Her Müslüman, kadere, hayır ve şer her şeyin Allah’tan olduğuna inanmakla mükelleftir.

Kul, ister, seçer, Cenab–ı Allah yaratır, takdir eder. Allah’ın takdiri, kulun iradesine mani değildir. Cenab–ı Allah önceden bildiği için öyle takdir etmiştir. Allah’ın takdiri kulu zorlamaz, yani insan takdir edileni yapmaya mecbur değildir.

İman esaslarına doğru bir şekilde inanılmazsa insan sapıtıverir.

İşimize gelmedi mi kaderi zalim ilân ediveriyoruz.

İyilik oldu mu kendimizden, istemediğimiz bir şey oldu mu “kötü kader, kara talih” diyoruz.

İnsan ne robottur ne de rüzgarın önünde oyuncak olan bir yaprak. İnsan, yapıp yapıp “alın yazısı” diyerek suçu üzerinden atamaz.

Tedbir almadan, çalışmadan kader deyip yatmak veya “Tevekkel Allah” diyen günaha girer. Kur’an-da:

– “Namaz kılınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin…” (Cuma: 10)

– “Bilirsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm: 39) buyrulur.

Allah resulü de: “İki günü eşik olan zarardadır” demiştir.

Bazı konular vardır ki akılla değil vahiyle çözülür. Aklımıza göre çözmeye kalkarsak, yanılırız. Onun için dini konular tartışılmaz, inanılır ve yaşanır. Dini konuları tartışmak ve yorumlamak, insanı dinin dışına iter.

Hz. Ömer (ra) şöyle anlatır:

Biri geldi – üzerinde yolcu alâmeti yoktu – peygambere sordu:

– İman nedir? Peygamber cevap verdi:

– Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmaktır.

Bu Cebrail’di.

– Doğru söyledin Ya Rasülullah, dedi. Kalkıp gitti. (Müslim iman: 1)

Doğru inanıyor muyuz, inanmıyor muyuz. Bunu bir gözden geçirip imanımızı düzeltmeliyiz. Bilmediklerimizi öğrenmeliyiz.

Kader: Allah’ın ezelden ebede her şeyi bilip takdir ve tayin etmesidir. Allah’ın ilim sıfatı ile ilgilidir. Allah her şeyi bilir.

Alın yazısı da denir, takdir de denir.

Hz. Peygamber (as):

– “Kaderi tekzib eden helak olur.” (Ramuz: 117/7)

– “Kaderi duadan başka bir şey çevirmez.” (Ramuz 486/11) demiştir.

Kur’an-da: “Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde birşeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilemezsiniz.” (Bakara: 216)

Öyleyse hayırlısı diyeceğiz, Allah’tan hayırlısını isteyeceğiz.

 

Kaza: Cenab –ı Allah’ın takdir etmiş olduğu şeylerin gerçekleşme zamanı gelince, Allah’ın takdirine uygun gerçekleşmesine denir. Allah’ın kudret ve yaratma sıfatı ile ilgilidir.

 

Dünyada her şey, kaza kadere bağlıdır. Allah’ın takdiri olmadan, izni olmadan hiçbir şey olmaz.

Allah’ın kaza ve kaderinden kaçılamaz.

İnsanın iradesinin dışında olan olaylar vardır. Kalbimizin çalışması, midemizin vazife görmesi gibi, doğmamız ölmemiz gibi. Kadın erkek oluşumuz gibi. Bunlar bizim irademizin dışındadır.

 

a) Bu konu tartışılmaz.

Kader hakkında biri, Hz. Ali’ye soru sorar. Hz. Ali: “O karanlık bir yoldur, ona girme” der. “O sana gizlenmiştir. Fazla karıştırma” diye de ilave eder.

Kader konusunda tartışan ashabına Hz. Peygamber şöyle der:

– “Sizden öncekiler böyle konuları tartıştıkları için helak oldular, böyle tartışmalara girmeyin.” (Tirmizi Kader: 1)

– “Kader hakkında konuşma. Bu ahir zamanda ümmetin şerlerine bırakıldı.” (Ramuz: 20/5)

Bir kutsi Hadiste de: “Bana iman edip de, kadere, hayır ve şerrin benim takdirimle olduğuna inanmayan benden başka Rab arasın.” (Ramuz: 331/81) buyrulmuştur.

