IRK AYRIMINI İSLAM REDDEDER

Irk, soy, millet, sosyal bir gerçektir. Biyolojik bir özelliktir.

Cenab-ı Allah şöyle buyurur:

-“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki, birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz Allah yanında en değerliniz, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Allah bilendir, haberdardır.” ( Hucürat:13 )

-“Ey Âdem oğulları! Hepiniz Âdem’densiniz. Âdem ise topraktandır” buyurarak bütün insanların Âdem’den ve Havva’dan geldiğini Âdem ise topraktan yaratıldığı bize bildirmiştir.

Millet, aynı dili konuşan, ortak milli kültürüne bağlı, aralarında milli ve manevi bağlar bulunan, aynı topraklar üzerinde yaşayan ve kader birliği yapmış topluluğun adıdır.

Milliyetçilik nedir? Aynı topraklar üzerinde yaşayanların birbirinden farklı olan ideolojisine milliyetçilik denir. Milliyetçilik, ayrı ırklardan oluşan insanlar arasında bir ideolojik birlik sağlar.

Irkçılık ve milliyetçilik ayrı şeylerdir. Irkçılık, insanların birbirinden üstün oldukları inanç temeline dayanır. Bu da bir çok ihtilaf nedeni olur. Birliğe, beraberliğe ve kardeşliğe manidir.

Bir de kardeşliğe mani olan inancımızda büyük günahlardan biri de cinayettir. Kan davası gütmektir. Hâlbuki suç kişiseldir. Kimse başkasının işlediği suç yüzünden cezalandırılamaz. Bir kimse başkasının günahını yüklenemez. ( En’am:164 )

Cinayet, şirkten sonra en büyük günahtır. Cinayet işleyeni de devlet cezalandırır. Kan davası cahiliye adetlerindendir. İslam bütün cahiliye adetlerini yasaklamıştır.

Müslüman, Türk milliyetçiliği bugüne kadar ırkçı müsamaha ve kardeşlik anlayışı, din, dil, ırk, renk ayrımı gözetmemiştir. Hep “yaratılanı severiz, yaratandan ötürü” anlayışını taşımıştır.

İslam, vatan, millet devlet kavramlarını red etmez. Nesebi inkâr etmez. Nesebin korunması için her tedbiri almıştır. Vatanı, milli manevi değerleri uğrunda öleni şehitlik mertebesi verir.

Cenab-ı Allah dileseydi, insanları tekbir ümmet olarak yaratırdı. Tek millet yaratırdı. Öyle yaratmamış, ayrı ayrı özelliklere sahip topluluklar olarak yaratmıştır.

İslam’ın karşı olduğum milliyetçilik değil, ırkçılıktır. Peygamberi ( as ) milletlerin adlarından bahsetmiştir. Hz. Bilal’e ( Bilal-i Habeşi yani Habeşli Bilal ) Hz. Selman’a da ( Selman-ı Farisi ) demiştir. Veda hutbesinde: “Arap olanın Arap olmayana bir üstünlüğü yoktur.” Diyerek Arap olan ve olmayan milletleri zikretmiştir.

 

a)Irkçılık Ayrımcılıktır:

-Irkçılık üstünlük iddiasına dayanır. Birliğe, kardeşliğe engeldir. Bir ırk üstünlük iddiasında bulununca karşı tarafta ona kendi üstünlüğünü savunacaktır.

Bu durumda tartışmalar olur, kırılma ve kırmalar olur. Irkçılık damarları kabarır. Ayrılıklar ve düşmanlıklar başlar. Tarihte ırkçılık yüzünden cinayetler işlenmiş savaşlar çıkmıştır. İnsanlar ölmüş, zulüm görmüş ve sürgün edilmiştir.

Mesela; Alman ırkının üstünlüğü iddiasıyla Hitler, Almanyaya ve diğer ülkelere felaket getirmiştir.

Irkçılık kazanç değildir. Hiçbir ırkın kendi çabası, kendi yeteneği ile elde ettiği bir farklılık, bir üstünlük yoktur. Arabın Arap olması, beyazın beyazlığı kendi isteği ile olmamıştır.

Diyelim ki, bir insan, soyu sopu ile övünürken bu övünmeyi ana tarafından mı, baba tarafından mı sürdürecektir.

Hangi taraftan sürdürürse sürdürsün biraz ilerde soy sop birbirine karışacaktır. Daha da ilerde Âdem ( as ) a dayanacaktır.

