İNSANIN EN ÖNEMLİ ÖNDE GELEN VASFI AHLAK

Ahlak, huy, davranış, düşünüş biçimi, alışkanlık demektir.

Cenab-ı Ahlak insanları yaratırken ahlaklı ve ahlaksız diye yaratmamıştır.

Cenab-ı Allah her şeyi yaratırken iyiyi de yaratmış, kötüyü de yaratmıştır. Kulu iyi ile kötü arasında tercihte serbest bırakmıştır. Ayrıca iyiliği emretmiş, kötülüğü yasaklayarak, kötülüğe razı olmadığını bildirmiştir.

Yeryüzünde iyiliği hakim kılmak için peygamberler göndermiş kitaplar göndermiştir.

Peygamberimiz (sav):

-“Güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” demiştir.

Peygamber (as) “iyiliği, kalbin huzur duyduğu şeydir” Kötülüğü de kişiyi azdıran, arsızlaştıran davranışlardır.” diye tarif etmiştir.

Müslümanı tarif ederken de:” Müslüman, elinden dilinden başkalarının emin olduğu kimsedir.” diye tarif etmiştir.

-“En hayırlınız, ahlakça en güzel olanınızdır.” buyurmuştur.

Ümmetine de:” İnsanlara karşı ahlakınızı güzelleştiriniz” diye emretmiştir.

 

  1. AHLAKIN KAYNAĞI:

Dinsiz ahlak olmaz. Ahlakın kaynağı dindir. Korkuya kanuna dayanan ahlak yapmacıktır, geçicidir. İsteyerek içten gelerek uyulmaz. Baskı, korku kalkınca, kanun tesbit edemeyince ahlak bozulur.

Napolyon:” Ahlakın olmadığı yerde kanun birşey yapamaz” der.

Kanun insanların düşünce ve niyetleri ile ilgilenmez. Kanun bilirse, bulursa, yakalarsa işler. Bugün birçok insan masum olduğu halde, suçlu ilân edilip hapiste yatmaktadır. Bazılarıda idam edilmiştir.

Kanun, iyi olun demez iyiliğe teşvik etmez. Ahlakı emretmez.

Tarih boyunca her neslin bir çilesi olmuştur. Bugünkü neslin çilesi de ahlak buhranıdır. Kanayan yaralar, art arda gelen talihsizlikler, her dalda teşkilatlanan ahlaksızlık, buhranların önemli bölümünü oluşturmaktadır.

Kutsal birlik oluşturmayan ailelerimiz, öksüz ve yetim doğan yavrularımız, günah ve sevabı birbirine karıştıran, günah adamı mı, sevap adamı mı belli olmayan insanımız, istemediği ahlakın huzuruna hasret.

Çevresinden, ailesinden, işinden, kendi elinde büyüyen yavrusundan, komşusundan, kendi iradesiyle seçtiğinden hatta kendisinden şikayetçi olmayan yok. Ahlaki çözülüşün içinde, asil ve yüksek gayenin mahsülü olan davranışların yerine ahlaksızlık gösterimleri sergileniyor. Fazilet, meziyet insanların hayatından çıkmış, ancak kişilere ad olarak kalmış. Kişiler, bunalımlardan kendilerini koruyamadıkları için kurtuluşu intiharda buluyor.

Ahlakı dejenere olmuş kişiler, toplumlar, ayakta duramaz. İşledikleri suçlar yüzünden helâk olmuş toplumlar, Romanın çöküşü bunun en bariz örneklerindendir. Ahlak, kişileri, aileleri ve toplumları yaşatan kuvvettir. Bir toplumun dayandığı temel taşı çürükse o toplumun yıkılışını hiçbir beşeri kuvvet ve tedbir önleyemez. Ahlak kurallarına uymayan bir aile nasıl varlığını sürdüremezse, ailelerin meydana getirdiği bir topluluk, varlığını nasıl sürdürebilir? Her çeşit ahlaksızlık göz göre göre yapılmaya devam ederse, bu konuda önleyici ve koruyucu tedbirler alınmazsa bizim kaderimiz ne olacak? Koskoca cihan imparatorluğunu ahlakî çöküşün sonunda kaybetmedik mi?