 

b) İnsanın iradesi ve işleri:

İnsanın işleri ikiye ayrılır: Zorunlu ve iradeli organlarının çalışması, doğması, ölmesi, irade dışıdır. Bir de yapıp yapmamakta serbest olduğu işler vardır. Namaz kılıp kılmamak, hayır veya şer işleyip işlememek gibi. İnsan, işlediği sevapla cennete, işlediği günahla cehenneme gider.

İnsanın bir alışkanlığı bırakması veya devam ettirmesi kendi elindedir.

İnsan, yaptığı bir iş için “Ben yapmadım” diyebilir mi? Veya beni bir güç zorluyordu diyebilir mi?

Yaratan Allah, tercihi yapan insandır. Allah’ın takdiri, kulun iradesine mani değildir. Yoksa, mecburiyet olurdu. O zaman da kul, sorumlu tutulamazdı.

Kimse suçu Allah’a yükleyemez. Kulun, iradesi vardır.

Kur’an-da: – “Başınıza gelen musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir.” (Şura: 30)

– “Kim iyi iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa, kendi aleyhinedir.” (Fussilat: 46) diye bildirilmiştir.

İnsan ister sevaba koşar, ister günaha koşar.

İsteyen camiye gider, isteyen meyhaneye..

– Sabah isterse işine gider, isterse gitmez.

 

c) Kaza zorlama değildir.

Allah’ın yazmış, takdir etmiş olması, zorlamak değildir. Yani insanın iradesini baskı altına almak değildir. Her şey, insanın iradesi sınırları içinde olur. Allah, kulun öyle yapacağını bildiği için öyle yazmıştır.

Atalarımız: “İsteyen belasını bulur, isteyen Mevlasını bulur” der.  

İnsanın sorumlu tutulması ve iyilikler için sevap, kötülükler için cezanın oluşu da insanın işlerinde hür oluşunun ifadesidir.

İnsan bir iş için iradesini kullanır. Cenab –ı Allah da onun iradesi doğrultusunda yaratır.

İnsan, kendi kaderini kendi tayin eder. Değilse, zulüm olurdu.

İşlerimizde bizi zorlayan bir gücü, hiç hissetmeyiz. Her gün, isteğimizle yapar, ederiz, her işimizi seçeriz.

İnsanın bir işi yapınca, pişmanlık duyması, sevinmesi, “İyi ki böyle yaptım demesi” işlerinde zorlama olmadan isteyerek yaptığının delilidir.

Asansörün hangi düğmesine basarsanız, orada durur, orada inersiniz. Ben burada zorla indirildim, diyemezsiniz.

Cenab –ı Allah kulun seçimine göre yaratır. Kul, Allah böyle takdir etmiş ben ne yapayım, diyemez. Günahı işleyip, kendini suçsuz sayamaz. Sorsak:

– Bu günahı işlerken seni zorlayan oldu mu?

– Hayır, diyecek. Öyleyse suçlu kim?

İşin özü; insan, işlerini, ezelde Allah’ın takdir ettiği için öyle işlemez. Allah geniş ilmi ile bildiği için öyle yazmıştır.

Mesela; takvimde güneş tutulacak, ay tutulacak yazıyor. Ve tutuluyor. Güneş, ay, takvimde yazıldığı için tutulmaz.

Hava tahmin raporunda, yağmur yağacak deniliyor. Öyle dendiği için yağmur yağmaz.

Suç işleyen, kader kurbanı değildir.

İnsanı Cenab –ı Allah, küfür ve imandan boş olarak yaratmıştır. Dileyen iman eder, dileyen de küfreder.

“Her doğan İslâm fıtratı üzerine doğar.”

Kur’an-da: “Dileyen iman etsin dileyen inkar etsin.” (Kehf: 29)

– “Şüphesiz bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar.” (Mürselat: 29)

Kur’an-da emir ikidir: “Yap” – “Yapma.”

“Her şeyi Allah yaratmıştır. Biz yapmak zorundayız” denemez.

