Hurafeler

A.HURAFE NEDİR? KAYNAĞI VE YAYILIŞI

Hurafe, İslâm’da yeri olmayan şeydir. Hurafe kelimesinin kullanılışı şöyle olmuştur:

Rasûlullah (s.a) bir gece hanımlarına bir hâdise  anlatmıştı. Onlardan birisi:

-Ya Rasûlullah! Bu hikaye Hurafe’nin anlattıkları gibi oldu, dedi.

Allah’ın Rasûlü:

-Hurafe’nin ne olduğunu biliyor musunuz? Hurafe Uzre kabilesinden bir adamdı. Cahiliye döneminde cinler onu esir ettiler. Uzun müddet onların içinde kaldı. Daha sonra onu insanlar alemine geri gönderdiler. Cinler arasında gördüğü acâip şeyleri insanlara anlatırdı. Bu sebeple insanların duydukları acâip garip şeyler. (Hanbel, VI.157)

 

Hurafenin kaynağı çok eskilere dayanır. Denilebilir ki, hurafelerin hemen hepsi dış kaynaklıdır.

 

İslâm hurafeyi reddeder. Eski batıl dinler ve batıl inançlar hurafenin kaynağını teşkil eder. Eski dinlerden İslâm’a geçenler, eski inançlarının bir kısmı ile beraber Müslüman olmuş ve o alışkanlıklarından vazgeçememişlerdir.

 

Meselâ, cahiliye devrinin birçok inanç ve âdetinin hâlâ yaşatıldığı açıkça görülür. Türbelerde kandil yakma âdeti Fenikelilerden gelen bir âdettir. Büyücülük, falcılık Mısır ve Asurlulardan bize geçmiştir.

 

Araplar hastalıkların sebebini kötü ruhlar olarak biliyordu. Onlar, hastalara muska yaptırırlardı. Hastalar iyileşmeleri için putlara kurban sunar ve yalvarırdı. Hasta olmamak için de üzerlerinde havyan kemikleri taşırlardı. Şeytandan korunmak için putlara adakta bulunurlardı. Hastalıklar için ruh çağrılır ve hastalıklar kovulurdu. Hastalara kurşun dökerlerdi.

 

Prof. Dr. Asaf Ataseven şöyle diyor:

 

“ Araplar, beraberinde bir tavşan kemiği taşıdıkları takdirde hastalıklardan korunacaklarına inanırlardı; yılan sokmuş bir kimseyi zehir vücutta yayılmasın diye uyutmazlar, üzerine ziller takarlardı. Korkmuş bir kadının yüreğinin soğuduğuna inanarak sıcak su içirirlerdi. Çocukların çıkan dişlerini güneşe doğru attıkları takdirde yeni dişlerinin muntazam çıkacağına inanırlardı. Şaşıları değirmen taşına baktırarak tedavi yoluna giderlerdi. Yaraları kızgın demirle dağlarlardı. Vebadan korunmak için merkep gibi anırırlardı. Hastalıkları kahinlere gösterirler, sihir yaparlar, tapınaklarda putlara kurban keserlerdi. Hastaların içine giren şeytanı bu şekilde çıkaracaklarına inanırlardı.” (Diyanet Dergisi, Özel Sayı:4/95)

 

Tevhitten ayrılanlar, Kur’an ve hadise itibar etmeyenlere hurafeler sarılmışlar ve onarlı yaşatmışlardır.

 

Din eğitiminin yasak olduğu 1950 yılları öncesi dönemlerde hurafeler üremiş ve üretilmiştir. Denize düşen yılana sarılır hesabı dinini öğrenemeyen halk hurafeleri gerçek zannederek onlara sarılmışlardır.

 

Bugünde yanlış bilgi, yanlış kaynak ve kötü örnekler halkın yakasını bırakmamaktadır.

 

Hurafelerin yaşama ve yayılma imkanını bulmasının nedenleri vardır. Bunlardan bazıları:

–          Bilmemezlik

–          İnanç zayıflığı, dini kolay ve ucuz yaşama isteği

–          İnsanımızın zaaflarından yararlanılması

–          Menfaat

–          Sevap kazanma arzusu

–          Çare arama

–          Misyoner oyunları gibi nedenler hurafelerin yaşamasına neden olmaktadır.