Bugün insanımızın içinde bulunduğu ahlâk bunalımı, millet evlatlarını ciddi şekilde düşündürmektedir. Çünkü insanımızın benliğinden kopması sonucu ahlakî bir çözülüş başlamıştır. Gün geçtikçe ahlaksızlıklar meşrulaşmakta ve yaygınlaşmaktadır.

Bugüne kadar toplum yapımızdan söküp uçuruma attığımız her taş bir boşluk bırakmıştır. Bir milletin ekonomik durumu ne olursa olsun o milletin ömrü ve kaderi, ahlak anlayışına ve ahlak yapısına bağlıdır. Yeryüzünde insanca yaşamayı becerememiş insanın, ayda yürümesi, insanlık açısından pek bir şey ifade etmez. Bizden önceki insanlar Aya ayak basmamıştı ama, diğer canlıları geri de bırakan yaşayış da sergilememişlerdi; bayat yumurtasını pazara götürmezdi. Ahlaksızlık utanç verici bir durumdu.

İnsanımız, kendi özüne, benliğine uygun prensiplere muhtaçtır. Hayatını ve dünyasını ona göre tanzim etmezsek ızdırap ve çileleri bitmeyecek.

Ahlakı emreden, ahlak kuralları koyan dindir. İyi düşünceye, faydalı davranışa mükafat vaad eden dindir.

Her yerde herkese karşı ahlaklı davranmayı, nerede olursak olalım doğru, dürüst davranmayı din emreder.

“Kendisi için istediğini başkaları için de istemeyen, olgun mü’min değildir.” Ölçüsünü koyan dindir.

Din:” Allah biliyor, Allah görüyor, Allah soracak” düşüncesi ile hareket etmeyi sağlar.

J.J. Ruso: “İnanmadan da insanların faziletli olabileceğini sanırdım ne kadar yanılmışım. İnsan Allah’a inandığı ölçüde faziletlidir.” der.

Kant:” Eğer din olmasaydı insanlar onu icad ederlerdi.” demiştir.

Atalarımız, “Kork Allahtan korkmayandan.”

Peygamberimiz:” Hikmetin başı Allah korkusudur.” demiştir.

Bir atasözümüzde: “Allah’ı olmayanın ahlakı olmaz.” şeklindedir.

İnanmayanın ahlakı başka başkadır. İnsan inanmayınca hesap verileceğini, sorulacağını ve cezalandırılacağını kabul etmeyince, dilediğini yapar, her fırsatı değerlendirir.

İnsanın eti yenmez, derisi giyilmez, insanın inancı ve güzel ahlakından başka ne değeri olabilir.

Bir hadiste:” Allah sizin sûret ve şekillerinize değer vermez. Kalplerinize ve amellerinize göre değer verir.” buyrulur. (müslim Birr:32)

Peygamber(as):”Hayâ imandandır.” ( Buhari İman:16) buyurarak imanı olmayanın utanmasının olmayacağını bildirmiştir.

Bir hadislerinde de:” Utanmıyorsan dilediğini yap” buyurarak, utanması olmayanın her kötülüğü yapabileceğini bildirmiştir.

 

  1. AHLAK DEĞİŞİR Mİ?

İnsan, davranışlarını ve alışkanlıklarını sonradan kazanır. Görerek veya eğitim yolu ile öğrenir. Doğuştan ahlaklı veya ahlaksız olarak kimse dünyaya gelmez.

Doğuştan iyi, kötü, ahlaklı, ahlaksızlık olsaydı adaletsizlik olurdu. Zulüm olurdu.

Meselâ kanun suç işleyeni cezanlandırır. Çünkü suçu bilerek isteyerek yapmıştır. İnsan yaptığını hür iradesiyle yapar.

Din, yap, yapma diye emir ve yasaklar koymuştur. Mükafat ceza olduğunu bildirmiştir.

Peygamber(as):”Ahlakınızı güzelleştirin” demiştir.

Cenab-ı Allah’ın Peygamber göndermesi, insanın ahlakının değişeceğini gösterir.

Bugün hayvanlar bile eğitiliyor ve değişiyor, insan neden değişmesin?

Adam kötü, suç işliyor, hapse giriyor. Hapiste değişebiliyor; iyi ve faydalı insan olarak hapisten çıkabiliyor.

Nasıl hastalıklar tedavi ediliyor ve hastalar iyileştirilebiliyorsa, insan da değişmeye müsait olarak yaratılmıştır.