– “Kim hidayet yolunu seçerse, bunu kendi iyiliği için seçmiş olur. Kim de doğruluktan saparsa, kendi zararına sapmış olur. Kimse başkasının günahının cezasını çekmez.” (İsra: 15)

– “Bir topluluk kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez.” (Red: 11)

insan, ektiğini biçer.

– “Size azab gelip çatmadan rabbinize teslim olun.” (Zümer: 54) buyrulur.

Allah’ın kitap göndermesi, peygamber görevlendirmesi, mükafat ceza vâdi, Allah’ın yaratmakta zorlamadığını gösterir.

Bir de Allah, kötüyü kötü olarak yaratmamıştır. Şeytanı böyle mi yarattı? Bugün kötü düşünen, kötü yaşayanı da bu haliyle yaratmamıştır.

Sakat biri için bu çocuğun suçu ne? diyenler oluyor:

1- Önce ana – babada birhata olup olmadığına bakılır. Ana hamileyken sigara içtiyse, antibiyotik ilaç aldıysa, film çektirdiyse, beyi dövdüyse emaneti koruyamamış demektir.

2- Allah o haliyle kişiyi imtihan eder, ana babayı imtihan eder. Onu başkalarına ibret olarak sunmuştur.

3- Günahlarına keffaret olur. Onun o hali ahirette onu sevindirir.

4- O hal onun için veya başkaları için öyle hayırlıdır.

İsa peygamber kör birini görür. Ya rabbi bu da arkadaşları ile oynasa olmaz mı? der. Gözü açılan çocuk, İsa Peygamberi taşlar. İsa Peygamber:

– “Allah’ın işine ve takdirine karışılmaz” der.

 

d) Kader değişir mi?

Kur’an-da: “Allah ne dilerse onu yapar, dilediğini siler, dilediğini sabit bırakır…” (Rad: 39) buyrulmuştur.

Kaza değişir.

Peygamber bir gün yıkılacak duvarın yanından geçerken hızlı yürür. Kendine:

–   Allah’ın kazasından mı kaçıyorsun? denilince:

– Allah’ın kazasından Allah’ın kaderine sığınıyorum, der.

Hz. Ömer, Şam’da iken veba hastalığının bulunduğunu işitince geri döner. Ona da aynı soru sorulur:

– Allah’ın kazasından mı kaçıyorsun?

– Evet Allah’ın kazasından Allah’ın kaderine sığınıyorum, der.

Cenab –ı Allah, dua edin, tevbe edin, iyilik yapın, beni anın… diyor.

Hz. Ömer şöyle dua etmiştir:

“Allah’ım! Eğer adımı şakiler arasına yazdıysan, adımı oradan sil. Eğer saidler (iyiler) arasına yazdıysan onu orada sabit kıl. Zira sen, dilediğini siler, dilediğini sabit kılarsın.”

Hz. Peygamber: “Allah’ın Müslüman kul için her ne hüküm buyurursa hayırdır.” (Ramuz 169/5) demiştir.

Kul, çalışmazsa rızkını elde edemez. Kul, dilerse helâlden, dilerse haramdan elde eder.

Mesela; kul intihar ederse, ölüm şeklini değiştirir.

Hz. Peygamber: “Bir yerde bulaşıcı hastalık varsa oraya girmeyiniz. Orada iseniz dışarı çıkmayınız” demiştir. Bir hadislerinde de:

– “Kim, çirkin bir iş görürse eliyle değiştirsin. Eliyle mümkün olmazsa diliyle değiştirsin. O da olmazsa kalbi ile buğz etsin.” (Müslim iman: 49)

Cenab –ı Allah da:

“Kafir olanlara de ki: Eğer küfürlerine son verirlerse, geçmiş günahları mağfiret edilir.” (Enfal: 38) buyuruyor.

Bir de kaderi büyü değiştirir. Onun da çaresi insana bildirilmiştir. Devamlı Felak ve Nâs surelerini okumamızı istemiştir. Peygamberimiz bir de Allah’a sığınmamızı öğretmiştir. Zira Allah izin vermezse hiçbir şey olmaz.

Demek ki tedbirli olmak, çare aramak dua etmek, her şeyin hayırlısını istemek neticeyi güzele ve lehimize çeviriyor.

 

e) İnsan yaptıklarından sorumludur.

