Hicret – 1 Muharrem – Hicri Yılbaşı

Hicret, Peygamberimiz (SAV)’ın müşriklerin zulmü karşısında Mekke’den Medine’ye göç etmesine denir.

Göç olayı 1. muharrem 622 tarihinde gerçekleş-miştir.

Ehli küfür, İslâm’ın yayılması ve müslümanların sayısının artması karşısında müslümanlara hayat hakkı tanımadı. Baskı ve zulümlerini iyice artırdı.

İlk hicret eden Ebu Seleme’dir. Ardından Ebu Süfyan’ın damadı Amrbin Rebia hicret etmiştir.

Süheyb bin Sinan, önüne çıkanlara: “Alacağımdan vazgecersem, engel olmaktan vazgeçer misiniz?” diyor. Alacağından vazgeçiyor ve mallarını veriyor, ancak böyle yoluna devam edebiliyordu.

Hz. Ömer ise: “Çocuklarını yetim, karılarını dul ve analarını gözü yaşlı bırakmak isteyen varsa, karşıma çıksın” demiş yola çıkmıştı.

Amr bin As, Allah Rasûlüne kendisinin önceki günahlarının affedilmesi şartı ile biat edeceğini söylemişti. Allah Rasûlü şu cevabı verdi: “Sen müslüman olduktan sonra, önceki günahları islâmın yok ettiğini bilmiyor musun? Hicretin ve Haccın da önceki günahları silip süpürdüğünü bilmiyor musun?”

Amr bin As, iman etti ve yola koyuldu.

Müşrikler en güvendikleri (Güvenilir Muhammed) dedikleri Allah Rasûlünü öldürmek üzere ittifak ettiler.

Gayeleri: Allah Rasûlünün önderliğini ve rehberliği-ni son vermek. Alemlere rahmet olarak gönderilen Muhammed (AS)’i devreden çıkarmak ve müslümanları başsız bırakmaktı.

Mekke’den gurup gurup müslümanlar göç ediyordu. Mekke’de Allah Rasûlü, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ali ve yaşlılar kalmıştı.

Müşrikler, müslümanların mallarını yurtlarını bırakarak seve seve göç etmelerine hayret ediyorlardı. Fakat Medine’de müslümanların güç oluşturmalarından da endişe ediyorlardı. Bunun için Dar un- Nedve denilen yerde müşriklerin ileri gelenleri bir araya geldi, görüşmeler yapıldı. Allah Rasûlünün hapsedilmesi, uzaklara sürgün edilmesi teklif edildi. Ebu Cehil, Allah Rasûlünün bedeni-nin ortadan kaldırılmasını teklif etti. Gece evi basılacak ve öldürülecekti.

Cenab-ı Allah bu konuda: “Bir zaman o kâfirler seni bağlayıp, hapsetmeleri, ya öldürmeleri ya da Mekke’den sürüp çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar sana tuzak kurarken, Allah da onun karşılığını yapıyordu…” (Enfal: 30) buyurmuş bu olayı haber vermiştir.

Hicrete izin çıkmıştı. Peygamber Ebu Bekir’e müjdeyi verdi. Böylece hicret süreci başlamıştı.

 

KUTSAL YOLCULUK

HİCRET NEDİR?

            Hicretin manası:

            Hicret, ayrılıştır, uzaklaşmaktır.

Hicret, kurtuluştur, yöneliştir.

Hicret, Allah’ın emrettiği şekilde yaşama imkânı aramaktır.

Hicret, hiçbir zaman kaçış değildir, firar değildir.

Hicret, Hz. Peygamber ve arkadaşlarının Mekke’den Medine’ye göç etmeleridir.

Kelime manası olarak hicret: Bir yerden bir yere gitmek demektir. Istılahta ise hicret: Hz. Peygamberin 622 tarihinde Mekke’den Medine’ye islâm davası uğruna göç etmesine denir.

Hicret inananların ve bütün peygamberlerin kaderi olmuştur. Şu var ki, diğer peygamberler yalnız bırakıldık-ları halde sevgili peygamberimiz yalnız bırakılmamıştır.

İsrailoğulları Musa Peygambere: “Ya Musa! Sen ve Rabbin gidin savaşın, düşmanları yenin. Biz burada bekleyelim” demişlerdi.

Lut Peygamber, Nuh Peygamber yalnız bırakılmış-lardı. İsa Peygamberi kendi adamı ispiyonlamıştı. İsa Peygambere sadece 12 kişi inanmıştı.

Firavunun zulmünden bıkan halkı kurtarırken adamları Musa Peygambere: “Bu işi başımıza niye açtın, karın tokluğuna yaşayıp gidiyorduk. Sen başımıza belâ açtın. Önümüzde deniz, arkamızda firavunun adamları var. Ne olacak şimdi?” dediler. Hal böyleyken Medine’deki müslümanlar Allah Rasûlünün talimatına uyuyor Habeşis-tan’a taife ve Medine’ye göç ediyor. Medine’deki müslü-manlar ise Allah Rasûlüne kucak açıyorlardı. “Muham-medin akrabalığı, komşuluğu ne hoştur” diyorlardı.

Allah Rasûlü sordu:

Beni seviyor musunuz? Hepsi birden: Evet seni seviyoruz, dedi. Peygamberimiz üç defa: “Vallahi ben de sizi seviyorum” dedi. Cevap:

            – Anamız babamız sana feda olsun Ya Rasûllellah. Sen bize denizi göstersen, oraya peşinden geliriz, dediler.

Allah Rasûlü ahirette de kendini sevenleri sevecek ve şefaat edecektir.

Hicret, hiçbir zaman basit bir göç olayı değildir. islam tarihinin en önemli olaylarından biridir. Yalnız islâm tarihinin değil, dünya tarihinde derin izler bırakmış, islâmın ve müslümanların kaderini değiştirmiş bir olaydır.

Hicret olayına asla bir yerden bir yere iltica etmek gözü ile bakılmamalıdır.

Hicret, müslümanları zulümden kurtaran, islâmın kolayca tebliğ edilip yayılışını gerçekleştiren, islâm devletinin ve islâm Anayasasının teşekkülüne, ayrıca; hicri takvimin başlangıcına neden olmuş bir olaydır.

Bu olayla müslümanlar, kendilerini resmen kabul ettirmişler ve kimlik kazanmışlardır. Denilebilir ki, hicret, İslâm tarihinin dönüm noktası olmuştur. Bunun için günümüzde hicret, çok iyi anlaşılmalı ve çok iyi değerlendirilmelidir.

Hicret, tarih boyu mazlum insanların ve peygam-berlerin kaderi olmuştur.

Hz. Peygambere “Hicret nedir?” diye sorulunca:

– Kötülüğü terk etmendir,  buyuruyor. (K. Sitte: 16/146)

Kur’an-ı Kerim’de, Cihad’tan sonra en önemli olay olarak hicretten bahsedilmiştir. Ensar ve Muhacirlerin örnek hareketlerinden söz edilmiştir.