 

Bazı çevrelerde hurafeler öyle itibar görüyor ki, karşı çıkanlar suçlanıyor. Çünkü hurafenin yayılma özelliği vardır. Mikrop gibi bulaşır, bulaşıcı hastalık gibi yayılır.

Diyorum ki, etrafınıza konu komşuya: “Ben gece şurada ışık gördüm nur indi, burada yatır var.” deyin, mum yakın ertesi gün orada mumların sayısının arttığını görürsünüz. Bir ağaca çaput bağlayın, ertesi gün bakın çaputlar çoğalmıştır. Adamın biri “Ben şeyhim “ desin. En kısa zamanda etrafında adamlar görecektir.

 

Toplumda bazıları insanları yanlış şeylerle uğraştırıyor. Kendisine bağlananlarında helâk olmasına neden oluyor. Övülmek, saygı görmek onları kör ve sağır yapıyor.

 

Peygamber (sav) buyuruyor ki: “Kötü çığır açanlar, kıyamete kadar ona uyanların günahı kadar günah alırlar.” Riyazü’s-Salihın:170

– Ümmetimin sonunda size, ne ecdadımızın ne de sizin duymadığınız haberleri nakleden kişiler olacak, onlardan sakının, onlardan uzak durun” buyurarak bizi uyarmıştır. (Müslim 1. Cilt, sayfa 9)

 

Cenab-ı Allah Kur’an’da: “ Dinleri fırka fırka ayırarak parçalayanlar var ya!.. Senin onlarla hiçbir alakan yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. (En’am:159) buyurarak dinde yalan uyduranların acıklı halini haber vermiştir.

 

Unutmayalım günümüzde tehlikeler ve tuzaklar çok. En önemli mesele de itikad düzgünlüğüdür.

 

Tehlikenin büyüklüğü de şeytan insanları aldatmak ve sapıtmak için Cenab-ı Allah’ın huzurunda yemin etmiştir.

 

Bir önemli hususta taklit ve özentiden korunmaktır. Sahabeden Ebu Said  el Hudri şöyle nakleder:

-Allah Rasûlü buyurdu ki: “ Sizden öncekilerin izlerini şüphesiz karış karış, arşın arşın takip edeceksiniz. Onlar bir kertenkele deliğine girmiş olsalar, sizde arkalarından gireceksiniz.

Dedik ki: ” Onlar Yahudi ya da Hristiyanlar mı?

Bize: “ Ya kimler olacak?” buyurdu.

 

B.HURAFELERİN ZARARLARI VE MÜCADELE

 

Hurafe, dinde olmayan birtakım batıl yanlışlardır. Onun için hurafelerden kaçınılmalıdır. Eğer kaçınılmayacak olursa, hurafelerin vereceği zararlardan kurtulamayız.

 

Hurafe dinde günah ve haram kılınmıştır. Hurafe ile meşgul olan günahla, haramla iştikal etmiş olur.

 

Atalarımız: “Rehberi karga olanın burnu pislikten kurtulmaz.” demişlerdir. Hurafeler insanı günaha sokar. İnsanın inancına zarar verir. Ameline zarar verir. Malına da zarar verir.

 

Hurafeler boş meşguliyetlerdir. Çirkin iştir. İnsanın mesleğine, itibarına gölge düşürür.

 

Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Allah: “ Haktan ayrıldıktan sonra, sapıklıktan başka ne kalır?” buyurur. –Yunus:32

 

Hurafelerden kaçınmayan birçok insan, istismarcıların eline düşüyor. Büyük zararlar görüyor, aldatılıyor, telafisi mümkün olmayan maddi ve manevi zararlar görüyor.

 

Bid’at ve hurafelerin etkileme gücü çok fazladır. İnsanı köleleştirir.

