz almak da haram vermek de haramdır.

Borsa, tahvil ve hazine bonoları haramdır. Bunlar faizli borç senedidir.

Kredi kartı, faiz ve faiz ihtimalinden uzaksa, fazlalık ödenmiyorsa, ödemeler zamanında yapılıp, ceza çekilmiyorsa, faize bulaşılmamış olur.

Kredi kartı israfa yol açıyorsa, israf haramdır, kullanılmamalıdır.

İmkan varsa bankaya destek vermeme açısından finans kurumlarının kartı kullanılırsa daha uygun olur.

Teşvik kredisi, adı üstünde teşviktir. Ama masraf miktarı fazlalık varsa faiz olmaz. Masrafların dışında fazlalık varsa faiz olur.

Bazı yardım sandıkları, kooperatifler, tabibler birliği gibi kuruluşların üyelerine iş kurma veya işini geliştirme gibi maksatlarla verilen krediler, üyelere yardım niteliğindedir, destek durumundadır.

Tasarruf teşvikte helâl olan taraf var, haram olan taraf vardır. Eğer devlet istek dışı, anlaşma yapmadan para kesip bir fonda toplamış ise, yıllar sonra da değeri katkat kaybolmuş olarak ödenmesi ve alınması meşrudur. Ama, anlaşma varsa istek üzerine kesildiyse bu faiz anlaşmasına girer, ancak anapara helâldir.

Geç maaş ödemeden dolayı devletin verdiği fazlalık, anlaşma ve istek üzerine olmadığından faizdir denilemez.

Böyle durumlarda maaşını alınca ihtiyaç sahiplerine bir miktar sadaka verenler için hiçbir tereddüt kalmaz.

Bankaya zorunlu yatırılan paralardan doğan fazlalık da ne kadar olursu olsun faizdir. Mesela; çek, senet kredi ödemeleri için yatırılan paraların yıl sonu biriken faizler, adı üstünde faizdir.

Faizli muameleden kaçınmak esastır. Büyüklerimiz bankanın oturaklarında oturmazlardı.

Bu tür zorunlu işlerde finans kurumlarını tercih edebiliriz.

 

 

SİGORTA

Sigortalar bugünkü işleyişiyle helâl değildir. Çünkü dürüst insanların yatırdığı paralar giderken, bazıları bazı yollarla para alma fırsatını yakalıyor.

Diğer taraftan kaza yapan oluyor, yapmayan oluyor. İkisi de aynı ödeme yapıyor. Haksız geri ödemeler oluyor.

“Sigorta piyango gibi” diyor. Fetva verenler.

Sigorta birilerinden alıyor, başkalarına ödüyor, yani kumar gibi.

Sigortacı paraları topluyor, faize yatırıyor.

Bu durumda sigorta caiz değildir. Yani yardım sandığı özelliği taşımıyor.

Sigortanın işleyişinde kâr zarara ortaklık da yoktur.

Sigorta ancak şu şekilde caiz olur:

1-      Mecburi tutulmuşsa,

2-      Kâr zarar ortaklığı varsa,

3-      Kazaya uğrayanla uğramayan aynı tutulmuyorsa,

4-      Kazaya uğrayanların zararını, üyeler gönül rızası ile öderse,

5-      Sigorta faize bulaşmıyorsa, caizdir.

 

Hayat sigortası da caiz değildir.

Bu işlerde çalışma yerine başka bir iş olursa daha uygun olur. Çalışanlar da meşru iş arayışı içinde olmalıdır.

Caiz olan sigorta, devletin her vatandaş için yaptığı sosyal sigorta caizdir. Yangın, kaza, hastalık, işsizlik ve yaşlılık sigortaları gibi.

Bir de yardımlaşma sandığı durumundaki sigortalar caizdir. Yardımlaşma sandığında mağdur olana yardım, üyelerin isteği ile olmaktadır.

Ne olursa olsun bu tür işlerde işin helâl tarafı oluyor. Bir de şüpheli tarafı oluyor. Peygamberimiz: “Şüphe vereni bırak, şüphe vermeyene bak” demiştir. Bir de değişik beyanlar, görüşler oluyor. Dikkatli olmalıyız, harama meyletmemeliyiz, işin takva tarafına bakmalıyız. Maddi yönden bizim için zarar gibi görünse de helâli tercih etmeliyiz. Hz. Ömer(ra): “Biz haram yeriz endişesi ile helâlin çoğundan kaçınırdık” demiştir.