Örnek olarak birkaç ayet mealini nakledecek olursak:

1-      “Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yerde bulur, genişlik de bulur. Ve kim Allah’a Peygambere hicret etmek maksadı ile, evinden çıkar da sonra kendisine ölüm gelirse, muhakkak ki o, Allah’a aittir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (Nisa: 100)

2-      “Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince, elbette Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Hac: 58)

3-      “İman edenler ve hicret edip Allah yolunda cihat edenler var ya, işte bunlar, Allah’ın rahmetini umabilirler. Allah gafur ve rahimdir.” (Bakara: 218)

Kur’an-da bir çok ayet, hicretten, hicretin gereğin-den ve etmeyenlerden söz eder. Kur’an-da:

1- “Nefislerine zulmedenlerin canlarını alırken melekler:

Ne yaptınız.

Biz dinin emirlerini uygulamaktan aciz kaldık.

Allah’ın arzı geniş değil miydi? Neden hicret etmediniz? derler.” (Nisa: 97-98)

Hz. Ebu Bekir (Ra): hicret edeceğim, deyince

Nereye gideceksin? dediler.

Hz. Ebu Bekir’in cevabı:

“Rabbime rahatça ve serbestçe ibadet edebilece-ğim yere”, oldu.

Kurtuluş yok, mazeret yok.

2- “Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, onları dünyada güzel bir şekilde yerleştireceğiz. Eğer bilirlerse ahiretin mükâfatı elbette daha büyüktür.” (Nahl: 41)

Abdullah İbni Amr İbni’l Âs (R.anhüma)’dan rivayet edildiğine göre Nebî (s.a) şöyle buyurdu:

            “Hicret iki özellik taşır: Birisi, günahları terket-mek; diğeri, Allah ve Resûlüne hicret etmektir. Hicret, tevbe kabul olunduğu sürece sona ermez. Tevbe de güneş batıdan doğuncaya kadar makbüldür. Güneş batıdan doğunca artık her kalp bulunduğu hal üzere mühürlenir. İnsanlar işledikleriyle kalır.”

Hicret niçin yapılır?

1-      Hayatın devamı için,

2-      Sıkıntılardan kurtulmak için,

3-      Zulümden kurtulmak için,

4-      Günaha girmemek için,

5-      Allah’ın dinini tebliğ için,

6-      Dinini yaşamak için…

 

Şu anda kimse hicret edecek yer aramamalıdır. Hicrete mecbur kalmamak için ne lâzımsa yapmalıdır.

Peygamber (AS) Mekke’den ayrılırken: “Ey Mekke, eğer çıkarılmamış olsaydım, senden ayrılmak istemez-dim” demiştir.

Bediuzzaman Hazretleri: “Mekke’de olsam, Türkiye’ye göçerim” demiştir.

Mehmet Akif, Mısır’a gitmiş, rahat edemeyip geri dönmüştür.

Peygamber, Mekke’den kaçmadı, Allah’ın emri ile hicret etti.

Vatan terk edilmez, teslim edilmez. Zaten ikinci vatan da yok.

Kıbrıslılar 1960’lı yıllarda terk etti, katliam yapıldı.

Bosnalı, Çeçen, bugün de Arnavutlar ülkelerini terk etti, yeryüzünün mazlumları durumundalar…

Rabbim bizleri vatansız bırakmasın…

 

HİCRETİN SEBEBİ NEYDİ?

            Peygamberimizin, müşrikleri ve putperestleri Allah’a imana davet görevi ile ortaya çıkmıştı. Sapıklıklar içinde yüzen o kimseler peygambere inanmadılar. Sadece inanmamakla kalmadılar, olmadık eziyetlere, işkencelere ve akla gelmedik düşmanlıklara başvurdular. Müslüman-lara da işkenceler yaptılar, alay ettiler. Hakaret ettiler, sosyal, siyasi, ekonomik boykot uyguladılar, müslümanlar için şiddet ve terör estirdiler. Zulmün en şiddetlisini yap-tılar, hayat hakkı tanımadılar. Dövdüler, öldürdüler, deve-lerin arasına bağlayıp vücutlarını parça parça ettiler.

“Allah bir” dedikleri için inananlara düşman oldular, zulmettiler, mallarına el koydular.

Müslümanlar bu zulme 13 yıl sabrettiler. Bu mazlum insanlar, önce Habeşistan’a, sonra Taife, sonra da Medine’ye göç ettiler.

Müşrikler ne yaptıysa, müslümanları imanlarından döndürememişti. Aç susuz kalsalar da, kızgın kumların üzerinde ölüme terk edilseler de: “Allah bir, Allah bir” diyorlardı. Bir çıkış yolu için sabrediyorlardı.

            Hz. Peygamberi, hiçbir şey, hak davasından vazgeçirememişti. Nihayet, her çareye başvurdular, olmadı. Mal, servet, reislik, kadın vaad ettiler gene olmadı. Artık öldüreceklerdi, öldürme kararı aldılar, öldürene yüzlerce deve, mal, mülk vereceklerdi. Müşrikler, putperestler, Dar’un-Nedve’de toplandılar. Her kabileden birer güçlü genç seçtiler, bunlar Hz. Peygambere saldıracaklar. Bir anda öldürecekler, kimin öldürdüğü belli olmayacaktı. Böylece ondan kurtulacaklardı.

Ev sarıldı. Cenab-ı Allah, tuzağı habibine haber verdi. Peygamber, Hz. Ali’yi çağırdı, durumu anlattı. Kendisindeki emanetleri birer birer teslim etti.

Evin çepe çevre sarıldığı bir anda O, Yasin Sûresini okuyarak aralarından çekip gitti, göremediler.

622 tarihinde Mekke’den Medine’ye göç kararı verildi. Zira Medineliler, müslümanlara ve Hz. Peygambe-re söz vermişlerdi, koruyacaklardı. Canları pahasına koruyacaklardı.

Ayrıca, müslümanlar için ayrılmak çok zordu; anadan, yârdan, yavrudan, maldan, mülkten ayrılmak kolay değildi. İnançları uğruna dünyalık neleri varsa hepsinden vazgeçebilen bu mübarek ve fedakâr müslü-manlar, herşeylerini kaybetme pahasına inanmışlardı. Allah ve Rasülüne, küfür bataklığından hicret etmişlerdi. Yurtlarından mı hicret etmeyeceklerdi?

Bu fedakâr, cefakâr müslümanlara muhacir dendi. Cenab-ı Allah Kur’an-da Allah’ın rızasını dileyen, Allah’ın ve peygamberin dinine yardım eden, sadık kimseler olan “Rabbimiz Allah” demelerinden başka suçları olmayan muhacirleri övmüştü. (Bak: Hasr:8 – Hac: 40 – Mümtehine 1 – Nahl: 41)

Hicret eden muhacirlere kalplerini, kapılarını ve kollarını açan müslümanlara da, yardım eden manasında ENSAR denildi.