İslam insanın ailesini soyunu, sopunu, milletini sevmesine mani değildir. İnsan yakınlarını hısım akrabasını elbette sevecektir. Onlara karşı görevlerini yapacaktır. Peygamber ( as ) “ İnsanın kavmini sevmesi, ırkçılık değildir” demiştir.

Yasak olan, ırkını üstün görmek eşitsizlik, adaletsizlik yaparak başkalarına kötülük yapmak, zulmetmektir.

Ebul Fasile ( ra ) Peygamber ( as )a:

-Kişinin soyunu ırkını sevmesi ırkçılıktan mıdır Ya Rasulallah? Demiş:

-Hayır, ancak kişinin soyuna ırkına zulüm üzerinde yardım etmesi ırkçılıktır. Cevabını almıştır. ( İbn-i Mace:3449 )

Kendi ırkı ile övünenler için Peygamber Efendimiz:

“Hepiniz Âdem’in neslindensiniz. Âdem ise topraktandır. Bir kısım insan cehennem kömürü olan kimselerle iftihar ederler, övünürler. İşte bunlar, ya bu övünmeden vazgeçerler, ya da Allah nezdinde pisliği burunlarıyla yuvarlayan mayıs böceklerinden daha değersiz olurlar.” Der. ( Hadis Ans:4 / 259 )

İmam-ı Şafi Hz.lerine göre ırkçılık yapan büyük günah işlemiş olduğundan şahitliği kabul olmaz demiştir.

İslam ırkçılığı reddettiği için, kölelikten efendiliğe, valiliğe, komutanlığa yükselenler olmuş, Ensar muhacirler, inanmayan kimselerin kabul edemeyeceği fedakârlık örnekleri vermişlerdir.

Osmanlı, 6 asır kıtalara hükmetmiş, çeşitli ırklarla insanca, kardeşçe yaşamıştır.

İran asıllı Sahabi olan Ebu Ukbe ( ra ) şöyle anlatır:

Uhud harbinde Allah’ın Rasülü ile beraber savaştım. Savaş sırasında bir putpereste kılıcımı salladım, sallarken:

-Ben İranlı bir yiğidim, “ al bakalım ” deyip kükredim. Beni duyan Peygamber şöyle dedi:

-Niçin böyle söyledin. “ Ben müslüman bir gencim demeliydin”

 

c)Irkçılık Fitne Sebebidir:

Irkçılık toplumu böler, ümmet şuurunu öldürür ve anarşiye neden olan fitneler çıkarır. Bugüne kadar düşman, ırkçılık silahı ile başta bizi ve Müslümanları bölmek istemiştir.

Irkçılık uzlaşma değil, anlaşma, birleşme değil ayrılık sebebidir. Irkçılık üstünlük inancına dayandığından farklı sevmeyi, farklı davranmayı gerektirir. Bu da vicdanın, İslam’ın kabul etmeyeceği bir adaletsizliktir. Maide suresinin 8. ayetinde Rabbimiz: “ Bir millete olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin.” Buyurur.

İnsanı renklere, ırklara ayıran Cenab-ı Allah’tır. Rengi, ırkı konusunda insanın rolü, tercihi, gayreti ve çalışması olmamıştır. Bu sebeple ırkçılık övünç vesilesi yapılamaz. Yapılmamalıdır. Çünkü insanlar bir asıldandır Ademle Havva dan türeyip üremişlerdir.

Irkçılık, kardeşliğe engeldir. Kardeşleri ayıran, inanç ve ideolojik birliği bozan bir fitnedir. Ayrılığı tahrik eden bir husustur. Bugün İslam kardeşliğini bozan ve İslam dünyasını parçalayan, kardeş kanının akmasına neden olan en büyük fitne ırkçılıktır.

Asırlarca ayrı ırk ayrı din, ayrı dilden olanların din kardeşi olarak bu topraklarda yaşamış, Çanakkale de, milli mücadelede omuz omuza varlığımız savunulmuştur.

İnsanlar arasında barışı kardeşliği ırkçı düşünce ile sağlamak mümkün değildir. Bugün ülkemizde Laz, Kürt, Türk, Çerkez kimliğinin tanınması, ırkçılığın ön plana alınması ülkeyi bölecektir.

Osmanlı, ırkçılık taassubu, ırkçılık fitnesi ile bölünmüş, parçalanmış, küçültülmüş ve yıkılmıştır. Osmanlının son zamanlarında içte ittihatçılar “ Osmanlının efendisi, Türkler olacaktır” diye ortaya çıkmış, Osmanlı parçalanmıştır. Dışarıdan da Hıristiyan alemi ırkçılık illeti ile Osmanlıyı bölmüştür.