Temiz kalmak, kolay değildir. Kutsi hadiste Rabbimiz: “Haramdan kaçınanlara hesap sormaya hayâ ederim” buyurmuştur.

Mevlana derki: “geminin altındaki su, gemiyi yüzdürür, içindeki su, gemiyi batırır” der. Haramı içimize alırsak helakımıza sebep olur, Allah’a bile itaat ettirmez.

Helâl tercihimiz ise, hayrımızı iyiliğimizi arttırır, bizi olgunlaştırır ve en önemlisi Rabbimizin rızasını kazandırır. Hayatı güzel bir şekilde noktalamamızı sağlar.

İslam’da tevekkül vardır. Zekat sadaka vardır, kazayı belâyı def eder.

 

 

BORSA

Borsa ile uğraşanlar, alın teri dökmüyor, çalışmıyor. Kumardaki gibi alıyor veriyor, kazanıyor ve kaybediyor.

Borsa, inancımıza göre ticaret de değildir. Çünkü alışverişlerde mal ortada olacaktır, alan ne aldığını bilecektir. Alanın elinde bir değer olacaktır, kağıt bir değer değildir.

İslam’da yatırım faydalı yere yapılacaktır. Paraların nereye gittiği bilinecektir…

Borsada değer, belli güçler tarafından düşürülüp yükseltilebiliyor. Aldatıcı oluyor.

Kâr-zarar nedeniyle caiz gösterilemez. Piyangoda da kazanabilir de kaybedebilir de.

Kâr dağıtımına gelince gerçek değerlere uygun olmuyor, aldatıcı oluyor, vurgunculara gün doğuyor.

Borsa aldatıcıdır. Ne zaman ne olacak belli değildir. Borsa mağdurları ortada iken meşru olduğu söylenemez. Bütün hak mezheblere göre ortada olmayan, görünmeyen ve bilinmeyen bir şeyin alımı satışı caiz değildir.

Ancak helâl olan yatırım yapan, helâl iş yapan ve ne yaptığı bilinen, faiz işine bulaşmayan kurum ve kuruluşların hisse senedi alınıp satılabilir. Hatta böyle kuruluşlar, ortaklarının sahip olduğu gerçek değere göre zekatlarını hesap edip; siz mi vereceksiniz, biz mi verelim? diyorlar.

 

 

KUYUMCULUK VE DÖVİZ ALIM SATIMI

Bu işleri yapmanın İslam açısından herhangi bir sakıncası yoktur. Yalnız bu işleri yaparken faize bulaşmamak gerekir. Haktan korunmak için ödemenin peşin yapılması gerekir, çünkü altının da dövizin de veresiye satışı caiz değildir.

Döviz alım satımında yalnız bir sakınca vardır. O da hangi ülkenin parası ise, o ülke güçlendirilmiş olur, parasının değeri yükseltilmiş olur.

Zaman zaman soruluyor altın günü, döviz günü yapmak caiz mi? diye. Caizdir, yardımlaşmadır, tasarruf yönü de vardır. Kimse de zarar görmez. Ama Türk parası ile gün yapmak caiz olmaz, değer çok değiştiği için hak geçer.

 

 

SERVETİ MEŞRU OLMAYANLA ORTAKLIK

Kazancı, yaşayışı meşru olmayanla ortaklık meşru değildir. İmam-ı Azam, malının kusurunu müşteriye göstermeden satan ortağından ayrılmış ve hissesine düşeni de ihtiyaç sahiplerine dağıtmıştır.

Böyle insanlardan alışveriş de yapılmaz. Çünkü o, kazandığı parayı uygun bir şekilde harcamaz.

 

 

HAVA PARASI

Gayri menkullerin kiralanmasında mal sahibi fazladan ücret talep edebilir. Bu ilerde kiradan düşüleceği gibi, hava parası olarak da alınabilir. Kiracı da devir hakkı varsa başka birine devrederken hava parası isteyebilir.

Hava parası, adı üstünde havadan gelen paradır. Ekseriyete göre caiz değildir. Helâl olan alın teridir.

Ne zaman Caizdir?

1-      O toplumda yaygın hale gelmişse,

2-      Alan başka bir işyerine hava parası ödeyecekse,

3-      Mal sahibi ile anlaşması biten kiracı, mal sahibinden hava parası isteyemez ve alamaz. Değilse helâl olmayan kazanç yoluna gidilmiş olur.

 

 

KAPORA

Kapora almak caiz değildir. Hak etmeden bir şey istenmez ve alınmaz.

