İNSAN VE HAYAT

Dünya ve içindekiler yaratıldıktan sonra sıra insanın yaratılmasına gelmişti. Cenab-ı Allah meleklere dedi ki:

– Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.

Melekler:

– Bizler sana ibadet ve itaat edip dururken yeryüzünde fesat çıkaracak, kan dökecek birini mi  yaratacaksın? dediler.

Allah da onlara:

– ‘‘Sizin bilmediğinizi ben bilirim’’ dedi. (Bakara:30)

İlk insana ve ilk peygamber Adem (as)’ı yarattı. Ondan da Havva validemizi yarattı. Diğer insanlarda onlardan dünyaya geldi. (Nisa:1)

Adem ile Havva yaratıldıktan sonra Cennete konuldu. ‘‘Şeytan senin için ve eşin için büyük düşmandır.’’ Diye de uyardı. (Taha:117)

Fakat şeytan emre uymadığı için kovulmuştu. O’da insanları saptıracağım diye yemin etmişti. Nihayet onları kandırdı. (A’raf:20-22)

Cenab-ı Allah da işledikleri günah yüzünden cennetten çıkardı. Yer yüzüne indirdi.(A’raf:24)

Şeytan’da Cennette idi. Meleklerin hocası idi ve ateşten yaratılmıştı. İtaatsizliği yüzünden cennetten kovuldu. (A’raf:13)

Artık yeryüzünde insanla uğraşacaktı. Cenab-ı Allah insanları uyardı, dedi ki:

– ‘‘Ey Ademoğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek elbise, süslenecek giysi yarattık. Şeytan ana babanızın ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın.’’ (A’raf:26-27)

Allah insanı diğer canlılardan üstün ve farklı yaratmıştır. İnsan diğer canlılar gibi et ve kemikten ibaret değildir. Ona ruh gibi, akıl gibi bir nimet vermiştir. Bununla insan isterse, bazı meleklerden bile üstün duruma gelebilir. İsterse de ‘‘Belhüm adel’’ denilen hayvanlardan da aşağı duruma düşebilir. Aziz olmak da, zelil olmak da insanın elindedir.

Yılan suyu ne yapar? Zehir yapar? Ya koyun ne yapar? O da süt yapar. İnsanlarda böyledir…

Allah (cc) her şeyi insan yararına yaratmış ve insanın emrine vermiştir. ‘‘Gökte ve yerde ne varsa, hepsini sizin için yarattık’’ buyurur. (Bakara:29)

İnsan bazı zaaflarla yaratılmıştır. Mesela hırsına düşkündür. Nankördür. İsyankardır. Beni Allah yarattı, bunca nimetler verdi. Buna karşılık benden istekleri var demez. Her şeyi ben yarattım, gururuna kapılır. Halbuki insan acizdir. Evveli bir damla su, sonu da toprak olmaktır.

‘‘Çıkmışsa ilâhi emir bahane bol,

Toprakta başlar, toprakta biter bu yol.’’

İnsanın yaratılış sebebi imtihandır. (İnsan:2) ‘‘Bilin ki; çocuklarınız, mallarınız imtihan sebebidir.’’ (En’fal:28) buyrulmuştur. Şöyle bir soru soralım: İmtihanda olduğunun farkında olan kaç kişi var? Kaç kişi imtihandaymış gibi davranıyor?

Birde şunu unutmamak gerekir ki, insan hayvan azmanı değildir. Ne ana tarafından nede baba tarafından hayvandan gelmemiştir. Sırf Cenab-ı Allah’ı inkâr için Darwin nazariyesini sürdürenler var. Hala hayvan soyundan hayvan olduklarını iddia edenler var.

Cenab-ı Allah her insanı İslâm fıtratı üzerine yaratmıştır. Bazılarına Cenab-ı Allah ihsanda, lütuf da bulunmuş, hidayet nasip etmiştir. Bazıları da bundan mahrum kalmıştır.