Nasıl iyilik yapınca mükafat hakkı ise, kötülük yapınca da ceza hakkıdır.

Kötülük yapıp, kendini kader kurbanı sayıp, sorumluluktan kendini kurtaramaz. Tercih ve irade sahibidir.

Tedbir, takdiri bozmaz derler. Doğrudur ama kul tedbir almakla yükümlüdür.

Yolun ortasından gidene, araba çarpınca sorumlu kimdir? Daha çok yayadır.

Tevekkülü doğru anlamak gerekir. “Ağılda oğlak doğar, nehir kenarında otu biter” derler. Oğlak doğar, nehir kenarına gitmezse kendisi için biten otu yiyemez.

Tevekkül, kaza kader inancı bizi tembelliğe götürmemelidir.

Tarla sürülüp ekilmezse mahsul vermez.

Kur’an-da: “Biz ona iyi ve kötü iki yol gösterdik.” (Beled: 10)

– “Kim iyi iş işlerse faydası kendisinedir. Kim de kötülük yaparsa, zararı kendinedir. Rabbin kullara zulmedici değildir.” (Fussılet: 46)

– “Bilmediğin şeyin ardına düşme; doğrusu kulak, göz ve kalp, bunların hepsi, o şeyden sorumlu olur.” (İsra: 36)

– “Allah fesadı sezmez.” (Bakara: 205)

– “Allah kullarının küfrüne razı olmaz.” (Zümer: 7)

– “Allah kötülükleri emretmez.” (A’raf: 28)

“Sana gelen iyilik Allah’tandır. Her kötülük de nefsindendir.” (Nisa: 79) buyrulmuş. Bu ayetleri göz ardı edemeyiz.

Bir mahalleyi su basmış. Adam balkona çıkmış bir kayık yanaşmış: “Atla”demişler. Alt katta su bastı.

Adam: Ben inançlı biriyim. Allah beni kurtarır, demiş. Su iyice yükselince bir helikopter gelmiş, ip atmış “Yapış” demişler. Adam: Ben inançlı biriyim. Allah beni kurtarır, demiş. Nihayet adam boğulmuş. Huzura çıkmış.

– Allah’ım ben inançlı biriydim. “Allah beni kurtarır” dedim. Kurtarmadın, demiş. Allah (cc):

– Ben sana iki kayık, bir helikopter gönderdim, niye kurtulmayı red ettin, demiş.

Söylendiğine göre İsa (as) a iblis gözükmüş ve ona:

– Sen, sana Allah’ın yazdığından başka bir şeyin isabet etmeyeceğini söylemiyor musun?

– Evet, diye cevap verdi İsa (as). Bunun üzerine:

– O halde kendini şu dağın tepesinden aşağı at. Eğer, sana kurtuluş yazılmışsa kurtulursun, dedi iblis. İsa peygamber:

– Ey Allah’ın düşmanı, kulunu Allah imtihan eder, dener. Kul Rabbini değil, der.

 

f) İyiyi de kötüyü de yaratan Allah’tır.

Her şeyi yaratan yüce Allah’tır. İyiliği de, kötülüğü de Allah yaratmıştır. Bir şeyi önce insan hak eder. Sonra Allah yaratır.

Allah’ın kötülüğü yaratmasına itiraz edilemez.

Kötülüğü de yaratan Allah’tır diye kötülüğe rıza gösterilemez.

Allah, domuzu niçin yarattı denilemez.

Cenab –ı Allah, “falanca Müslüman olsun, hayır işlesin, falanca kafir olsun kötülük işlesin” diye yazmamıştır. Allah kimseyi iyilikte ve kötülükte zorlamaz. Yoksa kul ahirette itiraz eder: “Rabbım! Sen benim için kötü olacak, kötülük yapacak yazmışsın, benim ne suçum var, demez mi?”

İnsanda irade vardır. Bir şeyi kazanınca, şans, kaybedince alınyazısı olmaz.

İyi olmayan hallerde ne yapalım: “kader böyleymiş” diyip boyun bükmek yanlış olur.

Cenab –ı Allah iyiliği de kötülüğü de yaratandır. Ama Allah, kötülüğe rıza göstermez. Zalimleri sevmez.