Kapora bir toplumda alınıp veriliyorsa, o zaman:

1-      Alınır, borçtan düşülür veya;

2-      Cayma halinde zarar varsa giderilir, kalan kısım iade edilir. Edilmezse helâl olmaz.

 

 

EMEKLİ MAAŞI

Devlet, belirli bir zaman çalıştırıyor, bu arada maaşından kesinti yapıyor. Emekli olunca da muhtaç duruma düşmemesi için ona bakıyor.

Bazıları kısa süre alıyor, bazıları da çok yaşıyor, kendisinden kesilenden daha fazla alıyor. Bu devletle bir anlaşmadır, sözleşmedir. Haram mıdır, faiz midir, diye düşünülemez.

İçi rahat olmayan vesveseden kurtulmak için ne yapar?

1-     Zengin ise almaz. Alsa da ihtiyaç sahiplerine dağıtır. Bir de hayır hizmetlerinde kullanır.

2-Orta halliyse, bir miktarını ihtiyaç sahiplerine verir. Yok kendisinin, ailesinin ihtiyacı varsa hepsini kendisi için harcar.

 

Devletten alınan maaş meşru biçimde harcanmalıdır. Çünkü onda yetim hakkı, dul hakkı vardır.

Dikkat edilmesi gereken bir husus da; emekli, faydalı işlerle meşgul olmalı ve insanlara faydalı olmalı, çalışmayı sürdürmelidir. O zaman maaşla emekli maaşı arasında fark olmaz, tamamen helâl olur.

Bir de her maaş alışta, o paranın sadakası veya kırkta biri dağıtılırsa bütün şüpheler gidecektir.

Emekli maaşını düzenleyen insanın kendisi değil, devlettir. Mesela devlet yaşlı aylığı veriyor. Yaşlıları arabaya ücretsiz bindiriyor, bakım evlerinde hizmet veriyor, gazilere maaş veriyor, depremzedeye yardım ediyor… bunlar devletin bir ikramıdır, yardımıdır ve görevidir.

Devletin bu imkanı kötü yerlere harcanmadıkça helâl olur.

Bir de ölen bir insanın maaşını sağmış gibi almak helâl değildir.

 

PİRİM ÖDEYEREK EMEKLİLİK

Bazıları pirim ödeyerek, bazıları da ev hanımları gibi isteğe bağlı sigortalı oluyor, günü gelince emekli oluyor. Bazıları da eksik kalan günleri ödeyerek emekli oluyor. Bu bir anlaşma ve devletin tanıdığı bir fırsat olduğu için caizdir.

Caiz olmayan nedir? Hak etmediği halde yolunu bulup, herhangi bir şekilde emekli olmaktır. Bu helâl değildir.

Burada ancak çalıştığı süre kadar aldığı para helâl, diğer kısmı helâl değildir.

Kısacası İslam’da hileli hiçbir iş helâl değildir.

 

 

TAZMİNAT ALMAK

Cinayet, trafik kazalarında ölüm veya sakat kalmaktan dolayı mirasçılar veya sakat kalan, mağduriyetinin giderilmesi için para alırlar, haram olmaz.

İslam’da kasıt yoksa diyet verilir. Bu suçun cezasıdır.

Sarhoşluk, ehliyetsizlik mazeret sayılmaz.

İş kazalarında da tedbir alınmadıysa diyet ödenir. Halk arasında kan parası diye almak istemeyenler oluyor, alınır. Bu çocukların ve eşin helâl olan hakkıdır. Sarı hızır, Fatih Sultan Mehmet’i Rum ustasına, eşine ve çocuklarına tazminat ödemeye mahkum etmiştir.

 

 

KIDEM TAZMİNATI

Hayatının büyük bir bölümünü çalışmakla geçiren kimsenin yıpranmasının karşılığıdır.

Emekli ikramiyesi, devletin takdiridir, helâltir.

HASTA OLMADAN RAPOR ALMAK

Bir çalışan, hasta değilken rapor alırsa üç yönden vebal altına girer:

1-      Yalan söylemiştir, günahtır.

2-      Para almış, çalışmamıştır, hak etmemiştir.

3-      Vatandaşı mağdur etmiştir, iş görmemiştir.

Bir öğretmense, yüzlerce öğrenci eğitimden mahrum kalacaktır. Eğer bir doktorsa, hastalar acı çekecektir…

Bir şeyin vebalini iyi düşünmek gerekir. Zorunluluk yok ve hasta değilken rapor alan mes’uldür. Rapor veren de mes’ul olur.