İnsan başıboş değildir. Hayatın bir gayesi vardır. Bir ömür geçirip kurtulamamak mezarlıkta yatıp da fatihalardan istifade edememek acıdır. Fırsatlar yaz bulutu gibi gelip geçiveriyor. Fırsatları iyi değerlendirmek gerekir. Yoksa kaçırılan hiçbir fırsat geri getirilemiyor. İnsan ah, vah, keşke deyip pişmanlık duyduğu zaman ona şöyle denilecek ‘‘İşte bu senin öteden beri kaçırdığın şeydir.’’ (Kaf:19)

Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşanıyor. Allah:

– ‘‘Her canlı ölümü tadacak’’ diyor. Hayat geçici ve sayılı günler. Dünya misafirhane. Dünya yalan, mal emanet, Azrail peşimizde. 100 yıl yaşayan insana sorun bakalım ne diyecek? Nuh (as) 900 yüz yılın sonunda şöyle demiş: ‘‘Dünyayı iki kapılı bir han buldum, birinden girdim diğerinden çıkıyorum’’

 

X                     X                     X

 

            Ölüm herkesi eşit yapar.

            Ölüm, şan, şöhret, makam, zenginlik, büyüklük, küçüklük demez herkesi eşit yapar.

Şair ne güzel söylemiş

– ‘‘Yoklansın kafası mezarda her ölenin.

Farkı var mı bakalım hükümdarla kölenin.’’

 

Ölüm her kapıyı kapatır. Tek iyilik kapısını kapatmaz. Er de, generalde musalla taşında namazı kılınırken ‘‘er kişi niyetine denir. İkisi de tek kefen götürür. Ölüm beylik, paşalık, erlik, zengin fakir her insanı eşit yapar.

Bazılarının selası verilirken ‘‘…. eşrafından’’ diye veriliyor. Şu veya bu aileden gelmek, birilerinin yakını olmak, zengin olmak bunlar boş şeyler. Yalan, dolan, oyalan. İşte işin aslı bu.

Mezarın masraflı ve gösterişli olması, mezar taşına yazılanlar önemli değil önemli olan mezarın içidir. Nasıl yaşayıp nasıl yaşandığı, nasıl öldüğü ve neler götürdüğü önemlidir.

Acaba kabir cennet bahçelerinden bir bahçemi yoksa cehennem çukurlarından bir çukur mu? Önemli olan budur.

 

X                     X                     X

 

            Hayatın sonu ölümdür.

Kur’an’da: ‘‘Her canlı ölümü tadıcıdır’’ diye insan uyarılmıştır. (Al-i İmran:185)

 

Yunus da:

‘‘İşte bu söze Hakk tanıktır.

Can bu gövdede konuktur.

Bir gün ola çıka gider,

Kafesten kuş uçmuş gibi’’ diyor.

 

Necip Fazıl da:

‘‘Şu geçeni durdursam, çekip eteğinden,

Soru versem: Haberin var mı öleceğinden’’

 

Bugün ayağımızın altında olan toprak yarın üstümüzde olacak.

Her gün omuzlarda ölümü aklına getirmeyen, ölmeyecekmiş gibi yaşayan ve ahiret hazırlığı yapmayanların cenazesini taşıyoruz. Demek ki, herkes ölüyor. Vakti saati gelince biz de öleceğiz. Onun için ölüm gelmeden, hayat sermayesini boşuna harcamamak gerekir. İnsan yaşadığı hâl üzere ölecektir. O hal üzerede dirilecektir.

‘‘Kendine yazık edenler, ellerini çırpıp keşke peygamberle birlikte yol tutsaydım, Eyvah! Yazıklar olsun bana! Keşke falanı dost edinmeseydim’’ diyecek. (Furkan:27-28)

Çocukken birbirimize sorardık: ‘‘Az yaşa, çok yaşa, bir gün gelir başa’’ cevap: ölüm olurdu. Şimdi büyüdük bu gerçeği çoklarımız unuttu.

Yalnız ölüm çeşit çeşit, iyi halde de gelir, kötü halde de gelir. Hak yolda da gelir, sapıklık içinde, günah işlerken de gelir. Önemli olan müslüman olarak yaşayıp, müslüman olarak ölmek ve Müslüman olarak hesaba çekilmektir.