Bazıları:” Can çıkmadan huy çıkmaz.” “Yedisinde ne ise yetmişinde de aynıdır.” diyerek değişimi kabul etmez.

Atalarımız:” Üzüm üzüme baka baka kararır.” “Sarı öküzün yanında duran, ya huyundan ya tüyünden alır.” demiştir.

Peygamberimiz “Ben ahlakı tamamlamak için gönderildim.” diyor.

İnsan etkilenen değişen bir varlıktır. Meselâ; ana baba çocuklarını terbiye etmekle sorumlu tutulmuştur. Çocuğunu eğiten terbiye edenin çocuğu ile çocuğunu terbiye etmeyen ailelerin çocuğu farklı insanlardır.

Allah Rasulü cahiliye insanını değiştirmiştir. O cahil, her türlü kötülüğü yapan insanlardan asr-ı saadet yaşayan Ashab-ı Güzini oluşturmuştur.”Benim eşeğim Müslüman olsa, ben Müslüman olmam.” diyen, kızını diri diri toprağa gömen, putlara tapan Ömer, Hz. Ömer olmuş, Peygamberin halifesi olmuş ve Aşare-i Mübeşşereden olduğu bildirilmiştir.

 

  1. C) AHLAK İYİ-KÖTÜ DİYE İKİYE AYRILIR:

İnsanın en belirgin özelliği iyi ve faydacı olmasıdır. Allah dikkat edilirse, ne kadar kötü huy varsa hayvana vermiş, insanı da İslâm fıtratı üzerine, tertemiz yaratmıştır.

Peygamber(as): “Mü’minlerin iman bakımından en mükemmeli, ahlak bakımından en güzel olanıdır.(Ebu Davut, Sünnet:15) buyurur.

 

  1. D) İNSANLARIN EN HAYIRLISI:

Günümüzde çözülüşün bir parçası olarak insanlık ölçüleri de değişmiştir. İyiliğin, kötülüğün ölçüsü, çıkarlara göre değerlendirilmektedir.

İslâm Peygamberi:” En hayırlı olanınız insanlara en çok faydalı olanınızdır.” buyurarak iyi insan, iyi vatandaş olmanın ölçüsünü koymuştur.

Mevlâna:” İnsanoğlu edepten nasibini almamışsa, insan değildir. İnsanla hayvan arasındaki fark edeptir. Allah’tan bize edep nasip etmesini dileyelim çünkü edepsiz kimse, Allah’ın lütfundan mahrumdur. Bu kainat edeple nurlandı, melekler edeple masum ve temiz oldu” der.

İnsanın akıllısı, inançlısı hayrı şerri birbirinden ayırabilen insandır. Müslüman ahlaklı olacak, akıllı davranacak, başkalarına örnek olacak, şeytanın ayak izlerini takip ederek bozulmaya ayak uydurmayacaktır.

Mevlâna anlatır; Adamın biri insan nasıl bozulur? diye krala sorar. Kral bu soru karşısında kızgın görünür ve adamın sırtına bir tulum zeytinyağı yükler, ardına da iki silahlı adam koyar ve onlara:

Eğer bu adam, bir damla yağ dökecek olursa kafasını uçurun. Alın bu adamı çarşıyı dolaştırın gelin der.

Adam sorduğuna sormuşuna pişman olur. Kan ter içinde adam dolaşır gelir. Kral sorar:

-Döktü mü?

-Hayır efendim.

Adama döner:

-Söyle bakalım çarşıda ne var yok? Kimler ne yapıyor?

Adam:

-“Aman efendim beni bağışlayanı ben kimseyi görmedim. Ne yapıyorlar, ne ediyorlar farkında değilim. Ben bütün dikkatimle tulumu dökmemeye çalıştım.” deyince Kral sorusunun cevabını şöyle verir:

-Şimdi bozulmamanın çaresini buldun işte. Allah’a da fıçıya baktığın gibi bak, o zaman seni hiçbir şey bozamaz.”

Namuslu insanın dikkati çekmesi için soytarılık etmesi gerekmez. Namuslu insan, fırsat bulamadığı için kötülük yapmayan değil, inandığı ve namusunun gereği kötülüklerden kaçınan kimsedir.