İnandıkları dine göre müslüman, müslümanın kardeşiydi. Müslüman müslümanı terk etmeyecekti. Ensar da öyle yaptı. Mekke’den çıkarılan muhacir kardeşlerine kucak açtı.

Hicretle, müslüman arasında öyle bir kardeşlik kuruldu ki, bunun dünyada benzeri görülmemiştir. Bu konuda günümüz müslümanlarının alacakları dersler vardır. Müslümanlık kolay değil. Bedel ödemeden ne elde edilir ki…

Herkes kendine sorsun:

Allah için katlandığım ne var?

            – Allah için ne fedakârlık yaptım?

            – Müslüman olmanın ne gibi bir çilesini çektim?

            – Ne getirdin, ne yaptın, sorusuna “işte” diyebilece-ğim neyim var?

Ensar, evini, malını, ticaretini, ikiye böldü. Onlara göre muhacirler, yerlerini yurtlarını herşeylerini terk ede-rek gelmişlerdi.

Bu olayda, her müslümana, paylaşma, islâm kardeşliği ve Allah için fedakârlık mesajları vardır. Günümüzde bu mesaj çok iyi algılanmalıdır. Allah rızası için yapılan işler diğer olaylarla karıştırılacak basit olaymış gibi geçiştirilmemelidir.

Ayrıca Kur’an-da Allah için hicret edene, Cenab-ı Allah’ın mesajları da şöyle:

            – “Hicret edenlerin güzel bir yere yerleştirileceği…” (Hac: 41)

            – “Hicret edenlere en güzel rızık kapılarının açılacağı” (Hac: 58)

            – “Gerçek mü’minlerin hiç tereddüt etmeden hicret edeceği” (Enfal: 72)

            – “Hicret edenlerin derecelerinin Allah katında yükseleceği” (Tevbe: 20)

            – “Allah’ın hicret edenlerden çok razı olacağı” (Tevbe: 100)

            Bu ayetler ayrıca müslümanlar için birer müjdedir.

Müslüman, hicret edecek, nereden, niçin?

            – Allah’ın emrine göre ölmeden önce ölecek. Nefsinden ve fani bedenden hicret edecektir.

            – Kötü işten, kötü iş yerinden hicret edecektir.

            – Kötü çevreden, kötü ortamlardan,

            – Kötü mahalleden,

            – Kötü komşudan hicret edecektir.

            – Kötü arkadaştan hicret edecektir. Değilse, o bunlardan ayrılmazsa, bunlar onu güzel ve iyi şeylerden ayıracaktır.

Müslüman;

Küfürden imana yönelecek, hicret edecek.

            – Haramdan helale yönelecek, hicret edecek.

            – Şerden hayra koşacak.

            – Cehaletten ilme gidecek.

            – Hurafeden hakikate varacak.

            – Batıldan hakka, televizyonlu odadan televizyon-suz odaya hicret edecek.

            Hicret, hayatın her anını kapsamalıdır:

Allah Rasülü şöyle buyurur:

            “İslam, kendinden önceki günahları yok eder. Makbul hac, kendinden önceki günahları yok eder. Hicret, kendinden önceki günahları yok eder.(Müslim: 1/78)

İnsanın kaçınması, uzaklaşması gereken şeylerden, yerlerden ve kişilerden kaçınması hicret sevabı kazandıracaktır.

Kötülüklerin açıkça işlendiği yerde durmak insana zarar verir. İnsan zarar görmemenin yollarını aramalıdır. Bunun için de hicret edilmesi gereken yerden, işten ve kişilerden hicret etmelidir.

 

ALLAH’A İNANANLARIN HİCRETİ

            Yerinden, yurdundan, kovulmayan peygamber, hemen hemen yoktur. Kurtarmak istediği halkı tarafından kovulan bu Allah’ın elçileri de, Allah’ın dinini daha rahat yaşayıp tebliğ edebilecekleri yerler aramışlardır.

Lût Aleyhisselam, inananlarla yurdunu gece terk etmiştir. Lût: “Ben de Rabbime hicret ediyorum” demişti. (Ankebut: 26)

Nuh Aleyhisselâm, gemi yapıp suların üstünde ayrılmıştır.

İbrahim, Musa Peygamberler hatta İsa Peygamber de hicret ettiler;

Kur’an-da geçen bir hicret örneğinden bahsetmek istiyorum:

            – Eshab-ı Kehf, (Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Debernuş, Şazenuş, Kefeştatuyyuş ve köpekleri Kıtmir.)

Her taraf fitne ile dolunca, sarayda görevli olan bu kişiler, dinleri, inançları uğruna Tarsus’taki mağaraya hicret ettiler. Kral Dokyanus çok zalimdi. Tanrılığını ilan etmişti. Kendine inanmayanları işkence ile öldürür, herke-sin göreceği yere asardı.

Bu gençler: “Sen bizim tanrımız olamazsın. Bizim ilâhımız, göklerin yerin Rabbidir” dediler ve mağaraya kaçtılar. Kral, ölmeleri için mağaranın ağzını iyice kapattırdı. Allah onlara uzun bir uyku verdi, üç asır uyudular. Bir gün kaldıklarını zannettiler. Dışarı çıktıklarında kralın üç asır önce öldüğünü öğrendiler. Allah onları, o zalim kralın zulmünden böyle korumuştu. (Bak: Kehf Suresi: 14-19)

Son Peygambere inananlar da, zulüm ve işkence karşısında önce Habeşistan’a, sonra Taife, sonra da Medine’ye hicret ettiler.

Medine’ye ilk hicret eden Ebû Seleme oldu. Çok eziyet görmüştü.

– Süheyb bin Sinan, çok zengindi. Çok alacağı vardı. Hicrete karar verdi. Önüne geçtiler, bırakmadılar. Suheyb, onlara dedi ki:

Alacaklarımdan vazgeçersem ve mallarımı size bırakırsam, bana gitmem için izin verir misiniz? Evet dediler. O da herşeyini bırakarak Medine’nin yolunu tuttu.

Hz. Ömer de, kâbeyi tavaf etti, silahlarını kuşandı yüksek sesle:

Bende Allah yolunda hicret ediyorum. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak, anasını ağlatmak isteyen varsa, önüme çıksın, dedi. Yanındaki müslümanlarla yola çıktı.

Göçlerin ardı arkası kesilmedi. Gurup gurup göçler devam etti.

Geride Hz. Ebubekir kalmıştı. O da göç etme arzusunu Peygamber Efendimize bildirmişti. Peygamber ona:

Acele etme, Allah belki sana bir arkadaş verir, dedi. Kısa bir zaman sonra da beraber çileli yolculuğa koyuldular.