Yalanla alınan raporlar, insanın sağlığını bozar, aldığı para ona yaramaz, parasının bereketini giderir. Aile huzuruna ve çocuklarına da yansır, sofraya haram lokma girmiş olur. bazı insanlar onun yüzünden zarar gördüğü için zulmetmiş olur.

 

HELÂL KAZANÇ İÇİN

KADIN NELERE DİKKAT ETMELİDİR

Çalışmak mecburiyetinde olan kadın önce evinin içinde iş yapmayı düşünmemeli ve denemelidir. Evinde kendini geçindirecek iş yapması mümkün olmazsa, ancak şu şartlarda çalışırsa kazancı helâl olur.

1-      Çalışmaya ihtiyacı olacaktır.

2-      İhtiyacı olmasa da doktor, hemşire ve öğretmen olmalıdır.

3-      Namus güvenliğinin bulunması lazımdır.

4-      Tahrik edici, dikkat çekici şekilde giyinmemelidir.

5-      Kapalı mekanlarda erkeklerle yalnız çalışmamalıdır.

6-      Cinsiyetine uymayan işte çalışmamalıdır.

7-      Kadın evli ise, eşinin rızasını alması ve kadınlık görevlerini aksatmaması lazımdır.

8-      Dinen meşru olan işlerde çalışmalıdır. Helâl kazanç sağlamalıdır.

9-      Kendisi günaha girmediği gibi başkalarını da günaha sokmamalıdır.

 

DİN HİZMETİ ÜCRETİ

Din hizmetleri ücret karşılığı olmaz. Din hizmetleri pazarlık konusu yapılarak ticari bir iş haline getirilemez.

Din hizmeti, müslümanın müslümana borcudur. Ücret ve menfaat karşılığı yapılmaz.

Kur’an’a göre; az bir paha karşılığı satılmayacaktır. Ücreti yiyenlerin ateş tıkındıkları bildirilmiştir. (Bakara: 41/174)

Din hizmeti karşılığı alınan ücret şu şartlarda helâl olur:

1-                O işi ücretsiz yapacak kimseler olmaz da o iş aksayacaksa, kişi zaman ayırdığı ve kendi işini aksattığı için ücret alır.

2-                Yaptığı masraf karşılığı ücret alabilir.

3-                Pazarlıksız, beklentisiz bir ikram olursa alabilir.

 

 

 

ÇALIŞMADAN ALINAN PARA

Her şeyin bir karşılığı vardır. Helâl olan da emek karşılığı alınandır.

– Hak edilmediyse, alınanın karşılığı verilmediyse,

– Uyduruk görev icad edildiyse, çalışıyor gibi gösterildiyse,

– Başkalarının hakkı birilerine aktarıldıysa, helâl olmaz.

 

Kısacası hileli, hak etmeden, alın teri dökmeden elde edilen hiçbir şey helâl olmaz.

Bir yerde çalışıyor görünüp, çalışmadan alınan parada öksüz, yetim ve dul hakkı vardır.

Hz. Peygamber: “Aldatan bizden değildir” diyor. Bir de: “Zulmetmeyiniz” buyuruyor. Ele geleni yer, dile geleni söylersen olmaz.

 

YİTİK MAL

Yitik malın bulunması ile sahibi aranır, bulunursa verilir. Sahibini bulmak için; ilan edilir, bir yıl saklanır, emanet olarak korunur, ondan faydalanılmaz.

Eğer sahibi bulunamazsa, yetkililere teslim edilir. Eğer bir endişe varsa ihtiyaç sahiplerine verilir. Bulanın başkalarından daha çok ihtiyacı varsa o da kullanabilir.

Bu konuda Hz. Peygamber: “Müslümanın yitirdiği bir şey ateş alevidir” buyurur. (İ. Canan Hadis Ans.: 17/319)

Alacaklısı bulunmayan borç eğer mirasçıları varsa onlara verilir. Değilse ihtiyaç sahiplerine verilir.

 

 

ÇALINTI MAL

Çalınan mal her zaman sahibinin hakkıdır. İadesi gerekir.

Çalıntı mal, alınıp satılmaz. Alınıp satılması, hırsızlığa teşvik olur. onun için satana da alana da haramdır.

Hırsızlık, büyük günahlardandır. Hz. Peygamber kendisinden biat alanlardan isteklerinden biri de hırsızlık yapmayacaklarına dair söz almıştır.

