Hastalık ve Bulaşma

     A – HASTALIKLAR ve SEBEPLERİ

Herhangi bir nedenle mizacı, maddi veya manevi yapısı bozulan kimseye hasta denir.

Gıdasızlık, manevi açlık, aşırı tokluk, sinirlilik, üzüntü, sıkıntı, aşırı sıcak, soğuk, yanlış beslenme, eksik terbiye, kazalar ve yaşlılık, iç ve dış kirliliği hastalıkların sebeplerinden bazılarıdır. Bunlardan başka zamanın şartlarından dolayı ortaya çıkan ve çıkacak hastalık sebepleri ve hastalıklar olacaktır.

Hastalıkların bilinirse iyi tarafları da vardır. Bir defa hastalıklar güzel bir imtihandır. Hastalıklar bu manada değerlendirilir ve “beterin beteri vardır” diyerek şükredilirse ve sabredilirse imtihan kazanılmış, cenab-ı Allah’ın rızası kazanılmış ve sevap kazanılmış olur. Bunun için de insan kendini mutlu hisseder. Ayrıca; hastalıklar sağlığın önemini ve kıymetini  anlayıp bilmeye sebep olur. Bir de hastalıklar, sızlanıp, şikayet edilmez ve isyan edilmezse insanın günahlarına kefaret olur.

 

*                 *               *

 

Bu konuda Allah Rasûlü şöyle buyurur:

“Mü’minin başına ne gelirse, bunlar onun günahlarına kefarettir.” (Müslim Birr:52)

 

*                 *               *

 

İbni Abbas (ra) şöyle nakleder:

– “Peygamber (as) bir hastaya ziyarete gitti. Ona: ‘Geçmiş olsun, hastalığın günahına kefarettir inşallah.’ Dedi.” Der. (Riyaz üs-Salihın:911)

 

*                 *               *

 

İmtihan olan musibetin sabır ve şükürle sevaba nasıl dönüştüğünü de şöyle bildirir:

“Hastalık isabet eden kimsenin sonbaharda ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi günahları gökülür.” (Buhari, Merdâ:13)

 

 

B – HASTA ZİYARETİ

     Peygamber (as) birkaç gün birilerini görmezse, onu sorar, hasta ise ziyaretine giderdi. Eğer yola çıktıysa onun sağ salim dönmesi için dua ederdi.

Allah’ın elçisi bir hasta görse onun için: “Allah’ım şifa ver” Allah’ım şifa ver” diye dua ederdi. Hasta ziyaretine gitse “Allah sana şifa versin” der, dua ederdi.

–   Hasta ziyaretinde hasta sahiplerine hastayı iyi bakmalarını ona katlanmalarını ve sabretmelerini tavsiye ederdi.

–   Hastanın zorla yedirilip içirilmemesini söylerdi.

–   Hastanın yanında moral bozucu şeyler söylemezdi.

–   Hastayı rahatlatırdı, gönlünü hoş ederdi.

–   Hastanın yanında uzun süre kalıp onu rahatsız etmezdi.

 

 

 

– Şifa diler, dua eder ve hastalığın günahlara kefaret olduğunu söylerdi. Böylece hastanın ümitsizliğini, korkusunu giderirdi.

–   Hastanın kendisinden her hangi bir isteğinin olup olmadığını sorardı. Hastanın duyacağı şekilde dua ederdi.

 

*                 *               *

 

Hz.Aişe (ra)nın naklettiğine göre:

– “Ey insanların Rabbi! Zararımızı gider. Şifa ver. Şifa veren sensin. Senin vereceğin şifadan başka şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki hastalık bırakmasın.” Derdi. (Buhari, Tıp:5743)

Peygamber (as) Müslüman’lara şunu tavsiye etmiştir:

“Hastayı ziyaret edin, aç olanı doyurun, esiri kurtarın.” (Riyaz üs-Salihın:901)

 

*                 *               *

 

Hasta ziyaretinde bulunan bir kimse için şu müjdeyi vermiştir:

Hz.Ali (ra) peygamber (sav) in şöyle dediğini nakleder:

–   “Kim hasta kardeşini ziyaret ederse, melekler ona rahmet okur.” (Riyaz üs-Salihın:903)

 

*                 *               *

     Bir hadislerinde de:

–   “Hasta ziyaretinde bulunan kimse, dönünceye kadar cennet yolundadır.” (Müslim, Birr:39)

 

*                 *               *

     Hasta ziyaretinde bulunan kimsenin ne diyeceği konusunda da şöyle buyurmuştur:

“Sizden biri bir hastayı ziyaret ettiğinde selamlaşsın. Hastaya nasıl olduğunu sorsun. Onun için şifa ve uzun ömür dileğinde bulunsun ve ondan kendisi için de dua etmesini istesin. Zira hastanın duası, meleklerin duası gibidir.” (Ramuz el-Ehadis:45/1)

 

Hasta sahiplerine de şunları tavsiye etmiştir.

“Sizden birinin hastasının canı bir şeyi çektiği zaman onu yedirsin.” (Age:31/4)

 

*                 *               *

 

  “Sütlü bulamaç, hastanın midesini kuvvetlendirir ve bazı sıkıntılarını da giderir.” (Buhari, Tıp:13)

–   “Hastalarınızı yemeye ve içmeye zorlamayın!” (İbni Mâce, Tıp:3444) + (Tirmizi Tıp:4)

Atalarımız: “İstenmeyen aş ya karın ağrıtır ya da baş” demişlerdir. İstenmeyen bir şeyin zorla yedirilip içirilmesinin faydasından çok zararı olur.

İbadet hayatı içinde olan bir kimsenin hastalık sebebiyle sevap kazandığını şöyle müjdeler:

 

 

– “Eğer kul hastalanırsa, sıhhatli iken yaptığını cenab-ı Allah aynen hastalığı müddetince ona yazar.”

     Demek ki iyi insanın hastalığı da bir nimet oluyor.

 

*                 *               *

 

Hastalık iyi değerlendirilirse, kazayı, belayı def eder. Peygamber (as) şöyle buyurur:

–   “Hastalıklarınızı sadaka ile tedavi edin. Mallarınızı zekatla koruyun. Zira onlar sizden kötülükleri ve hastalıkları giderir.” (Ramuz el-Ehadis:283/1)

 

*                 *               *

 

Peygamber (as) bu tavsiye ve müjdeleri veriyor ki, hasta moralini yüksek tutsun, kendi yararına olduğunu düşünsün, hastalığı daha kolay atlatsın, sabretsin, şükretsin, isyan etmesin.

*                 *               *

     Peygamber (sav) hasta ziyaretine büyük önem vermiştir. Çünkü hastaya ziyaret etmek Allah’a ziyaret etmek gibidir. Bir kutsi hadiste Cenab-ı Allah’ın kıyamet gününde şöyle diyeceği haber verilmiştir:

–   “Ey Ademoğlu! Ben hastalan-dım da sen beni ziyaret medin! Neden?

     Kul cevap verecek:

     – Sen nasıl hastalanırsın, ben seni nasıl ziyaret edebilirdim Allah’ım?

     Cenab-ı Allah ona:

     –   Falan kulum hastalanmıştı da onu ziyaret etmedin. Eğer onu ziyaret etseydin beni ziyaret etmiş olacaktın.” Buyurur. (Müslim, Birr:43)

İbn-i Ömer (ra), hasta ziyareti ile alakalı şöyle bir hadise anlatmaktadır.