 

“ Diyanet, Şubat ayı aylık dergisinde hurafelerin Cazibesi’ni araştırdı. Uzman Psikolog Fatma Nevsun Duman’ın kaleme aldığı makalede, mavi göz boncuklarda teselli bulmak, kurşun dökmek, kapı üstlerine at nalı takmak, bebeğin üstüne sarı bez örtmek, gizli ceplerde muska taşımak, istenmedik bir şey karşısında kulak memesini çekiştirip tahtaya vurmak, eşiğe basmadan kapıdan atlamak, uğurlu gün uğurlu sayılarla işe başlamak gibi birçok inanışın hurafe olduğu vurgulandı. Tüm bunların insanın kendi etrafına çektiği dikenli teller olduğuna işaret edilen yazıda, ‘Bu kadar olmazsa olmazlarımızın arasında ruhumuzu ferahlatmak şöyle dursun adeta boğuluyoruz. Kendi bilgi, görgü ve deneyimlerine güvenmeyen, inanç itibariyle de boşluktaki insanlar bu tür arayışlar içine girerler. Boşlukta olan insan, istismarcılar tarafından kolayca yönlendirilebilir. Hurafeler içi boş, zemini olmayan kabullerdir.” denildi.

 

Hurafelerle mücadele zordur. Paslı çivilerin sökülüp atılmasından daha zordur. Peygamberimiz (sav) batıl inançlarla hayatı boyunca mücadele etmiştir. Günümüzde de Diyanet İşleri ve ilim sahipleri bu mücadeleyi devam ettirmelerine rağmen halkın direndiği hurafelerden kolay vazgeçemediği görülmektedir.

 

Bid’at ve hurafelerle mücadelede etkili olabilmek için:

 

-İslâm dini doğru şekilde öğretilmelidir. Çünkü bilmemezlik, eksik bilgi batılı, hurafeyi davet ediyor.

-Toplumda istismarcıların, yalancı ve soyguncuların önüne geçilmelidir.

-Bid’at ve hurafeler iyi tespit edilip halk bilgilendirilmelidir. Yazılı ve görsel basından en güzel şekilde istifade edilmelidir. En yetkili ağızlar bu konuya eğilmelidir. Müftülükler bu konuda çalışmalar yapmalıdır. Okullarda din dersi kitaplarında batıl inançlara ağırlık verilmelidir. Halkın aydınlanması için ücretsiz kitap ve broşürler dağıtılmalıdır.

-Hurafe ve batıl inançların zararları devamlı halka anlatılmalıdır. İslâm’da bunlara yer olmadığı vurgulanmalıdır.

-Bid’at ve hurafelerin insanın inancına ve yaptığı ibadetlere, iyi işlere büyük ölçüde zararı ortaya konmalıdır.

 

C.MİSYONERLERİN BATILA KATKILARI

 

Misyonerlerin isteği Anadolu topraklarıdır. Ona sahip olabilmek için hedef Müslüman Türk’tür ve Müslüman Türk’ü ayakta tutan İslâm Dinidir.

 

Misyonerler bu uğurda her türlü malzemeyi kullanmaktadırlar. İslâm’a zarar veremedikleri, Kur’an’a ve sünnete dokunamadıkları için Müslümanlar arasına bid!at ve hurafeler sokma yoluna gittiler. “Bak İslâm bozuldu.” diyebilmek için neler yapmadılar, neler uydurmadılar ki…

 

“Misyonerlerin başarılı sonuçlar alabilmek için uyguladıkları metodlardan bazıları da şunlardır:

-Önce yerli kültürü yok ederler.

-Milleti oluşturan maddî ve mânevi değerleri soysuzlaştırırlar.

Bilhassa İslâm Ülkelerinde önce mevcut kültürü eritici, sonra ona yeniden şekil verici yol izlerler.

-Genç neslin dinden uzak yetiştirilmesini sağlamaya çalışırlar.

-Buhran içinde olanlara kurtarıcı olarak Hristiyanlığı takdim ederler.

-Daima dünya sulhu için çalıştıklarını söylerler.

