İbadetin Başı Bilgidir

İbadetlerin nasıl yapılacağını bilmeyenler, yaptıkları ibadetten zevk alamıyor, devamlı ibadet edemiyor.

İbadetlerin nasıl yapılacağının bilinmesi, ibadetten önce gelir. Çünkü bilgisizce yapılan ibadet kabul olmadığı gibi, sevabı da olmaz. Mesela; fıkıh ilmini bilmeden kılınan namaz, yatıp kalkmak olur. İnsanı Allah’a yaklaştırmaz ve kötülüklerden de alıkoymaz. Ayrıca zevk de vermez. Belki borç ödenir ama sevaplı bir ibadet olmaz.

Bilmeden ibadet eden insan şeytana maskara olur.

Peygamber (as) şöyle buyuruyor:

  • “Fıkıhsız ibadet olmaz. Dinin direği fıkıhtır.” (Ramuz el-Ehadis:376/1)
  • “Fıkıh bilmeden ibadet eden, geceleyin inşaat yapıp, gündüz olunca yıkana benzer.” (Age:292/3)

Bir yanlışı da şöyle yapıyoruz: ibadetler arasında “o mu bu mu”, “o mu önce şu mu önce” diyoruz. Hocama biri: “Önce fıkıh mı öğreneyim? Kur’an mı okuyayım?” demiş. Hocam ona: “Tabi ki fıkıh önce gelir. Ama iyi şeyleri birbiriyle tokuşturmamak gerekir. Bir iyi şeyi yapayım derken, başka iyi bir şeyi terk etmek doğru olmaz,” demişti.

*              *              *

        İnsanımız biliyormuş gibi görünüyor, bilmediğini sormuyor veya utanıyor sormuyor. Yanlış yapmaya razı oluyor.

        Allah: “Bilmiyorsanız bilenlere sorun.” (Enbiya:7) buyurarak öğrenme maksadıyla sorulmasını ve yanlış yapılmamasını emrediyor.

Bilgisini göstermek, mahcup etmek veya kendi yaptığını meşrulaştırmak için soru sormak zaten yanlıştır.

Rastgele adama soru sorup “Ben böyle cevap aldım” demek, yanlışa kılıf olmaz.

Atalarımız: “Sormak ayıp değil, bilmemek ayıptır,” demiştir. Sormak eksiklik değildir, bilmediğini soran da kınanamaz.

Soru sormaktan çekiniliyorsa ve mahrem bir konu ise bugün telefon var, internet var…

Bilinmeyenleri, yanlışları sormadan düzeltmek mümkün olmaz.

*              *              *

        Çok soru sorma hastası olanlar oluyor. Okumuyor, araştırmıyor en basit şeyleri bile defalarca soruyor.

        Sorulmaz değil, sorulur. Ama iyi niyetle, öğrenme maksadıyla sorulur. Lüzumsuz soru sorulmaz.

Peygamberimiz: “Ya hayır söyle ya da sus” buyuruyor. (Buhari, Edep:31)

Faydasız, kimseyi ilgilendirmeyen sorunların sorulmasında bir hayır yoktur.

Hadislerde şöyle buyruluyor:

  • “Dedikoduyu, çok soru sormayı ve malı telef etmeyi terk edin.” (Ramuz el-Ehadis:284/11)
  • “İnsanların şerlileri bir şey öğrenmek için değil, insanları yanıltmak için olur olmaz konularda soru soranlardır.” (Hadis Ans:7/2235)
  • “Sizden biri bir şeyi sorduğunda öğrenip, anlamak için sorsun. İmtihan için sormasın.” (Ramuz el-Ehadis:58/5)

*              *              *

        Herkes kendini dinde uzman sanıyor. Her konuda lafa karışıyor. Bir soru sorulsa herkes fetva veriyor.

        Her önüne gelene soru sorulmaz. Soru uzmana, işin ehline sorulur. Her soru sorana da ehil olmayan fetva veremez.

Başkalarını yanıltmak, yanlış bilgi vermek, veballi bir iştir. Soru sorana şöyle şöyle deyivermek basit bir iş değildir.

Kur’an’da, sünnette açık hüküm varsa, o konuda fetva istenmez ve fetva verilemez. Harama, günaha kılıf olacak ve haramı helalleştirecek fetva verilmez.

Fetvada delil esastır, delil olmadan fetva verilemez. “Bana göre böyle böyle…” denilemez.

Bir hadiste: “Kim halka ilmi olmaksızın fetva verirse, yerin ve göğün melekleri ona lanet eder,” buyrulur. (Ramuz el-Ehadis:407/10)

*              *              *

        İbadetlerden önce temizlik ve tuvalet adabına pek riayet edilmiyor. Tuvalete girenin, girmesi ile çıkması bir oluyor.

        Hâlbuki maddi ve manevi temizlik olmadan ibadet olmaz. Mide, kafa, kalp temizliğinden sonra maddi temizlik de güzel yapılmalıdır.

Erkekler mazereti yoksa ayakta işemez. Sonunda üç defa ıslak elle penis silinir.

Temizlik için kâğıt yeterli olmaz, su ile yıkanması gerekir. Bu temizlikler sol elle yapılır. Kıbleye dönülmez. Sonrasında eller güzelce sabunlanır, çeşme yanında asılı, herkesin kullandığı havlu ile silinmez.

Tuvaletten acele çıkılmaz. Son damla beklenir. Çıktıktan sonra hemen abdest alınmaz. Bir müddet yürünür veya biraz oturulur.