Ebu Hanife anlatır: Tahsil için Bağdat’a giderken annem bana kırk dinar verdi ve bana doğruluktan ayrılmamamı tavsiye etti.

Hemedan’da eşkiya yolumuzu kesti, kervanı soydu. Bana senin neyin var diye sordular.

-Kırk dinarım var, dedim.

Alay ettiğimi zannetti. Bir başkası sordu aynı cevabı verdim. Beni Reislerinin yanına götürdüler. Yalan söylemememin nedenini sordular.

-Anneme her zaman doğru davranacağıma söz verdim, dedim.

Eşkıyanın başı sözlerimden etkilendi. Arkadaşlarını çağırdı alınan şeylerin geri verilmesini emretti. Arkadaşları sebebini sordular.

-Ben de Allah’a söz verdim, ben neden doğru davranmayacağım, dedi. Yaptıklarına tövbe etti. Bu durumu gören arkadaşları da tövbe etti. Reislerine şöyle dediler:

-Sen her zaman bize önderlik ettin, şimdi yine seni önder kılıyoruz”

“Benim dürüst davranmam hepsini etkiledi ve tövbekâr olmalarına vesile oldu” der.

Rabbim bize:

-“Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin.” (Ahzap:70)

-“Müminler emanetlerine ve ahiretlerine özen gösterirler.” (Mü’min:23) diye emreder.

Peygamber(as):”Allah’a inandıktan sonra dosdoğru ol.” buyurur.

Doğruluktan ayrılmayınız. Muhakkak ki doğruluk iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Kişi devamlı doğru söyler ve doğru olanı ararsa Allah katında ‘sıddîk’ (özü sözü bir olan kişi) olarak yazılır. Yalandan sakının! Çünkü yalan kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleyip, yalanı araştıra araştıra Allah katında yalancı olarak yazılır. (Müslim, Birr, 105)

Bir sabah vakti Hz. Ömer’le Medîne’den Mekke’ye giderken bir tepeciğin yamacında koyunlarını otlatan (câhil) bir çobana rastladık. Halife Ömer, Kur’ân’ın prensiplerinin Arabistan’ın tenha bölgelerinin birinde yaşayan bu çoban tarafından anlaşılıp anlaşılmadığını sınamak ve bu emirlerin onun günlük hayatında ne ölçüde yer aldığını öğrenmek için ona, ‘sürüdeki koyunlardan birini satmak isteyip istemediğini’ sordu. Çobanın cevabı kesin bir şekilde hayır oldu. Halife, ‘iyi ama niye’ diye sordu. Çoban, oldukça sert bir tavırla, ‘niçin mi? çünkü onlar, benim değil, efendime ait… ve ben de onun kölesiyim’ cevabını verdi. Halife, ‘ ne olmuş yani, şu parayı al, koyunu bana ver ve git efendine koyunlardan birini bir kurdun kaptığını söyle’ deyince çocuk, halifeye dik dik baktı;’ burada beni görmediği için efendimi aldatabilirim ama, ikimizi de gören ve duyan Büyük Efendimizi…

İslâm denince akla ahlak gelir. İnsanlığın son peygamberi: “İslâm güzel ahlak dinidir.”, “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.”,” Ahlakınızı güzelleştiriniz” buyurmuş ve her konuda olduğu gibi ahlak konusunda da canlı ir örnek olmuştur.

Bir gün pazarda kuruyemiş satan bir satıcıya rastlar ve yiyeceği yaş görünce nedenini sorar. Satıcı:

-Yağmurda ıslandı, der. Peygamberimiz:

-Açığa koyda herkes görsün.” Başkalarını aldatan bizden değildir” buyurmuşlardır.

Ahlak, Kur’an’ın ruhu, İslâm’ın özüdür. İbadetin ahlakla sıkı bir ilişkisi vardır. Ahlaksız namaz, oruç olmaz. İnsanı kötülüklerden uzaklaştırmayan namaz, namaz değil, oruç da oruç değildir. Allah’ın insanın yatıp kalkmasına ve aç susuz kalmasına ihtiyacı olmadığı bildirilmiştir.

İnancımıza göre; Allah gönüllerden geçeni ve insanın yaptığı her hareketi görür ve bilir. İnsan yaptıklarının hesabını bir gün mutlaka verecek; iyiliklerinin mükafatını, kötülüklerinin de cezasının görecektir.