– “Bir kavim kendilerindeki iyi hali değiştirip bozmadıkça, Allah onların halini bozmaz.” (Rad: 11)

Allah insanın kötülüğe bulaşmaması için, peygamber göndermiş, kitap göndermiş, tebliği emretmiş, günah işlemeyin, demiş. Tevbe etmesini, dönmesini istemiştir.

Canlılar içinde tek sorumlu insandır. Neden? Akıl, irade insana verilmiştir de ondan.

İnsanın yaptığından pişmanlık duyması veya iyi ki böyle yapmışım demesi, neyin ifadesidir? Tabi ki serbestliğin ve hür iradenin ifadesidir.

Zorlama olsaydı, vicdan azabı, vicdan huzuru olur muydu?

Diyelim ki, asansöre bindik bir düğmeye bastık. Asansör durunca, niye durdun, niye buraya getirdin denilebilir mi?

İnsan, İslâm’da ne robottur, ne de rüzgarın önünde oradan oraya sürüklenen yaprak.. İnsan, akıllı, iradeli ve tercih gücüne sahip, kendini koruma, kurtarma yeteneği olan bir varlıktır.

 

g) Allah’ın yaratması süreklidir.

Kur’an-da: “Allah yedi kat göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Ferman, bunlar arasından inip durmaktadır ki, böylece Allah’ın her şeye kâdir olduğunu ve her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.” (Talak: 12)

– “Elinizden çıkana üzülmeyiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerle de şımarmayınız.” (Hadid: 23)

Allah her an yaratır, her an rızık verir. Yaratma durmaz. Olan olayları Cenab –ı Allah anında yaratmaktadır.

 

h) Kaderden kaçılmaz.

Kur’an-da bu şöyle ifade edilir:

– “Ölüm korkusundan dolayı yurtlarından çıkıp gidenleri görmedin mi? Allah onlara ölün dedi öldüler.” (Bakara: 243)

– “Yerde ve gökte Allah’ı aciz bırakamazsınız.” (Ankebut: 22)

Şöyle olmasaydı bu olmazdı denilemez.

 

I) Allah olmuşu da olacağı da bilir.

Kur’an-da şöyle ifade edilir:

“And olsun ki biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, geri kalanları da biliriz.” (Hıcr: 24)

Cenab –ı Allah’ın bilmesi ve takdir etmesi, insan iradesine etkilemediği gibi, insanı sorumluluktan da kurtarmaz.

 

i) Allah’ın yazdığından başkası olmaz.

Yüce Allah şöyle buyurur:

– “Deki: Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez…” (Tevbe: 51)

– “Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet isabet etmez…” (Tegabün: 11)

– Bir şey Allah müsaade ederse olur, etmezse olmaz.

– Allah bizim için bir fayda yazdıysa ondan fazlası gelmez.

– Bize bir zarar takdir ettiyse bize onun fazlasını yapamazlar.

 

j) Eceli Allah takdir eder.

Cenab –ı Allah, her yarattığı canlı için belli bir zaman tayin ve takdir etmiştir. bu sürenin sona ermesine ecel denir. Ecel ölüm olayının vuku bulduğu andır.

Kur’an-da: “Her canlı ölümü tadacaktır.” (Ankebut: 57)

Her canlıyı yaratan da, yaşatan da, öldürecek olan da, Allah’tır. İnsan ister yatağında ister kazada ölsün eceliyle ölmüştür.

Cenab –ı Allah:

– “Ecelleri geldiği zaman onlar ne bir saat geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” (Nahl: 61)

– “Hiç kimse, nerede ne zaman öleceğini bilemez.” (Lokman: 34)

– “Hiç kimse yok ki, ölümü Allah’ın iznine bağlı olmasın. Ölüm belli bir süreye göre yazılmıştır.” (Ali imran: 145)

– “Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri gidebilirler.” (A’raf: 34 + Yunus: 49)

– “Allah eceli geldiğinde ölümü ertelemez.” (Münafıkun: 11)

Allah’ın öldürmediğini kimse öldüremez.

Ömrün uzaması ifadesi; elemsiz, kedersiz, huzurlu bir ömür demektir. “Ömrü ancak iyilik artırır.” (Ramuz 486/11) der peygamberimiz.

İnsan ölse de, öldürülse de eceli ile ölür.