Habeşistan’a 15 müslüman gitmişti. Bir yıl sonra Hz. Ali’nin kardeşi Cafer-i Tayyar başkanlığında 80 kişi gitti Kral Necaşi, müslümanları çok iyi karşıladı. Müşrikler müslümanların peşini bırakmadı. Necaşi’den müslüman-ları geri istediler. Necaşi, Cafer’den islâm hakkında bilgi istedi, o da şöyle dedi:

– “Biz cahildik, putlara tapar, leş yerdik, fuhuş yapardık, hak hukuk tanımazdık. Kuvvetli zayıfı ezerdi, Allah, Muhammed’i Peygamber gönderdi. O bize emaneti gözetmeyi, hak hukuka riayet etmeyi, haramdan, kan dökmekten, fuhuştan, yalandan, yetim malı yemekten, namuslu kadına iftira etmekten sakındırıyor. Allah’a ibadeti, insanlara yardımı emrediyor. Biz ona inandık, kavmimiz bize düşman kesildi. Bize zulmettiler, biz de size sığındık” dedi.

Necaşi, müslümanları vermedi, himaye etti.

İftira, boykot, zulüm devri yeniden başladı. Akla gelmedik işkenceler yapılıyordu.

Hz. Hatice ile Ebu Talib’in vefatından sonra iyice sıkılan Peygamberimiz, Taif halkını islâma davet için Zeyd’i yanına alarak Taife gitti. Taif halkı daveti kabul etmediği gibi peygambere hakaret ettiler, saldırdılar, taşladılar. Peygamber, kanlar içinde kaldı. Bu haliyle alay bile ettiler. Peygamber Taif halkından da umduğunu bulamadı, geri döndü.

Ebu Seleme önce Habeşistan’a hicret etti. Daha sonra Mekke’ye döndü. Yapılan işkencelerden bıkan Ebu Seleme hanımını ve oğlunu alıp yola çıktı. Müşrikler hanımını ve oğlunu alıkoydu. O tek başına Medine’ye hicret etmek zorunda kaldı…

Allah Rasûlü doğup büyüdüğü yerden ayrılırken

Ey Mekke! Sen Allah katında en hayırlı yersin. Senden çıkarılmamış olsaydım, çıkmazdım. Senden başka yerde yurt tutmazdım, dedi.

O anda Cebrail Aleyhisselam, üzüntülü olan Efendimize Kasas sûresinin 85. ayetini okudu ve Mekke’ye geri döneceğini, Mekke’yi fethedeceğini müjdeledi.

Görülüyor ki, peygamber, zor durumda kalmadan hicret etmemiştir.

 

MUCİZELERLE DOLU YOLCULUK

            Peygamber Efendimiz, kutsal yolculuğa çıkmadan önce Hz. Ali’yi çağırarak, “Muhammed-ül – Emin” diye kendisine teslim edilen, müşriklerin emanetlerini ona teslim etti. Her biri sahiplerine verilecek, hak yerini bulacaktı. Ayrıca Hz. Ali’ye o gece yatağına yatmasını söyledi.

Müşrikler, Peygamberleri öldürmek için evi kuşatmışlardı. Peygamber, Yasin sûresini okuyarak, kör olmuş gözlerin arasından çekip gitti. Zarar vermek isteyenler, onu görememişlerdi.

Hz. Ali de itirazsız ve tereddütsüz peygamberin yatağına yatmıştı.

Seçilen silahlı kimseler eve baskın yaptıklarında, aradıklarını bulamadılar, göremediler. Hiç beklemedikleri Hz. Ali (ra) ile karşılaştılar. Onu tartakladılar, dövdüler…

Ebu Cehil, Ebu Bekir’in evine koştu. Esma’ya:

Neredeler? dedi. O:

            – Bilmiyorum, deyince Ebu Cehil, Ebubekir’in kızı Esma’yı tokatlamıştır.

Hz. Peygamberin hicret olayı mûcizelerle dolu idi.

Meselâ; “Kudeyd” denilen yere gelindiğinde bir çoban çadırından yiyecek istediler, olmadığı anlaşılınca Peygamber Süt var mı? dedi. Hayvanların sütleri kesildi cevabını aldı ve “Şu hayvanı sağmamı müsaade eder misin” dedi. “Bismillah” deyip sağmaya başladı. Kaplar süt doldu. Akşam kadının beyi çadıra geldiğinde durumu gördü. Bu nedir? dedi. Kadın anlattı. Adam:

Bu olsa olsa Mekkelilerin aradığı Peygamberdir, dedi. Arkadan yetişti ve müslüman oldu. (İ.C. K. Sitte 16/ 18)

Ayrıca Sevr Mağarasında üç gün kaldılar. Peşlerindeki o kadar ödül avcısı, onları göremedi. Ebubekir(ra) telaşlanmıştı. Peygamber: “Üzülme, Allah bizimle beraberdir” dedi. Örümcek ağ örmüş, güvercin yumurtlamıştı.

Ödülün çokluğu, kendine güvenenleri yollara düşürmüştü. Bunlardan biri de Süreka adında bir pehlivandı. Yaklaştı, var gücü ile saldırdı. Atı önce tökezledi, sonra da kumlara saplanıp kaldı. Süreka mesajı almıştı. Müslüman oldu, geri döndü, gelenleri de başka istikametlere yönlendirdi.

Peygamberimiz Kuba denilen yere ulaştı. Kaldığı kısa süre içerisinde orada mescid yaptı. Cuma namazı kıldırdı, hutbe okudu. Kur’an-da bu mescitten şöyle söz edilir:

Tevbe 108: “Müslümanların arasına ayrılık sokmak için yapılan mescitte sakın namaz kılma. Takva üzerine kurulan, Kuba mescidi içinde namaz kılman, elbette daha doğrudur. Onda temizlenmeyi seven kimseler vardır. Allah da çok temizlenenleri sever.”

Allah Rasûlü Küba’da Cuma namazı kıldırdı ve şu hutbeyi okudu:

(Abdurrahman bin Avf r.a anlatıyor:)

Resulüllah (SAV) Medine’deki ilk konuşmasını yaparken ayağa kalktı, Allah’a hamdetti ve onu şanına lâyık sözlerle övdükten sonra şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Kendinize ahiret için bir şeyler hazırlayın. Kesin olarak biliyorsunuz ki, Allah sizden birinin ruhunu alır, koyunlarını çobansız bırakır. Daha sonrada ona hiçbir tercümana ve aracıya muhtaç olmadan:

“Sana benim elçim gelip emirlerimi tebliğ etmedi mi? Ahiret için kendine ne hazırladın?” der. Bunun üzerine o sağına soluna bakar, hiçbir şey göremez. Sonra önüne bakar orada da cehennemden başka bir şey göremez.