Müslüman, niyeti temiz, ahlakı güzel kimsedir. Müslüman, kendini insanî değerleri yitirmiş kimselerle kıyaslayarak kendini avutmaz. Başkalarına göre kendinin iyi olduğunu düşünmez. Emrolunduğu gibi olup olmadığına bakan kimsedir.

Müslüman, faydacıdır. Müslümanın yegane derdi, kendi ve çıkarları değildir. Eğer aç açık Müslüman varsa, tam tekmil, karnı tok sırtı pek yaşamak hakkına Müslüman, sahip değildir.

İslâm ahlakının üstünlüğünün sebepleri vardır.

İslâm Ahlakının kaynağı Kur’an’dır. Sünnettir.

İslâm ahlakı, bencil ahlak değildir. Hayatın her kesimini ilgilendirir. Başkalarına zarar vermemeyi kimseyi incitmemeyi emreder.

İslâm ahlakı teorik ahlak değil uygulamalıdır. Yaşanılacaktır.

Hz. Ömer bir ses duyar

-Kızım süte su kattın mı?

-Hayır.

-Kat kızım.

-Anne, Ömer ne dedi?

-Ömer ne bilecek nereden görecek?

-Ömer görmez, bilmezse, Allah’da mı görüp bilmeyecek!

Bir söz vardır:” Allah yoksa bekçi şehri koruyamaz” diye.

İslâm ahlakında faydalı olmak esastır. İslâm’i ölçüye göre “insanların en hayırlısı, insanlara en çok faydalı olanıdır.”

“Bir iyiliğin işlenmesine sebep olan, o iyiliği bizzat işlemiş gibidir.”

Bir iyiliğe çığır açanda, o açılan çığır devam ettiği müddetçe sevap alır.

 

  1. E) NASIL İYİ AHLAK SAHİBİ OLUNUR?

İyi ahlak sahibi olmak için bir neden olmalı. Çünkü insan menfaatine düşkün olarak yaratılmıştır. Zekât, sadaka vermek için nasıl inanmak gerekiyorsa, ahlaklı olmak, ahlaklı davranmak içinde inançlı olmak gerekir. Yoksa insan, boşu boşuna fedekarlık yapmaz.

-İnsanın ana babasının, içinde bulunduğu toplumun iyi olması iyi örnek olması gerekir.

-Hz. Ali’ye sen neden bu kadar ahlaklısın? diyorlar. Hz. Ali:” Ahlaksızlara baktım, ahlaksızlığın bir işe yaramadığını gördüm” diyor.

İnsanın ahlaksızlardan isterse, ahlak öğrenmesi mümkündür.

-İnsanın nefsine uyması, ibadetsiz bir hayat yaşaması, boş ve manasız şeylerle uğraşması, kötü arkadaş edinmesi, insanın kötü olmasına, kötülük yapmasına neden olur.

 

  1. F) İYİ HUYLARDAN BAZILARI ŞUNLARDIR:

-Allah’a verdiği nimetlerden dolayı teşekkür etmeyen, şükretmeyen insanlara da teşekkür etmez.

En güzel huy, en güzel alışkanlık, Alemlerin Rabbine kulluktur.

-İyi niyetli olmak. İyi niyet ahlakın temelidir. Niyet hayır ise akıbeti de hayır olur.

-Sabırlı olmak. Sabırla koruk helva olur derler.

-İffetli hayalı olmak Peygamber(as):”Haya, hayır getirir. “Utanmıyorsan dilediğini yap.” utanması olmayanın ahlakı olmaz demiştir.

-Ahde Vefa göstermek, sözünde durmamak münafıklığın alametidir.

-Doğru olmak, doğru iş yapmak. Allah:”Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” buyurur.(Hudi:112) “Doğrularla beraber ol!” (Tevbe:119) diye emreder.

Mevlana:” Göründüğün gibi ol, olduğun gibi görün” demiştir.

-Hakkı söylemek: Peygamberimiz: “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” buyurur. Müslüman hakkı söyler, haklının yanında olur. Hakkı ayakta tutar.

-Adil olmak: Allah, adaletle hükmetmeyi emreder. Adaletin zıddı zulümdür.

-İnsanlara iyiliği tavsiye etmek: gerçeği tebliğ etmek, kötü olandan da sakındırmak her Müslümanın görevidir.

