Hoşgörülü olmak nasıl olur biliyor, uyguluyor muyuz?

Hoşgörü, ufak tefek hata ve kusurları görmezden gelmek, utandırmamak, yüze vurmamak, başa kalkmamak yapıcı olmaktır.

Allah: “ Öç almayıp bağışlamak, büyüklerin hareketidir.” Buyurur. (Şura:43)

Peygamber(sav) ede:

-“Sen onlara yumuşak davrandın. Şayet kaba ve katı yürekli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi. Onları affet, bağışlanmaları için dua et” (Al-i İmran:159)

Peygamber şöyle diyor:

-“ En sevimliniz, ahlakı güzel olanınız ve etrafı ile iyi geçinenizdir ki , onlar herkesi sever, herkes de onları sever. Benim yanımda en sevimsizleriniz, koğuculuk yapıp ara açan ve başkalarında kusur arayanınızdır” der. (Seçme hadisler:11)

-“Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz.” (Seçme Hadisler:76/3)

Hoşgörü, tarih boyunca hep tek taraflı uygulanmıştır. Tarihten bazı örnekler verelim:

Hz. Ömer, Kudüs’te papazın ısrarına rağmen  kilise de benden sonra Müslümanlar burayı camiye çevirirler düşüncesi ile namaz kılmamıştır.

Yavuz S.Selimin 510’da balkanlarda Müslümanlara rahat vermeyen Hıristiyanların İslam’a davet edilmesi davete uymayanların göç ettirilmesi fikrini şeyhülislam zembilli Ali efendi uygun görmemiştir.

Malazgirt’te Romen diyojen, krallar gibi karşılanıp uğurlanmış ama halkı gözlerini oyarak öldürmüştür. Fatih S. Mehmet “Yahudi tebamı, Havrada Hıristiyanları kilise de, Müslümanları da camide görmek isterim2 demiş.

Eti kemiği Türk sofrasında meydana gelen Ermeniler, işgal kuvvetlerini sevinçle karşılamış onlarla birlik olup yediği sofraya ihanet etmiştir. Kendilerinden yardım değil, sadece ihanet etmemeleri istendiğinde “ Bizim Türklere ödeyecek hiçbir nimet borcumuz yoktur.” Deyip yunanla, İngiliz’le , Fransız’la birleşip katliama, ırz namus tecavüze, mal yağmasına girişmişlerdir.

Bu sebepsiz kin, karşılıksız intikam duygusu hala kasıtlı olarak sürdürülmektedir. Ocak 1972’de Los Angeles baş konsolosu Mehmet Baydar ve yardımcısı Bahadır Demiri görev başında şehit eden 77 yaşındaki Mıgırdıç yanık yan ,  mahkemede verdiği ifade “ iki kötüyü temizledim” intikam aldım, Demiş. Türklere karşı açılan yeni bir savaşın öncüsü olacağından söz etmiştir. Diğer Hıristiyan milletlerin Ermenilerden kalır tarafı yoktur. “İzmir’in işgal edildiği gün” Ey Türkler ay yıldızı artık gökte göreceksiniz diye bağıran Yahudi’lerde görülmüştür. Ayrıca Durdoğlu adındaki Yahudi, İzmir’in işgalinden sonra yüksek türbeli yunan subaylarına bir ziyaret vermiş ve işgalin mesut bir hadise olduğunu söylemiştir.Gerek işgal günleri, gerek sonraları katliamlar yapılıyor yağmalarında ve Türk ırzına tasallutlarında büyük canavarlıklar gösteriyorlardı. Tecavüze uğramamış hane, yağma edilmemiş dükkan ve ev kalmıyor.  Palikaryalar, sokakta Türklerin  feslerini alıp ayak altında çiğniyor, Müslümanların Allah’ına küfür ediyor,  kuran yapraklarını abdest hanelere asıyor, kadınların çarşaflarını çıkarıp zorla “ Zito Vezizelos!” (yaşasın Venizelos) diye bağırtıyor, türlü hareketler yapıp eğleniyorlardı.

Harp icabı, düşmanlık gereği davranmaktan da öte vahşetler ve cinayetler işleyen bu insanlar(!) dan başka türlü bir davranış beklenemezdi. Yaptıkları her şeyi  ancak kendilerine yakışır biçimde yapmışlardı.