-İslâm’ın namaz, oruç gibi ibadetlerinin zor, Hristiyanlığın kiliseye gitmekle tamam olacağını telkin ederler. “ (O.Cilacı Türkiye’de Misyonerlik Faaliyetleri 15-16)

 

Geo G. Haris “ Müslümanlar Nasıl Hristiyan Yapılır?” adlı kitabında şunları söyler:

“Müslümanları Hristiyan yapmak çok zordur.  Çünkü Müslümanlar inançlarına ve ananelerine bağlıdır. Onları Hristiyan yapmak için şu hususlara dikkat edilmelidir:

1. Onları asla zorlamayınız. Kalplerine küçük bir şüphenin gelmesi bizim için yeter.

2. Genellikle fakir olan halka para ve hediyeler vererek Hristiyanlığa davet edilmelidir.

3. Müslümanların çoğu dinlerinden habersizdir. Hissettirmeden İslâm’a hurafeler sokun ve reformu gündeme getirin. İşinizi kolaylaştırın.

4. Onlara daima hepimiz Allah’a inanıyoruz, aranızda fark yok ancak Hristiyanlık bizi geliştirdi. Hak din Hristiyanlıktır.” deyiniz.

 

Azerbaycan’da faaliyet gösteren misyonerlere verilen talimat şöyledir:

1. Ülkenin Müslüman nüfusunu Hristiyanlaştırınız.

2. İslâm dini için tartışmaları sürdürünüz. İslâm’ı tenkit eden tezlerin halka ulaşmasını sağlayınız. (Altın Oluk Dergisi Sayı:129)

Yıllarca misyonerlik yapan Hempher, misyoner arkadaşlarına yapılacak tahibat hakkında şu nasihatlerde bulunmuştur:

1. Müslümanlar arasında ırkçılık ve milliyetçiliği körükleyin, dikkatleri İslâm dışı şeylere çekin.

2. Aralarında şu dört şeyi yayınız: İçki, kumar, zina ve domuz eti.

3. Cihadın geçici bir emir olduğunu anlatın.

4. Kafirlerin necis olmadığını anlatın.

5. Dinlerin bir olduğunu yayın.

6. Muhammed’in kilise yakmadığını saygı gösterdiğini, kilise yapmanın günah olmadığını söyleyin.

7. Müslümanları hadislerle ilgili şüpheye düşürün.

8. “Allah’ın insanların ibadetine ihtiyacı yoktur.” diyerek ibadetten alıkoyunuz.

9. Müslüman âlimlerin fakir kalmalarını temin ediniz.

10. Müslümanların inançlarına bid’atlar sokarak, İslam’ı gerici ve terör dini olmakla itham ediniz.

11. Çocukları babalardan uzaklaştırarak, onların vereceği dîni terbiyeden mahrum ediniz.

12. Müslüman kadını tahrik ederek, açılmasını temin ediniz. “Örtü, dinin emri değil, âdettir.” deyiniz.

13. İmamları kötüleyerek, cemaatle namaz kılmayı önleyiniz.

14. Türbelere karşı “bid’at” deyiniz yıkılmasını sağlayınız.

15. Seyyidlerin, peygamber soyundan geldikleri konusunda tereddüte düşürünüz.

16. Şiilerler sünnîlerin arasını açınız.

17. Emr-i bil-ma’rüf ve nehyi anil münkerin            farz olmadığını anlatınız.

18. Müslüman nüfusu azaltmak için doğumları azaltınız.

19. İslâm’ın yayılışını, öğretilmesini engelleyiniz.

20. Hayır kurumlarının sınırlarını daraltarak, devlete ait bir hale getiriniz. Öyle ki, hayır kurumları çalışamaz hale gelsin.

21. Kur’an hakkında şüpheye düşürecek tercümeler hazırlatıp: “ Bakın Kur’an’lar birbirini tutmuyor.” deyiniz. (Mehmet Can, Türkiye)

 

Misyonerlerin gayesi, yıkımdır, tahribattır. Çalışmalarının hiçbir zaman dîni propaganda olduğunu sezdirmezler. Hep yardım eder görünürler. Hristiyanlıkla İslâm’ı asla kıyaslamazlar. Açıkça İslâm’ı yerip Hristiyanlığı övmezler. İslâm’ı çarpıtırlar, İslâm’la ilgili şüpheler uyandırmaya çalışırlar. Millî ahlakı, millî kültürü yıkmak için ne lazımsa yaparlar. Bunu yaparken gizlilik prensibine uyarlar.