İdrar sıçramaları namaza manidir ve kabir azabına neden olur.

Abdestten vesvese duymamak için abdesti dikkatli ve güzel almak gerekir.

*              *              *

        Abdestli olmaya, abdestli iş yapmaya pek önem verilmiyor.

        Allah Musa peygambere: “Abdestsiz olduğun halde başına bir iş gelirse, suçu kendinden başkasında arama,” diye vahyetmiştir.

Bu konuda peygamberimiz şöyle buyuruyor:

  • “Size insanın derecesini yükselten, günahlarının affına neden olan bir şeyi haber vereyim mi? Zorluğa rağmen abdesti güzel almak ve namazı beklemektedir.” (Ramuz el-Ehadis:165/6)
  • “Kim emrolunduğu gibi abdest alır ve emrolunduğu gibi namaz kılarsa, geçmiş küçük günahları bağışlanır.” (Buhari, Vüdu:28) buyurur.
  • Diğer hadislerde de: “Ümmetim kıyamet gününde abdest nurlarından yüzleri, elleri, ayakları parlak olduğu halde çağrılır. Yüzünün parlaklığını arttırmak isteyenler, elinden geldiği kadar abdest alsın.” (R.Salihin:362)
  • “Abdestli olarak uyuyan, gece boyunca ibadette gibidir.” (Ramuz el-Ehadis:259/12)
  • “Abdestli olarak yatanın yanında bir melek bulunur. O melek gece durmadan: “Allah’ım onu affet,” diye dua eder.” (Age:410/13)

Abdest sevabının yanında şifadır. Hadislerde şöyle bildirilmiştir:

  • “Abdest alın, abdest sağlığı korur.” (İbn-i Kesir:6195)
  • “Nazar değen, yıkanıp abdest alsın.” (Ebu Davut, Tıp:15)
  • “Öfkelendiğiniz zaman abdest alın. Öfke şeytandandır. Şeytan ateşten yaratılmıştır. Ateşi su söndürür. Sizden biri öfkelendiği zaman abdest alsın.” (Age:4784)

*              *              *

        Abdest konusunda yapılan bazı yanlışlıklar:

  • Abdestsiz Kur’an-ı Kerim ellemek.
  • Kaçak su ile abdest almak.
  • Tabaka oluşturan şeyleri çıkartmadan abdest almak.
  • Bol su kullanmak, yüze su çarpmak.
  • Abdest alırken konuşmak.
  • Su döktürmek, havlu tutturmak.
  • Abdesti bozan şeylere dikkat etmemek, uyuklayıp namaz kılmak gibi…

Peygamber (as): “Beş şey oruçta ve abdestte hayır bırakmaz: Yalan, gıybet, söz taşımak, şehvetle harama bakmak ve yalan yere yemin etmek.” (Ramuz el-Ehadis:279/7) der.

Eğer bir şeyin zahmetini çekiyorsak, gayenin hasıl olabilmesi için o şeyi güzel yapmalıyız.

*              *              *

        Dinden, dini çevreden uzak büyüyen bazı gençlerimiz gusletmesini bilmiyor, cünüp geziyor.

        Eşi ile ilişki, ihtilam olma, inzal vaki olan, hayız, nifas sonu yıkanmak gerekir.

“Yıkanmak da neymiş?” denilemez. Gusül gerektiren olaydan sonra denge bozulur. Vücuttaki bozulan dengeyi sağlayabilmek için yıkanmak gerekir.

Yorulan vücut, hızlı atan kalp, hızlanan kan dolaşımı ancak yıkanmakla normale döner.

Vücudun statik elektriği ancak yıkanarak dengelenir. Kıl diplerinin, ağzın, burnun, kulak içlerinin temizliği yıkanarak sağlanır.

*              *              *

        Gusül konusunda yanlış yapılan bazı şeyler vardır:

        Cünüp olan kimse; namaz kılamaz, Kur’an okuyamaz, secde yapamaz, camiye giremez, Kâbe’yi tavaf edemez. Hayızlı ve nifaslı olan oruç tutamaz.

Zaman zaman diş dolgusunun cünüplüğün gitmesini engellediğini söyleyip kafa karıştıranlar oluyor. Diş dolgusu tedavi maksatlıdır. Kaplama da zaruret halinde yapılır. Yıkanırken suyun dolgu veya kaplamanın üzerinden geçmesi yeterlidir.

Dolgu, kaplama için abdestli olma, mezhep taklit etme mecburiyeti yoktur.

Gusül abdesti alırken, bütün kıl diplerinin yıkanması ve kuru yer kalmaması gerekir. Çukurlukların içine suyun gitmesi sağlanır.

Oje ve tabaka oluşturan krem, boya çıkarılmadan yıkanılmış olmaz.

Banyoda fazla kalınmaz, çok su kullanılmaz, konuşulmaz, şarkı türkü söylenmez.

Peygamber (as) şöyle buyurur:

  • “Menide gusül, mezi de abdest vardır.” (İslam Fıkhı Ans:1/271) Gusül yaptıktan sonra gelen akıntı sadece abdesti bozar, gusül abdestinin yenilenmesi gerekmez.

Bir hadiste: “Birinizin gusül abdesti aldıktan sonra zekerinden bir şey çıkarsa, sadece abdest alsın,” buyurmuştur. (Büyük Hadis Külliyatı:1/131)

 


Bu yazıyı 405 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.