Son olarak Müslümanların ve Hıristiyanların insanlık anlayışını ortaya koyması bakımından tarihi iki hadiseyi nakletmekle yetineceğiz:

İspanya kralı “Müslümanları ne yapalım, onlarla beraber yaşamamız da bir sakınca var mıdır?” diye sormuştu. Papazların cevabı şu oldu:

-Biz Hıristiyan’ız, onlar ise Müslüman’dır. Onlar bizim felaketimize sevinirler, Müslümanların felaketine üzülürler, Müslümanların galibiyeti için dua ederler. Biz Muhammedilere düşmanız. Bu düşmanlık asla aramızdan kalkmaz. Bizim aramızda Mesih kullarından başkası olmamalıdır. Müslümanlar toplanıp günde beş vakit namaz kılarlar, bu ise bize çok dokunuyor. Onların bizim aramızda durması hatadır. Onlardan kim Hıristiyan olursa ne güzeldir. Hıristiyan olmayanı ateşle yakarım dersin ve dönmeyeni yakarsın.

Demeleri üzerine kral, bir emir çıkararak ne kadar kız, oğlan Müslüman çocuğu varsa kiliselere taksim edilerek İncil öğretilmesini, büyüklerden de Hıristiyan olmayanların yakılacağını bildirdi.

Kralın bu fermanını öğrenen Müslüman  halk : “ Biz oğlumuzu, kızımızı vermeyiz. Müslüman olarak birimiz kalıncaya kadar cenk ederiz. Ölenimiz şehit, kalanımız gazi olur.” diyerek boyun eğmediler.Fakat daha sonra kilise- kral iş birliği sonucunda ispanyada bir tek Müslüman kalmadı.

Fransız tarihçisi Albert Malet’in ifadesi ile:

“Türkler 17. asra kadar, iki yüz sene Avrupa için devamlı bir tehlike oldular. Macaristan’ı fethettiler, Viyana’ya kadar ilerlediler, orayı da kuşattılar. Bununla beraber, Türkler yendikleri devletlere dinlerini, kanunlarını, adetlerini ve dillerini kabul ettirmek için zorlamadılar. Onları kendi bünyelerinde eritmeyi ve hepsi tek millet haline getirmeyi denemediler. Yalnız hükümetleri yıkmakla ve  vergi almakla kaldılar. Onların kiliselerini, okullarını, dillerini, yaşayışlarını ve kanunlarını olduğu gibi bıraktılar.”

Malazgirt’te esir ettiği imparatorlarının hayatını bağışlayan Alpaslan’dan bu yana Rumlar, Türklerden şefkat, yardım  ve himaye görmüşlerdir.  Son Kıbrıs harekatı sırasında Rum esirlerine Adana ve Mersin’de yapılan muameleyi gören yabancı gazeteci, radyo ve televizyon muhabirleri, kızıl hac temsilcileri Rumların iddialarından dolayı başlarını önlerine eğmişler ve Türkler hakkında daha evvel ki yazdıklarından dolayı pişmanlık ifadesinde bulunmuşlardır. Aynı kişiler daha sonra Kıbrıs Rum kesiminde toplu katliamların sonucunda açılan çukurlardan Türk cesetleri çıkarılırken bozulmuş, Türk komutanının:

-Ne o İğrendiniz mi? sorusuna şu cevabı vermişler:

-Evet, ama ölülerinizden değil, insanlık ve medeniyet adına işlenen şu vahşetten!..

Türkler, kendilerine yapılan her türlü zulüm ve vahşeti unutarak Türk’ün haysiyetine yakışır bir şekilde davranmışlardır. Avrupa Katolik kiliselerinin yanında diğer kiliselerin kurulması olayları, kan gövdeyi götürme pahasına mal olurken, Türkler dini bakımdan büyük bir müsamaha gösteriyorlardı.Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan beri onun iradesine giren halk, dilediği gibi din törenlerini yapabilirdi. Bu serbestlik Avrupalıları o kadar kıskandırmıştır ki, reformun babası olan Lüter, Almanya üzerinde Türk idaresinin kurulmasını bile istemiştir.


Bu yazıyı 1.217 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.