Şunu açıkça ifade edelim ki, misyoner faaliyetlerinden, gelen kitaplardan, gönderilen mektuplardan tedirgin olmaya hiç gerek yok. Vaade olsa, tehditte olsa aldırış etmemeliyiz. İnancımız, itikadımız sarsılmamalı, kafamız karışmamalı. Bu güne kadar zincir defalarca kırıldı, mektuplar çoğaltılıp gönderilmedi, broşürler yırtılıp atıldı, kimseye bir şeyler olmadı. Ne ölen oldu, ne hastalanan, ne de maddî mânevi kayba uğrayan oldu. Korkmayalım, bize de bir şey olmaz. Bu konuda etrafımızı da bilgilendirmemiz lâzım.

 

Misyonerle İslâmsız bir Türkiye oluşturmak istiyor. Hristiyan alemi hiçbir zaman iyi niyetli olmamıştır. Bunlardan hayır beklemek bilgisizlik olur. Bu konuda İngiliz Lordu Hadli şöyle der:

“ Eğer bugün Hristiyan misyonerlerin elindeki kaynaklar, Müslümanların elinde olsaydı, bütün dünya Müslümanlığın kucağına atılır, Müslümanların mantıklı esaslarını anlar, insanlar arasındaki dini uyuşmazlıklar ortadan kalkar, insanlık huzura kavuşurdu.”

 

Misyonerler atasözü gibi yıkıcı, bölücü ve uyuşturucu sözler uydurmuşlardır. Bunlardan bazılarını hatırlayalım:

-Ele geleni ye, dile geleni söyle.

-Yalansız iş mi var.

-Yandım diyene yan, öldüm diyene öl, de.

-Hak değirmen damındadır.

-Onunla cehenneme bile giderim.

-Kırk gün günahkâr, bir gün tövbekâr ol.

-Fala inanma, falsız kalma.

-Ahrete gidip gelen mi var?

-Görmedim, duymadım, bilmiyorum.

-Benim kalbim temiz.

-Bana ne, neme lazım.

-El öpmekle dudak aşınmaz.

-Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.

-Körün yanında sende kör ol.

-Üzümü ye, bağını sorma.

-Zengine dokun geç, fakirden sakın geç.

-İyilik yaptığının şerrinden korun.

-Gemisini kurtaran kaptan.

-Akara kokara bakma, cebine girene bak.

-Gelene ağam, gidene paşam de.

-Baş eğmekle baş ağrımaz.

-Erliğin onda dokuzu, kaçmaktır.

-Bal tutan parmağını yalar.

-Devletin malı deniz, yemeyen keriz.

-Hastaya bakmaktansa, hasta olmak iyidir.

-Her koyun kendi bacağından asılır.

-Haram helal ver Allah’ım, kulun durmaz yer Allah’ım.

-Zaman bunu gerektiriyor, şartlar bunu zorluyor.

-Acıma, acınacak hale gelirsin.

-Güzele bakmak sevaptır.

-Merhametten maraz doğar.

-Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.

-Adamakla mal tükenmez, ödemekle tükenir.

-Dünyaya bir kere gelinir, hızlı yaşa genç öl.

-Yağmur yağarken testini doldur.

-Bedava sirke baldan tatlıdır.

-Köprüden geçinceye kadar ayıya dayı de.

-Çağ sana uymazsa sen çağa uy.

-Sağır ol, kör ol, dilsiz ol, rahat ol.

-Kırk gün günahkâr, bir gün tövbekâr ol.

-Para her kapıyı açar.

-Verince kırkı, gider korku.

-Bit yiğitte bulunur.

-Nerede aş oraya yanaş, nerede aç oradan kaç.

 

İnsanın ahlakını, mayasını bozan, inancımıza asla uymayan bu sözlerden sonra birde yaptıkları telkinlere bakalım:

-Misyonerler kötü örnek, kötü model olarak etkilemeye çalışırlar. Giyimleri, yaşayışları ve telkinleri ile Müslüman gençleri kendilerine benzetmek için her çare başvururlar.  Genç, onlar gibi giyinmeye, haç takmaya başlar. Köpeği sevmeyen köpek sever olur. “Bir bebek, bir köpek” der. Böylece inanç ve gelenekler bozulur.