Kim kendisini yarım hurma ile de olsa cehennemden kurtarmaya muktedirse, kurtarsın. Onu da bulamazsa tatlı dilli olsun; çünkü yapılan iyiliklere on mislinden yediyüz misline kadar mükâfat verilir.

Allah’ın selâmı, rahmeti, bereketi sizin ve Resulünün üzerine olsun.”

Artık Medine dönemi başlamıştı. Hz. Peygamber göç edenlerden 45, Medinelilerden 45 olmak üzere 90 kişiyi Enes bin Malik’in evine davet etti. İslam kardeşliği esasına dayanan, 90 kişi arasında ikişer ikişer kardeş yaptı.

Peygamberimizin kurduğu kardeşliğin etkisi hemen görüldü. Buhari’den nakledilen bir hadise göre Ensar, Resul-i Ekrem’e müracaat ederek, “Ya resulallah! Hurmalıklarımızı muhacir kardeşlerimizle aramızda taksim et.” demişlerdi. Resulullah da, “Hayır, öyle olmaz! Mülkiyeti verilmez. Ancak muhacirler çalışmalarıyla (emekleriyle) iştirak ederler. Sular, tımar eder ve mahsulü aranızda taksim edersiniz.” demiştir. İki taraf, Efendimiz’in bu önerisine razı oldu ve bu çeşit ortaklık, muhacirler şehrin iktisadi hayatına intibak edinceye kadar devam etmiştir.

Suffe okulunun seçkin öğrencilerinden Ebu Hureyre (ra) açlıktan zayıflayıp, tahammülü kalmamış, durumunu Hz. Peygambere iletmişti. Efendimiz, karnının doyurulması için kendi evine gönderdi. Fakat, Hz. Peygamberin evinde onu doyuracak yiyecek yoktu. Ebu Hureyre geri döndüğünde Efendimiz çevresinde kümelenmiş ashabına, “Şu açı kim doyurur? Kim misafir eder?” diye sordu. Ensardan Ebu Talha Hazretleri –bir an için kendi yoksulluğunu unutarak- “Ya Resulallah, ben doyururum,” deyiverdi.

Eve vardıklarında eşine, “Haydi Resulullah’ın misafirini ağırlayalım” demişti; ama eşi, “Ancak çocukların yiyeceği kadar yemek var, başka yok! demişti. Ebu Talha Hazretleri, çocukları uyutmasını, ışığı yakıp onların yemeğini misafire hazırlamasını tembih etti. Çocuklar uyutulup yemek hazırlandığında, Talha ve zevcesi ayrı bir yerde kandili yakıp söndürerek yemek yiyor gibi davrandılar. Ebu Hureyre, karanlık ortamda ev sahibinin boş gidip gelen kaşıklarından habersiz karnını doyurmuş-tu. Ev sahibi karı – koca ve çocuklar o gece aç karnına sabahladılar. Sabah namazı için camiye gidildiğinde, Resulullah(SAS) Ebu Talha(ra)’ya şunları söylüyordu:

“Allah Teala Hazretleri, karı – koca olarak sizin ve gece yaptığınız güzel hareketten hoşnut oldu ve hakkınızda,” Ensar, kendileri ihtiyaç sahibi olsa dahi misafir ve muhacirleri, kendi nefislerine tercih ederler.” (Haşr 9) ayetini inzal etti. Allah’ım bu sevgiyi, bu fedakârlığı bizlere de ihsan et. Peygamberimiz buyurur:

“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmet-mez, onu tehlikede yalnız bırakmaz. Kim, kardeşinin ihtiyacını görürse Allah da onun ihtiyacını görür. Kim bir müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, Allah da o sebeple onu kıyamet günü örter. Bu hadiste Efendimiz (SAS) İslâm kardeşliğinin nasıl gerçekleştiğini anlatır.”

 

ALINACAK MESAJLAR NELERDİR?

1-         Müslümanları, dinsizlerin hiçbir tehdidi, zulmü inançlarından, davalarından vazgeçirememiştir. Taviz bile verdirememiştir.

2-         Vaat ve tekliflerde müslümanları vazgeçirememiş, gevşek davranmalarına bile neden olamamıştır.

3-         Doğruluğu, dürüstlüğü ile tanınan peygamber, kendisine teslim edilen emanetleri, bir bir iade ederek, kâfir de olsa kul hakkına riayet etmiştir. Emanete hıyanet olmayacağını göstermiştir.

4-         Hz. Ali, Peygamber için canını feda edercesine yatağına yatmıştır.

5-         Allah’ın gerçek mü’minleri nasıl koruyacağını göstermek için, müşriklerin önlerine, arkalarına set çekmesi, gözlerini perdelemesi ve peygam-beri görmemeleri!.. (Yasin: 9)

6-         Hz. Peygamberin mağarada Ebubekir’e: “Kork-ma, Allah bizimle beraberdir” demesi, Hz. Ebubekir’in çıkmakta olan yılanın deliğine ayağını koyması ve soktuğunda sessiz kalarak Allah Rasûlünün uykusunu bölmemesi…

7-         Allah Rasûlünün kendisine saldıran sürekayı affetmesi, onun da bu büyüklük karşısında müslüman olması…

8-         Göç edenler çok zengindi. Alacaklarından mallarından vazgeçtiler ama borçlarını ödediler. Dünya malına iltifat etmeyip kolayca ondan ayrılabililer. Ya biz, böyle bir imtihanla karşı karşıya kalsaydık acaba ne şekilde davranabilir-dik?

9-         Yolda Kubâ mescidi inşa edilirken peygamber, hem mimar, hem usta, hem de işçi olarak çalıştı…

10-     “Mü’minler kardeştir” buyruğuna kulak verip Ensar, muhacirlerle herşeylerini paylaşabilmiştir. Ya böyle bir şey, bize olsaydı, böyle bir şeyle biz imtihan edilseydik, yangın, deprem, sel felaket- zedeleri, düşman tasallutuna uğramış kardeşleri-miz bize muhtaç olsaydı biz ne yapar, nasıl davranırdık?

11-     Hicretten hemen sonra Peygamberimiz, mescid ve Suffa adı ile okul yapılmasına önem verilmiştir. Burada tebliğ görevi olan, insan yetiştirmek ile yükümlü olanların alacakları mesajlar vardır.

Cenab-ı Allah Mekke’de müslümanları koruyamaz mıydı? Neden hicret izni verdi? Hicrette büyük dersler vardır, alınacak ibretler vardır, bize uzanan mesajlar vardır da ondan… Allah bizi göç etmek zorunda bırakmasın…

 

MÜSLÜMANLARIN YILBAŞI

                        Hıristiyanların yılbaşı var da, müslümanla-rın yok mu? var.

Hz. Ömer devrinde güçlü bir islâm devleti kurul-duktan sonra, idari işlerin düzenlenmesinde, olayların ve tarihlerin belirlenmesinde zorluklar ortaya çıkmaya başladı. Bir takvim ihtiyacı zorunlu hale geldi.