 

X                     X                     X

 

            Ölümden ölenden ibret alınmalıdır.

            Peygamber (as): ‘‘Ölmeden önce ölünüz’’

– ‘‘Eğer hayvanlar ölüm hakkında insanların bildiğini bilseydi, onlardan semiz et yiyemezdiniz’’ der.

Azrail (as) her an peşimizde. Her gün ölüm tehlikesi geçiriyoruz. Sık sık ölenleri görüyoruz. Her attığımız adım bizi ölüme yaklaştırıyor. Geçen zaman aleyhimize işliyor.

Mezar taşlarında ölenlerin bize mesajlarını okuyor; anlamıyoruz, dinlemiyoruz. Ölüm sohbetlerini yapıyor veya dinliyoruz hiç değişmiyoruz.

Öleni gören, gözünü, çenesini kapayan ve mezara indiren samimi söylüyorum ibret almıyor. Alınsa böyle olmaz.

Mezarlıktan geçen, mezar ziyareti yapan ‘‘bizde yanınıza geleceğiz’’ demiyor. Onlar bizi bekliyor.

Morgdan dönenler oluyor. Açılan mezarlar oluyor. Değişiklikleri görüyor, bizde hiçbir değişiklik olmuyor.

Ne olacak bizim halimiz böyle?

Kanuni avucu dışarı da, ibreti âlem için cenazesinin taşınmasını vaziyet etmiştir.

Selahaddin-i Eyyubi, ölümünden sonra şöyle denmesini istiyor:

– ‘‘Ey ahali! Ülkeler, servetler sahibi Selahaddini Eyyubi yalancı dünyadan ebedi aleme üzerindeki kefenden başka bir şey götüremiyor, ibret alın!’’

 

Bir gün Hz. Ömer Peygamberimize:

– Bana nasihat et’’ diyor. Peygamberimiz:

– Elmevtü vâizan ya Ömer!’’ (Nasihat olarak ölüm sana yeter) buyuruyor.

Bunun üzerine belirli zamanlarda kendisine ölümü hatırlatacak birini tutuyor. Bir müddet sonra: ‘‘Artık gelme saçım, sakalım ağardı’’ diyor.

Saçın, sakalın ağarması, ölümün habercisidir.

Yakup Peygamber Azrail’e:

– Canımı almaya gelmeden haber ver’’ demiş.

Bir gün Azrail canını almaya gelmiş. Yakup (as):

– Hani haber verecektin? Demiş. Azrail (as):

– Verdim, bak saçın ağardı. Saklın ağardı.’’ demiş.

 

Ders isteyen, ibret almak isteyene ölüm yeter. Bir Anne şöyle diyordu:

– Beş yaşında çocuğum öldü. Dini hayatım yoktu önce örtündüm namaza başladım.’’

 

Hz. Ömer (ra) camiye giderken yanından bir çocuk koşarak geçer. Hz. Ömer onu durdurup sorar:

– Nereye böyle?

– Camiye, ezan okunacak.

– Sen daha çocuksun.

– Öyle deme amca, dün bir arkadaşım öldü. Onu gömüp geldiler. Ölüm bu, ne zaman geleceği hiç belli olmaz.’’ deyip koşmaya devam ediyor;

Ölmeden uyanalım. Biz şimdi uykudayız. Ölünce uyanmadan, şimdi uyanalım.

X                     X                     X

 

            Mutlak yolculuğa hazır mıyız?

Dünyada belirli bir zaman kaldıktan sonra insan esas evine götürülecek. Orada ebedi kalacak Tabi ki, bir günlük yere hazırlıksız gidilmiyor. Ahiret yolculuğu için hazırlık gerekir.

Kefen almak, mezar satın alıp kazdırmak, ben ölünce şöyle yapın, böyle yapın demek Ahiret hazırlığı değildir.

Ölüm unutulmamalıdır. Ölüm dünya ile bağları bıçak gibi keser.

Kur’an’da Hadislerde haber verilenlere bakılmıyor. O yüzden ahiret endişesi de olmuyor. Eğer kabrin içini görseydik sıratı, sorguyu görseydik herhalde böyle yaşamazdık. Peygamberimiz: ‘Benim bildiğimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız.’’ demiştir.