-Noel ağacını, Noel Babayı sevdirirler, evlere dükkanlara kadar sokarlar.

-Camilere sıra koyamayınca sandalye, tabure doldururlar.

-Müslümanları hacı olursunuz diye Efes’e götürür, vaftiz havuzuna sokarlar. Oradaki acı suyu zemzem diye içirirler.

-Hz. İsa’nın insanlık adına çarmıha gerildiğine inandırırlar.

-Din adamlarına İslâm büyüklerine karşı saygı ve bağlılığı azaltmak için ne lazımsa yaparlar.

-Müslümanları ibadetten soğutmaya, ibadetleri azaltmaya çalışırlar. “Kalbin temiz senin namaz kılmana gerek yok. Allah’ın senin ibadetine ihtiyacı mı var? derler. Beş vakit günde ömür boyu namaz çekilir mi? Bak Hristiyanlık ne kolay.” derler.           -İslâm’ın reforma, Rönesans’a ihtiyacı olduğunu

-İslâm’ın kılıç zoru ile yayıldığını

-Müslümanları İslâm’ın geri bıraktığını telkin ederler.

-Tanrı, Allah baba sözlerine alıştırmaya çalışırlar.

-Sünnetten, peygamber (as)dan ayırmak için hadisler uydurma, sünnete ne gerek var, Kur’an yeter derler.

-Gençler için satanist, ateist olacağına Hristiyan olsun, derler.

-Ha İsa, ha Musa, ha Muhammed aralarında ne fark var? Muhammed yeni bir şey getirmemiştir. İsa hak peygamber değil mi? O’na da uysak olmaz mı? telkininde bulunurlar.

 

Misyonerler emellerine ulaşabilmek için hain planlar kurarlar, şüphe ve tereddüt uyandırırlar, münakaşalı ortam hazırlarlar. Meselâ;

-Deccal kim? Çıktı mı, ne zaman çıkacak?

-Hızır yaşıyor mu? (Bunu tartışan İstanbul’da iki cami cemaati taşlaşmıştır.)

-Mezarlıktaki ağaçların meyvesi yenir mi? (Bunun için Kayseri-Konya alimleri ciltlerce kitap yazmışlardır.)

-Şüpheli şeyler hangi elle yenir?

-Cennetteki meyvelerin tadı nasıl, kaç yaşında olunacak?

-Türkiye İslâm ülkesi mi? Değil mi?

-Müslüman fırında, değirmende çalışır mı? (  Unlu elbiselerle mi tuvalete girecek? deyip fırınlar gayr-i müslimlerin eline geçmiştir.)

-Altın Müslümana haram. Altın işinde Müslüman çalışır mı? (Daha yeniye kadar büyük şehirlerde Müslüman sarraf pek nadir görülürdü.)

-Derdi veren Allah, ilaçla derman aramak Allah’a isyan olmaz mı? ( İlaç sanayi gayr-i müslimlerin eline geçmiştir.)

-İslâmi idare olmadığı için seçimlerde oy kullanmak günahtır. Seçtiğinin vebalini taşırsın.  (Böylece masonlar önemli koltuklara gelmişlerdir.)

-Kıyamet ne zaman kopacak? Ahir zaman diyerek Müslüman halk sosyal hayattan, dünyevi işlerden koparılmıştır.

-Harama besmele çekilir mi?

– “Allah’la kul arasına kimse giremez.” deyip sünneti ve peygamber (as)ı devreden çıkarma yoluna gitmişlerdir.

-Kur’an yetmiyor mu? Kur’an Müslümanlığı gerek, deyip Kur’an’ı anlaşılmaz hale getirmek istemektedirler.

-Başı açık, kısa kollu namaz olur mu? Cemaat arası tartışma ortamı hazırlamışlardır.