-Affetmek, hoş görülü olmak. Empati yapmak,

-Saygılı olmak, merhametli olmak,

-Güler yüzlü, tatlı dilli olmak,

-Kolaylık göstermek, kolaylaştırmak.

Peygamberimiz: “Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz” buyurur.

-Kusur örtmek,

-Ölçülü yaşamak,

-Cömert olmak,

-Sır saklamak,

-İyi örnek olmak iyi çığır açmak,

-İhtiyaç sahiplerini gözetmek,

-Ailenize iyi davranmak,

-Hüsnü zanda bulunmak,

-Her işinde Allah rızası gözetmek iyidir.

 

  1. G) KÖTÜ AHLAK

Bugün kimse Firavun, Ebu Cehil, Ebûlehep o, bu şöyleydi böyleydi diyor. Onun iyiliğini söylemiyor.

Bizde de öyle değil mi? Kimin mezarı başında fatihalar, yasinler, hatimler okunuyor? Kim rahmetle anılıyor?

Kötü olmanın zarar vermenin hiç anlamı da yok, manasında.

Mevlana:

“Nice insanlar gördüm, üzerlerinde elbise yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok” der.

Timur Nasreddin Hocaya:

-Kaç para ederim, demiş. Hoca:

-On akçe, demiş. Timur kızmış:

-“Üzerimdeki peştamal o kadar eder” deyince

Hoca:” Ben zaten ona fiyat biçmiştim” cevabını vermiş.

Bir şair de:

“Yılan mısın, kimi görsen sokuyorsun,

Baykuş musun nereye konsan yıkıyorsun” der.

Peygamber(as) soruyor:

-En hayırlınız ve en şerliniz kim söyleyeyim mi?

-“Evet” cevabından sonra:

-En hayırlınız, kendisinden hayır umulan ve şerrinden emin olunandır. En şerliniz ise kendisinden hayır beklenmeyen ve kendisinden korkulandır.” buyurur. (Tirmizi Fiten:76)

Mevlana şöyle diyor:

-“Kötü arzular uyuyan köpekler gibidir. Ortaya bir taş atılsa, hemen fırlarlar. İnsan bedeninde yüzlerce köpek uyumaktadır. Bu köpekler akıl ve iman bağı ile bağlanmazsa, zabtedilemezler. Hem sahibine, hemde başkasına saldırırlar.”

Lokman(as) a:

-İnsanların en kötü ve şerlisi kimdir? Derler.

-Kötülük yapıp da yaptıklarından utanıp, sıkılmayandır, der.

Kötülük ıslak elbiseye benzer, ilk anda ürperti verir. Daha sonra yavaş yavaş alışır. Fakat bu haliyle ne kendisi rahat eder, nede yanında oturanlara rahat verir. Böyleleri için şair:

“Ne kendisi eyledi rahat, ne halka verdi huzur,

Göçtü gitti bu cihandan dayansın ehli kubur” diyerek çekilmez kimseler olduklarını ifade etmiştir.

Kötü insanlar, şükranla anılacak, hayırla yâd edilecek bir iş yapmazlar. Kul katında vezir olsalar da Allah katında rezil olurlar.

Peygamberimiz bir gün yanındakilere sorar:

-Müflis kimdir?

-Elinde avucunda bir şeyi kalmayandır, derler. Bunun üzerine Peygamber:

-Müflis (iflas eden) o adamdır ki, kıyamete namazla oruçla, sevapla gelir. Fakat iftira etmiş, sövmüş, hak yemiş, kan dökmüş olduğundan, hak sahiplerine onun iyiliklerinden verilir. Hak ödenmeden iyilikleri tükenirse, karşı tarafın yüklerinden ona yüklenir, sonra cehenneme atılır, demiştir.

Kötülerden biri olgun bir zata sorar:

-İşlerin hangisi hayırlıdır, diye. O da:

-“Senin için öyleye kadar uyuman hayırlıdır. Çünkü insanlar sen uyuduğun sırada senden emin olur” der.