Allah: ‘‘Yolculuk nereye diye hiç düşünmezler mi?’’ diyor. (Yasin:68) soruyor.

Allah bizden ahirete hazırlanmamızı istiyor:

– ‘‘Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes yarına ne hazırladığına baksın.’’ (Haşr:18) diyor.

Ölüm yok olmak değil. Ölüm hayatın bir devamı. Hayatta iken ne yaptıysan, neye sebep olduysan o senin kârın.

Hayat bize      : ömrünü güzel yaşa değerlendir.

Bir ses bize     : Sakın hazırlıksız ölme!

Yaşlılık bize    : Geri dönüşün yok, hazırlıksız gitme!

Kabir bize       : Ne getirdin!

Bir ses bize     : Gel bakalım diyecek, sorular soracak.

Allah soracak  : ‘‘Ey kulum, dünyada ben hep seninleydin. Ya sen kiminleydin? diyecek.

Biri peygamberimize:

– Ben ölümü neden hiç sevmiyorum? der.

Peygamber (as):

– Malın var mı?

– Var.

– Öyle ise ondan ahiret için harca. Göreceksin ondan sonra ölmekten korkmayacaksın’’ buyurur.

Ne var ne yok dünya için oluyor.

Camiye dirisi değil, ölüsü geliyor.

Hayatın sonunda ah vah etmek boşa geçen ömre ağlamak fayda vermez. Bizim için ağlayanlarında bize faydası olmaz.

Bir dinleyicim telefonda soruyordu.

– Son anında ölecek olanın başında ne okunur, ne yapılır?

– Yakınları yok mu? dedim.

– Var, dedi.

– Okusunlar, Kur’an okusunlar, Yâsin okusunlar’’ dedim.

– Bilmiyorlar’’ dedi.

– Yolcunun durumu nasıl? dedim.

– Yüzü simsiyah oldu. Oh, ah diyor, başka bir şey demiyor.’’ dedi.

Yolculuğumuz böyle olmasın.

 

Çanakkale’de ağır yaralanan Muzaffer komutan son nefesini verecek yanındakine:

– Kıble ne tarafta diyor. Yüzünü kıbleye çeviriyor. Ruhunu teslim ediyor.

Kıblesiz bir hayat için mazeretler üretiyoruz. İşim çok, vaktim yok.. vb.

Kurtuluşumuz için Cenab-ı Allah bize her fırsatı vermiştir. Kimseye götüremeyeceği yükü yüklememiştir. Gücü yetmeyeceği şeyden sorumlu tutmamıştır.

Buna rağmen kimi pişmanlığını dile getirecek, kimi geri dönmek isteyecek, kimi keşke toprak olsaydım’’ diyecek.

Ahireti unutana, terk edene dünya hayatı ve dünya varlığı pişmanlık vesilesi olacaktır.

‘‘Bir zaman gelecek ümmetim 5 şeyi sevecek 5 şeyi unutacak:

– Dünyayı sevip ahireti unutacak,

– Hayatı sevip ölümü unutacak,

– Saray ve köşkleri sevip. Kabri unutacak.

– Malı sevip hesabı unutacak.

– Yaratılanı sevip yaratanı unutacaklar.’’ diyor. Allah Resûlü.

İnsan mezarı kendine hazırlamamalı, kendini mezara hazırlamalıdır.

Unutmamanız gereken iki şey söylemek istiyorum:

– Nereye gidiyoruz. Neler götürüyoruz?

– Allah biliyor, Allah görüyor, Allah soracak.

 

Dünyanın geçici ahiret hayatının devamlı olduğunu unutmamalıyız. Ona göre yaşamalıyız.