-Türk müsün? Müslüman mısın? Önce Türk mü Müslüman mısın? diyerek ırkçılık yarasını kaşımışlardır. Gençler hem Türküz, hem Müslümanız dememişler, kavga etmişlerdir.

Bu ve bunun gibi düşman oyunları uzayıp gitmektedir.

 

Misyonerlerin hazırladığı planların, tuzakların belgeleri çoktur. Meselâ patrikhanenin çalışma programı: Madde:5 “Türkleri dini bakımdan sarsmak, hocaları uydurma inanışlara saptırmak” diye geçer.

 

Kusursuz tatbik edilen bir planda Hempher’in İslam’ı Nasıl Yıkabiliriz? kitabıdır. Bu kitapta şöyle denilmektedir: ,

1. Müslümanların arasında, ırkçılık, milliyetçilik taassubunu körükleyecek ve onların dikkatlerini İslâmiyet’ten önceki kahramanlıklarına çekeceksiniz. Mısır’da Firavunluğu, İran’da Mecusîliği, Irak’ta Babilliliği, Anadolu’da eski medeniyetleri ihya edeceksiniz.

2. Zina, içki, kumar ve çeşitli oyunları hızlı bir şekilde yayacağız. Çıkardığınız meşgalelerle, Müslümanları din kitabı okumaya, dinlerini öğrenmeye vakit bulamayacak hale getireceğiz.

3. Cihâdın geçici bir farz olduğunu, vaktinin son bulduğunu telkîn edeceğiz. İslâm dinine ve İslâm ahlakına bağlı olan kimseleri kötületeceğiz. Din terbiyesinin kaynağı olan aile yuvalarını yok edeceğiz. Bunun için, müstehcen resimleri neşrederek, gençleri fuhşa, livâtaya, cinsî sapıklığa sürükleyeceğiz. İslâm ahlakını bozunca, İslamiyet’i yok etmek kolay olur.

4. Müslümanlara; Peygamberin, İslâm’ın kastının herhangi bir din olduğunu ve bu dinin Yahudilik ve Hristiyanlık da olabileceğini, sadece İslâm dininin olmadığı inanını aşılayacağız.

5. Müslümanları, ibadetlerden uzaklaştırmaya çalışacak ve dinin emirlerini tartışmaya açarak akıllarında şüphe hasıl edeceğiz.

6. Müslümanların inançlarına bid’atlar sokup, İslam’ı gericilik ve terör dini olmakla ithâm edeceksiniz. İslâm memleketlerinin geri kaldığını, sarsıntılara uğradığını söyleyecek ve böylece onların İslam’a olan bağlılıklarını zayıflatmış olacaksınız.

7. Çocukları babalarından uzaklaştırıp, büyüklerinin dini terbiyelerinden mahrum kalmalarını sağlayacaksınız. Onları, biz yetiştireceğiz. Çocuklar babalarının terbiyelerinden koptuğu an, dinden ve âlimlerden kopmaya mahrum olacaklardır.

8. Kadınların soyunmasını sağlayıp sonra da, gençleri ona karşı tahrik edip, her ikisinin arasında, beraberlik hâsıl olması için çalışacaksınız! Müslümanlığı yok etmek için, bu iş çok tesirlidir.

9. Seyyidlerin, Peygamberlerin soyundan geldikleri hususunda insanlar tereddüte düşürülecek. Seyyidlerin diğer insanlarla karışmaları, kaybolmaları temin edilecek.

10. Bütün Müslümanlara hürriyetin önemini bahane ederek, “ Herkes dilediğini yapabilir. Emr-i bil ma’rüf ve nehy-i anil münker farz değildir.” diyeceksiniz. Böylece İslamiyet’in emir ve yasaklarını ortadan kaldıracaksınız.

11. İslamiyet’in yanız Arapların dini olduğu fikri yayılacak. Mahalli inançlar desteklenerek İslam’ın yayılması ve Müslüman olmayanlara öğretilmesi faaliyetleri önlenecek.