Irkçılık bölücülüktür, ırkçılık batı illetidir. Batı bununla asırlarca kardeşçe yaşamış insanımızı birbirine düşürmüştür, İslam âlemini birbirine düşürmüşlerdir. Irkçılık yüzünden Osmanlıdan ayrılıp arkadan vuran İslam ülkeleri olmuştur.

Osmanlının güçlü olduğu dönemlerde kimse hor görülmemiş, dışlanmamış herkes kardeş olarak yaşanmıştır. Osmanlının son zamanlarında tanzimatla beraber bu kardeşliği bozmak için, sinsice Türkçülük akımları başlamıştır. İç ve dış destekli bölme ve parçalama işine girişilmiş, üstün ırk iddiasıyla üvey kardeşler küçümsenmiş, horlanmıştır. “ Ne mutlu Türküm diyene” ve “ Bir Türk dünyaya bedeldir” denmiş, kader birliği yaptığımız insanlar dışlanmıştır.

Batı kendi dışındaki mevcut ve muhtemel güçleri zarara uğratmak, hatta yok etmek için ırkçılık fitnesine başvurmuştur. Asya da Ortadoğu da ırki özellikler canlı tutulmaktadır. Hâlbuki Amerika da sayısız din ve ırktan oluşan Amerika birleşik devletlerinde ırklar, dinler, diller hiçbiri sorun teşkil etmezken, İslam ülkelerinde ırkçılık tahrik edilerek tırmandırılmaktadır. Azınlıklar kışkırtılmaktadır. Devlet kurmaları istenmektedir. Çünkü çok devlet, çok ihtilaf demektir. Çok ihtilaf ise batının ezeli fitnesidir. Batının bu oyunu bozulmalıdır.

Avrupa da başka azınlıkların kimliklerini korumalarına ve geliştirmelerine asla müsamaha ve müsaade etmezken, başka yerlerdeki azınlıkların dilleri, kültürleri ve ırklarıyla yakından ilgilenilmektedir.

 

  1. d) Irkçılık İslam Kardeşliğine Engeldir:  

Cenab-ı Allah Kur’an’da: “Müslümanlar kardeştir” buyurur. Her ırkta, her renkte insanı Allah yaratmıştır. Herkes Allah’ın kuludur.

Mimar Sinan çıraklarına:

-“Gidin işe yaramaz bir taş getirin” der. Çırakların her biri yamuk, çürük taş getirir. İçlerinden biri eli boş gelir. Ona:

-Niye eli boş geldin, hiç taş bulamadın mı? Der. Çırak:

-Taş çok ama işe yaramayan bir taş bulamadım. Hepsinin yapıda bir yeri var der.

Müslümanlar da böyledir. Kale duvarlarını oluşturan taşlar gibidir. Taşlardan biri “ Ben çekiliyorum” dese duvar ayakta duramaz.

Ashab-ı Kiram ırkçılık yapan ırkı övenleri münafık ilan etmişlerdir. Bu konuda Allah Rasulünün ciddi ikazları olmuştur.

Bir gün Evs ve Hazrec arasında samimi havayı hazmedemeyen Kays bin Mutata isimli birisi şunları söylemişti:

“Haydi, Evs ve Hazrecliler Rasülüllaha hizmet ettiler diyelim. Ama şu Habeşistanlı Bilal, şu Rum diyarında Suheyb, şu Farslı Selman’a ne diyeceğiz? Bunlar da kim oluyor?”

Bu sözleriyle Kays tamamen ırkçılığa girmiş, Arap olmayan Müslümanları küçümsemeye kalkmıştı. Hemen yerinden fırlayan Muaz bin Cebel adamı aldığı gibi Rasülüllaha götürdü ve “ Ya Rasülüllah, bu münafık için ne buyurursunuz? “Şu Araptır, şu Arap değildir” diye müslümanlar arasında ayrılık sokuyor, ırkçılık yapıyor, Arabı diğer milletlerden üstün tutmak istiyor dedi. Öfkelenen Allah Rasülü minbere çıkıp şu konuşmayı yaptı:

“ Ey insanlar! Rabbiniz yalnız bir Rabdir. Babanız yalnız bir babadır. Dininiz yalnız bir dindir. Araplık ve ananızda, ne babanızdadır. O sadece din farkından ibarettir” buyurdu.

Kendisi Arap olmasına rağmen, bu konuda son derece hassas olan Hz. Muaz, hala eliyle adamın yakasından tutuyor, “ Ne buyurursunuz Ya Rasülellah” diyordu. Rasülellah da “ Bırak cehenneme kadar yolu var” buyurdular.