Bunun için bir şûra toplantı

Borç senedinin tarihi üzerinde ay vardı, yıl yoktu, ihtilaf meydana geldi.

Bir de Basra Valisi Ebu Musâ-el – Esari, Halife-ye: “gönderilen mektuplarda tarih yok” demişti.

Şûrada Sad bin Ebi Vakkas, Hz. Peygamberin vefatının takvim başlangıcı olmasını teklif etti.

Talha bin Ubeydullah, Hz. Peygambere Peygam-berliğin gelişini teklif etti.

Hz. Ali, Peygamberin hicretinin esas alınmasını istedi.

Yapılan teklifleri değerlendiren Şûra, Hz. Ali’nin teklifini kabul etti. Hicret esas alındı. 1 Muharrem de müslümanların yılbaşı olarak kabul edildi.

Hıristiyanların çılgınca yaptıkları kutlamalara katılmayan müslümanlar, 1 Muharrem günü yılbaşı kutlarlar.

Birbirlerinin yılbaşını tebrik ederler, hayırlara vesile olmasını niyaz eder, dua ederler.

            – Çoluk çocuğa, ev halkına, eşe dosta, ziyaretler yaparlar, hediyeler alırlar.

            – Dargınlar, kırgınlar barışır.

            – Bugünlere kavuşturduğu için, Allah’a şükreder, dua ederler.

1 Muharrem, hıristiyanların yaptığı gibi çılgınlıkların yapıldığı bir zaman değildir.

Yılbaşını nasıl kutlayalım?

Hicri yılbaşına kavuşmamız nedeniyle hayatımızda yeni bir sayfa açılmıştır. Bu sayfanın iyi şeylerle dolması için ne lâzımsa yapılmalıdır.

Önce geçmiş bir yılın muhasebesi yapılmalıdır. Hatalar sevaplar göz önüne getirilmeli; eksiklikler giderilip, hatalar telafî edilmelidir.

Yeni yıla yeni düşünceler, faydalı işler yapma niyetiyle girilmelidir.

            – Cenab-ı Allah’a kendimiz için, yakınlarımız için, müslümanlar için dua ederek yeni yıla girmeliyiz.

            – Zulmün bitmesi için dua etmeliyiz.

            – Yeni yılda islâmî şuurun artması için çalışmalar yapmalıyız. Allah’tan sağlık, sıhhat ve hayırlı ömür niyaz etmeliyiz.

            – “Allah’ım, sen evveli ve sonu olmayan cömert, acıyan, ihsanı bol olansın. Bu yeni yılda bize helâl rızıklar ihsan et. Bu sene beni, yakınlarımı ve müslümanları şeytanın aldatmasından ve tuzaklarından koru. Nefsimizin kötülüklerine karşı bize yardım et!”

Allah’ım! Bizi sana yaklaştıracak, rızana uygun işler nasip eyle.

            Ey Allah’ım! Sen merhametlilerin en merhametlisi-sin. Bize merhametinle muamele et, diye dua etmeliyiz.

            – 10. gün aşure günü bu günü tek olmamak şartı ile oruçlu geçirmek sevaptır. Bugün ihtiyaç sahiplerine sadaka verilmelidir. Bolluğa sebep olacaktır inşallah.

            Aşûre gecesinin gününü oruçla geçirirken; gecesini de namazla Kur’an-la zikirle geçirmeliyiz ki, bu da Allah’ın affına ve rızasına sebep olur inşallah.

Hıristiyanların yılbaşı ile müslümanların yılbaşının kutlanış şekli, iki toplumun, iki inancın,iki medeniyetin farkını ortaya koyması bakımından çok önemlidir. Bir muharremi kutlamak lâzım.

Bir hıristiyandan daha yaman yılbaşı kutlayanlara karşı, kimliğimiz, kişiliğimiz açısından çok önemlidir.

İslâm inancına göre müslüman, başkalarını taklit etmez. Başkalarının uydusu olmaz. Çünkü Peygamber: “Başka bir topluma, millete benzeyen onlardandır” buyurmuştur. Allah bizi, müslümandan başkasına benzetmesin.

 

GERÇEK HİCRET NEDİR?

NİÇİN NEDEN HİCRET?

            Müslüman, daha işin başında: “La ilahe illallah” dediği andan itibaren, her fâniyi geride bırakarak, Bâkiye göç etmeyi göze almak ve söz vermemekle işe başlar…

Müslüman için “inandım” demenin manası değişiktir. Canını, malını Allah’a adamaktır. Gerektiğinde, Allah için her şeyi fedâ etmeyi göze almaktır.

Hal böyleyken hicret ruhu öldü. Müslüman, hicreti arzu etmez oldu. Dünyaya demir attı, esir hayatını tercih etti. Hicreti sadece Peygamberin 622 tarihinde Mekke’den Medine’ye gidişi olarak anlar oldu. Kendisinin bu dünyadan göçeceğini unuttu.

Nahl suresinin 41 ve 42. ayetlerine göre hicretten murat, Cenab-ı Allah’ın rızasını kazanmak ve dinini muhafaza için yapılan harekettir. Başka bir maksatla yapılan hicretin dinde yeri yoktur.

“Ben de göç edeyim ben de hicret edeyim” deyip sıkıntılı yeri terke kalkışmak, yanlıştır. Bu cihadı terk olur İnancımıza göre; sabredilecek, mücadele edilecek, sıkıntılar böylece aşılacaktır.

Hz. Peygamber: “Mekke’nin fethinden sonra hicret yoktur. Yalnız cihat etmek, cihada hazır olmak vardır. Cihada çağrıldığınız zaman hazır olun” buyurmuştur. (Riyaz üs-Salihin: 1/4)

Hicret, kaçış değildir. Daha rahat yaşamak, daha çok kazanmak için de hicret olmaz. Hicret, kötü şartlardan kaçış değildir.

Hicret, tebliğ için olur, cihad için olur, dini yaşamak için olur.

Kur’an-ın ifadesiyle: “Melekler, kendilerine zulmettikleri bir durumda iken, canlarını aldıkları kimselere sorar:

Siz ne iş yapmaktaydınız? Onlar da:

Biz yeryüzünde zayıf ve güçsüzdük, hicretten acizdik” derler. Melekler:

Allah’ın arzı geniş değil miydi? Oraya hicret etseydiniz ya! diyecekler. İşte böylelerinin barınacakları yer cehennemdir…” (Nisa: 97)

Hicretten maksat, rahat yaşayabilecek yurt aramak değildir. kötülüklerden iyiliğe, haramlardan helâle göç etmektir. Televizyonlu odadan televizyonsuz odaya gitmektir. Hicretten maksat günahtan uzaklaşmaktır. Hz. Peygamber: “Muhacir, Allah’ın nehyettiklerinden hicret eden, sakınan kimsedir” demiştir.