Bir gün, Abdullah b. Mes’ûd, Hz. Peygamber’in bir hasır üzerinde yattığını, hasırın izinin de onun mübarek yüzüne çıktığını gördü. Hemen, ‘‘Anam babam sana feda olsun yâ Resûlallah! Keşke bize haber verseydin de hasırın üzerine seni koruyacak bir şey serseydik.’’ dedi. Allah Resûlü (s.a.v.) ise, dünya hayatında kendisini yalnızca garip bir yolcu olarak tanımlayan şu sözleri söyledi: ‘‘Benim dünya rahatlığı ile işim yok. Ben dünyada, bir ağacın altında bir süre gölgelenen ve sonra oradan ayrılarak yoluna devam eden binitli bir yolcu gibiyim.’’ (İbn Mâce, Zühd, 3)

 

 

Mutlu sona Nasıl gidilir?

            Bizden önceki insanlar kurtulmak için ölülerini yakmışlar. Bazıları, güzel mezarlar yapmış mal varlığı, yiyecek, içecekle beraber gömmüşler. Bazıları bozulmasın diye mumyalamışlardır.

Kurtuluş Allah’a ve Resûlüne uymakla olur. Kur’an kurtuluş reçetesidir. Muhammed (as)

İnsanlara kurtuluş yolunu göstermiş, cahiliye insanını asr-ı saadet yaşatmıştır. Onun için insanlığa rehber olarak gönderilen Muhammed (as)’a uymadan, O’nu önder, rehber edinmeden kurtuluş yoktur.

Hayatı güzelleştirmeden ölümü güzelleştiremeyiz.

Lokman (as) oğluna kurtuluş yolunu gösterirken şunları söylemiştir.

1-      Fercini, dilini, kabini muhafaza et.

2-      Günahtan, haramdan kendini koru.

3-      Gözünü harama bakmaktan koru.

4-      Daima Allah’ı zikret, ölümü unutma.

5-      Yaptığın iyilikleri unut, kötülükleri ise unutma.’’

 

Kurtuluş ucuz değil.

 

X                     X                     X

 

            Her insanın bazı korkuları olmalıdır.

            Korkusu olmayan yanlış yapar. Atalarımız: ‘‘Kork Allah’tan korkmayandan’’ demiştir. Korkmayan korku verir.

Hayatın sonunda korkmak pişman olmak istemeyen şu korku ve endişeler içinde olmalıdır.

Birine sormuşlar:

–          Bir daha dünyaya gelsen nasıl bir hayat yaşamak istersin?

Cevap vermiş:

–          Bi dahası yok ki.’’ demiş.

 

Son pişmanlık fayda vermez. Çünkü; iş işten geçmiştir. Korkuları endişeleri olmayan bir gün mutlaka ‘‘Keşke’’ diyecektir. Buda telafisi olmayan bir pişmanlık olur.

 

Nelerden korkulmalıdır:

1-      İmanı koruyamamaktan, günaha şirke düşmekten korkmalıdır.

2-      İmanlı mı, imansız mı giderim endişesi için de olmalıdır. Kötü ölmekten korkmalıdır.

3-      Amellerinin boşa gitmesinden korkmalıdır.

4-      Kabir endişesi taşımalı. Kabrim cennet bahçesi mi olacak, cehennem çukurumu olacak demelidir.

5-      Beni kurtaracak can simidim var mı? Güvencim ne? demelidir.

6-      Amel defterim sağdan mı, soldan mı? endişesini taşımalıdır.

7-      Sırattaki durakları geçebilecek miyim. Yoksa, aşağımı düşerim korkusu içinde olmalıdır.

8-      Mahşer günü halim nice olur. Şefaat, rahmet nasip olur mu? Endişesi taşımalıdır.

9-      Acaba Allah’ın unuttuğu terk ettiği boş ve manasız  şeylerle mi oyalanıyorum. Yoksa Rabbinim razı olduğu bir kumluyum? demelidir.

10-  Yolum nereye? Cennete mi Cehenneme mi? diyerek kendini sorgulamalıdır.

 

Böylece hesaba çekilmeden kendimizi hesaba çekmeliyiz.

 

X                     X                     X

 

Allah Resûlü bize ‘’öyle bir zaman gelecek ki’’ diye başlayıp şu uyarılarda bulunmuştur:

1-      ‘‘Öyle bir zaman gelecek ki, üç şey az bulunacak,

– Helal para,

– Gerçek dost,

– Yaşatılan sünnet.’’