 

     “Biz Rasûlullah (sa) ile oturuyorduk. O sırada Ensâr’dan bir kişi gelip selam verdi, sonra da geri döndü. Efendimiz ona:

     –   ‘Ey Ensâr’dan olan kimse! Kardeşim Sa’d bin Ubâde nasıl?’ diye sordu. O da:

     –   İyiye gidiyor, cevabını verdi. Bunun üzerine Allah Rasûlü:

     –   “Kim benimle birlikte onu ziyarete gelecek?” buyurarak ayağa kalktı. Biz de on, on beş kişi kalktık. Ne ayağımızda ayakkabı veya mest ne başımızda bir giyecek ne de üstümüzde bir gömlek vardı. Çorak arazide yürüyorduk. Nihayet Sa’d’ın yanına geldik. Yakınları, Efendimiz ve beraberindeki arkadaşlarının yaklaşması için onun etrafından geri çekildiler.” (Müslim, Cenaiz:13)

Yine Hz.Aişe validemiz Allah Rasulü’nün bu güzel hasletini şu çarpıcı misalle anlatmaktadır:

     “Sa’d bin Mu’az Hendek Savaşı sırasında kol damarından yaralanmıştı. Rasûlullah (sa) onun için mescide bir çadır kurdurdu. Maksadı, onu daha sık ve yakından ziyaret etmek (onunla ilgilenmek)ti.” (Buhari, Megazi:30)

Hasta ziyareti hem hastaya hem de ziyaret edene iyi mesajlar verir, iyi şeyler telkin eder.

Hasta ziyareti hastaya:

–   Moral verir, iyileşmesini kolaylaştırır.

– Helalleşme imkanı olur.

– Dua alır. Yani kendisi için hayır dua edilir.

–   Dostluğu pekiştirir.

–   Dini, insani görevleri hatırlatır.

– Acılar üzüntüler paylaşılır.

 

*                 *               *

 

Ziyaret eden açısından da faydalıdır:

–  Hastanın duasını alır.

– Ölümü hatırlar ve hazırlanması-na vesile olur.

– Kendi haline şükretmesini sağlar.

– Sen de hastalanırsın, bu sıkıntıları aynen sen de çekebilirsin mesajını alır.

–   Hastanın gönül hoşnutluğunu alırken, Allah’ında rızasını kazanır.

Atalarımız: “Dağ adamı, hasta eder sağ adamı” demiştir. Ziyaret adabını bilmeyen kimselerin faydadan çok zararı olur.

– Hastadır, hasta ziyaretine gider.

–   Hastalığından, ölümden bahseder.

– Çok oturur, çok soru sorar; çayını, kahvesini ve meyvesini yeyip içmeden kalkmaz. Hastaya ev halkına sıkıntı verir, üzüntü verir.

–   Yüksek sesle konuşur, çok konuşur, can sıkacak şeylerden bahseder. Falan bu hastalıktan iyileşmedi, senin halin iyi değil, falan bu hastalıktan öldü gibi moral bozucu şeyler söyler.

Böyle bir ziyaretin kimseye faydası olmaz.

    

C – HASTALIKLARIN SEBEBİ MİKROP

İslâmiyet’ten önce dünyanın diğer yerlerinde olduğu gibi mikrop bilinmiyordu. Hastalıklar, uğursuzluk sayılır veya kendiliğinden meydana çıkardı. Hastalıkların sebebi şeytandı veya kötü ruhlardı. Bunun için sihirbazlar çağrılır, şeytan veya kötü ruhlar kovulurdu.

Bundan 15 asır kadar önce gülünç bilgi ve uygulamaların olduğu bir dönemde Allah Rasûlü mikrobu biliyordu. Hastalıkların kendiliğinden geçmediğini, doğrudan bulaşma yerine bir şey vasıtasıyla hastalıkların bulaştığını bildiği için arslandan kaçar gibi hastalardan kaçılmasını istemişti. Sağlam olanı hasta olanın yanına sokmayın demişti. Bulaşıcı hastalık olan yere girmeyin, orada olanda çıkmasın diyordu.

Mikrop değil “mikrop” adı sonradan keşfedilmiştir. Eğer peygamber (as): “Bir damla pis suda milyonlarca mikrop vardır” deseydi, alay konusu olacaktı. İnananlar bir bakacaklar bir şey göremeyecekler, imanları sarsılacak, bir çok insan dininden dönecekti. Peygamber (as) için yalan söylediğini düşünüp çekinip gideceklerdi.