Sen şöyle oldu da ölmedin kurtuldun ifadesi yanlıştır. Demek ki eceli gelmemiştir, gelseydi ölürdü.

 

k) Her canlının rızkını Allah tayin eder.

Canlıların yaşaması için Allah’ın onlara verdiği şeylere rızık denir. Helâl, haram, kulun yiyip içtiği herşey rızıktır. Ancak Allah harama razı değildir.

– “Ey insanlar! Helâl ve temiz olanlarından yiyin” der. (Bakara: 168)

– “Yeryüzündeki her canlının rızkı, yalnız Allah’ın üzerinedir.” (Hud: 6)

– “Göklerin ve yerin anahtarı O’nundur. Dilediğine rızkı bol verir. Dilediğinde de kısar. O, her şeyi bilendir.” (Şura: 12) buyrulur.

Bir hadiste: “Adam işlediği günah karşılığı rızkından mahrum olur.” (Ramuz: 98/7)

Bir ayette de: “Kim beni anmaktan yüz çevirirse sıkıntılı hayatı olur” (Taha: 124) buyrulur.

Rızkı yaratan Allah’tır. Hak eden elde eden kuldur. Kul rızkını dilerse helâlden dilerse haramdan elde eder. Harama Allah razı olmaz.

– “Allah’ın size verdiği rızıktan helâl ve temiz olarak yiyin. Eğer yalnız Allah’a ibadet ediyorsanız, onun nimetine şükredin.” (Nahl: 114)

Herkes kendi rızkını, tayin edildiği ölçüde yer, kimse kimsenin rızkını yiyemez.

Ağılda oğlak doğar nehirde otu biter, derler. Fakat oğlağın nasibini yiyebilmesi için oğlağın nehir kenarına kadar zahmet etmesi gerekir.

Rızık onun bunun elinde de aranmamalıdır. Allah’tan başkasından da beklenti içine girilmemelidir. Çünkü rızkı veren Alemlerin Rabbi Allah’tır. O, duvara taş diye konan kaplumbağayı kuşlarla besler. Anası ölen yavru kuşları başka kuşları besletir. Depremde yıkıntıların altındaki sabi çocukları yedirir, içirir.

Allah’tan başkasından rızık beklenmemelidir. Allah kâfidir. Allah rızık verendir.

 

l) Kaza kader inancının faydaları:

Kadere inanan, üzüntü çekmez, belâ ve musibetler ona ağır gelmez. Peygamberimiz: “Kadere iman üzüntüyü giderir.” (Ramuz: 193/5) der.

Acı ve üzüntülerden şikayet etmez, günahlarına keffaret olduğunu düşünür.

Kadere inanan, Allah’ın dilemesinden, takdirinden başka bir şey olmayacağına inandığından, ecelini rızkını onun bunun elinde arayıp, taviz vermez. Eğilip bükülmez, şahsiyetsizlik yapmaz.

Kaza kaderin ne olduğunu bilen, karamsar olmaz, her şeyi kötü kadere bağlayıp mahvolmaz. Yersiz telaş etmez.

İnanan kimse, kendine ait olanla yetinir, şükreder, başkasının hakkına tecavüz etmez.

İman, doğacak depresyonlar için sigortadır. Yoksa hayatın acıları çekilmez olur.

Herkes kader inancını tam bilse, hiçbir cinayet, hiçbir intihar olayı olmaz.

Her şeyin Allah’tan geldiğine inanan insanın, insanlarla problemi olmaz.

Her felaket bizim hata ve günahlarımızdan kaynaklandığı bilinmiş olsa, suçlu aranmaz, insanımızda arınma ve düzelme olur. Acı çekmez. Geleceğe ümitle bakar.

İnanan, her şeyde hayır vardır, der. Hayırlısı böyleymiş, der.

Rabbim neylerse güzel eyler, der. Allah’tan gelene boyun eğer.

 

m) Takdire tedbir lazımdır.

Olayları yaratan Allah’tır. Allah’ın takdiri deyip tedbir almamak olmaz. Yıkılacak evin içinde oturulmaz.

Hz. Ömer’in “diyar –ı Dicle’de bir kurt kapsa bir koyunu, gelir de adl –i ilâhi Ömer’den sorar onu” dediği meşhurdur.