 

2- ‘‘Öyle bir zaman gelecek ki, Kıyamet yaklaştığında helal haram fetvaların insanların istediği gibi verilir.’’ (Ramuz el-ehadis:448/10)

3- ‘‘Bir zaman gelecek, şeytan insan evlatlarına ortak olacak. Ashab:

– Buda mı olacak? Nasıl ayırt ederiz? diyorlar:

– Haya ve merhamet azlığından.’’ (Age:504/4) cevabını veriyor.

 

4- Kıyamet yaklaştığında;

– Taylasan giyilmesi çoğalır.

– Zengine malı için saygı duyulur.

– Fuhuş yayılır. Gayri meşru çocuk çoğalır.

– Çocuklar emreder.

– Kadınların sayısı artar.

– Yöneten zulmeder.

– Eksik ölçü ve tartı yapılır.

– Köpek sevgisi, çocuk sevgisinin önüne geçer.

– Büyüğe hürmet, küçüğe merhamet azalır.

– Ortalıkta kadın erkek ilişki kurar.

– İnsanların en iyi görüneni kötülüğü görür. Onlara müdahale etmez.’’ (Age:33/7)

 

5- ‘‘Öyle bir zaman gelecek ki; öldüren öldürdüğünü, öldürülende niçin öldürüldüğünü bilmeyecek.’’ (Müslim Fiten:56)

6- İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit mü’minin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek

– Niçin ya Rasûlallah? diyenlere

– Kötülükleri görüp de onları yok etmeye güç yetiremediği için’’ buyurur.

7- ‘‘Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır:

Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.”(Heysemî,I,172)

8- Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7)

9- Ebu Said el- Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem-

şöyle buyurmuştur:

‘‘Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar…” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36)

10-‘‘Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504)

11-‘‘Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Müslim, İman 186)

 

12-‘‘Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (İbnu Mâce, Ticârât 58)

 

13-‘‘Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314)

 

14-‘‘Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280)

 

15-‘‘Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.’’ (Buhârî, Fiten, 22)

16-Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalplerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, kenz, III, 236/6322)

17-Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: ‘‘Rasûlullah –sallallâhu aleyhi ve selem- bir gün:

‘‘-Bana kaç Müslüman olduğunu sayıverin’’ buyurdular. Biz:

‘‘- Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?’’ dedik.

‘‘-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!’’ Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.’’(Buhari, Cihad:181)

18- Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır:

1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır.

2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar.

3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz.

4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır.

5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22)

 

– ‘‘Bir adamın camiden geçip iki rekat namaz kılmaması, tanıdığından başkasına selâm vermemesi ve gencin yaşlı kimseyi işinde kullanması, kıyamet alâmetlerindendir.’’

(Ramuz el-Ehadis:448/5)

 

– ‘‘Kıyamet yaklaşınca zaman daralır’’, fitne ve fesat artar, öldürme olayları artar.’’ (Buhari, Edep:39)

Böyle zamanlar gelmeden fırsatları iyi değerlendirmeliyiz. Bir ömür geçirip de sonunda pişman olanlardan olmamalıyız.

Peygamber (as) şöyle haber veriyor:

–          ‘‘Kıyamet günü insan şu beş şeyin hesabını vermeden Rabbinin huzurundan ayrılmaz.

1-      Ömrünü nerede tükettiğinden,

2-      Gençliğini nerede geçirdiğinden,

3-      Malını nereden kazandığından,

4-      Malını nerede harcadığından,

5-      Bildiğiyle amel edip etmediğinden.’’ (Tirmizi, Kıyamet:1)

 

İnsan hayatı dolu dolu, her şeyi yerli yerince geçirmeden insanın kurtulması zordur. Eğer güzel bir hayat yaşanırsa, hayatın hesabı kolay verilecektir. Kabirde, sıratta ve mahşer günü hiçbir sıkıntı çekilmeyecektir. İşte o gün onlar için bayramdır.

Rabbim bize dünyada da ahirette de nice bayramlara kavuştursun.

Allah’ın selamı, hidayeti ve rahmeti üzerinize olsun.


Bu yazıyı 1.201 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.