 

*                 *               *

 

Bu konuda peygamber (sav) in birkaç hadisini hatırlayalım:

–   “Cüzamlıdan aslandan kaçar gibi kaçınız.” (Buhari Merda:19)

 

*                 *               *

 

Ebu Hureyra (ra) dan nakledilen bir hadiste de:

“Allah’ın izni olmadan hastalığın doğrudan bulaşması yoktur.” (Ramuz el-Ehadis:481/13)

 

*                 *               *

     Ebu Hureyra (ra) şöyle nakleder:

–   “Kendiliğinden hastalık bulaş-ması diye bir şey yoktur. Uğursuzluk diye de bir şey yoktur.” Buyrul-muştur. (Buhari Tıp:1966)

Görülüyor ki, uğursuzluk diye bir şey yoktur. Hastalıklar bir şey vasıtasıyla bulaşır. Hasta olmamak için korunmak gerekir. Hastalıklar şeytan ve kötü ruhların da işi değildir.

 

*                 *               *

 

Peygamber (as) dan dört asır kadar sonra İbni Sina, “Kanun” adlı kitabında hastalıkları yapan şeyin küçük gözle görülemeyen canlı kurtçuklar olduğunu ifade etmiştir.

 

*                 *               *

 

Beş asır kadar sonra da İstanbul’un manevi fatihi Akşem-seddin, “Medet’ül – Hayat” adlı eserinde hastalıkların sebepleri üzerinde durmuş, hastalıkları insandan insana nakleden canlılardır demiş hatta bu canlıların kuluçka dönemine bile değinmiştir.

Meddet’ül-Hayat adlı eserinde şöyle demiştir:

–   “Hastalıkların, insanlarda teker teker meydana geldiğini söylemek hatadır. Hastalık bulaşma yolu ile geçer. Bu görülmeyen küçük canlı-larla olur.” (A.Gürkan, İslâm Kültü-rünün Garbı Medenileştirmesi:244)

Akşemseddin’den dört asır sonra Pastör mikrobu değil “mikrop” adını keşfetmiştir.

 

D – KARANTİNA MUHAMMED (AS)IN UYFULAMASIDIR:

     Karantina Nedir?

     Bulaşıcı hastalığın görüldüğü yere dışardan insan ve hayvanın girmemesi, aynı zamanda içerden de o bölgeden insan ve hayvan gibi canlıların dışarıya çıkmamasına karantina denir.

Karantinada tecrit vardır. Sağlam olan, hasta olanın yanına yaklaş-mayacaktır. Yani korunma esastır.

Karantina uygulaması, peygam-ber (as)ın tavsiyeleri ve uygulama-larıyla başlamıştır. Bulaşıcı hastalıkların görüldüğü bölgelere başkalarının girmesini ve o bölgeden de dışarı çıkılmasını yasaklamıştır.

Burada peygamber (as) hastalıkların kader olmadığını, uğursuzluk olmadığını ortaya koymuştur. Aynı zamanda korunmak gerektiğini belirtmiştir.

 

Dünya’nın diğer yerlerinde karan-tinanın zorunlu olduğu görülerek 14.yyıldan itibaren kısmen uygula-maya başlanmıştır. Milyonlarca insan bulaşıcı hastalıklar yüzünden ölmüştür.

Karantina, Dünya Sağlık Örgütü tarafından 1952 yılından itibaren uygulanmaya başlanmıştır.

 

*                 *               *

     İslâm tarihinde Hz.Ömer (ra) halife iken Şam’a gidiyordu. Şam’da tâun hastalığı olduğu bilgisi ulaştı. Orduda bulunan Abdurrahman bin Avf, Ömer (ra)a: “Peygamber (as) taun olan yere girmeyin; bulunduğunuz yerde taun görülürse oradan ayrılmayınız” buyurdu, demesi üzerine Hz.Ömer ordunun geri dönmesini emretti. O sırada Ebu Ubeyde (ra) da: “Ya Ömer!