Demek ki tedbiri elden bırakmamak, sorumluluğumuzu ve üzerimize düşen görevi yerine getirmek, daha sonra Allah’ın takdirine bel bağlamak esas oluyor.

Öyle olmasa, herkes yaptığından niçin sorumlu tutulsun, büyük hesap gününde niçin hesaba çekilsin!

Hz. Peygamber şöyle buyurur:

– “Çevrelenmemiş çıplak bir dam üzerinde uyurken ondan düşüpte ölen bir kimseye karşı sorumluluk yoktur. (Suç kendisinindir.)

– Kim de deniz dalgalandığı bir anda deniz taşıtlarına binerse ve bu yüzden helak olursa, ondan da kimse sorumlu değildir.”

(Ahmed İbn –i Hanbel)

Allah: “Ey iman edenler! Tedbirlerinizi alın.” (Nisa: 71) diye emrediyor.

İlk karantina ilân eden İslâm peygamberidir.

“Ey Allah’ın kulları tedavi olun” diyen peygamberimizdir.

Tedbirsiz ölüm intihardır. Hız sınırını aşan veya alkol alıp kaza yapan, sigara içmeyin denilip dururken sigaradan ölen intihar suçu işlemiş olur.

Özün özü şudur:

Alın yazısı ve kader kelimelerine sığınıp kendimizi sorumluluktan kurtaramayız.

Şair:

“Hiç kuluna zulmeder mi Hüdası

Kulun çektiği kendi cezası” demiştir.

Cenab –ı Allah Kutsi Hadiste: “Kaza kaderime rıza göstermeyen kendine benden başka Rab arasın.”

Bir hadiste: “Allah işini sağlam ve güzel yapanı sever” buyuruyor.

Kaza kader inancı, insanı tembelliğe sevk eden bir inanç değildir. Olmamalıdır.

Çalışmayı ibadet sayan bir dinimiz var. Çünkü rızık tesadüflere bağlı değildir. Allah yuvasında uyuklayan kuşu doyurmaz.

Kaza, kader inancı, insana güç veren bir inançtır.

İnanan, ecelini, rızkını onun bunun elinde aramaz.

İnanan, kendisinin aciz ve kötü olarak yaratılmadığına inanır.

İnanan, musibet ve belalar isabet edince boşuna feryat edip, isyankar olmaz.

“Kadere iman, hüzün ve kaderi giderir” denmiştir.

İnanan, elinden geleni yapar, sonuç kötü olsa da, iyi olsa da takdir –i ilahi böyleymiş, der.

Bizden öncekiler, ölmekten korkmamış: “Allah Allah” diyerek düşman üzerine atılmışlar, düşmana iman gücünün üstünlüğünü ispatlamışlardır. Bunun için gururlanmamışlar, felaketler içinde fazla üzülmemişlerdir. Çünkü hayır da şer de Allah’tandır.

Hoştur bana senden gelen,

Ya gonca gül, yahud diken,

Lütfunda hoş kahrında hoş.

Ya rabbi, Bizi kaza kaderine boyun eğen, mütevekkil kullarından et.

 

n) Tevekkül İnancı:

Tevekkül, Hakk’a dayanmak, güvenmek, bağlanmak, işi Allah’a havale etmek demektir. Bunun Kur’an-da şöyle ifade edildiğini görüyoruz: “- Kendisinden başka tapılacak bir ilah olmayan Allah bana yeter, ben ona tevekkül ettim, O’na uyup bağlandım.”

– “Kararını verdiğin zaman, artık Allah’a güvenip dayan. Çünkü Allah kendisine dayanıp güvenenleri sever.” (Ali imran : 159)

Müslümanın şöyle demesi istenir: – “Allah bize yeter. O ne güzel vekildir.” (Ali imran: 173)

Hadis: “Şayet siz Allah’a hakkıyla tevekkül etmiş olsaydınız, kuşlar gibi rızıklandırılırdınız. Onlar sabahleyin yuvalarından aç ayrılırlar, akşam tok dönerler.” (Taç: 5/205)

–         “Eğer gerçekten iman ediyorsanız, Allah’a tevekkül ediniz.” (Maida: 23)

Hz. İbrahim, oğlu İsmail ile hanımı Hacer’i bu günkü zemzem suyunun bulunduğu yere bıraktığı zaman Hacer:

–         Bizi buraya bırakıp nereye gidiyorsun, bunu sana Allah mı emretti? Demişti. İbrahim (AS):

–         “Evet Allah emretti” dedi. Hacer bunu duyunca:

–         “Öyleyse bize Allah yeter, o bizi korur” dedi. Allah’a dayandı, Allah’a güvendi. Rableri onları korudu.