12. Fıkıh kitapları saf dışı edilerek, dinin doğrudan Kur’an’dan öğrenilmesi için yönlendirme yapılacak. Sonra, Müslümanları Kur’an hakkında şüpheye düşürecek ve içinde noksanlık ve fazlalık bulunan tahrif edilmiş her dilde Kur’an tercümeleri  hazırlayıp diyeceksiniz ki: “Kur’an bozulmuş. Birbirini tutmuyor.” Aynı şekilde hadisler hakkında da şüphe uyandırılacak. Ayrıca, Arap memleketleri dışında, ezan, namaz gibi ibadetlerin Arapça yapılmasını önleyeceksiniz.” Mehmet Oruç 22-03-2002 Türkiye      

-Şeyh Ahmet Vasiyeti her devirde canlı tutulmakta ve devamlı okunması sağlanmaktadır. Bunun okunmaya devam etmesinin altında misyoner gücünün olması ve insanımızın dinini tam bilmemesi yatmaktadır.

Buradaki ifadeler İslam’a uygun değildir. Peygamber (sav) vefatından sonra mesaj vermemiş, tebliğde bulunmamıştır. Maddi ve manevi yıkım planlanmıştır. Zaman kaybı düşünülmüştür.

-Bal tefsiri, dinen mantıken uygun değil. İfadeler İslam’ın ruhu ile bağdaşmıyor. Ama Müslümanlar onunla meşgul ediliyor.

Müslüman-Türk halkına Hristiyanlıkla ilgili dualar, şans vaad eden mektuplar gönderilmekte. İlgisiz kalınırsa tehditler içermektedir. Ölüm tehdidi, hastalık, iflas gibi korkular verilmektedir.

Bilhassa belirli zamanlarda gönderilen bu tür mektuplarla ilgili araştırma yapma fırsatım oldu. Özü Hristiyanlık propagandasına dayanan bu mektuplarda:

1. İnanç ve kültür boşluğundan yararlanarak sinsice Hristiyanlık propagandası yapılmaktadır.

2. Zaman olarak da, öğrencilerin tam ders çalışacakları zamanlar, sınava girecekleri dönemler özellikle seçilerek 20 adet çoğaltılmak suretiyle zamanını çalma ve posta masrafları ile maddi zarara sokma gibi amaç güdülmektedir.

3. En önemli olan yönü de, gençlerin kafalarını karıştırılarak, gençlerde korku, tereddüt yaratarak, yanlış inanç ve düşüncelere yöneltmektir.

Bu durumu defalarca yetkililere yazdım. 1982 yılında Milli Eğitim Bakanından gelen cevapta: “Hristiyanlık faaliyetlerinden biri olarak görülen ve öğrenciler üzerinde olumsuz etkiler bırakabileceği muhakkak olan bu çeşit mektup ve diğer zararlı yayınlarla ilgili çalışmalar sürdürülmektedir.” gibi yuvarlak ifadelerle cevap verildi.

Misyoner faaliyetlerinin yeri, gönderilen kitap ve broşürlerin basım, dağıtım adresleri ve misyonerlerin maksadı tam olarak bilindiği halde tedbir alınmaması, misyonerlere daha çok çalışma imkanı vermektedir.

Ayrıca Hristiyanlığı İslam’ın seviyesine çıkarmak iki dinler arasında fark yokmuş düşüncesini vermek için “Dinler arası diyalog” propagandası yapılmaktadır. Dinler arası diyalog olmaz. Din adamları arası diyalog olur. Dinler arası diyalog derseniz; bir örnek vermek isterim: “Dinler arası diyalog çalışması yürüten Belçika-Türkiye Dostluğu ve Diyalog Derneği ile Foyer Bölgesel Entegrasyon Merkezi, Brüksel’in en büyük kiliselerinden Saint Jean Baptista’da ezan okutmuş, okutulan ezanda ‘Eşhedü Enne Muhammeden Rasûlullah’ (İnanırım ki Muhammed Allah’ın Rasülüdür.) kısmı es geçilmiştir. İşte dinler arası diyalog böyle olur. –05.06.2012-Yeni Akit

 

Batıla, bid’at ve hurafelere düşmemek için misyonerlerin plan ve tuzaklarına karşı halkımızın uyanık olması gerekir.


Bu yazıyı 821 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here