Allah’ın kazasından mı kaçıyorsun?” demesi üzerine:

–   “Evet. Allah’ın kazasından kaderine kaçıyorum, iltica ediyorum.” Cevabını vermiştir.

 

*                 *               *

     Bu konuda Allah Rasûlünün emir ve tavsiyeleri şöyledir:

“Bir yerde veba (taun) olduğunu işitirseniz oraya gitmeyiniz. Bulunduğunuz yerde veba meydana çıkıyorsa oradan ayrılmayınız.” (Buhari, Tıp:30)

 

*                 *               *

       – “Hastalığa yakın olmakta tehlike vardır.” (Ebu Davut:3923)

 

*                 *               *

     Hastalığın sirayet etmemesi için şöyle buyurmuştur:

–   “Hasta olan hayvanı sağlam olan yayvanın yanına koymayınız.” (Buhari, Tıp:31)

 

 

Hastalıklardan ve hastalardan korunmak gerektiğini bildirmek için de:

     –   “Cüzamlıdan, aslandan kaçar gibi kaçınız.” Buyurmuştur. (Buhari, Tıp:19)

 

*                 *               *

     – “Cüzamlı ile aranızda bir mızrak boyu mesafe olduğu halde ko-nuşun.” (Ramuz el-Ehadis:471/2)

 

*                 *               *

     Bu gün peygamber (as)a bir heyet gelir, içlerinde cüzamlı biri vardır. Peygamber (as) diğerleriyle musafahalaşmış, sıra ona gelince: “Biz seninle biatlaştık sen artık geri dön!” demiştir. Onun elini tutmamıştır. (Müslim, Selam:126)

 

*                 *               *

     Bir konuyu bir ilim adamımızın açıklamaları ile noktalayalım:

Ankara Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Recep Akdur, nezle ve gribin kış aylarında artmasının nedeninin soğuk hava değil, insanların kalabalık yerlerde toplanması olduğunu belirtti. Akdur, nezle ya da grip olanların tokalaşmamalarını önerdi.

Prof.Dr. Akdur, nezle ve gribin üşütme ile ilgisi olduğu gibi yaygın bir kanaat olduğunu, ancak bunların üşütme ile bir ilgisi bulunmadığını açıkladı. Akdur, “Hava ne kadar soğuk olursa olsun, insanlar diğer bir insandan virüs almadıkça kesinlikle nezle ve gribe yakalanmazlar.” Dedi. Akdur şöyle devam etti: “Hastalığın yayılmaması için grip ve nezle olanlar kalabalık yerlere girmemeli. Gitmek zorunda kalanlar bez maske takmalıdır. Ellerinin temiz olmaması, toka-laşmak, öpüşmek, öksürük hapşırık virüslerin yayılmasına neden olan hareketlerdir.” (Kasım 2007 – Yenişafak)

 

     E – KAPLARIN AĞZININ KAPATILMASI

Kur’an’da: “Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın.” (Bakara:195)

“Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledik-leriniz yüzündendir…” (Şurâ:30) buyrularak Cenab-ı Allah kullarını uyarmıştır.

Peygamber (as) da bulaşmayı önlemek ve korunmayı sağlamak için her türlü tedbirin alınmasını emretmiştir. Bu konuda bir hadislerinde şöyle buyurmuştur:

“Yiyecek ve içecek kaplarının ağzını açık bırakmayın.” (Müslim, Eşribe:96)

 

*                 *               *

     –   “Yiyecek, içecek kaplarının ağzını örtün. Tulumların ağzını bağlayın!” (Age:22) diye emretmiştir.

Bu emir ve tavsiyelerin nedeni açıktır. Ağzı kapatılmamış, ağzı bağlanmamış, açık bırakılmış yiyecek ve içecekler;

– Çabuk bozulur.

– Hayvan, böcek temas eder.

– Hastalık bulaştırır.

Peygamber (as) ın tavsiyele-rinden biri de içi görünmeyen kaplardan yenilip içilmemesidir. Aksi halde istenmeyen, belki de çok zararlı bir şey yenmiş, içilmiş olacaktır.


Bu yazıyı 817 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here