Hz. Aişe’nin ifadesiyle: “Mü’min, dini için Allah’a ve Rasülüne hicret etmek zorundadır.”

Rabbim, hepimizi günahlardan, haramlardan, yarın senin huzurunda sıkıntıya sokacak her şeyden ayrılmak, uzaklaştırmak nasip et!

Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur:

“Gerçek muhacir, Allah’ın yasakladığı şeyleri terk edendir.”

“Hakiki muhacir, hata ve günahları terk edendir.”

Ey müslüman!

Bizim hicretimiz budur…

Müslüman, yaşanılmaz hale gelen ortamdan inancını yaşayabileceği yere yönelecektir. Yapacağını, Allah rızası için yapacaktır. Allah’ın istemediklerinden, hoşlandığı şeylere ve sevdiği kişilere, işlere koşacaktır.

Hicret, müslümana farzdır. Kıyamete kadar farzdır. Cehaletten ilme, gafletten zikre, günahtan tevbeye koşacaktır.

Hicret, bizi bize döndüren, bizi bize kavuşturan manada olmalıdır. Bizi kemâle götürmelidir.

Bazıları, “Nereye gidelim!” diye soruyorlar. İslâm’da vatanı terk etme yoktur. Bulunulan yer ve şartlarda yaşamak, iyi bir ortam oluşturmak müslümanın görevidir.

İslâmda, iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak vardır. İyiyi, güzeli tebliğ etmek vardır. Tepki vardır. Pasif yaşamak, taviz vermek yoktur. Zulüm, sineye çekilmeyecektir.

Mekke’den çıkarılmasaydı Peygamber, çıkar gider miydi?

Dünyanın hiçbir yerinde o günkü Ensar yok. Nereye gideceksin? Giden sahipsiz kalır…

Ya bu deveyi güdeceksin, ya bu deveyi güdeceksin. Bu diyardan gitmek yok.

Korkak, pısırık müslüman olmaz. Allah’ın emrettiği hayat tarzını değil de, nefsinin hoşgördüğü hayat tarzını yaşamakla müslüman kalınmaz.

İşte müslümanın hicretten anlayacağı mana budur, bu olmalıdır.

 

AYETLERİN IŞIĞINDA

HİCRETLE İLGİLİ TESBİTLER

1-       Enfal sûresinin 72. ayetiyle farz kılınan hicret Peygamberin Mekke’den Medine’ye hicretidir..

2-       Mekke’nin fethinden sonra hicret kalkmıştır. Peygamberimiz: “Fetihten sonra hicret yoktur” buyurmuştur. (Müslim imaret: 85)

3-       Fiziki hicret son bulmuş, fakat ahlâkî manadaki hicret devam etmektedir. Müslüman, günahtan günah ortamından, şeytanın hakimiyet alanından göç etmek zorundadır. Bu hicret kıyamete kadar devam edecektir.

 

Günah ortamında eğleşmek günahtır, nefise de zulümdür. Günahlardan hicreti terk etmeyenin varacağı yer cehennem olacaktır. (Bak Nisa: 97)

4-       Allah yolunda hicret edenler, dünyada güzel mekân ve bol imkânlara kavuşur. Ahirette de en yüce mertebe olan Allah’ın rızasını kazanırlar. (Bak Nisa: 100 + Hac: 58 + Tevbe: 20 – 100)

5-       Hicrete gücü olmayan bağışlanır. Hicrete niyetlenip de yolda ölenler de Allah tarafından mükâfatlandırılır. (Bak Nisa: 98-100)

6-       Hicret, insanın dindeki samimiyetini belirtir. (Bak Enfal: 74)

7-       İmkânı olduğu halde şeytanın egemen olduğu bölgeyi terk etmeyen samimi değillerdir. (Bak Nisa: 89 + Ahzab: 50 + Mümtehıne: 10)

8-       Dini daha güzel yaşamak ve tebliğ etmek, Kur’an-da güzel görülmüştür. (Bak Nahl: 110)

9-       Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur:

“Gerçek muhacir, Allah’ın yasakladığı şeyleri terk eden kimsedir.” (Tecrid-i Sarih Tere 1/29)

 

Rabbim, günahtan, haramdan, her türlü kötülük ve kötü ortamdan müslüman kardeşlerimi korusun, kurtarsın ve muhacir sevabı versin inşallah!

 

HİCRET SIRASINDA

YAPILAN BAZI FEDAKARLIKLAR ŞUNLARDIR:

            – Âmir (ra) geceleri Allah Rasûlünün bulunduğu mağaraya gelir, sağdığı sütün içine kızgın taş koyar biraz pişirdikten sonra O’na içirirdi. Allah Rasûlü, mağaradan ayrılınca izlenmesin diye uzun bir mesafe izleri yok etmiştir.

Ebubekir’in oğlu Abdullah, alınan kararları, durumu gece mağaraya gelip, küçük yaşına rağmen haber getirmiştir.

            – Esmâ(ra) yiyecek temin etmiştir. Yol azığı temin etmiştir.

            – Hz. Ali(ra) ölüm döşeğine yatmıştır.

            – Hz. Ebubekir(ra) mağarada “Geldiler Ya Rasû-lellah!” deyip telaşa kapılmıştı. Allah Rasulü, ağ ören örümceği, mağara önüne yumurtlayan güvercini ve mağara önüne abdest bozan müşriki göstererek, merak etme, Allah bizimle beraberdir, demiş onu yatıştırmıştı.

            – Ebubekir(ra) delikten çıkan yılanın çıkmaması için ayağını tıkamış, sokunca da Allah Rasulü uyanmasın diye kendini tutmuş, o büyük acıya katlanmıştır.

            – Allah Rasulünü öldürüp 100 deveye sahip olmak isteyen Süreka üç defa atı tökezlemişti. Mesajı alan Süreka, müslüman oldu ve Allah Rasulünün talimatını dinlerken ona: “Takip edilmemizi önlemeye çalış” buyurmuş, Süreka da bunu yapmıştır.

            – Yolda Ümmü ma’bed ‘in çadırına uğradılar, yiyecek sordular. Hiçbir şey yoktu. Sürü ile gidemeyecek kadar zayıp bir koyun bir kenarda yatıyordu. Allah Rasülü:

            – Onu sağabilir miyim?

            – O kısırdır yaşlı ve zayıftır, dedi.

Allah Rasulü koyunu sıvazladı, sağmaya başladı, kap doldu herkes içti, evde Ümmü ma’bed’e yetecek kadar da süt kaldı.

            – Medineliler sevinçle Allah Rasülünü ve dostu Ebubekir’i karşıladı. Hep bir ağızdan şöyle diyorlardı:

“Ay doğdu üstümüze, vedâ tepeciğinden

Şükretmeliyiz elbet gönülden, tâ derinden,

Allah’a çağıran bu güzel davetciden, davetinden

Ey bize hakkı tebliğ için gönderilen peygamber!