 

Nemrut, İbrahim peygamberi ateşe attı, tam atılmadan Cebrail: “Benden bir isteğin var mı ? dedi. İbrahim (AS):

–         Allah bana yeter, o ne güzel vekildir” cevabını verdi.

Ateş onu yakmadı.

 

Allah Resulü, İslâmi tebliğde hep Allah’a güvenip, Allah’a dayandı. Kimseden bir şey beklemedi. Davandan vazgeç diyenlere:

–         Vallahi güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseniz gene de bu davamdan vazgeçemem” cevabını verdi.

 

Hicret sırasında Sevr mağarasında Ebu Bekir müşriklerin yaklaşması ile telaşlandı. Peygamber ona: “Üzülme Allah bizimle beraberdir” dedi. (Tevbe: 40)

Ortada ne güvercin vardı, ne de örümcek Allah müşriklerin gözünü kör etmişti.

Peygamber Necit Gazası’ndan dönerken yorulmuş ve bir ağacın altında uymuştu. Uymadan önce kılıcını da ağacın dalına asmıştı. Müşriklerden bir bedevi düşman askeri, oradan geçerken peygamberimizin uyuduğunu  görmüş ve ağacın dalından kılıcını alarak başına dikilmişti. Bedevi, peygamberimizi uyandırıp:

–         “Seni, benim elimden şimdi kim kurtaracak” dedi. Peygamberimiz büyük bir iman, tevekkül ve cesaretle: “Allah!…” buyurdu.

Bu yüce söz karşısında çarpılmışa dönen bedevinin elinden kılıç yere düşmüştü. Bu defa kılıcı peygamberimiz alıp ona sordu:

–         Seni benden kim koruyacak ?

–         Muhammed kurtarır?

–         Şehadet getirip, Müslüman olur musun?

–         Hayır, şehadet getirmem. Fakat bundan sonra seninle savaşmayacağıma söz veriyorum. (BUHARİ – MÜSLİM)

Tevekkül, maddî ve manevî sebeplere sarılıp, yapılacak bir şey kalmadıktan sonra işi Cenab –ı Allah’a bırakmaktır.

Hasta, ilacını kullanacaktır. Ondan sonra şifa isteyecektir. Peygamberimiz: “Ey Allah’ın kulları, tedavi olun. Allah hiçbir dert vermemiştir ki, dermanını da vermiş olmasın” diyor.

Çiftçi, zamanında, tavında, tarlasını sürecek, ekecek, gübre atacak, ilaç kullanacak, sulayacak ondan sonra mahsul bekleyecektir. Selden, yangından Allah’a sığınacaktır. İşte tevekkül budur.

Yuvasında uyuklayan kuşu Allah doyurmaz. Her şey sebebe bağlıdır. Devesini bırakıveren birine peygamberimiz:

– Deveni ne yaptın, dedi. – Allah’a havale ettim, deyince:

– Deveni sağlam kazığa bağla, ondan sonra tevekkül et, demiştir. (Tirmiz: Kıyamet: 60)

Hz. Ömer (ra), tembel tembel oturanlara: “Siz ne yapıyorsunuz?”

– Biz mütevekkilleriz, dediler. O da: “Siz tembellersiniz, gökten ne altın yağar ne de gümüş” demiş, onları kovalamıştır.

Tevekkül, tembelliğe, miskinliğe pirim veren bir anlayış olmamalıdır. İslâm’da dünya ahiret dengesi kurulacaktır. Çalışmak ibadettir. İslâm’da bir lokma bir hırka anlayışı yoktur. Alın teri vardır, emek vardır.

 


Bu yazıyı 2.408 kişi okudu.

Araştırmacı Yazar
Mustafa ÖSELMİŞ