 

 

KAÇAK MAL

Kaçakçılık, meşru bir iş değildir. Alınması da satılması da bu yolla para kazanılması da haramdır.

Kaçak malın ucuz olması, cazip gelmemelidir. O mal kimseye fayda sağlamaz. Alıp satmakla kötü çığır açılmış olur. aynı zamanda hırsızlığa teşvik olur.

Kaçakçılık, hırsızlıktır, yalancılıktır. Ahlı maldır.

Bir de zekatı verilmeyen, vergisi verilmeyen mal da meşru değildir.

Alırken satarken başkalarını mağdur etmemek için araştırmak gerekir. Şüphe bile varsa yardımcı olmamak gerekir.

 

 

YIKICI VE MÜSTEHCEN BASIN

Ahlak bozucu ve yıkıcı şeylerin alımı, satımı, dağıtımı meşru değildir. Bu yolla kazanılan para da helâl değildir. Böyle bir işte çalışmak da aynı günaha ortak olmaktır. Aynı zamanda desteklemek olur.

Alınıp okunması, o fikri benimsemek olur. İslam’da kötülükte yardımlaşılmaz. Müslüman ne yaptığını kime hizmet ettiğini, kime destek olduğunun bilincinde olmalıdır. Çünkü herşeyin hesabını Allah’a verecektir.

Güzel iş yapmayan, eğer pişman olursa tevbe eder. Para elindeyse ihtiyaç sahiplerine dağıtır.

Yıkıcı basın ne verirse versin alınamaz, desteklenemez, beslenemez, gücüne güç katılamaz. Yoksa her kötü sonuçtan sorumluluk doğacaktır.

 

 

KÂR SINIRI VAR MI?

İslam’a göre kar için belli bir sınır konmamış, ahlakî vicdanî ölçüler konmuştur. Böylece haksız kazanç yolları tıkanmıştır.

İslam’da hile, yalan aldatma ve fahiş fiyat günah sayılmıştır. Hz. Peygamber: “Aldatan bizden değildir” derken Cenab-ı Allah da: “Ey iman edenler! Birbirinizin mallarını haram yollarla yemeyin” buyuruyor. (Nisa: 29)

Hırs, hoş görülmeyen işlerden görülmüş, rızık helâlden talep edilecektir.

Hanefi mezhebine göre fahiş fiyat sınırı, gayri menkullerde %20, hayvanlarda %10, menkul eşyada %5 olarak fiatının üçte birinden fazlası fahiştir. İnsaf elden bırakılmazsa, helâl sınırı aşılmamış olur. Farklı fiyat, pazarlığa bağlıdır.

Dinimize göre kâr haddi belirlenmemiştir. Piyasa ekonomisi esas alınmıştır. Alış veriş, arz talebe göredir. Bazı büyüklerimiz, kârın üçte bir sınırını aşmamasını tavsiye etmişlerdir.

Helâl kazancın ölçüsü şöyledir:

– Fiat haddi aşmayacaktır.

– Yalan, hile, aldatma olmayacaktır.

– Alıcının durumundan faydalanılmayacaktır.

– Karaborsacılık yapılmayacaktır.

– Mal işe yarar olacaktır. Kusuru varsa bilinecektir.

 

İmamı Azam: “Dinin alışveriş kısmını bilmeyen haram lokmadan kurtulamaz” demiştir. Haram yiyenin kalbi karadır, ibadeti, duası kabul olmaz. Cezalar üst üste gelir. Yaptığı iyilikler ona fayda vermez. Malı telef olur.

Fiat, açık yazılmalı ve herkese ayrı ayrı olmamalıdır. Satış anında fiat kesin belirtilmelidir. Veresiye mal verip: “Fiat, ödediğin günkü fiattan” denmez.

Bir mal vadeli satılıp, peşin fiyatına geri alınmaz. Böyle yapılırsa, faiz gizlenmiş olur.

Satışta haksız fiat düşürmek, başkalarını zarar ettirmek de helâl olmaz. Ayrıca ucuzluk ilan edip aldatıcı fiat düşürmek, o şekilde satış yapmak da caiz değildir.

 


Bu yazıyı 72.272 kişi okudu.

1 Yorum

  1. slm.benim kafama takılan karşımda bir kadın ve adam bozuk para satışı yapıyor.nasıl derseniz dolmuşçulara 9 liralık 25 kuruş verip karşılığında 10 lira alıyor bu caizmidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here