Ebu Leheb’in Dürre adında kızı vardı. Ailesine rağmen müslüman oldu. O da diğer müslümanlar gibi Medine’ye göç etti.

Ebu Leheb’in kötülüğünü gören bazı kadınlar Tebbet suresini okuyup, “ Sen Ebu Leheb’in kızı değil misin? Hicretin sana ne faydası var? Dediler.

Dürre ( ra ) çok üzgün olarak Allah Rasulüne durumu anlattı. Peygamberimiz onu teselli ettikten sonra oradaki Müslümanlara şunları söyledi:

-Bazıları beni niçin soyum ve akrabalarımdan dolayı incitiyorlar. Kimi soyumdan gelenleri incitirse, beni incitmiş olur. Beni inciten de Allah’ı kızdırmış olur.

Ölü sebebiyle diri incitilmez. Ölenler aleyhinde konuşarak dirileri incitmeyiniz.”

 

e)Üstünlük Takvadadır:

İnancımıza göre üstünlük ölçüsü takvadadır. Peygamber Efendimize:

-İnsanların en iyisi kimdir? Diye sorulmuş O da:

-İnsanlara en çok faydalı olandır buyurmuşlardır.

Peygamberimiz, yanında heyecanlanıp titremeye başlayan birine:

-Sakin ol. Ben Kureyşli kuru ekmek yiyen bir kadın oğluyum diyerek onu sakinleştirmiştir.

Allah’ın Rasülü Arapların arasından seçilmiştir. Allah’ın yüce kitabı Kur’an, Arapların dili ile inmiştir. Cennet halkının dili Arapça olarak takdir edilmiştir. Bunlar başka ırklar da yoktur. Buna rağmen Arap üstünlük iddiasında bulunamaz. Çünkü meşhur Veda Hutbesinde: “Arabın Arap olmayana üstünlüğü yoktur” demiştir. Allah Rasülü.

İslam dini ırka, renge, bölgeciliğe değil, imana, amele önem verir. İmanı sağlam, ameli iyi olanın Allah yanında değeri vardır. İmanı, ameli olmayanın da hiçbir değeri yoktur.

Üstünlük ölçüsü mal, mülk, makam, mevkii, soy sop olamaz. İnanan Allah’tan korkan, Allah’ın kullarına faydalı olan her zaman diğer insanlardan üstündür.

Hucürat suresinin 13. ayetinde: “ Allah yanında en değerliniz Allah’tan en çok korkanınızdır” buyrulurken Peygamberimiz de: “ Allah şekillerinize bakmaz, kalplerinize, amellerinize bakar” demiştir.

İslam tarihinden bir örnek daha vermek istiyorum.

Ebuzer ile Bilal’i Habeşi arasında bir kırgınlık olmuştu. Bu sırada Ebu Zer, Bilal’i Habeşiye:

-Siyahın oğlu demişti. Bunu Peygamber duymuş ve Ebu Zer’e:

-Onu annesiyle mi ayıpladın. Sen öyle bir adamsın ki, sende hala cahiliye kokusu var demiştir.

Üstünlük renkte, ırkta değildir. Şairin ifade ettiği gibi:

“İnsanın şerefi, ilim ve edepledir.

“Sanma ki şeref, mal ve nesepledir.”

Şeyh Sadi Şirazi de Gülistan da:

“Gül dikenden, İbrahim Azerden olmuştur” der.

Kıyamet gününde ırk sorulmayacak, ameller sorulacak. “ Kime mensupsun, kimin oğlusun? Denmeyecek. “Er kişi niyetine” diye namazın kılınacak.

Kur’an da: “Sura üflendiğinde aralarında ki soy yakınlığı hiçbir fayda vermez. Birbirleri ile yardımlaşamazlar. Birbirlerine hiçbir şey soramazlar.” (Mümin:101 ) diye bildirilmiştir.

Üstünlük, asalet, faziletten gelir. Üstün ırk yoktur. Faziletli insan faziletli toplum vardır.

 

Şair:  “ Edep iledir, Kemali Âdem,

“ Edep iledir, nizam-ı âlem.

“ Edep bir taç imiş nur-u Hüdadan,

“ Giy o tacı emin ol her beladan” diyor.

Ahlakı alçaltan kimseyi soyu sopu ve övünç vesilesi yaptığı şeyler yükseltemez. Sözün kısası; üstün ırk yok, faziletli insan, faziletli toplum vardır.

Rabbim birliğimizi beraberliğimizi bozmasın. Kardeşliğimiz devam etsin İnşallah.

 


Bu yazıyı 728 kişi okudu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here