Kötülükleri nedeniyle adı zalime çıkmış Zalim Hacca, ulu bir kişiye

-“Benim için hayır dua et” deyince o zat:

-“Allah’ım! Bu adamın canını bir an önce al, kötülükleri artmasın. İnsanlar onun zulmünden bir an önce kurtulsun da sana hesabını kolay versin” diye dua ediverir.

iyi bir insan vardır. Faziletlerle dolu bir hayat yaşamıştır. Öldükten sonra bir dostu onu rüyasında görür,

-“Nasıl karşılandın?” diye sorar, oda:

-“Ben kimseye kötülük etmedim. Onun için burada bana kötü davranılmadı” cevabını verir.

Cahilin cehaleti, ahlaksızın ahlaksızlığı, insanı terbiye etmelidir. Akıl insana iyiliği, kötülüğü birbirinden ayırsın diye verilmiştir.

Hz. Ali’ye sorarlar:

-Neden bu kadar ahlaklısın?

-Ahlaksızlara baktım, ahlaksızlığın bir işe yaramadığını gördüm. Onları o hale getiren davranışlardan uzak kaldım” diye cevap verir.

Bir başka olay da, Ebu Cehil Peygambere hakaret etmişti. Durumu henüz Müslüman olmamış amcası Hamza ya anlattılar. Hamza, Ebu Cehil’e gidip:

-“Kardeşimin oğlunun gönlünü incitmişsin. Neden yaptın? Bu senin kötülüğün karşısında Müslüman oluyorum” demiş  ve Müslüman olmuştur.

Netice olarak, insanın görevi, bozmak, yıkmak, zarar vermek, fesat çıkarmak değil, fazilet dolu bir hayat yaşamaktır. İnsanın iyiliğe de kötülüğe de gücü yeter. İnsan isterse melekler kadar saf ve temiz olabileceği gibi, ahlaksızlığı ile de şeytan kadar kötü olabilir.

İnsan bir gaye için yaratılmıştır. Sayılı günlerden ibaret olan hayat imtihan yeridir. Bunun için insanın kendisi için, diğer insanlar için bir ideali olmalıdır.

İnsan sosyal ve ahlaki bir varlıktır. Her davranış, insanlık şeref ve haysiyetiyle bağdaşmaz. Ahlakî noksanlıklardan kurtulmak, kendisini alçaltacak kötü arzuları yenmek insanın görevi olmalıdır.

Kötülükten insanlığın sağlayabileceği en ufak bir fayda yoktur. Her kötülük, daha önceki bir kötülüğün devamı, gelecek kötülüğün de başlangıcıdır.

 

  1. H) KÖTÜ HUYLARDAN BAZILARI ŞUNLARDIR:

-Kötülük yapmak, günah işlemek.

-Hak yemek, zulmetmek.

-Yemin etmek, yalan söylemek.

-Gıybet etmek, iftira atmak. Koğuculuk etmek.

-Kıskanmak, hased etmek.

-Hırsızlık yapmak, rüşvet almak.

-Büyü yapmak, falcılık yapmak.

-Alay etmek, kusur aramak.

-Sövmek, lânet etmek, beddua etmek.

-Fitneye sebep olmak.

-İsraf etmek.

-Gururlanmak.

-Riya gösteriş için iş yapmak.

-Kin gütmek, öfkelenmek, intikam almak.

-Çok yiyip içmek.

-Sözünde durmamak, hainlik etmek.

-İçki içmek, kumar oynamak, zina etmek.

-Kötü örnek olmak, kötü çığır açmak.

-Münakaşa etmek.

-Boş şeylerle uğraşmak.

-Yersiz şaka yapmak.

-Eşine, çocuklarına, çevresine kötü davranmak gibi…

İnsanın;

-Eti yenmez.

-Derisi giyilmez.

İnsanın;

-Güzel ahlakından,

-Tatlı dilinden,

-Güler yüzünden

Başka nesi vardır?

Ebu Derda(ra) gece namazından sonra ağlayarak şöyle dua eder :”Yarabbi ahlakımı güzelleştir.” Bunu çok tekrar eder. Sahabeden biri sabahleyin

-Neden böyle dua ettiğini sorar. O da:

-“Kul ahlakını güzelleştirirse, iyi ahlaklı olursa, güzel ahlakı onu cennete sokar. Kişinin ahlakı kötü olursa, kötü ahlakı onu cehenneme sokar.” cevabını verir.

Rabbim, ahlakımızı güzelleştirsin. Bize iyi huylar versin.


Bu yazıyı 551 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.