Senin getirdiğindir; odur elbet uyulması gereken.”

Ensar, dünya durdukça gıpta edilecek bir kardeşlik ve fedakârlık örneği sergilemişlerdir. Bu yüzden Cenab-ı Allah onları Kur’an-da övmüştür.

“Medine’yi yurt edinmiş, imanı gönüllere yerleştirmiş kimseler, kendilerine gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde rahatsızlık hissetmez-ler.”

Kendileri muhtaç durumda olsa bile, onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa eren kimselerdir. (Haşr Sûresi: 9)

 

SONUÇ OLARAK;

Hz. Peygamberin ve muhacirlerin yaptığı hicret, müslümanların Mekke’li müşriklerin zulmünden kurtuluşunu ve devlet kurarak bir güç haline gelmelerini sağlamıştır. Artık müslümanlar vardır. Anlaşma yapabilirler, şart koşabilirler, haklarını savunabilirlerdi.

Hicreten sonra müslümanlar, teşkilatlandı. Anayasa hazırlandı. İslam devletinin temeli atıldı; Hıristiyanlarla, Yahudilerle, putpereslerle anlaşmalar yaptılar. İslam peygamberi, devlet başkanı sıfatı ile davasını daha iyi temsil etti ve daha etkili oldu. Krallara, sultanlara, devlet başkanlarına metuplar yazdı, onları islama davet etti.

Günümüzün hicreti, kokuşmuşluğun ötesinde beklenen, özlenen bir nesil yetiştirme şuuru ile, kötü ve kötülükleri kovmak, onlardan ayrılmaktır.

Şahsi hicretimizde, ahirete hicret etmeden, Allah’a hicret etmektir. Yani ölmeden önce ölmektir. Küfürden imana  yönelmektir. Şeytanın ve nefsin oluşturduğu mayınlı bölgelerden uzaklaşmaktır.

Bugün ne durumdayız?

Hicretten bu yana 44 müslüman ülke 2 milyara yaklaşan müslüman nüfusu ile islâm ülkeleri istenilen şuura erince dünyanın dengesini değiştirecek durumdadır.

Belçika, Avusturya gibi ülkelerde islâmiyet resmi din olarak tanınmıştır.

Almanya, Fransa, Amerika gibi ülkelerde islamiyet ikinci dindir.

Bütün dünyada islâmiyet, büyük bir hızla yayılan tek dindir. 21. asrın yegane dini olacaktır.

Kâfirler istemesede, Allah nurunu tamamlayacaktır. Bugün islâmiyet, yeryüzünün yayılan tek dinidir. 21. asır islâm asrı olacaktır.

Birşey hatırlatmak istiyorum: Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Ramazan-ı Şeriften sonra tutulan oruçların en hayırlısı, Allah’ın ayı olan muharremde tutulan oruçtur” (Tâç : 2/88) Bu hadise göre sizleri yeni yıla oruçla girmenizi tavsiye ederim. Bu ay içinde üç gün oruç tutulacak olursa, bir ay oruç tutmuş sevabı kazanacağımız müjdesi vardır.

 

PEYGAMBER BİRDE BİZE HİCRET ETSE:

Değerli müslümanlar, şöyle bir düşünelim ve samimi olarak cevap verelim:

-Hz. Muhammed Mustafa (sav), Medine’ye hicret ettiği gibi bize hicret edecek olsa, nasıl karşılarız? Ne deriz?

-Aniden çıkagelse, ne yaparız?

-Kapımızı açıp da, o’na buyur ya Rasûlüllah! Burası benim evim. Burada ben yaşıyorum. İşte benim eşim, işte benim oğlum, işte benim kızım, işte benim eşyalarım. İşte ben buyum” diyebilir miyiz? Evdeki dergi ve kitapları görüp Kur’an-ı sorarsa, nerede derse,

-Evdeki resimleri gazeteleri görüp, sen bunlarımı okuyorsun derse.

-Seyrettiğimiz şehvet kokan dizileri, kanalları görüp, sen bunları mı seyrediyorsun derse, NE CEVAP VERİRİZ?

-Bize günlük hayatımızı sorsa, nasıl yaşıyorsun, günlerin nasıl geçiyor, Kur’an, sünnet hayatının neresinde, hayatının kaçta kaçını kapsıyor? dese, NE CEVAP VERİRİZ?

-Allah Resûlünün sizinle kaldığı zaman içinde yaşadığınız hayatı devam mı ettirirsiniz, yoksa çekinir, bazı hatalarınızı düzeltir misiniz? Çoluk çocuğunuzla, eşinizle ve komşularınızla ilişkilerini aynen mi devam ettirirsiniz yoksa islâmcasını mı yaparsınız? Sofraya oturup kalkışınız, eskisi gibi mi olur, yoksa sünnet üzere mi olur?

-Ezanlar okunduğu zaman, eskisi gibi mi davranırsınız, yoksa gereğini hemen yapar mısınız?

-Çocuklarınızın davranışlarına eskisi gibi müsaade eder misiniz, yoksa bazı uyarı ve ikazlarda bulunur musunuz. Eski çalan bantlar, şarkılar, türküler gene çalmaya devam eder mi? Yoksa Allah Resûlü gidinceye kadar ara mı verirsiniz?

-Allah Resûlünü, sık sık gittiğiniz yerlere yanınızda çekinmeden götürebilir misiniz? Yoksa plânlar değişir mi? Haydi söyleyin?

-Bu giyim kuşamınızı onun yanında da giyebilir, yediğiniz, içtiğiniz şeyleri onunla beraber yiyip içebilir misiniz?

-Söyleyin, önce Allah Rasûlü’nün evinize gelmesini ister misiniz? Sizinle uzun süre kalmasını ister misiniz, yoksa aman deyip gelmesin mi istersiniz?

Sonrada o ayrıldığında sevinir misiniz, üzülür müsünüz? Haydi birşeyler söyleyin.

Biraz irkildiniz değil mi? Düzelmek, düzeltmek, değişmek ve değiştirmek ve uygun bir hayat yaşamak zorundayız.

Değerli okuyucularım,

Hicri yılbaşınız 1 Muharrem, şimdiden mübarek olsun. İslâm âlemi için insanlık için hayırlı olsun.

Önümüzdeki günlerin şahsımız, ailemiz, milletimiz ve islâm âlemi için insanlık için hayırlı olsun.

Önümüzdeki günlerin şahsımız, ailemiz, milletimiz ve islâm alemine, hatta insanlık aleminin hayırlara vesile olası niyazıyla bütün müslüman kardeşlerimizin hicri yılbaşını kutluyor, hepinize sağlıklı, huzur dolu, inancınızı yaşayabileceğiniz, sıkıntılardan uzak günler ve yıllar niyaz ederim.


Bu yazıyı 6.590 kişi okudu.

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.